|
Kim zamanının imamına biat etmeden ölürse cahiliyye ölümüyle ölür."Hadis-i
Şerif, Sahih-i Müslim, Müsned-i Ahmed
"O gün her topluluğu kendi imam ile çağıracağız."
İsrâ Suresi, 71
"İçlerinden de sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola götürecek imamlar tayin ettik."
Secde, 24
1-Ehl-i Beyt'in En Değerli Eserleri 1 CD-Rom'da toplandı
Almak İçin Tıkla
Destek
|
2- Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek...Islami
3D ( Üç Boyutlu ) Animasyon CD'si Sitemiz tarafından hazırlanmıştır.
Allah, Hz.Peygamber (saa), 12 Imam
(as), Ayetler, Hadisler....vb konularda yüzlerce animasyon içermektedir.
Örnek Animasyonlar.
|
Neler Yapabilirsin
|
Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor:
“Ehl-i Beyt’imden olan
on iki imama Allah benim anlayış, ilim ve hikmetimi vermiştir. Onları benim tıynetimden yaratmıştır.
Benden sonra onlara karşı kibirlenenlere ve onlardaki bağımı kesenlere eyvahlar olsun! Allah benim
şefaatimi onlara nail etmez.” el-İhtisas, s. 204 ve Bihar’ul-Envar, c. 36, s. 243, 52. hadis. |
|
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Eşlerle ilgili
hüküm ve nübüvvet dışında Peygamber için gerekli her şart bizim için de gereklidir.” Bihar’ul-Envar,
c. 26, s. 317, 83. hadis |
|
“Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı korkutucu gelip geçmiş
olmasın.” Fatır / 24. |
|
“Ümmetin içinde her zaman bir adil imam var olacaktır ki, hakimlerin
tahrifini, batıl ehlinin bidatlerini ve cahillerin yorumlarını dinden uzaklaştırıp yok etsin.”Bihar’ul-Envar,
c. 33, s. 30, 46. hadis. |
|
Değiştirilen İslam
Serisi: 2
Abdest: "Ey inananlar! Namaza durmak istediğiniz zaman, yüzlerinizi ve dirseklere
kadar ellerinizi yıkayın, başınızın bir kısmını ve topuklara kadar ayaklarınızın
bir kısmını meshedin..."
"O gün, her topluluğu kendi imamı
ile beraber çağıracağız..." İsra, 71
Bu ayet indiğinde, müslümanlar
Peygamber (saa)'e sordular:
" Ya Resulullah, bütün insanların
imamı sen değil misin?" Peygamber Efendimiz (saa) buyurdu ki:"Ben bütün insanlara Allah tarafından gönderilmiş
bir peygamberim. Lakin benden sonra insanların üzerine Ehl-i Beytimden imamlar olacaktır, fakat bunu küfür ve dalalet
ehli taraftarları ile birlikte tekzib edip, onlara zulmedeceklerdir!!!.
Her kim Ehl- Beyt imamlarını (as) sever, onlar tabi olup tasdik ederse işte o kişi bendendir ve benimle
beraber olup beni bulacaktır!!! He kim onları tekzib eder ve onlara zulmederse benden değildir ve ondan uzak
olacağım.
Imam Cafer Sadık (as) diyor ki:
"Şanı yüce olan Allah, bu
ümmeti asrının içinde bulunan imamı ile çağıracaktır.Rasulullah (saa) kendi asrı ile gelecek.Ali
(as) kendi asrı ile gelecek.Hasan (as) kendi asrı ile gelecek ve her imam vefat ettiği srın insanları
ile gelecektir."
|
“Benden sonra imamlar on iki kişidir. Ey Ali! İlkleri sen, sonları
ise Kaim (Mehdi)’dir. Allah onun eliyle yeryüzünün doğu ve batısını fethedecektir." Uyun-u Ahbar’ir-Rıza,
c. 1, s. 53. Buhari, Müslim, etc.
Imam Ali Filmi / Movie
RİC'AT İNANCI
Ehlisünnet ve Ehlibeyt Mekteplerinde
Müta ( Gecici Nikâh ) .exe
( Dünyada Yeniden Diriliş) .exe
MUT'A NİKAHI
Fıkhi Sorulara Cevaplar 2.0
Fâtiha Sûresi Tefsiri
Nisâ Sûresi Tefsiri 2.0
Aşura Günü Ne Oldu?
Câferi Mezhebi İnançları
Siyer-i İbn-i İshak'da Ehl-i Beyt
Kuran'da ve Sünnet'te Geçici Nikah [Mut'a)
FIKIH
Imam Cafer Sadık (as) ve Fikri Akımlar
Kureyş Kabilesinden Gelen Liderler Tablosu
"Son Söz"Vasiyetname
Sâhife-i Seccâdiye
Kur'an ve Hadisler Işığında Hz.Fatıma
Çocuk Terbiyesi
Bilinmeyen Simasıyla Hz.Ali (as)
Ehl-i Beyt Fıkhında Oruç
Hz.Fatıma (as)'dan Kırk Hadis
Kısaca Hz.Ali (as)'ın Hayatı ve Faziletleri
Resulullah (saa)'ın Veda Hutbeleri
Hz.Ali (as)'dan Kırk Hadis
Ehl-i Beyt Mektebinde İmamet İnancı
Kısaca Hz.Muhammed (saa)'in Hayatı
Muhammed Taki (as)'ın Hayatı ve Hadisleri
Şia'nın Ortaya Çıkışı
ve Yayılışı
12 Imam Kimdir?
14 Masumdan Hadisler
Inançlarımız
Mini Kur'an İndeksi
Hz.Ali (as) Hilafetten Nasıl Mahrum Bırakıldı?
Usul-i Din
Hz.Peygamber (saa)'den Hadisler
İslam'da Şia
Sözler
Resimli Namaz Rehberi
Şia İnançları
Câferi Mezhebi İnançları Şeyh
SADÛK
"Sâhife-i Seccâdiye"
ve daha FAZLASI....
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN
ŞİA'YI TENKİT ETIİĞİ HUSUSLAR
Ehl-i sünnet'in Şia hakkındaki tenkitlerinin bir çoğu sadr-i İslam'da, Emevi ve Abbasi devletlerinin yaptığı
ittihamlardan başka bir şey değildir. Onlar Hz. İmam Ali'ye karşı kin ve düşmanlık
besliyorlardı; hatta o Hazret'e kırk yıl minberlerde haşa la'net okutuyorlardı. Bu yüzden Hz. Ali'nin
taraftarını türlü türlü kötülüklerle anıp ellerinden gelen her iftira ve pisliği atmaktan geri kalmıyorlardı.
Hatta Emevi ve Abbasi zalim yöneticilerinin çabası sonucu birisine yahudi demek Şia demekten daha sevimli idi. Onlardan
sonra gelen nesil de işte bu terbiye üzere eğitilmiş oldu. Böylece de Ehl-i Sünnet'in inançlarına muhalefet
edip, cemaatının dışında kalan Şia, çeşitli iftiralara maruz kalmıştır.
Onlar Şia'ya istedikleri her türlü yalan ve iftiraları istinat ediyor ve Şia'yı Ehl-i Bid'at olmakla suçluyorlar;
hatta bazıları davranış ve sözlerinde Şia'ya muhalefet etmeye özel
282 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
bir özen gösteriyorlardı. Mesela Ehl-i Sünnet'in meşhur alimlerinden birisi şöyle diyor.
"Sağ ele yüzük takmak Sünnet-i Nebeviye'den sayılır. Fakat bunu Şia kendisi için bir şiar edindiğinden
sağ ele yüzük takmayı terketmek farzdır."(1)
Yine Hüccet'ül
islam Ebu Hamit el-Gazali diyor ki: "Aslında kabirleri musattah kılmak dinin meşru hükmüdür; fakat bunu Rafiziler
kendilerine bir şiar edindiklerinden, biz kabrin yükseltilmesini tercih ettik"
Veya bazılarının "Müceddid" lakabını verdikleri ibn-i Teymiyye şöyle diyor.
"...Işte bazı alimler bazı şeyleri Şia şiar edindiği için terkedilmesine fetva vermişlerdir.
Bu durumda her ne kadar onu terketmek farz değilse de, o ameli yapmak onlara benzemeye bu da Sünni'nin Rafizi'den ayırt
edilmemesine sebep olduğu için terkedilmelidir. Güya onlardan uzak durmak ve onlara muhalefet etmek hususundaki maslahat
o müstahap işin maslahatlndan daha fazladır."
Hafız İraki'den
de sarığın boyundan nasıl salıverileceği meselesi sorulunca şöyle demiştir.
"Ben Taberi'nin naklettiği zayıf bir hadisten gayri sağ tarafın farzına delalet edecek bir hadis
görmedim. Bu hadis doğru olabilir ve gerçekten de ResuluIlah sarığını sağ taraftan salıverip
solomuzuna atmış olabilir. Fakat bu, İmamiyye (Şia)nin şiarı olduğundan onlara benzemekten
-------------
1 - Ehl Hidaye kitabının yazarı. Zemahşeri de Rabiu'l Ebrar adlı kitabında nakletmiştir
ki: "Sünnet-i Nebeviye'nin aksine sol ele ilk yüzük takan kimse Muaviye ibn-i Eb-i Sufyan'dır."
EHL-İ SÜNNETIN TENKIT ETIİĞL . . / 283
kaçınmak için bunu terketmek gerekiyor."(1)
Subhanellah, la havle ve la kuvvet-e illa billah! Nasıl da bazıları Şia'ya benzememek için Resuluılah
(s.a.a)ın sünnetinin terkedilmesine bile cevaz veriyor ve bunu açıkça itiraf etmekten de sakınmıyorlar?
Acaba bunlar Şia'nın Resuluılah (s.a.a)ın sünnetine tabi olmayı kendisine şiar edindiğini
apaçık bir şekilde itiraf etmek değil midir? Acaba Ehl-i Beyt imamları ile ihlaslı şialarına
muhalefet etmek amacıyla Resuluılah (s)'ın sünnetini terkederken kimin sünnetine uymak gerekir? Acaba bu, Muaviye'nin
sünnetini tercih etmek sayılmaz mı? Bu hususta Zamahşeri'nin Resuluılah (s)'in sünnetine aykın olarak
sol eline yüzük takanın Muaviye olduğuna dair olan şehadeti
yeter.(2)
Yine nafile namazlarını
herkesin kendi evinde ferdi olarak kılmasını emreden Resulullah'ın sünneti yerine Ömer'in teravih
namazını cemaatle kılmak hususundaki sünnetine uyulmuştur. Bunu Buhari kaydetmiş;(3) hatta Ömer'in
bunu bir bid'at olarak icad ettiğine dair sözünü de nakletmiştir.(4) Buhari'nin naklettiği bir hadiste, Abdurrahman
ibn-i Abd'ul Kari şöyle diyor.
"Ramazan ayının gecelerinin
birinde camiye gittiğimizde müslümanların dağınık halde namaz kıldıklarını görünce
- -- - - - - - - -- - --- ------
1
- Zerkani'nin yazdığı "Şerh'ül
Mevahib', c5, s13. 2 - Zemahşeri'nin yazdığı "Rabiu'l Ebrar" adlı kitap 3
- Sahih-i Buhari, c.7, .s.99, "Allah'ın
emri gereği caiz olan gasb ve şiddet' bölümü. 4 - Sahih-i Buhari, c.2, s.252, "Kilab-u Salat'it Teravih".
284
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
Ömer "Eğer bunları bir imarnın arkasında toplarsam daha
uygun olur" dedi. Daha sonrada onları Ubeyy ibn-i Ka'b'ın arkasında toplamayı kararlaştırdı.
Ondan sonra camiye gittiğimizde, Ömer halkın cemaatla namazı kıldığını görünce "Ne
güzel bidattır bu bid'at" dedi.(1)
İşin garip tarafı,
O bunu Resulullah'ın nehyetmesine rağmen güzel saymıştır. Oysa ashap Ramazan ayının nafile
namazLarını kıldırması için Hz. Resulullah'ın kapısı önünde toplanıp seslerini
yükseltince Resulullah(s) onlara şöyle buyurmuştur.
"Şu davranışınız uzayıp
gidince nafile namazının size farz olacağını zannettim. Gidin de evinizde namaz kılın,
zira farz namazın dışında en faziletli namaz insanın kendi evinde kıldığı namazdır."(2)
Yine seferde yolcu namazı kılan Hz. Resulullah'ın sünneti terkedilmiş, yerine Osman'ın seferde namazını
tam kılma sünnetine uyulmuştur.(3)
Eğer Resuluılah (s.a.a)'in sünnetine muhalefet edilerek, başkalarının sünnetlerine uyulan hususları
ayrı ayrı saymaya
------------------
1 - Sahih-i Buhari, c2, s252, "Kilab-u Solaı'il Teravih". 2 - Sahih-i Buhari, c.7, .s.99, "Allah'ın emri gereği caiz olan gasb ve
şiddet' bölümü. 3
- Sahih-i Buhari, c.2, s35. Ayşe de te'vil yaparak seferi namazını tam kılmıştır, s.36.
285 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
kalkışırsak ayrı bir kitap yazmak
gerekir. Bu hususta Şia'nın, Resulullah (s.a.a)'ın sünnetini kendine şiar edinmesine karşı,
baZıları alenen bu sünnetin terkedilmesini söylemesi bizim için yeterlidir.
Acaba bundan sonra bazı cahillerin "Şia, Ali ibn-i Ebutalib'e uymuş, fakat diğerleri ise Resulullah'a
uymuşlardır" demelerinin yeri kalır mı? Acaba onlar Hz. Ali'nin de diğerleri gibi, Hz. Resulullah'ın
sünnetine en küçük bir hususta bile muhalefet ettiğini iddia edebilirler mi? Böyle bir iddia, Kur'an ve Sünnet başta
olmak üzere apaçık delillerin hiç birisiyle bağdaşmaz. Çünkü Hz. Ali, Sünnet-i Nebeviye'nin müfessiri ve ilk
amili (amel edeni)dir. Onun hakkında Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur.
"Ali'nin bana olan yakınlığı benim Rabb'ime olan yakınlığam gibidir." (1)
Yani Hak Teala'nın tebliğcisi yalnızca Hz Muhammed (s.a.a)
olduğu gibi, Hz Resulullah'ın da tebliğcisi yalnızca Hz Ali'dir. Ama Hz. Ali'nin suçu kendisinden öncekilerin
hilafetinin hakk olduğunu itiraf etmemesi, şiilerinin suçu ise ona uyarak Ebubekir, Ömer ve Osman'ın hilafetini
kabul etmeyi reddetmeleridir. Bunun için de Şia'ya "Rafizi" (reddeden) lakabını vermişlerdir.
(Elbette bu lakapla onların
-----------------------
ı - Savaik'ul Muhrika, s.106 -
Zehair'ul Ukba, s.64 - Er Riyaz'un Nezira, c.2, s.215 - İhkak'ul Hakk, c7, s.217.
286
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
başka insanları kastetmeleri de mümkündür.)
Ehl-i
Sünnet'in Şia'nın inançlarını eleştirisi iki sebepten kaynaklanıyor.
1- Yalan ve uydurma hadislere dayalı propagandalar yoluyla Beni Ümeyye hakimlerinin alevlendirdiği düşmanlık
yüzünden.
2- Şia inançları gereği Ehl-i Beyt hazır bulundukları
dönemde onların dışındaki halifeleri te'yit etmemiş ve zalim yöneticilerin zulümlerine ve açık
nasların karşısındaki içtihatlarına göz yumrnamıştır Özellikle de başlarında
Muaviye olmak üzere Beni Ümeyye hakimlerine karşı koymuştur. Bu nedenle de araştırmacı bir
insan, Şia ile Ehl-i Sünnet arasındaki ihtilafın, sakife gününden başlayıp geliştiğini
ve bunun bütün ihtilafların kaynağı ve mihveri olduğunu görür. Bunun en büyük delili Ehl-i Sünnet'in
Şii kardeşlerini tenkit ettiği başlıca hususların hilafet ile yakından ilgisi olmasıdır.
Buna örnek olarak, İmamlar'ın sayısı, imametin nass ile olması, İmamların ma'sumiyeti ve
ilimleri ile bedâ, takiyye ve vadedilmiş Mehdi'ye inanmak hususlarını zikredebiliriz.
Fakat duygusallığı
bir kenara iterek her iki tarafında görüşlerini incelersek, onların inançları arasında fazla bir
ayrılığın olmadığını görürüz. Ama Şia'ya çalan Ehl-i Sünnet kitaplarını
okuduğunda Şia'nın İslam'ı çiğneyerek bütün ilke ve kanunlarında İslam'a karşı
çıktığını ve yeni bir din uydurduğunu sanırsın. Halbuki her insaflı araştırmacı,
Şia'nın bütün inançlarının kökünün Kur'an-ı Kerim ve Sünnette
287 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
yeraldığını görür. Hatta Şia'yı
tenkit edenlerin kendi kitapları bile Şia inançlarının temelini oluşturan ilkelerin sağlamlığını
tasdik etmektedir. Şia inançlarında ne akla ne nakle ve ne de ahlaka aykırı bir yön vardır. Aziz
okurlara bu iddiamızın doğruluğunu ispat etmek için tenkit konusu olmuş inançları birer-birer
ele alıp inceleyeceğiz.
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ. . .
/ 300
İMAMLARIN İLMİ
Ehl-i Sünnet'in Şia'yı tenkit ettikleri bir konu da onların Ehl-i Beyt imamlarına Allah-u Teala'nın
halktan hiçbir kimseye vermediği özel bir ilmi verdiği ve imamın, zamanının en bilgini olup hiç kimsenin
sorusu karşısında aciz kalmayacağına dair olan inançlarıdır. Acaba bu iddianın bir
deli li var mıdır? Bu kitaptaki üslubumuz gereği, bahse Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini inceleyerek başlıyoruz:
Allah-u Teala Fatır süresinin 32 ayetinde şöyle buyuruyor.
"Sonra biz, kitab'ı kullanmızdan seçtiğimiz kimselere miras kıldık"
Bu ayet-i kerime, açıkça Allah-u Teala'nın kulları arasından bir grubu seçerek
kitap ilmini onlara miras bıraktığını belirtmektedir. O halde Allah'ın seçtiği o kulları
tanımamız gerekmez mi?
Daha önce Ehl-i Beyt imamlarının
sekizincisi olan Hz. İmam Ali ibn-i Musa er-Riza'nın bu ayet-i kerimenin kendileri hakkında indiğine,
Me'mun'un topladığı önde gelen kırk kadının huzurunda açıkladığına işaret
etmiştik. Imam Riza (a.s) sözkonusu toplantıda, onların her birisinin hazırladığı sorulara
cevap vererek onları susturmuş ve onlar
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ. . . / 301
o Hazret'in alem (en bilgin alim) olduğunu
ikrar etmişlerdi.(1) Henüz on dört yaşında olmayan sekizinci Imam ile fakihler arasındaki cereyan etmiş
mezkur tartışma sonunda zamanın en büyük alimleri bile onun daha a'lem olduğunu söylemiştir. O halde
Şia'nın Ehl-i Beyt imamlarının a'lem olduklarına dair inançları nasıl garipsenebilir? Zira
Ehl-i Beyt imamlarının herkesten daha bilgin olduğunu Ehl-i Sünnet'in büyük alim ve önderleri de itiraf etmişlerdir.
Eğer zikredilen ayet-i kerimeyi, Kur'an-ı Kerim'in bizzat kendisiyle tefsir etmek istersek, Kur'an-ı Kerim'de
bir çok ayetin Allah-u Teala'nın yüce bir hikmeti gereği Ehl-i Beyt imamlarının, hidayet imamları
ve karanlığı aydınlatan bir ışık olması için onlara kendi katından bir ilim (Ledunni
ilim) verdiğini açıkladığını göreceğiz. Allah-u Teala Bakara suresinin 269. ayetinde şöyle
buyuruyor.
"Dilediğine hikmet ihsan eder ve kime hikmet
ihsan ederse şüphe yok ki o, çok hayra nail olmuş demektir, fakat bunu, aklı başında olanlardan başkaları
düşünmez bile."
Ve yine Vakıa suresinin 75 ile 79. ayetlerinde
şöyle buyuruyor.
------------------------ 1 - ibn-i Abd-i
Rabb'ihi'nin yazdığı "El ikd'ul Ferid', c.3, s.42.
302 /
DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Andolsun yıldızların yerlerine; ve
şüphe yok ki bu, pek güzel ve şerefli kur'an'dır, saklanmış bir kitapta, ona, temiz olanlardan başkalan
dokunamaz."
Allah-u Teala bu ayetlerde büyük bir antla Kur'an-ı
Kerim'in bir çok gizli ve saklanmış batini manalarını olduğunu ve temiz insanlardan başkasının
onun mana ve hakikatlerini bilemeyeceğini açıklamıştır. Aynı zamanda ayet-i kerime, Kur'an-ı
Kerim'in yalnız Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt imamlarının bildiği bir takım batini manalarını
olduğunu ve diğer kimselerin ancak onlar vasıtasıyla bilebileceğini belirtmektedir. Bunun içindir
ki, Hz. Resulullah (s.a.a), bu gerçeğe işaret ederek şöyle buyurmuştur.
"Onlardan öne geçmeyin; helak olursunuz ve onlardan geri
de kalmayın; yine helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeğe de kalkmaym; onlar sizden daha çok biliyorlar."(1)
------------------------
1-- Es Savaik'ul Muhrika, s.148 - Ed Dürr'ul Mensur, c2, s.60 Kenz'ul Ummal, c.1, s.168
- Üsd'ul Gabe Fi Ma'rifet'is sahabe, c.3,
s137.
303
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE "Nerededir bize olan düşmanlıklarından
yalan yere "Rasihun-e ri'l İlim" (İlimde kökleşmiş) olduklarmı sananlar? Allah bizi yüceltmiş,
onları alçaltmıştır; bize vermiş, onları mahrum bırakmıştır; bizleri içeri
almış, onları dışarı itmiştir. Bizimle (layık kimselere) hidayet ihsan olunur; bizimle
körlük giderilir. Kureyş'ten olan imamlar, Haşim soyundan yeşermiştir. Onlardan gayrisi için uygun olamaz;
onlardan gayrisi salih önder olamaz." (1)
Allah-u Teala,
Nahl suresinin 43. ayetiyle Enbiya suresinin 7. ayetlerinde şöyle buyuruyor. "Zikr ehlinden sorun; eğer bilmiyorsanız."
----------------------- 1- Muhammed Abduh'un yazdığı "Şerh-i
Nehc'ul Belaga' Hutbe:143.
304 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
Bu ayet-i kerime de Ehl-i Beyt hakkında inmiştir.(1) Bu ayet-i kerime Hz. Resulullah'tan sonra, İslam ümmetinin
gerçekleri bilmeleri için Ehl-i Beyt imamlarına müracaat etmeleri gerektiğini ifade ediyor. Sahabeler de kendilerine
zor olan konuların açıklanmasında Hz. İmam Ali'ye müracaat ederlerdi. Tarih boyunca da halk, helal ve
haramı bilmek ile İslam öğretileri ilim ve ahlak hususunda bilgi edinmek için Ehl-i Beyt imamlanna müracaat
edegelmişlerdir. Ebu Hanife'nin, "Eğer o iki sene olmasaydı, Nu'man helak olurdu" sözü bunun bir örneğidir.
Maksadı Imam Ca'fer-i Sadık'tan ders aldığı iki yıldır.
Malik ibn-i Enes'in de "Fazilet, ilim, ibadet ve zühd bakımından, Ca'fer-i Sadık'tan daha erdal bir insanı
hiç bir göz görmemiş ve hiç bir kulak duymamış ve hiçbir beşerin kalbinden geçmemiştir." demesi
de bunun ayrı bir örneğidir.(2)
Ehl-i Sünnet imamlarının bu itirafları üzere ve İslam
tarihinin de Ehl-i Beyt imamlarımn zamanlarının en bilgini olduğunu isbatladığına göre,
bunca itiraz ve yersiz karşı çıkmalar nedendir? Bunun yanında, Allah-u Teala'nın seçtiği evliyasına Ledunni ilmini verip
mü'minlere ve müslümanlara örnek ve önder karar kılmasında
--------------------- ı
- Tefsir-i Taberi, c.14, s138 - Tefsir-i ibn-i Kesir, c.2, s570 - Tefsir-i Kurtubi, c.11, s.272 - Şevahid'ut Tenzil,
c.1, s.334 - Yenabiu'l Mevedde ve İhkak'uI Hakk, c3, s.482. 2 - "Menakib-u Al-i Ebi Talib" kilabının
İmam Ca'fer Sadık bölümü.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ.
. . / 305
garipsenecek
bir yön var mıdır?
Eğer müslümanlar birbirlerinin delillerini
araştırıp inceleseydiler, hep birlikte Allah'ın ve Resulünün emrine itaat edip birbirlerine yardımcı
olan tek bir ümmet teşkil ederlerdi. Artık ne ihtilaf söz konusu olurdu ve ne de çeşitli mezhepler. Elbette Allah'ın olması
gereken işi yapması için bütün bunların olması gerekirdi. Böylece: "Helak olacak kimse, delil üzere helak olsun, hayata
kavuşacak kimse de delil üzere hayata kavuşsun. Gerçekten de Allah hem işitendir ve hem de bilen."
Enfal / 42 |
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
306 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
BEDA KONUSU
Şia'da beda kısaca ilahi irade gereği kaza ve kaderin değişmesine denmektedir. Nitekim Allah-u
Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur.
"Allah istediği şeyi mahveder ve istediği şeyi
sabitleştirir; asıl kitap onun katındadır."
Ra'd39
Ama bazıları kendi cehaletlerinden bu konuyu yanlış
yorumlayarak, Allah'a nisbet verilen bedanın insanlarda olduğu gibi ortaya çıkan yeni bir durumdan sonra görüşünü
değiştirerek önceki azminin hilafına bir iş yapmaya denildiğini ileri sürmüşler. Ehl-i Sünnet'ten
bazıları Şia'nın bu anlamda bedaya inandığını söyleyerek, bunun Allah-u Teala'ya cehalet
ve eksiklik isnad etmeyi gerektirdiği şeklinde itirazda bulunmuşlardır. Oysa beda inancının
hem kul ve hemde Allah-u Teala'da aynı manada olduğunu söylemek doğru değildir. Şia'nın böyle
bir şeye inandığını söyleyen bir kimse onlara iftira etmektedir. Şia'nın geçmişte
ve şimdiki sözleri açık-seçik ortadadır.
Şia'nın
büyük alimlerinden biri olan Şeyh Muhammed Muzaffer "Akaid'ul İmamiyye" (Şia inançları) adlı kitabında
şöyle yazıyor.
"Bu anlamda olan beda inancını Allah-u Teala'ya isnad
EHL-İ
SÜNNETIN TENKIT EmOİ. . . i '!IJ7
etmek doğru değildir. Çünkü bu cehalet ve eksikliktir ve bunun Allah'a isnadı ise muhaldır,
Şia da böyle bir şeye kail değildir."
Hz. İmam Sadık(s.a)
buyurmuştur ki:
"Her kimse Allah-u Teahi'da herhangi bir şey hakında
pişmanlağı gerektirecek yeni bir durumun ortaya çıktığını zannederse, o bizim nezdimizde
Allah-u Teala'ya küfretmiş sayılır."
Ve yine buyurmuştur
ki: "Herhangi bir şey hakkında, dün bilmediği
yeni bir şeyin bügün Allah'a zahir olduğunu sanan bir kimseden beriyim."
Buna göre, Şia'nın
inandığı beda konusu Allah-u Teala'nın Ra'd suresinin 39. ayetinde açıkladığı: "Allah istediğini mahveder ve istediğini de sabitleştirir;
asıl kitap onun katındadır."
308 i DOĞRULARLA BİRLİKTE
Sınırdan
dışarı çıkmamaktadır. Bu ise hem Ehl-i Sünnet'in ve hem de Şia'nın inandıkları
bir konudur. Görülüyor ki, Şia'ya bu ayette açıklanan hükme inandığı için itirazda bulunan Ehl-i
Sünnet de Şia gibi Allah'ın hüküm, ecel ve rızkları değiştirdiğine kaildir. Yani Şia
ile bu hususta aynı görüşü paylaşmaktadır.
İbn-i
Merduye ve İbn-i Asakir'in tahriç ettikleri bir rivayette şöyle yeralmıştır. "Hz. Ali, Hz. Resulullah'tan
"Allah istediğini mahveder ve istediğini de tesbit eder, asıl kitap onun katındadır" ayetini
sorunca, Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur.
"Hem senin ve hem de benden sonra ümmetimin gözünü bu ayetin tefsiriyle
aydmlatacağım. Gereğice verilen sadaka, anne babaya ihsanda bulunmak ve hayır işleri yapmak şekaveti
seadete dönüştürür, ömrü uzatır ve insana kötü hadiselerden korur."
Yine İbn-i Münzir, İbn-i Ebi Hatem ve Beyhaki'nin ("Eş Şa'b" kitabında) naklettiği bir hadiste
de Kays ibn-i Ubbad, Hz. Resulullah'ın şöyle buyurduğunu naklediyor.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETIİCİ....../ 309
"Haram aylaran onuncu gecesinde iş Allah'ın
elindedir. Recep ayınan onuncu gecesinde de istediğini mahvedip, istediğini de sabitleştirir."
Abd ibn-i Hamid, İbn-i Cerir ve ibn-i Münzir'in naklettikleri bir rivayette de Ömer ibn-i Hattab, Beytullahı
tavaf ederek şöyle demiştir:
"Ey Allah'ım, eğer benim
için bir şekavet veya günah yazmışsan onu mahveyle. Zira sen istediğini mahveder ve istediğini de
sabit kılarsın; ana kitap senin yanmdadır ve . onu benim için saadet ve mağfiret karar kıl"
Yine, Buhari Sahih'inde Hz. Resulullah'ın miracıyla ilgili tahriç ettiği bir kıssada beda inancına
doğrulamaktadır. Bu kıssa şöyledir:
"Sonra bana elli vakit namaz farz oldu. Dönüp Musa'nın
yanına gelince, benden "ne yaptın?" diye sordu.
310 i [)()GRULARLA BİRLİKTE
Dedim ki: "Bana elli vakit namaz farz oldu." Musa "Ben halkı senden daha iyi tanıyorum. Beni İsrail
için ne kadar çaba harcadım. Senin ümmetin tahammül edemez; dön, Rabb'inden bu farzı hafifletmesini iste." dedi.
Ben de dönüp Allah'tan kolaylık istedim. Allah, kırk vakit namazı farz kıldı Sonra Musa'yla aramızda
ayna şekilde sohbet ettik. Ben yine geri döndüm; (Rabb'im) otuz vakit namazı farz eyledi. Benzeri bir durumdan sonra
yirmi vakit namazı farz kıldı. Sonra, Müsa'ya geldim, o ayna sözü söyledi. (Bu sefer) Allah, beş vakit
namazı farz kıldı. Sonra Musa'ya geldim, yine "ne yaptı?" diye sordu. "Beş vakit namazı (Allah-u
Teala) farz kıldı" dedim. O yine indirtmemi söyledi. Ben de selam ettim; Ama -bana şöyle nida edildi: "Ben hükmümü verdim ve kullarıma kolaylık sağladım, bir hayrı da on
misliyle mükafatlandıracağım."
(1)
Buhari'nin naklettiği ayn bir hadiste. de Hz. Resulullah'ın
beş vakit namaza ininceyekadar mükerrer dönüşlerini anlattıktan sonra, şöyle devam ediyor.
"Hz. Musa, Resulullah'a ümmetinin beş vakit namaza da tahammül edemeyeceğini belirterek yine dönüp Allah-u
1 . Sahih-i Buhari, c.4, s.250 "Bab'ul Mir'ac" - Sahih-i Müslim. c.1, s.101 "Resulullah'ın mir'aca gidip
namazların farz oIunuş."bölümü.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETIİĞİ. . . / 311
Teala'dan hafifletmesini istemesini söyledi. Fakat Resulullah (s.a.a)
"Artık ben Rabb'imden utanıyorum. "cevabını verdi."(1)
Kısaca, beda inancı İslami kavram ve Kur'an'ın ruhuyla uygun olan doğru bir inançtır. Allah-u
Teala şöyle buyuruyor.
"Allah bir kavmin durumunu
onlar kendileri kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez."
Ra'd / 11
Aslında ister Şia ve ister Ehl-i Sünnet, eğer Allah-u Teıllıl'nın
kaderi değiştirdiğine inanmasaydık, fazla namaz ve dualarımızın ne faydası olurdu?
Yine hepimiz Allah-u Tealıl'nın Peygamberlere göre ahkamını değiştirip şeriatlan nashettiğine
ve hatta Hz. Resulullah (s.a.a)ın şeriatında bile nasih ve mensuh olduğuna inanıyoruz. Buna göre
beda'ya inanmak, küfür olmadığı gibi dinden çıkmak demek de değildir. Ehl-i Sünnet'in bu konuda Şia'ya
saldırıp, itirazda bulunmak hakkı olmadığı gibi, Şia'nın da bu hususta Ehl-i Sünnet'e
itiraz etmek hakkı yoktur.
Ben bir çok kez mezkur mi'rac kıssasına
dayanarak Ehl-i Sünnet'in de bedaıya inandığını söylediğimde onlardan bazıları bu
hadisin beda inancını isbatlamadığını ileri sürüyorlardı. Bunun üzerine ben Sahih-i Buhari'de
nakledilen ve bizzat beda lafzının açıkça kullanıldığı aşağıdaki hadisi
delil olarak söz konusu edince artık onlar susmak zorunda
1 - Sahih-i Buhari, c.4, s.250 "Bab'ul Mir'ac" Sahih-i Müslim. c.1 s.101 "Resulullah'ın mir'aca gidip namazların farz oIunuş."bölümü.
312
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
kaldılar. Buhari'nin naklettiği bir hadiste, Ebu Hureyre şöyle naklediyor. Resulullah
buyurdu ki:
"Beni İsrail'den cüzamh, kör ve kel olan üç şahsı
imtihan etmek Allah'a zahir (beda) oldu. Bunun için bir melek gönderdi. O melek, cüzamlıya gelerek "Senin en çok sevdiğin
şey nedir?" diye sordu. O "Güzel bir renk ve güzel bir deri. Çünkü halk benden iğreniyor" dedi. Melek onu meshederek
önceki pisliğini giderdi ve yerine güzel bir renk ve güzel bir deri verdi. Sonra "Hangi malı daha çok seviyorsun?"
dedi. O "Deveyi daha çok seviyorum" dedi. Ona on aylık hamile bir deve de verdi.
Sonra kel olanın yanına geldi, "Sen daha çok neyi seviyorsun?" dedi. O "Benden bu pisliği giderecek güzel bir
saçımın olmasını. Çünkü halk benden iğreniyor" dedi. Melek ona da meshedince o pisliğin i giderdi
ve ona güzel bir saç verdi. Sonra "Malların hangisini daha çok seviyorsun?" dedi. O "Daha çok sığırı
seviyorum" dedi. Ona da gebe bir sığır verdi.
Sonra körün
yanına gelip "Sen daha çok neyi seviyorsun?" dedi. O "Allah'ın bana gözlerimi yeniden kavuşturmasını
istiyorum." dedi. Melek ona meshetti, Allah onu tekrar gözlerine kavuşturdu. Sonra "Hangi malı daha çok seviyor
sun?" dedi. O "Koyun" dedi. Ona da doğurgan bir koyun verdi.
Daha sonra bu
şahısların deve, sığır ve koyunlan çoğaldı, herbirisinin bir sürüsü oldu. O zamanda,
melek yine onlara gelerek onlardan sahip oldukları mallardan kendisine
EHL-İ SÜNNETIN TENKIT ETIİĞİ. . . / 313
vermelerini istedi. Kel ve cüzamlı olan şahıslar
bunu reddettiler, Allah da onları eski hallerine dönderdi. Kör ise meleğe sahip olduğu malda!1 verdi. Allah
onun malını daha da çoğaltıp gözünü de sağlam bıraktı."(1)
Burada şu ayet-i kerlmeyi zikretmek uygundur. Allah-u Teala Hücürat süresinin 11. ayetinde buyuruyor ki: "Ey iman edenler bir kavim
ayrı bir kavmi alaya almasın; belki de onlar (alayedilenler) alayedenlerden daha hayırlıdırlar. Kadınlar
da başka kadınları alay etmesinier; belki onlar (alay edilenler) alayedenlerden daha hayırlıdırlar.
Ve birbirinizi kınamayın ve birbirinize kötü isimler takmayın; imandan sonra kötü isimler takmak ne de kötü
bir şeydir. Her kim tövbe etmezse, onlar zalimdirler."
Bütün içtenlikle
müslümanların yaptıkları tartışmalarda hak, adalet ve aklın egemenliğini kabul edeceği
ölçüde ilerlemelerini, duygusallık ve taassubu bir kenara atarak, Kur'an'dan insafa riayet etme ilkesini öğrenmelerini
arzu ediyorum. Allah-u Tea Hi bu doğrultuda Resulü'ne vahYederek inatçı düşmanlara şöyle söylemesini emrediyor. 1-Sahih-i Buhari, c2, s259.
314 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Biz
veya siz hidayet yada açık sapıklık üzereyiz."
Seba / 24
Allah'ın Resulü müşriklere bile değer verip insafı öğretmek için tartışma makamında
kendisini onlarla aynı mertebeye indiriyor ve onlardan, eğer doğru konuşuyorlarsa delil getirmelerini
istiyor. Insanlar bu büyük ahlaktan ne kadar da uzak kalmışlar! |
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ....../ 315
TAKİYYE
KONUSU
Ehl-i Sünnet'in
Şia'ya itirazda bulunup, tenkit ettiği konulardan birisi de takiyye konusudur. Ehl-i Sünnet takiyyenin gerçekte
t\lduğunun aksine görünmek olduğunu ileri sürerek bunun bir nevi nifak olduğunu iddia ediyor. Defalarca bahislerimde,
bazılarını takiyyenin munafıklık olmadığına dair ikna etmek istedimse de bir fayda
vermedi. Hatta bazıları konuyu duyduğunda tiksinmekte bazıları da şaşırarak bunun
bir bid'at olduğunu zannetmektedir. Fakat insan insafla inceleme yaptığında, bu inançların hepsinin
İslam'da mevcut olduğunu, Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviye'den kaynaklandığını görür,
hatta kolaylık dini olan Islam şeriatının ancak bu inançla kıvama erişebileceğini anlar.
Işin şaşılacak yönü, Ehl-i Sünnet'i." kendi inandıkları inançları inkar etmesidir. Oysa
kendi kitap, sihah ve müsnetleri mezkur inancı tastik etmektedir. Ehl-i Sünnet'in, takiyye konusundaki inançlarını
birlikte okuyalım:
İbn-i Cerir ve İbn-i Ebi Hatem, el Evfi
tarikiyle İbn-i Abbas'tan, Al-i İmran suresinin
"......Ancak onlardan korktuğunuz
taktirde...." ayetinin tefsirinde naklettiği bir hadiste şöyle diyor.(1)
"Takiyye dil ile olur. Eğer içinizden birisi Allah'a
isyan olan bir söz söylemek zorunda bırakılır, o da imanma
--------------------------- 1 - Suyuti'nin yazdığı "Ed Durr'ül Mensur"
316 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
kalbinde güveni olduğu halde korkudan o sözü söylerse,
bu ona bir zarar yetirmez. Çünkü bu dil ile yapılan bir takiyyedir."
Yine Hakim'in tahriç edip" doğruladığı ve Beyhaki'nin kendi Sünen'inde, Eta yoluyla İbn-i Abbas'tan
("...Ancak onlardan korktuğunuz takdirde...") ayetinin tefsirinde naklettiği bir hadiste şöyle yer almıştır.
"Takiyye kalbin iman üzere olduğu halde dil ile (tersini) söylemektir."(1)
Abd ibn-i Hamid'in Hasan'dan naklettiği bir hadiste de şöyle denilmiştir.
"Kıyamet gününe kadar takiyye caizdir."(2)
"Müşrikleri, Ammar ibn-i Yasir'i yakaladıklarında,
Hz. Resulullah'a küfredip kendilerinin ilahIarını hayırla anmadan bırakmadılar. Sonra onu bıraktıklarında
Hz. Resulullah'ın yanına gelince, Hazret ondan "Sırtında ne var?" diye sordu. Ammar, "Şer,
sana bir şeyler söyleyip onların ilahlanm hayırla anmadıkca beni bırakmadalar" diye cevap verdi.
Resulullah (s.a.a) ona "Kalbini nasıl buluyorsun?" dedi. Ammar "İmanımdan eminim." cevabını
verdi. O zaman Resulullah (s.a.a) "Eğer onlar tekrar seni yakalasalar, sen aynı işi yap" buyurdu. Bu
sırada bu ayet nazil oldu:
------------------------------
1
" Sunen-i Beyhaki ve Müstedrek-i Hakim 2 - Durr'ü1 Mensur, c2, s.176. EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞi
. . i 317
"...Ancak kendisi zorlanır,
ama kalbi iman ile mutmain olduğu halde..."
Nahl / 106
İbn-i Sa'd'ın Muhammed ibn-i Sirin'den naklettiği
bir hadiste de şöyle yer almıştır.
"Resulullah Ammar
ile görüştüğünde o ağlıyordu. Hazret gözlerini silerek şöyle dedi: "Kafirler seni alıp suya
soktular, sen de o sözleri söylemek zorunda kaldm. Eğer onlar tekrar dönerlerse sen o sözleri tekrar söyle."(1)
Yine İbn-i Cerir, İbn-i Münzir, İbn-i Ebi Hatem ve Beyhaki kendi süneninde Ali tarikiyle İbn-i Abbas'tan
Nahl süresinin 106. ayetinin tefsirinde şöyle söylediğini nakledi yorlar.
"Allah-u Teala iman ettikten sonra tekrar kafir olana gazap ettiğini ve onun için büyük bir aza bm olduğunu belirtmektedir.
Ama birisi zorlanır ve düşmanından kurtulmak için kalbiyle muhalif olduğu halde diliyle bir şeyler
söylemek zorunda kalırsa, onun için bir günah yoktur. Zira Allah-u Teala kullarmı kalben inandığı
şeylerden sorumlu tutar."(2)
Yine İbn-i Ebi Şeyhe, İbn-i
Cerir, İbn-i Münzir ve İbn-i Ebi Hatem'in naklettikleri bir rivayette de Mücahit şöyle diyor:
"Bu ayet, Mekke ehlinden iman eden bir grup
--- - -- - - - - -- -- - - - - - --- -- ---
1 - İbn-i
Sa'd'ın yazdığı Tabakat'ul Kabra adlı kitap 2 - Sünen-i Beyhaki.
318
i DOĞRULARLA BİRLİKTE
hakkında inmiştir. Onlara Medine'de bulunan bazı sahabeler "Hicret
edin; siz hicret edip bize gelmeyinceye kadar biz sizi kendimizden sayamayız" diye yazmışlardı. Onlar
da Medineye gitmek üzere çıkınca, Kureyş kafirleri yolda onları yakalayıp işkenceye tabi tutmuş,
onlar da istemeyerek kafir olduklarını izhar etmek zorunda kalmışlardl."...Ancak kendisi zorlamr, kalbi
imanla güvenli olan..." ayeti de onlar hakkında inmiştir."(1)
Buhari Sahih'inin 'Halkla geçirn" bölümünde tahriç ettiği bir rivayette Ebi Derda şöyle diyor.
"Biz bir çok kavmin yüzlerine gülüyoruz, ama kalbimiz onlara la'net ediyor."(2)
Yine Halebi Sire'sinde tahriç ettiği bir rivayette şöyle
yer almaktadır.
"Resulullah Hayber kalesini fethettiğinde
Hallac ibn-i Alla~ "Ya Resulellah, benim Mekke'de mahm ve ailem vardır; ben onlara başvurmak istiyorum. Acaba sizin
aleyhinize bir şeyler söylemerne izin veriyormusunuz?" dedi. Hazret'de ona istediği şeyi söylemesine izin verdi."(3)
Yine imam Gazzali'nin "İhyau'l Ülum" kitabında şu cümleler yer almıştır.
"Müslümamn kanının dökülmesini önlemek farzdır. Eğer zalim birisi gizlenmiş olan bir müslümanın
kanına dökmek istiyorsa bunda (onu kurtarmak için) yalan konuşmak farzdır."
------------------------------- 1 - Durr'ül Mensur, c2, s.l78. 2 - Sahih-i Buhari, c.7, s.102. 3 - Sire-i Halebiyye, c.3, s.6l.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETIİĞİ. . . i 319
Celalettin Suyuti de "El Eşbah-u Ve'n Nezâir" adlı kitabında tahriç ettiği bir rivayette şöyle nakletmektedir.
"Açlıktan murdar eti yemek ve şaraba lokmayı daldırmak veya
mecburen küframiz sözler konuşmak caizdir. Eğer yeryOzünü haram bürür ve helal mal oldukça azalarsa ihtiyacı
olduğu kadarıyla haram mallardan almak caizdir."
Yine Ebubekir
Razi "Ahkam'ul Kur'an" adlı kitabında "...Ancak onlardan korkunuz olduğu takdirde..." ayetinin tersirinde
tahriç ettiği bir rivayette şöyle demiştir: "Yani, eğer
canınazı veya bazı a'zamzı kaybetmekten korkarsanız kalben inanmadığınız halde
onların sevdiğini izhar etmekle kendinizi korumanazın bir sakıncası yoktur. Ayetin zahiri de bunu
gerektiriyor. ilim ehlinin çoğunluğu da bu görüşü kabullenmektedir. Kutâde'nin de
"Mü'minler Allah'ın
yerine kafirleri kendilerine dost edinmesinler" ayetinin tersirinde takiyye zamanı kafir olduğunu izhar etmenin
caiz olduğunu söylediği nakledilmiştir."
Yine Buhari Sahih'inde Kuteybe ibn-i Said'den, O da Sufyan'dan, O da İbn-i Mukender'den nakletmiştir ki, Urve ibn-i
Zübeyr Ayşe'nin kendisine şöyle dediğini söylemiştir.
"Birgün birisi Hz. Resulullah'tan (görüşmek için) izin
--------------------------- ı - Ahkam'ul Kur'an, c2, s.10.
320 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
istedi, Hazret "Ona izin verin gelsin;
o kabilesinin ne kötü çocuğu ve ne kötü mensubudur" dedi. O şahıs Hazret'in yanına gelince, Hazret
onunla yumuşak bir dille konuştu. Sonra ben o Hazret'e "Ya Resulullah, bir yandan o sözü söyledin, bir yandan da
onunla böyle yumuşak dille konuştun!..." dedim. Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:
"Ey Ayşe, Allah katında insanların
en kötüsü, kötü konuşmalanndan dolayı insanlann kaçmdığı kimsedir," (1)
Bu kadar bilgi takiyyenin caiz olduğunu isbatlamak için yeterlidir. Ehl-i Sünnet'in de kıyamete kadar takiyyenin
caiz olduğuna inandıklarını gördük. Gazali'nin deyimiyle, bazı yerlerd~ yalan konuşmak aslında
farzdır. Veya Ebubekir Razi'nin itiraf ettiği gibi, ilim ehli alimlerin çoğunluğunun görüşü zor durumda
küfrü izhar etmenin caiz olduğudur. Buhari'nin deyimiyle de zahirde yüzüne gülüp batında lanet etmek de ashabın
sünnetine muhalif değildir. Sire-i Halebiyye yazarının deyimiyle de mal ve can korkusu olduğu zaman Hz.
Resulullah'a bir takım şeyler söylemek, Suyuti'nin deyimiyle de halktan korktuğu zaman, Allah'ın emrine
karşı gelmeyi gerektiren sözler söylemek caizdir.
O halde Ehl-i Sünnet'in kendilerinin itikat edip, caiz
ve
----------------------------- 1 - Sahih-i Buhari. c.7, s.8l.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT E'ITİĞİ. . . / 321
hatta farz olduğunu kendi sihah ve müsnetlerinde naklettikleri bir inançtan dolayı Şia'ya
itiraz etmek hakları yoktur. Şia'nın bu husustaki inancına Ehl-i Sünnet de inanıyor. Şia yalnızca
Emevi ve Abbasi hukumetIerinden gördükleri zulüm' ve baskılardan dolayı buna diğerlerinden daha çok amel etmek
zorunda kalmışlardır. O asırlarda birisinin zalim yöneticiler tarafından en kötü bir şekilde
öldürülmesi için onun Ehl-i Beyt'e olan sevgsinin bilinmesi yeterliydi. Bu nedenle de onların, Ehl-i Beyt imamlarının
emri üzerine takiyye ile amel etmeleri zorunlu idi. İmam Sadık (a.s)'dan nakledilen bir hadiste Hazret şöyle
buyuruyor.
"Takiyye benim ve babalarımın dinidir," Yine Hazret şöyle buyurmuştur
"Takiyyesi olmayanan dini de olmaz."
Takiyye Ehl-i Beyt imamlarının
kendilerinden veya dostlarından tehlikeleri defedip, canlarını korumak ve inançlarından dolayı Ammar-ı
Yasir'in karşılaştığı işkenceden daha feci şekilde işkenceye tabi tutulan mu'minleri
kurtarmak için kullandıkları bir silahtır. Ama böyle bir sorun Ehl-i Sünnet için söz konusu değildi. Zira
onlar genellikle baştaki yöneticilerle tam bir uyum içerisinde bulunuyorlardı. Genel anlamıyla, Ehl-i Sünnet
mezhebine
322 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
uyduğu içim kimse zalim yöneticiler
tarafından sorguya çekilmemiş, tehdit, işkence ve benzeri şeylerden uzak kalmıştır. Buna
binaen onların takiyyeyi inkar edip, am el edenlere itirazda bulunmaları garipsenecek bir şey değildir.
Dolayısıyla Beni Umeyye ve Beni Abbas hükümdarlarının da Şia'yı bu siperlerinden çıkarmak
için onları bu inanç yüzünden horlamaları tabii bir şeydir.
Fakat Allah-u Tcilil'nın kendisi Kur'anda bunu emretmiş ve takiyyeyi uyulması gereken hüküm olarak açıklamıştır.
Sahih-i Buhari'den naklettiğimiz üzere, Hz. Resulullah (s.a.a)'ın kendisi de bununla amel etmiş Ammar'a, kafirler
yeniden işkence ettikleri takdirde küfür izharında bulunup hatta kendisine kötü laflar söylemesine izin bile vermiştir.
Islam ulemasının da Kur'an ve Sünnet ışığında buna izin verdiklerine göre bu inanç yüzünden,
Şia'yı tenkit etmek hiç bir şey ifade etmez.
Hz. Ali'ye -
haşa - la'net etmekten kaçınan, herkesi öldüren Muaviye, (bu hususta Hicr ibn-i Adiyel Kindi ve ashabının
kıssası meşhurdur) Yezid, İbn-i Ziyad, Haccac, Abd'ul Melik ibn-i Mervan ve benzeri zalim hükümdarların
zamanlarında büyük sahabeler takiyye etmişlerdir. Eğer sahabelerin takiyye ettiğine örnekler verrneğe
kalkışsak, ayrı bir kitap oluşturur. Fakat hamdolsun Ehl-i Sünnet'in kendi alimlerinden bu konuda naklettiğimiz
deliller konuyu açıklığa kavuşturmak için yeterlidir.
Burada benimle bir Ehl-i Sünnet alimi arasında geçen bir kıssayı anlatmadan geçemiyeceğim. O alimle uçakta
EHL-İ SÜNNETIN TENKİT ETIİĞİ. . . / 323
görüşmüştük. Her ikimiz de İngiltere'de
düzenlenen bir İslami konferansa davetliydik. Uçakta geçen iki saat içerisinde Şia ve Ehl-i Sünnet hususunda sohbet
ettik. Bu şahıs İslami vahdetten yana olduğu için kendisinden hoşlanmıştım. Fakat
Şia'nın İslami birliği zedeleyen bazı inançlarını artık bırakmaları gerektiğine
dair sözü zaruma gitti. Ondan "Örneğin hangi inançları?' diye sordum. Hemen "Örneğin mut'a ve takiyye" diye
cevap verdi. Onu her ne kadar mut'anın meşru olan geçici bir evlilik, takiyyenin ise ilahi bir ruhsat olduğu
hususunda ikna etmeye çalıştımsa da bir fayda vermedi. O diyordu ki: "Bütün bu sözlerin haktır, ama daha
önemli bir maslahata sahip olan İslami birlikten dolayı artık bunları bir kenara bırakmak gerekiyor.
Ben İslami birliğin sağlanmasında Allah'ın hükümlerinden bir kısmının terkedilmesinin
gerektiğini savunan bu mantığa şaşıp kaldım. Fakat yine de onu hoş karşılayarak
"Eğer İslami birlik bununla sağlanabilirse, buna ilk icabet eden ben olurum" dedim.
Londra hava alanında indik. Ben onun arkasıca gidiyordum. Hava alanındaki polis ondan İngiltere'ye niçin
geldiğini sordu. O da tedavi için geldiğini söyledi. Ben de bazı dostları ziyaret etmek için geldiğimi
söyledim. Böylece problemsiz geçip çantaların kontrol yerine geldiğimizde yavaşça arkadaşıma 'Takiyye'nin
her zaman için yararlı bir hüküm olduğunu gördün mü?" dedim. Arkadaşım "Nasıl?" dedi. "Her ikimizde
polise yalan söyledik. Ben arkadaşlarımı görrneğe geldiğimi söylemekle, sen de tedavi için geldiğini
324 i DOĞRULARLA BİRLİKTE
söylemekle yalan konuştuk. Halbuki biz konferans için gelmişiz." dedim. Arkadaşım onun yalan konuştuğunun
farkına vardığımı anlayınca, gülerek "İslami konferansıarda nefislerimizin tedavisi
yok mu sanki?' dedi. Ben de gülerek , "Dostların ziyareti de var." dedim.
Yeniden konuya dönüyorum. 'Takiyye Ehl-i Sünnet'in iddia ettiği gibi bir çeşit munafıklık değildir.
Aksine, takiyye imamn kendisidir. Zira münafıklık imam izhar edip küfrü gizlemektir. Oysa takiyye, imam gizleyip
küfrü veya inanmadığı başka bir inancı dilde izhar etmektir. Bu ikisi arasında çok büyük
bir fark vardır. Münafıklık hakkında, Allah-u Tealabuyurmuştur ki: "İnananlarla buluştular mı inandık
derler. Şeytanlarayla yalnız kaldılar mı şüphe yok ki derler, biz sizinleyiz, biz ancak alay etmedeyiz".
Yani zahirde kendini imanlı gösterip batinde küfrü gizlemek nifaktır.
Ama takiyye hakkında ise şöyle buyuruyor.
"Ve Fir'avn'un soyundan (ailesinden) olup imamm gizleyen
mü'min birisi söyledi"
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETIİĞİ.
. . / 325
Yani zahirde küfrü gösterip imamm gizlemek takiyyedir. Fir'avn'un soyundan olan mu'min kişi imanını gizliyor,
halkın huzurunda kendisinin Fir'avun'un dininde olduğunu izhar ediyordu, imanını ise Allah'tan gayri herkesten
gizliyordu. Bu nedenle Allah-u Teıilıi onun Allah katında yüce makama sahip olduğunu belirtmek için övgüyle
kitabında anmıştır.
Ey aziz okuyucu, yalan yere yapılan
iftiralara artık aldanmamalısın. Şia'nın takiyye konusundaki inançlarını onların kendi
dillerinden dinleyelim. Şeyh Muhammed Muzaffer "Akaid'ul İmamiyye" (Şia inançları) adıyla yazdığı
kitabında bu konuda şöyle yazıyor.
"Takiyyenin hükmü, zarar
korkusuna göre değişiklik arzetmektedir. Bunun tefsilatı fıkıh kitaplarında kaydedilmiştir.
Bilahere takiyye her yerde ve her durumda farz olmaz. Bazen takiyye caiz hükmünü alır, bazen de takiyye etmemek farz
olur. Mesela eğer hakkı açıp söylemek dine yardım, İslam'a hizmet etmek ve İslam yolunda cihad
sayılırsa, böyle hallerde mal ve cam esirgememek daha layık olur. Bazen takiyye yapmak haram olur. Örneğin,
eğer takiyye yapmak muhterem bir nefsin öldürülmesine, batılın revac bulmasına, dinde fesadın çıkmasına,
müslümanlara önemli bir zararın dokunmasına sebep olur veya onların dalalete düşüp, zulüm ve tecavüzün
yaygınlaşmasına yol açarsa bu takiyye haramdır. Bilahere gerçeği old uğu gi bi anlamak istemeyen
bazı Şia düşmanlarının söylediği gibi Şia'ya göre takiyyenin anlamı
326
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
tahrip için gizli bir örgüt oluşturmak demek olmadığı gibi din ve dini hükümleri
inanmayanlara açıklanmaması gereken sırlar şekline dönüştürmek de değildir. Bu nasıl olabilir?
Oysa ki Şia alimlerinin dini hüküm. fıkıh, inanç ve kelam konulannda yazdıklan kitaplar haddinden fazladır.
Gördüğümüz üzere takiyyede herhangi bir nifak, aldatmak, yalan ve hile sözkonusu değildir.
Aksine dinin getirdiği bir hükümden ibarettir.
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ ....../ 327
MUT'A VEYA GEÇİCİ
EVLİLİK
Mut'a veya geçici evlilik
belli bir süreye kadar yapılan evliliğe denir. Bu tür evlenmede de aynen daimi evlilikte olduğu gibi icab ve
kabulden oluşan belli bir akdi okumak gereklidir. Örneğin kadının erkeğe belli bir mehriye karşılığında
kendisini belli bir süre için tezvic ettiği anlamını veren aşağıdaki akdi okuduktan sonra erkeğin
onu kabul ettiği manasını veren kabul akdini okuması gerekir.
Kadın der ki:
Erkek der ki: Bu tür akdin sıhhatinde gerekli olan mehriye, sürenin
belli olması, kadının evli olmaması iddet süresini bitirmesi vb. şartlar Şia'mn fıkıh
kitaplarında da yazılmıştır. isteyenler mezkur kitaplara baş vurabilirler.
Mut'a olan kadının süresi bittikten sonra iki hayız görme müddetince ve eğer kocası ölürse dört ay
on gün boyunca beklemesi gerekir. Mut'a akdinden sonra kadınla erkek arasında miras nafaka vb. haklar sözkonusu
değildir. Ama geçici evlenmeden meydana gelen bir çocuk, miras ve nafaka hakkı dahil olmak üzere, maddi ve manevi
bütün
328...../ DOĞRULARLA BİRLİKTE
haklarda da daimi evlenmeden olan bir çocuk gibidir, o da babasına
tabidir. Mut'a denilen geçici evlilik genel şan ve çerçevesiyle işte bundan ibarettir. Görüldüğü üzere, bazılarının
iddia ettiğinin aksine, mut'ayla gayr-i meşru ilişki kurmanın hiç bir ilişkisi yoktur.
Şia kardeşleri gibi, Ehl-i Sünnet de mezkur evliliğin aslının Nis'a suresinin 24. ayetiyle teşri
olduğunda ittifak etmektedirler. Allah-u Teala bu ayette şöyle buyuruyor. "Kadınlardan biriyle evlenerek faydalandığımz
takdirde mehirlerini kararlaştırıldığı veçhile verino Miktarını tayin ettikten sonra
günü! hoşluğuyla herhangi bir hususta uyuşur samı suç yok size. Şüphe yok ki Allah her şeyi
bilir, hüküm ve hikmet sahibidir"
Yine Şia ve Ehl-i Sünnet Hz.
Resuluılah (s.a.a)ın kendisinin bu tür evlenmeğe izin verdiğini de ve o Hazret'in zamanında geçici
süreyle evlenme yaptıklarında da ittifak içerisindeler.
Şia'yla
Ehl-i sünnet'in ihtilaf ettikleri husus bu hükmün nashedilip edilmediğidir. Ehl-i Sünnet'e göre bu küküm halkmış
ve geçici evlenme haram kılınmıştır. Bunu nasheden ise Sünnet-i Nebeviyye'dir, Kur'an değil.
Ama Şia'ya göre, mezkur hüküm nashedilmemiş ve kıyamete kadar da helaldır. O halde ihtilaf mezkur ayetin
nashedilip edilmediği
EHL-İ SÜNNETİN TENKİT ETTİĞİ. . . / 329
hususundadır. Öyleyse gerçeğin ortaya çıkması
için herhangi bir duygusalhk ve taassube kapılmadan her iki grubun da sözlerini gözden geçirmek gerekiyor.
Mezkur ayetin neshedilmeyip kıyamete kadar mut'anın helal olduğunu.söyleyen Şia'nın delili şundan
ibarettir.
"Hz. Resulullah(s.a.a)ın mut'ayı yasakladığı
bize ulaşmamıştır. Ehl-i Beyt imamları ise Resulullah (s.a.a)'ın getirdiği bu hükmün baki
kaldığını buyurmuşlardır. Eğer Hz. Resuluılah (s.a.a) Allah'ın kitabında
geçen bu hükmü nashetseydi, bunu herkesten daha önce başlarında İmam Ali olmak üzere Ehl-i Beyt imamlarının
açıklaması gerekirdi. Zira onlar Peygamber (s.a.a)'in bıraktığı iki emanetten biridir. Meselenin
gerçeği şundan ibarettir. Ehl-i Sünnet'in kendi alimlerinin de şehadette bulunduğu gibi Allah'ın
kitabında sabit olan mut'a hükmünün yasaklayan ikinci halife Ömer'dir. O kendi içtihadına dayanarak bunu yasaklamıştır.
Oysa biz Ömer'in şahsi içtihadından dolayı bir ilahi hükmü terkedemeyiz. Şia'nın mut'anın helal
oldJğu konusundaki sözlerinin özeti bundan ibarettir."
Bu söz isbat
edildiği takdirde çok sağlam ve hak bir sözdür. Çünkü her müslümandan istenilen, Allah'ın ve Resu1'ünün hükümlerine
tabi olmaktır ve diğerlerini makamları ne derece yüce olursa olsun Kur'an ve Sünnet'ten öne geçirmemektir.
Ama Ehl-i Sünnet'e gelince, onlar mut'anın helal kılınıp hel al lığın ın da Kur'an-ı
Kerim'de açıklandığı, Resuluılah (s.a.a)ın da buna müsade ettiğini ve sahabenin de bunu
330
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
yaptıkları hususunda ittifak etmelerine rağmen, onun daha sonra nashedildiğini ileri
sürmüşler ve nashedinin kim olduğunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları Hz. Resuluılah (s.a.a)'ın
ölümünden önce onu yasakladığIni söylerken, bazısı ise Ömer ibn-i Hattab'ın onu yasakladığını
söylüyor ve Ömer'in sözünün de hüccet olduğunu iddia ediyorlar. Çünkü Hz. Resuluılah (s.a.a)'dan naklettikleri bir
hadiste şöyle denilmiştir.
"Benim ve benden
sonra Hulefa-i Raşidin'in sünnetine sarıim ve onu dişlerinizle sımsıkı tutun."
Ömer'in sözlerinin de uygulanması gereken bir sünnet olduğunu iddia ederek Ömer'in yasağına dayanıp
mut'ayı haram kabul eden Ehl-i Sünnet'in görüşüne bir sözümüz yoktur. Çünkü bu yalnızca bir taassup ve zorluktan
gayri bir şey değildir. Yoksa nasıl müslüman bir kimse bazen hata edip, bazen isabet eden bir muçtehidin sözüne
dayanarak Allah'ın ve Resurünün sözünü bir kenara bırakabilir?! Bu tutum, Kur'an ve sünneten açık bir nassın
bulunmadığı bir konuda tutarsız olduğu gibi açık bir nassın bulunduğu bir husus olursa,
o zaman da Ahzap suresinin 36. ayetindeki hükme dahil olur.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT E1TİĞİ. . . / 331
"Allah ve Resum, bir işe hükmetti mi erkek olsun, kadın olsun, hiçbir inananın, o işi istediği gibi
yapmakta muhayyer olmasma imkan yoktur ve kim, Allah'a ve peygamberit1e isyan ederse gerçekten de apaçık bir sapıkhğa
düşmüş, sapıııp gitmiştir."
Bu hususta
benimle aynı görüşü paylaşmayan kimse İslam şeriatı hakkında bildiği kavramlar ile
Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye'ye müracaat etsin. Mezkur ayette, Kur'an-ı Kerim konuyu en iyi şekilde
açıklamıştır. Kur'an-ı Kerim'de, Kur'an'a ve Sünnet-i Nebeviyye'ye sarılmayan kimselerin dalalete
düştüğünü belirten birçok ayetler vardır.
Sünnet-i Nebeviyye'den
olan deliilere gelince, bunlar da çoktur. Fakat Hz. Resuluılah (s.a.a)ın şu sözü ile iktifa ediyoruz.
"Muhammed'in
helah kıyamete kadar helaldır, haramı da kıyamete kadar haramdır."
Buna göre hiç kimsenin Allah veya Resulü tarafından açık bir nassın olduğu herhangi bir şeyi helal
veya haram etmek hakkı yoktur.
Bütün bu delillerden sonra diğer
müçtehitlerin davranış, haraket ve içtihatlarının da Kur'an ve Sünnet'te yer alan bir hükmü neshedebileceğini
söyleyen ve bu hususta bizleri ikna etmeğe çalışan kimselere Bakara süresinin 139. ayetini cevap olarak söylemekten
başka bir çaremiz yoktur.
332 / DOĞRULARLA BİRLİK
"De ki: Allah hakkında bizimle mücadeleye
mi girişiyorsunuz? O, bizim de rabbimizdir, sizin de rabbiniz. Bizim yaptıklarımız bize ai~ sizin yaptıklarınız
size ve biz bütün
kalbimizle Allaha bağlıyız."(1)
Ayrıca bu delili getirenler gerçekte Kur'an-ı Kerim ve
Sünnet'le mut'anın sabit olduğuna dair Şia'nın görüşünü te'yit etmekte ve Ehl-i Sünnet kardeşleri
için bir hüccet sayılmaktadırlar. O halde bahsimiz sadece Hz. Resuluılah (s.a.a)'ın hadisleriyle Kur'an-ı
Kerim'deki mut'a hükmünü iddia edenler ile ilgilidir. Her ne kadar Müslim Sahih'inde Hz. Resulullah'ın mut'ayı nashettiğini
nakletmiş ise de, bu grubun sözleri çelişkilidir ve sağlam bir delile de dayanmamaktadır. Çünkü eğer
Hz. Resulullah'tan bu konuda herhangi bir nehiy gelmiş olsaydı Müslim'in Sahih'inde naklettiği üzere Ebubekir'in
zamanıyla Ömer'in hilafet zamanının bir kısmına kadar müslümanlar arasında muta ile amel edilmezdi.
Başka bir tabirle, eğer Resuluılah (s.a.a) mut'ayı haram kılmış olsaydı. Peygamber
(s.a.a)den sonra mut'aya amel eden sahabelerin de bu nehyi bilmeleri gerekirdi.
Eta diyor ki, "Cabir ibn-i Abdullah dönmüştü, ziyaretine gittik. Bir takım Umre amelinden şeyleri sorduktan
-------------------------------------- 1 - Sahih-i Muslim.
c.4. s.158.
EHL-İ SÜNNETİN TENKİT E'ITİĞİ.
. , / 333
sonra
mut'a konusundan söz açıldı Cabir dedi ki: "Evet, biz hem Hz. Resulullah'ın ve hem de Ebubekir'in ve hem
de Ömer'in zamanında mut'a yaptık."
O halde eğer Resuluılah
(s.a.a) mut'ayı nahyetmiş olsaydı sahabenin Ebu~ekir ve Ömer'in dönemlerinde mut'a yapmaları doğru
olmazdl. Demek gerçek şudur ki, Hz. Resuluılah (s.a.a) onu nehyetmemiş ve onu haram etmemiştir. Sahih-i
Buhari'de de olduğu gibi nehiy Ömer ibn-i Hattab'ın tarafından gerçekleşmiştir.
Musedded'in Yahya'dan, o da Imran Ebubekir'den, o da Ebu Reca'dan o da İmran ibn-i Husayin'den naklettikleri bir hadiste
şöyle denilmiştir.
"Mut'a ayet i Allah'ın kitabında
inmiştir. Biz de Resulullah'la birlikte ona amel ettik. Kur'an-ı Kerim'de onu haram kılacak bir ayet inmedi.
Hz. Resuluılah da vefat edineeye onu nahyetmedi. Sonra birisi (çıkıp) bu hususta kendi görüşüne göre istediğini
söyledi. "Muhammed bu adamın "Ömer olduğu söylenmiştir" demiştir.w Aziz okur, gördüğün üzere sahabeninde
sarih bir şekilde beyan ettiği gibi Hz. Resuluılah (s.a.a) mut'ayı nehyetmeden vefat etmiştir. Bu
sahabi, hararnı Ömer'e isnad edip onun isteği üzere hükmettiğini söylemekten çekinmiyor. Yine Cabir ibn-i Abdullah
el Ensari şöyle diyor. "Ömer'in Amr ibn-i Hureys olayında mut'ayı nehyedinceye kadar Hz. Resuluılah
(s.a.a)'m ve Ebubekir'in döneminde bir avuç
1
- Buhari, c.5 s.158
334 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
hurma ve un karşılığında
mut'a yapıyorduk."(1)
Anlaşılan sahabelerden bazısı
da Ömer'in görüşünde idiler. Bu garipsenecek bir şey değildir. Çünkü "Perşembe günü faciası" olayında
naklettiğimiz gibi sahabelerden bir kısmı Ömer'in Hz. Resulullah'a "sayıklıyor; bize Allah'm kitab'ı
yeterlidir' derken de onun görüşünü paylaşıyorlardı O halde Hz. Resulullah'a hakaret sayılan
bu gibi hassas meselede Ömer'i destekledikierine göre mezkur içıihatlarda neden onu desteklemesinler ki? Şimdi o
sahabelerden birisini dinleyetim ki şöyle diyor.
"Ben Cabir ibn-i Abdullah'ın
yanında idim, birisi gelip ona İbn-i Abbas ve İbn-i Zubeyr'in iki mut'a (Hacc mut'ası ve kadınların
mut'ası) konusunda ihtilafa düştüklerini söyledi. Cabir, "Biz onları Resulullah'la birlikte uyguladık;
fakat Ömer onları yasakladı, biz de artık tekrarlamadık" dedi. Bu yüzden ben şahsen bazı sahabelerin
Ömer'in haraketini sağlamlaştırmak ve ona yönelen muhtemel itirazları defetmek için mut'anın yasaklanmasını
ve nehyedilmesini Hz. Resulullah'a isnad ettiğine inanıyorum. Yoksa Hz. Resulullah'm Kur'an'ın helal kıldığı
bir şeyi haram kılması düşünülemez. Çünkü biz İslam hükümleri içerisinde Allah'ın helal kılıp,
Resulullah'm tahrim ettiği hiç bir hükme rastlamıyoruz. Hatta Hz. Resulullah'm bunu nehyettiğini bile farzetsek
o zaman Hz. Resulullah'a en yakın kimse olup herkesten daha çok dini hükümleri bilen
------------------------ ı1- Sahih-i Mislim,
c.4, s.131
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ..../ 335
Hz. Ali bunun aksini söylemezdi. Hz. Ali (a.s)
şöyle buyuruyor.(1)
"Mut'a Allah'ın kollarına verdiği
bir rahmetiir. Eğer Ömer onu yasaklamasaydı şaki (sapık) kimseden gayrisi zina yapmazdı" (1)
Ayrıca Ömer'in kendisi de nehyi Hz, Resulunah'a isnad etmemiş ve aksine şu meşhur sözünde açıkça:
"İki mut'a Resulullah'm döneminde helal idi, ben bu
iki mut'ayı nehyediyorum ve onları yapanları cezalandıracağım. Bu iki mut'a, hacc mut'asıyla,
kadınlann mut'asıdır."(2)
Ahmed ibn-i Hanbel'in Müsned'i
de bu konuda Ehl-i Sünnet'in büyük bir çelişki içerisinde bulunduğunun bazılarının Hz. Resulullah'ın
buyruğu na uyarak onu helal kabul ettiğinin ve bazısının da Ömer ibn-i Hattab'a uyarak
--------------------- ı - Sa'lebi'nin yazdığı "El Kebir" tefsiri ile Taberani'nin yazdığı "El Kebir' adlı
tefsiri, muı'a ayetinin tefsirinde. 2 - Fahr-i Razi'nin yazdığı "El Kebir' tefsiri, "Onlardan (kadınlardan)
mut'a yaptığınız...." ayetin tefsirinde.
336 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
onu haram kıldığının en büyük delilidir. Ahmed ibn-i Hanbel'in tahriç ettiği bir hadiste
de şöyle yer almıştır.
"İbn-i Abbas, "Hz. Resulullah
mut'a' yaptı" dediğinde Urve ibn-i Zübeyr "Ebubekir ve Ömer mut'ayı nehyetmişlerdir" dedi. O zaman İbn-i
Abbas "Şu Urve ne söylüyor?' dedi. Birisi "Ebubekir ve Ömer'in mut'ayı nehyettiğini söylüyor" dedi. O zaman
İbn-i Abbas dedi ki: Yakında bu kavmin helak olacağına inanıyorum. Ben "Resulullah dedi" söylüyorum,
o "Ebubekir ve Ömer nehyetmiştir" diyor."(1)
Ehl-i Sünnet, kadınların
mut'ası konusunda Ömer'e itaat ederken, Hacc mut'ası (Hacc-ı Temettu) konusunda onun nehyine muhalefet etmişlerdir.
Oysa daha önce naklettiğimiz üzere Ömer her iki mut'ayı da aynı şekilde nehyetmiştir. Burada muhim
olan nokta Ehl-i Beyt imamlarının muhalefet edip Ömer'in haraketini inkar ederek her iki mut'aOln da kıyamete
kadar helal olduğunu belirtmeleridir. Bununla birlikte Ehl-i Sünnet alimlerinden bazıları mut'anın helal
oluşu konusunda Ehl-i Beyt'e uyarak, onun helal olduğuna inanmıştır. Onlardan birisi "Ez Zeytuni"
üniversitesinin rektörlüğünü yapan Tunus'lu alim Şeyh Tahir ibn-i Aşur (r.a)'dır ki, ünlü tefsirinde
"Onlardan istimta yaptığımz (kadınların) tayin edilen mehriyesini onlara verin" ayetini tefsir
ederken mut'anın helal olduğuna inanmıştır.(2) Diğer alimlerin de bu alim gibi taassubun etkisi
altında kalmayıp
- --------
1 - Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.1, s.337, 2 - Tahir ibn-i Aşur'un yazdığı
"Et Tahrir-u ve'l Tenvir" adlı tefsir, c.3, s.5.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ . . / 337
dini hükümleri açıklamak hususunda kınayanların
kınamasına itina etmemeleri gerekir.
Bu kısa bahsimizden
de anlaşıldığı üzere Ehl-i Sünnet'in muta'nın helal kılınması konusunda Şia'ya
itiraz edip kınamasında hiçbir bir delili olmadığı gibi aksine kesin delil ve hüccetler de Şia'nın
görüşünü desteklemektedir. Bu konuda her müslümanın Hz. İmam Ali'nin şu sözünü hatırlaması gerekir.
"Mut'a Allah'ın kullarına verdiği bir rahmettir." Gerçekten de hangi rahmet bundan daha önemli olabilir?
oysa ki tuğyan ettiğinde, ister erkek olsun, ister kadın, insanı bir hayvan haline getiren azgın
şehvetin ateşi bu hükmün tatbiki sayesinde sondürülebilir.
Bilahere,
özellikle gençler olmak üzere bütün müslümanlar bilmelidir ki, Allah-u Teala, ister kadın ister erkek bir insanın
zinaya düşmesinin cezasını bazı durumlarda kırbaçlanmak ve bazı durumlarda da taşlanarak
öldürülmek şeklinde tayin etmiştir. Oysa insanları ve nefsi isteklerini yaratan ve onları islah edecek
şeyleri de bilen sadece O'dur. O halde rahmet yolunu açmadan onlara ağır cezaları tayin etmez. Bu yüzden
Rahman ve Rahim olan Allah, kullarına rahmederek mut'ayı helal kılmıştır ki, tamamen şaki
olan kimseden gayrisi zinaya düşmesin. Nitekim hırsızlık yapan kimsenin de elinin kesilmesini emretmiştir.
Fakat diğer yandan Beyt'ul Mal'dan fakir ve muhtaç olanların ihtiyaçlarının giderilmesini emretmiştir
ki şaki alanlardan gayrisi hırsızlık yapmasın.
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
338 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
KUR'AN'IN
TAHRİF MESELESİ
Kur'an'ın tahrif oluşu
görüşü ister Şia ve ister Ehl-i Sünnet hiç bir müslümanın kabul edemeyeceği bir görüştür. Çünkü izzet
ve azarnet sahibi olan Allah-u Team'nın kendisi Kur'an'ı koruduğunu belirtmiştir.
"Zikr'i (Kur'an'ı)
biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız."
el-Hicr / 9
O halde hiç kimsenin
ondan bir harf eksiltip veya ona bir harf eklemesi mümkün değildir. Kur'an Hz. Resuluılah (s.a.a)'in ebedi olan
mucizesidir. O Hakim ve Hamid olan Allah'tan inen Kitap'tır; ona ne önünden ve ne de arkasından batıl yaklaşamaz.
Bundan başka, İslam tarihi ve müslümanların asırlar boyunca süregelen yaşayış tarzı
da Kur'a'nın tahrif olduğunu reddeder. Zira ashabın bir çoğu Kur'an'ı hıfzederek korumakta ve
kendi çocuklarına hıfzettirmekte adeta birbirleriyle yarışıyorlardL O halde hiç bir şahıs,
grup ve devletin onu tahrif edip değiştirmesi mümkün değildir. Eğer doğudan batıya, güneyden
kuzeye bütün İslam ülkelerini gezersek yine bütün yeryüzünde Kur'an'ın aynı olduğunu ve hiç bir artırma
veya eksiltmenin söz konusu olmadığını görürüz. Her ne kadar müslümanlar çeşitli grup ve mezheplere
bölünmüşlerse de Kur'an-ı Kerim onların hepsini bir araya toplayan sağlam bir esasdır. Kur'an-ı
Kerim hususunda İslam ümmeti arasında herhangi
EHL-İ SÜNNET'İN
TENKİT ETTİĞİ. . . / 339
bir ihtilaf yoktur; ihtilaflar ancak Kur'an'ın tefsiri ve manası üzerindedir.
Şia'nın Kur'an'ın tahrif edildiğine inandığını söylemek asılsız bir suçlamadan
ibarettir. Şia itikatları arasında böyle bir şey yoktur. Şia'nın Kur'an-ı Kerim'le ilgili
inançlarını okuduğumuzda Kur'an-ı Kerim'in her türlü tahriften uzak olduğuna dair, Şia ulemasının
takriben icma etmiş olduklarını görürüz. Akaid'ul İmamiyye kitabının yazarı şeyh Muzaffer,
bu konuda şöyle diyor.
"Biz Kur'an-ı Kerim'in Allah-u Teabrnın
Hz. Resuluılah (s.a.a)'in diline indirdiği vahyi olduğuna, onda her şeyin açıklamasının
bulunduğuna inanıyoruz. O belagat, fesahat ve içerdiği yüce marifet ve hakikatleriyle Resuluılah (s.a.a)'in
bütün insanları aciz bırakan ebedi mucizesidir. Onda değiştirme ve tahrif sözkonusu edilemez. Bu gün elimizde
bulunup tilavet ettiğimiz Kur'an Resuluılah (s.a.a)'e inen Kur'an'ın bizzat kendisidir.Bunun aksini iddia eden
kimse aklını yitirmiştir veya hile ve oyun peşinde olan bir . kimsedir. Çünkü bu iddia, hakikat ve hidayetten uzaktır. Kur'an, ne önünden ve ne de arkasından
batılın sızma imkanının olmadığı Allah'ın Kitab'ıdır."
Ayrıca Şia'ların yaşadığı bütün bölgeler de herkesçe bilinrnekte ve fıkhi hükümleri
de gözler önünde bulunmaktadır. Eğer onların bu elimizde olan Kur'an'dan gayri Kur'an'ları olsaydı,
bundan halkın haberi olurdu. Hiç unutmam, ben ilk olarak Şia bölgelerini ziyaret ettiğimde bu gibi söylentilerin
etkisinde kaldığımdan dolayı bu hayali
340 / DOĞRULARLA
BİRLİKTE
Kur'an'ı bulmak amacıyla
nerede büyük bir cildi kitap görsem alıp bakıyordum.
Fakat bu hayal çok geçmeden eriyip gitti ve bunun halkı Şia'dan nefret ettirmek için yapılan bir ~iftiradan
başka bir şeyolmadığını anladım. Fakat yine de Şia'yı suçlama vesilesi olarak
1320 yılında vefat eden Muhammed Tak i Nuri'nin yazdığı, ve Kur'an'da tahrifin olduğunu iddia
eden "Fasl'ul Hitab Fi İsbat-i Tahrif-i Kitab-i Rabb'iI Erbab" kitabı söz konusu ediliyor. Çünkü mezkur şahıs
şii' dir. Bir takım insanlar ise bu kitabın sorumluluğunu Şia'nın boynuna yüklemek istiyorlar.
Oysa bu insafa aykırıdır. Çünkü hak ve batıl, doğru ve ya!1lışın birlikte yer aldığı
nice kitaplar yazılmıştır ki, sadece yazarının kendi şahsi görüşünü açıklamaktadır.
Bu gibi kitaplar yalnızca Şia arasında değiı bütün İslami fırkaların arasında
bulunmaktadır.' Acaba Mısır kültür bakanı ve Arap edebiyatı müdürü doktor Taha Hüseyin'in yazdığı"
Kur'an ve cahiliyet şiiri" adlı kitabının sorumluluğunu Ehl-i Sünnet'in boynuna atabilir miyiz? Veya
Ehl-i Sünnet'in nezdinde sahih. olan Sahih-i Buhari'nin veya Sahih-i Müslim ve diğerlerinin naklettikleri, Kur'an'da
tahrifin olduğuna dair olan hadisJ~rin Ehl-i Sünnet'in inancı olduğunu söylemek mümkün müdür? (1)
Fakat yine de biz kötülüğe iyilikle karşılık vererek bu gibi suçlamalardan es geçiyoruz. Gerçekten de
bu konuda El
---------------
1 - Halbuki "Fasl'ul Hitab" kitabı şia'nuı
nezdinde herhangi bir değer taşımıyor. Oysa Kur'an'ın eksiltilip arttırılması EhI-i
Sünnet'in sahih kabul ettiği Sahih-i Buhari, Müslim ve Müsned-i Ahmet'de yeralmıştır.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ ........./ 341
Ezher Üniversitesinde İslami fıkıh bölümünün müdürü Üstad Muhammed
el Medini ne de güzel konuşmuştuı:
"Şia'nın Kur'an'ın eksiltildiğine inandığı
görüşüne gelince, başa böyle bir şey yoktur. Bu iddia bizim kitaplarda bir nakilolarak geçtiği gibi onların
da kitaplarında nakledilmiştir. Her iki fırkanın da muhakkik alimleri bu rivayetleri zayıf bitip
baul olduklarını açıklamıştırlar. Buna göre, ne Ehl-i Sünnet'in ve ne İmamiyye Şia'sının
ve ne de Zeydiye'nin arasında Kur'an'ın tahrif olduğu inancı yoktur. Bizim nakletmesinden vazgeçtiğimiz
bu hadislerden bazı örnekler görmek isteyen kimse Suyuti'nin yazdığı "EI İtkan Fi Ulum'il Kur'an"
gibi kitapıara başvurması yeterlidir. Mısır'lı birisi 1498 miladi yılında bu gibi
uydurma ve reddedilen yalan hadisleri Ehl-i Sünnet kaynaklarından toplayarak "EI Furkan" adlı bir kitap yazıp
yayınlayınca El Ezher Üniversitesi onda olan fesat yönlerini ilmi delillerle açıklayarak devletten o kitabın
toplaulmasını istedi. Devlet de bunu kabul ederek mezkur kitabı toplattL Kitabın yazarı meseleyi
bazı makamlara şikayet etmesine rağmen bir netice alamadı. Acaba burada, filanın yazdığı
bir kitap veya naklettiği bir hadisten dolayı Ehl-i Sünnet'in Kur'an'ın kutsallığını inkar
ettiğini veya onun tahrif edildiğine inandıkları söylenebilir mi? Şia için de aynı şey
sözkonusudur. Yani onlarda da bizde olduğu gibi Kur'an'ın tahrif edildiğine dair bazı rivayetler naklediimiştir.
Bu konuda altıncı asırda yaşayan büyuk Şia alimlerinden birisi olan Aııame Ebulfazl ibn-i
Hasan et Taberisi'nin yazdığı
342 i DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Mecmau'l Beyan Fi, Olum'il Kur'an" adlı tefsirinde şöyle diyor.
"Kur'an'da artırma iddiasına gelince, bunun batıl bir iddia olduğunda, İslam ümmeti icma etmiştir.
EksiItme konusuna gelince, gerçi bunu bizim ashaptan bazısı ve Ehl-i Sünnet'ten de bilgisiz bir grup nakletmişlerse
de, mezhebimizin doğru görüşü Kur'an'da eksiitmenin olmadığıdır. Bu görüşü Şia'mn
4. asır ulemasından olan Seyyit Murtaza'da (r.a) teyit edip "Tarablisiyyat Sorularının Cevabı" adlı
kitabında bu konuda yeterince açıklamada bulunmuştur. Seyyit Murtaza (r.a) bir çok yerde Kur'an-ı Kerim'in
sihhati hususundaki bilgimizin aynen şehirlere, tarihte vuku bulan büyük olaylara, ünlü kitap ve Arap şiirlerine
olan bilgimiz gibi olduğunu söylemektedir. Yani doğruluğunda hiçbir şüphe sözkonusu değildir:' Özellikle
de, Kur'an'ın muhafaza edilip okunması hususundaki ilgi ve teveccüh bu zikrettiğimiz şeylerin korunmasına
olan ilgiyle kıyas edilmeyecek kadar fazladır. Çünkü Kur'an Peygamber'imizin mucizesi ve dini ilim ve hükümleri
n kaynağını teşkil etmektedir. İslam bilginleri onun hıfz ve korunmasına son derece ehemmiyet
göstermişlerdir. Hatta i'rab, kıra'at, harf ve ayetler hususundaki görüşlerin hepsini kaydetmişlerdir.
Buna göre bütün bu gerçek ilgi neticesindeki korumadan sonra kim onda herhangi bir değiştirme veya eksiltilmenin
olduğunu iddia edebilir." (1)
--------------------- ı - El-Ezher Üniversitesinin İslami fılah müdürü Üstad Muhammed
el-Medini"nin "Risalet'ul İslam dergisinin 11. yılın 4. sayısının 382 ve 383.
sayfasında yeralan makalesi.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT EITİĞİ. . . i 343
Aziz okuyucular için Kur'an'ın eksiltilip artırılmasına dair suçlamanın Şia'ya nisbetle Ehl-i
Sünnet'e daha yakın olduğunu açıklığa kavuşması için bu konuda Ehl-i Sünnet kaynaklarında
yeralan rivayetlerden bir kaçına işaret ediyorum: Zaten bu konu beni, bütün inançlarımı incelerneğe
iten sebeplerden biri idi. Çünkü ben Şia'ya itiraz edip tenkit etmeğe çalıştığım bu gibi
suçlamalarda onlar kendilerinin bundan beri olduğunu ve mezkur itiraz ve tenkitin benim hakkımda daha çok geçerli
olduğunu söylüyorlardı.
Ehl-i Sünnet ulemasından olan Taberani
ve Beyhaki'nin tahriç ettikleri bir rivayette şöyle kaydedilmiştir. "Kur'an'ın iki suresi daha vardı ki
Onlardan biri şöyle idi:
"Bismillahirrahmanirrahim.
Gerçekten biz senden yardım diliyoruz. Sana istiğfar ediyoruz. Bütün hayırlarda seni hamdediyoruz. Seni inkar
etmiyoruz. Sana isyan eden kimseden kopup ayrılıyoruz."
İkinci
sure ise şöyledir. "Bismillahrrahmanirrahim.
Ey Allahımız,
yalmzca sana ibadet ediyoruz. Sana namaz kıllyoruz. Sana secde ediyoruz. Sana ulaşmak için çaba harcıyor, sana
itaat ediyor, Senin rahmetine ümit ediyor, senin hakiki azabmdan korkuyoruz. Gerçekten de senin azabm kafirlere erişecektir."
Bu iki sureyi Rağib "El Muhazarat" adlı kitabında "İki kunut suresi" adını vermiştir. Ömer
ibn-i Hattab kunutta bu
344 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
iki süreyi okurdu. Bu süreler Ibn-i Abbas
ve Zeyd ibn-i Sabit'in mushaflarında mevcut idi."(1)
Ahmed ibn-i Hanbel'in
Übeyy ibn-i Ka'b'dan naklettiği bir hadis de şöyledir.
"Übeyy
ibn-i Ka'b, "Siz Ahzap süresini ne kadar okuyorsunuz?" diye sordu. (Sorulan kişi) yetmiş civarında "diye cevap
verdi. Übeyy ibn-i Ka'b dedi ki: "Ben onu Resuluılah (s.a.a) ile birlikte Bakara süresi kadar veya daha fazla okurdum.
Recm ayeti de onda var idi."(2)
Görüldüğü gibi Suyuti'nin El İktan
ve Durr'ul Mensur kitaplarında yeralıp Taberani ve Beyhaki'nin naklettiği kunut süreleri diye adlandırılan
mezkur iki süre Kur'an-ı Kerim'de mevcut değildir. Bu ise şimdi elimizde bulunan Kur'an-ı Kerim'den İbn-i
Abbas ile Zeyd ibn-i Sabit'in mushaflarında yer alan mezkur sürenin eksiltildiği anlamına geldiği gibi
elimizdeki Mushaf'tan gayri mushafların olduğunu da gösteriyor. Mezkur iki süreyi sünniler bazı namazıarın
kunutunda okuyoriar. Şahsen ben de bunları hıfzetmiştim bazı namazıarda kunutda okuyordum. Ama
Ahmed'in naklettiği ikinci hadise gelince Ahzap süresinin dörtte üçünün eksiltildiğini söylemektedir. Çünkü Bakara
süresi 286 ayettir, oysa Ahzap süresi 73 ayettir ve eğer Kur'an'ı hizibiere bölersek Bakara süresinin beşden
fazla hizbe bölündüğünü görüyoruz, oysa Ahzap süresi sadece bir hizip sayılıyor. Öte taraftan da Übeyy ibn-i
Ka'b'ın "Ahzap
------------------------ ı
- Suyuti'nin yazdığı
"El-İtkan" ve "Ed-Durr'ul Mensur," 2 - Müsned-, Ahmed ibn-i
Hanbel. c.5. s.132
.....
EHL-İ
SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ. . . / 345
süresini Hz. Resulullah ile birlikte Bakara süresi kadar veya daha fazla okuyordum
"dediğini görüyoruz. Onun ise Hz. Resulullah'ın (s.a.a) zamanında Kur'an'ı hifzeden hafızların
en meşhurlarından birisi olduğu ve Ömer'in onu halka teravih namazını kıldırmak için seçtiğie
1) dikkate alınırsa, bu sözü şüphe ve hayret uyandırmaktadır.
Yine Ahmed ibn-i Hanbel'in Müsnedi'nde Übeyy ibn-i Ka'b'dan(2) naklettiği ayrı bir rivayette de şöyle yeralmıştır.
"Resuluılah (s.a.a) buyurdu ki: "Allah-u Teala senin için Kur'an okumamı
emretmiştir." Daha sonrada şöyle okudu:
(Ehl-i Kitap'tan kafir olanlar...) ve bu sürenin içerisinde şunları söyledi: "Eğer
insanoğlu bir ova dolusu mal ister ve ona verilirse, ikincisini de ister ve eğer kendisine ikincisini de verilirse
üçüncüsünü de ister. İnsan oğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Allah tövbe edip,
dönenlerin tövbesini kabul eder. Allah'ın nezdinde sağlam ve doğru din hanif (İslam) dinidir, müşriklik,
Yahudilik ve Hristıyanlık değiL Her kim hayırlı bir amel yaparsa o mükafatsız bırakılınaz."
Yine Hafız İbn-i Asakir Tarih'inde Übeyy ibn-i Ka'b ile ilgili bölümde şöyle yazıyor. "Ebu Derda, Şam
halkından oluşan bir grupla birlikte
---------------------------------------
ı - Sahih-i Buhari. c.2, s252, 2 - Musned-i Ahmed. c.5, s.131
346 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
Medine'ye giderek Ömer'in huzurunda şu
ayeti okudular: "Kafirler kalplerinden cahiliyyet taassubunu yerleştirdiklerinde, siz de eğer onlar gibi taassuba
kapılsanız Mescid'ul Haram fesada düçar olur" O zaman Ömer "Size bu ayeti kim böyle okudu?" dedi. Onlar "Übeyy ibn-i
Ka'b" diye cevap verdiler. Ömer onu çağırttı ve onlara "O ayet i okuyunuz" dedi. Onlar da yine "Eğer siz
de onlar gibi taassuba kapılsanız Mescid'ul Haram fesada düçar olur" şeklinde okudular. O zaman Übeyy ibn-i
Ka'b Ömer'e "Evet ben onlara böyle okumuşum" dedi. Bunun üzerine Ömer Zeyd ibn-i Sâbit'e "sen oku" dedi. Zeyd aynen halkın
okuduğu gibi okudu. (yani onların okuduğunun Kur'an'da olmadığını açıkladı.)
O zaman Ömer "Allah'ım, ben bu kıraattan (zeyd'in kıraatından) gayrisini tanımıyorum" dedi.
Übeyy ibn-i Ka'b ise şöyle cevap verdi: "Andolsun Allah'a ki ey Ömer, sen biliyorsun ki, ben Resulullah'ın huzurunda
bulunuyordum, fakat onlar bulunmazlardı. Ben Resulullah'ı görürken onlar görmezlerdi. Andolsun Allah'a, eğer
sen istersen ben kendi evime saklanırım ve ölünceye kadar bunu kimseye söylemez ve kimseye de böyle okutmam." O
zaman Ömer "Allah'ım, bizi affet. Bildiğin gibi Allah sana ilim vermiştir. O halde bildiğini halka da
öğret" dedi."
Yine şöyle "Bir gün Ömer, bir gencin "Peygamber
mu'minlere, onların kendi nefislerinden daha evladır. Hanımları ise onların anneleridir. O da onların
babasıdır" şeklinde okuduğunu görünce ona itiraz etti. Mezkur genç "Übeyy ibn-i Ka'b'ın Mushafında
böyle yazılmıştır" dedi.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ.
. . / 347
Ömer
gidip Ubeyy ibn-i Ka'b'dan konuyu sordu. Übeyy ibn-i Ka'b ona "Ben Kur'anla meşgul olurken sen çarşılarda alış-verişle
meşgul oluyordun." cevabını verdi" (1) Bunun benzerini İbn-i Esir "Camiu'l Usul" adlı kitabında,
Ebu Davud Sünen'inde ve Hakim Müstedrek'in de nakletmiştir.
Aziz okuyucu,
görüldüğü üzere bu gibi rivayetler Ehl-i Sünnet'in kitaplarını doldurduğu halde ondan gaflet edip, Şia'ya
itirazda bulunuyorlar. Oysa Şia kitaplanndaki benzeri rivayetler bu rivayetlerin onda biri kadar bile değildir.
Bazı inatçı kimseler bu rivayetleri reddederken onların senetlerinin zayıf olduğunu ileri surerek
Ahmed ibn-i Hanbel'e bu gibi hurafi ve zayıf hadisleri tahriç ettiğinden dolayı itirazda bulunup, Ahmed'in
Müsned'i ile Ebu Davud'un Sünen'inin Ehl-i Sünnet'in nezdinde Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim gibi değer taşımadığını
söyleyebilir. Fakat bu gibi rivayetler Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'de de mevcuttur. Buhari Sahih'inde(2) Ammar(r.) ve
Hüzeyfe'nin (r.) menakıbi bölümünde naklettiği bir hadiste Alkame şöyle diyor.
"Şam şehrine gelmiştim. İki rek'at namaz kıldıktan sonra "Allah'ım, benim için salih bir
arkadaş karar kı!." diye dua ettim. Daha sonra toplu halde bulunan bir grubun nezdine gelip oturdum.
Bu arada ihtiyar bir adam gelip benim yanımda oturdu. "Bu şahıs kimdir?" diye sorduğumda, Ebu Derdâ!
olduğunu söylediler. Ben ona "Allah'tan bana salih bir
-----------------------------
1 - İbn-i Asâkir'in yazdığı Tarih-i Dimeşk. c2, s228. 2 - Sahih-i Buhari, c.4, s.215.
348
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
arkadaş göndermesini istemiştim, Allah seni gönderdi" dedim. O benim nereden olduğumu
sordu, ben Kufe halkından olduğumu söyledim. O, "Resulullah'ın ibrik, yastık ve nalinlerinin sahibi olan
aranızda değil midir? Allah'ın Peygamberinin diliyle şeytandan koruduğu kimse aranızda değil
midir? Peygamberin hiç kimsenin bilmediği sırlarının arkadaşı aranızda değil midir?
dedi. Daha sonra
 süresini Abdullah
nasıl okuyor'!' dedi. Ben
diye okudum. O "Andolsun Allah'a ki, Hz. Resuluılah da kendi ağzıyla
bana böylece okumuştur" dedi. Ayrı bir rivayette de daha sonra şunun nakledildiğini yazıyor: "Bunlar
durmadan bana israr ediyorlardı. Hatta nerdeyse beni Hz. Resulullah'ın kendisinden duyduğum şeyden ahkoyacaklardı."(1) Ayrı
bir rivayette de şöyle yazıyor.
Resuluılah bunu kendisi bana böyle okudu; fakat bunlar durmadan bana israr
ediyorlardı. Hatta nerdeyse beni geri
------------------------------- ı
- Sahih-i Buhari, c4, s216.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ.
. . / 349
çevireceklerdi."(1)
Bu rivayetler,
bu gün elimizde bulunan Kur'an'daki ayetinden önce kelimelerinin artırılmış olduğunu ifade etmektedirler.
Yine Buhari Sahih'inde kendi senediyle İbn-i Abbas'tan naklettiği bir rivayette şöyle yer almıştır.
Ömer ibn-i Hattab şöyle diyordu:
"Allah hakk olarak Muhammed'i (s.a.a) Peygamber
olarak göndermiş ve O'na kitap indirmiştir. İndirdiği ayetler arasında recm ayeti de vardı.
Biz onu okuduk anlayıp hıfzettik ve bu ayete dayanarak Resuluılah da recmi uyguladı. Biz de ondan sonra
recmettik. Fakat ben uzun bir zaman geçtikten sonra halkın "Biz recm ayetini Allah'ın Kitab'ında görmüyoruz"
diyerek, Allah'ın indirdiği bir farizeyi terkedip dalalete düşmesinden korkuyoruz. Oysa recm, Allah'ın
Kitab'ında beyyine veya itiraf ile zina ettiği sabit olan evli kadın veya erkek için farz kıldığı
bir hükümdür. Bir de biz Allah'ın kitabında şu ayet i de okuyorduk: "Babalarınızı bırakmayın
(başka bir baba edinmeyin), zira babanızdan dönmeniz sizin için küfür sayllmaktadır."(2)
Yine Müslim Sahih'inde "İnsan
oğlunun eğer iki ovası bile olsa üçüncü bir ovayı ister" bölümünde naklettiği bir rivayette şöyle
yer almıştır.
----------------------- ı
- Sahih-i Buhari, c.4, s218, "Menakib-u Abdullah ibn-i Mes'ud'. 2 - Sahih-i Buhari, c.8, s.26, "Evli kadının
zina yaptığı takdirde recmedilnıesi gerektiği" bölüm
350 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Ebu
Musa Es'ari Basra Karilerini davet etti. Onun yanında üç yüz Kur'an karisi toplandı. Ebu Musa onlara hitab ederek
şunları dedi:
"Siz Basra halkının önde gelenleri ve
karilerisiniz. Kur'an'ı tilavet edin, fakat dünya hayatı size çok gelmesin ki sizden öncekilerin kalbi katılaştığı
gibi sizin de kalbiniz katılaşır. Biz önceleri uzunluk ve şiddet bakımından Beraet süresini,
benzettiğimiz bir süreye okuyorduk, fakat ben ondan bir miktarını hatırlıyorum ki, şöyledir.
"Eğer insan oğlunun iki ova dolusu malı olsa bile üçüncü bir ovayı da ister, İnsan oğlunun karnını
tapraktan başka birşey doyurmaz" Ve yine Müsebbihat süre elimizdeki benzettiğimiz bir süreyi de okuyorduk ki
şu anda unutmuş durumdayım. Ama ondan şunu hatırlıyorum: "Ey iman edenler, neden yapmadığınız
şeyleri söylüyorsun uz ki aleyhinize şehadet edilir ve kıyamet günü ondan dolayı sorguya çekilirsiniz"(1)
Ebu Musa Eş'ari'nin biri 129 ayet olan Beraet süresine, diğerini ise yaklaşık 20 ayetten oluşan Müsebbihat
surelerine benzettiği bu iki sure elimizdeki Kur'an-ı Kerim'de mevcut değildir. Evet bunları şaşkınlıkla
okumaktan başka insanın elinden ne gelir sizce?
Ehl-i Sunnet'in
kitap, Müsned ve Sihah'ları Kur'an-ı Kerim'in azaltılıp çoğaltıldığını gösteren
bu gibi rivayetlerle dolu olduğuna göre bu iddianın batıl olduğu hususunda icma
--------------------------
1 - Sahih-i
M üslim, c.3, s.1O0. .. insanın
iki kova dolusu malı olsa üçüncüsünü ister' bölümü.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ ....... / 351
eden Şia'ya neden bu kadar suçlama ve saldırıda bulunmaktadırlar? Şia içerisinde
Kur'an'ın tahrif oluşunu iddia eden "Fasl'ul Hitab fi Isbat-I Tarif-i Kitab-i Rabb'il Erbab" kitabının
yazarı 1320 hicri yılında vefat etmiştir ve O bu kitabı takriben bundan yüz yıl önce yazmıştır.
Oysa El Ezher Üniversitesi'nde İslami fıkıh müdürü olan Şeyh Muhammed el Medini'nin söylediği gibi
Ehl-i Sünnet'ten olan "EI Furkan" kitabının yazarı ondan dört yüz yıla yakın bir sure önce bu iddiayı
öne sürmüştür.(l) Muhim olan şudur ki, hem Ehl-i Sünnet'in ve hem de Şia'nın muhakkik ve araştırmacı
alimleri bu gibi rivayetlerin batıl ve nadir olduğunu açıklayarak elimizde bulunan şu Kur'an'ın Hz.
Muhammed'e (s.a.a) inen Kur'an'ın aynısı olduğunu ve onda hiç bir artırma, eksiitme ve tahrifin söz
konusu olmadığını isbatlamışlardır. O halde Ehl-i Sünnet Şia'ya, Şia nezdinde
itibarı olmayan bazı rivayetlerden dolayı nasıl itiraz edebilirler? Oysa kendi Sihah'lan bu gibi rivayetlerin
zahiren sahih olduğunu bile isbatlıyor.
Biz bu gibi hadislere büyük bir acı ve üzüntüyle işaret etmek zorunda kaldık. Eğer arkalarında bilinen
komploların yeraldığı,
özellikle de İran İslam İnkılabı'nın başarı ya ulaşmasından sonra yoğunlaşan
Şia;ya karşı suçlama ve tekfir meselesi ortada olmasaydı ve bütün bunlar bazı Sünnet-i Nebeviye'ye
uyduklarını iddia edenler vasıtasıyla gerçekleşmeseydi, biz bu gün Ehl-i Sünnet kaynaklarında
mevcut olan bu gibi hadisleri bir kenara bırakıp, onları
-------------------- 1 - Risalet'ul İslam Dergisi, 11. yıl, 4. sayı, s. 382 ve 383.
352 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
nakletmez ve görmezlikten gelirdik.
Ben, hangi fırkadan olursa olsun bütün müslüman kardeşlerime hitabederek diyorum ki: Kardeşleriniz hususunda
Allah'tan korkon. "Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın, bölünmeyin. Hatırlayın Allah'ın size
olan nimetini ki, birbirinize düşmandınız o sizin kalplerinizin arasını yaklaştırdı
ve siz onun nimeti sayesinde birbirinizle kardeş oldunuz"
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ. . . / 353
İKİ
NAMAZI BİRLİKTE KILMAK KONUSU
Şia'ya dil uzatma vesilesi yapılan
konulardan birisi de Şia'nın öğle namazı ile ikindi namazını ve akşam namazıyla yatsı
namazını birlikte kılmaları hususudur. Ehl-i Sünnet bu konuda Şia'yı tenkit ederek kendilerinin
bunun aksine, namazı koruyup hifzedenlerden olduklarını belirtiyorlar. Zira Allah-u Tcilıi Kur'an-ı
Kerim'de buyuruyor ki:
"Gerçekten de
namaz mu'minlere vakitli olarak yazılan bir farizedir."
Nisâ / 103
Bir grubun leh veya aleyhinde herhangi bir hüküm vermeden
önce konuyu tüm yönleriyle inceleyerek her iki grubun da konu hakkındaki sözlerini dinlememiz gerekir.
Ehl-i Sünnet "cemi takdim" diye anılan öğle namazıyla ikindi namazını Arefe'de, "cem'i ta'hir" diye
adlandırılan yatsı namazıyla akşam namazını Müzdelefe'de birlikte kılmanın caiz
olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Hatta bu hususta, ister Şia ister Sünni bütün islami fırkaları,
istisnasız olarak ittifak etmişlerdir. Şia'yla Ehl-i Sünnet arasındaki ihtilaf seferi olmaksızın
yılın bütün günlerinde öğle namazıyla ikindi namazını ve akşam namazıyla yatsı
namazını birlikte kılmanın caiz olup olmadığı hususundadır. Fakat Hanefi'ler hatta
seferde bile bu namazıarın birlikte kılınmasının caiz olmadığını söyleyerek
özellikle de seferde
354 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
cem etmenin caiz olduğunu bildiren açık naslar olmasına rağmen,
ister Ehl-i Sünnet ve ister Şia tüm İslam ümmetinin icmasına muhalefet etmişlerdir. Maliki, Şafii
ve Hanbeli1ere gelince mezkur farizelerin seferde birlikte kılınabileceğinin caiz olduğunu söyleyip, korku,
hastalık, yağmur ve toprak fırtınası gibi olaylardan dolayı da birlikte kılınmalarının
caiz olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir.
İmamiyye
Şia'sı Ehl-i Beyt imamlarından bu hususta gelen rivayetıere iktida ederek sefer, hastalık, yağmur
ve korku gibi bir özür sözkonusu olmaksızın da mezkur namazıarın birlikte kılınmasının
caiz olduğuna inanıyorlar. Bu konuda Şia'yla (Şia ulemasıyla) tartışınca bizzat kendimizin
şüphe ve soruya muhatab olduğumuzun farkında olmamız gerekir. Zira Ehl-i Sünnet'in Şia'ya karşı
getirdiği her delile cevab vererek bizzat kendileri reddederler. Zira onlar Ehl-i Beyt imamlarından ta'lim görmüş
ve Ehl-i Beyt imamları onlara müşkül olan birçok konuyu açıklamışlardır. Onlar da Kur'an ve
Sünnete vakıf olan Ehl-i Beyt imamlarına iktida etmekle iftihar ediyorlar.
İlk defa Şehid Muhammed Bakır es-Sadr arkasında öğle ve ikindi namazını bir arada kıldığımı
hiç unutmam. Ben Necef şehrinde iken öğle namazıyla ikindi namazını ayrı-ayrı kılıyordum.
Fakat o mutlu günde şehid Muhammed Bakır es-Sadr ile birlikte onun evinden çıkıp mukallitlerine imambk
ettiği camiye gittik. Onlar bana saygı göstererek Muhammed Bakır es-Sadr'ın arkasında benim için
bir yer ayırdılar. Öğle namazını kılıp ikindi namazına
EBL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ. . . / 355
başlamak istenirken fikrimden ayrılmak geçti; fakat
ben iki sebepten dolayı kalkıp gitmedim. Evvela merhum Sadr'ın azameti beni aldı ve namazı öyle bir
huşu içinde kıldık ki namazı biraz daha uzatmasını arzuluyordum. Ikinci olarak da benim ona
en yakın bir yerde olmam nedeniyle, adeta bir gücün beni ona doğru çekip ayrılmama engelolduğunu hissediyordum.
İkindi farizesini tamamladıktan sonra halkın onun etrafını sarıp sorularını sorduklarında
ben de onun arkasında bulunuyordum. Bazı yavaş sorulan sorular hariç sorulan soru ve cevapları ben de
duyuyordum. Daha sonra beni yemek için evine götürdü. İşte o vakit ben kendirnin bir şeref misafiri olduğumu
hissettim. Ben bu fırsatı ganimet sayarak iki namazı bir arada kılmak konusunu sorarak şöyle dedim:
"Efendim, acaba zaruret halinde insan iki farizeyi bir arada kılabilir mi?" O cevap olarak şöyle dedi: "Hatta hiç
bir zaruret söz konusu olmaksızın bütün hallerde iki farizeyide bir arada kılabilir" dedi. Ben "Bu hususta
deliliniz nedir?" diye sordum. O "Hz. Resulullah (s.a.a) sefer, korku, yağmur ve herhangi bir zaruret olmaksızın
Medine'de iki farizeyi bir arada kılmıştır. Bunu ise sadece bizlere bir kolaylık sağlamak için
yapmıştır. Hamd olsun Allah'a, bu konu Ehl-i Beyt imamları aracılığıyla bizim nezdimizde
sabittir. Sizin nezdinizde de sabittir" dedi. Ben ,bu cevabı çok garipsedim. Bu bizim nezdimizde nasıl sabit olabilir?
Oysa ben şimdiye kadar böyle bir şey duymamış ve Ehl-i Sünnet'ten bir şahsın bile bununla amel
ettiğini görmemiştim. Aksine onlar ikindi ve yatsı namazlarının
356 /
DOĞRULARLA BİRLİKTE
ezandan bir dakika bile önce kılındığı takdirde batil olduğunu söylüyorlarr,
nerde kaldı ki ikindi namazının ikindi ezamndan saatlerce önce, yani öğle namazıyla bir arada kılınsın
veya akşam namazıyla birlikte yatsı namazı kılınmasına izin vermiş olsunlar? Şehit
Muhammed Bakır es-Sadr, benim şaşkınlık ve garipsememin farkına vararak orada bulunanlardan
birisine fısıldayarak bir şeyler söyledi. O kalkıp hemen iki tane kitap getirdi. Ben onların Sahih-i
Buhari ile Sahih-i Müslim olduğunu anladım. Seyyit Muhammed Bakır es-Sadr ondan iki farizenin birarada kılınmasryıla
ilgili olan hadisleri bana göstermesini istedi. Ve ben bizzat kendim Sahih-i Buhari'de Hz. Resulul!ah'ın (s.a.a) öğle
ile ikindi ve akşam ile yatsı namazıarım birlikte kıldıklarına dair hadisleri okudum. Hatta
Sahih-i Müslim'de herhangi bir korku, yağmur ve sefer sözkonusu olmaksızın hazer halinde (seferde olmaksızın)
iki namazın bir arada kılınmasıyla Resulul!ah'ın (s.a.a) öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı
namazıarını birlikte kıldıklarına dair hadisleri okudum. Hatta Sahih-i Müslim'de herhangi bir
korku, yağmur ve sefer sözkonusu olmaksızın hazer halinde (seferde olmaksızın) iki namazın bir
arada kılınmasıyla ilgili mustakil bir babın olduğunu gördüm. Fakat her ne kadar kalbi me onların
ellerinde bulunan Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'in belki de tahrif edilmiş olabilir diye bir şüphe geldiyse de
şaşkınlığımı gizleyemedim. Ama mezkur kitaplara Tunus'ta da başvurmayı kararlaştırdım.
Şehit Seyyit Muhammed Bakır es-Sadr, bu delillerden sonra, ne görüşte
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ. . .
/ 357
olduğumu
sordu. Ben "Siz hak üzeresiniz; sizin sözünüz doğrudur, fakat ayrı bir soru sormak istiyorum" dedim.
O 'Buyur" dedi.
Ben: "Bizim nezdimizde bir çok şahıs geceleyin
seferden döndükten sonra öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazıarım hep birlikte kaza olarak kılıyorlar. Acaba bu caiz midir?" diye sordum.
O 'Bu caiz değildir"
dedi.
Ben dedim ki: "Biraz önce Hz. Resulullah'ın hem namazıarı ayrı - ayrı olarak
kıldığını ve hem de birlikte kıldığını söylediniz Böylece Resulullah bizlere Allah'ın
razı olduğu namaz vakitlerini bildirmek istemiştir."
O şöyle
cevap verdi: "Öğle namazıyla ikindi namazıarının müşterek bir vakitleri vardır; o ise
öğleden başlayarak güneşin batışına kadar devam eder. Akşam namazıyla yatsı namazının
da müşterek vakitleri vardır; o ise güneşin batışından (biraz sonra) başlayarak gecenin
yarısına kadar sürer. Sabah namazının ise kendine has bir vakti vardır, o da fecr-i sadıktan
güneş doğuncaya kadardır. Bu vakitlerden dışarı
çıkan kimse
"Namaz mu'minlere
vakitli olarak farz kılınmıştır"
Nisâ / 103
ayetine muhalefet etmiş olur. Örneğin sabah namazını fecr vaktinden önce veya güneş
çıktıktan sonra kılamıyacağımız gibi, öğle ile ikindi namazlarını öğleden
önce veya güneşin batışından sonra, akşam namazıyla yatsl namazını da güneş
358
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
batuktan önce veya gece yansmdan sonra kılamayız."
Seyyit Muhammed Bakır es- Sadr'a teşekkür ettim. Her ne kadar ikna olmuştumsa da yine de ondan ayrıldıktan
sonra Tunus'a dönüp konuyu tam derince araştırıp, hakikati görmeden söz konusu namazlarımı bir arada
kılmadım. Şehit Muhammed Bakır es-Sadr ile benim ararnda iki farizeyi birarada kılmakla ilgili cereyan
eden kıssa bundan ibaretti. Bunu nakletmekten maksadım, Ehl-i Sünnet kardeşlerime gerçekten Enbiya'nın
ilim ve ahlak varisleri olan mutevazi alimlerin ahlaklarınm nasılolduğunu açıklamanın yanısıra
kendi sahih kaynaklarımızda bulunmasına ve o kaynakların doğruluğuna inanmamıza rağmen
bu kaynaklardan habersiz kaldığımız için diğerlerine itiraz ettiğimize dikkati çekmektir.
Ahmed ibn-i Hanbel Müsned'inde İbn-i Abbas'tan naklettiği bir hadiste diyor ki: "Resulullah (s.a.a) Medine'de
mukim olup misafir olmadığı halde sekiz rek'atı ve yedi rek'atı bir arada kıldı."(1)
İmam Malik de "El Muvatta" kitabında İbn-i Abbas'tan naklettiği bir rivayette şöyle diyor. "Hz.
Resulullah (s.a.a) bir korku ve sefer olmaksızın öğle namazıyla ikindi namazını, akşam
namazıyla yatsı namazı nı bir arada kıldI."(2)
Yine Müslim kendi Sahih'inin "Seferi olmadan iki namazı birlikte kılma" bölümünde İbn-i Abbas'tan naklettiği
bir hadiste şöyle yazıyor." Hz. Resuluılah (s.a.a) bir korku ve
- -- - - -- - --- -----------
ı - Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel, c.1, s.221. 2- Imam Malik'in "El Muvatta' adlı kitabı, Şerh'ul
Havalık," c.1 s.161.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT EITİĞİ. . . / 359
seferi olmaksızın öğle ile ikindi namazına, akşam
ile yatsı namazım bir arada kıldı" (1) Yine İbn-i Abbas'tan naklettiği ayrı bir rivayette
şöyle diyor: "Hz. Resulullah (s.a.a) Medine'de bir korku ve yağmur olmadan öğle ile ikindi akşam ile
yatsı namazıarım birlikte kıldı." Ravi diyor: İbn-i Abbas'tan, onun niçin böyle yaptığını
sorduğumda "Ümmetinin bir zorluğa düşmemesi için böyle yapmıştır" cevabını
verdi."(2) Bu Nebevi Sünnet'in ashabın nezdinde yaygın olup amel edildiğini gösteren delillerden birisi de
aynı bölümde naklettiği şu rivayettir. Ravi şöyle diyor. "Bir gün ikindiden sonra Ibn-i Abbas bize konuşma
yapmaya başladı. Ama güneş batıp, yıldızlar çıkmasına rağmen konuşmasına
devam ediyordu. Halk "Namaz, namaz" derneğe başlamıştı. Bu arada Beni Temim'den olan birisi de durmadan
namaz, namaz diyordu. İbn-i Abbas ona hitabederek "Ey biçare, bana sünneti mi öğretiyorsun?" dedi. Sonra
da şunları ekledi: "Ben Hz. Resulullah'ın öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazıarını
birlikte kıldığını gördüm." Ayrı bir nakilde de İbn-i Abbas'ın o şahsa şunları
dediğini kaydetmiştir. "Ey zavallı, bize namazı mı öğreteceksin? Oysa biz Hz. Resulullah'ın
zamanında iki namazı birlikte kılıyorduk."(3)
Buhari'nin akşam
namazının vakti bölümünde naklettiği
------------------------------ ı - Sahih-i Müslim, c.2, s.151 "Seferi olmadan iki namazı birlikte
kılma' bölümü. 2 - Sahih-i Müslim, c.2, s152. 3 - Sahih.i Müslim, c.2, s.153, "Seferi olmadan
iki namazı birlikte kılma' bölümü.
360 / DOĞRULAR LA BİRLİKTE
bir hadiste İbn-i Abbas şöyle diyor.
"Hz. Resuluılah (s.a.a) yedi rek'atı (akşam ile yatsıyı) ve sekiz rek'atı (öğle ile
ikindiyi) birlikte kıldılar." (1)
Yine Sahih-i Buhari'nin
"Ikindi Namazının Vakti" bölümünde naklettiği bir hadiste Ebu Umame şöyle diyor. "Biz öğle namazını
Ömer ibn-i Abd'ul Aziz ile kıldıktan sonra Enes ibn-i Malik'in nezdine geldiğimizde onun ikindi namazını
kıldığını gördük. Ben "Amca bu kıldığın namaz ne namazı idi?" diye sordum.
O "Bu ikindi namazı idi. Hz. Resuluılah birlikte kıldığımızda böyle kılardı."
dedi.(2)
Hadisler bu kadar açık olmasına rağmen bu
konuda Şia'ya itiraz edenlerin varolduğunu her zaman göreceksin. Ben kendi yaşadığım bölgeden
bir örnek vereceğim: "Tunus'un Kafsa şehrindeki bir imam, namaz kılanların arasında bizleri kötülemek
amacıyla cemaata hitaren şöyle konuşmuştu: "Şu getirdikleri yeni dini görmüyor musunuz? Onlar, öğle
namazını kıldıktan hemen sonra kalkıp ikindi namazını kıhyorlar. Bu yeni bir dindir;
Hz. Muhammed'in dini değildir. Bunlar bu haraketleriyle
"Namaz mu'minlere vakitli olarak
tayin edilen bir farzdır" (Nisâ / 103) buyuran Kur'an-ı Kerim'e muhalefet etmektedirler." Evet bu konuyu bahane
ederek gerçekleri gören bizlere ağzına geleni söylemiştir. Kültürlü ve bilinçli geçlerden birisi gelerek imarnın
söylediklerini bana nakletti. Ben ona Sahih-i
--- - -- - -------------
1 - Sahih-i Buhari,
c.1, s.l40 "Akşam namazının vakti" bölümü. 2 - Sahih-i Buhari. c.l. s.138, "ikindi namazının
vakti" bölümü.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT EITİĞİ. . . i 361
Buhari'yle Sahih-i Müslim'i verdim. Söz konusu
namazlan birlikte kılmanın sahih olduğunu ve Hz. Resulullah'ın sünnetine mutabik olduğunu imama bildirmesini
istedim. çünkü benim kendim onunla tartışmak istemiyordum; daha önce onunla tath dille bahsetmeğe çalışmıştım.
Fakat o bana kötü laf ve iftiralarla karşılık vermişti. Evet arkadaşım onun arkasında namaz
kılmasına devam ediyordu. Bir defasında namazdan sonra her zaman olduğu gibi, imam ders vermek için oturduğunda,
arkadaşım iki farizeyi birlikte kılmak konusunu sordu. Imam "Bu Şia'nın bid'atlarındandır"
diye cevap verdi. Arkadaşım "Fakat bu Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'de de yer almıştır." dedi.
Imam "Bu doğru değildir" deyince, arkadaşım Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'i çıkararak imamdan
iki namazı birlikte kılmak bölümünü okumasını istedi. Arkadaşım diyor ki: "İmam o bölümü
okuduktan ve dersini dinleyenıerin huzurunda hakikati gördükten sonra kitapları kapatıp bana verdi, sonra şöyle
dedi: "Bu Hz. Resulullah'a mahsustur. Sen de Resulullah'ın derecesine erecek olursan birlikte kılabilirsin." Arkadaşım
diyor ki, o günden beri onun mutaassıb ve cahil birisi olduğunu anladım." (1) Sonra arkadaşımdan
geri dönüp ona
---
-- - -- - - - - - - - - - --
1
- Nakledildiğine göre, iki şahıs avlanmak için gitmişler uzaktan bir karartı gördüklerinde biri "O
kargadır" demiş, ötekisi ise bunu kabul etmeyerek onun keçi olduğuna israrla söylemiş. Bunlardan her birisi
kendi görüşünde israr etmiş. O karartıya yaklaşınca onun bir karga olduğunu ve korkusundan kalkıp
uçuverdiğini görünce karga olduğunu söyleyen" Ben Sana onun karga olduğunu söylemedim mi? Şimdi inandın
mı?" deyince. arkadaşı yine de kendi görüşünde israr ederek "Sübhanellah. keçi de uçuyormuş" diye
cevab vermiş!
362
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
İbn-i Abbas, Enes ibn-i Malik ve
bir çok sahabenin de böyle kıldıklarını, o halde bunun sadece Resulullah'a (s.a.a) mahsus olduğunun
delilsiz bir iddia olduğunu dile getirmesini istedim. Ayrıca Resuluılah (s.a.a) bize güzel bir örnek değil
midir? Fakat arkadaşım vazgeçerek "Hatta Hz. Resuluılah (s.a.a)ın kendisi bile gelse belki yine de inanmaı."
dedi.
Hamd olsun Allah'a ki, iki namazı birlikte kılmanın
caiz olduğu hakikatini bildikten sonra namazı terkeden bir çok genç tekrar namaz kılmaya başladılar.
Çünkü daha önce namazları vaktinde kılamıyor ve geceleyin hepsini birlikte kılıyorlardı. Bu
ise onların kalbini karartıyordu. Böylece de iki farzı birlikte kılmanın hikmetini daha iyi anladılar.
Çünkü bu hüküm sayesinde memur, öğrenci ve bütün halk tabakaları namazıarını kendi vaktinde kılabilirler.
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ . . / 363
TOPRAK PARÇASINA SECDE
Şia alimleri, Ehl-i Beyt imamlarının Hz. Resulullah'tan (s.a.a) naklettikleri,
"Secdelerin
en faziletlisi toprağın üzerine yapılan secdedir." ve
"Yer
ve yerden biten şey ile yiyilip giyilmeyen şeyden başka bir şey üzerine secde etmek caiz değildir"
hadisine dayanarak toprak üzerine secde etmenin daha faziletli olduğu hususunda icma etmişlerdir. Vesail'uş
Şia kitabının yazarı şeyh Hür Amili, Hüşam ibn-i Hakem yoluyla naklettiği bir hadise göre
İmam Ca'fer Sadık (s.a) şöyle buyuruyor.
"Toprağın üzerine secde etmek daha
efdaldır. Çünkü daha çok "huzu"nun (Allah karşısında boyun eğmenin) nişanesidir ve huzu ise
yalnız Allah için yapılır."
Başka bir rivayette
de şöyle diyor. "İshak ibn-i Fazı Hz. Imam Sadık'tan kamıştan dokunmuş hasırlar üzerine de
364 /
DOĞRULAR LA BİRLİKTE
secde etmek konusunu sorunca imam şöyle buyurdu:
"Bunda bir sakınca yoktur, fakat toprak üzerine secde
etmek benim için daha sevimlidir. Zira Hz. Resulullah da anhnın yere dokunmasım seviyordu. Ve ben Resulullah'm sevdiği
şeyi senin için de seviyorum."
Ama Ehl-i Sünnet alimlerine gelince,
onlara göre her ne kadar hasır üzerine secde etmek daha faziletli ise de halı ve benzeri sergiler üzerine
secde etmektede bir sakınca yoktur. Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'in tahriç ettikleri bazı rivayetlerde de
Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hurma ağacı yapraklarından dokunmuş olan bir küçük hasırı (humresi)
olduğu ve onun üzerine secde ettiği kaydedilmiştir. Sahih-i Müslim'in hayız bölümünde Ayşe'den nakledilen bir hadiste şöyle deniliyor:
"Resulullah bana "Secde yaptığım hasırı (humreyi) mescitten bana getir" dedi. "Ben hayızlıyım"
dedim. Resulullah "Hayız olmak senin elinde olan bir şey değildir ki' buyurdu."(1)
Müslim: "Humre secdeye
yarayacak kadar küçük olan
-------------------------- 1 - Sahih-i Müslim, c.l. s.168.
"Hayızlı kadının kocasının kafasını yıkamasının caiz oluşu" bölümü - sünen-i Ebu Davud, c.l, s.68 "Hayızlı kadının mescide girmesinin caiz oluşu"
bölümü.
EHL-İ
SÜNNET'İN TENKIT E1TİĞİ. . . / 365
seccadeye denir." diyor.
Hz. Resulullah'ın
(s.a.a) yerin üzerine secde etmeyi sevdiğini gösteren ayrı bir hadisde Buhari'nin Ebu Said Hudri'den naklettiği
şu hadistİr: Ebu Said Hudri diyor ki: "Hz. Resulullah (s.a.a) Ramazan ayının ortasındaki on günü
itikar ederdi (mescidde kalıp ibadete meşgulolurdu). Bir yıl itikafının onuncu günü yani Ramazan
ayının yirmi birinci gecesi şöyle buyurdu: "Benimle itikar yapan kimseler Ramazan ayının son on gününü
de itikar etsinler. Ben bu geceyi rüyamda gördüm ama sonra unuttum. Sabahleyin su ve toprakla uğraştığımı
gördüm. Onu (kadir gecesini) son on günlerde arayın; onu teklerde arayın."(1)
Ravi diyor: "O gece yağmur yağdı. Mescidin üzeri kapalı idi ama yine de
damlama neticesinde yirmi birinci günün sabahı kendi gözlerimle Hz. Resulullah'ın alnında su ve toprak eserlerinin
olduğunu gördüm."
Hz. Resulullah'ın (s.a.a) döneminde sahabe yerin
üzerine secde etmeği faziletli biliyorlardı. Bunu isbat eden delillerden birisi de Nesai'nin, secde için çakıl
taşlarını soğutmak bölümünde naklettiği şu hadistir: Cabir ibn-i Abdullah diyor ki: "Hz.
Resulullah (s.a.a) ile öğle namazı kıldığım zamanlar, elime bir avuç çakıl taşları
alıyor soğutarak öteki elime alıyor secdeye gittiğimde alnımı onların üzerine bırakıyordum."(2)
Bunların yanısıra, Hz. Resulullah
(s.a.a) buyurmuştur ki:
--------------------------------- 1 - Sahih-i Buhari,
c.2, s256 "Son on günlerde itikaf yapma' bölümü. 2 - Sünen-i Nisai, c.2, s.204, "Secde için kum soğutmak'
bölümü.
366 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Yer benim için secde yeri ve temizleyici kılınmıştır."(1)
Yine Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Yerin hepsi bizim için secde yeri ve toprağı da
temizleyici kılınmıştır."(2)
Öyleyse sergi yerine yerin üzerine secde yapan Şia'ya karşı, müslümanlar neden
bu kadar taassub gösteriyorlar? Sadece ceblerinde ve çantalarında bir toprak parçası bulundu diye Arabistan'da dövülmektedir?
Acaba mukaddes islam dini Resulullah'ın (s.a.a) Allah'ın Peygamber'i olduğuna şehadet edip namaz kılan,
zekat veren, Ramazan ayını oruç tutan ve hacc için Allah'ın evini tavaf eden müvahhid bir müslümana saygılı
olmayı emretmiyor mu? Ve müslümanlar birbirlerine eziyet etmesini yasaklamıyor mu? Acaba bu kadar ağır
zorluklara katlanarak ve bu kadar malı harcayarak Beytullah'ın ziyaretine ve hacc amellerini yapmağa gelen
bir Şia'nın taşa taptığını söylemek akl-i selime uyar mı? Acaba Ehl-i Sünnet topluluğunu
ilk kitabım
-------------------------------- ı - Sahih-i Buhari, c.1. s.86, "Kitab'ut Teyemmüm", 2
- Sahih-i Müslim, c2, s.64, "Kitab'ul Mesacid ve Mevaziu-s Salat,"
EHL-İ SÜNNET'İN
TENKİT ETTİĞİ. . . i 367
olan "Nasıl Hidayete kavuşturn" adlı eserimde naklettiğim şehid
Muhammed Bakır Sadr'ın şu sözü ikna etmeğe yetmiyor mu? Ben ondan toprak parçası üzerine secde etmek
konusunu sorduğumda şöyle cevap verdi: "Biz Allah için toprağın üzerine
secde ediyoruz. Toprağm üzerine secde etmekle toprak için secde etmek ayrı-ayrı şeylerdir."
Acaba secdesinin tahir temiz ve Allah katında makbul olması için ihtiyat edip Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt
imamlarının emrine itaat ederek yumuşak sergiler yerine toprağa secde eden Şia'yı batıl
bir şüpheye dayanarak küfr ve şirkle suçlamak doğru mudur? Ve acaba bizim böyle bir hakkımız var
mıdır? Özellikle de bugün camiler yumuşak sergiler döşenmiştır. Hatta bazı camiIere gayr-i
malum bir maddeyle hazırlanan halıfleks adlı sergilerle döşenmiştır. Belki de onların bazısında
secde yapılması caiz olmayan bir madde de bulunabilir. Dini konularına özellikle de dinin direği olan
namazına dikkat eden bir şiinin namaz kılarken bel kemerini ve saatinin kol kordonunu aslı belli olmayan
bir deriden olduğu sebebiyle çıkardığını ve bazen de geniş bir pantolon ile namaz kılmak
amacıyla, küfr ülkelerinden getirilen dar pantolonunu çıkardığını görürsün. Bütün bunlar Allah'ın
huzurunda onun sevmediği bir halde durmamasına özen gösterip, ihtiyat etmesinden dolayıdır. Acaba bunlardan
dolayı onlarla alayedip onlardan kaçınmak doğru mudur? Yoksa Allah'ın şiarlanna önem verdiklerinden
dolayı onlara saygı mı göstermeliyiz? Oysa Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
368 /
DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Allah'm şiarlarnı tazim etmek (yüceltmek) kalplerin takvasındandır"
Ey Allah'ın kulları, Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.
"Dünyada ve ahirette Allah'ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı daldığınız o dedi-kadu yüzünden
mutlaka pek büyük bir azaba uğrardınız. O zaman siz, onu ağızdan ağıla naklediyor ve hiçbir
bilginiz olmıyan o şeyi ağızlarınızia söyleyip duruyordunuz ve sanıyordunuz ki o, kolay
birşey, halbuki o, Allah katında pek büyük birşeydi."
(Nur /
14-15)
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ....../ 369
RİC'AT (HAYATA YENİDEN
DÖNME)
Ric'at konusu yalnızca Şia'nın inandığı
bir konudur. Ben Ehl-i Sünnet kitaplarından buna dair bir şey bulamadım. Onlar bu konuda Ehl-i Beyt imamlarından
nakledilen ahiretten önce dünyada da mu'minlerin ve Allah'ın düşmanları olan zalim ve müfsitlerden intikam
almaları için Allah-u Teala'nın bazı mü'minlerle bazı zalimleri yeniden dirilteceğini bildiren hadislere
dayanmaktadırlar. Şii'lerin nezdinde sahih ve mutevatir olan bu hadisleri, Ehl-i Beyt İmamları cedleri
Hz. Resulullah'tan nakletmiş olmasına rağmen bundan habersiz olan bazı sünnilerin söz konusu hadislere
inanmaması tabiidir. Çünkü biz bahsimizde taassuptan kaçınıp insaflı olmayı kararlaştırdık.
Bu nedenle onları kendi sahihlerinde tahriç ettikleri şeylerden gayrisine inanmaya zorlayamayız. Şia hiç
bir kimseyi bu rivayetleri kabullenmek zorunda bırakmıyor ve bunları tekzip edenleri de tekfir etmiyor. O halde
bu kadar Şia'ya saldırıp itiraz etmenin bir yeri yoktur. Özellikle bazı ayetler de bu manaya uygun olarak
tefsir edilmiştir. Örneğin Neml suresinin 83. ayeti:
"Ve o gün ki, ayetlerimizi tekzip eden her bir ümmetten bir grup
haşredeceğiz ve onlar bekleyeceklerdir." Tefsir-i Kummi'de Hammad'ın İmam
370 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
Sadık'tan naklettiği bir hadiste şöyle diyor: "Imam Sadık (a.s), benden
"O gün ki, ayetlerimizi tekzip eden her ümmetten bir grup haşredeceğiz..." ayet i hakkında halkın
ne dediğini sordu. Ben, "Bu ayetin kıyametIe ilgili olduğunu söylüyorlar, "dedim. İmam "Hayır"
dedi, "söyledikleri gibi değildir. Bu ayet ric'ati açıklamaktadır. Allah-u Teala kıyamet günü her
ümmetten bir grubu haşredip diğerlerini kendi haline mi bırakacak? Kıyamet
gününün ayeti:
"Onların hepsini haşrettik ve bir tanesini
bile bırakmadık"
(Kahf/47)
ayetidir."
Şeyh Muhammed Muzaffer, Akâid'ul İmamiyye adlı kitabında
şöyle yazıyor: "İmamiyye Şia'sı Ehl-i Beyt imamlarından gelen
hadislere dayanarak inanmaktadırlar ki, Hz. İmam Mehdi (Allah onun zuhurunu yakınlaştırsın)
zuhur ettiği zaman, Allah-u Teıilıi bir grubu bulundukları asıl suretlerinde tekrar dünya hayatına
dönderecektir. Onlardan bir kısmını aziz, bir kısmını da zelil kılacaktır. O zaman
haklılar haksızlardan ve mazlumlar zalimlerden haklarını geri alacaklardır. Elbette, imanda yüksek
dereceye ılaşanlarla fesatta son dereceye varanlar ric'at edecekler ve la ha sonra da tekrar ölecekler, sonra da
mustahak oldukları :evap veya azaba uğramak üzere kıyamet günü
EHI,İ siJNNETtN TENKIT ETI1(,;L
. . / 37l
haşredileceklerdir. Allah-u Teala
"Dediler. "Ey Rabb'imiz, bizi iki defa öldürüp, iki defa dirilttin; biz de kendi günahlanman itiraf ettik; kurtuluş için
bir yol yok mu?"
(Mu'min /11)
Ayetinde bir kez ric'at edip de islah olmayan, dolayısıyla
Allah'ın azabına erişenlerin bir daha ric'at etmek istediklerini açıklamaktadır."(1)
Elbette Ehl-i Sünnet mezhebine bağlı olan müslümanlar, Ehl-i Beyt imamları tarafından açıklanan hakikat
ve marifetlerden mahrum kaldıkları için ric'ate inanmıyorlarsa bu tabıi bir şeydir; ama ric'ate sağlam
deliilere dayanarak inanan Şia'ya da saldırmak hakkına sahip değillerdir. Çünkü bilmeyenin bilene ve cahilin
alime bir hücceti olamaz. Bir mezhebi n bir şeye inanmayışı o şeyin batll olduğuna delil olamaz.
Özellikle ric'atın bazı şahıslar hakkında gerçekleştiğini isbatlayan hem Kur'an-ı
Kerim'den ve hem de Sünnetten deliller bulunmaktadır. Ve bu Allah için muhal imkansız bir şey değildir.
Allah-u Teala Bakara suresinin 259. ayetinde şöyle buyuruyor.
------------------------- ı - Akaid'ul imamiyye, s.80, 32. inanç bölümü.
372 /
DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Veya o kimse ki, yıkılmış
bir beldeye geldiğinde "Allah bunu nasıl (tekrar) diriitecek?" dedi. Allah da onu yüz yıl öldürdükten sonra
tekrar diriltti,"
Ve yine Rakara suresinin 243. ayetinde şöyle
buyuruyor.
"Görmedin mi onlar ki binlerce olduklan halde
ölüm Yine
Allah-u Teala Beni Israil'den de bir kavmi )öIdürdükten sonra tekrar diriltmiştir. Bu konuda Bakara uresinin 56. ayetinde
buyuruyor ki: "Bir zamanlar ya Musa demiştiniz Allah'ı
apaçık görmedikçe inanmayız sana. Derken bakınip druyordunuz, bır yıldırım düşmüştü
de sizi yakıvermişti. Sonra da gene şükredesiniz diye ölümünüzden sonra sizi dirilttik"
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ.
. . / 373
Yine üç yüz yıldan fazla mağaralannda ölüler gibi kalan Kehf ashabı hakkında Kahf suresinin 12. ayetinde
şöyle buyuruyor.
"Daha sonra o iki gruptan hangisinin daha iyi
vakti saydığım bilmek için onları uyandırdık."
Kur'an-ı Kerim'in geçmiş ümmetIerde ric'atin vuku bulduğunu naklinden de anlaşılıyor ki, Hz.
Muhammed'in (s.a.a) ümmetinde de vuku bulması muhal değildir. Özellikle de bunun vuku bulacağını
Ehl-i Beyt imamları nakletmişlerdir. Onlar ise hem alim ve hem de sadıktırlar. Ama bazılarının
ric'atın ateistlerin inandıkları tenasüh akidesi gibi bir akide olduğunu iddia etmelerine gelince bunun
açıkça bir yalan ve temelsiz bir iddia olduğu ortadadır. Onlar bu iddiaya dayanarak Şia'yı kötülemek,
ve ona itiraz etmeyi amaçlıyorlar. Tenasühe inananlar insanın ruh, ceset ve bütün hakikatleriyle tekrar dünyaya
döndüğünü ileri sürmüyorlar. Onlar ölen bir insanın ruhunun tekrar yeni doğan ayrı bir insan cesedine
veya hatta bir hayvanın cesedine intikal ettiğine inanıyorlar. Elbette bu, Allah'ın, kabirde bulunanları
ruh ve cesediyle birlikte tekrar dirilteceğine inanan müslümanların inancından tam manasıyla farklıdır.
O halde tenasuhun ric'atle bir ilgisi yoktur. Bu ikisini bir kabul edenlerler ya bir şey bilmeyen cahil insanlardır
veya da takvasız kasıtlı olan kimselerdir.
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
374 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
EHL-İ BEYT'İ SEVMEKTE
AŞIRI GİTMEK
Aşırıya gitmekten maksadımız,
haktan çıkarak mahbubunu tapılan bir mabud haline getirecek derecede heva ve hevese uymak değildir, Çünkü bunun
küfr ve şirk olduğunda bir şüphe yoktur, Hz. Resulullah'm (s.a.a) risaletine inanan hiç bir müslüman buna itikat
edemez. Hz. Resulullah'm (s.a.a) kendisi bu muhabbeti yasaklamış Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyurmuştur.
"Sende iki
grup helak olacaktır; seni sevmek te aşırı gidenle sana buğzedip düşmanlık besleyen." Ve
yine şöyle buyurmuştur.
"Ey Ali, seninle İsa'
arasında bir benzerlik vardır; Yahudi'ler ona düşman kesildiier, hatta annesine bile iftirada bulundular. Hristiyanlar
ise onu hakkı olmayan makama ulaştıracak kadar sevdiler." (1)
- - -- - - --- -- --- -- - - --- -- -- - - ---
1 - Müstedrek-i Hakim, c.3, s.123 - Tarih-i Dimeşk. c.2, s.234 - Buhari'nin "El Tarih'ul Kebir" adlı kitabı, c.2, s.281 - Suyuti'nin "Tarih'ul Hulefâ", s.173 - Hasais-i Nisai, s.27 - Zehair'ul Ukba, s.92 - Savâik'ul Muhrika, s.74.
........
EHL-i SÜNNETiN TENKiT ETTİĞİ. . .
/ 375
Şia, Hz. Ali ve onun neslinden olan imamları sevmekte aşırıya gitmemişlerdir. Şia, onları
Hz. Resulullah'm onlara tayin ettiği makamda karar kılmış ve onların Hz. Resulullah'ın (s.a.a)
vasi ve halifeleri olduğuna inanmışlardır, Hiç bir Ca'feri mezhebine bağlı şii, değil
onların ilahlığına Peygamberliklerine bile inanmamıştır, Şia'nın Hz. Ali'yi ilahlaştırarak
rububiyetine itikat ettiğini iddia eden bazı sapıkların sözleri hakikatsız bir iddiadır. Eğer
böyle kimseler var ise onların hesabını uleması kitapları, ilmi merkezleri, itikatları ve amelleri
gözler önünde bulunan Caferi mezhebine mensup Isna Aşeriyye Şia'sından ayrı tutmak lazımdır.
Ehl-i Beyt'i sevmekte Şia'nın ne suçu olabilir? Oysa Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor..
"Söyle ben sizden yakınlarımı sevmekten gayri bir
karşılık istemiyorum."
Bilindiği üzere, bu ayet-i
kerime'de geçen meveddet kelimesi muhabbetten daha şiddetli bir sevgi ye denir. Ve Allah Peygamber'in Peygamberliğinin
mükafatı olarak yakınlarını böyle bir sevgiyle sevrneyi emretmiştir. Şia'nın ne suçu vardır?
Çünkü Hz. Resulullah'da (s.a.a) buyuruyar ki:
376 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Ey Ali, sen hem dünyada efendi ve büyüksün, hem
de ahirette. Seni seven beni sevmiştir; sana buğzeden bana buğzetmiştir. Senin dostun Allah'ıo dostudur;
senin gazabınla Allah gazap eder. Sana buğzedene eyvahlar olsunr' (1)
Ve yine buyurmuştur ki:
"Ali'nin muhabbeti iman; buğzu ise nifaktır."(2)
Ve yine buyuruyar ki:
"Biliniz ki, her kim AI-i Muhammed'in (Ehl-i Beyt'in) sevgisiyle ölürse şehit olarak ölmüştür. Biliniz ki, her kim
-------------------------
ı
- Müstedrek-i Hakim, c.3, s.128. Daha sonra Şeyheyn'in şartıyla bu hadisin sahih bir hadis
olduğunu kaydediyor - Nur'uI
Ebsar-ı şeblenci, s.73 - Yenabiu'l Mevedde,
s205 - Riyaz'un
Nazira, c2, s.165. 2 - Sahih-i
Müslim, c.1, s.48 - Savaik'ul Muhrika, s.73 - Kenz'uI Ümmal, c.5, .s.105.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞi . . / 377
Al-i Muhammed'in muhabbetiyle ölürse bağışlanmış
olarak ölmüştür. Biliniz ki, her kim AI-i Muhammed'in muhabbetiyle ölürse tövbe etmiş olarak ölmüştür. Biliniz
ki, her kim AI-i Muhammed'in muhabbetiyle ölürse imam kamil olan mu'min olarak ölmüştür. Biliniz ki, her kim AI-i Muhammed'in
'muhabbetiyle ölürse ölüm meleği onu cennetle müjdeler -"(1)
Hz.
Resulullah'ın Hz. Ali (a.s) hakkında:
"Yarın bayrağı
öyle bir kişinin eline vereceğim ki, o Allah'ı ve Resul'ünü sever, Allah ve Resul'ü de onu sever"(2) diye
buyurduğu bir kimseyi sevmenin sakıncası ne olabilir? O halde AIi'nin dostu Allah'ın ve Resurünün dostu
olan hakiki mu'mindir ve Ali'ye düşman olan Allah ve Resurüne düşman olan munafıktır.
Şafii Ehl-i Beyt'in muhabbetiyle ilgili olarak şöyle söylüyor.
---------
ı - Sa'lebi'nin "El Kebir" adlı
tefsiri, Meveddet ayetinin tefsirinde - Yine Zemahşeri'nin "El Keşşef" tefsiri - Fahri Razi'nin "El Kebir" tefsiri,
c.7, s.405 - Yine İhkak'uI Hakk., c.9, s.486. 2 - Sahih-i Buhari, c.4. s.20 ve c.5, s.76 - Sahih-i Müslim, c.7, s.120, "Ali ibn-i Ebutalib'in faziletleri" bölümü.
378 i DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Ey
Resulullah'm Ehl-i Beyt'i, sizi sevmek
Allah tarafından Kur'an'da farz kılınmıştır Size
bu kadar büyüklük ve fazilet yeter ki
Size salavat göndermeyenin naman batıdır"
Ferazdak maruf "Mimiyye" kasidesinde bu hususta Şöyle diyor.
"Öyle bir topluluk ki, onlara sevmek
iman onlara düşmanlık ise küfürdür;
Onlara yaklaşmak da kurtuluş vesilesidir.
Eğer takva ehlini sayarlarsa onlardır önderleri.
Eğer yeryüzünün en hayırlaları kimlerdir diye sorulursa onlardır denilir."
Şia, Allah ve Resul'ünü sevmek te ve Allah'a ve Resul'üne olan muhabbet/eri Ehl-i Beyt'i (Hz. Fatima, Hz. Ali, Hasan
ve Hüseyin'i) sevrnelerine sebeb olmaktadır.) Bu konudaki hadisler sayılmayacak kadar fazladır. Ehl-i Sünnet
onları kendi Sihah'larında nakletmişlerdir. Biz ihtisar olsun diye onlardan sadece bazılarına işaret
ettik.
Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'i sevmek Allah ve Resul'ünü sevmek olduğu
hususu anlaşıldıktan sonra şimdi de bu muhabbetin sınır ve derecesini açıklayalım
ki, bazılarının hayal ettiği aşınıık olup olmadığı ortaya çıksm.
Hz.
EHL-İ
SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ. . . / 379
Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki:
"Ben sizden birisine kendi çoçuklarmdan, babasmdan ve bütün insanlardan
daha sevimli olmadıkça, o mü'min sayılmaz."( 1 )
Buna göre, müslüman birisi
Hz. Ali ve onun neslinden olan pak imamları içlerinde kendi aile ve çocukları olmak üzere bütün halktan daha fazla
sevmelidir. İman ancak bununla kemale erir. Çünkü Hz. Resuluılah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Ben sizden birisine kendi çocuklarmdan... sevimli olmadıkça o mu'min sayılamaz." Buna göre, Şia bu konuda
aşırı ya gitmemektedir. Aksine onlar her hak sahibine kendi hakkını veriyor. Zaten Hz. Resulullah'da
(s.a.a) Hz. AIi'nin bedene oranla baş ve başa oranla iki gözler mesafesinden tutulmasını emretmiştir.
Acaba başından ve iki gözlerinden vazgeçen bir kimse olabilir mi?
Ama buna karşılık Ehl-i Sünnet'in sahabelerin sevgi ve takdisinde aşırıya giderek onları
layık oldukları mevkiden daha yükseklere çıkardıklarını görüyoruz. Bunun ise bütün sahabelerin
adaletine inanmayan Şii'lerin haraketine karşı bir aksülamel olduğu sanılmaktadır. Örneğin,
Emevi'ler
-------------------- ı
- Sahih-i Buhari, c.1, s.9 "Hz. Resulullah'ın
sevgisi imandandır'" bölümü Sahih-i Müslim, c.1, s.49 "Resulullah'ı eşinden çocuklarından, babasından
ve bütün insanlardan daha çok sevmenin farz olduğu" bölüm ve Sahih-i Tirmizi.
380 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
sahabelerin derecesini yüceiterek Ehl-i Beyt'in derecesini düşürmeğe
çalışıyorlardı. Hatta salavat getirdiklerinde bütün sahabeyi de Hz. Muhammed (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'inden
sonra zikrettiler. Çünkü Ehl-i Beyt'e salavat getirmek konusu öyle yüce bir fazilet idi ki, ona daha önceden kimse ulaşamamış
ve daha sonra da kimse ulaşamayacaktır. Bu haraketleriyle sahabeleri de bu yüce makama ulaştırmak istemişlerdi.
Ama şunun farkına varmamışlar ki, Sahih-i Buhari, Müslim ve diğer kaynaklarda yer alan kesin bir
hadise göre Allah-u Teiilii sahabeler başta olmak üzere bütün müslümanlara Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan
ve Hz. Hüseyin'e (diğer masum imarnlarla birlikte) salavat getirmeyi farz kılmıştır. Ve muteber hadisler,
yalnızca Hz. Resulullah'la yetinerek Ehl-i Beyt'e salavat göndermeyen kimsenin namazının kabulolmayacağını
beyan buyurmuştur.
Buna göre Allah-u Teiilii ve Resulullah'ın
da (s.a.a) şehadette bulunduğu üzere sahabelerin içerisinde fasık, münafık ve mürtedler olmasına
rağmen bütün sahabelerin adaletine kail olan Ehl-i Sünnet aşırılığa kaçmaktadır.
Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hataya düştüğünü ve bir sahabenin o Hazret'in hatasını düzelttiğini
sözlerinin ve yine şeytanın Hz. Resulullah'la şaka yapıp oynadığı halde Ömer'den kaçtığı
sözlerinin aşınıık olduğu açıktır. Yine "Allah-u Teiilii Hz. Resulullah'ın (s.a.a)
kendisi de dahilolmak üzere tüm müslümanları bir müsibete düçar kılsa bile Ömer yine kurtulur sözlerinin aşınıık
olduğu açıktır. Özellikle de Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetini bir
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİK.... 381
kenara bırakıp
sahabenin ve bilhassa Hülefa-i Raşidin'in sünnetlerine uyulması bir aşınıık örneklerinden sayılmaktadır.
Biz bu gibi gayri usuli tavırlardan bazılanna işaret ettik. (Örneğin teravih namazı, mut'a vb.) Daha
fazla haberdar olmak isteyenler geniş kaynaklara baş vurabilirler.
|
|
|
|
www.EhlibeytKutuphanesi.com içindekiler
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ. . . / 383
MEHDİ'İ
MUNT AZAR (BEKLENİLEN MEHDİ (A.F)
Ehl-i Sünnet'in Şia'ya
karşı tenkit mahiyetinde ileriye sürdükleri konulardan birisi de beklenilen Mehdi (a.s) konusudur. On iki asır
boyunca bir insanın halkın gözünden uzak yaşayabileceğini uzak bir ihtima! gördüklerinden ve hatta bazıları
bunun muhal olduğuna inandıklarından bu konuda Şia'yı alaya ve istihzaya almaktadırlar. Hatta
bazı çağdaş yazarlar "şiilerin, tarih boyuncabaşta bulunan hükümdarlar tarafından çeşitli
zulüm ve tecavüzlere maruz kaldıklarından kendilerine teselli vermek amacıyla onları bu zulümlerden kurtararak
düşmanlarından intikam alacak ve yeryüzünü adalet le ve eşitlikle dolduracak Mehdiy-i Muntazar inancını
geliştirmişlerdir." diyecek kadar ileri gitmiştir.
Şu
son zamanlarda özellikle de İran İslam İnkılabı'ndan sonra Mehdiy-i Muntazar (a.f) hususundaki söz
ve konuşmalar çoğaldığından her yerde müslümanlar ve bilhassa da kültürlü gençler Mehdi inancının
hakikatinin ne olduğu ve bunun İslami bir inanç olup olmadığını sormağa başlamışlardır.
Mehdi konusunda eski ve yeni Şia alimleri tarafından geniş kitap ve eserler yazılmış olmasına
(1) ve bazı münasebet ve yerlerde teşkil edilen çeşitli konferanslarda ulema tarafından yapılan açıklamalara
rağmen yine de bu konu Ehl-i Sünnet'ten bir çoklarının nezdinde belirsiz ve karışık
---------------------------------- ı - Örneğin şehid M. B. Sadr'ın yazdığı
"Yaşayan Mehdi" kitabı
.
384 / DOĞRULARLA BİRLİKTE
bir mevzu olarak değerlendirilmektedir. Nedeni ise onların
bu husustaki hadisleri duymaya adet edinmemiş olmalarıdır. O halde İslami inançlarda Hz Mehdi (a.f) inancının
hakikat ve yeri nedir? Bu konuyu iki bölümde inceleyeceğiz:
a) Kitap ve Sünnet'te Hz. Mehdi'nin (a.f) yeri.
b) Hz. Mehdi'nin (a.f) hayat, gaybet ve zuhuru.
Birinci konuya gelince
Şia ve Ehl-i Sünnet Hz. Resulullah'ın ashabım Mehdi ile müjdeleyerek onun ahir zamanda zuhur edeceğini
bildirmiş olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Şia ve Ehl-i Sünnet Hz. Mehdi (a.f) ile ilgili hadisleri
kendi Sihah ve Müsnetlerinde tahriç edip nakletmişlerdir. Bu konuda da ben taahhüt ettiğim üzere sadece Ehl-i Sünnet'in
kendi nezdinde sahih ve sabit olan hadislere istinat edeceğim:
Ebu
Davud'un Sünen'inde bu konuda Hz ResuluHah'tan (s.a.a) nakledilen bir hadis şöyledir.
"Eğer dünyanın
ömründen bir gün bile kalsa Allah-u Teala o günü uzatacak ve benim Ehl-i Beyt'imden ismi benim ismim, babasının
ismi de benim babamın ismi olan birisini gönderecektir, O, yeryüzü zulüm ve tecavüzle dolduktan, sonra tekrar adalet
ve eşitlikle
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT
ETTİĞİ ....... / 385
dolduracaktır ,"( 1 )
Ayrı bir rivayete
göre ResuluHah (s.a.a) şöyle buyuruyor.
"Biz öyle bir Ehl-i Beyt'iz ki, Allah-u Teala dünya
yerine ahireti bizim için seçmiştir, Benden sonra benim Ehl-i Beyt'im şiddetli bela ve zulümle karşılaşacaklardır,
Sonra doğu tarafından siyah bayrakları olan bir kavim gelecektir, Onlar hayrı talep edecekler, ama onlara
verilmeyecektir, Onlar harp edip zafere ulaşacaklar, O zaman onların istedikleri şeyi verecekler, ama onlar
kabul etmiyeceklerdir, Onlar onu (o siyah bayrağı) benim Ehl-i Beyt'irnden olan birisine verecekler, O yeryüzünü
zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır,"
Ibn-i Mace de
Sünen'inde yeralan bir hadise o göre ResuluHalı (s.a.a) şöyle buyuruyor.
-------------------------- 1 - Sünen-i Ebu Davud, c.2, s.422.
386
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
"Mehdi biz Ehl-i Beyt'tendir; Mehdi Fatıma'nın
evlatlarındandır."
Yine İbn-i Mace'nin nakline göre Resuluılah (s.a.a) uyurmuştur ki:
"Ümmetirnde
Mehdi olacaktır. Eğer süresi kısa olursa edi yıl ve eğer uzun olursa dokuz yıl hüküm sürecektir.
) zaman ümmetime hiç bir zaman verilmediği bir nimet erilir, yeryüzü bütün zenginliklerini ve nimetlerini ,rtaya çıkarır
hiç bir şeyini saklamaz. O zaman mal yak altma dökülecektir. Birisi gelip "Ey Mehdi, bana er" dediğinde "al" diyecektir."(1)
Sahih-i Tirmizi'de de bu konuda Hz. Resulunah'tan (s.a.a) ::ıyle bir hadis nakledilmiştir.
"İsmi benim ismim olan Ehl-i Beyt'imden birisi
ıükümdarhğa erişecektir. Eğer dünyanın ömründen bir :ün bile kalmış olsa, Allah o günü
onun hükümdar
------------------ 1 - Sünen-i ibn-i Mace, 4086. hadis.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ. . . / 387
olması için uzatacaktır."<1>
Yine Tirmizi'nin naklettiği bir hadise göre Resulullah (s.a.a) şöyle
buyuruyar.
"Araplara benim
Ehl-i Beyt'irnden olan ve ismi benim ismim olan birisi hükmedinceye kadar dünyanın ömrü sona ermiyecektir."
Buhari de kendi Sahih'inde Ebu Hureyre yoluyla Resulullah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
"Nasıl
bir durumda olursunuz; Meryem'in oğlu size indiğinde ve imamınız da sizden olduğu zaman"(2)
Gayet'ul Me'mul kitabının sahibi şöyle diyor: "Selef ve halef uleması arasında, âhirüzzamanda Ehl-i
Beyt'ten Mehdi diye adlandırılan bir kişinin zuhur edeceği meşhurdur. Mehdi'nin hadislerini sahabenin
seçkinleri nakletmiş, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mılce, Taberani, Ebu ya'la, Bezzaz, Ahmed ibn-i Malik ve Hakim
gibi büyük muhaddisler bu husustaki hadisleri kendi kitaplarında tahriç etmişlerdir, Buna göre Mehdi hadislerini
tümüyle zayıf sayan şahıs
------------------------------------
1 - Tirmizi'nin "El Camiu's Sahih" adlı kitabı, c.9, s.74 -75. 2 - Sahih-i Buhari, c.4,
s.143 "İsa ibn-i Meryem'in nülzulü" bölümü.
388
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
hataya düşmektedir.
Hafız, Feth'ul
Bari kitabında şöyle diyor. "Mehdi'nin bu ümmetten olduğu ve isa ibn-i Meryem'in inip onun arkasında
namaz kı lacağı hususundaki hadisler mütevatirdir."(1)
Ibn-i Hacer el Haysemi de Savaik'ul Muhrika adlı kitabında
şunları kaydediyor. "Mehdi'nin zuhur edeceği ne dair hadisler çoktur ve mütevatirdir."(2) Şevkani
ise "Mehdi, Deccal ve İsa ile ilgili hadislerin tevatürü hakkında açıklama" adlı risalesinde Mehdi (a.f)
hakkındaki hadisleri saydıktan sonra şöyle diyor. "İlim ehlinin de bildiği gibi bu konuyla ilgili
saydığımız hadisler tevatür haddini aşmaktadır."
Şeyh Abdullahakk da "EI Lemaat" adlı kitabında
şöyle yazıyor: "Mehdi'nin Ehl-i Beyt'ten ve Fatıma'nın evlatlarından olduğu hakkındaki
hadisler tevatür haddini aşacak derecede çoktur."(3)
Sabban ise
"İs'af'ur Rağibin" adlı kitabında yazıyor ki: "Mehdi'nin huruc edeceği, Ehl-i Beyt'ten olduğu
ve yeryüzünü adaletle dolduracağı hususunda Hz. Resulullah'tan gelen hadisler tevatüre ulaşmıştır."
(1)
Yine "Sebaik'uz Zeheb" kitabının yazarı Suveydi mezkur kitabında şunları yazıyor. "Ülema ahiruzzamanda kıyam
-----------
1 - Feth'ul Bari, c.5, s.362 2 - Savaik'ul Muhrika, c.2, s.21l. 3 - Sahih-i Tirmizi"nin haşiyesi, c2,
s.46. 4 . İsafur Rağibin, c.2, s.l40.
EHL-İ SÜNNETİN TENKİT ETTİĞi. . .
/ 389
edecek
şahsın Mehdi olduğu ve onun yer yözünü adaletle dolduracağı hususunda ittifak etmişlerdir. Onun
zuhuru hakkındaki hadisler ise çoktur."(1)
İbn-i Haldun da
"Mukaddime"sinde şunları yazıyor: "Bilmelisin ki, asırlar
boyunca bütün İslam ehli arasında ahiruzıamanda Ehl-i Beyt'ten bir kişinin zuhur edip dini teyid ederek
adaleti yaygınlaştıracağı ve onun Mehdi diye isimlendirildiği meşhur bir konudur."
Çağdaş alimlerden de Ihvan'ul müslimin'in müftisi seyit Sabık "Akaid'ul ıslamiye" adlı kitabında
Mehdi ile ilgili hadisleri tahriç ederek, Mehdi düşüncesinin tasdik edilmesi gereken Islami inançlardan olduğunu
kaydediyor.
Şia kitaplarına gelince, Mehdi ile ilgili hadislere
bu kitaplarda genişçe yer verilmiştir. Hatta hiç bir konuda Hz. Resuluılah (s.a.a) tan bu kadar hadisin nakledilmemiş
olduğu söylenmektedir. Müntehab'ul Eser'in yazarı Lütfüllah Safi mezkur kitapta Mehdi ile ilgili hadisleri Sihah-ı
Sitte de dahil olmak üzere altmıştan daha fazla Ehl-i sünnet kaynağından ve Kutub-i Erbaa dahil olmak
üzere doksandan daha fazla Şia kaynağından nakletmiştir.
İkinci bölüm olan, Hz. Mehdi (s.a)nin doğum hayat, gaybet ve hayatta oluşu konusuna gelince, Ehl-i sünnet alimlerinden küçümsenemeyecek bir grup Hz. Mehdi'nin Ehl-i Beyt imamlarının on
ikincisi, Hz. İmam Hasan Askeri'nin oğlu olduğuna o Hazret'in dünyaya gelmiş olduğuna henüz hayatta
olduğuna ahirüzzamanda zuhur
------------------------------ i - Sebaik'uz Zeheb, s.78.
390 / DOĞRULARLA
BİRLİKTE
ederek yeryüzünün adalet ve eşitlikle dolduracağına ve Allah'ın o Hazret'in eliyle dinini
muzaffer kılacağına inanmaktalar ve bu hususta şia'yla aynı görüşü paylaşmaktalar. Bu alimlerden
bazıları şunlardır.
1- Muhyiddin Arabi "Futuhat-i
Mekkiye" adlı kitabında. 2- Sibt'ul Cevezi 'Tezkiret'ul Havass" adlı
kitabında. 3- Abdulvahhab eş Şa'rani "Akaid'ul Ekabır" adlı
kitabında. 4- İbn-i Haşşab "Tevarih-u Mevalid'il Eimme
ve Vefeyatihim" adlı kitabında. 5- Muhammed Buhari Hanefi "Fasl'ul
Hitab" adlı kitabında. 6- Ahmed ibn-i İbrahim el Belaziri "El
Hadis'ul Meteselsil" adlı kitabında. 7- İbn-i Sabbağ Maliki
"Füsu1'ul Muhimme" adlı kitabında. 8- Arif Abdurrahman "Mirat'ul
Esrar" adlı kitabında. 9- Kemaluddin ibn-i Talha "Metalib'us Süul
Fi Menakib-i Al'ir Resul" adlı kitabında. 10- Kunduzi Hanefi "Yenabiu'l
Mevedde" adlı kitabında.
Eğer bir insan araştırma
yapacak olursa Hz. Mehdi'nin doğduğu na ve Allah'ın onu zahir edinceye kadar da hayatta olduğuna inanan
Ehl-i sünnet alimlerinin şu saydıklarımızın birçok katı fazla olduğunu görür. Elbette Ehl-i
sünnet'ten sadece Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin doğruluğunu itiraf etmekle birlikte o Hazret'in dünyaya geldiğini
ve bu kadar uzun süre hayatta olduğunu inkar eden grup ortada kalıyor, ama malumdur ki, onlar, o Hazret'in doğup
hayatta olduğuna inananların aleyhine bir hüccet sayılmamaktalar.
EHL-İ SÜNNET'İN TENKİT ETTİĞİ. . . / 391
Kur'an-ı Kerim'de,
Şia'daki olan inancı nefyedecek bir ayet bulunmamaktadır. Hatta Kur'an'daki bazı ayetler bu inancın
doğruluğuna ve sağlamlığına delildir. Allah-u Teala nice-nice misallerle Allah'ın herşeye
kiidir olduğunu açıklamış ve böylece insanları donuk fikirle mesele1ere bakmaktan men'etmiştir.
Bu yüzden kalbi iman nuruyla dolmuş olan bir müslüman, Allah-u Teiilii'nın Uzeyr peygamberi öldürerek yüz sene sonra
diriltmesini onun merkebini kemikleri çürüyüp kül halini geldikten sonra tekrar diriltmesini ve bu süre içerisinde yemeğinin
henüz bozulmamış olarak kalmasını Kur'an-ı kerim'de okuduktan sonra Allah'ın her şeye kâdir
olduğuna inanmasıı gerekmez mi?
Kur'an'a inanan bir müslüman
Hz. İbrahim (a.s)in bir kaç kuşu öldürüp parçalayarak etlerini birbirine karıştIrdıktan sonra
parçalarını bir kaç dağın başına koyduğunu ve daha sonra onları çağırdığında
kuşların dirilip uçarak kendisine geldiğini Kur'an-ı kerim'de okuduktan sonra nasıl bu konuyu tuhaf
sayabilir? Muslüman birisinin Hz. İbrahim ateşe atıldığında Allah-u Teiilii'nın "Soğuk
ve selamet ol" emri üzere ateşin peygamberi yakmamasını tuhaf sayması düşünülemez.
Müslüman birisinin Hz. İsa(s.a)nın babasız bir şekilde annesinden doğmasına, ölmediğine
şu anda hayatta olduğuna ve yere tekrar döneceğine şüpheli bakamaz ve bunları tuhaf sayamaz. Müslüman
olan şahıs Hz. İsa (a.s)nın ölüleri diriltip anadan doğma körleri ve cözzam hastalarını
iyileştirmesini denizin Hz. Musa(a.s) ve Beni İsrail için yarılarak ıslanma
392
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
bile söz konusu olmaksızın karşıya geçilmesi ve Musa(a.s)'ın asasının
ejderhaya dönüşmesini ve Nil nehrini Hz. Musa(a.s)nın kana dönüştürmesini tuhaf sayması düşünülemez.
Yine Hz. Süleyman (a.s)nın kuşlarta, cinlerle ve karıncalarla konuşmasını ve rüzgara hamlettirerek,
Belkıs'ın tahtını bir an içerisinde getinmesin! hiç bir müslüman imkansız ve tuhaf bir şey sayamaz.?
Yine Allah-u Teala'nın Ashab-ı Kehf'i üç yüz veya dokuz yüz yıl öldürdükten sonra tekrar diriltmesini ve neticede
torunundan ve büyük babanın büyük babasından daha fazla yaşlı olmasını hiç bir müslüman inkar
edemez. Yine Hz. Musa (a.s)nın mülakat ettiği Hz. Hızr (a.s)ın şimdiye kadar hayatta olmasını
hiç bir müslüman inkar etmemektedir. Yine her müslüman şahıs inanmaktadır ki, Adem Peygamber'den önce yaratılıp
beşerin hayatını yaratılışın evvelinden sonuna kadar adım - adım onları
izleyen mel'un şeytan, şimdiye kadar hayatına devam etmektedir ve kimse de onu açıkça görmüyor, ama o
bütün insanları görmektedir. Bütün bunlara inanıp vuku bulmasını garipsemiyen müslüman bir kimse, Allah-u
Teala'nın istediği bir hikmet gereği bir süre Hz. İmam Mehdi'nin gaybet yaşantısını
sürdürmesini garipser mi? Oysa buna dair açık deliller mevcuttur.
Aslında
burada zikrettiğimiz şeylerin kaç katı Kur'an-ı Kerim'de zikredilmiştir ve bütün bu konuların
özelliği insanların tabii gücünü aşan harikulade şeylerdirler, öyle ki, bütün halk bile toplansalar o
işlerden birini yapmağa güc/eri
EHL-İ SÜNNET'İN TENKIT ETTİĞİ. . / 393
yetmez. Onlar ancak yerde ve gökteki hiç bir şeyin aciz
kılmadığı Allah-u Team'nın kudretiyle gerçekleşmektedir. Bir kişinin müslüman olabilmesi
için Kur'an'ın getirdiği her şeye istisnasız inanması gerektiğine göre müslüman olan bir şahıs
Kur'an'da yer alan bu konulara inanmaktadır.
Hatırlatılması
gereken bir nokta ise şudur ki, Şia'nın Mehdi (a.s) ile ilgili konulara daha vakıf olması tabiidir.
Zira o, onların imamıdır, onlar onu ve onun babalan olan diğer Ehl-i Beyt imarnlarını kendilerine
önder kabul etmiş ve devamlı onların huzurunda ve emirleri doğrultusunda yaşamışlardır.
Şia Ehl-i Beyt imamlarına (a.s) büyük bir ihtiram kaildir. Onlar hatta Ehl-i Beyt imamlarının mezarlarını
ziyaret için en güzel şekilde hazırlamış ve teberrük için devamlı o mezarların ziyaretine gitmeyi
kendilerine bir vazife olarak telakki etmişlerdir. Eğer onikinci imam olan Hz. Mehdi (a.s) vefat etmiş olsaydı,
o Hazret'in de tanınmış bir kabri olurdu; kıyamını ise tekrar dirilerek kıyam edecek şeklinde
yorumlaya bilirdi. Özellikle bunun mümkün bir şeyolduğu Kur'an-ı Kerim'de de açıklanmıştır.
Bilhassa Şia ric'ate de inanmaktadır. Oysa Şia, Hz. Mehdi (a.s)nin hayatta olduğunu israrla savunmakta
ve Allah'ın istediği bir hikmet gereği gaybette olduğuna inanmaktalar. Onlar namazlarında Allah-u
Teala'ya yalvararak o Hazret'in zuhurunu yakınlaştırmasını istiyorlar. Zira o Hazret'in zuhuru ile
müslümanlar izzet, saadet ve zafere erişecek, kafirler istemeseler de Allah onun vasıtasıyla nurunu tamamlayacaktır.
394
/ DOĞRULARLA BİRLİKTE
Ehl-i sünnet'le Şia'nın Hz. Mehdi (a.a) konusundaki htilafların köklü bir
ihtilaf olarak değerlendirilmemesi nümkündür. Zira her iki grup da o Hazret'in ıhiruzzamanda zuhur edeceğinde,
Hz. İsa (a.s)nın nazH olup i Hazret'in arkasında namaz kılacağında, yeryüzünü zulümle lolduktan
sonra tekrar adalet ve eşitlikle dolduracağında, ınun zamanında İslam'ın bütün yeryüzüne
egemen ılacağında ve bir fakirin kalmayacağı ölçüde her şeyin bol ılacağında
ittifak etmektedirler. Ihtilaf ettikleri tek konu udur ki, Şia, o Hazret'in doğduğunu ve dünyaya gelmiş
,lduğunu söylüyor, Ehl-i sünnet ise daha sonra dünyaya eleceğini iddia ediyor. Ama her iki fırka da o Hazret'in
uhurunun ahirruzzamanda olacağında ittifak etmişlerdir. O alde Şia ve Ehl-i sünnet'in hak kelimesi üzerine
toplanarak ep birlikte namazıarında, dualannda hulus-i niyetle Aııah'a alvararak o Hazret'in zuhurunu
tacil etmesini istemeleri erekmektedir. Zira İslam ümmetinin kurtuluş ve zaferi Hz. lehdi (a.s)nin zuhuruyla tahakkuk
bulacaktır.
Son sözümüz, bütün hamdlerin alemlerin Rabbi Allah'a mahsus olduğudur. Allah'ın rahmeti
ve selamı Enbiyaların, Rsullerin en büyüğü olan efendimiz Hz. Muhammed ve O'nun pak Ehl-i Beyt'ine olsun.
Muhammed
Ticani Semavi
|
|
|




KISACA HZ.ALİ (AS)’IN HAYATI
İÇİNDEKİLER
Doğum Tarihi ve Yeri
Değerli Anne ve Babası
İsim, Künye ve Eşsiz Lakabı
Çocukluk Döneminin Geçtiği Yer
Hz.Peygamber (saa)'in Hz.Ali (as)'ı Özel Eğitmesi ve Gözetmesi
"İnzar Ayeti" Yakınlara Tebliğ ve Hz.Ali (as)
Tebliği Kabul Eden Hz.Ali (as) = Resulullah (saa)'in Kardeşi, Vasisi, Halifesi
Hz.ALi (as) Aleni Davetten Önce de Müslümandı
Gadir Hum'u Hatırlayalım
Resulullah (saa)'in En Büyük Yardımcısı Ebu Talib (aoro)
Ebu Talib'in (aoro) Ölümü ve Müşriklerin Ölüm Planı
Hz.Peygamber (saa) Mekke'den Ayrılıyor ve Ali (as) Hayatını Ortaya Koyuyor
Kureyş Gençleri Saldırıyor ve Karşılarında Ali (as)'ı Buluyorlar
Allah-u Teala Ali (as)'ı Övüyor
Ali (as) Fatıma (as) İle Evleniyor ve İlk Çocuk...
Medine de Savaşlar Başlıyor
Ali (as) Tebuk Hariç Bütün Savaşlarda Sancaktar
Bedir'de Yirmi Bir Kişiyi Öldürüyor
Muaviye'nin Küfür Safındaki Akrabalarını Öldürüyor
Meşhur Sahabeler Firarda Ancak Ali (as) Savaşa Devam Ediyor
Cebrail (as) Ali (as)'ı Övüyor:"Zülfikardan başka kılıç..."
Ali (as)'ın Bir Darbesi Ümmetin Amellerinden Üstündür
Hayber Kalesi, Ebu Bekr, Ömer ve Ali (as)
.....ve Gadir Hum:
"Ey Peygamber!..Rabbinden Sana indirileni tebliğ et."
"Ben Kimin Mevlası İsem Ali de Onun Mevlasıdır."
Ömer ve Diğer Müslümanlar Ali (as)'ı Tebrik Ediyor
...ve Allah-u Teala "İkmal Ayetini" İndiriyor
Resulullah (saa) Büyük Dosta Kavuşuyor
Ali (as) Defin İşleriyle Uğraşıyor
Bazı Sahabeler ise Koltuk (Halifelik) Peşinde
Hz.Ali (as) ve Şiası Biatten Kaçınıyor
Ebu Bekir, Ömer'i Gönderiyor:" Biat etmezlerse Onlarla Savaş..."
Ömer, Ali (as)'ın Evini Yakıyor
Hz.Fatima (as) Kapıyla Duvar Arasına Sıkışıyor ve Çocuğunu Kaybediyor
Hz.Ali (as) ve Sevgili Eşi Yapayalnız Bırakıldılar
Ali (as) İlk Üç Halifenin Hatalarını Düzeltiyor
Ömer ve Osman:"Eğer Ali Olmasaydı helak olurduk.!!"
Osman, Adaletsiz Yönetiminden Dolayı Öldürülüyor
Halk Hz.Ali (as)'ın Kapısında: Ali (as) Diyor ki...
Hz.Ali (as) Zahiri Hilafet Makamını Üstleniyor
Talha ve Zübeyr İmam Ali (as)'a Karşı
Ali (as) Nakisinlerin Savaşı Olan Cemel'de Galip Geliyor
Ali(as) Sıffın'da Kasitin (Zalim)lerin Elebaşısı Olan Muaviye'ye Karşı
Muaviye'nin Ehl-i Beyt Düşmanlığı
İki Şeytan, Muaviye ve Amr bin As
Amr bin As İhanet Ediyor
Ali (as), Marikin (Dinden Çıkanlarla) Nehravanda Savaşıyor
Ali (as) Şehid Ediliyor
Nehc'ul Belağa
Hz.Ali (as)'ın Çocukları
Hz.Fatıma (as)'dan Olan Çocukları
Hz.Ali (as)'ın Dört Çocuğu Kerbela'da Şehid Olmuştur

ÇEŞİTLİ YÖNLERİYLE HZ.ALİ (AS)
Hz. Ali (a.s)’ın Makamı
Hz. Ali (a.s)’ ın Faziletleri
Hz. Ali (a.s)’ın Sevgisi
Hz. Ali (a.s)’ın Mahbubiyeti
Hz. Ali (a.s)’ın Velayeti
Hz. Ali (a.s)’ın Hilafeti
Hz. Ali (a.s)’ın Vasiliği
Hz. Ali (a.s)’ın Hakkaniyeti
Hz. Ali (a.s)’ın İlmi
Hz. Ali (a.s)’ın Hz. Peygamber (s.a.a) İle Kardeşliği
Hz. Ali (a.s)’ın Zühdü
Hz. Ali (a.s)’ın İbadeti
Hz. Ali (a.s)’ın Bağış ve Cömertliği
Hz. Ali (a.s)’ın Şecaat ve Yiğitliği
Hz. Ali (a.s)’ın Heybeti
Hz. Ali (a.s)’ın Güç ve Kudreti
Hz. ALİ (a.s)’ın İmanı
Hz. Ali (a.s)’ın Allah Katındaki Şanı
Hz. Ali (a.s)’ın İhlası
Hz. Ali (a.s)’ın Hilmi
Hz. Ali (a.s)’ın Adaleti
Hz. Ali (a.s)’ın Mürüvvet ve Yiğitliği
Hz. Ali (a.s)’ın Yiyecek ve Giyeceği
|