Sii ve Sunni( TÜRK ve KÜRT Kardestir) Asagilik Amerika , Israil,ingiltere v.b.katildir

Ana sayfa
bunlari biliyor muydunuz?
hadis ilmi ve uydurmalar
Ümmet
Cihad hükmü
Dini Bilgiler ve Fetvalar
hadisler
islami konular
Dini Sohbetler1
Dini Sohbetler2
Olüm Ve Ahiret
dini sohbetler3
mezhep imamlari ve fikih
Iran Kultur Evi
Masonlar,siyonistler ve fikir akimlari
Amerika ve Siyonistler
Iman ve Insan
SAHABE IKLIMI
kiyamet alametleri
MUCIZATI ISLAMIYYE
boykot israel
dini sorular ve cevaplar

 
 EY ALLAH'IM ÖMRÜMÜZÜ AFFINLA SONA ERDİR
 
AMELİMİZİ RAHMETİNİ ANMAYA YÖNELİK KIL
 
RIZADA ULAŞMAYA YOLLARINI BİZLER İÇİN KOLAYLAŞTIR
 
VE BÜTÜN HALLERİMİZDE AMELİMİZİ GÜZELLEŞTİR.

 
 
 
if you want  to join the islamic web sites click the upper
 

 

Detaylar Ürün Takip İletişim Projeler
Adınız soyadınız :
E-mail adresiniz :
Telefon numaranız:
İl ve İlçe :
Konu :
Mesajınız :
 

Lütfen okuyun!

Bizimle iletişime geçmeden önce "Detaylar" bölümündeki bilgileri inceleyiniz. Mesaj bölümünde size ulaşabileceğimiz "E-Mail" bölümünü doğru doldurunuz. Mesajınızda "Bulunduğunuz şehir", "İstediğiniz ürün miktarı" ve "telefon numarası" da eklerseniz seviniriz.

Diğer iletişim bilgileri

Bize ulaşabileceğiniz telefon numarası:
0534 946 69 91 (Safa Aldemir)
0554 711 75 65 (Nevzat Kılınç)
0532 517 71 65 (Murat Özer)
E-Mail adresimiz:
intifadaproject@hotmail.com

Anasayfa | Hakkımızda | Referanslar | Destek | E-Mail Grubu
Copyright İ İntifada Project
designed by IntifadaProject
   http://www.gazzedestek.com/

 
İmam Hamenei : Savaşa Hazır Olun
İran İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamenei'nin devrim muhafızları ve askeri güçlere "hazır olun" emri verdiği ileri sürüldü
24 Haziran 2008 / 11:51

Siyonist İsrail rejminin İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik askeri saldırı hazırlıklarına başlaması ve bir hava tatbikatı düzenlemesinin ardından İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamenei'nin devrim muhafızları ve askeri güçlere "hazır olun" emri verdiği ileri sürüldü.

Siyonist rejim askeri istihbarat kaynaklarına yakınlığı ile bilinen DEBKA adı internet sitesinde yer alan habere göre, İsrail'in İran'a saldırmak için Yunanistan ile bir hava tatbikatı düzenlemesinin ardından İslam Devrimi Lideri İmam Hamenei'nin de devrim muhafızları ve İran ordusuna "savaş için hazır olun" emri verdiğini ileri sürdü.

İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer enerji programını kendi varlığı için ölümcül bir tehdit olarak algılayan ve İran'a karşı savaş hazırlıkları içine giren siyonist İsrail rejiminin ilk olarak bir NATO ülkesi olan Yunanistan ile ortak bir askeri tatbikat yapması, siyonist İsrail rejiminin, Afganistan'da olduğu gibi İran'a karşı NATO ile birlikte hareket etmeyi planladığı şeklinde yorumlanıyor. 

İsrail'in Akdeniz'deki Girit adasının güneyindeki Yunanistan'ın Souda hava üssünde 40 kadar F 15 ve F 16 savaş uçağını üslendirdiği bildirildi.

İran Hava kuvetleri komutanları ve subayları İmam Hamenei'ye tekmil verdi 

 

 

velfecr

 
          http://www.radyo7.com.tr/

Herkes Bu Fotoğrafları Konuşuyor
 
 
Alttaki fotoğrafa bakarak bunların Lübnan, İran ya da Irak’ta çekildiğini sanmayın. Bu fotoğraflar Nijerya’da bundan bir sene önce çekildi...

24/06/2008

Alttaki fotoğrafa bakarak bunların Lübnan, İran ya da Irak’ta çekildiğini sanmayın. Bu fotoğraflar Nijerya’da bundan bir sene önce çekildi. Bu resimler bir anlamda Sahra Afrika’sındaki Hizbullah ve İslam devrimin yükselişinin de göstergesi sayılıyor.

Bu resimlerin ilginç de bir hikayesi var. Middle East Times tarafından basılana kadar (ki onlar da nereden geldiğini bilmiyorlardı) bu resimler sürgündeki Lübnanlılar arasındaki e-postalarda gizli kaldı. Ta ki, France24’ün Nijerya uzmanı Hasan Souley gözlemcisinin bundan bir yıl kadar önce 30 Ağustos’ta Nijerya’nın Zaria şehrinde Mehdi’nin ölümünün anılma törenlerinde çekildiklerini söylene kadar.

Fransa’nın Poitiers Üniversitesi’nde Nijer ve Nijerya’daki İslami uyanış üzerine araştırmalar yapan Souley, bu tür törenlerin 80’lerdeki dikta rejimlerinin yasaklarının kalktığı ve demokrasinin tesis edildiği 1992’den beri yapıldığını söylüyor.

Silahsız hareket

Souley’e göre, Nijerya’daki Şii hareketin en ilginç yönü İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullah’ından alınan sembolizmin uğradığı değişim. Souley’in tespiti ise şöyle:

“İnsanların ellerinde Hasan Nasrallah’ın ya da Hameney’in resimlerine taşıdığına bakarak, Nijerya Şiileriyle Orta Doğu’yla ilintili olduğunu söylenemez. Ben buradakine, “Tropik Şiilik” adını veriyorum. Çünkü buradaki insanlar silahsız. Nijerya hükümeti asla buna izin vermez. Hükümet sadece, “Müslüman Kardeşler”e özel üniforma (muhtemelen Çin malı) giymelerine ve istedikleri bayrak, sembol ya da posterleri taşımalarına izin verir.”

Sayıları 2 milyona yaklaşan Nijerya’ya özgü bu Şii hareketi tamamıyla silahsız ve sadece yardımlarla ayakta kalıyor. “Ülke dışından yardım almalarının imkansız zira hükümet para transferini sıkı kontrol ediyor” diyen Souley’e göre, Lübnan etkisi de yok derece az çünkü “ülke dışında yaşayan Lübnanlıların ekserisi Hıristiyan”.

Sahra Afrika’sında ideolojinin arkasında, diktatörlük sırasında hapishanelerde yatan ve İran’da uzun zaman geçiren Şeyh Zakzaki bulunuyor.

Haber Merkezi / TIMETURK

 

Nijerya'daki Hizbullah yanlısı İslami hareketin lideri Şeyh Muallim Zekzeki


 
Bazı Alevi dernekleri siyonizmin uşağı
Kamuoyunda tartışma konusu olan ve bazı Alevi örgütlerinin tepki gösterdiği Bilkent Otel’deki Alevi iftarını...
15 Ocak 2008 / 08:00
Kamuoyunda tartışma konusu olan ve bazı Alevi örgütlerinin tepki gösterdiği Bilkent Otel’deki Alevi iftarını Vakit’e değerlendiren Karacaahmet Dergâhı Başkanı ve Alevi Dedesi Muharrem Ercan, iftara, hükümete tepki için değil, organizasyon lüks bir mekânda yapıldığı için katılmadıklarını açıkladı.

Karacaahmet Dergâhı Dedesi Ercan, iftarın Alevilere hayırlı uğurlu olmasını temenni ederken, “Biz güzel oluşumlardan yanayız. Bu Başbakan da Cumhurbaşkanı da hepimizin.” diyerek hükümetin Alevi açılımına sıcak baktıklarını ifade etti.
AYRIŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR SİYONİST
Alevi Dedesi Muharrem Ercan, özellikle hükümetin Alevi açılımlarının bazı kesimleri rahatsız ettiğine dikkat çekerek, “Şimdi birlik ve beraberlik zamanı” dedi. Türkiye’de Alevi-Sünni ayrımının siyonizmin bir filmi olduğunu belirten Ercan, “Allah bir, Kur’an bir, Muhammed Mustafa bir. Var mı ayrı olan bir şey? Aleviliğe İslâm dışı diyenleri asla kabul etmiyoruz, bunu iddia edenler siyonizmin esiri olanlardır” dedi.
MİSYONERLER ALEVİLERİ İSLÂM DIŞI GÖSTERİYOR
Alevilerin Türkiye’de yıllardır bazı çevrelerin arka bahçesi olarak görüldüğünü ifade eden Ercan, misyonerlerin Alevileri İslâm dışı göstererek asimile ettiğini söyledi. Özellikle İstanbul’da mahalle aralarında bile misyonerlerin faaliyet gösterdiğini belirten Ercan şöyle devam etti: “Mahalle aralarında bile misyonerler çocuklarımızı Müslümanlıktan soğutmak için faaliyetler gösteriyor. Siyonizmin uşağı olan misyonerler Alevi-Sünni demeden Müslüman evlatlarını Hıristiyanlaştırmak için uğraşıyorlar. Bunu yaparken de özellikle Aleviliği İslâm’ın dışında göstererek Alevileri sapkınlığa teşvik ediyorlar. Benim tanıdığım birçok Alevi, misyonerlerin tuzağına düşerek Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçti. Misyonerler, Alevilik İslâm dışıdır söylemleri ve Alisiz Alevilik fikri ile bizim toplumumuzu İslâmiyet’ten uzaklaştırıyor. Şimdi bunların karşısında durma zamandır.”

vakit

 
"Şii-Sunni İhtilafı İthal Malıdır"
İran cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad öz İslam'ın gerçek ve mantığının Amerika'da tanıtılmasının zaruri olduğuna vurgu yaparak...
24 Aralık 2007 / 15:18

İran cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad öz İslam'ın gerçek ve mantığının Amerika'da tanıtılmasının zaruri olduğuna vurgu yaparak Şii Sünni ihtilaflarının ithal konular olduğunu, çünkü İslam'ın tek bir hakikati söz konusu olduğunu ve içinde tek bir Allah, tek bir Kuran'ı Kerim ve tek bir peygamber bulunduğunu söyledi.

Amerikalı Müslümanlardan bir heyetle görüşen İran cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Mina vakfesi sırasında yaptığı açıklamada müstekbir cephenin sürekli kendi sorunlarını İslam dünyasının içine taşıdığını kaydetti.
Ahmedinejad açıklamasını şöyle sürdürdü: Amerika muktedir, sorumlu bir Irak ve sonuçta birlik içinde bir İslam dünyası istemiyor. Dünya istikbarı İslam dünyasının çeşitli bölümlerini işgal ederek oraların anayasalarını mezhepler ve etnik yapılar arasındaki ihtilaflar üzerine yazdırıyor. Bunun örneğini Bosna ve Lübnan'da gördük ve şimdi de Irak ve Sudan'da aynı senaryolar uygulanmaya çalışılıyor.
İslam düşmanlarının varlığının siyonizmle bütünleştiğini vurgulayan cumhurbaşkanı Ahmedinejad, siyonizmin İslam düşmanlarının ortak noktası olduğunu ve Siyonistlerin hesabının Yahudilerden ayrı tutulması gerektiğini kaydetti.

İslam dünyasının bu gün çok önemli bir görevi bulunduğunu hatırlatan cumhurbaşkanı Ahmedinejad günümüzde Marksizm'in yenilgiye uğradığını ve liberal demokrasinin hatta Avrupa kıtasının göbeğinde sonuna yaklaştığını ve bu gün artık sadece öz İslam'ın beşeriyetin ihtiyaçlarını karşıladığını vurguladı.
Görüşmede Amerikalı Müslümanları temsil eden heyet de bu ülkedeki Müslümanların durumundan bir rapor sunarak İslam dininin dünya barışı ve adaletin sağlanması üzerindeki etkisine vurgu yaptı.

 
 İSLAM DİNİNE YÜCE KUR'ANA VE S.A.V. EFENDİMİZE KARŞI YÜRÜTÜLEN SALDIRILARI ŞİDDETLE VE LANETLE KINIYORUZ...

 

"İran'la Birlikte Amerika'yı Yeneceğiz!"

03 Temmuz 2007
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ülkesiyle İran’a arasında gelişen ilişkilere değinerek “dayanışmamızla ABD emperyalizmini yeneceğiz” dedi.   

İran’da Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la ve İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei ile görüşen Chavez, çeşitli temel atma törenlerine katıldı. İran’la Venezüella arasında ortak petrol şirketi kurulmasını da öngören çeşitli anlaşmaların imzalandığı ziyarette iki ülke devlet başkanları ortak bir basın toplantısı düzenledi.

İrna haber ajansının bildirdiğine göre İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad dünyanın birçok bölgesinde özellikle Latin Amerika ülkelerinde anti-emperyalist dalganın çok güçlü olduğunu, dünya emperyalistlerinin temellerinin sarsıldığını ve direnişli zafere ulaşılacağını söyledi.

Ahmedinejad Tahran’da Venezüella Cumhurbaşkanı Hugo Chavez ile görüşmesinde İran’ın bağımsız ülkelerle ilişkililerini geliştirmek istediğine değinerek, İran ve Venezüella arasında gelişen işbirliğinin bağımsız Latin Amerika ülkeleriyle de ilişkilerin gelişmesine zemin hazırlayacağını belirtti.

Ahmedinejad bağımsız özgürlükçü ülkelerin işbirliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesinin zorunlu olduğuna değinerek, Latin Amerika ülkelerinin önemli potansiyellere sahip olduğunu, kurulacak ortak ticaret şirketi, sanayi ve ticaret fuarları, ortak yatırım fonu gibi girişimlerle Latin Amerika ülkeleri ve diğer ülkelerle işbirliğinin geliştirilebileceğini vurguladı.

Chavez de bu görüşmede Latin Amerika ülkelerindeki son durumu anlatarak, İran ve Venezüella gibi bağımsız ülkelerin işbirliğinin emperyalizmin kırılması ve halkların kurtuluşu için önemli rol oynadığını söyledi. Chavez bağımsız Latin Amerika ülkelerinin birbirleriyle işbirliğine değinerek, Latin Amerika ülkelerinin İran’ın çeşitli alanlarda elde ettiği deneyimlerden gelişme ve ilerleme yolunda yararlanabileceğini belirtti.

Fars haber ajansının bildirdiğine göre ise İran’a 6 yıl içerisinde 8 ziyarette bulunduğunu belirten Chavez, bunun sayının iki ülke arasındaki derin ilişkiler düşünüldüğünde az olduğunu söyledi. İran İslam Devrimi’nin kaynağını İslam Peygamberi’nden ve İran’ın köklü kültüründen aldığını belirten Chavez, İran’ın zenginliklerin sahip olduğu maddi servetin çok ötesinde olduğunu ifade etti.

İran’ın köklü bir tarihe ve medeniyete sahip olduğunu, birçok bilim adamı, filozof ve sanatçı yetiştirdiğini belirten Hugo Chavez, “ABD emperyalizmi tüm bu zenginlikleri görmezden gelerek İran’da bir avuç vahşinin yaşadığı imajını vermeye çalışmaktadır; halbuki asıl vahşiler ve barbarlar Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atom bombaları atanlardır” dedi.

ABD’ye ve Batı’ya yönelik eleştirilerini günümüze ilişkin örneklerle de arttıran Chavez, “Barbarlar, Irak’a saldırıp Irak halkını bu duruma getirenlerdir. Barbarlar, mazlum Filistin halkına savaş dayatanlardır.  Barbarlar, Amerika’ya gelip bizim kültürümüzü ve medeniyetimizi yok edenlerdir. Barbarlar Latin Amerika’daki binlerce yıllık İnka Maya ve Aztek kültürünü ve medeniyetini yok edenlerdir” dedi.

“Manevi bir ruh peşinde olanları İran’a davet ediyorum” diyen Chavez, İran’ın sahip olduğu manevi zenginlikle Avrupa ve Batı değerlerine karşı değerler yarattığını belirterek “bu ilerleme sermaye biriktirme politikasına karşıdır; çünkü İslam medeniyeti, bencil ve kapitalist Batı medeniyetinden farklıdır” dedi.

İran’la Venezüella arasındaki ilişkilerin tesadüfi olmadığını da belirten Chavez, “Güney Amerika’da yeni bir medeniyet şekillenmektedir. Biz de özümüze ve köklerimize dönüyoruz, biz önceki geleneksel değerlerimize dönme peşindeyiz. Bu ne Avrupa değerleridir ne de kuzey Amerika değerleridir. Bu, yoksulların özgürlüğü için çalışan antiemperyalist ve devrimci Hz. Mesih’e imandan neşet etmektedir. Devrimci Venezüella’nın gücü buradan gelmektedir.” dedi.

Konuşmasının sonunda İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a sarılan Chavez, “İşte bu dayanışmanın korkusundandır ki İran’a geldiğimde şeytan rahatsız olmaktadır, bizim ellerimizi birbirimize kenetlediğimizi gördüğünde şeytan kızmaktadır” dedi. 

yakındoğuhaber

 İRAN BİR HİSARDIR MUHASARA EDİLEMEZ. İSRAİL HARİTADAN SİLİNMELİDİR. AŞAGILIK AMERİKAYI AYAKLARIMIZIN ALTINA ALACAGIZ İNŞAALLAH

selamlar olsun ki o dosdogru yolu takip edenlere  ...  selamet o insanlara ki  dogru yolu önce kuran-ı kerim i iyi anlamak için çaba sarfedenlere  sonra  s.a.v   efendimizi iyi anlamak için araştıranlara.....  tabii ki ( etrafta bir çok uydurma ve zayıf hadisler dolaşmaktadır. bunları iyi araştırmak lazım gelir.  saglam hadisler varken  uydurmalarla ugraşmak abestir ve yanlıştır... sonra alimlerin içtihatlarını iyi araştırmak lazım gelir. hangi içtihad daha uygun ve dogru ise onları almak lazım gelir...  tavsiye ettigimiz şey ise işi ehlinden ögrenmek.. mesela  ayetleri genel olarak müfessirlerden   mesela  örnek olarak seyyid kutup, mevdudi,muhammed esed,mustafa islamoglu,reşid rızanın menar tefsiri, ibni kesir v.s...
 hadisleri ise muhaddislerden ögrenmeliyiz..mesela   ibni kesir,
imam-ı leknevi,Ali el kari,şevkani,ibni teymiyye,imamı elbani,sagani,ve ıraki gibi muhaddislerden ögrenmeliyiz...
                
     yusuf el kardavinin dedigi gibi tasavvuf , tarikat ,rekaik ve vaaz tipi ,kitapları okumaktan sakınalım.. çünkü  dogrularının oldugu gibi  bidat ve uydurmaları  da vardır.
    gerçek tasavvuf a diyecegimiz yok..ama maalesef şuan güzel bilgilerin oldugu kadar hurafe ve bidatlerle doludur..
 
 tek çare kuran ve sünnet gerisi teferruattır

 
 
 
 
                                                 News from Lebanon
 

selam olsun hidayete  tabi olanlara   
 
       kürt sorununa tek çare islami bir usül ile çözüm bulunulabilir..  siyasal, sosyal ve ekonomik haklarla  ...  kürt sorunu var diye fikren ne pkk ya ne de derin devlete destek vermekten YÜCE  ALLAH  a  sıgınırız..   kavgayla ve çatışmalarla  çözüm olmaz.. hepimiz islam çatısı altında yaşamalıyız.. ırkın pek önemi yok.üstünlük takva ile olur.
 
   13- Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için siz halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Hiç şüphe yok Allah, bilendir, haber alandır.(hucurat süresi)
 
20-Sizi topraktan yaratmış bulunması, O'nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz.
21- Onda 'sükûn bulup-durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
22- Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı (farklı ve değişik) olması da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır.(rum süresi)
 
 

 

Gülen, CIA ajanı mı?
Yüksel, Dr. Necip Hablemitoğlu'nun raporundan yararlanarak hazırladığı ek delil dosyasında Gülen'in ABD'de FBI çiftliğinde yaşadığını iddia etti

Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen'in yargılandığı Ankara 2 Nolu DGM'ye sunduğu ek delillerde, Gülen'in CIA ile bağlantısı olduğunu ileri sürdü. Yüksel bu iddiasını, 10 yıldır Gülen Cemaati üzerine araştırmalar yapan Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Öğretim Görevlisi Dr. Necip Hablemitoğlu tarafından hazırlanan "Etki Ajanları Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar" konulu rapora dayandırdı.

Raporda, halen ABD'de bulunan Fethullah Gülen'den "Hoca efendi" diye söz edildi ve Gülen'in, CIA'ya gönüllü ajanlık yaptığı ve FBI tarafından Pennsylvania eyaletinde kendisine tahsis edilen özel bir çiftlikte koruma altında bulunduğu iddia edildi. Yüksel, ek delillerle ilgili 8 sayfalık sunuş yazısında, Dr. Hablemitoğlu'nun raporundan yaptığı alıntılarla Gülen'e ağır suçlamalarda bulundu:

İŞTE İDDİALAR
* ABD'nin tüm dünyadaki tarikatlara ön gördüğü modeli ülkemizde Fethullahçılar uyguluyor. Laik Cumhuriyetimiz için en büyük tehdit ollan tarikatın arkasındaki dış desteğin ABD olduğunu, Türkiye'de ve dünyada bilmeyen yok.

* Hoca efendi, kalabalık mahiyeti ve 24 saat yanından eksik olmayan doktorlarıyla birlikte Pennsylvania eyaletinde özel bir çiftlikte yaşıyor. Çiftliğin bulunduğu bölge FBI koruması altında. FBI tarafından Fethullahçılara 1991 yılında tahsis edilen bu çiftlikte, YÖK ya da MEB tarafından bu ülkeye gönderilen Fethullahçı yüksek lisans öğrencilerinin örgütlenme toplantıları gerçekleştirdikleri biliniyor. CIA yetkilileri ile Eyalet valisinin temasları sonucunda, cemaatin eyalet sınırları içinde bir de okul açtığı gelen duyumlar arasındadır.

* ABD Büyükelçiliği ve konsoloslukları, hoca efendilerini ziyaret edecek tüm ziyaretçilerin vize problemini -10 yıllık vize vererek-çözümlemektedir.

* Fethullahçı yapılanma CIA'nın öngördüğü tarikat (sözde sivil toplum cemaati) modeline (Mormon, Moon, Scientology) gibi tıpa tıp uymaktadır. ABD için hiyerarşinin sadece tepesini kontrol altında tutmak yeterlidir. Çünkü cemaat disiplini nedeniyle toplumda sıkıntı yaşanmayacaktır.

MİT AJANIYMIŞ
* Bizzat kendi yandaşlarının açıklamalarına göre hoca efendi yakın zaman öncesine kadar, Türk devletinin istihbarat örgütlerine ajanlık yapmaktaydı. CIA ile bağlantısının gelişmesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti statüsü içinde bir süre daha devam etti. Ta ki bu çarpık ilişkiyi Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT fark edinceye kadar kamuoyu onları barışın simgesi olarak tanımaya devam etti.

* Fethullahçılara göre, Humeyni bir gün nasıl İran'a dönmüşse, hoca efendileri de öyle anlı-şanlı dönecek ve Çankaya'ya oturacaktır.

* Bir taraftan ABD ile ilişkilerini sürdüren Fethullahçılar, diğer taraftan Vatikan, Fener Rum Patriği, Musevi Hamam Başısı derken, çeşitli ülkeler arası kuruluşlarla da paslaşmaya başlamışlardır.

Hablemitoğlu: Raporum doğru
GÜLEN'LE ilgili geniş kapsamlı bir araştırma yaparak rapor hazırlayan Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Öğretim Görevlisi Dr. Necip Hablemitoğlu, Gülen-CIA ilişkisini doğrulayan somut belge ve bilgilerin devletin istihbarat brimlerinde bulunduğunu savunarak, şunları söyledi:

"Gülen Cemaati'ne ilişkin araştırmalarım 10 yıldır devam ediyor. Gülen'in okullarını araştırdım ve o okullarda öğretmen kadrosu ile görev yapan ABD vatandaşlarını tanıdım. Gülen ile ABD ve CIA arasındaki yakın ilişkiyi ise ABD'de yaptığım araştırmalarla saptadım. Benim tesbitlerimin bir çoğu, devletin istihbarat birimleri tarafından da biliniyor. İlgili brimlerde ses ve görüntü kayıtlarını da içeren somut deliller var."

Ersin BAL

   
        www.ozgurcocukkulubu.com

 
 
          http://www.70milyonadim.org/






                      http://www.yardimeli.org.tr

İNSAN ÖLÜNCE NELER OLUYOR OKUYUN DA GÖRÜN
     
Bedenin Ölümü (Dışarıdan Görünen Ölüm)
Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken, geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler.
Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için.
Peki öldükten sonra bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç?
Bir gün öleceksiniz. Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.
Böylece ölümü tatmaya başlayacaksınız.
Bu andan itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu "ben" dediğiniz ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle birlikte bedeninizi başka insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, "daha dün buradaydı", "dağ gibi adamdı" diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasilhaneye götürecekler. Görevli, kaskatı kesilmişolan bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikar hale gelecek. Morarmalar başlayacak.
Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa doğru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz yazılı... Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son işyapılacak. Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavaşyavaşkefeni örtecek. Biraz sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın hiçbir anlamı kalmamışolacak. Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık görüşemeyecek. Beden için var olan tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak.
Öldükten Sonra Ne Hale Geleceğinizi Hiç Düşündünüz mü?
Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı bir parçalanma sürecine girecek.
Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek bedene yayılacaklar.
Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek.
Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak.
Çürüme ilerledikçe kıllar, tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar.
Bu dışdeğişmeyle beraber, iç organlarda da (akciğer, kalp ve karaciğerde) çürüme başlayacak.
En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatacaklar ve bedenden tahammül edilmez derecede pis kokular yayılacak. (Ölü insan kokusu, dünyanın en iğrenç kokularındandır.)
Bu süre içinde kafadan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak.
Cilt ve yumuşak kısımlar tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak.
Beyin tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikler bağlantılarından ayrılacak ve iskelet dağılmaya başlayacak...
Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek.
"Ben" sandığınız bedeniniz böylelikle korkunç ve iğrenç bir şekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden söz ederken, topraktaki tüm kurtlar, böcekler ve bakteriler sizin etlerinizi kemirecekler.
Eğer bir kaza sonucunda ölür de, gömülmezseniz, o zaman çok daha feci bir manzara ortaya çıkacak. Bedeniniz, sıcak havada açıkta kalmışbir et gibi, kurtlanacak, birkaç gün içinde bir kurt yumağı haline dönüşecek. Kurtlar, son et parçasını da yiyene kadar iskeletin kıvrımları arasında dolaşacaklar.
Böylece "en güzel bir biçimde" yaratılmışolan insan hayatı, olabilecek en korkunç biçimde sona erecek.
Peki neden?
İnsan vücudunun öldükten sonra bu hale getirilmesi Allah'ın dilemesiyledir. Ve bunun çok büyük bir hikmeti vardır. İnsan, kendisinin aslında bedenden ibaret olmadığını, bedeninin yalnızca kendisine giydirilmişgeçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. İnsan, sadece bedenden ibaret olamayacağını, bedenin ötesinde onu bir araç olarak kullanan ruhun var olduğunu anlamalıdır.
Allah kendini "et ve kemikten" ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanışolduğunu kavratmak için böyle ibret verici bir son hazırlamıştır.
İnsan, bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmışgibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden toprağın altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir.
DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ
Hiç düşündünüz mü?
Neden insan sık sık temizlenmek zorundadır? Neden temizliğine, bakımına dikkat etmezse, vücudu, ağzı kokar, cildi ve saçı yağlanır? Neden terler ve bu terin kokusu son derece kötüdür?
İnsanın aksine, çicekler son derece güzel kokulara sahiptirler. Gül ya da karanfil, pis çamurlu bir toprakta yetişmelerine rağmen binlerce yıldır son derece güzel kokarlar. Ama insan, biraz dikkat etmediğinde kötü kokmaya başlar ve bunu ancak iyi bir bakımla engelleyebilir.
Neden böyle olduğunu, insanın neden bu şekilde bir eksiklikle yaratıldığını hiç düşündünüz mü? Allah'ın neden çiçekleri güzel kokulu yaparken, insan bedeninin bu şekilde acizliklerle dolu olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
İnsan yalnızca bu saydığımız özelliklerle kalmaz; yorulur, acıkır, susar, canı acır, midesi bulanır, hastalanır…
İnsanlara bunlar doğal şeylermişgibi gelir, ama bu bir aldanıştır. İnsan hiçbir zaman kötü kokmayabilir, hiçbir zaman başağrısı çekmeyebilir, hiçbir zaman hasta olmayabilirdi. Tüm bu zorluklar, "tesadüfen" oluşmuşdeğil, özel olarak yaratılmışlardır. Allah, insanı belirli bir amaç, belirli bir hikmet doğrultusunda bu şekilde yaratmıştır.
Bu amaçlardan biri; insanın aciz bir varlık, bir "kul" olduğunu anlamasıdır. Eksiksiz, mükemmel olmak Allah'ın vasfıdır, O'nun kulu olan insan ise sonsuz derecede ek******, zayıftır ve dolayısıyla O'na sonsuz derecede muhtaçtır. Allah bir ayette, konuyu çok hikmetli bir biçimde açıklar:
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a göre güç değildir. (Fatır Suresi, 15-17)
İnsanın sahip olduğu kusur ve eksikliklerin başka bir amacı ise, bu yurdun geçiciliğini hatırlatmasıdır. Çünkü söz konusu kusur ve eksiklikler, bu dünyadaki bedene mahsusturlar. Ahirette, cennet ehli yeni bir bedenle, eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yaratılacaktır. Bu dünyadaki zayıf, eksik, kusurlu beden, müminin gerçek bedeni değildir, geçici bir süre içinde kaldığı bir kalıptır.
Bundan dolayıdır ki, dünyada kusursuz bir güzellik elde edilemez. Fiziksel yönden en güzel, en çekici, en kusursuz olduğunu sandığımız bir insan da, diğer tüm insanlar gibi fiziksel ihtiyaçlarını gidermekte, terlemekte, kimi zaman ağzı kokmakta, kimi zaman yüzünde sivilce çıkmaktadır. Temiz kalabilmek için sürekli yıkanmak ve bakım yapmak zorundadır. Kimi insanın yüzü güzeldir, ama fiziği o kadar düzgün değildir. Bunun tersi de mümkündür. Kimisinin gözü güzel, fakat burnu eğri olabilir. Bu özelliklerin sonsuz varyasyonlarını sayabiliriz. Dışgörünüşolarak gerçekten kusursuz gibi görünen bir kimsede de hiç umulmadık bir hastalık, rahatsızlık ya da kusur bulunabilir.
Herşeyden önemlisi, en mükemmel görünen insan bile mutlaka yaşlanır ve ölür. Beklenmedik bir anda bir kazayla paramparça olabilir. Dünyadaki beden gibi, dünyanın bizzat kendisi de eksik, kusurlu, yetersiz ve geçicidir. Bütün çiçekler mutlaka solar, en güzel yiyecekler çürür, bozulur, kokuşur. Tüm bunlar bu dünyaya mahsus eksik ve kusurlardır. Bizlere tanınan kısa dünya hayatı da, taşıdığımız beden de Allah'ın çok kısa bir süre için verdiği geçici emanetlerdir. Sonsuz bir yaşantı ve mükemmel bir yaratılışise yalnızca ahirete mahsustur. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir. (Şura Suresi, 36)
Bir başka ayette, dünyanın gerçek mahiyeti şöyle anlatılır:
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanışolan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
Kısaca bu dünyada Allah sonsuz kudret ve bilgisinin bir göstergesi olarak birçok güzellik, sanat ve harikalık ile çok çeşitli kusur ve eksiklikleri de aynı anda yaratmaktadır. Mükemmellik ve kalıcılık bu dünyanın kanununa aykırıdır. Gelişen teknoloji de dahil olmak üzere, insan aklının düşünebileceği hiçbir şey Allah'ın bu kanununu değiştiremeyecektir. Böylece insanlar bir yandan ahireti özleyip ona kavuşmak için çabalamalı ve Allah'a gereken şükür ve takdiri göstermelidirler. Bir yandan da bunların gerçek yerinin bu geçici dünya değil, eksik ve kusurlardan arındırılmışve müminler için hazırlanmışebedi cennet hayatı olduğunu anlamalıdırlar. Kuran'da, bu gerçek çok açık bir biçimde bildirilir:
Hayır, siz dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (A'la Suresi, 16-17)
Bir başka ayette ise, "gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur" (Ankebut Suresi, 64) denir. "Asıl hayat"ımız olan ahiret ile geçici bir yurt olan dünya arasında, perde kadar ince bir sınır vardır. Ölüm, işte bu perdeyi kaldırır. Ölümle birlikte bu dünya ve bedenle olan ilişki kesilecek, yepyeni bir yaratılışla sonsuz hayata başlangıç yapılacaktır.
Ölümle birlikte başlayacak olan hayat gerçek hayattır. Eksiklik, kusur, geçicilik dünyaya ait kanunlardır. Gerçek kanunlar; kusursuzluk, ölümsüzlük, mükemmellik üzerine kuruludur. Bir başka deyişle, normal olan, bir çiçeğin hiç solmaması, bir insanın hiç kirlenmemesi, hiç yaşlanmaması, bir meyvenin hiç çürümemesidir. Asıl kanunlar, insanın her istediğinin anında gerçekleşmesini, insanın hiçbir acı ve hastalık yaşamamasını, hiçbir zaman üşümemesini, ya da terlememesini gerektirir. Ancak asıl kanunlar, asıl hayatta; geçici kanunlar da geçici olan bu dünya hayatındadır.
Asıl kanunların yurdu, yani ahiret ise çok yakındır. Allah dilediği an insanın buradaki yaş***** son verip, onu ahirete geçirebilir. Bu geçiş, bir göz açıp-kapaması kadar çabuk gerçekleşecektir. Rüyadan uyanmak gibi... Ölümle birlikte sona erecek olan dünyanın, ahirete göre ne denli kısa olduğu Kuran'da şöyle anlatılır:
Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," "Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 112-115)
Ölümle birlikte rüya sona ermişve gerçek yaşam başlamıştır. Yeryüzünde "bir gün ya da bir günün birazı kadar", hatta "bir göz çarpması" kadar kalmışolan insan, yaptıklarının hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkar. Eğer dünyada iken ölümü aklında tutmuş, Allah'a kavuşacağının bilincinde olmuşise, kurtulmayı umacaktır. Kuran'da "kitabı sağ eline verilen" bu kurtulmuşların şöyle diyeceği haber verilir:
"... Alın kitabımı okuyun. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış(anlamış)tım." (Hakka Suresi, 19-20)

kürdüm ama kürtçü degilim.. kürtçü insan benim kardeşim olamaz.
sadece  müslüman kürt benim kardeşim...  türk  degilim fakat müslüman türk benim kardeşim.. ırk'ın önemi yok... kürt sorunu var fakat  ne sosyalizm(komunizm) ile çözülür ,nede laiklik ile nede öteki ideolojilerle çözülür.  ancak islam ile çözülür... tek çare kuran ve sünnet
 
  NE PKK NE DEHAP NE TALABANİ VE NEDE BARZANİ  ASLA! KÜRT HALKINI TEMSİL EDEMEZ.. ONLAR ANCAK KENDİLERİNİ TEMSİL EDEBİLİR..     :) ONLARA DESTEK VERENLERİ
 BİZİM SEROK(SERVER ) ,ÖNDER VEYA REHBER DİYE TARİF ETTİGİMİZ TEK ÖNDER HZ MUHAMMED TİR...
  GERİSİ YALANDIR...

  ISRAEL   İS  THE  NUCLEUS  OF  ALL  EVİLS.
 
         IT HAS NO RİGHTS TO EXİST.
 
                 İMAM KHOMEİNİ
 
 
           İSRAEL MUST BE WİPED  OFF
            FROM THE WORLDS MAP
 
          PRESİDENT AHMEDİNEJAD
                
   ALL THE  DİFFİCULTİES ARE DUE TO 
    CARELESSNESS OF  THE HEADS  OF
      THE  İSLAMİC  STATES
                    İMAM KHOMEİNİ(R.A.)
 
     İT İS DİSGUSTİNG  THAT CERTAİN
      İSLAMİC NATİONS WANT  TO ESTABLİSH
        GOOD RELATİONSHİP WİTH İSRAEL
             İMAM KHOMEİNİ
 
    ANYONE WHO SİGNS A TREATY
     WHİCH RECOGNİSES  THE ENTİTY
      OF İSRAEL  MEANS HE HAS SİGNED
        THE SURRENDER OF THE MUSLİM WORLD
                           PRESİDENT AHMEDİ NEJAD
 
          
    İMAM KHOMEİNİ'S (R.A)
    MESSAGE  TO ARAB PEOPLE
       be united and rely on islam
         so that they (israel) do not
           aspire to dominate you.

 
       

 

     http://www.kudusvakfi.nl/

İran Devlet Başkanına mesaj göndermek isteyenler aşagıdaki siteye girebilirler 3 dil birdendir.
          http://www.ahmadinejad.ir/ 
   
  farsça ilahi ve marş dinlemek istiyorsanız aşagıdaki adrese girin tşk..
               http://www.rozeh.com

YÜCE KUR'AN 'A ,İSLAM DİNİNE ve S.A.V   Efendimize yapılan her türlü alçak saldırıları ve hakaretleri  şiddetle ve lanetle
kınıyoruz. 
 
         

Fetullah Gülen Soros'la İşbirliği Mi Yapıyor?


"Erbakan'a yakın bir yayın organı olan Milli Çözüm Dergisi'nin Eylül/2005 sayısında, Osman Eraydın imzalı yazıda, geniş kapsamlı bir "Sorosçular Listesi"nde; TÜSİAD, Türk Demokrasi Vakfı, Arı Hareketi, Fethullah Gülen cemaati, Kemal Derviş, ve Cüneyt Zapsu'nun isimleri özellikle vurgulandıktan sonra şöyle deniyor:
"Küresel Baronlar'ın ağır saldırısı altındaki Türkiye'nin başbaşa bırakıldığı ‘anayasal organlara yönelik iç boşaltma girişimleri'ne seyirci kalınmamalıdır! Yargıtay ve Danıştay ile birlikte TSK, MİT, YÖK, RTÜK ve Cumhurbaşkanlığı'na yönelik ‘pasifizasyon çalışmaları'
ile ‘bu planları gölgeleme gayreti içinde olan hükümet'e' tavır koymalı ve uyanık davranmalıdır. "ve Osmanlı'nın son dönemindeki Batı meraklısı paşalarla yönetimdeki İttihatçı işbirlikçilerin sonları ile Milli Mücadele döneminde Hıyanet'i Vataniye Kanunu'na paralel kurulan İstiklal Mahkemeleri'nde yargılananların tarihi akıbetleri unutulmamalıdır!"

"Türkiye'yi, Büyük İsrail'in bir eyaleti ve Soros'ların sömürge semti yapmaya yönelik bu gaflet ve hıyanet girişimlerinin,
Kuvay-ı Milliye cephesi tarafından hangi hayırlı değişim ve devrimlere vesile ve vasıta yapılabileceği de hesaba katılmalıdır!.."

Sözkonusu dergide, İsmet Sezgin'in Fethullah Gülen hakkında yazdıklarının her Türk aydınını yakından ilgilendireceğine inandığımdan, bazı bölümlerini hiçbir yorum yapmadan aşağıya aynen alıyorum:

"... Fethullah Gülen, baştan sona bir Amerikan Planının parçasıdır. Yeni Dünya Düzeni'nin Türkiye'ye dayattığı Mafya-Gladyo-Tarikat sisteminin bir ayağıdır. Gülen'in önemi, ABD'nin Yeşil Kuşak projesinde üstlendiği rolden kaynaklanmaktadır. Saidi Nursi çizgisinde Erzurum'dan yola çıkan Gezici Vaiz Fethullah Gülen'i, NewYork-Vatikan-Kudüs hattına taşıyan sihirli güç, ‘büyük müttefikimiz' Amerika'dır. Fethullah Gülen'i Ahlat'tan şimdi bulunduğu Pennsylvania'ya uçuran süreç ve araçlar, CIA tarafından ayarlanmıştır. "

Amerika'yı karşıya almadan Fethullah sorunu çözülemez!

"Dün hükümet koltuğunda oturan Ecevit'in, Mesut Yılmaz'ın ve Devlet Bahçeli'nin, bugün ise AKP'nin, Gülen olayına yaklaşımlarını açıklayan gerçek burada gizlidir. Bunların Fethullah Gülen'le ilişkileri, aslında Amerika'yla ilişkidir. Bunu bilerek hareket etmektedirler. İlkokulu dışarıdan bitirmiş, Risale-i Nur'u istismar etmiş, vaaz verirken ağlayıp bayılmakla şöhret edilmiş ve Amerika'nın oyuncağı, ılımlı İslam'ın sahte mehdisi haline getirilmiş, bu gezici vaizin el üstünde tutulmasının sebebi, Siyonist ABD'dir. Fethullah olayını çözmek isteyenler, Amerika'yı karşılarına almak cesaretini göstermelidir.

Değirmenin Suyu Washington'dan

Fethullah Gülen'in bugün hükmettiği güç, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1998 başında hazırlanan bir raporda şöyle sıralanmaktadır: ‘Yurt içinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dershane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu ve biri İngilizce yayınlanan 14 dergi, 15 ülkede yayınlanan 300 bin tirajlı Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan 2 radyo ve uluslararası yayın yapan Samanyolu televizyonu; Yurtdışında 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kuruluşu' bulunmaktadır.

Gülen'in avanesinin sahip olduğu 300'e yakın şirketle, 600 trilyon liraya hükmettiği saptanmıştır. Yurtdışındaki okullarının yıllık gideri ise, Fethullahçılar tarafından 1,5 milyar dolar olduğu açıklanmıştır. 1986 yılında, Özal tarafından gıyabi tutukluluktan kurtarılan Gülen'in 12 yılda bu kadar büyük bir güce ulaşmasının izahı da uluslararası bağlantısıdır.

"Sovyetler Birliği'nin çözülmesi üzerine Gülen örgütü, uluslararası okullar atağına geçti. Gülen'in öncelik verdiği ülkeler son derece dikkat çekici: Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar. Yani Amerika'nın ilgi alanındaki bölge ve ülkeler. Nitekim 1992'den itibaren, öncelikle Orta Asya Türk cumhuriyetleri olmak üzere Kafkas ve Balkan cumhuriyetlerinde, ‘Fethullahçı' diye bilinen vakıf ve şirketler, art arda kolejler açtılar. Ardından Asya ve Afrika ülkeleri geldi.

"… Fethullah okullarının ülkelere dağılımı şöyle: Kazakistan (28), Rusya Federasyonu'na ait çeşitli bölgeler (24), Özbekistan (18), Türkmenistan (15), Azerbaycan (14), Kırgızistan (11). Bunları Arnavutluk ve Moğolistan (4'er); Afganistan, Irak, Gürcistan,Ukrayna ve Romanya (5'er); Moldova (2); Pakistan, Bangladeş, Makedonya, Macaristan, Fas, Güney Afrika, Sudan, Endonezya, Tayland, Çin ve Tayvan 1'er okul.

"Nevval Sevindi'nin Sabah Kitapları'ndan çıkan, ‘Fethullah Gülen ile New York Sohbeti'nde, ABD emperyalizmiyle Fethullahçıların bağı açıkça dile getiriliyor. İşte kitaptan bazı seçmeler: ‘Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyayı kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hala bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır.' (s. 6)

‘Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkışmamalıdır.' (s. 7) ‘Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinden hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. (s. 8)

‘Amerika ile iyi geçinmezseniz işinizi bozarlar. Şurada bulunmamıza izin veriyorsa, bu bizim için bir avantajsa, bu avantajı sağlıyor demektir.' (s. 9)
Şimdi söyleyin, Fethullah Gülen, yegane kuvvet ve kudret sahibi olarak, Allah'a mı inanıyor, yoksa Amerika'ya mı?

"… Fethullah Gülen cemaati tarafından yurt dışında, özellikle de Türk Cumhuriyetlerinde açılan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları, ‘İngilizce öğretmeni' diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye'de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edilmiştir. Toplantıda, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam ve MİT temsilcisi de bulunduğu halde, olay karşısında sessiz kalındı. Durum, devletin resmi olarak yayımladığı kitapla da belgelenmiştir.

"… Fethullah Gülen'in yurtdışındaki okullarında çalışan bine yakın ABD'li öğretmende, yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Çoğunluğu Türk Cumhuriyetleri'nde faaliyet yürüten okullardaki ABD'li öğretmenler, İngilizce adıyla ‘official passeport'a sahipler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan ABD'li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gülen'in okullarında çalışanları resmi görevli sayıyor. Türkiye'deki karşılığı ‘yeşil pasaport'olan resmi görevli pasaportu, ABD'li öğretmenlere diplomatik dokunulmazlık sağlıyor. Amerikalı kaynaklar, bu pasaportların CIA'nin talimatıyla düzenlendiğine işaret ediyorlar. Emperyalizmin istediği ‘Ilımlı İslam', müslümanlığı yozlaştırmayı amaçlıyor!

"Gülen'in Türk Dünyası'na yaklaşımı, Amerika'nın Orta Asya'ya olan yaklaşımı ile tam bir uygunluk göstermektedir. Türkiye'nin, diğer Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerini geliştirmesi, son derece önemlidir. Bu ilişkilerin, koşulların elverdiği ölçüde sıkı olması, elbette Türkiye'nin çıkarınadır. Ancak Amerika'nın güdümünde kurulacak ilişkiler, Türkiye'nin komşularıyla olan ilişkilerinin bozulmasına, bölgesel karışıklıklara ve savaşlara yol açmaktadır. Amerika'nın istediği de budur, yani Türkiye'nin Siyonist sömürüye taşeronluk yapmasıdır. Fethullah Gülen, ABD'nin bu planlarında rol almaktadır.

"Kırgızistan ve Özbekistan darbeleri, Fethullah Gülen'in, yani ABD'nin güdümündeki Nurculuğun, Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleri'yle ilişkisinde oynadığı rolün son kanıtıdır. Halbuki Fethullahçıların ve Zaman'cıların bu Amerikan aşıklığı ve İsrail uşaklığı, ne İslam'ın ruhuna ve ne de Bediüzzaman'ın yoluna asla uymamaktadır.

"Rejisör, Siyonist mihraklardır. Fethullahçılar sadece figürandır."


MAKALELER  
SİHİR, BÜYÜ, TILSIM GERÇEKLER VE EFSANELER

Ebubekir SİFİL

İnsan kendisine bahşedilen irade ve imkanları hangi yönde kullandığına bağlı olarak; yaratılmışların zirve noktasına çıkabilir, “eşref-i mahlukât” sıfatını kazanır. Ya da alçaldıkça alçalabilir, “esfel-i sâfilîn” aşağıların aşağısı olur. İnsan rahmanî kudrete de, şeytanî vesveseye de açıktır. Bu güçlerden hangisine meylederse, kişiliği ve eylemleri o doğrultuda şekillenir, çevresine de yine o doğrultuda tesir eder. Terbiye ve tezkiye edilmemiş nefsin toplumu etkileme, nüfuz ve şöhret elde etme, insanları kontrol altında tutma ve yönlendirme gibi eğilimleri vardır. Pek çok kişide tutkuya dönüşmüş bir eğilimdir bu. Böyle kişiler bu amaçlara ulaşmak için yerine göre kaba kuvvete ve her türlü hile ve yalana başvurmaktan çekinmezler. Bazen bununla da kalmazlar, “tabiat üstü güçler” den yardım alma veya alıyormuşçasına göz boyama yöntemlerini de kullanırlar. Yani büyüye, sihre başvururlar. Tarihin çok eski zamanlarından bu yana hep var olan, bilim ve teknolojinin kutsandığı çağımızda ise terk edilmek şöyle dursun, yeni görünümlerle yoğunlaşıp yaygınlaşan sihir ve büyü gerçekte var mıdır, etkisi nedir, nasıl korunulur? Sihir ve büyünün çağrışım alanına giren diğer konular ve bunların mahiyeti nedir? Sihir ve büyü kavramları söz konusu olduğunda, bunlarla ilişkili pek çok başka konu da akla gelir. Fal, kehanet, astroloji gibi halen moda olan konular sihir ve büyünün çağrışım alanı içinde yer almakla birlikte, biz bunları daha sonraki bir yazının konusunu teşkil etmek üzere şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Burada yalnızca sihir, büyü, tılsım ve nazar üzerinde duracak ve bunlardan korunma ve kurtulma yolları hakkında doğru bilgileri sunmaya çalışacağız. Tarihin kötü alışkanlığı İnsanın mahiyetini bilmediği şeylere belli bir kuşku ve tereddüt ile yaklaşması son derece tabiîdir. Güç yetiremediğimiz kişilerin tasallutuna maruz kalmak elbette kolay kabullenilecek bir durum değildir. Bir de tabiat üstü varlıklarla ilişkili olduğu söylenen, dolayısıyla baş edilmesi çok daha zor olan güçler söz konusu olursa, iş daha da endişe verici boyutlara tırmanmakta, zayıf tabiatlı insanlar böyle durumlarda kolaylıkla teslim alınabilmektedir. Yahudilik, Hıristiyanlık gibi semavî kökenli olduğu halde sonradan dejenere edilmiş dinlerde de, Hinduizm, Budizm, Şintoizm… gibi beşer mahsulü inanç sistemlerinde de, nihayet biricik Hak Din olan İslâm’da da büyü, sihir, tılsım gibi kavramlar önemli bir yer tutmuştur. Bilindiği gibi, Efendimiz s.a.v. Tevhid’i tebliğ etmeye başladığı zamanlarda putperest Mekke toplumunun ileri gelenleri tarafından “büyü/sihir yapmak” la itham edilmişti (Bkz. Sâd Suresi, 4; Zâriyât Suresi, 52). Bu durum, İslâm’dan önceki Arap toplumunda da büyünün/sihrin bilindiğini ve ona inanıldığını göstermektedir. Hatta Felak Suresi’nde Efendimiz s.a.v.’e hitaben, “düğümlere üfleyenlerin şerrinden” Allah’a sığınılmasının emir ve tavsiye buyurulması, o dönemde, iplere düğüm atarken birtakım şeyler söyleyerek düğümlere üflemek suretiyle sihir/büyü yapıldığını açık bir şekilde göstermektedir. Bunlar ve çağrışım alanlarında bulunan diğer kavramlar, toplumumuzda genellikle söylentiden ileri geçmeyen şeylere dayanıldığı ve haklarında sahih bilgi edinilemediği için halk tarafından çoğu zaman birbirinden ayırt edilememekte, hakikatine inanılması gerekenlerle, hiçbir hakikati olmayanlar birbirine karıştırılabilmektedir. Oysa bu konu, itikadî sahaya girdiği için son derece önemlidir ve itikadî sahanın hassasiyetinin farkında olan her mümin bu meseleler hakkında doğru bilgi edinmek durumundadır. Dolayısıyla bizim toplumumuzda da diğer toplumlarda da güncelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen bu kavramların tarifi ve hakikati doğru bir şekilde öğrenilmelidir. Büyü ve büyücülük Büyü, tabiat üstü gizli güçlerle ilişki kurularak yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı nesneler kullanılarak fayda veya zarar vermek yahut korunmak maksadıyla yapılan işler diye tarif edilir (TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/501). “Sebebi gizli olan, hakikatinin aksine tahayyül edilen, göz boyama ve aldatma tarzında yapılan şeyler” (Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, 3/205) diye tarif edilen “sihir” ile aynı anlamda kullanılsa da, büyü ve sihir kelimeleri, dilimizde farklı anlam sahalarına sahiptir. Mesela “büyücü” kelimesi, yukarıdaki tarife giren işlerle, tabiat ötesi güçlerle ilişki kurarak, yani büyü yaparak iştigal ettiğine inanılan kimseler hakkında kullanılırken, “sihirbaz” kelimesi daha ziyade el çabukluğu ile gözbağcılık yapan kimseler hakkında kullanılır. Büyücü, kullandığı materyaller üzerine birtakım şeyler yazmak, okumak ve onları belli tarzlarda kullanmak suretiyle diğer insanlara fayda veya zarar verirken, sihirbaz daha ziyade eğlence maksatlı olmak üzere şaşırtıcı gösteriler yapar. İslâm alimleri büyünün/sihrin birçok çeşidini zikretmiş, Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr’inde bunları 8 grupta toplamıştır (3/206 vd.). Bunları iki başlıkta toplayan Elmalılı şöyle der: “Bütün bu kısımlar, esaslı iki kısma raci olur. Birisi sırf yalan, uydurma ve kandırmadan ibaret olan söz veya fiil ile tesir icra eden sihir, diğeri az çok bir hakikati suiistimal ederek ortaya konan sihirdir. Sihrin bütün mahiyeti, hayali hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir bırakmaktan ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı sırf hayal ve vehmettirmek, diğer bir kısmı da bazı hakikat ile karışıktır. Binaenaleyh her sihrin tesirden büsbütün uzak olduğunu iddia etmemelidir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/445) Büyü ve sihrin gerçekliği ve hükmü Kur’an ve Sünnet’e baktığımızda, büyünün/sihrin gerçek olduğunu görüyoruz. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Oysa Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, fakat o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi; “Biz ancak ve ancak imtihan için gönderildik; sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bilselerdi, uğruna kendilerini sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.” (Bakara, 102) Bu ayet üzerinde geniş bir şekilde duran müfessirlerin söyledikleri kısaca şudur: Ehl-i Kitap’tan bir taife (Yahudiler), Tevrat’ı bir kenara bırakarak Hz. Süleyman a.s.’ın hükümranlığı ve devleti aleyhine insan ve cin şeytanlarının yaptığı işlere ve okuduğu efsun ve efsane kitaplarına uydular. Bunlar, meydana gelmiş ve gelecek olaylar hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım malumatlar edinip, bire yüz yalan katarak kâhinler vasıtasıyla gizlice yayarlardı. Zaman içinde kâhinler, kendilerine haber verilen şeyleri tedvin edip kitap haline getirdiler. Etrafa yaydıkları azı gerçek çoğu yalan efsaneler ve uydurdukları tezvirat zaman içinde türlü siyasî ve sosyal entrikalara yol açmış, Hz. Süleyman a.s.’ın hükümranlığı geçici bir süre sarsıntıya uğramıştı. Ancak Hz. Süleyman a.s., Allah Tealâ’nın yardım ve lütfuyla bu insan ve cin şeytanlarına galip geldi ve onları buyruğu altına alarak çeşitli işlerde istihdam etti. Nihayet eceli gelip vefat edince sihir/büyü kitapları tekrar tedavüle kondu ve hatta Hz. Süleyman a.s.’ın da devleti sihir/büyü ile idare ettiği yalanını yaydılar. İşte bu insan ve cin şeytanları bir taraftan kendi elleriyle yazıp tedvin ettikleri sihirleri, diğer taraftan da (muhtemelen I. Sürgün döneminde, milattan önce 721 ve 586 yıllarında iki grup olarak sürgün edildikleri) Babil’de Harut ve Marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri de öğrenerek halka aktarıyor, böylece küfür işliyorlardı. Büyüyü melekler mi öğretti? Söz buraya gelmişken, öteden beri tartışma konusu yapılmış olan bir meseleye kısaca değinelim: Yukarıda mealini verdiğimiz ayete sathî bir nazarla bakanlar, sanki Harut ve Marut isimli meleklerin insanlara sihir/büyü öğrettikleri ve insanların da onlardan öğrendikleri büyüyle koca ile karısının arasını ayırdığını söylemişlerdir. Kur’an’ın ifadesinden anlaşılan odur ki, adı geçen iki meleğe indirilen şey bizzat sihir/büyü değildi. Söz konusu şeytanlar, o iki meleğe indirilen hakikatleri, küfür vesilesi olan sihir için öğrenmiş ve o yolda kullanmışlardır. Bir diğer ifadeyle, o iki melek insanlara bizzat sihir/büyü öğretmiş değildir. Onların yaptığı, sihir/büyü amacıyla kullanılmaya müsait bir ilmi öğretmek ve bunu yaparken de şu uyarıda bulunmaktır: “Bizim öğrettiğimiz bu bilgiler, hayır yolunda da şer yolunda da kullanılmaya elverişlidir. Sakın bu ilimleri suistimal ederek büyü/sihir yapıp da kâfir olmayın.” Hz. Musa a.s.’ın, asasını emr-i ilahî ile yere atmak suretiyle Firavun’un büyücülerinin büyü ile yılana dönüşen değnek ve iplerini birer birer yutması (A’raf, 115-117; Tâhâ, 66-70) da Firavun zamanında Mısır’da büyü yapıldığını göstermektedir. Hadis-i şeriflerde büyü Sünnet’te de büyü/sihir çokça zikredilmiştir. En önemlisi de, bizzat Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e bir Yahudi tarafından büyü/sihir yapılmış olmasıdır. (Buharî) Hicretin 7. senesinde Efendimiz s.a.v. Hudeybiye’den döndükten sonra Lebîd b. A’sem isimli bir yahudi tarafından kendisine büyü yapılmış, büyünün etkisiyle Efendimiz s.a.v., yapmadığı bazı şeyleri yaptığını zannetmiştir. Rivayetlere göre 6 ay sürdüğü anlaşılan büyünün etkisinden Allah’ın izniyle kurtulmuş, iki meleğin (bir rivayete göre Cebrail ve Mikâil a.s.’ın) bildirmesiyle büyüde kullanılan tarak ve saç telinin atıldığı kuyuyu bularak kapattırmıştır. Bu vesileyle belirtelim ki, bu büyü, vahyin tebliği ve dinî işlerin tedviri konusunda değil, tamamen dünyevî işlerde Efendimiz s.a.v.’i kısmen etkilemiştir. O’nun, bu büyünün tesiriyle peygamberlik görevine halel getirecek en küçük bir değişiklik yaşadığına dair hiçbir işaret yoktur. Kaldı ki Kur’an, O’nun peygamberlik görevini yerine getirirken devamlı surette koruma altında olduğunu bildirmiştir. (Maide, 67) Keza Efendimiz s.a.v’in pak eşlerinden Hz. Hafsa r.anha’ya bir cariyesi tarafından büyü yapıldığı, bu sebeple cariyenin ölüm cezasına çarptırıldığı rivayet edimiştir. (Muvatta) Sihir/büyünün hakikati sebebiyle Efendimiz s.a.v., “helâk edici” olarak nitelendirdiği 7 şeyden bizleri sakındırırken, bunlar arasında büyü/sihir yapmayı ve yaptırmayı da zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Helak edici yedi şeyden sakının.” Sahabe bu 7 şeyin neler olduğunu sorunca şöyle buyurmuştur: “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum esnasında savaştan kaçmak ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu kadınlara zina iftirası atmak...” (Buharî, Müslim, Ebu Davud) Büyü/sihir konusundaki hadislere daha fazla örnek zikretmek mümkün ise de, biz bu kadarla yetinelim. Tılsım nedir? Tılsım: Semavî birtakım güçlerin, arzî güçlerle birleşerek garip, olağandışı işler yapması şeklinde tarif edilir (et-Tânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-Fünûn, 2/927). Elmalılı Hamdi Yazır, tılsımın, Hz. İbrahim a.s’ın kavmi olan Keldanîler’in yaptığı sihir türü olduğunu söyler ve şöyle der: “Fikrimizce bu sihirde, tabiiyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş, birbiriyle ilişkili bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulandığı anlaşılmaktadır.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/443) Ayın akrep burcunda bulunduğu sırada mühre kazıtılan akrep figürünün, kişiyi akrep ısırmalarına karşı koruyacağı, arkasını üstü açık olduğu halde aya doğru dönen hayvanların, ay ışığının arkalarına vurması sebebiyle öleceği… gibi hususlar semavî kuvvetlerle arzî kuvvetlerin belli bir tarzda bir araya gelmesi sonucunda oluşan tılsımlara örnek olarak zikredilmiştir. (İbn Hazm, el-Fısal, 5/101-102; Âlûsî, Rûhu’l-Ma’ânî, 20/120) İbn Hazm tılsım hakkında müşahedeye dayalı enteresan bilgiler verir ve şunları söyler: “Tılsım, eşyanın tabiatını değiştirme ve gözbağcılık değildir. Tılsımlar, Allah Tealâ’nın terkib ettiği birtakım güçlerdir ki, soğuğun sıcak ile ve sıcağın soğuk ile giderilmesi gibi, Allah Tealâ bu tılsımlar vasıtasıyla başka bazı güçleri ortadan kaldırır. (…) Tılsımların def’i mümkün değildir.” Semavî güçlerle arzî güçler arasındaki denge ve ilişki doğru biçimde kurulduğu zaman, tılsım garip hadiselerin oluşmasına yol açabilir. “Mıknatısın demiri, kehribarın saman çöpünü çekmesi ve sirkenin ittiği taş böyledir. Bu taş, içinde sirke bulunan kaba sarkıtıldığı zaman kaba girmez, dışına kaçar. Keza yağmur çeken taş da buna örnektir ki, bu taş Türkler arasında iyi bilinir.” (el-Îcî, el-Mevâkıf, 3/368) Tılsımın gerçekliği Tılsımın varlıklar üzerinde gerçek bir etkisi olabileceği, ulemanın bu konudaki beyanlarının ortaya koyduğu bir sonuçtur. Bağdat’a giriş kapılarından “Tılsım Kapısı” üzerindeki yılan figürü sebebiyle Bağdat’ta hiç kimsenin yılan sokması sebebiyle ölmediği, yılanın soktuğu kimselerin hiç acı hissetmediği veya çok az hissettiği, buna mukabil Bağdat dışında yılan sokması sebebiyle ölümlerin meydana gelmesi, Âlûsî’nin bizzat müşahede ettiği bir hadise olarak yukarıda adı geçen tefsirinde zikredilmektedir. Keza İbn Hazm de -yine yukarıda mezkûr eserinde- tılsımın hakikati hakkında şunları söylemektedir: “Biz tılsımların etkilerini açık olarak bugüne kadar görüyoruz. Çekirgenin girmediği ve havanın hiç soğumadığı köylerin mevcudiyeti, Sarakosta (Saragossa)’ya zorla sokulmadıkça yılan girmemesi ve daha birçok olay buna örnektir ki, bunu sadece inatçı kimseler inkâr eder. Tılsım konusunu iyi bilenlerden artık kimse kalmamıştır; geride kalan ise onların yaptıklarının eser ve izlerinden ibarettir…” (el-Fısal, 5/101-102) Tılsımla gerçek anlamda ilgilenenlerin söylediklerine tefsirinin pek çok yerinde değinen Allame Âlûsî de şöyle der: “Tılsım ilmiyle uğraşanların söylediklerinin doğru olması mümkündür. İşin gerçek durumunu ise Allah Tealâ bilir.” (Âlûsî, a.g.e., aynı yer.) Şu halde tılsımın bir hakikati olduğunu, ancak günümüzde bu konuyu gerçek mahiyetiyle bilen ve uygulayan kimse bulunmadığını söylemek mümkündür. Bu itibarla birtakım eşyaların insanlara uğurlu geldiği, kötülük ve zararları def ettiği şeklinde halk arasında dolaşan inanç ve söylentilere itibar etmemek gerekir. Nazar değmesi nedir? Nazar, bir kimsenin, başka birisine, onun bir eşyasına, hayvanına, malına… hasetle karışık beğenerek bakmasıdır (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10/200). Bu bakışın etkisi ile o kimsenin şahsına, malına veya eşyasına büyük zarar gelebilir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “İnkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. ‘O mutlaka delidir’ diyorlardı. Oysa Kur’an, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.” (Kalem, 51-52) İbn Abbas r.a, Mücahid ve daha başkaları bu ayetin, nazarın mevcudiyetine ve Allah Tealâ’nın dilemesiyle tesirinin gerçek olduğuna delil teşkil ettiğini söylemişlerdir. (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 4/525) Efendimiz s.a.v.’den de nazarın hak olduğunu ifade eden birçok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: “Nazar haktır. Eğer kaderi geçecek bir şey olsaydı, nazar onu geçerdi.” (Müslim, Tirmizî) Bir diğer rivayette de şöyle buyurulmuştur: “Nazar, Allah’ın izniyle kişiyi dağa çıkaracak ve oradan indirecek derecede etkiler.” (Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya’lâ) Sahabe’den Sehl b. Huneyf r.a. yıkanmak için elbisesinin üstünü çıkarmıştı. Âmir b. Rebî’a r.a. da ona bakıyordu. Sehl, cildi güzel, bembeyaz bir kimseydi. Âmir, “Hiç güneş görmeyen ciltler bile bugün gördüğüm gibi değildir.” dedi. Bunun üzerine Sehl hastalandı. Sehl’in rahatsızlandığı Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e haber verildi ve “Sehl başını bile kaldıramıyor.” dendi. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v., “Suçladığınız birisi var mı?” diye sordu. Orada bulunanlar, “Âmir b. Rebî’a” diye cevap verdiler. Efendimiz s.a.v. Âmir r.a.’ı çağırıp kendisine kızdı ve şöyle buyurdu: “Sizden biriniz kardeşini neden (nazarla) öldürüyor? Ona ‘mâşallah’ deseydin ya! Haydi şimdi kardeşin için yıkan.” buyurdu. Âmir de yüzünü, ellerini, dirseklerini, dizlerini, ayak topuklarını ve böğürlerini bir kap içinde yıkadı. Sonra bu su Sehl r.a.’ın üzerine döküldü. Sehl r.a. anında iyileşti. (Muvatta) Mucize ile Sihir/Büyü Farkı 1-Mucize Allah Tealâ’nın, peygamber olarak görevlendirdiği insanlar eliyle gerçekleştirdiği olağan üstü olaylara denir; çalışarak, öğrenerek, okuyarak ve pratik yaparak mucize gösterilemez. Sihir/büyü ise bilenlerden öğrenmek ve çalışmak suretiyle herkesin ulaşabileceği bir iştir. 2- Mucize tamamen gerçektir; meydana gelmesinde herhangi bir sahtelik, göz bağcılık veya aldatma yoktur. Doğrudan doğruya peygamber tarafından ve vasıtasız olarak izhar edilir. Sihir/büyü ise genellikle gözbağcılığa ve el çabukluğuna dayanır. Gerçek payı bulunanlarda ise cinlerden ve sair varlıklardan yardım alınır. 3- Sihir/büyü, özel bazı vakitlerde ve özel birtakım eşya kullanılarak yapılır; yani belli şartları vardır. Mucize ise böyle değildir. Allah Tealâ’nın dilediği her zaman peygamberler eliyle izhar olunur. 4- Büyü/sihir yenilenmediği zaman bir süre sonra etkisini kaybeder. Mucize ise, kendisinden beklenen maksadı hasıl ettiği sürece devamlıdır. 5- Mucize, kevnî olaylara bile müdahale edip onları değiştirecek çapta meydana gelebildiği halde (ayın ikiye ayrılması, denizin yarılması… gibi), sihir/büyü, sınırlı bir sahada cüz’î bir etkiye sahiptir. Sihir, Büyü ve Tılsımın Hümu Sihir, büyü, tılsım… gibi işlerle uğraşmak dinimizin kesin olarak yasakladığı, haram kıldığı şeylerdir ve kişiyi küfre kadar götürür. Bununla birlikte, alimler yapmak için değil, fakat yapılmış olanı bozmak ve şerrinden korunmak için sihir/büyü öğrenmenin haram olmadığına hükmetmiştir. (Elmalılı, a.g.e., 1/447) NE YAPMALI? Her ne kadar kendimiz uğraşmasak da -Allah korusun- sihir/büyüye maruz kalabilir veya başkasının nazarının hedefi olabiliriz. Böyle bir durumda yapılması gerekenleri de kısaca özetleyelim: Sihirden korunmanın yolu Sihir/büyü, tılsım, nazar vb. şeylere karşı takınılacak tavır, öncelikle her şeyin Allah Tealâ’nın iznine ve dilemesine bağlı olduğunu bilmektir. Dolayısıyla öncelikle Allah Tealâ’ya güçlü bir iman ve teslimiyetle bağlanmak gerekir. “Allah’ın izni olmadıkça onlar (büyücüler) kimseye bir zarar veremezler.” (Bakara, 102) ayeti dikkatimizi bu noktaya çekmektedir. Efendimiz s.a.v., hayvanının terkisine bindirdiği Abdullah b. Abbâs r.a.’a hitaben, “Ey çocuk! Sana, Allah’ın seni faydalandıracağı kelimeler öğreteyim mi?” demişti. İbn Abbâs r.a., “Evet, ey Allah’ın Resulü..” diye cevap verince şöyle buyurdu: “Allah’ın emir ve nehiylerini (onlara riayet etmek suretiyle) muhafaza et ki Allah da seni muhafaza etsin. Allah’ın emir ve nehiylerini muhafaza et ki, O’nu(yardımını) her zaman önünde bulasın. Genişlik zamanında O’nu an ki, darlık zamanında da O seni ansın (ve sana yardım etsin). İstediğinde Allah’tan iste; sığındığında Allah’a sığın. Olacak şeyler konusunda kalem kurumuş, hüküm kesinleşmiştir. Şayet mahlukatın tamamı sana bir menfaat sağlamak için bir araya toplansalar ve fakat Allah onu senin hakkında yazmamış ise, onu yapmaya muktedir olamazlar. Ve şayet sana bir zarar vermek için toplansalar, ancak Allah onu senin hakkında takdir etmemişse, onu yapmaya da güç yetiremezler. Bil ki, zorlandığın şeye sabretmende çok hayır vardır. Zafer sabırla, ferahlık da sıkıntıyla birliktedir. Güçlükle beraber kolaylık vardır.” (Ahmed b. Hanbel, 1/307) Bunun arkasından, dua ve zikri terk etmemek gelir. Efendimiz s.a.v.’den nakledilen uzun bir hadisin bir bölümü şöyledir: “Sizin yapacağınız şey, Allah’ı zikretmektir. Böyle bir kimse, düşmanın hızla takip ettiği, sonunda muhkem bir kaleye rastlayıp kendisini düşmandan koruduğu kimse gibidir. Kendini şeytandan ancak Allah’ı zikretmek suretiyle koruyan kul da böyledir.” (Ahmed b. Hanbel, Tirmizî) Çokça Kur’an okumak, ibadetleri aksatmadan yapmak ve devamlı abdestli bulunmaya özen göstermek de kişiyi sihir/büyü gibi zararlı şeylerin etkisinden koruyan hususlardandır. Yapıldıktan sonra ise büyü/sihirin etkisini ortadan kaldırmanın en sahih yolu, çokça Kur’an okumak ve Allah Tealâ’yı zikretmektir. Bunun yanında Efendimiz s.a.v.’in öğrettiği dualar vardır ki, onları da ezberleyip okumak son derece faydalıdır. Bir de ihlâs ve takva sahibi kimselerden sihir/büyü konusunda bilgi ve tecrübesi bulunanlara müracaat etmekte fayda vardır. Bu noktada çok dikkatli olmak gerekir. İnsanların zaaflarından istifade etmek için bu işi bir meslek haline getirmiş olup aslında sihir/büyü ile hiç alakası olmayan dolandırıcı tiplerin tuzağına düşmemeye dikkat etmelidir. Nazardan nasıl korunulur? Nazardan korunmanın ve meydana gelmeden önce nazarı engellemenin yolu, bir kardeşimizde hoşumuza giden bir şey gördüğümüzde “Bârekellâhu fîhi.” (Allah ona bereket versin), “Allâhümme bârik aleyhi.” (Allahım, ona bereket ihsan eyle) veya “Mâşallah.” (Allah’ın dilediği olur) demektir. Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki: “Sizden biriniz kardeşinde, kendisinde veya malında hoşuna giden bir şey gördüğü zaman ona bereket dileyerek dua etsin. Zira nazar haktır.” (Ahmed b. Hanbel, 3/447) İbn Hacer şöyle der: “Bir şeyi beğenen kimsenin, hemen beğendiği şey için bereket dilemesi gerekir. Onun böyle yapması bir rukye (dua) olur.” (Fethu’l-Bârî, 10/205) Bereket dilemek, yukarıda geçen ifadelerden birisini söylemek demektir. Nazar meydana geldikten sonra yapılacak şey ise, yukarıda geçen Sehl r.a. olayında olduğu gibi, nazarı değen kişinin abdest alması ve o suyu, kendisine nazar değen kişinin üzerine dökmesidir. Nitekim Efendimiz s.a.v.’in yukarıdaki uygulamasını teyit eder tarzda Hz. Aişe r.anha validemizin şöyle dediği nakledilmiştir: “Başkasına nazarı değen kimseye abdest alması emredilir, o da abdest alırdı. Sonra o suyla, kendisine nazar değen kişi yıkanırdı.” (Ebu Davud) Eğer bir kimseye kimin nazarının değdiği bilinmiyorsa, zikir ve meşru rukyeyle Allah Tealâ’ya sığınmaktan, Kur’an okumaktan ve dua etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Bilhassa Fatiha, Felâk, Nas ve İhlâs sureleri ile Ayetelkürsî’yi okumak tavsiye edilmiştir. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Rukye ancak nazar ve (yılan, akrep vb.) sokma(sı) sebebiyle yapılır.” (Buharî, Müslim). Burada geçen rukye, Kur’an okumaktan ibarettir. Halk arasında çocukları nazardan korumak maksadıyla “nazar boncuğu” takmak oldukça yaygın bir adettir. Ne var ki nazar boncuğu göz değmesine bir fayda sağlamadığı gibi, dinimizce de yasaklanmış şeylerdendir. Aynı şekilde içinde Kur’an ayetlerinden başka bir şey bulunan muskalar takmak da dinimizce hoş karşılanmamış, yasaklanmış uygulamalardandır. Bununla birlikte okuma yazması olmayan ve ezberinde Kur’an ayetleri bulunmayan kimseler için, üzerinde Kur’an ayetleri ve Efendimiz s.a.v.’den rivayet edilmiş dualar bulunan bir kâğıdı (muska), hürmetine halel getirmemeye dikkat ederek taşımakta da bir sakınca yoktur. Bu da bir anlamda rukye olarak kabul edilebilir. Bu yazıda ele aldığımız konu, fizikötesi alanla, yani gaybla ilgili olduğundan, fal, kehanet, astroloji, burçlar… gibi bu konuyla ilişkili olan bazı hususlara değinmedik. Zira bunlar da ayrı bir yazının konusunu teşkil edecek kadar öneme ve ayrıntılara sahiptir.

 

Yaşar Nuri Katliam destekçisi

 Yaşar Nuri Katliam destekçisi 06 Ocak 2009 15:12

İsrail vahşetini, bu tür konuları yazma adeti olmayan kalem sahipleri bile ele alırken kimi isimlerin ibretlik susuşu, dahası iftiraları ise dikkat çekiyor. Kendisini “İslam alimi” diye tanıtan Yaşar Nuri Öztürk, günlerdir Filistin dramını yaz


yazı boyutu yazı boyutu arttır yazı boyutu azalt

SUÇ İSRAİL'DE DEĞİLMİŞ 

Kamuoyunda 'Aldatan Nuri'
 olarak da tanınan Yaşar Nuri Öztürk, 10 günü geride bırakan İsrail vahşetini Hürriyet gazetesindeki köşesinde ele almamakta direniyor. Öztürk, saldırıların başladığı 27 Aralık tarihinden bu yana kaleme aldığı altı ayrı yazıda tarihin sayısız dramlarından birisi olan İsrail'in Gazze saldırılarına yer vermedi. Değindiği bir tek satırda ise Müslümanların başına yağan bombaların kendi hatalarından kaynaklandığını iddia etti. Öztürk, adeta bir dizi yazı halinde, İmam-ı Gazali'nin “dalalet yolu” olarak nitelendirdiği “felsefe”ye kafayı takmış durumda. 

FELSEFE YAPIP, FUKARA ELEŞTİRİYOR 

Yaşar Nuri Öztürk, 28 Aralık tarihli yazısında sapkın Yunan felsefesinin ürettiği “tanrılardan” birisi olan Prometheus'u ele alarak, konuyu hükümet ve belediyelerin yoksullara yaptıkları yardımları eleştirmeye getirdi. Öztürk aynı yazıda Allah kuds-i lafzını kullanmak yerine de “tanrı” kelimesini tercih ederek, şöyle yazdı: “Dinci talan odaklarının dağıttıkları zehirli kömürlerin şu an için uyanış değil, uyuşma getirdiğini itiraf etmeliyiz. Tanrı, aldatılıp uyuşmayı ibadet sanan bir kitleye neden acısın!”

BAKLAYI AĞZINDAN ÇIKARTIYOR

Yaşar Nuri Öztürk, 29.Aralık.tarihlli yazısında ise ilk defa İsrail'in sergilediği insanlık dışı saldırıları konu edindi ancak burada da suçun yahudilerde olmadığını savundu. Öztürk yazısında şöyle dedi: “İslam dünyasının asırlardır işlediği suç, Galilelerini yok etmek, işkenceye veya ıstıraba maruz bırakmaktır. Yoksa bu hallere düşer miydi? İslam dünyasının esas ıstırap kaynağı İsrail füzeleri değil, Galilelerine yaptığı kötülüklerin günah faturası. Bir yandan, ‘Bizim dinimizde engizisyon yok, engizisyon Hıristiyanlığın malıdır' diye nutuk atıyorlar, öte yandan her gün onlarca Galileyi ‘Dünya dönmüyor' demeye mecbur bırakıyorlar. Oyunu sürekli Galilelerden yana kullanan Tanrı ise İslam dünyasını bir belanın girdabından çıkarıp bir başka belanın girdabına sokuyor.

İSLÂM DÜNYASI FATURA ÖDÜYOR 

30.Aralık.tarihli köşesinde “İslam dünyası hangi günahın faturasını ödüyor?” diye soran Yaşar Nuri Öztürk, kendince şu cevabı verdi: “İslam dünyası İbrahim ruhlu Hanîflere yaptığı kötülüklerin günah faturasını ödüyor. Yani, kendi toprağındaki Galilelere yaptığı kötülüklerin cezasını çekiyor. Sizin ilim ve idrakiniz yok; peki, iman ve vicdanınız da mı yok?! Cevap: ‘Gak, guk...Eeee, üüüü, tısss, fısss...Zart, zurt...Ama, yani, işte... Bööö, mööö...Ben bu işin ehli değilsem deeee...Aaa, ııııı, uuuuu...Öyle deee...Yedek ilahlarımız, efendilerimiz buyurdu kiii....Üstat demişti kiii...' Ne demişti kara yürekli yedek ilahlarınız? Sarığın beyazlığını ruhlarının karasıyla kirletenleriniz ne demişti?”

FELSEFE YAPIYOR 

Öztürk, bir sonraki yazısında da Filistin dramına değinmedi. 31.Aralık.2008 tarihli yazısına, “Yaratıcı ve teşkilatçı dehalardan bahsetmek istiyorum” satırlarıyla başlayan Yaşar Nuri Öztürk, “varoluş” üzerine felsefî yorumlarda bulundu. İslam alimlerinin kelam küfrü görerek kullanmadığı “yaratma” kelimesine de yazısında sık sık yer veren Öztürk, “Yaratıcı deha, fikri (ideyi) önce sezer, sonra yakalar, sonra da ortaya çıkarır. Sürekli akan bir nehirdir yaratıcı deha” diye yazdı. 
          www.haber5.com

 
 
 
 
 
 


ASKERİ OLİGARŞİNİN KİRLİ YÜZÜ

11/3/2008 ·

EVET …

HATTA 3 KERE …

EVET EVET EVET (!!!)

 

OLİGARŞİ ASKERİ DÜZENİNİZ ORTAYA ÇIKTI !!!

 

ASKER EMREDİYORUM ! BU ÜLKENİN İPLERİNİ BIRAK !!!

 

20. Yüzyılda ülkemizi yöneten asker hala yönetimden çekilmiş değil (!) Hala iplerimiz maalesef onların elinde !

 

Diğer milletler AY’a çıkarken BİZİM ASKERLER maalesef elimizdeki demokrasiyi alarak YAYA KALMAMIZA vesile olmuşlardı. 61.lerde OYAKı (Ordu Yardımlaşma Kurumu) kurarak TİCARETE ATILMIŞLAR ve o gün bugündür TİCARETTE söz sahibi olur hale gelmişlerdir. Namı diyar OYAK HOLDİNG acaba kimin parası ile kuruldu?

 

Hiç kimse alınmasın TAKLİTÇİ ASKERİ OLİGARŞİ, bir bakıyorsunuz OYAK + AXA ile birleşmiş. :-) AXA bir Fransız firması. Bu firma ile bu bağ nasıl oluştu? Neyse AXA OYAK firmasının Fransa – Asker ilişkisi beni HİÇ ŞAŞIRTMADI. Bugün, özellikle 2000 yılından itibaren askerlik yapan herkes bilir ki ASKERE BAŞLAYAN HERKES kendini sigortalatırdı. Bu mecburi hale getirilmiştir. Hangi firmaya ? :-) Tabii ki AXA OYAK !!!

 

Subay, ast subay ve uzman erbaşlar hariç 500.000 kişinin üzerinde er ve erbaş var. Biz o zaman 10.000.000 TL vermiştik. 7 paket LM sigarasına eşdeğerdi. Yani bugün 20 YTL topluyor olmaları lazım. 500.000 x 20 ytl = 10.000.000 YTL yapar. Yıllık kazançları 10 milyon YTL.

 

Bu holding batar mı? BATMAAAAZZZ :-)

 

8 Yılda 80 milyon YTL yapar. Bu sadece işin sigorta kısmı. Sevgili okurlar ASKERLİK YAPANLAR bilir. Yok şunu alacaksınız, yok bu olacak, vay efendim böle olmalı, bundan olmazsa olmaz gibi emirlerle türlü malzeme aldırırlar. O kışlanın içine girmek isteyen üreticiler ve esnaflar kim bilir Kışla’daki komutana NE KADAR PARA TOSLUYORLARDIR bir Allah bilir, birde onlar (!)

 

Bu işten de ortalama yıllık 1 MİLYAR YTL kalır diye düşünüyorum. Çünkü yiyeceğinden, içeceğine, giyeceğinden, arabadaki lastiğin değişimine yani A’dan Z’ye kadar dünya masraf var. Birde bunların FATURALARINI KABARTIRSANIZ cebe giren para daha da artar. 

 

Evet arkadaşlar ASKER “Askerlik düşmesin diyor” ve ekliyorlar “Bir asker minimum 15 ayda eğitimini tamamlayabilir.” Öyle diyorlar… Neden? Daha önceleri 2 yıldı. Babam 2 yıl yapmış. Sonra askerlik 18 aya düştü. Şimdilerde 15 ay. Peki askerde ne öğretiliyor? Evet askerde savaş sanatı öğretiliyor ve her askere bir branş gösteriliyor ama neden 15 ay? Şimdi ortalama 3 ay acemilik dönemi 3 ay usta birliği olmak üzere 6 ayda bu askeri terhis etmek gerekir. BU ÜLKENİN KAYBEDECEK 1 GÜNE DAHİ TAHAMMÜLÜ OLMAMALIDIR. Arkadaşlar bakın bu kişiler NEDEN ASKERLİĞİ UZUN TUTUYORLAR işte yanıtı:

 

ASKERLİĞİ UZUN TUTUYORLAR ÇÜNKÜ

 

1. Devlet, Askeri kontrol edemiyor. Devleti kuran asker.

2. Devlet asker olduğuna göre sonuna kadar açılmış keseyi bırakmak istemiyor.

3. Savunmaya 16.4 milyar YTL ayrılıyor paranın azalmaması için DAHA UZUN SÜRE ASKERLİK YAPILMASI gerekir.

4. Bütün ülke genelini rahatlıkla kontrol edebilmek için emriniz altında binlerce kişilik bir güç olmalıdır.

5. Devlet YILLIK BÜTÇEYİ TUTTURABİLME TELAŞI ile uğraşırken Ergenekon, PKK, DHKP-C ve diğer ürettikleri terör örgütlerini sözde kontrol etmeye çalışıyorlar. Yani 1960’lı yıllara uzanan Ergenekon ile FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİ yaptırdılar. PKK’yı 5 MİLYON KÜRT vatandaşımızı bölgeden uzaklaştırmak için kurdular. Gibi…

6. Hatta Irak’a dahi girerler ve SONRA ABİLERİ ABD “ÇIK” dediklerinde HEMEN çıkarlar. Maksat yeşillik olsun. Biz Türkiye’yiz… Biz Güçlüyüz… Biz girdik… Biz çıktık hikayeleri ile birçok UCUZ SENARYO üreterek gündemde kalırlar. Biz olmazsak HALİNİZ NİCE OLUR gibi BİLİNÇALTIMIZI ŞEKİLLENDİRMEye çalışırlar.

 

Sayın okurlar bakınız 1961’li yıllarda kurulan bu holding Milyarlarca YTL.lik dev bir holdingtir.

220.000 civarında emekli olmuş yada olmamış askerin bir oluşumudur.

Kar paylaşımı rütbeye göre esas alınmakta.

OYAK’ın 40’tan fazla şirketi car. 20.000 civarında çalışanı bulunmaktadır.

OYAK FİNANS, ÇİMENTO, OTOMATİV, GIDA, KİMYA ve HİZMET gruplarından oluşur.

2003 net karı 661,4 milyon YTL. O yıl Sabancı Holding 814 milyon YTL kar etmiştir.

Kazancınız %39,2’sini ortaklarına dağıtmıştır. %60,8’i yatırım için kullanılıyor.

2003 yılı çimento üretiminde OYAK Çimento Türkiye’nin en büyük üreticisi olmuştur.

Mardin Çimento, Elazığ Çimento, Adana Çimento, Bolu Çimento, Ünye Çimento ve Oysa çimento olmak üzere 6 çimento fabrikası bu şirketin dahilindedir.

OYAK-RENAULT binek otomobil üretimi ve ihracatındaki liderliğini 2003 yılında da sürdürmüş, yaklaşık 1.02 Milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek 1 MİLYAR DOLAR SINIRINI GEÇEN İLK ÜRETİCİ olmuştur. Ayrıca en fazla araç ithal eden şirket ünvanını almıştır.

OYAK’IN SAHİP OLDUĞU DİĞER FİRMALAR, Kimya endüstrisinde Dünya Gazetesinin en başarılı 3. şirket olarak seçtiği Hektaş, 2003 yılında yılın gıda markası olarak seçilen “Tukaş”, Atakent yatırımlarında imzası olan OYAK Konut ve adı OYAK Bank olarak değiştirilen Türk Boston Bank.(şimdilerde satıldı)

OYAK Holding’in şirketlerinden Omsan Lojistik’in Almanya, Fransa, Bulgaristan, Romanya ve Azerbaycan’da şirketleri var.

 

YETEEEEERRRR !!!

 

3 KERE

YETER !!! YETER !!! YETER!!!

 

BİTSİN ARTIK BU SÖMÜRÜ DÜZENİ!

 

Kızıldere Katliamı

Kahramanmaraş Cinayetleri

Başbağlar Katliamı

Madımak Oteli Katliamı

16 Mart Katliamı (1978)

Abdi İpekçi Cinayeti

Gaffar Okan’ın öldürülmesi

Org. Eşref Bitlis'e ait Helikopterin Düşmesi

Turgut Özal'ın Zehirlenmesi

Uğur Mumcu Cinayeti

Ahmet Taner Kışlalı Cinayeti

Üzeyir Garih Cinayeti

Necip Hablemitoğlu Cinayeti - 2001

Hizbullah Olayları ve Cinayetler -2005-2006

HSBC Bankasının Bombalanması

Diyarbakırın Bombalanması - 12 Eylül 2006

Bursa'daki Kürt işyerlerinin Kurşunlanması

Malatya'daki Kitabevi Cinayeti

Ümraniyede ele geçirilen bombalar

Şemdinli'de Umut Kitabevinin Bombalanması

Danıştay Saldırısı

Trabzon Mc Donalds bombalanması

Hrant Dink Cinayeti

Cumhuriyet Gazatesinin Bombalanması

Trabzon'daki Rahip Santaro'nun öldürülmesi

Fethullah Gülen'e Suikast Girişimi

Atabeyler Operasyonu

Diyabakır'ın Bombalanması - 3 Ocak 2008

 

Bütün olaylarda Askerin parmağı var. Yukarıda kendi yandaşları diye lanse ettikleri birçok KİŞİYİ KULLANDILAR SONRADA HARCADILAR. Bu insanlar işte bu kadar VİJDANSIZ.

 

PKK ve DTP ile direk olmasa da muhakkak öyle ya da böyle bağlantıları var. 30 sene PKK’yı bitirmedin de şimdi neden bitiriyorsun?

 

Çünkü, Kuzey Irak bölgesel yönetimi ile ticaret yapacaklar PKK’yı aradan çıkarmak gerek. PKK’nın misyonu bitti. Bitmesi gerekti. Sen git MİT aracılığı ile APO’ya milyonlarca dolar ver dağa çıkart. (PKK’yı neden kurdular yukarıda söylemiştim. Yani anlayacağınız bir taşla kuş katliamı.) Eline de bütün kirli işlerin listesini ver. Eroin, dilencilik, değnekçilik, kadın ticareti, organ mafyacılığı vb. gibi. Sonrada 30 yıl sonra ortadan kaldır. Bakınız DTP kapanacak ve milletvekililer de tutuklanacaklar az kaldı. :-) Sonra satın aldığın FOX TV’de probagandanı yap! KENDİN ÇAL KENDİN OYNA.

 

Bakın ASKERLİK YAPAN BİLİR. Bugün PAŞALARA kimse karışamıyor. Yani ÜLKEYİ SATSALAR kimsenin haberi olmaz. Ordu evleri 7 yıldızlı otelleri aratmayacak konforda ve subay – astsubay burada neredeyse bedava denilecek fiyatlarda faydalanıyor. Paşalardan ücret alınmıyor. İstedikleri kadar yiyor istedikleri kadar içiyorlar. Onlara her şey serbest. AFEDERSİNİZ AMA KİMİN VERGİSİYLE BUNLARI YAPIYORSUNUZ?

 

Muhakkak bakmanız ve okumanız gereken bazı link ve haberler:

 

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=40688

 

http://yenisafak.com.tr/yorum/?t=09.07.2007&c=12&i=51484

 

http://haberler.canim.net/62098_oyakbank-a-muht%C4%B1ra:-140-bin--askerin-bilgisi-bizde-kalacak.html

 

http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=604&uniq_id=1204750049

 

http://turkish.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=184

 

http://www.nuveforum.net/18-tartisma-platformu/12105-batik-adami-generallerin-tam-listesi/ (Bu site çok ilginç)

 

Sayın Okurlar ONURLU ve KUTSAL meslek olan ASKERLİK bu gibi ÇAKALLARIN ELİNDE MAALESEF.

 

BİTMEDİ DEVAM !!!

 

Orgeneral Semih Sancar (Akbank YK),

Org. Muhittin Fisünoğlu (Sümerbank),

Org. Teoman Koman (İnterbank),

Oramiral Vural Beyazıt (Etibank),

12 Eylül'ün Orgenerallerinden Turgut Sunalp (Netaş ve Garanti Bankası Yön. Kur. Üyesi);

Org. Adnan Ersöz (İşbankası Yönetim Kurulu Üyesi);

12 Mart'ın ünlü darbecilerinden Org. Faik Türün (Umumi Mağazalar Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Süreyya Yüksel (Yaşar Holding Danışmanı);

Org. İbrahim Şenocak (Etibank Yönetim Kurulu Başkanı);

Org. İsmail Hakkı Akansel (PETKİM Danışma Kurulu Üyesi);

Org. Vecihi Akın (AKSİGORTA Yönetim Kurulu Üyesi);

Org. Doğan Özgöçmen (Yapı Kredi Bankası Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Suat Aktulga (LASSA);

Org. Şeref Akıncı (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi);

Org. Kemalettin Eken (Şekerbank Turizm Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Sabri Deliç (Profilo Holding Başkan Yardımcısı);

Oramiral Bülent Ulusu (AKSA Yönetim Kurulu Üyesi); TİKKO gerillası oğlu Cemil Oka'yı ihbar ederek öldürten Org. Nazif Oka (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Halil Sözer (Borusan Yönetim Kur. Üyesi);

Korg. Fevzi Aysun (Derborsa Yönetim Kur. Üyesi);

Korg. Hikmet Kesim (Türk/ABD Havacılık San. (TAİ) Yön.K.Ü.);

Korg. Tevfik Alpaslan (Altay şirketler Grubu);

Tümg. Cemil Mete (Minex Savunma Sanayi Yön. Kur. Üyesi);

Tümg. Hayri Sözen (Borusan Danışmanı);

Tümg. Servet Bilgi (Bekoteknik Yönetim Kur. Üyesi);

Tuğg. Tanju Erdem (Yaşar Holding Danışmanı);

Tuğg. Fikri Topsever (AKSA Personel Müdürü);

Tuğg. Sezer Bilgili (Pamukbank Denetçisi);

Tuğg. Şahap Ar (Alarko Holding Yönetim Kur. Üyesi);

Tuğg. Sıtkı Sunday (Otomarsan Başkan Vekili);

Tuğg. Orhan Köker (Profilo Holding Müşaviri);

Tuğg. Yılmaz Oral (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi);

Tuğg. Kamuran Gümüşsoy (GİMA Yönetim Kur. Üyesi.)

 

Sayın okurlar, eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) başkanlığını yapıyor. Ülker’e ‘yeşil sermaye’ etiketi vuran ve askeri garnizonlarda satışını yasaklayan Genelkurmay’ın istihbarat biriminin başında bulunan, emekli Koramiral Turhan Özer, 2005 yılı sonunda Ülker’in 10 kişilik İstişare Konseyi’ne getirildi. Tümgeneral Armağan Kuloğlu, PKK koordinatörü olarak atanan Orgeneral Edip Başer ve Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) yönetiminde, Kıdemli Kurmay Albay Atilla Sandıklı Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Genel Müdürlüğü görevinde, Tuğgeneral Süleyman Canpolat Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yönetim Kurulu’nda, Tuğgeneral Nejat Eslen ise Global Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü’nde bulunuyor. Think tank kuruluşlarında adına sıkça rastlanan askerler, siyasete de heves ediyor.

 

Yurtbank, Egebank, Sümerbank, Esbank, Yaşarbank, İnterbank, Bankkapital, Etibank, Türk Ticaret Bankası, Bank Ekspres ve Es Bank gibi şirketlerin yönetim kurulu üyesi olup banka sahipleriyle anlaşarak FONA DEVREDENLER yine ONURSUZ VE ŞEREFSİZ PAŞALARDIR.

 

BU ÜLKE İÇ SORUNLARINI NASIL AŞAR?

 

Bütün görevlerde yetkiler azaltılacak !

 

Cumhurbaşkanının Yetkisi azaltılacak!

YÖK Başkanı ve Rektörlerin yetkileri azaltılacak!

Anayasa Mahkemesinin yetkisi azaltılacak ve TBMM’ye müdahale edemeyecek!

Askerin Yetkisi azaltılacak! (Dokunulmazlığı kaldırılmalı ve devlete karışamaz hale getirilmelidir!)

Atanmışlar hükümetin işine karışmayacak! Karışan görevden alınacak!

 

Yani kısaca TBMM, Olağanüstü Kararlar alabilen tek yer olmalıdır.

 

Sayın Okurlar, bugün size ÜLKEMİZİN GERÇEK SORUNUNU gösterdim.

 

Bir gerçekler var.

İki suni gerçekler var.

Üç suni gerçeklerin gölgesi var.

 

Yetmişli yıllardan bugüne işlenen cinayetler ve faillerinin bulunamaması, yönetilen ülkemiz ve refah düzeyimizin düşük olması SUNİ GERÇEKLERİN GÖLGESİNİ gösteriyor.

 

Televizyona yansıtılan haberler, PKK gibi naylon terör örgütleri ve Ordumuzun kahramanlıkları SUNİ GERÇEKLERİ gösteriyor.

 

Bugün size aktarmaya çalıştığım MAKALEM ise GERÇEKLERİ GÖSTERİYOR.

 

Selam ve Dua ile…

 

 

Muhammed Mustafa İslamoğlu – 11 Mart 2008 Salı

Web :  http://stratejiksiyaset.blogcu.com

E-Mail :  osmancelebi81@mynet.com

 

 

ÇARŞAFLI ÖĞRENCİLERİN DERSE GİRDİĞİNİ YAZAN 'VATAN' ÇUVALLADI !

Vatan'ın haberi yine YALAN çıktı !
Konya Selçuk Üniversitesi'nde kara çarşaflı öğrencilerin derslere girdiğini iddia eden VATAN yine çuvalladı !..

Selçuk Üniversitesi (SÜ), başörtüsü yasağının yeniden başlatılması sebebiyle yapılan protesto gösterisinde yeralan, çarşafa benzer elbise giyen bayanın öğrenci değil, Diş Hekimliği Fakültesi'nde tedavi olmak için gelen bir vatandaş olduğu ifade edildi.


Bazı basın yayın organları, başörtüsü yasağını yeniden başlatan Selçuk Üniversitesi'ni (SÜ) dün protesto eden öğrenciler arasında çarşafa benzer elbise giyen bir öğrenci bulunduğunu öne sürmüştü. Ancak üniversite yönetiminden yapılan açıklamada, o kişinin S.Ü öğrencisi değil, Diş Hekimliği Fakültesi'nde tedavi olmak için gelen bir vatandaş olduğu ifade edildi.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, Anayasanın ilgili maddelerinde yapılan değişikliğin ardından üniversitelere bir yazı göndererek, kılık kıyafet serbestliği uygulanmasını istemişti. Bu doğrultuda bazı üniversiteler başörtülü öğrencileri derslere almaya başlamış, kimi üniversiteler ise yasakçı tutumlarını sürdürmüştü.

Selçuk Üniversitesi de kapılarını başörtülü öğrencilere açan y