|
YEMEK İÇMEK ve KULLANILACAK ŞEYLER HAKKINDA
Haram kötü ve zararlıdır
Sual: Birşey zararlı olduğu için mi haram edilmiştir, yoksa haram edildiği için mi zararlıdır?
CEVAP
Bu hususta Ehl-i sünnetin
iki büyük imamı olan İmam-ı Eşari ile İmam-ı Matüridi hazretlerinin görünüşte farklı
iki ayrı kavilleri var ise de, aralarındaki ayrılık lafızda olup esasta birdir. Her ikisi de, Allahü
teâlânın haram kıldığı, yasak ettiği herşeyin kötü ve zararlı olduğunu bildirmişlerdir.
Bu hususta âlimler arasında ihtilaf yoktur. Mesela domuz eti zararlı olduğu için haram kılınmıştır.
Haram kılındığı için de zararlı ve kötüdür.
Allahü teâlânın gönderdiği
eski dinlerde, bazı şeyleri yemek haram iken dinimizde helal kılınmış, eski dinlerde helal olan,
bazı şeyler de dinimizde haram kılınmıştır. Fakat bunda da bazı hikmetler bulunmaktadır.
Bu hikmetler bildirilmemiştir. İnsanoğlu herşeyin hikmetini anlamaktan aciz kalmaktadır.
Emirlerde mantık aramak
Sual: Bazı kimseler diyor ki: (Domuz etini iyice kaynatınca bir zararı olmaz. Bir bardak bira,
bir damla şarap içmek, vücuda zarar vermediği için günah olmaz. Gusül ve abdest temizlik içindir. Vücut kirlenmedikçe,
gusletmek veya abdest almak mantıksızlıktır. Namaz iyi bir jimnastiktir. Ama bugün modern jimnastik şekilleri
vardır. Kapanmaktan maksat da erkekleri tahrik etmemektir. Saçın görünmesi erkekleri tahrik etmez. Kapanmasının
hiçbir mantıkî sebebi yoktur. Yakın akraba ile evlenmek, çocukların sakat olma riskinden dolayı yasaklanmıştır.)
CEVAP
Dinimizde bir şey haram ise, hikmetini, fayda veya zararını bilmesek de onun haram olduğuna inanmak
gerekir. Dinimizin bildirdiği şeylere akla uygun olduğu, yahut tecrübe ile anlaşıldığı
için inanmak iman olmaz. Çünkü bu, akli, tecrübeyi tasdik etmek demektir.
Haramlarda muhakkak vücuda zarar veren bir şey aranmamalıdır! Bugün
tıp, her ne kadar hastalık bulaştıran etin domuz eti olduğunu tespit etmişse de, Domuz etinde
bulunan büyüme hormonunun kansere sebebiyet verdiği açığa çıkmışsa da, domuz eti ile trişinoz
hastalığı geçiyorsa da, domuz şeridi, mide ve barsak yolu ile kana geçerek, göz, beyin gibi önemli organlarda
ağır hastalıklara sebebiyet veriyorsa da, domuz eti yiyenlerde, kıskançlık hislerinin dumura uğradığı,
namusunu kıskanmadığı ve daha başka zararları tespit edilmişse de, yine de (Mutlaka şu
sebepten dolayı domuz haram edilmiştir.) denilemez. Fakat hiç zararı tespit edilmese de, dinimiz yasak ettiği
için, domuz etini yemek haramdır. Besmelesiz kesilen kuzu eti de haramdır. Demek ki, maksat, dinin emrine uymaktır.
Bir yudum şarabın, bir bardak biranın vücuda zararı olmayabilir. Bir damla idrarın da zararı
olmayabilir. Ama dinimiz bunların damlasını yasak etmiştir.
Gusül ve abdest mutlaka maddî kirlerin temizlenmesi için değildir. Öyle olsaydı, su olmayınca toprakla
yıkanmak, yani teyemmüm emredilmezdi. Halbuki toprağa bulaştırmak temizlemediği gibi, üstelik elimizi
de kirletir. Demek ki gusül ve abdest, maddî temizlikten çok, manevî temizlik içindir. Maddî temizliğe de faydası
olur. Ama asıl gaye maddî temizlik değildir. Modern jimnastik yapılsa namaz kılınmış sayılmaz.
İyi olur diye üç rekatlık bir namazı dört kılsak namaz sahih olmaz. Demek ki, maksat, daha iyi hareket
yapmak, daha çok namaz kılmak değil, dinin emrine uymaktır.
Kadınların
kapanmasında, erkeklerin tahrik olma şartı yok. Hiç kimse olmasa da, dinimiz, namaz kılarken kapan diyor. Hiç kimse olmasa da evde, açık dolaşma diyor. Bunların erkekleri
tahrikle bir ilgisi yok. Tahrik için olsaydı, cariye denilen kadınların başları, kolları, bacaklarının
açık gezmesine, namaz kılmasına dinimiz izin vermezdi. Gaye tahrik
olsaydı, bir erkek, ana, bacı, kardeş çocuğu, süt kardeş, hala ve teyzenin saç, kol ve bacakları
açık yanlarında oturamazdı. Oturmasına izin verildiğine göre, demek kapanma emrinin mutlaka tahrik
ile ilgisi yoktur. Tahrik, belki birçok sebepten birisi olabilir.
Demek ki gaye, tahrikle hiç ilgili değildir. Esas gaye, söz dinlemektir. Saçı açmanın insanlara bir zararı
yok, saçı kapatmanın mantığı, söz dinlemektir.
Bir erkek, kız kardeşi ile evlense çocukları mutlaka sakat olur diye bir şey yok. Yabancı ile
evlilikte de aynı hastalıklar olabiliyor. Hz. Adem zamanında kız kardeşle evlenmek Allah'ın
emri idi. Eğer mutlaka çocuklar sakat olsaydı, o zaman Allah bunu emretmezdi. Eğer maksat, çocukların
sakatlığı olsa idi, 20 yaşındaki bir genç, artık
doğurmaları mümkün değil diyerek, menapoz dönemine giren halası ile, teyzesi ile evlenmesinde sakınca
görülmez, süt kardeşle evlenmesi yasaklanmazdı.
Bununla beraber, dinimizin emrinde
mutlaka faydalar, yasaklanmasında da zararlar vardır. Bir emirde hiç fayda, bir yasakta da hiçbir zarar görülmese
de, bunlara riayet etmek gerekir.
Şüpheli gıdaları yemek
Sual: İçinde domuz yağı olma ihtimali olan gıdaları yemek câiz midir?
CEVAP
İmam-ı Gazalî
hazretleri buyurdu ki: (Haram olmayan, fakat şüpheli olan şeylerden de sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde,
(Şüpheli şeyi terk et, şüphesiz şeyi al), (Şüphelilerden
sakınan, dinini, ırzını korumuş olur. Şüpheli etrafında dolaşan, harama düşebilir)
buyuruldu.
Fakat yiyecek ve içeceklerde
şüphe edip yememek, takva değil, vesvesedir.
Şunu iyi bilmelidir
ki, insanlara, (Muhakkak helâl olanı, temiz olanı yiyin!) diye emir
olunmadı. Çünkü bunu kimse yapamaz. Onun için (Helâl olduğu, temiz olduğu
zannedileni yiyin!) denildi. Yani (Haram olduğu meydanda olmayan şeyleri
yiyin) denildi. Eshâb-ı kirâm, kâfirlerin verdiği suyu içerlerdi.
Halbuki, pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kâfirler ise, çok kere pis olur. Elleri ve kapları şaraplı
olur. Leş yemekten çekinmezler, yani, Besmelesiz kesilen veya kesilmeyip başka suretle öldürülen hayvanları
yerlerdi. Aldıkları kâfir şehirlerinde, kitaplı kâfirlerden et, peynir satın alır, yerlerdi.
Halbuki, o şehirlerde müslüman olmayanlar arasında içki satan, fâiz alıp verenler vardı. [İhya]
İmam-ı Kastalanî
hazretleri buyurdu ki:
Peygamber efendimiz, Hayber'de,
eshab-ı kiramla bir Yahûdinin zehirli kebabından bir lokma yedikten sonra, (Bu
et, bana zehirli olduğunu söyledi) buyurup başka yemedi ve son hastalığında, (Hayberde yediğim zehirli etin acısını hâlâ hissediyorum) buyurdu. (Mevahib) [Bu olay Buhârî
ve Müslim'de de geçmektedir.]
Araştirmak gerekmez
Resulullah efendimiz, bir yahudinin
ekmegini ve tereyagli yemegini temiz mi diye sormadan yedi. Bu yag hangi hayvanin [domuz yagi mi, koyun yagi mi], ekmegin
hamuru su ile mi, yoksa şarap ile mi yoguruldu diye sormadi. Temiz mi diye sormadan müşrik kadinin su kabindan abdest aldi.
Bunlar, araştirmanin gerekmedigine birer delildir. (Berika)
Kâfirler, gidalarimiza necaset
katabilecekleri gibi, zehir de katabilirler. Nitekim yahûdi yemeğe zehir katmıştır. Peygamber efendimiz
de, araştırmadan o yemeği yemiştir. Çünkü necis olduğu bilinmiyen şeyleri yememek takva değil,
vesvese olur. Dinimiz de vesveseden kaçmayı emretmektedir. (Hadika)
Dinimiz, "Birşeyin helal olmasi için delil aranmaz, haram olmasi için delil aranir" der. Necis olan bir şeye dair bir
delil bulunmazsa, temiz kabul edilir. (Usul-i Pezdevi)
Margarin, sucuk,
meşrubat ve diger gidalarin içine necaset katilsa, fakat katildigi bilinmese yemek câiz olur. Bilmek, ya bizzat görmekle veya
adil müslümanlarin necaset katildigini biz gördük demeleriyle anlaşilir. Katiliyormuş demekle haram olmaz. (Eşbah)
Sabunlara da domuz
yagi katilabilir. Fakat necasetli yag ve domuz yagi sabun yapilinca, şarap sirkeye dönünce temiz olur. Bütün kimyevî degişmeler
böyledir. (Tahtavî)
Gida maddelerine
hile yapilabilir. Fabrika, içine çeşitli necasetler katabilir. Yahut ihmal yüzünden necaset karişabilir. Süt sagilirken içine
hayvan necaseti karişabilir. Reçelin, pekmezin içine fare düşüp ölebilir. Imalatçi, kazani dökmeyebilir. Meşrubatlara konan
esans alkolde eritilebilir. Bunun gibi çeşitli necaset karişabilir. Fakat içinde necaset oldugu kesin olarak bilinmiyen bütün
gida maddeleri temiz kabul edilir, yenmesi günah olmaz. (Şerh-i Eşbah, Tahrir)
Bir tavuk karni yarilmadan,
kaynar [yani yüz derece] suya konursa necis olur, yenmesi haram olur. Eger, karni yarilip içi yikanip temizlendikten sonra,
kaynar konursa, tüylerine necaset bulaşmamişsa, yenmesi helal olur. Kaynamiyan [80-90 derece] suda birakilan içi boşaltilmamiş
tavugun, yalniz derisi necis olur, böyle bir tavugun içini boşalttiktan sonra, üç defa soguk su ile yikaninca her yeri temiz
olur. Bu bakimdan kaynar su ile, kaynamayan sicak su kariştirilmamalidir. Nasil kesildigi, nasil haşlandigi, necis oldugu
kesin olarak bilinmezse, böyle tavuklari yemek günah olmaz. Çünkü necis oldugu bilinmiyen şeyleri yememek takva degil, vesvese
olur. Dinimiz de vesveseden kaçmayi emretmektedir. Vesvese eden, ruhsatlarla amel etmelidir! Üzerinde necaset görünmiyen her
şey temiz kabul edilir. Şüphe etmekle necis olmaz. Gidalarda necis maddeler var zanni ile gida almamak vesvesedir, aşiriliktir.
Hadis-i şerifte, (Aşiri gidenler helak oldu.) buyuruldu. Ifrat ve tefritten yani
aşiriliklardan uzak olmak ve orta yolu tutmak gerekir. Hadis-i şerifte, (Işlerin
hayirlisi vasat olanidir.) buyuruldu. Dinimiz, "Birşeyin helal olmasi için delil
aranmaz, haram olmasi için delil aranir" der. Necis olan bir şeye dair bir delil bulunmazsa, temiz kabul edilir.
"E" maddeli gıdalar
Bazı vatandaşlar,
gıdalardaki, bilhassa margarinlerdeki domuz yağı söylentisinden tedirgin olmuş. Kod numaraları yazılı
bir E listesi göndermişler. Bu işi ciddi şekilde araştırıp bilgi verilmesini istiyorlar.
Bu hususta gerekli araştırmalar
yaparak birkaç defa uzun yazı yazdık. Dini hükmünü bildirdik.
Vatandaşları
böyle tedirgin edenlerin günaha girdiklerini açıkladık. Ancak o yazılarımızı okumamış
olanlar için, bu defa da, bütün margarin imalatçılarının altında imzası bulunan Bitkisel Yağ
Sanayiciler Derneğinin gazetelere verdikleri ilanın özeti şöyle:
(Değerli Halkımıza
Son günlerde kamuoyunda
margarinlerde domuz yağı veya domuzdan üretilen katkı maddeleri kullanıldığına dair çıkarılmaya
çalışılan tamamen asılsız söylentileri ve "E listesi" ile ilgili iddiaları üzücü bir haksızlık
olarak değerlendirmekteyiz. Gıda katkı maddelerinin belirtilmesinde T.C. Sağlık Bakanlığınca
hazırlanan ve 7.6.1990 tarih ve 20541 nolu Resmi Gazetede yayınlanan "Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği",
Avrupa Topluluğu Kodunu benimsemiş ve ambalajlara yazılması zorunluluğunu kanunen getirmiştir.
Bu sistem çerçevesinde Europe (Avrupa) kelimesinin baş harfi olan "E" ve ilgili gıda katkı maddesinin kod numarasının
ambalaj üzerine konması zaruridir.
Sağlık Bakanlığının
17.11.1993 tarih ve 13300 numaralı yazısından da açıkça anlaşılacağı üzere, Türkiyede
domuz kaynaklı katkı maddeleri ile domuz yağı içeren mamul gıdalara üretim izni verilmemiş olup,
bahsi geçen E listeli katkı maddelerinin domuz kökenli olması kanuni açıdan da kesinlikle mümkün değildir.
Margarinlerimizde domuz yağı veya domuzdan elde edilmiş herhangi bir katkı maddesi yoktur, hiçbir zaman
da olmamıştır.
Öte yandan, halkımızın
temel dini ve ahlâki değerlerine olan hassasiyeti sebebiyle ve yanlış bilgilerin doğurabileceği her
türlü tereddütü ortadan kaldırmak amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı da konuyu inceleyerek
bu tür dedikoduları yaymaktan sakınmak gerektiğini ve bu yağları yemenin dinen bir mahzuru olmadığını
açıklamıştır. )
Bu yazıdan
da anlaşıldığı gibi, Türkiyede imal edilen margarinleri ve diğer gıdaları yiyip içmekte
mahzur yoktur. Zaten içinde necis madde bulunduğu kesin olarak bilinmiyen gıdaları yemenin caiz olduğunu
bütün İslâm âlimleri ittifakla bildirmişlerdir. (Hadika)
İlaçların
içerisine konan bazı alkol maddeleri
Sual: İlaçların içerisine konan bazı alkol maddeleri var.
Öksürük, uyku ve benzeri teskin edici ilaçlar içerisinde de muhtelif alkol tipleri var. Kimyevi olarak alkol tabir edilen
maddelerden haram olan ve olmayanları konusunda bilgi rica edecektim.
CEVAP
Sadece etil alkol haram olan alkoldür, diğerlerinin kimyadaki
adı öyledir.
Alkol çeşitleri şöyledir:
İçilmesi haram olan alkol, etil alkoldür. Buna sadece alkol veya
ispirto da diyorlar. Başka adı yoktur. Diğerlerinin kimyadaki adı alkoldür. Kullanılması günah
değildir.
Bunlar: Etanol = Etil alkol = İspirto: Kısaca alkol denir.
Şekerli selülozlu ve nişastalı her maddenin Fermantasyonu (Mayalanması) sonucu ortaya çıkar. Lak,
vernik, boya, sabun, parfüm ve ilaçların hazırlanmasında çözücü olarak kullanılır.
Kullanılması günah olmayan alkollerden bazıları:
Metanol = Metil Alkol: Endüstride, çözücü olarak bazı boyaların
elde edilmesinde kullanılır. 20 gramdan fazlası öldürür, azı gözü kör eder.
Gliserin = Propan triol: Her türlü yağlardan elde edilir. Eczacılıkta,
kozmatik ve gıda sanayiinde ve dinamit yapımında kullanılır.
Fenil etanol: Gül yağında bulunur. Ester haline getirilerek
parfümeride kullanılır.
Propanol = Propil alkol: İki çeşidi vardır: Normal propil
alkol, izo propil alkol. Gıda sanayin de kullanılmaz. Zehirlidir. Aseton elde edilmesinde ve çözücü olarak kullanılır.
Cetyl Alkol= Setil Alkol: Gliserin ile estereşmesinden simil alkol
elde edilir. Kozmetik sanayiinde kulanılır.
Butil Akol = Butanol: Mısır karbonhidratlarının
mayalanmasından elde edilir.
Benzil Alkol: Parfümeride esterleri
kullanılır.
Domuzun haram edilmesi
Sual: Domuzun herkese, ipek ve altının erkeklere haram edilişinin hikmeti nedir?
CEVAP
Dinimizde birşey
haram ise, hikmetini bilmesek de onun haram olduğuna inanmak gerekir. Muhammed aleyhisselamın peygamber olarak bildirdiği
şeylere akla uygun olduğu, yahut tecrübe ile anlaşıldığı için inanmak iman olmaz. Çünkü
bu, aklı tasdik etmek demektir. Haramlarda muhakkak vücuda zarar veren birşey aranmamalıdır!
Domuz, her türlü pisliği
yiyen çok pis bir hayvandır. Zararlı bir hayvan olduğu için yalnız Türkler değil, Avrupalılar
da, bir kimseye hakaret etmek için "Domuz" derler.
Tevratta domuz eti yasak
edildiği için bugünkü yahudiler bile domuz eti yemezler. Bugün tıp, insana en çok zarar veren ve hastalık bulaştıran
etin domuz eti olduğunu tesbit etmiştir. Domuz eti yiyenlerde [safra kesesi iltihabı, apandisit, barsak iltihabı,
çeşitli çıbanlar, mafsal kireçlenmeleri, damar sertliği, romatizma, grip, tansiyon yüksekliği, kalb anjini,
infarktüs gibi ] çeşitli hastalıkların görüldüğü meydana çıkmıştır. Domuz etinde bulunan
büyüme hormonunun kansere sebebiyet verdiği açığa çıkmıştır. Domuz eti ile geçen trişinoz
hastalığının bugün bile tedavisi yoktur. Domuz şeridi [tenya], mide ve barsak yolu ile kana geçerek,
göz, beyin gibi önemli organlarda ağır hastalıklara, hatta ölüme sebep olmaktadır.
Kıskançlığı Yok Eder
Domuz eti yiyenlerde,
kıskançlık hislerinin dumura uğradığı, namusunu kıskanmadığı da tesbit edilmiştir.
Domuz yağı, E vitaminini birdenbire yok eder. İnsan, E vitamininden mahrum kalınca nesli söner, E vitamininin
yokluğu sevgiyi, aşkı yok eder. E vitamininin noksanlığında erkeklerde kısırlık,
kadınlarda çocuk düşürme hastalığı ortaya çıkar. E vitamini yağlardaki acılaşmayı
önler. E vitamini tükenince A vitamini acılaşmayı önleyemez. A vitamininin yokluğunda da cinsiyete menfi
yönde etki eder. Domuz eti ve yağlı yiyenlerde karakter değişikliğinin ortaya çıktığı
da tesbit edilmiştir.
Domuz etinin, diğer
hayvan etlerine hiçbir üstünlüğü yoktur. Hazmı güç, protein değeri çok düşüktür.
Yarın domuzun daha
başka zararları da tesbit edilebilir. Yine de (Mutlaka bu veya şu sebebten dolayı domuz haram edilmiştir.)
denilemez. Fakat hiç zararı tesbit edilmese de dinimiz yasak ettiği için, domuz etini yemek haramdır. İpek
ve altının erkeklere haram ediliş sebebine de bu açıdan bakmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu
ki:
(Altın ve ipek , kadınlara helal, erkeklere ise haramdır.) [Tahavi]
(Altın ve gümüş kaptan yiyip içmek, ipek giyinmek ve üzerinde oturmak haramdır.) [Buharî]
Gayri müslimlerin yemeklerini yemek
Sual: Hıristiyan kadınları, pişirdikleri yemekten bize getiriyorlar. Biz de bu yemekleri yiyoruz. Bazıları
gayr-i müslimlerin pis olduklarını, hediyelerini almanın caiz olmadığını söylüyorlar. Doğru
mudur?
CEVAP
Gayr-i müslimlerin yemeklerini
yemek, verdikleri hediyeleri alıp kullanmakta mahzur yoktur. İslâm âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
(Tevbe suresi 29. ayet-i
kerimesinde (Müşrikler elbette pistir.) buyuruluyor. Hanefi âlimleri bu
ayeti, Allahü tealanın (Müşrikler pistir) buyurması, (Müşriklerin kalblerinin, itikadlarının
pis olduğu içindir) diye açıklamışlardır. Gayr-i müslimler, temizliğe riayet ederlerse, bedenlerine
pis denemez. Çünkü Peygamber efendimiz, bir yahudi evinde yemek yedi, bir müşrikin kabı ile taharetlendi. Hz. Ömer
de bir Hıristiyan kadının kabından taharetlendi. Müşriklerin bedenleri de pis olsaydı, onların
yemeklerini yemez, sularını içmezlerdi. Eğer müşriklerin bedenleri pis olsaydı, iman edince temiz
olmamaları gerekirdi. O hâlde onlara pis denilmesi, kalblerinin pis olduğunu bildirmek içindir. İman edince
kalblerindeki bu pislik gider, temiz olur. İtikadlarının, kalblerinin pis olması, bedenlerin de pis olmasını
gerektirmez.
Kur'an-ı kerimde
buyuruluyor ki:
(Ehl-i kitabın [Yahudi ve Hıristiyanların] pişirdiklerini, kestiklerini
yemek helaldir.) [Maide-5]
İhtiyat Değil
O hâlde, kâfirlere
karışan, alış-veriş eden müslümanları pis bilmemelidir! Böyle müslümanların pis olduklarını
sanarak, bunların yiyecek ve içeceklerinden sakınmamalı, müslümanlardan ayrılmak yoluna sapmamalıdır!
Bu hâl, ihtiyat değil, bu hâlden kurtulmak ihtiyattır.) [Mektubat c.3, m.22]
Yine İslâm âlimlerinin
en büyüklerinden olan İmam-ı Gazalî hazretleri de buyurdu ki:
(Haram olduğu
bilinmeyen şeyler yenir. Peygamber efendimiz, bir müşrikin, Hz. Ömer de, bir Hıristiyan kadının testisinden
abdest almıştır. Eshab-ı kiram, kâfirlerin verdiği suyu içerdi. Hâlbuki, pis, necis olan şeyi
yemek haramdır. Kâfirler ise, ekseriya pis olur. Elleri kapları şaraplı olur. Çeşitli şekilde
öldürerek leş ettikleri hayvanları yerler. Eshab-ı kiram, buna rağmen, necis olduğunu kesin olarak
bilmedikleri için, onlardan et, peynir gibi gıda maddelerini alıp yerlerdi.) [Kimya-ı Seadet]
Dinimiz zımmiye
[gayrı müslim vatandaşa] zekât hariç, sadaka, sadaka-i fıtr, adak ve hediye verilmesinin ve onlardan cizye
ve hediye almanın caiz olduğunu bildiriyor. (Mevkufat, Dürer)
Dinimiz, kâfire
itikadlarından dolayı hürmet etmenin ve selam vermenin caiz olmadığını; ama ihtiyaç halinde
selam verip müsafeha etmenin caiz olduğunu bildiriyor. (R. Muhtar)
Zımmiye zulmetmek,
müslümana zulmetmekten daha büyük günahtır. Zımmiyi üzmemek için selam vermek caizdir. (Dürr-ül-muhtar)
Hadis-i şerifte ise,
(Zımmiye eza edenin hasmı ben olurum) buyuruluyor. (Hatib)
Yine hadis-i şeriflerde (Hediyeyi reddetmeyin!) ve (İstemeden verilen şeyi alınız!
Allahü teâlânın gönderdiği rızıktır.) buyuruluyor. [Beyhekî]
İçki hakkında dinimizin emri nedir?
Sual: Şarabın, alkollü içkilerin, sağlığa faydalı olduğu, dozunda içki içmenin günah olmadığı
söyleniyor. İçki hakkında dinimizin emri nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerimde,
hadis-i şeriflerde, Hamr kelimesi, alkollü içki manasında kullanılmaktadır.
Biz de kısaca bu kelimeyi içki olarak bildiriyoruz. İçkinin, çeşitli hastalıklara yol açtığı,
aklı azalttığı, karaciğeri bozduğu, beyni ve sinirleri harap ettiği, ilmi olarak defalarca
tesbit edilmiştir. Bir kimse, müslüman olmasa bile, sağlığa olan zararından dolayı, müslüman
ise, dinimizde haram olduğu için, içkiden uzak durmalıdır!
Kur'an-ı kerimde
mealen buyuruldu ki:
(Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allahı
anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık hepiniz vazgeçin!) [Maide 91]
Bir önceki ayet-i kerimede
de içki ve kumar gibi şeylerin şeytanin kötü işleri olduğu, bunları bırakanların kurtuluşa
ereceği bildirilmektedir. (Maide 90)
İçki ve İlaç
İçki çeşitli
şeylerden yapılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İçkinin haram olduğuna dair kesin hüküm indi. İçki beş şeyden yapılır;
üzüm, hurma, buğday, arpa ve baldan. Sarhoş eden her şey içkidir.) [Müslim]
İçkinin sarhoş
eden miktarı değil, damlası da haramdır. Haram olan şey ilaç olarak kullanılmaz. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, haram olan şeylerde şifa yaratmamıştır.) [Buharî]
İbni Abidin hazretleri
bu hadis-i şerifi açıklarken buyuruyor ki: (Haram olan şeylerin ilaç olarak içilmesi, bunun hastaya iyi geldiği,
müslüman mütehassıs tabip tarafından biliniyorsa ve o hastalık için başka bir ilaç da yoksa, o zaman bunun
kullanılması caiz olur. Caiz olunca da haram olan şey değil, caiz olan şey kullanılmış
olur.) [R. Muhtar]
Her alkollü içki haramdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İhtimar [alkol teşekkül] etmiş her içki, sarhoş eden her
şey haramdır.) [Ebu Dâvud]
(Çoğu sarhoş eden içkinin, azını da içmek haramdır.) [Nesâî]
(Sarhoş eden her içki haramdır.) [Müslim]
(İçki, bütün kötülüklerin başıdır.) [İ.Neccar]
(İçki kötülük doğurur.) [Beyhekî]
(Allaha ve ahırete inanan içki içmesin, içki içilen sofraya da oturmasın!) [Taberânî]
(İçkiden sakının! Ağaç dal budak saldığı gibi, içki de,
kötülük saçar.) [İbni Mace]
(İçki her kötülüğün anahtarıdır.) [Hakim]
(İçki, günahların en büyüğü, bütün kötülüklerin başıdır. İçki
içen, namaz kılmaz, anası, halası ve teyzesi ile zina edebilir.) [Taberânî]
(İçki içenin hayâ perdesi yırtılır, şeytan ona yoldaş olur,
her kötülüğe sevkeder ve her iyilikten alıkor.) [Taberânî]
(Rahmet melekleri, sarhoştan uzak durur.) [Bezzar]
(İçki ile iman, bir arada bulunmaz, biri, diğerini uzaklaştırır.) [Beyhekî]
(Alkoliğin, kabrinden kalkarken, iki gözü arasında, "Bu Allahın rahmetinden
mahrumdur." yazısı görülür.) [Deylemî]
(İçki içenin, kıyamette yüzü kara, dili sarkıktır, pis kokusundan herkes
kaçar.) [Zevacir]
(İçkide ilaç özelliği yoktur. Hastalık yapar.) [Müslim]
(Bir zaman gelir ki, içkinin adı değiştirilip helal sayılır.) [İ.Ahmed]
(İçki, zinadan kötüdür.) [R.Nasıhin]
(Suyu da içki içenler gibi içmek haramdır.) [R.Muhtar]
(Alkolik Cennete giremez.) [Hakim]
(Vallahi içki ile imandan biri diğerini uzaklaştırır.) [İbni Hibban]
(İçki içenin kalbinden iman nuru çıkar.) [Taberânî]
İçki Küfre Sürükler
İçki, bu kadar kötü
olduğu hâlde, her içki içene kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnet itikadında büyük günah işleyene kâfir denmez.
İslâm âlimleri, büyük günahları işliyenler için (Cennete giremez)
hadis-i şerifini (Günahının cezasını çekmeden Cennete
giremez.) şeklinde açıklamışlardır.
Devamlı büyük günah işliyen,
namaz kılamaz, haramlara önem vermez, maazallah imanını kaybedebilir. Bunun için içki içenin birgün iman nuru
sönebilir. Atalarımız, (Su testisi su yolunda kırılır.) demişlerdir. Her su testisi, su yolunda
kırılmaz. Her içki içen de imansız ölür denemez. Fakat devamlı işlenen günahlar, insanı küfre
sürükler. Bu bakımdan büyük-küçük her günahtan kaçmalıdır! (Mektubat-ı Rabbanî)
Meleklerin duasından mahrum kalmak
Sual: Bir müslüman, meleklerin kendisine yapacağı duadan nasıl mahrum kalır?
CEVAP
Eğer sofrada içki
veya meleklerin girmesine mâni olan bir şey varsa, o kişi meleklerin yapacağı bu duâdan mahrum kalır.
Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bana salevat getiren kimsenin, günahlarının affolması için melekler duâ eder,)
(Allahın zikredildiği yerlere, melekler rahmet saçar. )
(Kur'an-ı kerimi hatmedene 60 bin melek duâ eder.)
(Bir kimse, uygunsuzluk yapmadıkça, namaz kıldığı yerden ayrılıncaya
kadar, melekler, "Ya Rabbi, buna rahmet et" diye duâ ederler.)
Eğer salevat getirilen,
zikredilen, Kur'an okunan ve namaz kılınan yerde, çalgı aleti veya meleklerin girmesine engel olan başka
bir şey varsa, meleklerin yapacağı duâdan mahrum kalınır. Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu
ki:
(Melekler, insanlara iyilik öğreten kimselere duâ ederler.)
(Din kardeşinin bir işini yapana binlerce melek duâ eder.)
(Abdestli yatan için, o gece bir melek sabaha kadar, "Ya Rabbi, bunu affet" diye
duâ eder.)
Eğer o yerlerde veya
yatak odasında, canlı resmi, kumar aleti veya rahmet meleklerinin girmesine engel olan başka bir şey varsa,
meleklerin yapacağı duâdan mahrum kalınır.
Ölüm hastasının
bulunduğu odada, hayzlı, cünüp, canlı resmi, kumar aleti, köpek, çalgı aleti ve rahmet meleklerinin girmesine
engel olan başka şey bulunmamalıdır.
Mümin, ruhunu teslim edeceği
vakit, rahmet meleklerini görüp, can verme acısını duymaz. O odaya rahmet melekleri girmezse, o kimse ölürken
sıkıntılara mâruz kalabilir.
Bir namaz vaktini cünüp
geçirmek büyük günahtır. Sarhoş olmak, kumar oynamak ve çalgı çalmak haramdır.
Kendisi kullanmasa bile,
herhangi bir çalgı aletini evinde bulundurmak günah olur.
Kendi yapmasa bile, kötü
şeyleri evinde bulundurmak kötü, kendi yapmasa bile, iyi şeyleri bulundurmak iyidir. Mesela, Kur'an-ı kerimi,
okumasını bilmese de, bereketlenmek için evinde bulundurmak sevaptır.
Kendi
oynamasa bile evde iskambil kâğıdı, tavla gibi kumar aletlerini bulundurmamalıdır. Haramlardan, mekruhlardan kaçılırsa, rahmet meleklerinin yapacakları duâlardan istifade
edilir.
Kuş ve hayvan etleri
Sual: Yenmiyen kuşlar, av ve deniz hayvanları nelerdir?
CEVAP
Mizan-ül-kübra, Hadika, Berika, Mezahib-i erbea, Hayat-hayvan gibi kitaplardan alarak yazıyoruz: Maide suresinde yiyip içilmesi haram ve helal olanlar hakkında bilgi vardır.
Avını köpek dişi ile
veya pençesi ile yakalayan hayvanın eti yenmez. Karada, suda yaşıyan haşeratı yemek de helal değildir.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Azı dişi olan yırtıcı hayvanlar ve pençesiyle avlanan kuşlar
yenmez.) [Müslim]
Kuşlardan:
Deve kuşu, bağırtlan
kuşu, güvercin, bıldırcın, keklik, ekin kargası, tavus, kırlangıç, baykuş, papağan,
turna, saksağan, toy, kumru, bülbül, serçe ve sığırcık kuşu yenir. [Şafiîde kırlangıç,
tavus, hüdhüd, papağan, yarasa yenmez. Leylek hariç martı, balıkçıl gibi deniz kuşlarının
hepsi yenir.]
Çaylak, kartal, akbaba,
alaca karga, atmaca, şahin yenmez. Bunlar leş yer.
Vahşi hayvanlardan:
Geyik, ceylan, zürafa,
tavşan yenir. Sincap, samur, sansar, sırtlan, fil, tilki, gelincik yenmez. [Şafiîde tilki, sırtlan, samur,
sincap, gelincik yenir.]
Fare, kurbağa, kaplumbağa,
yengeç, kertenkele, köstebek, kirpi yenmez. [Şafiî ve Malikide kirpi, kertenkele yenir.]
At Eti Yenir mi?
At eti, tenzihen mekruhtur.
[Şafiî ve Hanbelide helal, Malikide haramdır.]
[Necaset yemiş olan
tavuk, koyun ve sığırı hemen kesip yemek mekruhtur. Tavuğu 3, koyunu 4, sıgır ve deveyi
10 gün hapsetmek, yani necaset yedirmeyip temiz gıda ile beslemek gerekir. Şafiîde ise deve 40, sığır
30, koyun 7, tavuk 3 gün hapsedilir.]
Yalnız süt emip başka
bir şey yememiş olan küçük kuzuların öldükten sonra karınlarından çıkarılan peynir mayaları
temizdir. Koyun, sığır gibi ölmüş hayvanların memelerinden çıkan sütler de temizdir.
Her çeşit balık
yenir. Balık şeklinde olan deniz hayvanları yenir. Kalkan, sazan, Yunus balığı, yılan balığı
yenir. Fakat deniz haşaratı olan yengeç, midye, istiridye, istakoz yenmez. Balık şeklinde olmayan deniz
aygırı, deniz hınzırı yenmez.
[Şafiîde denizde
yaşıyan her hayvan yenir. Bir kısım Şafiî âlimlerine göre ise, taban pis olanlar yenmez. Peygamber
efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi [bir sebeple öldürülmüş olanı]
helaldir.) ve (Kendiliğinden ölüp
de, su üstüne çıkan balığı yeme, su çekilip de açıkta kalarak ölmüşse onu ye! Böyle bir sebeple
denizde öleni de ye!) buyurdu.]
Su içinde kendiliğinden
ölüp, karnı üst tarafta duran balık yenmez. Fakat ağ ile, saçma ile, ilaç ile, sarsıntı ile dinamit
veya herhangi bir madde ile ölen her balık yenir. Suyun açılıp kurumasında, fazla sıcaktan veya fazla
soğuktan dolayı ölen veya kuşlar tarafından öldürülen, su içinde bağlı tutulmakla ölen, buz
arasında sıkışarak ölen balıklar yenir. Deniz içinde ölen veya sudan çıkarılmadan tokmak
ile vurulup öldürülen veya bıçakla başı kesilen balıklar yenir.
Temiz olmayan suların
içindeki balıkları yıkayıp yemek caizdir.
Avlanan bir balığın
içinden çıkan balık, sağlam ise yenir.
Besmelesiz Balık Tutmak
Balık tutanın
müslüman olması ve Besmele ile tutması şart değildir.
Çok kimse, bilmediği
için, çekirge yenmez zanneder. Çekirgenin helal olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir. Dört mezhebde de yenir.
Mezheblerdeki farklı
hükümlerin rahmet olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir. Zaruret veya ihtiyaç olunca, başka mezheb taklid
edilerek, o mezhebdeki helal olan bir hayvan yenir. Mesela kirpi etinin ekzama, kaşıntı, sedef, baras gibi
deri hastalıklarına ve gelincik denilen fil hastalığına iyi geldiği Hayat-ül hayvan kitabında
yazılıdır. Hanefi ve Hanbeli mezhebinde kirpi eti yemek haramdır. Şafiî ve Maliki mezhebinde caizdir.
Tesirli başka mubah bir ilaç yoksa, hastanın, bu iki mezhebden birini taklid ederek kirpi eti yemesi caiz olur.
Kirpinin başını besmele ile kesmek gerekir. Kirpi insanların yanında başını gizler,
suya konunca başını çıkarır. Böylece başını kesmek kolay olur.
Aç kalıp kendi mezhebine
göre helal olan yiyecek bulamıyan kimse, başka mezhebde helal olan bir yiyeceği yer. Hiçbir mezhebde de çare
bulamazsa, ölmiyecek kadar haram olan gıdadan yiyip içmesi caiz olur. (Hadika)
Sual:
1- Bir tasavvuf kitabının 2. cildinin 21. sayfasında, (kahve, tütün, tömbeki, esrar, şaraptan daha
kemdir. Çünkü şaraptan kırk günde kurtulmak mümkündür, ama ötekilerden sıyrılmak çok müşküldür) deniyor.
Kahve, tütün, şaraptan daha kötü nasıl olabilir?
2- Yine aynı kitabın 22. sayfasında, (Hacı Bayram-ı Velî ilk şeyhliğinde ücretle on
amele tuttu. Bunlar iki sene sonra aşere-i mübeşşere mesâbesinde oldular) deniyor. Hacı Bayram-ı
Velî hazretlerinin, kendisinin Eshâb-ı kirâm seviyesine yükselmesi mümkün değilken, nasıl olur da, işçileri
yükselebilir?
3- 20. sayfasında ise, (Kadınların Cum'a namazına gitmelerine mâni olunması, kocanın hizmetinden
kalmaması içindir. Ondan başka mâni yoktur) deniyor. Demek ki dul kadın ve kızların câmiye ve cum'aya
gitmesi gerekiyor. Kocasının hizmeti yoksa, evli kadınlar da gidebilir. Bu nasıl tasavvuf kitabı?
CEVAP
1- Kitaptaki ifâdelerde bir nakil hatâsı olabilir. İstanbul Üniversitesi yayınlarından Gıda Kimyası
kitabında deniyor ki: (Çaydaki tein ile, eskiden ayrı bir alkaloit olarak kabûl edilen Kafein'in aynı olduğu
tesbit edildi. Çayda %2,5-3, kahvede ise %1,3 oranında kafein bulunur.
Kafein zihni açar
Kafein, zihni açar, kan
dolaşımını artırır, vücuda sıcaklık verir, yorgunluğu giderir, sindirimi kolaylaştırır.
Fazlası sinir sistemi üzerinde etki yapar. Kalb hastalıklarında, sinirleri zayıf insanlarda ve çocuklarda
az miktar kahve bile fena etki yapabilir.) [s. 658]
Çaydaki kafein, kahvedekinden
iki misli fazladır. Kahvedeki kafeine harâm denirse, çaydakine de harâm demek gerekir. Çoğu zarar veren şeyin,
zarar verecek miktarını kullanmamalıdır! Vücuda zarar verecek kadar çok yemek de harâmdır. Bazı
gıdalar, bazı hastalara zararlıdır. Vücuda zarar verdiği bilinen şeyleri kullanmak doğru
değildir. Bir kimseye kahve ve çayın fazlası zarar veriyorsa az içmeli, azı da zarar veriyorsa hiç içmemelidir!
Hastaya harâm olan bir şey, sağlama da harâmdır denmez. İmâm-ı Münâvî hazretleri, Câmi'us-sagîr şerhinde
kahve içmenin harâm ve mekruh olmadigini bildirmiştir. (Hadîka s.143)
Çay ve kahvedeki kafein,
tütündeki nikotin, fazla alinirsa elbette zararli olur. Çogu zarar veren mubâh bir şeyin, zarar vermiyen az miktarinin kullanilmasi
harâm degildir. Alkollü içkilerin ise, hiç zarar vermese de, damlasi harâmdir. Imâm-i Nevevî buyuruyor ki: Sivi içkilerin
azi da harâmdir. Esrarin sarhoş etmiyen miktarini ilâç olarak kullanmak câizdir. (Mühezzeb Şerhi)
Afyonun da sarhoş etmiyen
az miktari harâm degildir. (Feth-ur-rahîm s.30)
Ibni Hacer-i Mekkî hazretleri
buyuruyor ki: Afyon ve diger zehirli otlarin alinan çok miktarlari harâmdir, fakat az miktarlarini ilâç olarak kullanmak câizdir.
(Zevâcir)
Uyuşturucu benc otu mubâhtir.
Bununla sarhoş olmak harâmdir. (D.Muhtâr c.3, s.166)
Ibni Âbidîn hazretleri,
bunu açiklarken buyuruyor ki: Benc otunu ilâç olarak kullanmak câizdir. Sarhoş edici miktari câiz degildir. (Çogu sarhoş edenin
azi da harâm olur) hadîs-i şerîfi sivi içkilere mahsustur. Zehirli bitkileri ve sarhoş edici kati ilâçlari az miktarda kullanmak
harâm olmaz. (R. Muhtâr c.5, s.295)
Ali Echurî hazretleri,
(Tütün içmek akli giderir veya nafaka temininin terkine sebep olursa, harâm olur. Böyle bir durum olmazsa harâm olmaz) buyuruyor.
(Gâyet-ül-beyân)
Tütün mubâhtir. (Essulh-u
beynel-ihvân, El-ukudüddürriyye, Tahtâvî, Berîka)
Tütün zararlidir
Bursali Ismail Hakki hazretleri,
ilk yazdigi kitaplarinda, tütüne harâm diyordu. Çünkü zamanin padişahinca tütün yasaklanmiş, içene cezâ veriliyordu. Tütüne
isrâf yönünden hiçbir âlim harâm dememiştir. Fakirin su yerine meşrubat içmesi isrâftir, fakat aliştigi için çay, kahve veya
tütün içmesi isrâf olmaz.
Şâfi'î âlimlerinin çoğu,
sigaraya tenzîhen mekrûh dedi. (Tahtâvî)
Büyük bir âlim, mubâh
olan bir şeyi yasaklarsa, talebelerinin itâat ederek, o şeyi kullanmamaları gerekir. Fakat bu herkese şâmil
edilemez.
Tütünün bazı zararları
1- 45 yaşın altındakilerden, kroner kalb hastalığından ölenlerin % 80'i sigara tiryakisidir.
2- Sigara içenlerde akciğer kanseri, içmiyenlere nisbetle 15 kat fazladır.
3- Akciğer kanserine yakalananların % 94'ünün sigara tiryakisi olduğu ortaya çıkmıştır.
4- Sigara içmiyen kadınlarda kısırlık % 3,8, sigara içenlerde, % 41,8'dir.
5- Günde bir paket sigara içilen evdeki çocuklar da, günde 5 adet sigara içmiş gibi etkilenir.
6- Bilhassa hâmile ve emzikli iken sigara ve alkole devam eden anneler, çocuklarinin hayatlarini tehlikeye sokmuş olabilirler.
Sual: Dinimizde avciligin yeri nedir?
CEVAP
Allahü teâlâ, insanlar
için çeşitli hayvanlar yaratmiştir. Bildircin, tavşan, balik gibi hayvanlarin etinden; sansar, porsuk, tilki gibi hayvanlarin
postundan; geyiklerin derisinden; tipta ve itriyatta kullanilmak üzere misk ceylanlarinin miskinden; deniz hayvanlarinin incisinden,
mercanindan; filin dişinden istifâde etmek için avlamak; kurt, domuz, yilan, fâre gibi hayvanlari da zararlarini önlemek için,
işkence etmeden, meselâ yakmadan, suda bogmadan öldürmek câizdir.
Avcilik yaparken başkalarinin
mahsullerine zarar vermemelidir. Maalesef, (zevk için balik tutmayi ve avcilik yapmayi, ince ruhlu müslümanlara hiç yakiştirmam.
Kendilerine daha normal ve meşru eglenceler bulsunlar) diyen yazarlar türemiştir. Ticâret için olmasa da, sirf balik yiyebilmek
için balik tutmak harâm veya mekruh degildir. Câizdir. Hattâ balik yemeye hiç ihtiyâci olmasa bile, sirf üzerindeki stresi
atmak için balik avlayip, tuttugu baliklari muhtâçlara vermek de câizdir. Cenâb-i Hak, Kur'ân-ı kerîmde balık avlamayı
helâl kılmış, (Deniz avı yapmak ve onu yemek helâl kılındı)
buyurmuştur. (Mâide 96) Allahü teâlânın helâl kıldığı avcılığı gayri meşru
iş gibi göstermek yanlıştır.
Vahşî hayvanları
avlamak, mubâh bir kazanç yolu ise de, ticâret, ziraat, san'at gibi diğer kazanç yolları bundan daha efdaldir. Sırf
eğlence için avcılık hoş değildir. Kalbe sıkıntı verir, hayvanlara karşı
şefkat duygularını köreltir, merhamet duygusunu azaltır.
Fakat avcılığa,
hayvan kesmeye harâm veya gayri meşru iş demek câiz değildir. Kasap da hayvanları kesmektedir. Kasabın
yaptığı işe vicdansızlık denir mi? Avlanırken, hayvan öldürürken, hayvanlara işkence
edilmiyorsa, dînimizin bildirdiği hudutlara riâyet ediliyorsa mesele yok demektir.
Avcılık; tüfekle,
tuzak kurmakla yapıldığı gibi, talîm görmüş köpek, tazı, şahin, atmaca, doğan gibi
hayvanlarla da yapılır. Talîm görmemiş hayvanlarla avcılık yapılmaz.
Yanî hayvanin, avı
kendisi için değil, sahibi için avlaması lâzımdır. Bir hayvanın talîm görmüş olduğu, peşpeşe
üç defa tuttuğu avı yemeden sahibine getirmesinden anlaşılır. Atmaca, şahin gibi tırnaklı
kuşların ise, bırakıldıktan sonra, çağrıldığı vakit uçup gelmelerinden anlaşılır.
Bir köpek avladığı hayvanı yese veya bir atmaca çağırıldığı hâlde gelmese,
böyle hayvanların avladığı hayvan yenmez. Avın yenebilmesi için şunlara riâyet lâzımdır:
1- Av; keklik, tavşan gibi eti yenen hayvan olmalıdır.
2- Avcı, müslüman veya ehl-i kitap olmalı, ava silâh atarken veya talîm görmüş hayvanı ava gönderirken
Besmele çekmelidir! Besmele unutulursa mahzuru olmaz. Kasten terk edilirse avın eti yenmez. Kitapsız kâfirlerin,
mürtedlerin kestiği, avladığı hayvanı yemek ise harâmdır.
3- Av, aldığı yaradan ölmelidir. Ölmeden ele geçirilirse besmeleyle kesilmesi lâzım olur.
4- Avcı, hemen koşup gitmeli, yara alan av hayvanını hemen boğazlamalıdır! Gidene kadar
ölürse mahzuru olmaz, yanî eti yenir. Av, gözden kaybolduktan sonra başka uzak bir yerde ölü olarak bulunursa eti yenmez.
Çünkü başka bir sebeple ölmüş olabilir. Meselâ yüksekten düşerek veya bir ağaca çarpıp ölebilir.
İlk aldığı yara derin ise, kan akmışsa yenir.
5- Yara alan bir avı, başka birisine âit talîm görmüş bir hayvan tutup öldürürse yenmez. Kendi hayvani
öldürmüş olmalıdır.
6- Talîm görmüş bir köpek, tuttuğu avın etinden yerse, o avı yemek câiz olmaz. Fakat şahin gibi
bir kuş yakaladığı avın etinden yerse mahzuru olmaz. Çağırılınca gelen avcı
kuşun tuttuğu av yenir. Avını köpek dişi ile veya pençesi ile yakalıyan hayvanın eti yenmez.
7- Av tutanın olur. Bir kimse, bir avı vurup düşürdükten sonra, av kalkıp kaçarken, başkası
yakalarsa, av yakalayanın olur.
8- Kara ve su kaplumbağası ile istiridye ve midye gibi deniz haşerâtı yenmez.
9- Balık suretinde olmayan deniz hayvanları yenmez. Su içinde kendiliğinden ölüp, karnı üst tarafta
bulunan balık yenmez. Ağ ile, saçma ile, ilâç ile, sarsıntı ile, buz arasında sıkışarak
ölen balık yenir.
10- Besmelesiz tutulan veya kâfirlerin, avladığı balıkları yemek helâldir. Fakat avladıkları
diğer hayvanları yemek ise harâmdır. Hanefî mezhebinde, domuzdan başka her hayvan ölünce kılı,
kemiği, siniri ve dişi temiz olur. Leşin derisi, necis olmayan madde ile dabağlanınca temiz olur.
Necis madde ile dabağlanınca, üç kere yıkayıp sıktıktan sonra temiz olur. Domuz ve yılan
derisi hiçbir zaman temiz olmaz. Bunlarla yapılan cüzdan, kemer, çanta, elbise ile namaz kılmamalıdır!
Domuz ve yılan hariç, eti yenmiyen hayvan, dine uygun kesilince veya avlanınca yalnız derisi temiz olur. Böyle
öldürülmüş bir hayvanın postu üzerinde namaz kılmak câiz olur.
Şâfiî mezhebinde,
karada yaşıyan hayvanların leşleri, necis olduğu gibi, bunların bütün parçaları, tüyleri,
kılları, kemikleri, derileri ve bunlardan çıkan her şey necistir. Sadece ölmüş tavuktan çıkan
yumurta temizdir. Domuz ve köpek hariç, eti yenmiyen hayvanların derileri dabağlanınca temiz olur. (Hidâye,
Hindiyye, S.Ebediyye)
Hayvan Öldürmek
Sual: Yemeklere zarar veren karıncaları ve insanları sokma ihtimali olan akrebi ayakla çiğneyip öldürmekte
mahzur var mıdır?
CEVAP
Akrebi ve yemeklere zarar
veren karıncayı eziyet etmeden, suda boğmadan ve ateşte yakmadan öldürmek caizdir. (Berika)
Karıncaları
öldürmeden başka bir yere atma imkanı olursa, daha iyi olur. Hiçbir hayvanı mecbur kalmadıkça ayakla çiğnememelidir.
(Şira)
Sual: Eti yenen ve yenmiyen vahşi hayvanları herhangi bir maksatla öldürmek günah mıdır? Mesela sansarı
postu için, ceylanı eti için avlamak caiz midir?
CEVAP
Hiçbir hayvana eziyet, işkence
etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayr-i müslim vatandaşa
işkence etmekten daha büyük günahtır. Gayr-i müslim vatandaşa
eziyet etmek de müslümana eziyet etmekten daha büyük günahtır. (Dürr-ül
muhtar)
Maksatsız olarak
bir hayvanı öldürmek caiz değildir. Ahirette (Onu niçin öldürdün?) diye sorguya çekilecektir. Hayvanları birbiri
ile döğüştürmek de caiz değildir. Hayvanların hakkına
riayet etmeli, onlara acımalıdır. Hadis-i şerifte, (Merhamet
et ki, merhamet olunasın!) buyurulmuştur. (Şira)
Zararlı hayvanları
öldürmek caiz olduğu gibi, sansar, porsuk gibi hayvanları derisi ve kürkü için, geyik, ceylan gibi hayvanları
eti için öldürmek de caizdir. Domuz hariç, eti yenmiyen çeşitli hayvanları
para karşılığı gayrı müslimlere ihraç etmek de caizdir. (Şerh-i Nikaye)
Zararsız hayvanları
öldürmek caiz değildir. Zararlıları da eziyetsiz öldürmek caizdir.(Berika)
Hayvanı Kısırlaştırmak
Sual: Hayvanlara her türlü eziyet etmek haram olduğuna göre, kısırlaştırmak haram değil midir?
CEVAP
Lüzumsuz olarak hayvanı
kısırlaştırmak, hayvana eziyet olacağı için haramdır. Fakat bir menfaat için caizdir, günah
olmaz. (Hindiyye)
Kısırlaştırılan
öküzler, iş yapmada daha verimli olur. Kısırlaştırılan koçlar, daha yağlı ve etleri
de daha lezzetli olur. Peygamber efendimiz, kısırlaştırılmış bir koç kurban etmiştir.
(B. Arifin)
Sual: Köyümüzde danayı kısırlaştırmak (hadım)
maksadıyla dananın husyesini dövdüler bu dana kan kaybından öldü. Eti yenir mi?
CEVAP
Husyeler dövülmez,
çok yanlış etmişler. Hayvan burulur. Kendiliğinden ölen böyle hayvanın eti yenmez. Öleceği zaman
besmele ile kesilmesi gerekirdi. Derisinden istifade edilebilir.
Hayvanlara da acımak
gerekir
Sual: Hayvanlara da acımak gerekmez mi?
CEVAP
Hayvanlara da acımak ve iyilik etmek gerekir. Peygamber efendimiz,
(Merhametli olmadan imanlı olamazsınız.) buyurunca, oradakiler,
(Ya Resulallah, hepimiz merhametliyiz.) dediklerinde, (Yalnız insanlara değil,
bütün mahlukata merhametli olmak gerekir.) buyurdu. (Taberânî)
Mesela bir hayvan
kesecek kimse, bıçağı hayvanın gözü önünde bilememelidir. Bir gün bir kimse, bir koyunu kesmek için yere
yatırır, bıçağını bilemeye başlar. Peygamber efendimiz bunu görüp buyurur ki; (Sen bu hayvanı kesmeden, ona ölüm mü tattıracaksın? Hayvanı yatırmadan önce niçin
bıçağını bilemedin?) [Hakim]
Bir köpeğin susuzluktan dili çıkar. Bir kuyunun yanında
durur. Fakat su derinde olduğu için içemez. Bir kimse, bu köpeğe acır. Ayakkabısı ile kuyudan su
çıkarıp köpeğe verir. Bundan dolayı Allahü teâlâ onun günahlarını affeder. Eshâb-ı kiram
dediler ki: Ya Resûlallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber efendimiz, (Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır.) buyurdu. (Buhârî)
Sahabeden bir zat anlatır: (Resulullahın,
kedi su içtikten sonra kalanı ile abdest aldığı da olmuştur.) [Ebû Nuaym]
Hayvanlara iyilik edince sevap olduğu gibi, eziyet edince de günah
olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki; (Bir kadın, bir kediyi bağlayıp
ölünceye kadar bir şey vermediği ve başka şey yiyip içmesine de müsaade etmediği için cehennemlik
oldu.) [Müslim]
Sahabeden bir hanım anlatır: Eshabı kiramdan Ebû Katâde'nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Bir de, kedi gelip bu kaptan su içiverince
Ebû Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim
kendisine hayretle baktığımı görünce: niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah
efendimiz, (Kedi pis değildir, etrafınızda dolaşır.) buyurdu.
(Tirmizî]
Hazreti Ebû Hureyre anlatır:
"Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taşiyordum. Resulullah efendimiz beni görünce, ĞNedir bu?ğ buyurdu. Ben de; "Kedicik!" dedim. Bunun üzerine Resulullah, "Ey
Ebû Hureyre" buyurdu. Yani kediyi seven, onlara ana babalık eden kimse buyurdu.
Bir gün Ahmed Rıfâî
hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı.
Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca kedinin yattığı yeri kesip
namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.
Ebû Bekir Vasiti hazretleri anlatır: "Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı.
Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun
annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende
bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir,
o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz
kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; "Bunun sebebi, o kuşun,
senden şikâyetçi olmasıdır." buyurdu. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı
içinde düşünürken, bir yılanın kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını
gördüm. Bastonumu yılana vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim;
namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. (İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir.) buyurdu.
Sual: Şimdiki çocuklar istenildiği gibi neden eğitilemiyor? Müslümana kâfir kanı vermek caiz midir?
CEVAP
Çocuğu helâl gıdâ
ile beslemelidir! Harâm gıdânın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine
sebep olur. Hadîs-i şerîfte (Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun! Çocuklarınız,
bunlardan hâsıl olur) buyuruldu.
Çocukları,
ahlâksız kadınlara da emzirtmemelidir! Peygamber efendimiz, ahmak kadınları da süt anne olarak tutmamayı,
sütün kötü etkisinin olacağını bildirmektedir. Buradan kâfir kadını süt anne olarak tutulmaz ma'nâsı
çıkarılmamalıdır! Zîrâ fıkıh âlimi İbni Âbidîn
hazretleri, (kâfir kadının müslüman çocuğa ve müslüman kadının kâfir çocuğa süt anne tutulması
câizdir) buyurmaktadır. (R.Muhtâr)
Ölümden kurtarabilmek
için, müslümana kâfir kanı vermek câizdir. (El-Hedyül-İslâmî)
Bazıları, (Kan
necistir, harâmdır. Harâmla tedâvide de şifâ olmaz) diyorlar. İşin ehli olan İbni Âbidîn hazretleri buyuruyor ki: (Harâm olan şeylerin ilâç olarak kullanılması, bunun
hastaya iyi geleceği bilinirse ve helâl olan ilâç bulunmazsa, câiz olur. Şifâ olduğu tecrübe edilen maddeler,
ilâç için helâl olur. Harâm olan bir şeyin hastaya iyi geleceğinin bilinmesi, mütehassıs olan müslüman bir
doktorun söylemesi ile anlaşılır.
Hadîs-i şerîfte,
(Allahü teâlâ, harâm olan şeylerde size şifâ yaratmadı) buyuruldu.
Etkisi tecrübe ile bilinen harâm maddeleri, zarûret hâlinde ilâç olarak kullanmak câizdir.) [R.Muhtâr]
(Zarûretler harâmları
mubâh kılar) kâidesine göre, bir hastalığı tedâvi için harâm bir şey kullanmak, yedirmek, içirmek
gerekince, bu harâm şey mubâh oluyor. Hasta, harâm olan şeyi değil, mubâh olan şeyi kullanmış
oluyor. Yanî harâm, mubâh hâle geliyor, şifâ mubâh madde ile sağlanıyor. Bir misâl verelim: Böbrekteki taşı
eriten, hiç bir ilâç bulunmazsa, müslüman bir doktor da bira tavsiye etmişse, ilâç bulunmadığı için içki
içme zarûreti hâsıl olmuştur. Zârûretler harâmları mubâh kılacağından harâm madde kullanmak
mubâh olur. Hasta şifâ bulursa, mubâh sayesinde şifâ bulmuş olur. Harâm olan madde sayesinde şifâ bulmuş
olmaz. Bu husûs iyice anlaşılınca, harâm maddenin, mubâh hâle geldikten sonra kullanılması, (Harâmda şifâ yoktur) hadîs-i şerîfine aykırı olmadığı görülür.
Doyduktan sonra yemek
Acıkmadan veya doyduktan
sonra fazla yemek de isrâftır. Nefis yemekler yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, büyük binalar yapmak, lüks vasıtalara
binmek ve haram olmayan daha bunun gibi şeyler, kibir ve övünmek için olmazsa, isrâf değildir. Borcundan çok malı
olmayan, çoluk çocuğu sıkıntıya sabredemediği hâlde, bunların ihtiyacını karşılayacak
maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı hâlde, kendi muhtaç olanın
sadaka vermesi isrâf olur. Malı isrâf etmek, cimrilikten de, daha kötüdür.
Etkisi kesin olan ilaçları kullanmamak günah mıdır?
Sual: Hastalanınca, etkisi kesin olan ilâçları kullanmamak
günâh mıdır?
CEVAP
Elbette günâhtır. Bazı ilâçların, meselâ antibiyotiklerin
ve sülfamidlerin bakterilere karşı tesîri; ekmeğin açlığı, suyun susuzluğu gidermesi gibidir.
Yangını su ile söndürmek de böyledir. Tesîri kesin olan bunun gibi ilâçları kullanmamak tevekkül değil,
ahmaklıktır, harâmdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Her hastalığın ilâcı vardır. Yalnız ölüme çâre yoktur.) [Taberânî]
Hz. Mûsâ, hastalanınca, (İlâçsız
da Allahü teâlâ şifâ verir) diyerek ilâç kullanmadı. Allahü teâlâ, (İlâç
kullanmazsan şifâ ihsân etmem) buyurdu. İlâcı kullanınca iyi oldu. Fakat sebebini merâk etti. Allahü
teâlâ, (Tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun?
İlâçlara te'sîr veren kimdir? Elbette tesîrleri yaratan benim) buyurdu. (K.Saâdet)
Doktora gitmeli, ilâç kullanmalıdır. Fakat, şifâyı
doktor ve ilâçtan değil Allahü teâlâdan beklemelidir. Kur'ân-ı kerîmde buyuruldu ki: (Îmânınız varsa, Allahü teâlâya tevekkül ediniz!) [Mâide 23]
İlâç almak, âyet-i kerîme ve duâ okumak ve yanında taşımak,
insanın ömrünü uzatmaz, ölüme mâni olmaz, eceli geciktirmez. Ömrü olanın dertlerini, ağrılarını
giderip, sıhhatli, rahat ve neş'eli yaşamasina sebep olur. Ilâç kullanip da iyi olmayan, ameliyat masasinda ölen
az degildir. Bu bakimdan, ilâca, doktora degil, Allaha güvenmelidir. Allahü teâlâya güvenen müslüman da, dînimizin emrine
uyarak doktora gidip ilâç kullanir.
Reva ..... Şifa duâsi
Imam-i Ali Riza hazretleri Nişapura gelince, yirmibinden çok ilim adami
kendisini karşiladi. Dedelerinden gelen bir hadis-i şerif okumasi için yalvardilar, Imam hazretleri, (La ilahe illallah sigiinagimdir. Bunu okuyan, kalaya siginir. Kalaya giren de, azabindan kurtulur.) hadis-i
kudsiyi okudu. Ehl-i sünnet âlimleri, bunu aşagidaki gibi, okuyup üzerine üflenen hastalarin şifa bulacaklarini bildiriyor.
Aşagidaki yazinin islâm harfleri ile yazilip, dogru okunmasi gerekir.
Insan parçasini kullanmak ve kadin sütü içmek
Sual: Insan parçasini kullanmanin ve kadin sütünü içmenin hükmü nedir?
CEVAP
Insan parçasini zarûretsiz kullanmak ve kadın sütünü içmek harâmdır.
Nihâye, Hâniyye ve Tehzîb kitablarında deniyor ki: Tabîb-i müslim-i hâzık [Müslüman ve mütehassıs doktor] şifâ
vereceğini ve başka ilâç olmadığını söyleyince hastanın kan içmesi, leş yemesi câizdir.
Hele ölümden kurtulmak için sözbirliği ile helâl olur. (R. Muhtâr c.5, s.249 )
Müslüman, mütehassıs tabîb, kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini
ve başka ilâç olmadığını söylerse, hastanın kadın sütü içmesi câiz olur. (İ.Hümâm-Feth-ul
Kadîr)
Görüldüğü gibi kadın sütü içmek, zarûret olurca câiz olmaktadır.
Bu bakımdan damara kan verilmesinin de câiz olduğunu, Şeyh Tâhir-üz-Zâvî, (Hedy-ül islâmî)de bildirmiştir.
Kan ve organ naklinin câiz olmadığını söyliyenler, tamamen mesnetsizdir.
Haramda
Şifa Aramak
Sual: Bazısı, mubah ilaç bulunmayınca, haram olan bir şeyle
de tedavinin caiz olduğunu söylüyor. Hâlbuki Buharîdeki hadis-i şerifte, Allahın, haram olan şeyde şifa
yaratmadığı bildiriliyor. Şifası olmayan şeyin kullanılmasının sebebi nedir?
CEVAP
İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:
(Haram olan şeylerin ilaç olarak kullanılması, bunun
hastaya iyi geleceği bilinirse ve helal olan ilaç bulunmazsa, caiz olur. Şifa olduğu tecrübe edilen maddeler,
ilaç için helal olur. Haram olan bir şeyin hastaya iyi geleceğinin bilinmesi, mütehassıs olan müslüman bir
doktorun söylemesi ile anlaşılır.) [R. Muhtar]
(Zaruretler haramları mubah kılar) hükmüne göre, bir hastalığı
tedavi için haram birşey kullanmak, yedirmek, içirmek gerekince, bu haram şey mubah oluyor. Hasta, haram olan şeyi
değil, mubah olan şeyi kullanmış oluyor. Yani haram mubah hâle geliyor, şifa mubah madde ile sağlanıyor.
Bunu bir misalle açıklayalım! Böbreklerdeki taşı
eritecek, hiç bir ilaç bulunmazsa, müslüman bir doktor da haram bir madde ile tedaviyi tavsiye etmişse, ilaç bulunmadığı
için haram madde kullanma zarureti hasıl olmuştur. Zaruretler haramları mubah kılacağından,
haram madde kullanmak mubah olacaktır. Hasta şifa bulursa, mubah sayesinde bulmuş olacaktır. Haram olan
madde sayesinde şifa bulmuş olmıyacaktır.
Bu husus iyice anlaşılınca haram maddenin, mubah hâle
geldikten sonra kullanılması (Haramda şifa yoktur) hadis-i şerifine
aykırı olmaz.
Bal
Şifalıdır
Sual: Doktorlar bal yememi söyledi. Balın dindeki yeri nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerimde balın şifa olduğu bildirilmektedir.
(Nahl 69)
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Hafızayı kuvvetlendirmek için bal yiyin!) [M.Nasihat]
(Bedeni besliyen üç şeyden biri de bal yemektir.) [Şira]
(Hastaya, bal gibi şifalı birşey yoktur.) [Ebu Nuaym]
(Balda bereket ve şifa vardır. Yetmiş peygamber bala duâ etmiştir.) [B.Arifin)]
(Şifa olan şeyden biri de bal yemektir.) [Buharî]
(Faydalı tedavilerden biri de bal şerbeti içmektir.) [Buharî]
(Her ay, 3 sabah aç karnına bal yiyene, büyük bir hastalık isabet etmez) [Beyhekî]
(Lohusaya taze hurma hastaya bal şifalıdır.) [Ebu Nuaym]
(Helal para ile alınan bal, yağmur suyu ile şerbet yapılıp içilirse her derde deva olur.) [Deylemî]
Baldan başka tatlının şifası yok. Zehirden
başka acının zararı yok.
Gözün
sıhhati için tavsiye
Sual: Göz için ilaçlardan pek faydalanamadım. Gözün sıhhati için
ne tavsiye edilir?
CEVAP
Her ilaç, herkese aynı şekilde tesir etmez. Başka doktora
da gidip kullanılan ilaçları göstererek başka ilaçları denemek iyi olur. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor
ki: (Allahü teâlâ, her hastalığın ilacını yaratmıştır.
Yalnız ölüme çare yoktur.) [Taberânî]
Göğe, denize ve yeşile bakmak insanı dinlendirir. Yeşilliğe
bakmanın göze cila verdiği, gözü kuvvetlendirdiği, denize bakmanın ibâdet olduğu, Peygamber efendimizin
akarsuya ve yeşilliğe bakmaktan hoşlandığı hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Ebu Nuaym)
Yine hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Üç şey, göze cila verir: Yeşilliğe, akarsuya ve güzel yüze bakmak) [Hakim]
(Sürme çekmek, yeşilliğe ve güzel yüze bakmak gözü kuvvetlendirir.) [İ.Süyuti]
(Aksırınca "Elhamdülillah" diyen göz ağrısı görmez.)
[Taberânî]
Bakması helal
olan kimselere bakmak faydalıdır. Yoksa, yabancı kadınlara bakmak, gözü zayıflatır, kalbi karartır.
Göz ağrısı için, Kur'an-ı kerimi okumasını
bilmiyenin de, Mushafa bakması çok faydalıdır. Peygamber efendimiz gözü ağrıyınca, Cebrail aleyhisselam
(Mushafa bak!) dedi. (Şira)
Sual: Erkeklerin gözlerine sürme çekmesi caiz midir?
CEVAP
Erkeklerin süs, zinet için sürme çekmeleri caiz değildir. Fakat
tedavi maksadıyla sürme çekmeleri caizdir. Kirpiklerin dökülmemesi, gözlerin kuvvetlenmesi için sürme çekmek iyidir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İsmid ile gözlerinize sürme çekin! Çünkü o, gözü kuvvetlendirir, kirpikleri çoğaltıp uzatır.) [Tirmizî]
[Peygamber efendimizin her gece sürme çektiği bildirilmiştir.]
(En iyi sürme, ismid sürme taşıdır. Çünkü o, gözü parlatır, kirpikleri uzatır.) [Nesâî]
(İsmidle sürmelenmeye devam edin, çünkü o, kirpikleri uzatır, göz çapaklarını giderir ve gözü kuvvetlendirir.) [Taberânî]
[Sürme, göz kalemi denilen boyalardan farklıdır. Attarda
bulunur. Bazı hacılar, Hicazdan gelirken sürme de getiriyorlar.]
Sual: Dinimizce, işkembe, karaciğer, dalak ,vb.. gibi hayvanların
sakatatlarının yenmesinde bir mahzur var mıdır?
CEVAP
Üçünü de yemek caizdir. Kur'an-ı kerimde kan haram edildiği
için, aklını ölçü alan bazı kimseler ve bazı müsteşrikler, (dalak kandır, ciğer kandır,
öyle ise yemek haramdır) diyorlar. Kur'an-ı kerimde (Meyte ve kan size
haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3)
Meyte, kendiliğinden ölen, leş olan hayvandır. Bir müsteşrik,
bu ayete bakarak kendi kendine ölen balığın haram olduğunu söyler. Müsteşrike göre sadece delil Kur'andır.
Hâlbuki Allahü teâlâ mealen (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin
hükmünü öğrenmek için Kur'ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Kur'an-ı kerime bakınca müsteşrik
balığın yenmiyeceğini anlar.
Dalak kandır. Müsteşrik, ayete bakınca bunun da haram
olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki:
(Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balık ve çekirge, iki kan da karaciğer
ve dalaktır.) [İbni Mace]
Peygamber efendimiz
Meyteyi açıklamasaydı, hiçbir müslüman balık yiyemezdi.
Yurda
kaçak getirilen etler
Sual: Yurda kaçak getirilen Buffalo denilen hayvan yenir mi? Bir de zürafa,
zebra (yaban eşeği), kanguru, deve kuşu ve Yunus balığı yenir mi?
CEVAP
Hepsi de yenir. Avını köpek dişi ile yakalayan hayvanın
eti yenmez. Avını pençesi ile yakalayan, leş yiyen kuşların eti yenmez. Hadis-i şerifte (Azı dişi olan yırtıcı hayvanlar ve pençesiyle avlanan kuşlar yenmez.) buyuruluyor.
Buffalo, sığır gibi ot yer, geviş getirir.
Zürafa ve zebra ceylan gibi ot yer, kanguru, tavşan gibi ot yer.
Bunların köpek dişleri yoktur. Deve kuşu, hindi gibidir, avını pençesiyle yakalamaz, leş yemez.
Yumurtası da yenir.
Balık şeklinde olan deniz hayvanları yenir. Kalkan,
Yunus ve yılan balığı yenir. Fakat deniz haşaratı olan yengeç, midye, istiridye, istakoz yenmez.
Balık şeklinde olmayan deniz aygırı, deniz hınzırı yenmez.
Yemeğe
konan şarap sirkeye dönüşmez
Sual: Aşağıdaki yazıda doğruluk payı var mıdır?
(Alkol ve alkollü içkiler,
keyif verici, uyuşturucu olarak içildikleri takdirde haramdır. Bunlar kaynatılır, pişirilen yemeklere
katılır ve içki olmaktan çıkarılırlarsa normal gıdaya döner, haram listesinden çıkarlar.
Hz. Ömer, kaynatılmış şarabı içmiş, içmek istemeyen Ubade b. Samit adlı sahabîye şöyle
çıkışmıştır: 'Ey ahmak! O kaynadı, şaraplığı kalmadı. Sen, sirkeyi
içmiyor musun? O da bu sudan...' O halde, alkolün pişmekte olan yemeklere, lezzet verici olarak katılmasının
(et ve balığa bir miktar şarap ekleyerek pişirmek gibi) dinen hiçbir sakıncası yoktur.) (bk.
Ebu Zehra; 299)
CEVAP
Zerre kadar doğruluk
payı yoktur. Üstelik Hz. Ömere de iftiradır. Ebu Zehra mezhepsiz bir yazardır. Şarap, sirke mayası
ile mayalanır, alkol sirkeye dönüşür. Kimyasal değişmeye uğradığı için sirke içmek
günah değildir. Yemeğe konan şarap sirkeye dönüşmez. Mezhepsiz Yazar dinimizi sulandırmaya çalışmaktadır.
Sual: Annem bazen yemeklerin içine şarap koymaktadır. Ne kadar ısrar
ettiysem de kafasına takmış ve bazı yemeklere şarap olmazsa olmaz diyor ve ben görmeden koyuyor ve
tabii ki sonra da inkar ediyor. Koymadım diyor. Ama ben annemi biliyorum, yemek huylarından kolay vazgeçen biri
değil. Şimdi, bildiğimiz kadarıyla şaraptaki alkol yemek piştiği için yok oluyor ve yemek
yedikten sonra insana kötü tesirde bulunmuyor. Bu durumda neden caiz olmuyor?
CEVAP
Bir damla alkol içilse
de haramdır. Ölçü, zarar vermesi veya zarar vermemesi değildir. Besmelesiz kesilen kuzu eti yenmez, leş olur,
haram olur. Bir damla kan veya bir damla idrar içmek insana zarar vermez, ama haramdır. Dinin emrinde bir sebep aranmaz,
sadece o emre uyulur.
Yemekten
önce dua etmek bidat midir?
Sual: Yemekten önce dua etmek bidat midir?
CEVAP
Yemekten önce de dua etmek caizdir. Besmele çekmek
ve hayır bereket için duâ etmek de yiyip içmenin sünnetlerindendir. İbni Abbas hazretleri, Resulullah efendimizin
(Yemeğe başladığınız zaman, Allahümme barik lena fihi
ve etimna hayren minhü deyiniz) buyurduğunu rivayet etmistir. Enam suresinin (Üzerlerine
Allahın ismi anılmayanlardan yemeyin) mealindeki 121. ayetin, Besmelesiz kesilen hayvanların leş olacağını,
yenmeyeceğini bildirmektedir. Bazı âlimler, (diğer yiyecekleri yerken de Besmele çekiniz) manasının
da bulunduğunu bildirmişlerdir. Burada Allahın adının anılması, yenecek yemeğin kudsiyetini, iyiliğini ve devamlılığını sürdürmek içindir.
Böylece Allahü teâlâyı hatırlamış ve bu nimetlerin devamlılığını ve hayrını
elde etmiş oluruz. Yemek yeme anı, insanların en çok gaflete düşeceği andır. Zira yemek, acıkan
nefsi kendine en çok çeken, ona her şeyi unutturan nesnedir.
Sual: Yemekten sonra nasıl dua edilir?
CEVAP
Yemeğe başlarken besmele çekmek yani (Bismillahirrahmanırrahim)
demek ve sonunda (Elhamdülillah) demek sünnettir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yemekten sonra, "El-hamdülillahillezi
etamena hazettaame ve rezekana min gayrı havlin minna ve la kuvveh" duâsını okuyanın günahları affolur.)
(Yiyip içtikten sonra, "El hamdülillahillezi
atameni ve esbeani ve sakani ve ervani" duâsını okuyan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız
olur.)
Peygamber efendimiz yemekten sonra (El-hamdü-lillahillezi etamena ve sakana ve cealena müslimin) duâsını
okurdu.
Yemeklerden sonra, yukarıdaki duâları da içine alan şu
duâyı okumak daha uygundur:
(El-hamdü-lillahillezi eşbeana ve ervana min-gayrı-havlin minna ve la kuvveh. Allahümme at'imhüm kema at'amuna.
Allahümmerzukna kalben takiyyen, mineşşirki beriyyen la kâfiren ve şakiyyen velhamdülillahi rabbilalemin)
Yemek
içmek ile ilgili çeşitli sorular
Sual: İçini temizlemeden çiroz balığını kurutuyor, sardalyanın da salamurasını yapıyoruz.
Böyle balıkları yemekte mahzur var mıdır?
CEVAP
İçini temizlemek
gerekir. (Tahtavi)
Sual: Balıktan çıkan havyar yenir mi?
CEVAP
Yenir. (Berika)
Sual: Çiğ yumurta içmek, sucuk gibi çiğ et yemek günah mıdır?
CEVAP
Çiğ yumurta içmek,
sucuk, pastırma ve çiğ köfte yemek günah değildir.
Sual: Dinimizde kan haram olduğuna göre, dalak da haram mıdır? Dr. Haluk Bey, "Sonsuz Nur" kitabında
haram diyor. Bu hususta dinimizin hükmü nedir?
CEVAP
Dinimizde kan yalamak,
kan içmek haramdır. Fakat dalak yemek caizdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İki
kan helaldir. Bunlar, karaciğer ve dalaktır.) [İbni Mace]
Sual: Bir müslümanın besmelesiz kestiği hayvanın etinin leş, Şafiîde ise caiz olduğunu yazdınız.
Besmelesiz olarak kesildiği bilinen veya öyle zannedilen bir hayvanın etini yerken Şafiî mezhebini taklid etmek
gerekir mu?
CEVAP
Evet gerekir. (Hulasat-üt-tahkik)
Sual: Yemek kablarını kapalı mı tutmak lazım?
CEVAP
Gece hiçbir yemeği açık
bırakmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yiyecek-içecek kaplarını kapatın, yılda bir gece veba iner, kapanmıyan
kabların içine düşer. Kapıyacak şey bulunmazsa, Besmele ile bir çubuğu üstüne koyun.) [Müslim]
Her zaman tertipli, düzenli
olmak, temizliğe riayet etmek çok iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kap kacağı yıkamak, evi temiz tutmak, zenginliğe sebeb olur.) [Hatib]
Sual: Bazı kimseler, sirkenin şaraptan yapıldığını,
bu bakımdan sirke yemenin doğru olmayacağını söylüyorlar.
CEVAP
Bir çok necis şey, kimyevi değişmelerle temiz olur.
Sirke üzümden başka maddeden de yapılır. Fakat üzüm şirasından yapılan daha makbuldür. Şıra
önce şarap, sonra sirke olur.
Şarap sirke haline dönünce, artık bir daha şaraplaşmaz.
Onun için sirke kullanmakta mahzur yoktur. Hadis-i şerifte, (Sirke ne güzel
yiyecektir) buyuruldu (Müslim)
Sual: Haşhaşlı ekmek yemek günah mıdır?
CEVAP
Günah değildir. Çöreklere konan, haşhaşın tohumudur.
Tohumu yağlı bir maddedir, içinde afyon yoktur. Tohumundan, yağ da çıkarılır. Yağında
da, posasında da afyon yoktur. Haşhaşın afyon kısmı kapsülünde olur. Bu kısmı da zeten
çöreklere konmaz.
Sual: Nezle olunca burnum tıkanıyor. Alkollü ilâcın buharını teneffüs câiz mi?
CEVAP
Alkolsüzü yoksa, alkollüsünü
ilâç olarak kullanmak câizdir.
Sual: Sarmısak
yiyerek toplum içine çıkıyorlar. Çok rahatsız olunuyor. Böyle yapmaları uygun mudur?
CEVAP
Soğan, sarmısak
yiyerek, sigara içerek, kötü koku ile başkalarını rahatsız etmek doğru değildir. Kötü kokudan
melekler de rahatsız olur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Ağzınızı temizleyin! Kirâmen kâtibîn melekleri için, ağızdaki
yemek artıklarının kokusundan daha kötü birşey yoktur.) [Deylemî]
(Kur'ân okuyorsunuz, ağzınızı misvakla temizleyin!) [Ebû Nuaym]
(Gece namaz kılmak için kalkan kimse, ağzını misvâkla temizlesin! Çünkü
bir melek namazda Kur'ân okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.) [Deylemî]
Sual: İnek sütü, kefir mayası ile mayalanarak tadı keskin hâle getiriliyor. Mayalanma esnâsında alkol
de teşekkül ediyor. Buna kefir deniyor. İlâç olarak kefir kullanmak câiz midir? Bir de halk arasında yaygınlaşan
kombu çayı vardır. Kombucha mantarı'nın üremesi ile elde ediliyor. Fermantasyon esnasında az da olsa
alkol teşekkül ediyor. Birçok hastalıklara iyi geldiği söyleniyor. İlâç olarak kullanmakta mahzûr var
mıdır?
CEVAP
Kefir ve kombu çayı,
bira gibidir. Zarûretsiz içilmez. Bugün kefir ve kombu çayının yerini tutan ilâç çoktur. Bunları kullanmaya
zarûret de yoktur. Eğer, sâlih bir doktor, (Kefir veya kombu çayı, şu hastalığa iyi gelir. Bu hastalık
için mubâh başka ilâç yoktur) derse, o zaman kefir ve kombu çayını kullanmak câiz olur.
Kısrak sütü de mayalanarak
alkol teşekkül ediyor. Buna kımız diyorlar. Bu da, kefir ve kombu çayı gibidir.
Sual: Bakkallarda bira mayası adı altında satılan mayayı kullanmak câiz midir?
CEVAP
Bira mayası denilen
mayanın içinde alkol yoktur. Bira mayası diyorlar. Aslında hamur mayasıdır. Hamur mayalamak için
kullanmakta mahzûr yoktur. Arpalar ıslanınca filizlenir. Filizler koparılıp, arpalar da kurutularak un
yapılır. Buna malt denir. Malt, sarı toz veya şerbet hâlinde, skorbut denilen kanama veya zâfiyette ve
çocuk mamalarında kuvvet verici ve hazım için kullanılır. İçinde alkol yoktur. Bunu da yiyip içmek
günâh değildir. (S.Ebediyye)
Sual: Salam ve jambon yemek câiz mi?
CEVAP
Avrupa'da genel olarak
salam, domuz etinden yapılır. İnek etinden de yapılanı vardır. Türkiye'de inek etinden yapılıyor.
Domuz etinden yapılanı var mı bilmiyoruz. Salamın domuz etinden yapıldığı kesin olarak
bilinmiyorsa, salam yemekte mahzûr yoktur. Jambon, Fransızca domuz sucuğu, domuz pastırması demektir.
Fakat Türkiye'de inek etinden yapılıyorsa, yenmesinde mahzûr olmaz. Sırf isminden dolayı bir gıdâya
harâm denmez.
Sual: Kakao likörü bulunan çikolatayı yemek câiz midir?
CEVAP
Likör, meyve, alkol ve esans karışımından
yapılan bir içkidir. Yurtdışından gelen likörlü şeker ve çikolatalar vardır. Bunları yemek
câiz değildir. Fakat kakao likörü, likör karışmış kakao değildir. Kavrulmuş kakao çekirdeğinin
öğütülerek akıcı hâle getirilmiş şeklidir. İçinde alkol yoktur. Türkiye'de, kelimeler üzerinde
kavram [mefhum] kargaşasi vardir. Birçok kelime yerinde kullanilmiyor. Meselâ (Mucize yaratti) diyorlar. Mucize peygamberlerden
başkasi için kullanilmaz. Yaratmak da sadece Allaha mahsûstur. Yanlış kelime kullanmaktan sakınmalıdır!
Sual: Çatalı ekmeğe ve diğer unlu mamüllere batırmakta mahzûr var mıdır? Ekmeğe hakaret
olur mu?
CEVAP
Bunlar âdettir, mahzûru yoktur. Fakat
lüzumsuz, keyf için batırılmaz. İhtiyâç hâlinde câiz olur. Çatalı ekmeğe batırmayı âdet
hâline getirmemelidir.
Sual: Hanımlar toplanıyor, kitap okuyor, sohbet ediyoruz. Beyinin rızâsı yok iken, kendi malını
ikrâm eden kadının davetine gidilir mi?
CEVAP
Kendi malından verdiğine
göre gitmekte mahzûr yoktur.
Sual: İnsana saygı için kesilen hayvanın eti harâm mıdır?
CEVAP
Eti harâm değildir.
Saygı için kesmek harâmdır.
Sual: Yurt dışına istakoz ihrâç etmek câiz mi?
CEVAP
Evet câizdir.
Sual: Bazıları, kirazın içindeki kurdun, kendiliğinden meydana geldiğini, bunun için kurtlu kiraz
yemekte mahzur olmadığını söylüyorlar. Kurtlu kiraz yemek uygun mu?
CEVAP
Kirazdaki kurt "Kiraz
sineği" denilen bir sineğin kiraz içine koyduğu yumurtalardan hasıl olur. Kurtlu kiraz yenmez. Kiraz alınca
3-5 tanesinin içi açılır. Kurt yoksa diğerlerini açmadan yemek caiz olur. Eğer bir tane bile kurt görülse,
hepsinin içine bakmak gerekir. (Berika)
Sual: Tavuk yemlerine kan karıştırıldığı söyleniyor. Bu yemi yiyen tavukları yemek
caiz midir?
CEVAP
Dinimizde görmeden kesin
hüküm vermek caiz olmaz. Görerek veya adil bir müslümanın söylemesi ile anlaşılır. Fakat sorup araştırmak
gerekmez. Bir kısmına hile yapıldığı görülünce, diğer hepsine de hile yapıldığı
kesin olarak söylenemez. Bir tavuğun necaset yediği kesin olarak bilinince, o tavuk üç gün ayrı bir yere konur.
Bu üç gün zarfında tavuğun içindeki necaset kimyevi değişikliğe uğrar. Üç gün sonra o tavuğu
yemek helal olur.
Şarap da sirke olunca
temiz olur. Domuz yağı dahil, necasetli yağlar, sabun yapılınca temiz olur. Bütün kimyevi değişmeler
böyledir. (R. Muhtar, S. Ebediyye)
Sual: Necaset yemiş tavuk yenir mi?
CEVAP
Necaset yemiş olan
tavuk, koyun ve sığırı hemen kesip yemek mekruhtur. Tavuğu 3, koyunu 4, sığır ve deveyi
10 gün hapsetmek, yani necaset yedirmeyip temiz gıda ile beslemek gerekir. Şafiîde ise deve 40, sığır
30, koyun 7, tavuk 3 gün hapsedilir.
Sual: Kuş veya başka hayvan şeklinde pasta yapmak câiz midir?
CEVAP
Hayır. Mubâhlarda
da dîne uymakta hayır-bereket vardır.
Sual: Kaçan sığırı, koyunu, tavuğu tüfekle, tabanca ile vurunca yemek câiz midir?
CEVAP
Sığır,
koyun, tavuk, av hayvanı olmadığı için tüfekle vurulunca ölürse yenmez. Onun için ölmeden önce kesilirse
yenir.
Sual: Bir eve gidince, küçük çocuk, şeker getiriyor. Almak câiz midir?
CEVAP
Ana-babasının
gönderdiğini düşünerek almak câizdir
Sual: Bir arkadaş, başka yerdeki arkadaşına vermem için bir kutu çikolata verdi. Yolda çikolataların
yarısını yedim. Varınca, çikolataların yarısını yediğimi söyleyip helallaştım.
Habersiz yediğim için günah oldu mu?
CEVAP
Emanete hıyanet etmişsiniz.
Helallaşmadan ölebilirdiniz de. Fakat helallaştığınıza göre, sadece mekruh olur. (Hindiyye)
Sual: Kanada ve Amerikada yaşayan Müslümanların bazısı
onların kestiği etleri yemiyor, bazısı ise yiyor. Yemiyenler onların Asr-ı saadetteki hıristiyanlar
olmadıklarını, ehl-i kitap hükmüne girmedikleri için kestikleri yenilmiyor diyorlar. Bir kısmı da
zaten fabrikasyon kesim olduğu için hıristiyanların bile kesmediklerini söylüyor. Bunu açıklar mısınız?
CEVAP
Bir islam ülkesi olan Türkiyede bile, kesenler arasında dinsiz
kimseler vardır. Fakat hüküm genele göre olduğu için gerek Türkiye ve Amerikada ve gerekse diğer hıristiyan
ülkelerinde kesilen etleri yemek tenzihen mekruhtur.
Sual: Yurtdışında yaşıyorum. Burada Türkiyedeki gibi
helal kesilmiş ete rastlamak pek olmuyor. Yabancı bir restauranta, mesela bir Yunan veya İtalyan restaurantına
gittiğimiz zaman orada ki eti yemek uygun olur mu? (Mesela Yunan restaurantında bizim eti kızarttıkları
grillde aynı zamanda domuz eti de pişiriliyor. Bu şekilde de yemek uygun olur mu acaba? Burada hayvanlar fabrikalarda
kesiliyor, bir kapıdan canlı girip, diğer kapıdan parçalar halinde çıkıyor.)
CEVAP
Kitaplı kâfirlerin yani hıristiyanların ve yahudilerin
kestiği hayvan yenir. Domuz pişen grill'de koyun eti pişiyorsa yenmez.
Sual: Sigara az içince günah olmayınca, bazı otlar var onlar günah
olur mu diyorlar, eroinin daha hafifi imiş?
CEVAP
Eroin hafif değil, çok kuvvetli uyuşturucudur. Sarhoş
etmeyen otları yemekte mahzur yok. Sarhoş edenleri de sarhoş etmeyecek kadar yemek caizdir.
Sual: Kâfirin ikram ettiği yenir mi, verdiği hediye alınır
mı, bardağından içilir mi, vs...?
CEVAP
Üçü de Evet.
Sual: Dinsiz komşular aşure veya tatlı gibi şeyler yapıp
bize de getiriyorlar bunları yemek caiz mi?
CEVAP
Necis olduğu bilinmedikçe dinsizlerin yemeği
yenir. Yani domuz eti ve şaraplı olduğu bilinmezse yenir. Kesin bilinirse yenmez.
Sual: Sandalyenin arkasına yaslanıp yemek yemek uygun mudur? Yaslanmayıp
yemek daha mı efdaldir?
CEVAP
Sofraya edepli bir şekilde oturmalı ve bu edebi sonuna kadar
muhafaza etmelidir! Resul-i Ekrem, yer sofrasına bazan diz çöker, bazan da sağ ayağını bükerek sol
ayağı üzerine oturup buyururdu ki: (Yaslanarak yemek yemem! Ben ancak,
Allahın bir kuluyum; köle nasıl yerse öyle yer, nasıl oturursa öyle otururum.) [Buharî] Yaslanarak yemek
yimek haram veya mekruh değildir. Başkalarının yanında mazeretsiz yaslanmak edebe aykırıdır.
Sandalyede dayanarak yemekte de mahzur yoktur. Kibirli şekilde yemek uygun değildir. Dayanınca rahat ediliyorsa
dayanılır. Önemli olan başkalarına hava atmamalı, kibirli oturmamalı, rahat oturmalı.
Sual: Portakal, limon, elma gibi meyvelerin kabuğunda alkol olduğuna
göre kabuklarından reçel yapmak câiz olur mu?
CEVAP
Alkol teşekkül etmeyen olgun bir meyve yoktur. Bunlardan meyvelere,
ekmeğe dinimiz izin vermiştir. Dinin yasak ettiği alkol içilmez.
Sual: İlmihalde diyor ki, (Dondurma yememelidir.) Yerken ağzımızda
erittikten sonra yutsak yine uygun olmaz mı?
CEVAP
Ağızda eritilince, bademciklere zarar veriyormuş. Boğaz
hastalıklarına sebebiyet veriyormuş. Yenmesi tavsiye edilseydi, ağızda eritilerek yensin denirdi.
Dondurma yemek günah değildir. Fakat vücuda zarar verirse, verecek
kadar yenirse o zaman günah olur. Çok yemek yemenin günah olduğu gibi. Soğuk vücuda zarar verir, hastalandırır.
Hastalandıran şeyler günahtır.
Sual: Suda ölen balığı yemekde bir mahzur var mıdır?
CEVAP
Balık kendiliğinden ölmüşse hastalıktan ölmüştür
yenmez. Ama bir yere sıkışarak veya buz arasında kalarak veya elektirikle falan ölmüşse yenir.
Sual:Ben Avrupada yaşayan müslümanım. Burada helal kesilen
tavukların tüylerini çıkarmak için, içini temizlemeden sıcak suya atıp sonra temizliyorlar. Bunları
yiyebilir miyiz?
CEVAP
Sıcak su ile kaynar su farklıdır. Sıcak suya atılmasının
mahzuru yoktur. Kaynar suya atılırsa yenmez. Kaynar suyun sıcaklığı 100 derecedir. Yüz dereceden
aşağı sıcak suya atılırsa yenir. Genelde 70-80 derece olur yüz derece hemen hemen olmaz, olursa
yenmez. Çünkü pislik ete karışır.
Sual: Kokoreç yemek caiz olup olmadığı konusunda bilgi verebilir
misiniz?
CEVAP
Kokoreç yenir. İçine koç yumurtası da konuyor diyorlar. Konuyorsa
yenmez, konmuyorsa yenir.
Sual:Amerika'ya geleli nerede ise iki ay oluyor. Burada hangi tür gıdalarda domuz yağı
olabilir, içindekileri okuyoruz yazmayanları alıyoruz. Bu domuz yağlı mamullerin özel işaret veya
numaraları var mı? Burada margarinlere domuz yağı katılıyor mu? (daha hiç margarin almadım).
Domuz sütü diye bir şey oluyor mu veya peynir gibi şeylere katılma durumu olur mu?.
CEVAP
Domuz ürünü yazmıyorsa
yemekte mahzur yoktur, yani içinde domuz yağı olsa bile bilmediğimiz için bize günah olmaz. Kasden yemek günahtır.
Sual:Ecnebi bir komşum var Almanyada. Bana pipo içelim demişti
bende tamam dedim. Yalnız tütünün, içkinin içinde banyo edilmiş olduğunu öğrenince içmedim. Böyle tütünü
piponun içine koyup içmek uygun mu?
CEVAP
Alkol olduğu
kesin ise içilmez.
Sual: Ben yurt dışında yaşıyor ve
çalışıyorum. Çalıştığım yerdeki etli yemekleri yemek haram mıdır?
CEVAP
Yurtdışı
deyince memleketini bildirmeniz gerekir. Amerikada Almanya da yurt dışı Japonyada yurt dışı.
Hıristiyanların kestiği etler yenir, japonların, çinlilerin, dinsizlerin kestikleri et yenmez.
Sual: Şimdiki Hıristiyanlar kan akıtmadan, hayvanların
kafasına kurşun sıkarak ya da boğarak öldürüyorlar.Yahudiler hâlâ kan akıtarak kesiyorlar, o tamam.
Ama şimdiki hıristiyanların yukarıda belirttiğim gibi öldürdükleri hayvanları yemek caiz midir?
CEVAP
Boğarak veya
kurşun sıkarak öldürdükleri kesin olarak biliniyorsa yenmez.
Sual: Hayvanı kesmeden şoklamanın dinen mahzuru var mı?
CEVAP
Şoklamak dinimize aykırı ama kesilenin haram olmasını
gerektirmez. Canı varken, yani ölmeden önce kesilirse yenir. Şoklamanın bir zararı olmaz. Yani yemek açısından
mahzuru olmaz.
Sual: 1-Olta ile balık
tutmanın dinimizde hükmü nedir? Deniz mahlukatından hangilerini yemek dinimizde yasaklanmışdır?
CEVAP
Oltayla balık tutmakta mahzur yoktur. Dinamitle falan da öldürmek
caizdir. Bıçakla keserek öldürülse de yenir. Koyunları da bıçakla kesmek onlara eziyet olmaz.
Üç mezhepte denizden
çıkan her hayvan yenir. Hanefi'de ise sadece balık şeklinde olanlar yenir. Midye, istiridye gibi deniz haşaratı
yenmez.
2-Midye, istiridye gibi deniz haşaratı yenmez diyorsunuz. Midyenin
yenmemesinin sebebi kadınlar gibi ay hali olduğundan yenmez diye bir ifade duymuştum bu doğru mudur?
CEVAP
Midye deniz haşaratı
olduğu için yenmez. Hayz gördüğü sözü yanlıştır.
Sual: Bir prof. olta ile tutulan ve dinamitle öldürülen balıklar yenmez.
Çünkü balığa eziyet yapılmaktadır diyor. Biz böyle tutulmuş balıkları yedik, ne yapmamız
gerekir?
CEVAP
Olta
ile de, dinamitle de öldürülen balıklar yenir. Sığırlar, davarlar da bıçakla kesiliyor. Kesilmek
onlara eziyet midir? Prof. kafalı Avrupalı hayvanlara eziyet olmasın diye bayıltıp kesiyorlar. Akıl
ile din olmaz. Avrupalının da bilmesi gerekir ki ve yahudiler de gayet iyi bilirler ki, Hz. İbrahim oğlunu
kurban etmek için kesmeye götürdü. Sonra koçu bıçakla kesti. Dinimiz de bıçakla kesilmesini emretmektedir. Eğer
hayvana eziyet olsa idi, Allah kesilmesini emretmezdi.
Sual: Cennet ehline verilecek "Şeraben
tahura" diye buyurulan "Temiz şarap"tan maksat nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerimde cennet ehli için, (Tertemiz şarap içerler) buyuruluyor. (İnsan 21)
Cennet ehline verilecek "Şeraben tahura" diye
buyurulan "Temiz şarap"tan maksat, temiz bir içecektir. Türkçe olarak meşrubat denebilir. Alkollü olan şarap ile, bir alakasi
yoktur. Kur'an-i kerimde alkollü içki haramdir. (Maide 90)
Arapça şarap, içilen şeylere denir.
Sual: Boza içmek günah mi?
CEVAP
Taze boza içmek caizdir.
Ekşiyerek alkol teşekkül ederse o zaman günah olur. Yoksa boza içmek helaldir.
Sual: Bir arkadaş, içki içmek haram, ben içmiyorum, satmasi niye haram oluyor
diyor. Içkiyi satmak da haramsa bu konuda hadis var midir? Bira da içki sinifina girer mi?
CEVAP
Her alkollü içki haramdir. Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:
(Alkol teşekkül etmiş her içki, sarhoş eden her şey haramdir.)
[Ebu Dâvud]
(Cebrail aleyhisselam geldi ve dedi ki: "Allah içkiye, onu yapana,
yaptirana, içene, taşiyana, kendisine taşinilan kimseye, satana, satin alana, sakiligini yapana ve onu içirene lânet etti."
[Hâkim]
(Allah içkiye, içene de, sunana da, satana da, satin alana da, sikana ve siktirana da, taşiyana da, kendine götürülene
de ve parasini yiyene de lânet etsin.) [Ebu
Davud]
(Allah içkiye, onu içene, dagitana, satana, satin alana, üzümünü
sikana, kendisi için siktirana, taşiyana ve kendisine taşinana ve parasini yiyene lânet etsin.) [Tirmizî]
(Allaha ve ahirete inanan içki içmesin, içki içilen sofraya da oturmasin!) [Taberânî]
Sual: Dördüncü Muradin içki içtigi söyleniyor. Dogru mudur?
CEVAP
Diger Osmanli sultanlari gibi, Dördüncü Murat
Han da içki içmezdi. Din düşmanlari "içki içerdi" diye iftira etmişlerdir. Tütün, enfiye ve içkiyi yasak etmişti. Kâbe-i muazzamayi
yeniden yaptirdi.
Sual: Ramazanda bulaşiklari yikamadan sabaha kadar bekletmek günah diyorlar.
Bir hoca, (Sadece Ramazanda degil, her zaman bulaşiklari sabaha birakmak günahtir, fakirlik alametidir. Çünkü yarin yaparim
diyenler helak olur buyuruluyor) dedi. Dogru mu?
CEVAP
Imkan varsa her işi zamaninda yapmak, yarina birakmamak iyi olur. Fakat
bulaşiklari sabaha birakmak günah degildir. Günah oldugunu hiç bir kitapta görmedim. (Yarin yaparim diyen helak oldu) hadis-i şerifi, tövbe gibi, farz olan ibadetlerle
ilgilidir. Yoksa bulaşik yikamakla ilgili degildir. Fakirlige sebep olanlar arasinda bulaşiklari geç yikamak diye bir şey
yoktur. Hadis-i şerifte, fakirlige sebep olanlar sayilirken (Çanagi ve çömlegi, yikamadan yemek koymak. Kap kacagi, örtüsüz birakmak.) buyuruluyor. Bulaşiklari sabah
yikayip temiz olarak konunca mahzuru olmaz. Yemeklerin üstünü açik koymak da uygun degildir. Buzdolabina konunca açik konmamiş
olur. Yahut örtecek bir şey bulamiyan bir çubuk bile koysa caizdir.
Sual: Bazen arkadaşlar köyüne gidiyor ve orada yetiştirdikleri meyvelerden,
sebzelerden getiriyorlar. Ama köylü genelde faizli kredi kullaniyor. Bu meyve, sebzeleri yememiz caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Peki hediye olanda böyle şüphe olunca para ile pazardan aldiklarimizda
ayni şüphe olmaz mi? Bu devirde herkesin elindekini kendi mülkü bilmeliyiz.
Sual: Çok su içmek zararli midir?
CEVAP
Evet, din kitaplarinda çok su içmek zararlidir deniyor. Bu konuda doktorumuza
sordum. O da dedi ki:
Çok fazla su içerse su zehirlenmesi olur, kalp yetmezligi, ödem gelişebilir,
herşeyin fazlasi zarardir. Böbreklerden atilma hizindan daha fazla su alinirsa vücudda birikir. Ödem ve tansiyon yükselmesi
yapabilir. Ancak idrar olarak atabiliyorsa problem olmaz. Çikardigi idrar miktarindan 600-700 cc fazla sivi alinabilir. Adam
günde 2 litre idrar yapiyorsa 6 litrede su içerse, bunun bir litresini de ter ve akciger yolu ile atsa geriye 3 litre sivi
vücudda kalir.Bu da insanin fazla sivi yüklenmesine ve dolayisi ile dolaşim ve solunum sistemlerinde problemlere yol açar.
Çok su içmeyi gerektiren durumlar da vardir.
Sual: 1-Sagdan başlamak, suyu
ayakta içmek mekruh degil midir?
CEVAP
Sünnet-i zevaid: Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin, ibâdet olarak
degil de adet olarak devamli yaptigi şeylere denir. Zevaid sünnetleri terk etmek mekruh degildir. Peygamber efendimizin giyiniş
şekli, entari giyinmesi gibi, iyi şeyleri yapmaya sagdan başlamasi gibi, sag el ile yiyip içmek gibi, suyu ayakta içmek gibi
şeyler sünnet-i zevaiddir. (R.Muhtar)
(Muhtar-ül ehadis)deki hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Adetlerle ilgili sünnete uymak bir fazilettir, terki ise hata degildir.)
Peygamber efendimizin, sagdan başlamak, entari giymek gibi adet olarak
yaptigi şeyleri yapmamak bid'at degildir. Bunlari yapip yapmamak, ülkelerin ve insanlarin adetlerine bagli olup, dini hükümler
degildir. Her ülkenin adeti başka başkadir. Hatta bir ülkenin adeti zamanla degişir. Bununla beraber, adete bagli şeylerde
de, zevaid sünnetlerde de [Bir mazeret yoksa] Resulullaha tabi olmak, dünya ve ahirette insana çok şey kazandirir ve çeşitli
saadetlere yol açar. (Mektubat-i Rabbanî c.2, m.55)
Adetlere ilgili
sünnetlere elimizden geldigi kadar uymaya çalişacagiz, fakat unutursak veya tembellikle yapamazsak mekruh bile olmaz. Solak
kimsenin sol el ile iş yapmasi mekruh degildir.
2-Bir arkadaştan işittim. Peygamber efendimiz sol eliyle yemek yiyen birine
"sag elinle ye" buyurduklarinda "Yiyemiyorum" diye cevap veriyor. Peygamber efendimiz
de "yiyeme" buyuruyorlar. Bu duydugum dogru mu?
CEVAP
Evet öyle buyuruyor ve adamin eli felç oluyor. Çünkü Resulullaha karşi
yalan söylüyor. Yoksa Peygamber efendimiz, sol el ile yedigi için beddua etmiyor.
Sual: Yabani eşek eti yemek caiz mi?
CEVAP
Caizdir.
Sual: Doktor, taş düşürdügümü ve bol bol su içmemi söyledi. Bir komşum, 10 gün boyunca her sabah aç karnina
1 bardak bira içersen taslar düşer dedi. Bira alkol oldugundan, haram. Ögrenmek
istedigim, ilaç niyetine bu tarife göre içilse haram olur mu?
CEVAP
Taş düşüren başka ilaç bulunmazsa, ve salih doktor biranin iyi geldigini
söylerse o zaman haram olan bira ilaç olarak kullanmak o zaman caiz olur. Bugün
için ilaç çoktur, bira kullanilmasi haramdir.
Sual: Çok et yemek kalbi karartirmiş. Ölçüsü ne bunun? Ayda kaç kere yenirse
çok olur?
CEVAP
Devamli kirk gün yenirse çok yenmiş olur.
Sual: Sardalyanin içi temizlenmeden yapilan salamurasi yenir mi?
CEVAP
Içini temizleyerek yemek câizdir.

İbadetlere bir şey ilave etmek bid'attir, büyük günahtır.
Dinimiz noksan değildir. Hâşâ Allahü teâlâ veya peygamberimiz dinde bir şeyi eksik bırakmış
da, daha iyisini biz mi yapacağız? İbadete bid'at karıştırmak, Allahü teâlânın dininde
noksanlık bulmak, koyduğu hükümleri beğenmemek, dini değiştirmek olur.
Mesela akşam namazının
farzını 3 rekat yerine, daha fazla ibadet etmek için, 4 rekat kılmak bid'attir. 3 yerine de geçmez, namaz hiç kabul
olmaz. Tesbihleri 33 yerine, çok sevap olsun diye 40 defa veya daha fazla çekmek bid'at olur. Halbuki hiç tesbih çekilmeden gidilse günah olmaz.
Namazlardan sonra âyet-el-kürsi okunur, tesbihler çekilir ve dua edilir. Dua ederken salâten
tüncina okunur. Âyet-el kürsinin okunduğu yerde salâten tüncinayı okumak sünneti değiştirmek olur,
yani bid'attir. Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde
ibadet edilir. “Şunu da yapalım, ötekini de ilave edelim” demek, dinde değişiklik olur. Hadis-i
şerifte, (İbadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir) buyuruluyor.
Hoparlörle ezan okumak iyi ise, Allahü teâlâ, peygamberine ibadetin iyisini niye bildirmedi? Allah hoparlörü yaratmaktan âciz
mi idi? Binlerce mucizesi görülen Sevgili Peygamberimiz bunu yapamaz mıydı? Yapmadığına göre, hoparlörü
ibadete sokmak bid’at olur.
Diğer bid’atlerden bazıları şunlardır:
İnce çoraba veya çıplak
ayağa mesh etmek. (Dürer)
Kur'an-ı kerimi teganni
ile okumak. (Bezzâziyye)
Namazı hoparlör ile
kıldırmak. (Mezahibi erbea, Elmalılı tefsiri)
Sünnet ile farz namaz arasında
dua etmek, tesbih çekmek, üç İhlas okumak. (İbni Âbidin)
Müezzinin tesbihlere komuta
etmesi. Hutbeyi Türkçe olarak okumak. (El edille)
Namaz kılıp, duadan
sonra şükür secdesi yapmak. (Dürr-ül-muhtar)
Namazlardan sonra imam ile,
eli göğse koyarak selamlaşmak.
(S.Ebediyye)
Camide her namazdan sonra
müsafeha etmek. [Tokalaşmak] (Redd-ül muhtar)
Estağfirullahel'azim ellezi...
diye başlayan istiğfarı müezzinin yüksek sesle okuması. (El İbda)
Vaazdan sonra, cenazede yüksek
sesle dua etmek. (Mekâtib-i şerife)
Mezar taşı üzerine
âyet-i kerime, şiir, methiye v.s. yazmak. (S.Ebediyye)
Aşure günü aşure
pişirmeyi ibadet sanmak. (S.Ebediyye)
Bir kabirden başka bir
yere nakledilirken tekrar cenaze namazı kılmak. (Hindiyye)
Eshab-ı kiramdan herhangi
birini kötülemek. (Şerh-i Akâid)
Kadını bir defada
üç talakla boşamak. (Mecmua-i Zühdiyye)
Cenazede yüksek sesle tekbir
getirmek, ilâhi okumak. (Halebi)
Cenaze namazından sonra
konuşma yapmak. (Zübdet-ül-makamât)
Ölü evinden helva vs. dağıtmak.
Ölünün 3, 7, 40, 52 veya 53 üncü günlerini
yapmak. (Tahtavi)
Kabir azabına inanmamak.
(Akâid-i Şeybâniyye)
Yatırlara mum yakmak.
Mezhepsiz olmak. (Tahtavi)
Zekeriya sofrası diye
adak yapmak. (S.Ebediyye)
Bir kişinin bildirdiği
hadislere inanmamak. (Tâtârhâniyye)
Mirac mucizesinin Kudüs’ten
sonrasına inanmamak. (Bahr)
Kısa sakala sünnet demek.
(Hadika)
Hz. Mehdi geldiği zaman,
(Bir zaman gelir ki, Sünnet, bid'at gibi çirkin görülür, bid'at ise sünnet gibi rağbet
görür) hadis-i şerifinde bildirildiği gibi, bid'at işlemeye alışmış olan Medine’deki
âlim, bid'ati güzel sanıp ibadet olarak yaptığı için Hz. Mehdi’nin bid’at aleyhindeki sözlerine
şaşıp "Bu adam bizim dinimizi yok ediyor" diyecektir. Hz. Mehdi, bu mezhepsizi öldürecektir. (Mek. Rabbani)
Bazı bid’atler:
Cennette,
Allahü teâlânın görüleceğine inanmamak,
Gökte Allah
var demek,
Eshab-ı
kirama veya fasık Müslümanlara bile lanet etmek bid’attir.
Namaza başlarken
yalnız dil ile niyet etmek bid'attir. Kalb ile niyet şarttır.
Kur'anı,
zikirleri, tekbirleri müzikle veya ney çalarak okumak bid’attir, tasavvuf müziği de bid’attir.
Ücretle Kur’an
okumak bid'attir.
Hutbenin
ikinci kısmında, aşağı basamağa inmek, sonra tekrar yukarı basamağa çıkmak,
Mest üzerine
mesh etmemek ve çıplak ayağa mesh etmek bid'attir.
Vaazdan sonra
toplanarak yüksek sesle dua yapmak,
Mübarek gecelerde,
camilerde fazla ışık yakmak bid'attir.
Kısa
sakal ile sünneti yerine getirdiğine inanmak,
Büyük zatların ölüm
yıldönümlerinde matem tutmak bid'attir.
Cenaze olduğunu bildirmek
için, minarelerde salât okumak,
Ölünün 40. ve 52. gecesini yapmak,
Mezar taşlarına
resim koymak, Fatiha ve methiye yazmak bid’attir.
Türbe veya camilerde tavaf eder gibi dönmek bid’attir.
Sual: (Namazlardan sonra, hemen âyet-el-kürsi okumak lazım iken, önce Salâten Tüncinâ’yı ve
başka duaları okumak bid’attir. Bunları, tesbihlerden sonra okumalıdır) diyorsunuz.
Sünnet ile farz arasında zikir çekmek, dua etmek niçin bid’at olsun? Salâten Tüncinâ’yı
önce oku, sonra oku ne fark eder? Hem hocamız her zaman böyle okur. O bilmiyor da sen mi biliyorsun?
CEVAP
Biz, muteber eserlerden alarak yazıyoruz. Kendi görüşümüzü din gibi ortaya sürmekten Allah saklasın.
Kimin hocası olursa olsun, muteber eserlere aykırı ise, itibar edilmez.
Merakıl-felah’ın Tahtavi haşiyesinin
tercümesi olan Nimet-i İslam’da, (Farz
ile sünnet ve sünnet ile farz arasında konuşmak, sünneti iskat [iptal] etmez.
Fakat sünnetin sevabını azaltır. Bir kavle göre de, sünnet sakıt [iptal] olmakla namaz iade olunur) deniyor.
Aynı ifade Dürr-ül-muhtar’da da vardır: (Sünnet ile
farz arasında konuşmak, sünneti iskat etmez ise de, sevabını azaltır. Bir şey okumak da konuşmak
gibidir. Bazı âlimler, “Sünnet kabul olmaz. Önceki sünneti tekrar kılmak
gerekir” buyurmaktadır.)
Bu ifade, Dürr-ül-muhtar’ın Arabi aslının 457,
bazı baskılarında 711. sayfasındadır. Türkçe tercümesinde de c.3, s. 40-41’dedir. İbni
Âbidin hazretleri, bu ifadeyi açıklarken, (Her türlü okumalar da bu hükme girer) buyurmaktadır.
Şu halde, sünnet ile farz arasında konuşmamalı, dua, sure veya üç İhlâs okumamalıdır.
Hele bu okumaları âdet hâline getirmek bid’attir. İbadetlere ilave yapmak, dini değiştirmek olur.
Hadis-i şerifte, (İbadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir) buyuruluyor. (Mizan-ül kübra)
Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde
ibadet edilir. (Şunu yapalım, ötekini ilâve edelim) veya, (Hocamız böyle yapıyordu. Biz de öyle yapalım)
demek, dinde reform olur. Asla caiz olmaz.
Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iskat [iptal] edeceği Bahr-ür-raık’ta da yazılıdır.
Tefekkür eder
Sabahın sünnetini evinde kılıp, camiye gelen kimse, konuşmaz, sesli
olarak bir şey okumaz. Dudağını kıpırdatmadan kalbinden kelime-i tevhid okuyabilir veya tefekkür
eder. Eğer kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılar. Kur’an-ı kerim okunuyorsa dinler.
Sabah namazının farzı ile sünneti arasında okunması bildirilen dualar vardır. Bu
duaları sabah namazının sünnetinden önce veya farzdan sonra okumalıdır.
Çünkü, İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Sünnetten sonra yalnız, (Allahümme entesselam...... ikram) denir.
Fazla bir şey okunursa, sünnet namazı, sünnet olan yerinde kılınmamış olur. Bazı âlimler,
“Sünnet sakıt olur, tekrar kılınması lazım olur” buyurdu. Farzdan sonra olan sünneti
(Allahümme entesselam....) dedikten sonra, daha fazla geciktirmek mekruh olur.
Resulullah efendimiz, farzdan sonra, (Allahümme entesselam...) diyecek kadar oturup,
hemen son sünnete başlardı. Hadis-i şeriflerde, namazlardan sonra okunmaları bildirilen “Evrâd”
son sünnetlerden sonra okunur. Çünkü sünnet namazlar, farzların devamıdır. Son sünnetlerden sonra okumaya,
farzdan sonra okumak denilir. (Resulullah farz namazdan sonra Tesbih, Tahmid, Tekbir ve Tehlil okurdu) demek, (Son sünnetlerden
sonra okurdu) demektir. (R. Muhtar)
Bunlar, Hanefi mezhebine göredir. Şafii mezhebinde durum farklıdır. Herkes kendi mezhebine göre
amel etmelidir. Mesela bir Hanefi, “Şafiiler imam arkasında Fatiha okuyor” diye Fatiha okursa, tahrimen
mekruh işlemiş olur. Namazı iade etmesi vacip olur.

Faiz
Sual: Dinimizde faizin hükmü nedir?
CEVAP
Bugün faizin, içkinin, zinanın
haram olduğunu bilmeyen müslüman yoktur. Haramlar zamanla helal olmaz. Şu kadar var ki, (Zaruretler, haram olan
bir şeyi mubah kılar), fakat zaruret bitince haramlığı devam eder. Mesela susuzluktan ölecek kimsenin,
şaraptan başka içecek bir şey bulamazsa, ölmeyecek kadar şarap içmesi caiz olur. Daha fazla içmesi caiz
olmaz. Açlıktan ölecek kimsenin leş yemesi de böyledir.
Bu ve benzeri durumlar haricinde
faize helal denmez. Faiz hakkında Tergib’deki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Helak eden yedi şeyden birisi faiz almaktır.) [Buhari]
(Yedi büyük günahtan biri faiz yemektir.) [Bezzar]
(Faiz alana da verene de lanet olsun!) [Müslim]
(Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet olsun.) [Buhari]
(Allahü teâlâ, dört kimseyi Cennete koymaz: Bunlar, devamlı içki içen, faiz alan,
yetim malı yiyen ve ana-babasına asi olandır.) [Hakim]
(Faiz 73 kısımdır. En aşağısı, kişinin anası
ile zina etmesi gibidir.) [Hakim]
(Bir dirhem faiz alıp vermek otuz zinadan günahtır.) [Taberani]
(Hep faiz yiyen sonunda fakirliğe düşer.) [İ. Mace]
(Zina ve faiz yaygınlaşan toplum, Allah’ın azabını hak etmiş
olur.) [E.Ya’la]
(Kıyamet yaklaştıkça, faiz, zina, ve içki çoğalır.) [Taberani]
Gayri
müslim diyarında
Faiz hakkında pek çok hadis-i
şerif vardır. Kur'an-ı kerimde Bekara suresi 275. âyet-i kerimesinde, (alışverişin
helal, faizin haram) olduğu bildirilmektedir.
Ecnebi ülkelerde, müslümanların,
gayri müslimlere ödünç verip, onlardan faiz almalarının caiz olduğu Mülteka’da yazılıdır. Mecmaül
enhür ve Dürer’deki hadis-i şerifte, gayri müslim ülkelerde, müslümanların
kâfirlerden faiz almalarının caiz olduğu bildirilmiştir. Bundan başka zaruret dışında
faiz her yerde her zaman haramdır. (Cevhere)
Faiz yalnız İslam dininde
değil, semavi dinlerin hepsinde haramdır. Fetava-i Hayriyyede buyuruluyor ki:
(Zimmi [gayri müslim] zimmiye
elli lira ödünç verip, faizi ile birlikte ellibeş lira alsa, beş lirayı geri vermesi gerekir. Çünkü, faiz her
dinde haramdır.)
Faiz, ödünç vermekte, rehinde ve alışverişte olur. Fıkıh
kitaplarında faizin yetmişten fazla çeşidinin olduğu bildirilmektedir. Bunun için alış veriş
ve başka sözleşme yapacak kimselerin, hangi hallerde faiz olduğunu iyice öğrenmesi gerekir. Bu bilgileri
öğrenmesi gerekir. Bu bilgileri öğrenmek farz-ı ayndır. Bilmeyen kimse farkında olmadan faiz alıp
verir, böylece büyük günaha girmiş olur. Haram olduğunu bilmediği için tövbe etmez.
İmam-ı Rabbani hazretleri
buyuruyor ki:
Daha fazlasını ödemesi
şartı ile ödünç vermek faizdir. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, 12 kile ödemesi
şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, 12 kilenin hepsi haram olur. Fazladan alınan 2 kilesi kul hakkı
olduğu için, geri verilmesi gerekir. On kilesi de haram olduğu için fakire sadaka olarak verilir.
Bir teneke sütün içine konan,
bir bardak idrar sütün tamamını necis eder. Faizle ödünç verilen paranın, faizini, ana parasından ayırmak
mümkün olmaz. Sütte olduğu gibi tamamı kirlenmiştir.
Sual: Almanya’da bazıları, (Avrupa İslam diyârı değildir, dâr-ül-harbdir) diye,
bazı şeyler yapıyorlar. Kanunlara uymak, faiz almak, sigorta yaptırmak, sakal kesmek, Cuma kılmamak,
haç takmak, yalan söylemek gibi şeyler caiz midir?
CEVAP
Dâr-ül-harbde de olsa, İslam
bilgilerinin yaygın olduğu yerde, müslümanların çoğunun bildiği şeyleri bilmemek, öğrenmemek
özür olmaz, günah olur. Küfre sebep olan bir işi, bilerek yapmak küfür olur. Beline, zünnar denilen papaz kuşağını
bağlamak, haç takınmak ve küfre mahsus şey giymek de böyledir.
Kâfirlerin bayram günlerinde,
o güne mahsus şeylerini, onlar gibi kullanmak da küfür olur. Bunları mizah için, başkalarını güldürmek
için, şaka için kullanmak da küfre sebep olur. İtikadının doğru olması fayda vermez. Fakat bunları
harbde düşmana karşı, barışta zalime karşı, hile olarak kullanmak küfür olmaz. Peygamber
efendimiz, (Harb hiledir) buyurmuştur.
Yalan da üç yerde caizdir. Biri
harbdedir. Din düşmanlarından korunmak veya müslümanları korumak için yalan caizdir. (Uyun-ül besair, Hadika)
Kâfir ülkede, müslümanların
seçeceği imamın, Cuma kıldırması makbuldür. (R.Muhtar)
Ehl-i kitabın kesmiş
olduğu hayvan, aksi sabit olmadıkça, temiz kabul edilir. (Eşbah)
İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:
(Gayri müslim ülkelerde, onların
kanunlarına itaat etmek [karşı gelmemek] zarureti vardır. Mallarına, canlarına, ırzlarına
saldırmak asla caiz değildir) [R.Muhtar kadılık bahsi]
Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
(Hükümet mubah bir işi yasak
ederse, bu emre itaat vacip olur. Kendini tehlikeye atmak caiz olmaz.) [Hadika s.143]
Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
(Hükümetin emrettiği her
mubahı yapmak millete vacip olur.) [Berika s.91]
Bu üç eserde de görüldüğü
gibi, müslüman, dünyanın neresinde olursa olsun, ister müslüman ülkelerde, ister gayri müslimlerin bulunduğu yerlerde,
onların kanunlarına karşı gelmemeli, güzel ahlakı ile herkese örnek olmalıdır.
Müslümanların kıyafetleri
Kâfirlere veya kadınlara
benzemek için sakalı kazımak haramdır. (İbni Âbidin)
Sakal kazımak, ateşe
tapanların âdetidir. Kâfirlere teşebbüh haramdır. (Bahr, Tahtavi)
Sakalı bir tutam uzatmak
sünnettir. [Dâr-ül-harbde veya zulüm görmemek, nafakadan olmamak, emr-i maruf yapabilmek, müslümanlara ve İslamiyete
hizmet edebilmek, dinini, namusunu koruyabilmek için sakalını kazımak caiz, hatta lazım olur. Özürsüz
olarak kısaltmak ve kazımak mekruhtur. Sakal sünnetine önem vermeyen kâfir olur.] (Berika)
Dâr-ül-harbde, kâfirlerin mal,
can ve ırzlarına saldırmak haramdır. Kâfir kadınların başlarına, kollarına, bacaklarına
bakmak haramdır. Kâfirin malını almak, kalbini kırmak, müslümanın malını almaktan daha
büyük günahtır. Kâfirlerin haklarına dokunmamak, kimseyi dolandırmamak, müslümanlık icabıdır.
Kâfirlerden de gasp, hırsızlık
gibi gayri meşru yol ile alınan şey, mülk-i habistir, kullanılması haramdır, sahibi bulunmazsa,
fakirlere sadaka olarak vermek lazımdır. Hayvan hakkı, insan hakkından, kâfirin hakkı da, hayvan
hakkından daha büyük günahtır. Başkasının malını ondan izinsiz alıp, kullanıp,
zarar yapmadan yerine bırakmak da haramdır. (Hadika)
Gayri müslim vatandaşlara
da, dünya işleri için, dargın olmak caiz değildir. Onların da, güler yüzle, tatlı dille gönüllerini
almak, incitmemek, haklarını ödemek lazımdır.
Müslüman olsun, kâfir olsun,
nerde olursa olsun, hiç bir insanın malına, canına ve ırzına, namusuna dokunmak caiz değildir.
Kâfir turistler, muamelatta, müslümanların hak ve hürriyetlerine mâliktir. Kendi dinlerinin icaplarını yapmakta,
ibadetlerini yapmakta serbesttirler. İslamiyet, kâfirlere de, bu hürriyeti vermiştir.
Müslüman, yabancıların
kanunlarına karşı gelmemeli, suç işlememelidir.
Fitne çıkmasına sebep
olmamalı, hiç kimseye zulüm, işkence yapmamalıdır.
Müslümanlığın
güzel ahlakını, şerefini, her yerde herkese göstermeli, her milletin islam dinine sevgili ve saygılı
olmasına sebep olmalıdır. (İslam Ahlakı)
Kâfire ücret ile hizmet etmek
mekruhtur. Fakat Dâr-ül-harbde caizdir. Kâfir ülkesinde, onların kanunlarına karşı gelmemek zarureti vardır.
Hükümet mubahı da yasak etse, buna uymak vaciptir. Kendini tehlikeye atmak caiz olmaz. (R.Muhtar, Hadika, Berika)
Avrupa’da faiz meselesi
Dâr-ül-harbde, müslümanın,
kâfirlere ödünç vererek, onlardan faiz almasının caiz olduğu bütün kitaplarda yazılıdır. Dâr-ül-harbde,
gayri müslimlerin mallarını faiz, kumar, fâsid bey’ ile almak helaldir. Bu yollarla müslümanın zarar
etmesi ise, helal değildir. (R.Muhtar)
İmam-ı a’zam
ve imam-ı Muhammed, (Dâr-ül-harbde, müslüman ile kâfir arasında faiz olmaz) buyurdu. (Mültekâ)
Dâr-ül-harbde, bir müslümanın,
kazanmak şartı ile, kumar, faiz ve sigorta yolu ile, para kazanmasının caiz olduğu, (Kuduri, Cevhere, Vikâye, Hindiyye, Mebsut, Dürr-ül-muhtâr, Redd-ül-muhtâr) gibi muteber eserlerde yazılıdır.
Aynı husus Mecma’ul-enhür ve Dürer’de de, (Lâ ribâ beynel müslimi
vel harbiyyi fi daril harbi = Dâr-ül-harbde, müslüman ile kâfir arasında faiz yoktur) hadis-i şerifi ile bildirilmektedir.
Çünkü, onların malını rızaları ile almak mubahtır. Fakat, mallarına saldırmak, zorla
almak caiz değildir. Diyanet Ansiklopedisi’nin faiz maddesinde de böyle yazmaktadır.
Dâr-ül-harbde, yalnız kâfirlerden
faiz alan bir bankaya para yatıran bir müslümanın, bu paranın faizini alması helal olur. Bu bankadan ödünç
para alıp faiz verenlerin hepsi müslüman ise, bankaya yatırılan paranın faizini almak haram olur.
Bankadan para alıp faiz
verenler, müslüman ve harbi kâfir karışık ise, o bankadan alınan faiz ve hizmet karşılığı
alınan maaş mekruh olur. Müslüman müşterisi çok ise, harama yakın, harbi kâfir müşterisi çok ise,
helale yakın mekruh olur. Meşihat-i islamiyyenin çıkardığı Ceride-i
ilmiye kitâbının 55. sayısının 1744. sayfasında yazılı fetvada da, (Dâr-ül-harbde
kâfir bankasına para yatırıp, bankadan faiz almak, şer’an helal olur) buyuruluyor.
Sigortacı ile Dâr-ül-harbde
sözleşme yapmak ve vereceği paraları almak helal olur. (İbni Âbidin)
Diyanet Ansiklopedisinde ise şöyle diyor:
Ebu Hanife ve imam-ı Muhammede
göre dâr-ül-harbde müslümanla harbi arasında faiz muamelesi caizdir. Aynı şekilde Hanefi mezhebine göre, fasid
kabul edilen alışveriş ve ticari muameleler, bu arada kan, domuz ve ölü hayvan eti [leş] satmak, bahse
girmek ve kumar oynamak da caizdir. Ancak müslümanın bu işlemlerden kazançlı çıkması şarttır.
(Faiz maddesi s.121)
Bu vesikalardan da anlaşıldığı
gibi, faiz almak caiz olan yerlerde, banka reklamı yapmak da caizdir. Üstelik bankalar, sadece faizli işlem yapmaz,
fabrikalara, şirketlere hissedar olmak, bina yapıp satmak, alacaklıların senedini tahsil etmek, para havalesi
yapmak gibi birçok faizsiz işlem de yapar. Böyle kazancı haram-helal karışık bir kimsenin verdiği
hediyeyi almak, onunla alışveriş ve kira işlemleri yapmak caiz olur. (Hadika)
Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı
ile bahse girmek, yani bir nevi kumar oynamak da caizdir. Rum suresinde, (Rumlar,
en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip
geleceklerdir) buyurulmaktadır.
Müşriklere göre ise, bu,
inanılacak şey değildi. Halbuki Allahü teâlânın vaadi mutlaka gerçekleşecekti. Hz.Ebu Bekir, sure-i
celilenin inişinden sonra, müşriklere, (Bu galibiyet, sizi sevindirmesin. Birkaç yıl sonra Roma, Farsa mutlaka
galip gelecektir) demişti. Müşrikler, (Bu birkaç yıl ne kadar zaman) diye sordular. Üç yıl diye cevap
verdi. Übeyy ibni Halef, (Yalan) diyerek, on deveye Hz.Ebu Bekir ile bahse tutuştu. Hazret-i Ebu Bekir, durumu Resul-i
ekreme haber verdikleri zaman, Peygamber efendimiz, (Birkaç yıl, 3-9 yıl
arası demektir. Deve adedini çoğalt ve müddeti de uzat) buyurdu.
Hz.Ebu Bekir, Übeyy’i arayıp
buldu. Übeyy, (Ne o, pişman mı oldun) dedi. Hz.Ebu Bekir, (Hayır pişmân
olmadım. Seninle bahsi artıralım. Yüz deve yapalım. Müddeti de dokuz yıla çıkaralım)
dedi. Übeyy, durumdan çok emindi. Romalıların hiçbir vakit, yeniden savaş edebileceklerine ihtimâl vermediği
için, (Peki yüz deve, dokuz yıl olsun) dedi.
Dokuz yıl sonra, Bedir’de
Müslümanlar, müşriklere Allah’ın yardımı ile galip geldikleri sırada, Romalılar da Farslılarla,
tekrar giriştikleri savaştan muzaffer olarak çıkmışlardı. Hz.Ebu Bekir bahsi kazanmıştı.
Fakat develerini bizzat Übeyy’den isteyemedi. Übeyy, Uhud’da yaralanmış ve Mekke’ye dönüşünde
ölmüştü. Develeri Übeyy’in vârislerinden aldı. Bu durum müşrikleri iyiden iyiye düşündürdü. İçlerinden
birçoğu, müslümanlığı kabul etti. Böylece Kur’an-ı kerimin bir mucizesi daha meydana çıktı.
(Medarik,Tibyan)
Mekke-i mükerreme, o zaman İslam
ülkesi olmadığı ve Hz.Ebu Bekir’in kazanması garanti olduğu için bu bahis işi caiz görülmüştü.
Bunun için İmam-ı a’zâm ile İmam-ı Muhammed’e göre, ribâ ve kumar gibi şeylere ait fâsid
akidler, dâr-ül-harbde, müslümanlar ile kâfirler arasında caizdir, yapılabilir. (Mülteka)
Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı
ile bahse girmenin caiz olduğunu gösteren bir misal daha verelim:
Meşhur bir pehlivan olan
Rükâne, koyunlarının üçte birini bahse koyarak Peygamber efendimize güreş teklifinde bulundu. Resulullah efendimiz,
defalarca Rükâne’yi yenip koyunların tamamını aldı. Sonra da ihsan ederek hepsini geri verdi. Rükâne
müslüman oldu. (Mebsut, Mevahib-i ledünniyye, Şevahid-ün-nübüvve)
Fitneden uzak durmalıdır
Fransa’da otomobille yolun
sağından, İngiltere’de solundan gitmek mecburiyeti vardır. (Kâfir kanunlarına uyulmaz) diye,
Fransa’da yolun solundan, İngiltere’de ise yolun sağından giderek kaza yapıp, insanların
ve kendisinin ölümüne sebep olan, topluma ve kendine zarar verdiği için büyük günaha girer.
Yabancı bir ilim adamı,
İslamiyeti inceleyip müslüman olduktan sonra, Arap ülkelerine gidince, oralardaki müslümanların yanlış
hareketlerini görüyor. İyi ki sizleri görmeden müslüman oldum. Hayatınızı
inceleseydim, müslüman olmazdım diyor. Ne kadar mühim bir teşhis.
Hiçbir müslümanın, yanlış
hareketlerle İslama gölge düşürmeye hakkı yoktur. Müslüman, İslamın güzel ahlakı ile süslenmeli, Allah’a karşı günah, kanunlara
karşı suç işlemekten sakınmalıdır.
Avrupa’daki müslümanların
işlenen kötülükleri el ile düzeltmeye kalkmaları fitne olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Fitneden sakının, söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan
fitne gibidir) [İ. Mace]
(Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Gece başlarken karanlığın
artması gibi olur. Sabah evinden mümin çıkan, akşam evine kâfir olarak döner. Akşam mümin iken, gece safalarında
imanları gider, kâfir olarak sabaha çıkarlar. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta
olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, koşandan hayırlı olduğu için evinizde oturun, fitneye karışmayın!) [Ebu Davud]
(Malı ve canı ile cihad eden, ortalığın karışık
olduğu zaman bir kenara çekilip ibadetini yapan ve kimseye zararı olmayan insan, mümin-i kâmildir.) [Hakim]
(Fitne zamanında evinizde oturun, günahlarınıza tevbe edin, dilinizi tutun,
kendi işinize bakın, başkalarının işine karışmayın!) [Nesai, Ebu Davud]
(Ne mutlu fitneye karışmayana, ne mutlu fitneye maruz kalıp da sabredene!)
[Ebu Davud]
(Hadiseler, fitneler, tefrika ve ihtilaflar zuhur edince, katil [öldüren] olmaktan kurtulup, maktül
[öldürülen] olabilirsen ol!) [Ebu Nuaym]
(Fitne zamanı evinize girdikleri zaman, Âdem aleyhisselamın, [Maide suresinin 28. âyetinde bildirildiği gibi] "Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi
uzatmam" diyen oğlu [Habil] gibi ol!) [Ebu Davud, Tirmizi]
(Fitne zamanı evlerinizden ayrılmayın! Oklarınızı kırın,
yaylarınızı kesin! Âdem aleyhisselamın oğlu [Habil] gibi olun!) [Ebu Davud, Tirmizi]
Kâfirlerin kanunlarına karşı
gelmek başka şey, onlara itaat etmemek başka şeydir. (Hâlıka
isyan olan işte, mahluka itaat olmaz) hadis-i şerifi gereğince, Avrupa’daki patronlar, müslüman işçilere
içki, zinâ gibi haram şeyleri yapmalarını emrederse, müslümanlar, bunları yapmaz. Ancak, isyan etmek de
caiz olmaz. Ana-baba da haramı, hatta küfrü emretse, onlara da itaat edilmez. Fakat isyan etmek, onları üzmek doğru
olmaz. Hadis-i şerifte, (Emir, “Müslümanlığı bırakmazsan,
öldürürüm” derse, müslümanlığı bırakma, [kestirmek üzere] boynunu
uzat) buyuruluyor. (Hakim)
Sual: Faiz hakkında bilgi verir misiniz? Kuyumcu dükkanım var. Biliyorsunuz altın alıp satıyoruz.
Neye dikkat etmem lazım?
CEVAP
Faiz, ödünç vermekte, rehinde ve alışverişte
olur. Fıkıh kitaplarında faizin yetmişten fazla çeşidinin olduğu bildirilmektedir. Bunun için
alış veriş ve başka sözleşme yapacak kimselerin, hangi hâllerde faiz olduğunu iyice öğrenmesi
lazımdır. Bu bilgileri öğrenmek farzdır. Bilmeyen kimse farkında olmadan faiz alıp verir, böylece
büyük günaha girmiş olur. Kur'an-ı kerimde, (Alışveriş helal,
faiz haram) buyuruluyor. (Bekara 275)
Ecnebi ülkesinde, Müslümanların, gayri müslimlere
ödünç verip, onlardan faiz almalarının caiz olduğu Mülteka'da yazılıdır.
Dürer'deki hadis-i şerifte, kâfir ülkesinde, Müslümanların kâfirlerden
faiz almalarının caiz olduğu bildirilmiştir. Bundan başka zarûret dışında faiz her
yerde her zaman haramdır.
İmam-ı
Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Daha fazlasını ödemesi şartı
ile ödünç vermek faizdir. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, 12 kile ödemesi şartı
ile, on kile buğday ödünç verilse, 12 kilenin hepsi haram olur. Fazladan alınan 2 kilesi kul hakkı olduğu
için, geri verilmesi gerekir. On kilesi de haram olduğu için fakire sadaka olarak verilir.
Bir teneke sütün içine konan,
bir bardak idrar sütün tamamını necis eder. Faizle ödünç verilen paranın, faizini, ana parasından ayırmak
mümkün olmaz. Sütte olduğu gibi tamamı kirlenmiştir.
Bazı kimseler, altının veresiye
satılamayacağını, altın değiştirilirken de ayar farkı gözetilmeyeceğini söylüyorlar.
Yanlış olan bu hususu, kuyumcular kadar altın alan kimseleri de ilgilendirmektedir.
Alış verişlerimizi harama düşmeden yapmamız gerekir. Çünkü alış veriş ilmini bilmeyen
haram işler. Helal kazanan kimse, alış verişte dinin emrine uymazsa, haram yiyebilir.
Sarrafların ve bunlardan alış veriş
yapanların bilmesi gereken hususlardan bazıları şunlardır:
1-
Altın, altın ile değiştirilirken, birinin ağırlığı biraz fazla olursa haram olur.
Mesela 7.2 gram ağırlığındaki Reşat altını verip bunun yerine 7 veya 8 gram bilezik
almak, faiz olur haram olur. Ağırlıklarının eşit olması lazımdır.
2-
Altını altına satarken, ağırlıkları aynı olsa bile biri veresiye olursa yine haram
olur. Mesela kuyumcuya, bir Hamit lira verilip yerine bir adet Elgazi istenilse, kuyumcu da, şimdi Elgazi yok, yarın vereyim dese haram olur.
3- Altında ayar farkı nazarı itibara alınmaz. Mesela on
gram 24 ayar altın ile on gram 14 ayar altın değişirse, iki taraftan biri, fazla bir şey alırsa,
haram olur.
4- Hurda altın, işlenmiş altın, antika altın, birbiri
ile değişirken eşit ağırlıkta olması lazımdır. Mesela Hamit verip de yerine Reşat alınırken ayrıca bir
şey almak haramdır.
Yukarıda bildirilen haramlara
düşmemek için şunları yapmalıdır:
a-
Hurda altın getirip yerine işlenmiş altın almak isteyen, önce hurda altınlarını kağıt
para ile satar. İşlenmiş altınları da kağıt para karşılığı satın
alırsa hiç mahzuru olmaz.
b-
Altını, altın karşılığı değil de, kağıt para veya başka mal karşılığı
veresiye satmakta da hiç mahzur yoktur. Mesela kuyumcudan bir Reşat altın
veresiye bir ton oduna satılabilir. Altın ve gümüş olmayan madeni veya kağıt paralarla da veresiye
satmak caizdir.
c-
Altını veya herhangi bir malı veresiye pahalı satmak caizdir. (Dürer, Hindiyye, Erba'in-i Selmâni)
Sual: Müteahhitle üç yıl sonra evi teslim etmesi için anlaştık. Geciken her gün için bir miktar
gecikme tazminatı almak üzere sözleşme yapmam caiz mi?
CEVAP
Evet caizdir. Ancak, vaktinde
ödenmeyen alacak için caiz olmaz. Çünkü alacak, evi teslim etmeye benzemez.
Alacağını tehir
ederek fazla istemek faiz olur. Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Allah, alışverişi, ticareti helal, faizi haram kıldı.) [Bekara 275]
Alacaklının zarar etmemesi için, paranın o günkü kıymeti
altın olarak hesaplanır. Ödeneceği gün, altın olarak verilir. Dolara veya herhangi bir eşyaya göre
hesaplanmaz. Kıymet denilince, altın anlaşılır, başka mal ve para anlaşılmaz. Çünkü
eşyanın kıymeti altın ile anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer)
Sual: Bir yazınızda altın günü tertip edip her ay bir kişiye kur’a ile altın vermenin
günah olduğunu yazdınız. Sonunda herkes aynı altına kavuşuyor. Kimse zarar etmiyor. Niçin günah
olsun?
CEVAP
Altın günü, Dolar günü gibi
toplantılar yapıp, kur’a ile her seferinde birine altın, Dolar veya para vermenin günah olduğunu
bütün fıkıh kitapları yazıyor. Hiç biri kâr-zarar etmese de yine caiz değildir. Dinimiz ne bildiriyorsa
ona uymak gerekir.
Diyelim ki, 12 kişi paralı
gün tertip ettiler. Her ay birisine bir altın verdiler. Birisi hemen 12 altını peşin alıyor. Birisi
de 12 ay sonra alıyor. İlk alan, 12 ayda bir çok yatırım yapabilir. 12 altın 20 altın olabilir.
Hiçbiri kâr veya zarar etmese de yine dinimizin bildirdiği hükme aykırıdır.
Muteber bir kitaptan aldığımız
aşağıdaki maddeleri okursanız, böyle işlerin caiz olmadığını anlarsınız.
Faizli alış verişler
1-
5 gr 14 ayar ile 5 gr 24 ayar altını değişmek caizdir. Biri fazla ise veya veresiye ise faiz olur. Hadis-i
şerifte, (Altın altına, gümüş gümüşe, hurma hurmaya, buğday
buğdaya, tuz tuza, arpa arpaya misli misline satılırken, biri fazla
olursa faiz olur. İkisi de peşin olmak şartı ile, altını gümüşle [veya başka şey
ile] fazla veya eksik fiyatla, alınıp satılabilir) buyuruldu. (Tirmizi)
2-
Hurda altın, çok değerli antika bir altınla bile değiştirilirken eşit ağırlıkta
olmalıdır. Antikadır, değeri yüksektir diye fazla altın almak faiz olur. Faiz olmaması için,
antika altının yanına mesela bir de kalem konursa, bu kalemle birlikte antika altına çok yüksek fiyat
istenebilir. Diyelim ki 7 gr antika altın için, yanında başka mal da olduğundan dolayı, bir kg işlenmiş
altın istemek caiz olur.
3-
Hurda altın yerine işlenmiş altın almak isteyen, hurda altınlar ile işlenmiş altınların
fiyatı hesap edilir. Diyelim hurda altın 80, işlenmiş altın da 100 milyon TL tuttu ise, 20 milyon
TL fark istenir. Veya hurda altın çok olup 100, işlenmiş altın da 80 milyon TL tutmuş ise, 20 milyon
TL fark verilir.
4-
Altını, kağıt para veya başka mal karşılığı veresiye çok pahalı satmak
caizdir.
5-
Bir teneke kaliteli buğdayı, bir teneke kalitesiz buğdayla değişmek caizdir. Biri fazla olursa faiz
olur.
5 teneke kalitesiz buğday
verip, 4 teneke kaliteli buğday almak faiz olur. 4 teneke buğdayın yanına başka cins bir mal mesela
bir kalem veya bir kitap konur, bununla birlikte satılırsa caiz olur.
6-
Bir şey kendi cinsi ile, [mesela arpa arpaya, altın altına] veresiye satılınca faiz olur.
7-
Ortak bir malı, ölçmeden veya tartmadan paylaşmak faiz olur. [Mesela kurban etini tartmadan bölüşmek faiz olur.
4 hisseye birer ayak, bir hisseye baş, ötekine de deri konursa faiz olmaz.]
8-
Bir malı, mesela 2 ay sonra teslim etmek üzere sattıktan sonra, noksan olarak, daha önce vermek faiz olur. [Çek,
senet kırdırmak da faiz olur. Vadesi gelmemiş borcu birkaç ay önce öderken eksik ödemek faiz olur. Faiz olmaması
için hepsi ödenir. Sonra alıcı fazlasını borçluya hediye eder.]
9-
İki kişi, birer çuval buğdayı, ölçmeden, karıştırıp un yaptırdıktan sonra,
ikiye bölüşseler faiz olur.
10-
İki kişinin ortak bir ineği olsa, sütünü bir gün biri, bir gün öteki alsa faiz olur. Her günkü sütü eşit
bölüşmek gerekir. [Bunun gibi iki kişinin kirada bir evi olsa, kirasını bir ay biri, bir ay öteki alsa
caiz olmaz. Her ay alınan parayı ikiye taksim etmek gerekir. Altın günü, Dolar günü yapıp, her seferinde
birine altın veya Dolar vermek caiz olmaz.]
11-
İki kişi, arabalarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir zaman için değişseler faiz olur.
12-
Bir şeyi ucuz satın almak veya ona pahalı satmak şartı ile ödünç vermek faiz olur.
13-
Bir şeyi, aldatmak suretiyle pahalı satmak veya ucuz almak da faiz olur. Aldatmadan pahalı satmak veya ucuza
almak caizdir.
[Bu maddeler, (Erbain-i Selmani)
kitabından alınmıştır.]
Faiz çok büyük günahtır.
Ancak faizden bahseden çok kimse, faizin ne olduğunu bilmiyor. Sadece faizin bir iki çeşidini biliyor. Halbuki faiz
çeşidi çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Faiz yetmiş üç çeşittir.) [Hakim]
(Faiz, genel olarak veresiyede olur.) [Müslim]
(Bir zaman gelecek, insanlar, helalı, haramı düşünmeyecek, sadece paranın
gelmesini düşüneceklerdir.) [R.Nasıhin]
Ödünçte bile faizin olduğunu
çok kimse bilmez. Mesela iki ay sonra vermek üzere bir milyon lira ödünç almak faiz olur. Hamza Efendinin Bey ve Şir’a
risalesinin şerhinde, (Ödünç verirken zaman tayin etmek faiz olur) buyuruluyor.
Faizden kurtulmak için alış
veriş bilgisini iyi öğrenmek gerekir. Alış veriş bilgileri, toplu halde Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında vardır.
Sual: Evimi bir arkadaşa verdim. Bana ödünç bir milyar lira verdi. Ben de dedim ki, (Evimden kira almıyorum,
sen de parandan faiz alma. Paran bende kaç sene durursa, o kadar sene evde kirasız otur) dedim. Yani para faizsiz, ev
kirasız oluyor. Dinimizce bir sakıncası var mı?
CEVAP
Evet. Açıkça faizdir. Evde
paranın faizi karşılığı oturmaktadır. Peygamber efendimiz, (Menfaat getiren ödünç faizdir) buyuruyor. Size verdiği ödünç karşılığı evde oturuyor.
Arkadaş size ödünç vermeseydi, kirasız otur der miydiniz? Deseniz bile, bu şekilde bir anlaşma faizdir.
Faiz ise çok büyük günahtır.
Sual: Faiz helal, riba haramdır diyorlar doğrusu nedir?
CEVAP
Faiz ile riba aynıdır.
Faiz yedi büyük günahtan biridir. (Buhari)
Kur'an-ı kerimde de faizin
haram olduğu bildirilmiştir. (Bekara 275-279)
Faizin haram olduğunu bildiren
birçok hadis-i şeriflerden biri şöyle:
(Miraç gecesi, karınları ev gibi, içleri yılan dolu insanlar gördüm. Bunların
kim olduğunu Cebrail aleyhisselama sordum. Faiz yiyenler olduğunu bildirdi.) [İbni Mace]
Her ihtiyaç zaruret değildir
Mecellede diyor ki:
Zaruretler, memnu olanı
mubah kılar. Yani yasak olan şeylerin, zaruret devam ettiği müddetçe yasaklığı kalkar. (Madde
21)
Bazı kimseler, Mecellenin
bu maddesini gerekçe gösterip, (Her ihtiyaç zarurettir. Zaruret karşısında da haramlar mubah olur) diyerek
haramları mubah gibi işliyorlar. Zaruret nedir, ne değildir?
Zaruret: Kendinin
veya nafakasını vermesi gerekenlerin, aç, susuz, çıplak veya sokakta kalarak hasta olması demektir. (Eşbah)
Zaruret, zor ile, başka
şey yapmaya imkan olmadığı hallerde olur. (Kamus tercümesi)
Görüldüğü gibi, insanı
bir şey yapmaya zorlayan, insanın elinde olmayan semavi sebebe zaruret denir. Kısacası, dinimizin emrettiği
veya yasakladığı bir işte, başka bir şey yapamama mecburiyeti zarurettir.
Zarureti birkaç misal ile açıklayalım:
Bir günlük yiyeceği olanın
dilenmesi haramdır. Çalışmaktan aciz olup açlıktan ölecek kimse, ödünç arar. Ödünç veren olmazsa dilenir.
Dilendiği halde, kimse bir şey vermezse, leş yiyebilir.
24 saat yemek yemeyen kimse açtır.
Bu açlığı ihtiyaçtır. Çünkü ölecek bir durum yoktur. Böyle bir kimsenin leş yemesi haram olur. Burada
görüldüğü gibi, zaruret, bütün kapıların kapanması halinde yapılacak son çaredir.
Kullanılmadığı
zaman helake sebep olan yasak şeyi kullanmak zaruret olur. Kullanılmaması sıkıntıya, meşakkate
sebep olursa, ihtiyaç denir. Mesela günlerce aç kalıp yiyecek bir şey bulamayanın ölmeyecek kadar leş
yemesi zarurettir. (Uyun-ül-Besair s.119)
Ölmeyecek kadar yemek zaruret;
fakat doyuncaya kadar yemek zaruret değildir. İmam-ı Rabbanî hazretleri
buyuruyor ki:
(İhtiyaç başka, zaruret
başkadır. Zaruret halinde caiz olan şey, ihtiyaç olunca caiz olmaz. (İhtiyacı olana faiz haram olmaz)
demek, Kur'an-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Maide suresinin
3. âyet-i kerimesinde (femenidturra fi mahmasatin) buyuruluyor.
[Mahmasa, açlıktan ölme
halidir. Muztar, sıkışık,
zaruret halinde olan çaresizliktir.]
Âyet-i kerimenin meali, (ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) demek olur.
Bu âyet-i kerime, zaruret halinde
haramdan affolunacak özrü beyan buyurmaktadır. Faiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, faizin haram
edilmesinin sebebi kalmazdı. Çünkü faiz ödemeyi ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan, açıktan
para vermek istemez. Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz lüzumsuz olurdu. Allahü teâlânın kitabına böyle
iftira edilemez. Helale haram, harama helal diyen kâfir olur. Her ihtiyaç zaruret sayılırsa, faizin haram olacağı
yer kalmaz. Faizin haram edilmesi, abes, lüzumsuz bir emir olur. Hatta oruç kefaretini, yemin kefaretini ödemek niyetiyle,
fakirleri doyurmak için faiz almak da caiz değildir.) [Müjdeci Mektublar 202]
Öldürmek için silah çekene karşı
kendini korumak, meşru müdafaa olur. (Mecelle şerhi)
Saldırıya uğrayanın,
kendisini korumak için, meşru savunmaya geçip, saldırganı zararsız hâle getirmesi caizdir. Ancak bir kimse,
sırf korkutmak için (seni öldürürüm) derse, hemen onu öldürmeye kalkması caiz olmaz. 
| Eğlencesi ve Müzik Dinlenmesi |
| ---------------------------------------------------------- |
|
İslam'ın evrensel mesajı,
insan hayatının bütün devrelerini kapsar. Doğum öncesi, çocukluk, gençlik, evlenme, aile yuvası içinde
sevinçli veya üzüntülü bütün yaşama devreleri için İslam'ın öğretimi ve getirdiği hayat tarzı
vardır. Üzüntülü ve sıkıntılı günlerinde kadere teslim olmakla teselli ve sükunet
bulan mü'min, sevinç ve neş'e günlerinde de bunun dışa yansıması olan nezih eğlenceye meyillidir.
İnsan hayatında sevincin sembolü olan iki vakit önemlidir. Evlenme merasimi ve bayramlar. Sahabe devrinde de bu
iki sevinç zamanında sevinç belirtisi olarak genç kızların şarkı söylediği ve deflere vurulduğu
görülür. Hz. Peygamber ve ashab-ı kiramın bu düğün ve bayram eğlencesi île ilgili uygulama
örnekleri vardır. Biz aşağıda bu örnekleri vererek İslam'ın eğlencede gösterdiği ölçü
ve sınırı belirlemeye çalışacağız. Allah'ın Rasulü şöyle buyurmuştur:
"Nikahı ilan edin. Onu mescitlerde kıyın ve onun üzerine def çalınız." (Tirmizî,
Nikah, 6.) Hz. Aişe, Es'ad İbn Zürare'nin (ö. 1/622) yetim kalmış kızı
Fariga (r. anha)'yı himayesine alıp büyütmüştü. Evlenme çağına gelince onu Ensar'dan Nebît İbn
Cabir (r.a) ile evlendirdi. Gelini, koca evine götürenler arasında bulunan Hz. Aişe şöyle der: "Döndüğümüzde,
Allah'ın Rasulü bize; erkek tarafının bizi nasıl karşıladığını ve neler
konuşulduğunu sordu. Ben de "selam verdik, hayır ve bereket diledik" dedim. Allah elçisi; "Ey Aişe
sizin eğlenceniz yok mu? Çünkü Ensar eğlenceden (oyundan) hoşlanır" buyurdu. Şurayk'ın rivayeti
şöyedir: "Ey Aişe! Gelinle birlikte def çalıp şarkı söyleyecek bir cariye göndermediniz mi?" Ben,
"Cariye ne diyecek" diye sorunca şöyle buyurdu: Şöyle diyecek: Size geldik, size geldik. Allah bize
de size de hayat versin. Kızıl altın olmasaydı, badiyenize konaklamazdı. Sarı buğday olmasaydı,
bakireleriniz semirmezdi". İbn Mace'deki rivayette, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
"Ensar, gönlü sevgi dolu olan bir kavimdir. Onlara; "Size geldik, size geldik, Allah bize de size de hayat versin" sarkısını
söyleyecek birisini gönderseydi-iz." (İbn, Mace, Nikah, 21; A. İbn Hanbel, IV, 78.) Rubeyye binti Muavviz (r. anha)'dan şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben evlendiğim
zaman, Rasulullah (s.a.s) geldi ve yatağımın üzerine oturdu. Bu sırada cariyelerimiz def çalıp, Bedir
günü şehit düşen atalarımız hakkında mersiyeler söylemeye başladılar. İçlerinden birisi;
"Bizim aramızda yarın olacakları bilen Peygamber var" anlamında bir mısra okudu. Bunun üzerine Hz.
Peygamber; "Bunu bırak (böyle söyleme), söylemekte olduğun diğer şeyleri söyle" buyurdu. (Tirmizî, Nikah, 6; İbn Mace, Nikah, 21; bk. İbn Hacer, Fethu'l-Barî, XI, 108; Tirmizi, Şerhu Tuhfeti'l-Ahvazi,
Kahire, 1967, IV, 211, 212) İbn Mace'deki rivayet şöyledir: "Hayır, bunu söylemeyiniz.
Çünkü yarın olacakları bilen Allah'tır." (İbn Mace, Nikah, 21; Buhari, Tefsiru
Sure-i Ra'd, 1; İbn Hanbel, II, 52) Yukarıdaki hadisler nikahın def ve ifadeleri
meşru olan bazı şarkılarla ilanının mubah olduğunu gösterir. Hz. Peygamber
(s.a.s)'ın düğün cemiyetinde olduğu gibi, bayram günlerinde veya bazı sportif gösteriler sırasında
da nezih eğlenceyi müsamaha ile karşıladıklarını görüyoruz. Aşağıdaki uygulamalar
bunu gösterir. Hz. Aişe (r. anha) anlatıyor: "Bir gün Allah'ın Rasülü benim yanıma girdi.
Yanımda iki de cariye vardı. Buas günü sarkısını söylüyorlardı. Rasulullah (s.a.s) yatağa
uzandı ve yüzünü öbür yana çevirdi. Bu arada babam Ebü Bekir de yanımıza girdi ve beni azarlayarak; "Rasulullah'ın
yanında şeytan çalgısını mı çalıyorsunuz?" dedi. Rasulullah (s.a.s) ona dönerek; "onları
bırak" buyurdu. Başka bir rivayette Hz. Peygamberin şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Ey Ebu Bekir,
her toplumun bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır." (Buharî, ideyn,
3; ibn Mace, Nikah, 21; ibn Hanbel, VI, 187.) Hz. Aişe'nin, Hz. Peygamber'le birlikte
seyrettiği bir spor oyunu da şudur, Hz. Aişe şöyle anlatır: "Bir bayram günüydü. Sudanlılar
Mescid-i Nebevî'de kılıç kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben istedim, ya da Rasulullah (s.a.s); "Bakmayı arzu
ediyor musun?" buyurdu. Ben de, "Evet isterim" dedim. Beni arkasında durdurdu, yanağım yanağı
üzerinde idi. Oyuncuları; "Haydin Erfide oğulları, göreyim sizi" diyerek teşvik ediyordu. Ben usanıncaya
kadar baktım. Bana "Yeter mi?" buyurdu. "Evet" dedim. "O halde içeriye git" buyurdu " (Buharî, îdeyn,
2. Cihad. 81: Müslim, îdeyn, 19.) Yukarıdaki ilk hadise göre, şarkı söylemek
caiz olmasaydı, Rasulullah'ın evinde söylenmez, ya da Allah'ın Rasulü'nün bunu açıkça menetmesi gerekirdi.
Hz. Ebü Bekr'in karşı çıkması, Hz. Peygamber'in dinlenme saatinde rahatsız edilmesi ve bunu edebe
aykırı görmesinden dolayı olmalıdır. Ancak hadiste bayramdan söz edilmesi nezih şarkının
yalnız sevinç günlerinde caiz olabileceğini gösterir. (İbnü'l-Arabi, Ahkamü'l-Kur'an, III,
9) İslamda Şarkı, Türkü Ve Çalgı Sesinin Hükmü: İslam
fıkhında, şarkı söylemek ve insanı duygulandıran veya insana hüzün veren bazı sözleri belirli
bir makama uygun biçimde okumak anlamını ifade etmek üzere "tegannî" terimi kullanılır. Bazı sözleri
makamlı söylemede esas olan tabiattaki tabiî seslerdir. İnsanın da yaratılıştan bu seslere meyli
vardır. İnsanoğlu fıtratı gereği güzel sesten hoşlanır, sevinç, keder, sıkıntı
ve şaşkınlık sı-asında ona yönelir. Nitekim, küçük çocuk annesinin güzel sesle söylediği
ninni ile sükunet bulur ve uykuya dalar. Hayvanların kendi cinsleriyle iletişimi teganniye benzer seslerle olur.
Bir çok kuşun sesi gerçek musiki gibidir. Evrensel bir din olan İslam'ın musikiye ve tegannili
sözlere mutlak olarak karşı çıkması söz konusu olamazdı. Bu yüzden İslam musiki ve tegannî için
bir takım sınırlar belirlemiş, meşru olanla olmayanın arasını ayırmıştır. Biz
yukarıda Hz. Peygamber'in ve ashab-ı kiramın meşru sözlerle ve makamlı biçimde söylenen bazı
şarkı ve mersiyelere karşı tutumlarına ait çeşitli örnekler vermiştik. Kitap
ve sünnette nefsi azdıran ve beraberinde haramı getiren şarkı ve çalgı aletleri ile ilgili kınayıcı
ifadeler yer alır. Bu delillere kısaca yer vereceğiz. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:
"insanlardan kimi vardır ki, bilgisizce (insanları) Allah'ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için
eğlence sözleri satın alırlar. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır." (Lokman, 31/6) Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) bu ayetteki "lehve'l-hadîs (eğlence sözleri)"
ifadesine "şarkı", Hasan el-Basrî (ö. 110/728) ise "şarkı ve çalgı" anlamı vermiştir. Bu
tefsir tarzını Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî Hasen'den, İbn Cübeyr'den, Katade ve İbrahim en-Nehaî'den
nakletmiştir. (bk. el-Kurtubî, el-Cami', XIV, 251; İbn Kesîr, Tefsîr, V, 377.) Allahü
Teala şeytana hitap ederek şöyle buyurur: "Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerinden oynat." (el-İsra, 17/64.) Bu ayetteki "ses (savt)" ten maksat Abdullah İbn Abbas ve Mücahid'e
göre; şarkı, çalgı ve oyundur. (el-Kurtubî, a.g.e, l, 288.) Şarkı
ve eğlenceye dalma ile bağlantılı görülen başka ayet de şudur: "Siz bu söze (Kur'an) şaşıyor
musunuz? Gülüyor ve ağlamıyorsunuz. Şarkıcılık ve gaflet içinde oyalanıyorsunuz." (en-Necm, 53/59-61) Ayetteki "samidûn" ifadesinin kökü olan "semed" Himyer lehçesinde
"şarkı" anlamına gelir. Nitekim Mekke'de Kureyş müşrikleri Kur'an-ı Kerîm'in okunduğunu
duyunca, işitilmesin diye şarkı söyler ve oynarlardı. (el-Kurtubi, a.g.e., XVII, 123) Şarkıya ve çalgı aletlerine düşkünlüğü kötüleyen çeşitli hadisler nakledilmiştir.
Ancak bu hadislerin insanı fuhuş, içki ve zinaya düşürebilen nitelikteki şarkı, türkü ve eğlenceleri
kasdetmesi yanında, bir bölümünün de zayıf hadisler olduğunu görmekteyiz. Hz. Ali'nin naklettiği
bir hadiste; Ümmet işleyince başlarına belanın çökeceği bildirilen on hasletten bir tanesi de "şarkıcı
kadınların ve çalgı aletlerinin türemesidir." (Tirmizî, Fiten, 31. Bu hadis için Tirmizî
Ğgarîbğ Darekutnî Ğbatılğ ve Zehebî ise Ğmünkerğ demiştir.) Ebu Umame (r.a-)'ten
şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Peygamber, şarkıcı kadının alacağı parayı
yasakladı ve bu konu ile ilgili olarak şu ayetin indiğini bildirdi: "İnsanlardan kimileri var ki, bilgisizce
(insanları) Allah'ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için eğlence sözleri satın alırlar" (Lokman, 31/6. Bu hadis; Tirmizi, İbn Hanbel ve İbn Mace rivayet etmiş yalnız Tirmizî Ğgarib hadisğ
demiştir. el-Askalani, Fethu'l-Barî, XIII, 335.) Ebu Davud'un Nafi'den rivayet ettiğine
göre Abdullah b. Ömer bir çalgı sesi işitmişti. Parmaklarını kulaklarına tıkadı ve
oradan uzaklaştı. Bana da "Ey Nafi, bir ses işitiyor musun?" dedi. Ben "Hayır" deyince parmaklarını
kulaklarından çekerek "Rasulullah (s.a.s) ile birlikte idim. Bu ses gibi bir ses işitti ve benim yaptığım
gibi yaptı" dedi. (Ebu Davud, Edeb 52. Ebu Davud buna Ğmünker hadisğ demiştir.) Yine İbn Ömer'in naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Şüphe yok ki, Allah şarabı,
kumarı, darbukayı, tanbur ve ud'u yasaklamıştır. Her sarhoşluk veren şey de haramdır."
(eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar, VII, 260, Hadisin senedindeki Velîd, b. Abde durumu meçhul olan
bir ravidir.) Hanefîlerin Müzikli Eğlence İle İlgili Görüşleri Hanefîlere
göre fuhşu ve günahı beraberinde getiren teganni caiz değildir. Son devir fakihlerinden İbn Abidîn (ö.
1252/1836) bu konuda şöyle demiştir: "Haram olan tegannî bir erkeğin veya diri olan bir kadının
yahut şarabın heyecan uyandıran niteliklerini anlatan şarkı türü sözcüklerle, müslüman veya zimmiyi
(ehl-i kitap tebea) hicveden sözlerdir. Ancak bu gibi sözleri sırf şiir söylemek veya fesahat ve belagatını
göstermek için okursa caiz olur. Mevcut olmayan bir kadının niteliklerini dile getiren tegannî de caizdir. Ancak
bu sözleri bir takım müzik aletleri eşliğinde söylerse, yine kaçınmak gerekir. Bazı bilginler de
eğer kafiyeleri dizmek ve fasih konuşmak gayesiyle makamlı okursa bir sakıncası yoktur demiştir.
Yalnızlığını gidermek için tegannîde bulunmanın da bir sakıncası olmadığı
söylenmiştir. (İbn Abidin, Reddü'l-Muhtar, V, 305; Terc. a.g.e., XV, 344; İbnü'l-Humam,
Fethu'l-Kadir, VI, 35, 36) Büyük müfessir el-Kurtubî (ö. 971/1273) musikinin lehinde ve
aleyhinde olan bazı hadisleri zikrettikten sonra şöyle demiştir: "Bu ve benzeri hadisler yüzünden İslam
bilginleri teganninin haram olduğunu söylemişlerdir. Bu çeşit tegannî nefisleri fuhşa tahrik eder ve arzuları
tatmine teşvik eder. Sükunet halindekini harekete getiren ve gizliyi açığa çıkaran laubaliliğe yol
açar. Bu çeşit şarkıda kadının anılması ve güzelliğinin tasvir edilmesinde ve şarabın
anılmasında insanı heyecana götüren bir yön vardır. İşte böyle bir tegannî ve eğlencenin
yasaklandığı konusunda görüş birliği vardır. (el-Kurtubi, a.g.e., XVI, 54) Diğer yandan
el-Kurtubî haram olan kazançları şöyle sıralamıştır: "Haram olduğu konusunda görüş
birliği bulunan kazançlar şunlardır: Faiz, zina ücreti, rüşvet, ağıtçı kadının
aldığı ücret, şarkıcının ücreti, hıyanet (zimmet) yoluyla mal almak, gayptan ve göklerden
haber vermek üzere alınan ücret; çalgı çalmak, oynamak ve benzeri bütün batıl yollarla alınan ücret."
(el-Kurtubi, a.g.e., II, 3) Haramın İşlendiği
Düğün Cemiyetine Katılmak Düğünlerdeki ikram ve eğlencelerin İslam'a uygun olarak
yapılması asıldır. Haramların işlendiği düğün merasimine gelince, eğer davetlinin
bulunduğu bölümde münkerat yoksa oturabilir. Ancak mü'min davetlinin sofrasında ya da bulunduğu bölümde münkerat
varsa, buna engel olması gerekir, eğer gücü yetmiyorsa orayı terketmesi gerekir. Çünkü her mü'minin genel anlamda
iyiliği emir ve kötülükten nehiy görevi vardır. Allah'ın elçisi şöyle buyurmuştur: ĞSizden kim
münkeri (haram veya mekruhun işlendiğini) görürse onu eliyle değiştirsin, buna gücü yetmezse dili ile
değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Fakat bu sonuncusu imanın en zayıf durumunu
ifade eder.ğ (Müslim, Tirmizi, Nesai, Ebu Davud, İbn Mace) Allah'ın
Rasülü mü'minin içki içilen sofrada oturmaması gerektiğini açıkça ifade buyurmuştur. ĞAllah'a ve ahiret
gününe iman eden kimse, içki içilen sofraya oturmasın.ğ (eş-Şevkanî, Neylü'l-Evtar,
II, 203.) Davete katılan kişi, düğünde münker fiillerin işleneceğini
önceden bilmeden girmişse ve münkeri engelleme gücü de yoksa sabredip oturabilir. Ancak bu kimse müfti, vaiz, imam, ilahiyatçı,
ilim adamı gibi toplumda örnek alınan kişilerden ise, bu haram veya mekruhları engelleme gücü yoksa, oturmadan
çıkması gerekir. Çünkü onun oturması dinin küçük düşürülmesine yol açabilir. Düğün
cemiyetinde İslam'ın yasakladığı birtakım fiillerin işleneceğini önceden bilen davetli
ise ister halktan birisi, isterse önder sayılan kişilerden olsun, bu davete katılamaz. (İbn
Abidin, Reddü'l-Muhtar, Terc. A. Davudoğlu, İst. 1987, II, 336; el-Merginanî, el-Hidaye, IV, 80.) Birkaç
yere davetli olan kimse yakın hısımını veya yakın komşusunu tercih etmelidir. Davetlerden
birisi daha önce yapılmışsa, onun tercihte de öncelik hakkı vardır. Oruçlu kimse bir
yemeğe çağrıldığı zaman, oruçlu olduğunu söylemelidir. (bk. Ebu Davud,
Savm, 76.) Ancak oruçlu olmasına rağmen davete katılabileceği ve oradaki davranışı
hadiste şöyle belirlenir: ĞSizden biriniz düğün yemeğine çağrılınca, katılsın.
Eğer oruçsuz ise yemek yesin, oruçlu ise dua etsin.ğ (Ebu Davud, Savm, 75.) Sonuç
olarak İslam bir fıtrat dini olduğu için insanın bütün ihtiyaç ve meyillerini dikkate almış,
belki müzik ve eğlenceyi mutlak olarak yasaklamamış, fakat bunların meşruluk sınırlarını
belirlemiştir. Bu da terennüm edilen sözcüklerin fuhşa özendirici veya insan vakar ve haysiyetini kırıcı
yahut İslam'ı ve mü'minleri küçük düşürücü ifadeleri kapsamamasıdır. Bu arada eğlence her iki
cinsin kendi arasında olmalıdır. Ancak bununla birlikte mü'minler haramı beraberinde getiren çalgı
aletlerinden ve bu gibi eğlence yerlerinden uzak kalmayı tercih etmelidir. Çünkü insanın kalbini huzur ve rahata
kavuşturan en etkili araç, yüce Allah ile manevî iletişim kurmak ve O'nun yüce ismini zikretmektir. Kur'an-ı
Kerîm'de şöyle buyurulmuştur: "Onlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi
bilin ki gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (er-Ra'd, 13/28) Başka
bir ayette namaz, insanları kötülüklerden koruyan en büyük zikir olarak belirlenmiştir. "O kitaptan sana vahyedileni
oku ve namazı da kıl. Çünkü namaz, kötü ve çirkin olan şeylerden meneder. Şüphesiz Allah'ı anmak
en büyük (ibadet) tir. Allah ne yaptığınızı bilir." (Ankebut, 29/45) |
| ---------------------------------------------------------- |
|
Peygamber
İbrahim Usema |
Rabbin bize gökten donatılmış bir sofra indirebilir
mi? |
İsa Aleyhisselâm, bir insanda bulunabilecek bütün güzellikleri bünyesinde toplamıştı.
Öyle ki, zühd ve takvada, tevazu ve kanaatte, merhamet ve muhabbette, güzel ahlâk ve sâlim tabiatta, sabır ve tevekkülde
en ileri seviyede bulunuyordu. Bütün bu özelliklerinin yanında dünya malına, dünyanın gelip geçici güzelliklerine
hiç ama hiç değer vermezdi. Devrinin en fakir kişilerinden biriydi. Günlük yiyip bitirdiği, giyip eskittiğinden
başka bir dünya malı yoktu. Israiloğulları önceleri, Isa Aleyhisselâm'ın tebliğini güzel
karşıladılar. Tebliği kabul etmeseler de, karşı çıkan fazla olmuyordu; hatta Isa Aleyhisselâm'ın
yaşam tarzı, güzel ahlâkı Israiloğullarının üzerinde olumlu etki bırakıyordu. O
devirde Israiloğulları Tevrat'ın hükümleri ile amel ediyorlardı. Fakat öyle bir vaziyetleri vardı
ki, Tevrat'ın hükümlerini az bir dünyalık menfaat karşılığında değiştirmekten
de geri kalmıyorlardı. Özellikle din adamları, saltanatlarını kurmuş, idareleri altında
bulundukları Romalı idarecilerin bir dediğini iki etmezlerdi. Sırf kendi rahatlarına bir zarar gelmesin
diye Romalı idarecilerin istekleri doğrultusunda, dinlerinden her türlü tavizi verirlerdi. Isa Aleyhisselâm Yahudî
âlimlerinin bu durumunu gördükçe son derece üzülüyordu. Bu yanlış durumun düzeltilmesi gerekiyordu, oda bunu yaptı,
onların yanlış yolda olduklarını haykırmaya başladı. Isa Aleyhisselâm Israiloğullarına
yaptıklarının yanlış olduğunu, bu tutum ve davranışlarından bir an önce dönmelerini
söylemeye başlayınca, onların da Isa Aleyhisselâm'a olan bakışları değişmeye başladı.
Iş öyle bir noktaya geldi ki, Isa Aleyhisselâm onların dünyalıklarını, saltanatlarını sallamaya
başladı. Bu durum karşısında Isa Aleyhisselâm'a olan kin ve nefretleri iyice arttı, artık
Isa Aleyhisselâm'ın varlığı onları ciddî mânada rahatsız etmeye başladı.
Iman eden havariler Isa Aleyhisselâm tebliğe
başladığı andan itibaren kendisine iman edenlerin sayısı on iki kişiye varmıştı.
Bu on iki iman eri "Havariler" olarak anılmakta idi. Bu kişilere "Havariler", (Havariyyûn) denilmesinin sebebi,
beyaz elbise giymeleriydi. (1) Havariler dünya meşgalelerini bırakmışlar, bütün zamanlarını
Isa Aleyhisselâm'a ve tebliğe ayırmışlardı. Havariler hakkında Kur'anı Kerîm şöyle
buyurmaktadır: "Hani havarilere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar (da) "Iman ettik,
bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi." (2) Isa
Aleyhisselâm'a iman eden havarilere Mevlâ Teâlâ da ilham ediyor ve imanları daha da pekişiyordu. Evet, bütün havariler
tek bir dil ve kalp ile "Biz Allah'a teslim olmuş müslümanlardanız, sen şahit ol ey Rabbimiz!" diyorlardı.
"Hani havariler: "Ey Meryem oğlu Isa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi.
O, "Iman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun." cevabını vermişti." (3) Havarilerin bu talebi, tefsir
âlimleri arasında oldukça tartışma konusu olmuştur. Havarilerin bu talebini tefsir âlimlerinin ekserisi
şöyle yorumlamıştır: "Rabbin bize gökten donatılmış bir sofra indirebilir mi?" sözüyle
onlar, "Biz Rabbinden gökten bize bir sofra indirmesini talep ediyoruz. Bu talebimizi yerine getirmesi, onun hikmet ve iradesine
uygun düşer mi?" demek istemişlerdir. (4) Bir kısım tefsir sahibi âlim de: "Âyet, "istersen indirir
mi?" "Bizim bu isteğimize Rabbin rıza gösterir mi?" mânalarına gelmektedir." demişlerdir. Rivayet
edilmiştir ki; havarilerin bu isteklerine şu hadise sebep olmuştur. Bir vakit Isa Aleyhisselâm Israiloğullarına
"Otuz gün Allahu Teâlâ için oruç tutar mısınız? Sonra O'ndan ne isterseniz, size isteğinizi verir; çünkü
amel edenin ecri, kim için amel ediyorsa, ona aittir" demişti. Havariler de otuz gün orucu tamamlayınca: "Ey
hayrı öğreten! Sen bize "amel edenin ücreti, kendisi için amel ettiği zata düşer" deyip otuz gün oruç
tutmamızı emretmiştin; biz bunu yaptık. Biz herhangi bir kimse için otuz gün çalışsaydık,
elbette işimizi bitirdiğimizde bize bir yemek yedirirdi. O hâlde senin Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir
mi?" diyerek, o sofranın, tuttukları orucun bayramı olmasını istediler. Havarilerin bu talebi
üzerine Isa Aleyhisselâm: "Eğer mü'minlerseniz, Allah'tan korkun!" buyurdu. Her ne olursa olsun, burada havariler
mucize talep etmektedirler ki, bu şekilde mucize talep etmenin caiz olmadığı da bir gerçektir. Nitekim
Isa Aleyhisselâm da yaptıklarının çok doğru bir iş olmadığını onlara bildirmiştir:
"Siz eğer gerçekten iman etmişseniz, böyle bir istekte bulunmaya Allah'tan korkun." Isa Aleyhisselâm'ın
bu ve benzeri telkinleri neticesinde havariler de özür beyan ederler. "Onlar "Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun,
bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz."
demişlerdi." (5) Havarilerini dinleyen Isa Aleyhisselâm ellerini semâya kaldırdı. Burada Kur'anı Kerîm'e
kulak verelim: "Meryem oğlu Isa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş
ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklardır; zaten sen, rızık
verenlerin en hayırlısısın." (6) Isa Aleyhisselâm duasını tamamlar tamamlamaz vahiy geldi: "Allah
da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta
hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim." (7) Bu sofranın inip inmediği hususunda tefsir âlimleri
değişik görüşler öne sürmüşlerdir. Biz burada çoğunluğun görüşü olan bir rivayeti nakledeceğiz.
Rivayete göre; Isa Aleyhisselâm duasını tamamlayınca vahiy geldi ve ardından semâda iki bulut arasında
kırmızı bir sofra göründü. Isa Aleyhisselâm ve havariler sofrayı inerken seyrediyorlardı. Sofra geldi,
önlerine kondu. Bu büyük mucize ve nimet karşısında Isa Aleyhisselâm ağladı: "Allah'ım! Beni
şükredenlerden kıl. Allah'ım! Bunu bir rahmet kıl; bir işkence ve ceza kılma." diye dua etti.
Isa Aleyhisselâm kalktı, abdest alıp namaz kıldı; yine ağladı. Sonra sofranın örtüsünü
kaldırdı ve: "Rızık verenlerin en hayırlısı olan Allah'ın adıyla başlarım."
dedi. Sofranın örtüsü açılınca birde ne görsünler! Kızarmış, pulsuz ve kılçıksız,
o güne kadar görmedikleri türden nefis bir balık. Baş tarafında tuz, kuyruk tarafında sirke ve etrafında
pırasadan başka her türlü sebze ve beş yufka vardı ki, bu yufkaların birinde zeytin, ikincisinde
bal, üçüncüsünde tereyağı, dördüncüsünde peynir, beşincisinde de pastırma vardı. Ismi Şem'un
olan havari: "Ey Ruhullah! Bu dünya yiyeceklerinden mi, âhiret yiyeceklerinden mi?" dedi. Isa Aleyhisselâm: "Ikisinden
de değil; fakat Allah Teâlâ'nın kudretiyle yarattığı bir şey. Dua ettiğiniz şeyi yiyiniz
ve şükrediniz ki, Allah size devam ettirsin ve lütuf ve kereminden daha da artırsın." dedi. Havariler: "Ey
Ruhullah! Bu mucizeden bize bir mucize daha göstersen!" dediler. Bu talep üzerine Isa Aleyhisselâm: "Ey balık, Allah'ın
izniyle diril!" dedi. Balık hareketlenip deprenmeye başladı. Isa Aleyhisselâm: "Önceki hâline dön!" dedi;
balık da önceki hâline döndü, yine kebap oldu. Bundan sonra sofra uçtu. Bu olaydan sonra da isyan edenler oldu; bu isyan
edenler maymun ve domuza çevrildiler. Sofranın indiği gün pazar günü idi. Pazar günü indiği için o gün bu gündür
Hıristiyanlar pazar gününü bayram edinmişlerdir. (8) Havarilerin istekleri hiç şüphesiz aşırıya
kaçmakta idi. Netice itibariyle yanlarında Allah'ın peygamberi bulunuyordu. Sofra indikten sonra da isteklerine
devam edince ve her istediklerinin de karşılığını alınca, içlerine bir korku düştü.
Nasıl düşmesin ki! Mevlâ onların taleplerini yerine getirmişti; ancak bir de şartı vardı. "Inanmamaya,
tereddüde, isyana devam ederseniz, size dehşetli bir azap hazırladım." Mevlâ'nın bu tehdidi havarileri
ürkütmüştü. Işte bu korkudan dolayı sofradan uzak durmayı yeğlediler. Rivayet edilir ki; Isa Aleyhisselâm,
havarilerinin bu mucizeli yemekten çekinmeleri üzerine halktan hasta ve fakir olanları davet etti. Yüzlerce kişi,
lezzetle yiyip karınlarını doyurdu. Hastalar sıhhat buldu, fakirler berekete kavuştu. Bir rivayete
göre; sofra aynı hâl üzere kuşluk vakitlerinde kırk gün inmeye devam etmiş, binlerce kişi, bu sofradan
rızıklanıp ihsana kavuşmuştur. (9)
Dipnotlar: 1Peygamberler Tarihi", Osmanlı Yayınevi, c.1, s.286 2 Mâide, 111 3 Mâide,112 4"Hak
Dini Kur'an Dili", Elmalılı M. Hamdi Yazır, Sad. Ismail Karaçam, Emin Işık, Nusrettin Bolelli, Abdullah
Yücel, Feza Gazetecilik AŞ., c.3, s.365 5 Mâide, 113 6 Mâide, 114 7 Mâide, 115 8"Hak Dini Kur'an Dili", Elmalılı
M. Hamdi Yazır, Sad. Ismail Karaçam, Emin Işık, Nusrettin Bolelli, Abdullah Yücel, Feza Gazetecilik AŞ.,
c.3, s.366 9"Islam Tarihi" Ahmet Cevdet Paşa, Mahmut Esad Seydişehri, Mehmed Kudsi Efendi, Osmanlı Yayınevi,
c.1, s.287 | |
KAFİRLERİN ÖZELLİKLERİ
Ayeti Kerimeler:
"Gerçekten kâfir olanları (azap ile)
korkutsan da korkutmasan da müsavidir. Çünkü onlar iman etmezler." (Bakara-6)
"Kâfirlerin hali, bağırıp
çağırmak dışında bir şey duymayan, yine de haykıran kimsenin haline benzer. Onlar sağırlar,
dilsizler, körlerdir. Onun için düşünmezler." (Bakara-171)
"Eğer sana kağıt üzerine
yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, buna rağmen inkar edenler,
‘Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir.’ derlerdi." (Enam-7)
"Allah katında canlıların
en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar (Allah’a) iman etmezler." (Enfal-55)
"Kâfir olanlar, ‘Sen Resul olarak
gönderilmiş bir kimse değilsin’ derler. De ki: Benimle sizin aranıza şahit olarak Allah ve yanında
kitap (Kur’an) ilmi olan yeter." (Ra’d-13)
"Onlara (kafirlere) ayetlerimiz okunduğu
zaman dediler ki (evet) işittik. İstesek bunun bir benzerini biz de söyleyebiliriz. Bu, öncekilerin masallarından
başka bir şey değildir." (Enfal-31)
"Ayetlerimiz açık açık kendilerine
okunduğunda kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin. Onlar kendilerine ayetlerimizi okuyanların
nerdeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim
mi? ATEŞ! Allah onu kâfirlere vadetti. O, ne kötü varış yeridir." (Hac-72)
"Kendilerine (kâfirlere) o çok esirgeyici
Allah’tan yeni bir öğüt gelmeye dursun, ille ondan yüz çevirirler." (Şuara-5)
"Allah’ın nurunu ağızlarıyla
(üfleyip) söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez." (Tevbe-32)
"Onlara (kâfirlere) ayetlerimiz açıkça
okunduğu zaman, (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler, ya bundan başka bir Kur’an getir
veya bunu değiştir dediler. De ki: Onu kendiliğimden getirmem benim için olacak şey değildir. Ben
bana vahiy olunandan başkasına uymam. Çünkü (sizin arzunuza uyar da) Rabb’ime isyan edersem elbette büyük
günün azabından korkarım." (Yunus-15)
"Onlar (kâfirler) halkı Allah yolundan
men eden ve onu eğriltmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkâr ederler." (Araf-45)
"İnkârcılar dediler ki: Sanki
biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?" (Neml-67)
"Allah’ın size rızık
olarak verdiklerinden hayra sarf ediniz denildiğinde, kâfirler mü’minlere dediler ki: Allah’ın dileseydi
doyuracağı kimseleri biz mi doyuralım? Siz gerçekten sapıtmış kimselersiniz." (Yasin-47)
"Dünya hayatını ahirete tercih
edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar uzak bir sapıklık
içindedirler." (İbrahim-3)
Hadis-i Şerifler:
"Kâfirin misali kökü üzerinde dimdik duran
erze ağacı gibidir. Onu hiçbir şey eğriltemez. Nihayet sökülmesi bir defada olur." (Müslim)
"Allah Teala cehennemliklerin en hafif azap
edilenine, dünya ve ondaki bütün varlıklar senin olsa, onları fidye verir miydin? diye soracak. O kimse: Evet cevabını
verecektir. Bunun üzerine Ben senden daha Adem’in sulbünde iken bundan daha ehvenini, şirk koşmamanı,
Benim de seni cehenneme koymamı dilediğimde sen şirkten başkasını kabul etmedin buyuracaktır."
(Müslim)
MÜNAFIKLARIN ÖZELLİKLERİ
Ayeti Kerimeler:
"İnsanlardan birtakımları
(münafıklar) vardır ki, inanmadıkları halde Allah’a ve ahiret gününe inandık derler. Çünkü
onlar, güya Allah’ı ve mü’minleri aldatırlar. Halbuki ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında
değillerdir. Onların kalplerinde nifak ve haset hastalığı vardır. Allah da onların bu hastalığını
çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır. Onlara,
yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde, biz ancak ıslah edicileriz derler. Kesin olarak biliniz ki onlar
ancak kötülük yapan bozgunculardır. Lâkin anlamazlar. Onlara insanların iman ettikleri gibi siz de iman ediniz,
denildiği vakit, biz hiç, sefihlerin (akılsız kişilerin) iman ettikleri gibi iman mı edeceğiz?
derler. Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar yalnız kendileridir. Fakat bunu bilmezler." (Bakara-8-13)
"Onlara: Allah’ın indirdiğine
(Kur’an’a) ve Resulüne gelin (ihtilaflarımızın halli için onlara başvuralım) denildiği
zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün." (Nisa-61)
"Şüphesiz münafıklar Allah’a
oyun etmeye çalışıyorlar. Halbuki Allah onların oyunlarını, başlarına çevirmektedir.
Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı
da çok az hatırlarlar." (Nisa-142)
"Onların sadakalarının kabul
edilmesini engelleyen onların Allah ve Resulünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve istemeyerek sadaka
vermelerinden başka bir şey değildir." (Tevbe-54)
"Münafık erkekler ve münafık kadınlar,
birbirlerindendir. Çünkü onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyarlar ve onlar ellerini sıkı tutarlar.
(Allah için harcamak hususunda cimrilik gösterirler.) Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu. Muhakkak
münafıklar fasıkların tâ kendileridir." (Tevbe-67)
"Şeytan onları (münafıkları)
istila etmiş, onlara Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın taraftarıdırlar.
İyi bilin ki şeytanın taraftarı mutlaka kaybedenlerdir." (Mücadele-19)
"Demek sizler (münafıklar) iş
başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk yapacak, akrabalık bağlarını da koparacaksınız
öyle mi? İşte bunlar Allah’ın kendilerini lânetlediği, bu yüzden kendilerini sağır ve
gözlerini kör kıldığı kimselerdir." (Muhammed-22-23)
Hadis-i Şerifler
"Münafıkların kendilerini ele
verecek alametleri vardır: Selamları lânet, yemekleri kapma ve yağmalamadır. Ganimetleri hile ve desisedir.
Mescitlere ancak öğlende gelirler. Namaza üşene üşene gelirler. Kibirlidirler. Ne severler ve ne de sevilirler.
Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler." (Ahmed-Cemül Fevaid)
"Kimde dört vasıf varsa halis münafık
olur. Dört şeyden biri bulunan kişide ise onu terk edinceye dek münafıklıktan bir haslet vardır.
Bunlar: Kendisine bir emanet bırakıldığı zaman hıyanet eder. Konuştuğunda yalan konuşur.
Anlaştığı zaman, sözünde durmayıp bozar. Bir kimseyle çekiştiği zaman aşırı
gider." (Müslim)
"Münafıkta bir araya gelmeyen iki haslet:
Ahlâkî güzellik ve dinde ince anlayış, kavrayış." (Tirmizi)
"Münafık iki sürü arasında, kâh
birine, kâh ötekine yanaşan şaşkın koyun gibidir." (Müslim)
Abdullah ibni Ömer radıyallahü anh
şöyle dedi:
"Bugünkü münafıklar, Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem’in zamanındaki münafıklardan daha kötüdür. Bu nasıl olur? denilince dedi ki: Çünkü o
gün onlar nifaklarını gizliyorlardı. Şimdi ise çekinmeden dışa vuruyorlar." (Buhari)
Mü’min, kâfir ve münafıkların
özelliklerinden bahseden ayeti kerime ve hadis-i şeriflerden bir kısmını zikrettik. Anlaşılacağı
üzere: Mü’minlerin en belirgin özellikleri, iman etmeleri, teslim olmaları, şirk ve küfürden nefret etmeleri,
hayır işlerde yarışmaları, iyilik etmeleri, kötülüğe mani olmaları, dürüst, ahlâklı,
sabırlı olmaları dünyaya rağbet etmemeleri, namaz kılmaları, oruç tutmaları, zekat vermeleri,
hacca gitmeleri, Allah yolunda cihat etmeleri, ahde vefa göstermeleri, yalan söylememeleri, emanete hıyanet etmemeleri,
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi canlarından, mallarından, evladu iyallerinden daha çok sevmeleri, Allah
ve Rasulullah sallallahu aleyhivesellem’in emirlerine tereddütsüz inkıyat etmeleri, menettiklerinden ictinab etmeleri,
affedici olmaları, darlıkta da, bollukta da infak etmeleri ve benzeri güzelliklerdir.
Kâfir ve münafıkların müşterek
özellikleri inkarları, Peygamberlere, mü’minlere ve İslam’a düşmanlıkları, dünyaperest
olmaları, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmaları, ölümden sonraki dirilişe, hesaba, cennet ve cehenneme
inanmamaları ve benzeri çirkin sıfatlardır.
Münafıklar küfürlerini gizledikleri,
Müslümanların arasında onlardan biriymiş gibi yaşadıkları için kâfirlerden çok daha tehlikelidirler.
Onların tehlikelerinden korunmak için, özelliklerini, vasıflarını çok iyi bilmek ve ona göre tedbirli
olmak gerekir.
Nifakın yani münafıklığın
bir kısmı İTİKADİ’dir ki yukarıda da ifade edildiği gibi bunlar kâfirlerden de daha
tehlikeli ve zararlıdırlar. Bir kısmı da AMELİ’dir. Buna göre nifakı, İTİKADİ
NİFAK, AMELİ NİFAK olarak iki kısımda incelemek gerekmektedir.
İTİKADEN MÜNAFIK olanlar yani
kalben inkâr ettikleri halde dilleri ile iman ettiklerini söyleyenler, bu halleri doğrudan doğruya küfür olduğu
için bu gibiler ebediyen cehennemliktirler.
AMELEN MÜNAFIK olanlar ise kâfir değillerdir.
Mesela bir kimsenin Müslüman olduğu halde Hadis-i Şerif’te bildirildiği gibi bir zaaf eseri olarak yalan
söylemesi, sözünde durmaması, emanete hıyanet etmesi, riya gibi büyük günahları irtikap etmesi onu dinden çıkarmaz.
Ancak bunlar günah-ı kebairdir. Kişi tevbe etmez ise azaba müstahak olur. Ancak bu kötü vasıflar imanla ilgili
olursa kişiyi kâfir yapar.
Yaşadığımız asır
çeşit çeşit fitnelerin yoğunlaştığı, her geçen gün artarak devam ettiği bir asırdır.
Kargaşa, anarşi ve fitnelerin en belirgin özelliği yaygınlaşması, Hak ile batılın
birbirine karışması, iman zafiyeti, dünyaperestlik ve gayri müslimleri taklit, Müslümanların birbiri ile
savaşması, kişinin küfre girdiği halde kendini hâlâ Müslüman zannetmesi. Böyle zamanlarda Müslümanlar
cemaat bağlarını kuvvetlendirmeli, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği: "Allah’ın
emrini yerine getirmekte sabit, kendilerini yalanlayanların ve muhaliflerinin zarar veremeyeceği" topluluktan bir
fert olmaya ve o ortam içinde bulunmaya çaba göstermelidirler. Aksi taktirde fitnelerin içinde kaybolup gidebilir ve hatta
Allah korusun imanından olabilirler.
Yukarıda imanın sahih olabilmesi
için zikredilen üç şarttan bilhassa üçüncü şartta bir çok insan vartaya düşmekte, İslam’ın
bir kısım hükümlerini beğenmeme, yaşadığımız çağda böyle bir hükmün veya uygulamanın
olamayacağı gibi görüşler serdetmektedir. Bu hastalıklı, zavallı görüşlerini de modern
çağın modern görüşleri açılımları, yorumları olarak sunmaktadırlar. Mutlak müctehidlerin,
muttaki, salih ulemanın geçmişte ortaya koydukları ictihatları ve görüşleri de klasik görüşler
olarak küçümsemekte ve Müslümanların kafalarını karıştırıp, bağlılıklarını
zayıflatmaya çalışmaktadırlar.
Kur’an-ı Kerim’deki ahkâm
ayetlerinin bu çağda uygulanamazlığını dolayısıyla bu ayetlerin gündemden çıkarılmasıyla,
dindarlar ile laikler arasındaki çatışmanın ortadan kaldırılacağını ileri süren
bir kısım fasıklarla bu konuda çalışma yapmayı planlayan kişilerin ve buna destek veren
diğer zevatın bu acıklı durumları, fitne ve kargaşa dönemlerinde insanların nasıl
dalalete düştüklerine ve başkalarını da kendileri gibi nasıl dalalete düşürmek için çalıştıklarına
hem dâl hem de mudil olduklarına çok çarpıcı örneklerdir.
Baş örtüsünün farz olmadığını,
kadınların baş, kol açık olarak namaz kılabileceklerini, hayızlı kadınların oruç
tutabileceklerini, Kur’an’ın Türkçe meali ile namaz kılınabileceğini, bugünkü bankalardan
alınan kredilerin faiz olmadığını, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini, hadisleri
aradan çıkarıp doğrudan Kur’an’a ulaşıp, İslam’ın Kur’an’dan
öğrenilmesi gerektiğini ve benzeri bir çok sapıklıklar her gün gündeme getirilerek halkın saf inançlarına
darbeler indirilmektedir. Bütün bunlar iman zaafından ve dünyaperestlikten kaynaklanmaktadır. Böyle fitne dönemlerinin
dehşetini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir çok hadisi şerifleriyle bildirmiş ve biz ümmetini o günlerde
uyanık olmamız için ikaz etmiştir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmaktadır:
"Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına
benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere şıtab edin. (o fitneler zuhur ettiğinde) kişi mü’min olarak
sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak, yahut mü’min olarak akşamlayacak, kâfir olarak sabahlayacak, DİNİNİ
BİR DÜNYA METAI MUKABİLİNDE SATACAKTIR." (Müslim)
Diğer bir hadisi şerifte de şöyle
buyuruluyor:
"Yemek yiyenlerin büyük tabağa üşüştükleri
gibi, insanların size karşı birleşip üşüşmeleri yakındır. Biri sordu:
- Acaba o zaman biz sayıca az mı
olacağız?
"- Hayır, bilâkis siz o zaman sayıca
çok olacaksınız. Fakat selin sürüklediği çör çöp gibi dağınık olacaksınız. Allah,
düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu çıkaracaktır. Sizin kalplerinize de VEHEN atacaktır"
buyurdu.
Vehen nedir ya Rasulullah? diye sorduklarında
şöyle buyurdu:
- "DÜNYA SEVGİSİ ve ÖLÜM KORKUSU."
(Ebu Davud)
Fitne dönemlerinin özelliklerinden olan
gayri müslimleri taklit hususunda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
"Siz sizden önceki insanların yollarına,
mutlaka karış karış, arşın arşın uyacaksınız. Hatta onlar kertenkele deliğine
girseler bile, siz de onlara uyup o deliğe gireceksiniz."
- Ya Rasulullah! Onlar Yahudi ve Hristiyanlar
mıdır? diye sordular.
- "Ya başka kim olacaktır?" buyurdu.
(Buhari-Müslim)
Kişilerin nasıl küfre düşecekleri
hususunda da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
"Ahir zamanda genç ve beyinsiz gençler çıkacak.
Yeryüzünün en güzel sözlerini söyleyecekler, Kur’an okuyacaklar. Fakat imanları boğazlarından aşağıya
geçmeyecek. Dinden, okun yaydan çıktığı gibi çıkacaklar..." (Buhari-Müslim)
|