|
|
 |
|
HADİSİN KISIMLARI
1 - Sahih hadis
Sahih hadis : Adalet ve zabt şartlarını
haiz ravilerin, Hz. Peygamber (s.a.v.) 'e kadar uzanan muttasıl bir isnadla rivayet ettikleri, şaz ve illetten salim
hadislerdir. Bir hadis sahihtir denildiği zaman onun maktu olmadığı, yani senedinin muttasıl olduğu
anlaşılır. Sahih değil denilince de senedi sahih değildir, manası anlaşılır.
Muhtar olan, hiçbir isnad hakkında genel olarak "bu en sahih isnaddır" diye kesin konuşulamaz, denilmiştir.
Diğer taraftan en sahih isnad, Zuhri 'nin Salim 'den. Salim' in babasından yaptığı rivayettir.
denilmiştir, İbn Sîrîn Ubeyde 'den Ubeyde Ali' den, şeklindeki senedinde en sahih sened olduğu söylenmiştir.
A'meş, İbrahim' den O Alkame' den, Alkame İbn Mes'ud 'dan veya Ali, Hasan 'dan Hasan da babasından, babası
Ali 'den veya Malik, Nafi 'den Nafi, îbn Ömer 'den diye yapılan isnadların da en sahih isnad oldukları söylenmiştir.
Son isnada dayanarak Şafii, Malik 'den; Malik, Nafi 'den; Nafî', İbn Ömer 'den (r.a.) şeklindeki isnad da en
sahih isnad olarak gösterilmiştir.
Sahih Kitaplar : İlk tasnif edilen sahih kitap Sahih-i Buharı
sonra Müslim'dir. Bu iki kitap Kur'an-ı Kerim' den sonra en sahih kitaplardır. Bu iki kitabın en sahih ve faydalı
olanı Buharı 'dir. Müslim 'in, hadisin senetlerini bir yerde toplamakla diğerleri arasında özel bir yeri
vardır. Sünen-i Ebû Davud, Tirmizî ve Nesâi de dahil bu beş kitap usûl bakımından birdir. Aralarında
çok az fark vardır. Buhari' de mükerrerler dahil yedi bin iki yüz yetmiş beş hadis vardır. Mükerrerleri
çıkarsak dört bin hadis olur. Mükerrerler dışında Müslim 'de de dört bin hadis vardır. Öteki sahih
hadisler Ebu Davud, Tirmizî, Nesâi, İbn Hüzeyme, Darekutni. Hâkim, Beyhakî ve diğer itimat edilir sünenlerden sahih
olduğu beyan edilen hadislerdir. Buharı ve Müslim 'den hadis rivayet eden kitaplar, lafızların uymasına
önem vermemişlerdir. Bu kitaplarda lafız ve manada ayrılıklar vardır. "Buhari ve Müslim rivayet etti"
diyen Beyhaki, Bagavi ve benzerlerinin kitaplarına aldıkları hadisler böyledir. Bir kısmında mana
değişikliği vardır.
Sahih Hadislerin Kısımları
En sahih hadisler : Buhari
ve Müslim' in ittifak ettiği hadislerdir. Bundan sonra sırası ile Buhari 'nin yalnız başına
rivayet ettiği hadisler, Müslim' in tek başına rivayet ettiği hadisler, Buhari ve Müslim rivayet etmedikleri
halde şartlarına uyan hadisler, yalnız Buhari ' nin şartına uyan hadisler, yalnız Müslim' in
şartına uyan hadisler, bunlar dışındaki kişilerce sahih kabul edilen hadislerdir. Hadisçiler
"sahih, müttefekun aleyh veya müttefekun âlâ sıhhatihî" dedikleri zaman Buhari ve Müslim'in ittifak ettikleri hadisleri
kastederler.
2 - Hasen hadis : Hattabî der ki : Tahric edeni belli, ricali şöhret kazanan haberlerdir.
Genel olarak hadisler bu şekildedir. Ekseri alimler bunu kabul ederler. Bütün fakihler bu hadisi kullanır. "Bu hadis,
hasen, sahihtir" denildiği zaman hadisin iki senedi olduğunu, biri sahih, diğeri hasen olmasını gerektirdiğini
anlamak lazımdır.
3 - Zayıf hadis : Sahih veya hasen hadisin sıfatını bir arada
bulundurmayan hadislerdir. Bunlara mevzu veya şaz da denilmiştir .
4 - Müsned hadis : Hatîb el - Bağdadî
der ki:Senedi başından sonuna kadar muttasıl olan hadistir. Ekseriya bu ifade Resulullah (s.a.v.)'dan gelen
hadislerde kullanılır. Başka hadislerde kullanılmaz.
5 - Muttasıl hadis : Buna mevsûl
hadis de denir. Senedi muttasıl olan hadisedir. Merfû veya birine mevkuf olabilir.
6 - Merfû hadis : Özellikle
Hz. Peygamber (s.a.v.)'e nisbet edilen hadistir. Mutlak olarak söylendiği zaman başkası anlaşılmaz.
Muttasıl veya münkatı olabilir.
7 - Mevkuf hadis : Sahabeden rivayet edilen söz, fiil ve benzeri şeylerdir.
Muttasıl veya münkatı' olabilir, Mukayyed olarak sahabe dışındaki küslerde de kullanılır.
Mesela "falan onu falancaya mevkuf yaptı" denilir.
8 - Maktu' hadis:
Senedi Tabiine dayanan ve onların
söz. fiil ve takrirleriyle ilgili hadislerdir. Şafiî, sonra da Taberani bu sözü münkatı' anlamında kullanmışlardır.
9
- Mürsel hadis : Tâbiin' in Haz. Peygamber (s.a.v)' den rivayet ettikleri söz ve fiillerdir. Mürsel hadis, hadisçilerin
çoğunluğuna, Şafiî' ye, fakihlerin ekserisine ve usûlcülere göre zayıf hadis sayılır. Bir grup
alimle İmam Malik ve İmam Ebu Hanife mürsel hadisi sahih hadis kabul etmişlerdir. "Şahabı mürselinin
sahih olduğuna hükme-dilmiştir- denildi.
10 - Münkatı' hadis : Senedi muttasıl olmayan hadistir.
Kopukluk ne şekilde olursa ol sun durum değişmez. Genellikle Tâbii'den aşağıda olan ravilerin
sahabeden yaptıkları rivayetlere kullanılır. Mesela Malik 'in (Nafî' i atlayarak) İbn Ömer 'den rivayeti
gibi, Münkatı hadis şöyle de tarif edilmiştir: Tâbii' den önce isnadında bir ravisi düşen veya müphem
bir ravi zikredilen hadistir.
11 - Mu'dal hadis : Senedinden iki ve daha fazla ravi düşen hadistir. Buna
münkatı hadis de denir. Fakihler mürsel hadis derler. Şöyle de tarif edilmiştir . Ravinin "bana ulaştı"
diyerek ifade ettiği hadistir. Mesela, Malik der ki: Bana Ebu Hüreyre 'den ulaştığına göre Resulullah
(s.a.v.) "Yedirip giydirilmesi kölenin hakkıdır" buyurdu. İşte bu hadis mu' daldır. Mu'an'an isnat
diye, falan falandan rivayet ettiği şeklindeki isnatlara denir .Bunun mürsel olduğu söylendiği gibi müdelles
olmaması ve ravilerin biri biriyle karşılaşmaları mümkün olması şartıyla muttasıl
olduğu da söylenmiştir. İki ravinin karşılaşmış olmalarının, uzunca görüşmelerinin
biri ötekinden rivayet ettiğinin bilinmesinin şart koşulması ihtilaflıdır. Hadisçilerden bazıları
bunların hiç birini şart koşmamıştır. Bu, Müslim b. el-Haccac' ın görüşü olup burada
icma olduğunu iddia etmiştir. Bazı hadisçiler de yalnız karşılaşmayı şart koşmuşlar
dır. Bu sözü Buharî, İbn Medînî ve Muhakkikîn söylemişlerdir. Bir kısım hadisçiler de uzunca sohbet
etmelerini, bazıları da birinin ötekinden rivayet ettiğinin bilinmesini şart koşmuşlardır.
12
- Tedlis : Tedlis iki kısımdır : 1 - İsnaddaki tedlis : Bir ravinin aynı asırda yaşadığı
bir kişiden işitmediği bir hadisi işitmiş gibi rivayet etmesidir. Falan şöyle dedi veya falandan
şöyle rivayet etti gibi ifadeler kullanır. Bazen şeyhini değil de hadisi güzelleştirmek amacıyla
zayıf veya küçük olduğu için başka bir raviyi düşürür, bu da tedlistir. 2 - Şeyhlerdeki tedlis:
Ravinin şeyhine bilinmeyen bir isim veya künye yahut nesep, veya bir sıfat vermesidir. Şeyhine bilinmeyen bir
isim vermek cidden çirkindir. Bu şekilde tanınan bir ravi cerh edilmiş olur. Rivayeti de kabul edilmez. Şeyhine
bilinmeyen bir lakap takmak birinciden daha az çirkindir. Bunu ravi bildiği tariki kuvvetlendirmek için yapar.
13
- Şaz hadis : Sika bir ravinin, öteki sika ravilere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Yoksa başkasının
rivayet etmediği hadisi rivayet etmesi değildir. Bu tarif, Şafii ve Hicaz alimlerinden bir' topluluk tarafından
yapılmıştır. Halîlî derki: Hadis hafızlarının tarifleri şöyledir . Şaz hadis
.sadece bir isnadı olan hadistir. Bu hadisi sika veya sika olmayan bir ravi yalnız başına rivayet etmiş
olabilir. "Sika" olmayan ravinin rivayet ettiği hadis kabul edilmez. "Sika" ravinin rivayet ettiği şaz hadiste
de tavakkuf edilir. Delil olarak gösterilmez.
14 - Münker hadisin bilinmesi : Hafız Berdîci der ki: Münker
hadis, metni ravilerinden başka biri tarafından bilinmeyen ferd hadistir.
15 - İtibar, Mutâbîat ve Şevahid
: Mesela Hammad Eyyûb 'dan Eyyûb İbn Sîrîn 'den, îbn Şirin Ebu Hüreyre 'den, Ebu Hüreyre Hz. Peygamber (s.a.v.)
'den, şeklinde rivayet edilen hadisin mutabii yoksa buna itibar denir. Mutabaat ise, Eyyûb 'dan Hammad' ın dışında
bir ravinin rivayet etmesidir. Buna Mutâbaat-ı tam denir. Veya İbn Sîrîn 'den Eyyûb 'dan başkasının
veya Ebu Hüreyre 'den İbn Sîrîn' den başka bir ravinin veya Hz. Peygamber (s.a.v.) 'den Ebu Hüreyre 'den başka
bir ravinin daha rivayet etmesidir. Şahid ise, aynı manada başka bir hadisin rivayet edilmesidir.
16
- Sika ravilerin ziyadeleri ve hükmü : Cumhura göre bu ziyadeler genellikle kabul edilir. Şayet noksan olarak
rivayet edenin dışında başka ravi de bu ziyadeyi yapmışsa kabul edilir. Bir defa hadisi noksan
olarak rivayet eden ravinin yaptığı ziyadeler kabul edilmez de denilmiştir.
17 - Ferd hadisler
Ferd hadisler iki kısımdır : a) Bütün ravileri tek olan hadis. b) Bir cihete nisbetle ferd. Mesela,
Mekke 'liler veya falanca bunu tek başına rivayet etti gibi.
18 - Muallel hadis : İllet, bir
hadisde, zahirde görünmeyen ancak derin bilgiye sahip ehil kişilerin anlayabileceği hadisin sıhhatine zarar
veren kapalı bir sebebin bulunmasıdır. Böyle hadislere muallel denir.
19 - Muzdarib hadis : Birbirine
yakın, muhtelif şekillerde münferit olarak rivayet edilen hadistir.
20 - Müdrec hadis : Müdrec hadis
üç kısma ayrılır : 1 - Ravi, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in sözünden sonra kendinin veya başkasının
sözünü zikreder. Ondan sonra ona bitişik olarak hadisin kalan bölümünü rivayet eder. Böylelikle bu ilaveler hadise dahil
zannedilir. 2 - Bir ravi iki senetle iki metne sahip olup bu iki metni senetlerden biriyle rivayet etmesidir. 3 - Ravi'
nin, isnadında veya metninde ihtilaf eden bir cemaatten duyduğu bir hadisi onlardan ittifakla rivayet etmesidir. Böyle
rivayetlerde bulunmak haramdır.
21 - Mevzu hadis : Yalan söyleyerek uydurulan hadistir. Zayıf hadisten
daha aşağıdır. Çünkü zayıf hadisin sahih olması ihtimali vardır. Mevzu hadis de böyle bir
ihtimal mevcut değildir. Bile bile uydurulmuş hadisi rivayet etmek, manası ne olursa olsun, haramdır.
Ancak mevzu olduğunu belirtmek için rivayet edilebilir. Bir hadisin mevzu olduğu, uyduranın itirafı ile
veya ikrar anlamına gelen bir şeyle ve hadisin mana ve lafzında bir bozukluk (rekaket) olmasıyla anlaşılır.
22 - Maklub hadis : Kalb, raviyi değiştirmektir. Mesela Salim 'den rivayet edilen meşhur bir
hadisi ra' beti artırmak için Rafi 'den rivayet etmek gibi. Böyle hadislere maklub hadis denir.
23 - Bir ravinin
rivayetinin kabul edilebilmesi için " adl " ve " zabt " sıfatlarını haiz olması gerekir . Bu sıfatlara
sahip olmak Müslüman, âkil, baliğ, fısk sebeplerinden uzak, mürüvveti tam, uyanık, ezberinden rivayet ediyorsa
hafız, kitaptan rivayet ederse zaptını yapmış, mana rivayet ederse onu ne şekilde ifade edeceği
bilgisine sahip olmakla olur. Bid' atıyle küfre giren kişinin rivayet ettiği hadis alınmaz. Hadis rivayet
etmesine mukabil ücret alan bir ravinin rivayeti İmam Ahmed, İshak ve Ebu Hatim 'e göre kabul edilmez. Hadis dinlemek
ve dinletmek de gaflet etmekle tanınan kişilerin de rivayeti kabul edilmez. Bir ravinin adil olduğu, sika,
mutkin sebt, hüccet, adi, hafız, sadık veya mahalkihu's-Sıdk gibi lafızlarla ifade edilir.
Insanlar (din adamlari) malesef her hadisi sanki Hz. Muhammed
Mustafa s.a.s efendimiz söyledi gibi aktariyor. Oysa ki Allahu Teala “Kur’an’i biz indirdik ve onun koruyucusuda
biziz biz “ diyor, yani Allahu Teala c.c. sadece Kur’an’i korur hadisleri ve yazilmis olan kitaplari degil. Seytan Kur’an’i degistiremiyecegini cok iyi bildigi icin, hadisleri insanlari
kullanarak degistirmeyi basarmis, binlerce hatta on binlerce mevzu hadis üretmislerdir. Bazi hadis sevdalilari bu yazimiza
karsi cikacaklar, ama sonuna kadar okundugunda vede akli selim ile düsündükten sonra dinimize en büyük darbeyi vuranlarin
zahiri ulema olduklari kesinlesecektir. Bu ümmet-i Muhammed zahiri ulemadan en büyük darbeleri yemistir. Büyük evliyalarin
isimlerini kullanarak kitaplar yazmislardir ve bunlari o evliya yazmis gibi göstermislerdir, evliyalarin kitaplarina ilaveler
ve eksiltmeler yapilarak, insanlari kendi düsüncelerinin dogru oldugunu empoze etmeye calismislardir. Bundan daha öte de hadislere
ilaveler ve eksiltmeler yapilmis, yahudilikten ve hristiyanliktan islami kabul edenler, kendi bildikleri ve anladiklari ilmi
insanlara empoze etmislerdir. Ve bu nedenlerle ortaya korkunc bir kavram kargasasi olusmustur. Hz. Muhammed Mustafa s.a.s
efendimiz ilmi, Mürsidler vasitasiyla alinacagini bir cok hadisinde belirtmistir. Bu konuda bir
kac tane hadis aktararak mevzu hadisler ve dine yarar verdiklerini zannedenlerin aslinda zarar verdiklerini delilleriyle aktarmak
isteriz…
„Benden sonra Nebi gelmeyecek,
benden sonra IMAMLAR (zamanin imamlari) gelecek, her kim zamanin imam’ina arif olmazsa o CAHILIYE standartlarina ölür.“
"Size Allah'a karsi takvayi, basiniza
siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Icinizden yasayacak olanlar cok ihtilaflar göreceklerdir.
Benim sünnetime ve MÜRSID HALIFE MEHDILERIN yolundan ayrilmayiniz. Bu yola sImsIki sariliniz, sonradan ortaya cikanlardan
kacininiz, cünkü her bid'at dalalettir." (Ebu Davud ve Tirmizi)
"Kim Bana itaat ederse muhakkak
ki Allah'a itaat etmis olur. Kim Bana isyan ederse, Allah'a isyan etmis olur. Her kim Imam'a (Kamil Mürside veya devrin Imam'ina)
itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmis olur. Her kim Imam'a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmis olur." (Ibni Mace
8/2589
Hz. Muhammed s.a.s efendimizin Nebi
oldugu ilk yillarda hadislerin yazilmasina belki müsade etmistir, ama daha sonra Allah’in emri üzere hadis yazilmasini
yasaklamistir…
"Allah'in nebisinden sözlerini yazmak icin
izin istedik, bize izin vermedi." (tirmizi es sunan Ilim bölümü
11)
"Bir hadis yazarken Hz. Nebi a.s. yanimiza
geldi ve yazdiginiz sey nedir dedi. Senden isittigimiz hadisler dedik. Hz. Muhammed Mustafa s.a.s. efendimiz ise Allah'in
kitabindan baska kitap mi ariyorsunuz ? Sizden evvelki milletler Allah'in kiatabi yaninda baska kitaplar yazdiklari icin yoldan
ciktilar."(El Hatib- Takyid 33)
"Bilin ki, Kur'an'dan baska birsey eken,
ektigini bicerken belalara ugrar. Artik siz de O'nu ekin. O'na uyun. Rabbinize O'nu delil edin. nefslerinize O'nu ögütcü yapin.
Kendi reyleriniz O'na uymazsa reylerinizi töhmetleyin. Dilekleriniz O'na aykiriysa dileklerinize hiyanétte bulunun." (Nehcul Belaga s. 55)
"Benden Kur'an disinda hic birsey yazmayin.
kim benden Kur'an disinda birsey yazmissa imha etsin." (Müslim-
Zühd bölümü, Müsnedi Hanbel, 3/12- 21, 33)
„Benim hadislerim
tartisilacak, tartisildigi vakit siz Kur’an’a bakin. Benim hadislerim Kur’an’a ters düsmez.”
(Kaynak: Bilal-i nadir sohbetleri 2. kaset www.bilalnadir.com)
IBNUL AVCE DENEN
SAHSIN IBRET VEREN ACIKLAMASI VE MEVZU HADIS ÜRETENLER
(Ibni Hacer-
Lisenul Mizan kitabindan alinti)
"Ünlü dinsiz
Abdulkerim b. Ebil Avce öldürülmeden önce su dehsetli aciklamayi yapar. Siz beni öldürüyorsunuz ama, ben dininizde helali
haram yapan, harami helal yapan 4000 hadis uydurdum. Ahmed b. El cüveybari, Muhammed b. ukesa ve Muhammed b. Temim'in Hz Nebi
s.a.s hakkinda 10.000'den fazla hadis uydurduklari söylenir."
(Zehebi- Mizan
kitabindan alinti)
"Ahmed b. Abdullahin
binlerce hadisi hadis Imamlarina dayandirarak uydurdugunu, Enes b. Malik'in hizmetcisi oldugunu iddia eden Dinar Ebu Mikyesin
de, Enes b. Melik'ten duyudugunu söyledigi uydurma dolu bir sahifeyi naklettigini anlatir."
Demek ki hadislere yalan karismis.
Karistigi kesin, ama ne kadar ?
Bu sorunun karsiligini Diyanet
yayinlarindan bir kitapta gormek, okurlar icin ilginc olabilir:
Yasar Kandemir'in kitabinda da
yer alan bilgilerden:
· "....Zahit hadiscilerin
hadise olan sevgilerinden suphe edilemez. Maksatlarindaki samimiyet, kabil-i inkar degildir. Lakin binlerde hadis uydurmak,
onlari Hz.Muhammed'e (s.a.v.) isnad etmek suretiyle -suphesiz bilmeyerek- hadis ilmini oldurmeye calismislardir." (M.Yasar Kandemir, Mevzu Hadisler, Ankara, 1975, Diyanet
Yay., s.60. Dayandigi kaynak: Siddiki, Hadis Edebiyati Tarihi, s.67.)
· "Bilhassa tergib-terhib
(ozendirme, korkutma) maksadiyla binlerde hadis uyduran abid ve zahid kilikli muslumanlar, bu hareketi Islam'a hizmet niyetiyle
yaptiklarini ve bundan dolayi Allah'tan mukafat beklediklerini istedikleri kadar soylesinler, surasi muhakkaktir ki Islam'a
en buyuk darbeyi onlar indirmislerdir." (Kandemir, ayni kitap, s.193)
· "...Bugun hadis takdim edilen uydurmalarin cogunu 'vazza'lar
(hadis uyduruculari) icad etmislerdir. Hadis uyduranlarin itiraflarinda da goruldugu uzere, ON BINLERCE SOZ, onlar tarafindan
belli bir maksadi ifade etmesi icin bilfiil ortaya konmustur." (Kandemir, ayni kitap, s.176)
· "Muslumanlari hayra ve iyi ameller yapmaya tesfik etmek ve dinin cirkin gordugu kotu
hareketlerden sakindirmak maksadiyla hadis diye uydurulmus sozler, mevzu (uydurma) hadisler arasinda kabarik bir yekun tutmaktadir."
(Kandemir,ayni kitap, s.56)
· "Tergip (sevaba ozendirme) icin uydurulan haberlerin (hadislerin) cogu namaz ve oruc
hakkinda olmakla beraber, bunlar disinda kalan diger ibadet nevilerini de sumulu icinde alan uydurmacilik hareketinde, fezailu'l
Kur'an'a (ayet ve surelerin okunuslarindaki sevaplara) ayri bir ehemmiyet verildigi asikardir. (...) Her sure hakkinda ayri
ayri hadis uydurmaya kalkmislardir. Bu konuda hadis uyduranlardan biri de Meysere Ibn Abdirabbih'dir. O'na:'Kim su sureyi
okursa bu kadar sevap kazanir' seklindeki hadisi nereden aldigi sorulmus, o da su karsiligi vermistir: Halki, Kur'an okumaya
tesvik etmek icin ben uydurdum" (Kandemis, ayni kitap, s.58. Dayandigi
kaynaklar: Iraki Fethu'l-Mugis, 1/131, Ali el Kari Serhu Nuhbeti'l Fiker, Istanbul, 1327, s.128, Sevkani, el Fevaidu'l-Mecmua,
s.315-317. Ibnu'l Cevzi, Kitabu'l-Mevzuat, varak 4 a:Zehebi, Mizan, 3/222)
· "Zahidler bu mevzu(hadis uydurma) disinda yalan soyleyebileyecek insanlar degillerdir.
Onlarin hali, Yahya Ibn Said el Kattan'in (olm. 198/813): "Sahih kisileri, hadiste oldugu kadar hicbir yerde yalanci gormedik'
sozunde en guzel ifadesini bulmustur."(Bkz, Kandemir, ayni kitap,
s.59)
· "Faki Ebu Bisr Ahmed Ibn Muhammed el Mervezi (olm.323/934), zamaninda sunneti(hadisi)
muhaliflerine karsi en cok mudafaa eden bir zat olarak bilinmektedir. Bununla beraber hadis uydurmaktan cekinmemistir." (Kandemir, ayni kitap, s.59)
· "Geceleri herkesten cok namaz kildigi, gunduzleri herkesten cok oruc tuttugu soylenen
Ebu Davud Suleyman Ibn Amr e'n-Neha'i(olm, III/IX. asr) de bu haline ragmen hadis uydurucusu olmaktan kurtulamamistir." (Kandemir, ayni kitap, s.59-60)
· "Yirmi sene hic kimseyle konusmadan inzivada kaldigi ( kosesinde ibadet ettigi) rivayet
edilen Vehen Ibn Hafs (olm. 250/864 civari) fazilet ve takvasina ragmen hadis uydurmaktaydi."(Kandemir, ayni kitap, s.60)
- Unlu bir hadisci, Ahmed Ibn Hanbel'le
Yahya Ibn Ma'in Bagdat'ta bir mescitte namaz kilmaktadirlar. O sirada oykulerini halka hadis diye yutturan biri, yine hadis
diye bir soz aktarir. Buna da, "Bize Ahmed Ibn Hanbel ve Yahya Ibn Ma'in haber verdiler. Dediler ki..."diye baslar. Oykucu
uzun uzun anlatir oykusunu. Iki hadisci de saskinlik icinde dinlerler. Sonra oykucuyu yanlarina cagirip konusurlar:
Yahya: "Bu anlattiklarini sana
hadis diye kim soyledi ? "
Oykucu: "Ahmed Bin Hanbel ile Yahya
Ibn Ma'in. Bunlar soylediler."
Yahya: "Yahya Ibn Ma'in benim.
Bu yanimdaki de Ahmed Ibn Hanbel. Ille de yalan soylemek istiyorsan, buna bizim adimizi karistirma!"
Oykucu : "Yahya Ibn Ma'in ahmak
oldugunu coktandir duyardim: simdi inandim ki bu dogru. Bre ahmak ! Dunyada sizden baska Yahya Ibn Ma'in ve Ahmed Bin Hanbel
yok mu ki bana boyle diyorsun ? Bu adlari tasiyan 17 kisiden hadis yazmisimdir ben!"
Ahmed Bin Hanbel de kendi yuzunu koluyla
kapatarak arkadasina "Birak sunu gitsin!" der. Oykucu de onlarla alay ederek oradan uzaklasir. (Bkz. Kandemir. Mevzu Hadisler, s.86)
"Hakim'im Mustedrek'inin zarari, sahih(saglam)
olmayan hadisleri sahih olarak takdim etmesi oldugu gibi, Ibnu Cevziinin Mevzuat'inin zarari da, bunun aksine, mevzu ( uydurma
) olmayan hadisi, mevzu saymasidir." (Bkz. Yasar Kandemir, Mevzu
Hadisler, s.142) Bunu diyenin, unlu hadisci Ibn Haceri'l Askalani
(olm. 1448) oldugunu da belirtiyor. (Kandemir'in dayanagi; Suyuti,
Tedribu'r-Ravi, 1/279)
Siret kitaplari, en eski ve en güvenilir
olanlarida dahil hurafe ve israiliyattan arinmis degildir. Tam aksine bunlarin kronolojik sirada en önce gelenleri israiliyatla
en fazla doldurulmus olanlaridir. ilk ve en güvenilir kaynak ibni ishak'a bakalim. Bu zatin esas kaynaklarindan biride yahudilikten
islam'a gecen Vehb ibni Münebbihtir. Ibni ishakin ayrica hristiyan ve mecusi kaynaklardan da büyük ölcüde yararlandigi bilinmektedir. (Ahmed emin-Duhaul islam 2.cilt s.311)
Reşid Rıza, Kab ve Vehb ikilisinin
dine zararlarını ve uydurma-larını şöyle anlatır:
“İsrailiyat rivayet eden ve Müslümanları kandı-rıp aldatanların
en şerlileri bu ikisidir. Yaratılış, tekvin, Peygamberler, geçmiş ümmetler, fitneler, kıyamet
ve ahiret meseleleriyle ilgili olarak tefsir ve tarih kitaplarında yer almayan hiçbir hurafe yoktur ki üzerinde bu ikisinin
imzası olmasın. Bu kişilerin rivayetleri arasında Tevrat ve diğer Semavi kitaplara dayandırdıklarını
iddia ettikleri nakiller bu kitaplarla çeliştiğinden dolayı, bir çoklarının yalan oluşu hususunda
kesin hükme vardık. Kuşkusuz önceki alimlerin bunların farkına varması mümkün değildi. Zira
onlar Ehli Ki-tabın kitaplarına muttali olamamışlardır. Kuşkusuz bu iki Yahu-di’nin rivayetlerinin
çoğu İsrailiyat kaynaklı hurafeler olup, tefsir ve diğer sahalarda yazılmış kitapları
bulandırmışlardır. Bunlar sayesinde İslam düşmanı mülhidler, İslam’ın da
diğer dinler gibi hurafeler ve evham dini olduğunu iddia etmişlerdir.” (Reşid
Rıza, Mecelletül Menar).
İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde
konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: “Hadis
nakil tefsirleri yanlış doğru, makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne
kitap, ne de ilim ehlinden değillerdi. Onlara hakim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti. Yaratılışın
esrarı, kainatın durumu, v.b. konularda bir şey öğrenmek istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap
verilenlere sorarlar ve bu konularda onlardan ya-rarlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb
İbni Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişilerden yapılan nakillerle
dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek dav-ranmış ve tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır.”
SAHABENIN KUR’AN
HASSASIYETI
Resulullah (S.A.V)’in
Rabb’imize kavuşmasından sonraki bir gün Hz. Ayşe Validemize, Arap bedeviler geliyorlar:
- Ya Ayşe,
O’nun en yakını olarak sizler O’nu çok iyi bilirsiniz. Biz Resulullah (S.A.V)’den şöyle bir
hadis-i şerif duymuştuk: “Ölünün arkasında akraba-ı taallukâtı ağladığı
zaman, Allah kabirdeki ölüye azap eder.”
Hz. Ayşe
Validemiz bunu duyunca derhal (Resulullah’ın verdiği ölçüye uygun olarak) Kur’ân-ı Kerim’le
karşılaştırıyor ve görüyor ki; “Kimse kimsenin günahını yüklenmez. Kimse kimsenin
günahından dolayı cezalandırılamaz” denmekte. O zaman Hz. Ayşe Validemiz;
-Yazıklar
olsun size, siz Kur’ân-ı Kerim’i bilmiyorsunuz, çünkü Resulullah ayaklı bir Kur’ân-ı Kerim’di,
O’nun ahlâkı Kur’ân-ı Kerim’di, diyor.
Ebubekir Peygamberimiz’in
vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın
elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmaz-lıklara düşecektir.
Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte
Allah’ın Kitabı aramızda, onun helalini helal kılın, haramını haram görün.”
Zehebi, Tezkiratul
Huffaz 1/3, Buhari 1.cilt
Hz. Ömer diğer şehirlerdeki
sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi. İbni
Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65
Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı.
Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunla-rın yakılmasını
emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli’nin Mişna’sı gi-bi Müslümanların Mişna’sıdır
bunlar. (İbni Sad/Tabakat 5/140)
Hz. Ömer Irak’a
yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı
arı uğultusu gibi Kuran okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayı-nız.”
(Ahmed İbni
Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63)
Hz. Ömer şöyle
der: “Ancak sizden önceki kavimleri hatırla-dım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah’ın
Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabı’na
hiçbir şeyi karıştırmam.” diğer bir rivayette “Allah’ın Kitabı’nı
asla başka bir şeyle değiştirmem.” başka bir rivayette “Ben yemin ederim ki Allah’ın
Kitabı’nı hiçbir şeyle gölgelemem.”
(El Hatip, Takyıdul
İlm Sayfa 50; İbni Sad, Tabakat, 3/206)
İbni Abbas
hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda
getirmek yüzünden olmuştur.”
(İbn Abdül
Berr, Camiul Beyanil ilm 1/63-68)
Şeddad,
İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece
Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi.
(Buhari K. Fezailul
Kuran 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30,31 Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmizi K. Fiten 43)
Enes İbn-i Malik Rad. Anh'den,
Haccâc'ı (Zâlim)'in halka yaptığı
zulüm ve itisaftan (bir ara) Enes İbn-i Malik (ra)'e şikâyet olunmuştu. Enes İbn-i Malik (ra) şikâyetçilere
sabrediniz (sakın memleketin nizamını bozmayınız). Çünkü siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz
ki, bundan sonra gelecek zaman muhakkak bundan daha fenâ olacaktır ve bu fenalık (siz ölüp de) Rabb'inize kavuşuncaya
kadar "asırlarca" böyle sürüp gidecektir. Bu fenâlığın devam edeceğini ben Peygamberimiz Muhammed
(sav)' den işittim, demiştir. (Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadîs No: 2115)
Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın
yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse
ve o da beni bun-dan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok
ederdim.
(Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27)
Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları
yoketsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”
(İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm)
Birgün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi?” “Evet” derler. Peygamber’den
işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır?”
diye sordum. Resullullah dedi ki:
“Kurtuluş
Kuran’dadır. çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü
de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir.
O’nu terkeden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında
arayanı Allah sapkınlığa düşürür.
O, Allah’ın
en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kuran’dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların
haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının
doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır.”
(Sünen-i Tırmizi/Darimi)
“Ömer ölünceye kadar Allah’ın
Resulu buyurdu diyemezdik.”(Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt,
sayfa 34).
Iste Sahabenin Kur’an hassasiyeti
ve hadislere olan tavirlari… Elbette her hadis mevzu degildir, ama her hadis mutlaka Kur’an süzgecinden gecirilmesi
gerekiyor. Tipki Sahabenin yaptigi gibi. Mevzu hadislere göz yumamayiz ve insanlarin bizi hadis düsmani görecekler diye biz
bu davadan vazgecmeyiz, taki bunun ciddiyetini kavradiklari zaman. (ki biz Sahih hadislere düsman degiliz, tam aksinedir durum)…
ebu hanifenin bir sözü
"Sayet bir meselede size daha kuvvetli
bir delil ulasirsa, o hususta bana tâbî olmayiniz. Islam'da kemalin alâmeti budur. Bana olan sevgi ve bagliliginiz da ancak
bu sekilde ortaya çikar."
Süfyani Sevriden rivayet edilmistir ki,
o has kullara söyle yazardi: Bundan sonra, sen öyle bir zamandasin ki, Hz. Muhammed s.a.sin sahabeleri o zamana yetismekten
Allaha siginirlardi. ONLARDA OLAN ILMIN BIZDE OLMADIGI HABERI BIZE KADAR GELMISTIR; YA BIZIM HALIMIZ NASIL OLUR ! (Minhecul Abidin-Imam gazali)
Demek oluyor
ki, sahabeden sonra ilim adim adim kayboluyor ve yerine bid'adler geliyor ve o bidadler gercek zannediliyor... MEHMET AKIF
ERSOYUN BIR SIIRIYLE YAZIMIZI TAMAMLIYORUZ INSAALLAH… Allah hepinizden razi olsun
YIKIP SERIATI BAMBASKA BIR
BINA KURDUK
NEBIYE ATF ILE BINLERCE HERZE UYDURDUK
O HALI BULDU KI CÜRET: YECUZU FIT-TERGIB
KAR-I ERZELI FETVA KESILDI: ...... HEM NE GARIP
HADIS VAAZ EDERKEN SEVAP UMAN BILE VAR!
SEVABI VAR IMIS, BIR ZAMAN GELIR ANLAR!
CIHANI TITRETIYORKEN NIDAY-I
MEN KEZEBE...
ISITMIYOR MU NEDIR, BAKIN SU BI EDEBE
LISAN-I PAK-I NEBIDEN YALANLAR
UYDURUYOR;
SIKILMADAN DA SEVAP ISLEDIM DEYIP DURUYOR.
Mehmet Akif ERSOY
(Fatih Kürsüsünden)
CERH VE TA'DİL
CERH TA'DİL: Hadis rivayet eden ravilerin bu konunun uzmanları tarafından
tevsiki (güvenilir sayılması) ve tecrihidir (güvenilmez sayılması).
Cerh; râvinin,
rivayetinin reddedilmesini gereken bir nitelige sahip oldugunu tesbit etmek yahut kabul edilmesini gerektiren bir nitelige
sahip olmadigini belirterek, rivayetinin reddedilmesini gerektirecek sekilde söz konusu edilmesidir. Râvi hakkinda: O kezzâbtir
(çok yalancidir), fasiktir, zayiftir, sika degildir, muteber değildir ya da hadisi yazılmaz, demek gibi.
Cerh
mutlak ve mukayyed olmak üzere iki kısma ayrılır:
Mutlak: Ravinin herhangi bir kayıt
sözkonusu edilmeden cerh edildiğini belirtmek. Bu her halükârda onun rivayetinin reddedilmesini gerektirir.
Mukayyed:
Ravinin şeyh (hoca) ya da taife ya da buna benzer muayyen bir şeye nisbetle cerhedildiğinin sözkonusu edilmesi.
Bu o muayyen şey, hakkındaki rivayetinin reddedilmesini gerektiren bir illet olur, başka hususlar için olmaz.
Mesela:
İbn Hacer, et-Takrib'de Zeyd b. el-Humam hakkında: "Ondan Muslim de rivayet etmiştir" demiştir. O doğru
sözlüdür. Fakat es-Sevrî yoluyla gelen hadiste hata eder. Bu durumda onun es-Sevrî'den rivayet ettiği hadisleri zayıf
olur, başkaları olmaz. Hulâsa müellifinin İsmail b. Ayyâş hakkındaki: Ahmed, İbn Maîn’in
ve Buhârî Şam ehlinden yaptığı rivayetlerde sika olduğunu fakat Hicazlılardan yaptığı
rivayette zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Bu durumda onun Hicazlılardan rivayet ettiği hadisleri
zayıf, Şamlılardan rivayetleri zayıf değildir. Yine eğer mesela, Allah'ın sıfatları
ile ilgili hadisler de zayıftır, denilecek olursa, diğer hususlara dair hadisler de zayıf olmaz.
Fakat
cerhin kayıtlı olarak sözkonusu edilmesinden kasıt, onun bu kayıtlı konuda sika olduğu iddiasını
bertaraf etmek ise, başka hususlarda zayıf olmasına da engel değildir.
Cerhin birtakım mertebeleri
vardır:
En yüksek mertebe, bu hususta en ileri noktaya ulaşıldığına delâlet eden ifadelerdir.
İnsanlar arasında en yalancı kişidir, yalancılık ta bir rükündür ifadeleri gibi.
Bundan
sonra mübalağaya delâlet eden ifadeler gelir. O kezzabtır (çok yalancıdır), vaddâ’dır (çok
hadis uydurur) ve deccaldir ifadeleri gibi. En hafifleri ise o leyyin (yumuşak, gevşek), hıfzı kötü ya
da hakkında ileri geri konuşulmuştur, anlamındaki tabirlerdir.
Bunlar arasında ise bilinen
çeşitli mertebeler vardır.
Cerhin kabul edilmesi için beş şart aranır:
1-
Cerh yapanın adaletli olması gerekir. Fâsıkın cerhi kabul edilmez. 2- Uyanık birisi tarafından
yapılmalıdır. Gafleti bulunanın (yanılan birisinin) cerhi kabul edilmez. 3- Cerhin sebeplerini
bilen birisi tarafından yapılmalıdır. Cerh ve tenkid sebeplerini bilmeyenin cerhi kabul edilmez. 4-
Cerhin sebebini açıklamalıdır. Müphem ifadelerle cerh kabul edilmez. Mesela: Zayıftır demek ya da
hadisi reddolunur demekle yetinilmez. Ayrıca bunun sebebini de açıklaması gerekir. Çünkü cerhedilmesini gerektirmeyen
bir sebeple onu cerhetmeye kalkışmış olabilir. Meşhur olan görüş bu cerhin kabul edilmesidir.
İbn Hacer de müphem cerhin -âdil olduğu bilinen kimseler dışında- kabul edilmesini tercih etmiştir.
Adil olduğu bilinen kimseler hakkında ise sebebi açıklanmadıkça cerhi kabul etmez.mTercihe değer
olan görüş de budur. Özellikle cerh yapan kişi bu alanın imamlarından (önder alimlerinden) birisi ise. 5-
Adaleti mütevatir, imameti meşhur kimse hakkında yapılmamalıdır. Nafi, Şu'be, Malik ve Buhârî
gibi. Bu ve benzerleri hakkındaki cerh ifadeleri kabul edilmez.
Ta’dîl: Ravinin rivayetinin
kabul edilmesini gerektiren bir sıfata sahip olduğunun, rivayetinin de reddedilmesini gerektiren bir niteliğinin
bulunmadığının belirtilmesi suretiyle ravinin sözkonusu edilmesidir. O sikadır, o sağlam birisidir,
onda bir beis yoktur ya da hadisi reddolunmaz denilmesi gibi.
Mutlak ve mukayyed olmak üzere iki kısma ayrılır:
1-
Mutlak: Ravinin herhangi bir kayıt sözkonusu edilmeden adalet ile anılmasıdır. Bu onun her durumda
sika olduğunun belirtilmesi demektir.
2- Mukayyed: Ravinin şeyh, taife ya da buna benzer muayyen
bir şeye nisbetle âdil olduğunun belirtilmesidir. O vakit bu, o muayyen şeye nisbetle sika olduğunu -başka
hususlarda böyle olmadığını- ifade etmek olur.
O, ez-Zührî'den rivayet ettiği hadisleriyle
yahut Hicazlılardan rivayet ettiği hadisleriyle sika birisidir, denilmesi gibi. Onun, kendilerinden rivayet yapması
halinde sika olduğu belirtilen hadis rivayetleri dışında sika kabul edilmez. Ancak bundan maksat bu kimselerden
yaptığı rivayetinin zayıf olduğu iddiasını bertaraf etmek ise, o takdirde bunların
dışındakilerden yaptığı rivayetlerde de sika olmasına engel değildir.
Tadilin
mertebeleri vardır: En üstün mertebe, bu hususta en ileri noktada olduğuna delâlet eden ifadelerdir. İnsanların
en sikasıdır, sağlam rivayet etmekte en ileri nokta odur, gibi.
Sonra bir ya da iki sıfat ile pekiştirilen
sikalıktır. Mesela sikadır, sikadır yahut sikadır, sebt (sağlam)dır ya da buna benzer ifadeler.
En
alt mertebesi ise en hafif cerhe yakın olduğunu hissettiren ifadelerdir. Salihtir yahut mukaribdir ya da hadisi
rivayet edilir yahut buna benzer ifadeler gibi. Bunun arasında ise bilinen daha başka mertebeler de vardır.
Tadilin kabul edilmesi için dört şart aranır:
1- Tadil yapanın adaletli olması
gerekir, fâsık bir kimsenin tadili kabul edilmez. 2- Uyanık olması gerekir. Dış görünüşe
aldanan gafil kimsenin tadili kabul edilmez. 3- Adalet sebeplerini bilen bir kimse tarafından yapılmalıdır.
Kabul ve red sıfatlarını bilmeyenin tadili kabul edilmez. 4- Rivayetinin reddedilmesini gereken yalancılık,
açık fasıklık ya da buna benzer bir husus ile ün salmış bir kimse hakkında yapılmamış
olmalıdır.
Cerh ve Ta’dîl Teâruz Ederse (Çatışırsa):
Cerh
ve tadilin teâruzu: Ravinin, hem rivayetinin reddedilmesini gerektiren hem de kabul edilmesini gerektiren bir şekilde
sözkonusu edilmesidir. Kimi ilim adamları onun hakkında o sikadır derken kimilerinin de o zayıftır
demesi gibi.
Teâruzun dört hali sözkonusudur:
1. Hal: Cerhin de, tadilin de müphem bırakılmış
olması: Yani her ikisinde de cerh ya da tadil sebebinin açıklanmamış olmasıdır.
Eğer
müphem cerhin kabul edilmeyeceği görüşünü benimsiyor isek o zaman tadil edenlerin görüşü kabul edilir. Çünkü
vakıada onunla teâruz eden bir husus yoktur.
Eğer kabul edileceği görüşünü benimsersek -ki tercihe
değer olan budur- o takdirde teâruz sözkonusu olur. Bu durumda ikisinden tercih edilmeye değer olan kabul edilir.
Ya o görüşü söyleyenin adaleti ya da şahsın durumunu bilmek hakkındaki görüş ya da cerh ve tadilin
sebepleri ya da sayıca çokluk bakımından tercihe değer görülen kabul edilir.
2. Hal: Her
ikisinin de açıklanmış olması yani her ikisinde de cerh ve tadilin sebeplerinin beyan edilmiş olması.
Bu durumda cerh kabul edilir. Çünkü cerhi söyleyen fazladan bir şeyler bilmektedir. Ancak tadilde bulunan kimsenin: Ben
kendisi sebebiyle raviyi cerhettiği hususu daha iyi biliyorum. O husus ortadan kalkmış bulunmaktadır,
demesi hali müstesnadır. O vakit tadil görüşü kabul edilir. Çünkü bu görüşü belirtenin fazladan bir bildiği
vardır.
3. Hal: Tadil müphem, cerh açıklanmış ise bu durumda cerh kabul edilir çünkü cerhi
kabul edenin fazladan bir bildiği vardır.
4. Hal: Cerhin müphem, tadilin ise açıklanmış
olması hali. Bu durumda, tercih edilmeye değer olduğundan ötürü tadil kabul edilir.
Buna göre cerh ve
ta’dil ilmi; rivayetlerin kabulü veya reddi konusunda ravilerin hallerinden bahseden bir ilimdir.
Cerh ve Ta'dil
sahabe döneminden başlayarak hadis kitaplarının tedvin edilmesi dönemine kadar devam etmiş ve tedvin dönemiyle
son bulmuştur. (Sahabenin müteahhirun ulemasına kadar sürmüştür.)
Bu konunun uzmanları ravilerin
hallerini yaptıkları işlere, tavır-davranışlarına, mezhep-cemaat bağlantılarına
göre (bağlılığının şiddetine göre) değerlendirerek o ravi hakkında bilgi vermişlerdir.
Ravinin
güvenilirliğini veya güvenilmezliğini ifade eden kelime ve lafızlar çoğunlukla bellidir.
Yalnız
Cerh Ta'dil âlimlerinin olayları değerlendirirken kendi değer yargılarını da göz önünde bulundurmak
lazımdır. Bu da onlardan sonra gelen âlimler tarafından yapılmış ve Cerh Ta'dil âlimleri üç
gruba ayrılmışlardır.
MÜTEŞEDDİD: Çok
küçük şeylerle ravileri tercih eden âlimler
MÜTESAHİL:
Önemli kusurları bile görmezden gelen âlimler
MÜTEVASSIT:
Yukarıdaki iki grubun ortasında bir yol tutan âlimler:
CERH TA'DİLDE SADECE BİR ÂLİMİN
KANAATİ ALINMAZ. Kanaatlerin genelinden bir değerlendirme yapılmalıdır.
Cerh Ta'dil âlimlerinin
sınıflarına göre isimleri şöyledir:
A-MÜTEŞEDDİD ÂLİMLER:
1-Ebu’l-Ferec
İbnü’l-Cevzî 2-Dârekutnî 3-Nesâî 4-İbn Abdilber 5-Ali b. el-Medînî 6-Iclî 7-Ezdî 8-Ukaylî 9-İbn
Râhûye 10-Fudayl b. Süleyman en-Nümeyrî 11-İbn Hazm 12-Elbânî
B-MÜTESÂHİL
ÂLİMLER:
1-Hâkim en-Neysâbûrî 2-Suyûtî 3-İbn Mâce 4-İbn Hıbbân 5-Ahmed
Muhammed Şâkir 6-Yahya b. Maîn 7-Hatîb el-Bağdâdî 8-Ebû Hâtim er-Râzî 9-Cûzecânî 10-Tirmizî 11-Heysemî
C-MÜTEVASSIT ÂLİMLER:
1-Buhârî 2-Müslim 3-Ahmed b. Hanbel 4-Ebû Dâvûd 5-Bûsırî 6-Yahya
el-Kattân 7-İbn Hacer 8-Zeynüddîn el-Irâkî 9-Zeylaî 10-Ebû Zür’a er-Râzî 11-İbn Adiy 12-Zehebî 13-Muhammed
Zâhid el-Kevserî 14-Ebû Ğudde
Bu konuda şunu söylemek gerekir ki müteşeddid alimler ravileri çok
küçük şeylerle tercih ettiklerinden bu alimlerin zayıf dedikleri hadislerde başka hadis alimlerinin yorumlarına
bakmalıyız. (Ravileri küçük şeylerle tercih ettiklerinden hadisi hemen zayıf olarak nitelendirebiliyorlar.)
Mütesahil alimler de önemli kusurları bile görmeden ravileri tercih ettiklerinden bu alimlerin de sahih dedikleri hadislerde
yine başka hadis alimlerinin yorumlarına bakılır. (Bunlar da ravilerin önemli özelliklerini bile görmezden
geldiklerinden hadislere hemen sahih hükmü verebiliyorlar.) Bu konuda en uygun davrananlar mütevassıt alimlerdir.
CERH VE TA'DİL'DE BAZI KRİTERLER
Adaletin tanımı
şöyledir: "Sahibin takva ve kişiliğe sarılmaya sevk eden bir meziyettir. Burada takvadan maksat şirk,
fısk ve bid'at gibi kötü işlerden sakınmaktır. Bu hususta küçük günahlardan sakınmak takva için şart
değildir; fakat küçük günahlarda ısrar da büyük günahtır. Kişilikten maksat ise sokakta yemek-içmek, yollara
bevletmek gibi düşük işlerden sakınmaktır. Şunu da belirtmek gerekir ki ravilerde aranan adalet şahitlikte
aranan adaletten daha umumidir."
Muhaddislerin adalet için ileri sürdükleri şartlar ittifakla şunlardır
:
a. Müslüman olmak b. Büluğa ermiş olmak c. Akıllı olmak d. Fısktan ve
mürüvvete muhalif davranışlardan uzak olmak. (Tedribürravi, cilt 1, sahife 163)
Adalete eleştiri
sebebi olabilecek hususlar :
a. Ravinin yalan söylemesi b. Ravinin yalan söylemekle itham edilmesi c.
Ravinin fasık oluşu d. Ravinin bilinmemesi e. Ravinin bid'at ehli olması.
Zabt
da ravinin işittiği ve rivayet ettiği hadisi dilediğinde okuyabilecek derecede unutmaktan ve karıştırmaktan
muhafaza etmesidir. Zabt iki türlüdür. Zabtı sadr;hadisi unutmaktan korumak ve hatırda tutmaktır. Zabtı
Kitabet; hadisleri not aldığı bir defter sayesinde rivayet edeceği vakte kadar yanında saklamasıyla
olur.
Zabta yönelik tenkit sebeplerine gelince bunlar şunlardır :
a. Aşırı
dalgınlık b. Çok yanılmak c. Sikalara (güvenilir ravilere) muhalefet d. Evham sahibi olmak e. Kötü
hafızalı olmak
CERH VE TA'DÎL KONULU KİTAPLAR
Bu
çeşit eserlerin ortaya çıkışının temelinde râvîlerin haberlerinin kabul edilmesi veya edilmemesi
hususunda münekkitlerin yapmış oldukları çalışmalar ve onların bu konudaki çabaları yatmaktadır.
Bu ilim dalında eser veren âlimler farklı farklı metotlar kullanmışlardır. Kimisi eserinde sadece
yalancılara ve zayıflara yer verirken, diğer bazı kimseler ise bunlara ilavelerde bulunmuş ve bazı
mevzu hadisleri de zikretmiştir. Ayrıca bazıları, sadece sikalar hakkında eser vermişken diğer
bazıları hem sika ve hem de zayıfları birlikte ele almışlardır.
1-Lisanül Mizan
(İbn Hacer el-Askalani) 2-el-Cerh ve't-Ta'dil (İmam Ahmed b. Muhammed b. Hanbel) 3-Ed-Du'afâ (Muhammed
b. Abdullah b. Abdurrahîm el-Berkî ez-Zührî) 4-el-Cerh ve't-Ta'dü ve Ed-Du'afâ (Ebû İshâk İbrahim b. Ya'kûb es-Sa'dî
el-Cûzecânî) 5-Ed-Du'afâ (Muhammed b. İsmail el-Buhârî) 6-et-Tarih fi's-Sikât ve'd-Du'afâ (Ahmed b. Ebî Hayseme
en-Nesâî el-Bağdâdî) 7-Taribu'd-Du'afâ ve'l-Metrûkîn (Ebû Abdurrahmân Ahmed b. Ali en-Nesâî) 8-el-Cerh ve't-Ta'dil
(Abdurrahmân b. Ebî Hatim b. İdrîs el-Hanzelî er-Râzî) 9-es-Sikât (Ebu Hatim b. Hibban el-Busti) 10-el-Kamil fi
Ma’rifeti Du’afail Muhaddisin ve ileli’l Hadis (Ebu Ahmed Abdullah b. Muhammed İbn Adiyy el-Cürcani) 11-Medhal
(el-Hâkim Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah en-Nîsâbûrî) 12-Ed-Du'afâ ve'l-Metrûkin (Ebu'l-Ferec Abdurrahmân
b. Ali İbnu'l-Cevzî) 13-Mizanu’l-îtidâl (Şemsuddin Muhammed b. Ahmed ez-Zehebî) 14-el-İğtibât
bi-Ma'rifeti Men Rumiye bi’l-İhtilât ( Burhanuddin İbrahim b. Muhammed el-Halebî)
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
KAYNAKLAR
1-İ'laü's-Sünne,
Zafer Ahmed et-Tehanevi, Yeni Usulü Hadis, İbrahim Canan 2-el-Menaru'l Münif, İbni Kayyım Cevziyye,
Cantaş Yay. 3-Mevzu Hadisler, M.Yaşar Kandemir,D.İ.B. 4-Akıl Vahiy Açısından Sünnet, Dr.
Mehmet Erdoğan, İFAV 5-el-Muvafakat, Şatıbi, İz Yay. 6-Kur'an Sünnet Bütünlüğü, Necati
Kara, İhtar Yay. 7-Mevzu Hadisler, Abdulfettah Ebu Gudde, İnsan Yay. 8-Sünneti Anlamada Yöntem, Yusuf el-Kardavi,
Rey Yay. 9-Usûlü hadis, Muhammed b. Ali el-Birgivi, Yasin Yay. 10-Hadis usûlüne giriş, Muhammed Salih el-Useymin,
Guraba Yay.
Buhari ve Müslim'e sahihayn denilir, Sahihleri ile meşhur iki hadis yazarıdır. Diğer
dört hadis yazarının kitapları Sünendir. Diğer hadis kitabı türleri: Cami, Müsned,
Mucem, Müstedrek, Mustahrec, Cüz, Tabakat.
Hadis ilimleri usul ve esastan meydana gelir: Usuli Hadis, hadislerin ravisini, senedini, metnini araştıran
ilim dalıdır. Hadisi kimin rivayet ettiğini, hadisin kesintili olup olmadığını, metnin
doğruluğunu araştırır. Alt ilim dalları vardır.
- Cerh ve Ta'dil, raviyi kabul (cerh) veya reddi (tadil) ele alır.
- Rical, ravilerin hayatını ele alır.
- Hadis ihtilafı, birbiriyle çelişen hadisleri karşılaştırır.
- İlelilhadis, hadisin doğruluğunu zedeleyen gizli noktaları aydınlatır.
- Garibulhadis, hadislerde geçen terimleri araştırır.
- Nasih ve Mensuh, hükmü kalkmış hadisleri araştırır.
- Kutsi hadis, manası Allah'tan sözü peygamberden olan hadisleri ele alır.
Sahabilerin Sahife denilen hadis mecmuaları vardır. Halife Ömer bin Abdülaziz, 719 yılında hadislerin toplanmasını emretti. İmam Buhari (810-869) her yeri dolaşarak hadisleri topladı, meşhur Sahihini yazdı. Buhari bahsedilen hadisleri topladığında
hadis nakledenlerin en az üç dört nesli ölmüştü. Bu durum da hadislere kuşkuyla bakılma nedenlerindendir. Son
halife Ali zamanında hadis uydurmaları başladı. 12. yüzyıldan sonra ise hadis okulları açıldı.
İslam bilim geleneğinde tefsirin hadise olan ihtiyacı, hadisin tefsire olan ihtiyacından fazladır
denilmiştir. Bu nedenle hadis çok önemli bir dini kaynak olmuştur. Fıkıh ve tefsirin vazgeçilmez kaynağıdır. Fıkıh mezhepleri arasındaki görüş ayrılıkları hadislerin
farklı yorumlanmalarındandır.
Şeriatın dayandığı unsurlar; Kuran, Hadis, İcma, Kıyas, Örf ve Maslahat. Zamanla inanç ve eylemde mezhepler belirince İslam, Sünni ve Şii olarak iki ana akıma ayrıldı. Esasında bunlar arasında uzlaşmaz çelişkiler yoktu, ayrılık
siyasal yöndeydi. Halifelik Ali'ye verilmemişti, Ehli Beyte zulüm yapılmıştı. Şiilik veya Şia bu inançla doğdu. Şia'nın hadis kaynaklarının Sünni kaynaklarla zaman zaman uyuşmaması da bu sebepledir. Hukuki birçok meselede Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleriyle olan görüş ayrılıkları esasta değil teferruattadır.
Hadis Ehli, peygamberin hadislerini toplayıp buna göre hayatını düzenleyenlerden oluşuyordu.
7. yüzyılda Kelam bilimcileri ile Hadis Ehli arasında tartışmalar çıktı. Akıl ile nakil tartışmalarına
izleyen dönemde felsefeciler de karıştı. Son dönem Osmanlı ulemasında dahi imparatorluğun çöküşü sırasında bu tartışmalar yeniden yaşandı.
Hadis Terimleri [değiştir]
- Sünnet: Peygamberin hayat tarzı ve dini mirası, hüküm çıkarılan hadisler, peygamberin, sonra ashabının,
sonra tabiinin, sonra ümmetin örnek aldığı usul
- Sünnetullah: Allah'ın hükmü ve yasaları
- Metluv vahiy: Kuranı Kerim
- Gayri metluv vahiy: Hadisler
- Siret: Peygamberin hayatı, ahlakı, dış görünüşü (çoğulu siyer)
- Hadis: Peygamberin söz, iş ve takrirleri, ayetlerin tefsiri, haber, Kuran'ın
tatbikatı, vahyi gayri metluv
- Eser: Ashabın sözlerinin de içinde olduğu hadis
- Haber: Kuran, hadis, ashab ictihadı ve diğer bilgilerin tümü
- Ashab: Peygamber zamanında yaşayıp, onunla görüşmüş, müslüman ve aklı başında insanlar
- Tabiin: Ashab zamanında yaşayanlar
- Tebeut Tabiin: Tabiinden hadis nakledenler
- Mütevatir: Peygamber zamanına şahit olmuş kişilerin ittifakla bildirdikleri söz
- Meşhur: Peygamber zamanında değil, tabiin ve sonrakilerce tevatürle nakledilmiş söz
- Vahid Haber: Bir veya birkaç kişinin naklettiği söz (fıkıhta delil hükmüne geçmez)
- Gayri sahih: Karışık söz, neshe uğramış (zayıf ama uydurma değildir)
- Mevzu: Uydurma, gerçek dışı (nakli bile günahtır)
- İstinbat: Hüküm çıkarma
- Muhaddis: Hadis bilimci (hadislerin anlamından çok ifade ve sağlamlığına bakar)
- Fakih: Hadisin sebebi, siyakı, maksadı ve delaleti ile meşgul olan kişi
- İsrailiyat: Mevzu söz, uydurmalar
- Sıhhat: Hadiste aranan doğruluk şartı (akla aykırılık, Kurana aykırılık,
İslam'ın ruhuna aykırılık, fıtrata ve tabiata aykırılık, tarihe aykırılık
yönünden)
- Kezzabin: Yalancılar
- La tectemiu ümmeti aled dalale: Ümmetin, dalalet üzerinde birleşmeyeceğini ifade eden cümle (topyekün
herkes hata yapamaz anlamında)
- Nesh: Bir hadisin diğerinin zorluğunu hafifletmesi
- Rivayet: Dedi, rivayet etti, haber verdi, bildirdi ifadeleriyle belirli kişilerin belirli şartlarla bir
metni kaynağına götüren zincir
- Tedvin: Derleme
- Dirayet: Ebu Hanife'nin sıhhat için mana rivayetini kabul etmemesi, söz zincirinde ravinin şurasını
hatırlamıyorum dediği durum, usul ve metin incelemesi, Ebu Hanife'nin 17 hadise tam intibakı.
- İmla: Söyleyerek yazdırma
- Tevsik: Doğruluğu kanıtlama
- Yemin: Hadis rivayet edene önce yemin ettirmek (Halife Ali'nin uyguladığı bir yöntemdir)
- Sika: Güvenilir
- Garib: Şaz, bir kişiden gelen nakil
Kültürümüzün Temelleri;
| Mevzu (Uydurma) Hadisler |
Fikret ŞANLIBABA | |
|
Vatanı sevmek imandan(mı)dır, başlığı altındaki yazıya olan rağbetten
dolayı aynı konuyu biraz daha geniş bir vecihle tekrar mütâlaa etmeyi münasip gördük. Halkın dilinde hadis
diye zikredilen nice söz var ki bunların hepsini yazmak çok uzun tetkikler ve zaman gerektirir. Bu yazıda hadis
olmadığı halde halk arasında hadis diye zikredilen ve meşhur hâle gelen sözlerin bir kısmına
işaret edilecek.
Sahâbe (Allah onlardan razı olsun) hadis rivayet ederken büyük bir hassasiyet gösteriyor, inceleyip sık dokuyordu.
Böyle bir konuda hata yapmanın büyük bir vebal olduğu düşüncesiyle hareket ediliyordu. Bunun tek bir sebebi
vardı. "Muhakkak ki benim üzerime söylenen yalan herhangi birine söylenen yalan gibi değildir. Kim bana kasıtlı
yalan söylerse cehennemde oturacağı yere hazırlansın” hadisi idi.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e söylemediği bir sözü ona isnad etmekle, söylediği hadisleri
de kabul etmeyip bazı sapıkların ifade ettiği gibi "sahih olan sadece birkaç hadis var" demek iftiraca
aynıdır.
Bazen halk arasında dolaşan hoş sözler hadis olarak addedili-yor. Müslümanın vazifesi ise dilini bu
tip iftiralardan korumaktır. Bu sözlerin bize kadar gelmesi, bizim de böyle devam ettirmemizi gerektirmez veya hatırı
kırılır diye arkadaşlarımızı uyarmamamızı da gerektirmez. Zira Allah Rasûlünün
hatırı her hatırın üstündedir.
Bir çok uydurma söz varken biz burada sadece halk arasında yayılan bir kaç söz ve bu sözlerin mahiyetinden bahsedeceğiz.
Bu sözlerin uydurma olması ve bunların bilinmesi "O’nu biz indirdik ve yine biz koruyacağız."
ayetiyle Kur'an'ın yanında sünnetin de muhafaza edildiğinin delilidir.
*Vatanı sevmek imandandır.(2)
* Arabı sevmek imandandır. (3)
Bütün hadisçilerin uydurma olduğu hususunda ittifak ettikleri iki söz.
Müslüman ile vatan sevgisi arasında yakın bir ilişki vardır. Daha doğrusu vatanını en
çok müslümanlar sever. Sözün doğruluğundan hiçbir şüphemiz yoktur ama Efendimizin ağzından böyle
bir söz çıkmamıştır. Uydurulan sözün manasının mantıklı olup olmaması önemli
değil, önemli olan insanların, peygamberi kendi davalarına alet etmek istemeleridir, ona iftira etmeleridir.
Bizler ne zaman ki bu tip uydurma sözleri peygambere isnat eder "vatan sevgisi imandandır" diye cahiliye devrinde olduğu
gibi kavmiyetciliği ön plana çıkarırsak, işte o zaman Arabın uydurduğu şu sözü unutmayalım;
"Arabı sevmek imandandır." Aynı zihniyetin değişik versiyonu. Kimisi vatanını çok sever,
herşeyi göze alır ve peygambere iftira eder, kimisi de kendisini....
"Ümmetimin âlimleri ben-i İsrail'in nebileri gibidir" Yine hadisçilerin uydurma olduğundan hiç şüphe etmedikleri
bir hadis (söz) (4)
Bir zümreyi yüceltmek için diğer bir zümreyi düşürmek kadar bayağı bir iş yoktur.
Ulemânın kıymetini idrak etmek için bir söz uydurmak yerine varid olan sahih bir hadis zikredilebilirdi. Örneğin
Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayet ettikleri şu sahih hadis "... Denizdeki balıklar dahil yerde ve gökte ne varsa
âlim için istiğfar eder. Âlimin âbide üstünlüğü (ondörtlük) ayın diğer yıldızlara üstünlüğü
gibidir. Alimler peygamberlerin varisidirler. Peygamberlerse dinar ve dirhem bırakmamışlardır, ilim bırakmışlardır.
Kim bunu alırsa ulaşılmamış bir haz alır. (5)
Halk arasında yaygınlaşan ve hadis olarak bilinen bazı sözlerin kıymetli âlimlerin kitaplarında
da yer aldığını görüyoruz. Hatta ona kaynakça yazan insanların "Bu hadisi her ne kadar hadisçiler
tenkid ettiyse de keşif ehli tarafından sahihtir" gibi sözleriyle. Bunun ana sebebi de bu yazarı yaptığı
hatadan kurtarmak.
Bu durum karşısında söylenecek söz şudur; hiçbir hadisi Efendimize tasdik ettirmeden yazmadığı
söylenen İmam-ı Buhari ve onun, yine kendisi gibi yüzbinlerce hadis ezbere bilen talebesi İmam-ı Müslim,
tekrarıyla beraber bir milyon civarında hadis ezbere bilen Ahmet bin Hanbel, Ebu Davud, Tirmizî, İbn-i Mace,
İbn-i Ebi Şeybe, Şevkanî, Molla Aliyyü'l Karî ve onlarca ciltlik hadis kitaplarının sahibi olan âlimler
keşif ehli olmuyor da, bunların uydurma dediğine, 'hayır sahihtir' diyen mi keşif ehli oluyor? Sizler
nereden aldınız? Bu âlimler hadis otoritesidirler. Bunların hadis olarak değerlendirmediği sözler
üzerinde hadis diye ısrar etmenin hiçbir ilmî değeri yoktur. Ey insaf ehli sevdiklerinizi yüceltirken ve onları
savunurken kimin şanına leke getirdiğinizi unutmayınız...
* İlim Çin'de bile olsa alınız. (6)
* Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz. (7)
Son zamanların en büyük hadis alimlerinden olan ve iki-üç sene önce kaybettiğimiz Rabbanî bir âlim olan Abdulfettah
Ebu Gudde bu tip sözlerin aslında bir atasözü olduğunu, mânâsının doğruluğundan bir şüphemiz
olmadığını ama halk arasında hadis zannedildiği görüşünü çeşitli kitaplarında
ifade etmektedir.
Hadis kitaplarında ilim bahisleri vardır ve buralarda belki yüzlerce hadis zikredilmiştir. Bunun yanında
bizlerin bunları bir kenara bırakıp sadece bu iki sözü zikretmemiz doğru olmasa gerek. Mânâları doğru
olan bu sözlerin halkta şuyû’ bulmasının sebebi de kısa olmalarıdır.
Hüsn-ü niyetle bile söylense araştırılmadığı için mes'ul olabiliriz. O halde bu konuyla ilgili
sahih bir hadis zikredelim.
"İlim öğrenmek için bir yolun zahmetine katlanan bir kimseye Allah cennete götüren bir yolu ihsan eder. İlim
talebesine (hürmet ve muhabbet için) melekler kanatlarını (yola) gererler." (8) Hadisin devamı Tirmizi ve Ebu
Davud rivayeti olarak biraz önce geçmişti.
* Ölmeden önce ölünüz. (9)
Ne güzel bir söz, insanın ölmeden önce kendini murakebeye çekmesi ve nefsine zulmetmeden onu yenmeyi başarması.
Daha da güzeli bu tip sözlerin hadis olmadığını bilip halk arasında atasözü olarak yaymamız
ve atalarımızın nasıl bir hayat çizdiğini idrak etmemiz. Yoksa tartışmalarda, bazılarının
hemen Peygamber efendimiz şöyle dedi, gibi kendine destek araması aklı başında olan müslümanın
yapacağı iş değildir.
Türkiye’de, bazı insanlar, müslümanların manevî duygularından istifade etmek için Resûlullah'ın
dilinden dualar, sûrelerin fazileti gibi mesnedi belli olmayan birçok sözü kitap haline getirmektedirler. Bu insanların
kitaplarına ve bunların yayınladıkları yayınevlerine karşı dikkatli olmak gereği
vardır. Niyetleri ne olursa olsun kitaplarda yer verdikleri hadisler ve daha bir çok rivayetler sahih olmadığı
için Allah Rasûlüne iftira anlamı taşımaktadır. Bu insanları paramızla desteklemeyelim. Unutulmaması
gereken önemli bir nokta da şudur: Bir hadisin kaynağını bir siyer kitabında ve vaaz kitabında,
fikir kitaplarında veya tasavvufî içerikli kitaplarda değil, muhaddislerin kitaplarında ve rivayetlerinde araştırmalıdır.
Şayet yazar muhaddisse bu konuda tereddüte gerek yoktur.
* Patlıcan ne niyetle yenirse onun içindir. (10)
* Bakla hadisi. (11)
* Karpuz ve faziletleri. (12)
* Ahmet bin Hanbel'in karpuz yememesi. (13)
Bu konuları ve diğer biçok nebatla ilgili şeyleri her mevzû hadis kitabında bulabilirsiniz. Kaynakların
uzamaması için biriyle yetindim. Meşhur bir hikayedir. Ahmet bin Hanbel'in önüne karpuz gelir Efendimizin nasıl
yediğini bilmediği için karpuzu yemez, İmam İbn-i Müflih Hanbelî Furuq kitabında 2/308'de bu olayın
uydurma olduğunu söyler. İbni Teymiyye’nin de zikrettiği gibi karpuz yemenin fazileti ile ilgili hadis
yoksa bile Peygamber Efendimizin karpuz yediğine dair Tirmizî, Ebu Davud da bile bulabileceğimiz bir çok delil vardır
ki, milyon civarında hadis bilen, hatta onun hadisdeki yerini belirtmek için, ‘onun bilmediği hadis hadis
değildir’ gibi sözler söylenen Ahmet bin Hanbel bu hadisleri bilmiyordu demek büyük bir insafsızlık olur.
Tabiî bu olaylar ve nebatlarla ilgili hadisler uydurma olduğu için nebatla ilgili bütün sözler uydurmadır da diyemeyiz.
(Geniş bilgi için mevzu kitaplarına bakınız.)
* Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım. (14)
* Efendimiz doğduğu gece kisranın sarayının sallanması ve ondört tane sütunun düşmesi
Farsların bin yıllık sönmeyen ateşinin sönmesi ve diğer olaylar. (15)
Yine kahin olan SATİH’in yaptığı rüya tevilinin aslı yoktur. Bu tip şeyleri siyer kitaplarında
görmek de bizi şaşırtmasın. Mesela; İbn-i Cerir Taberî’nin tarihi, 2 (131-132) Beyhakî Delaili
Nübüvve, 1(67-71) Suyutî Hasais-i Kübra 1-(51) ve birçok Türkçe siyer kitaplarında da bu rivayetler mevcuttur.
Bu siyer kitaplarının mukaddimelerine bakıldığında kendilerinin tarihçi oldukları için
her rivayeti aldıklarını ve bunların içinde uydurma şeylerin olabileceğini yine kendileri söylemektedir.
(İbn-i Cerir Taberi'nin tarih kitabının mukaddimesine bakınız) Bu konudaki düşünceleri de çok
ilginçtir.
"Bu bizim hatamız değildi. Onlar bize nasıl naklettilerse biz de size aynen naklettik" diyorlar. (Allah
onlardan razı olsun)
O halde bir şeyin sıhhati için hadisçilere bakılır ve mesela Suyutî bir hadisçidir ve bu olay hakkında
şöyle der: Bu konu uydurmadır. Kitabıma almamın sebebi ise Ebi Nuaym'ın kitabında zikretmesidir.
Yine Hafız İbn-i Hacer Askalani Feth’ul Bâri’de bu konuda sabit bir şeyin olmadığını
söyler. Abdulfettah Ebu Gudde ise, bu hadis -kisranın saraylarının sarsılması- isnadı kesik
bir hadistir ve Zehebî Tarih’il İslâm’ında bu hadise, münker- gariptir der. Zehebî ise genelde münkerin
uydurma sözler için kullanıldığını beyan eder. (Daha geniş bilgi için: İbn’ül Cevzi,
Mevduat 2/13 Mizan’ül İtidal 1:47, 3 129 ve 449....)(15)
Bir kısım hadisçiler bunların zikredilmemesinin iyi olduğunu söylüyorlar. Zira Peygamber Efendimiz
bir melek değildi. Allah'ın emirlerini bize ulaştıran bir telgrafçı da değildi. Ama o bizzat
Cenab-ı Allah'ın Kur'an'ında müteaddit kereler methettiği muazzam bir insandı.
* Zatının doğumunda bu tip olayların olmaması onun şanını zerre kadar düşürmeyeceği
gibi bilakis olaylarla değil, olaylar o bulunduğu için, yerler o üzerine bastığı için, insanlar onu
görüp onunla kısa bir müddet bile olsa konuştuğu için, yazılar da onu yazdığı için değer
kazanır.
Efendimizin yüceliğini artırmak için bir şeyler uydurmaya gerek yoktur. Belki de güneşin aydınlığını
anlatmak için bir şeylere benzetmek ona hakaret olacaktır.
* Gül çiçeğinin efendimizin terinden yaratılması veya Burak’ın terinden yaratılmasına
İmam-ı Nevevi, İbn-i Hacer Askalani ve diğerleri mevzûdur demişlerdir. (16)
Dinin önemli bir vazifesini ye-rine getiren imam kardeşlerimin ellerinin altında yeterince sahih hadis kitabı
olduğunu hatırlatır ve bunlara bağlı kalmalarını tavsiye ederim. (Her müslüman da evinin
imamıdır). Ancak ve ancak bir hadis alimi hadisin dışında bir konuda yazı yazmışsa
örneğin (siyer ve tasavvuf gibi) bu ki-taplara aldığı hadislere de itibar edilir. Fakat yazarı muhaddis
olmayan siyer kitapları, romanları ve fikir kitapları bu konuda kaynak olarak değerlendirilemezler. Tabiî
ki bunu bu kitapları yermek için değil, sadece dişi ağrıyanın dişçiye gitmesi gerektiğini
ifade etmek için tavsiye etmekteyim. Yoksa, hepsi başımızın tâcıdır.
NÂHOŞ BİR ANI
Suriye'de yaşayan bir Türkmen'den dinlediğim bir olay bu konulardaki cahilliği gözler önüne sermektedir.
Şam-ı şeriften bir kâfile hacca gider. Bu kâfileden biri Mescid-i Haram’ın etrafında gezerken
bakar ki densizin birisi ayağının Kabe’ye doğru uzatmış yatıyor. O’na;
“Her kim Allah’ın şiarına saygı gösterirse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.”(Hac,
32) ayetini okur.
O da elinin tersiyle sinek kovalar gibi yapıp, ‘söylediğin hadis mevzûdur’ der.
Hacıefendi ise, okuduğum hadis değil, ayetti der.
Dinin emirlerinde Cenab-ı Allah itidâli yakalamayı nasip eylesin. (Amin)
Kaynaklar:
*Uydurma olduğu kesinleştikten sonra bu sözlere hadis denilemez. Ama burada hadisin kelime manası söz olduğu
için bunlara da hadis denilir.
1-Sahih-i Müslim Mukaddime 1/4
2- el-Mesnu fi Marifet’ül Hadis el Mevdu-Molla Aliyyül Kari sy 91 (106) Keşfül Hafa 1/413 (1102)
3- Keşfül Hafa 1/413 (1100) Mevduatı Sugra (Mesnu sy 133 (191)
4- Şevkani, Mevduat 286 Kesfül Hafa 1/83/174, Mesnu sy 123 (196)
5- Tirmizi, Ebu Davud, Nisaiyyat (1)
6-Şevkani, Mevduat, 272; ve Kıymet’iz Zaman İnd’el Ulema, Beyrut
7- Abdul Fettah Ebu Gudde, Kıymet’iz Zaman İnd’el Ulema, Beyrut
8- Tirmizî, Ebu Davud.
9- Keşfül Hafa 2/402 (2669) Mesnu sy 198 (373)
10- el-Mesnu, Aliyyül Kâri,sy 73 (75) Tahkik Abdulfettah Ebu Gudde
11- a.g.e. sy. 73 (76)
12- a.g.e. sy. 77 (85)
13- a.g.e. sy. 77 (85) talik
14- Şevkani, 326, Keşfül Hafa 2/232 (2123)
15- Mevduat-ı Sugra M. Aliyyul Kâri Lübnan 1994.
16- a.g.e.
17- Mesnu, sy 70 (71) |
Kültürümüzün Temelleri;
| MEVZU HADİSLER-2 |
FİKRET ŞANLIBABA | |
|
Arap edebiyatının zirveye çıktığı dönemlerdi. Halkın içinden dili iyi kullananlar güneşin
yükseldiği gibi halkın içinden sıyrılıyor ve yazdıkları harikulâde şiirlerle Kâbe
duvarında yarışıyorlardı. Bu kadar güzel söz ustasının bulunduğu bir ortamda insanlara
sözlerin en güzelini anlatan Hz. Peygamber’in ortaya çıkması; fesahat, belâgat ve Cevâmi’il Kelîm’le
(1) zamanının edebiyatçılarına parmak ısırtması şâyan-ı dikkat bir hadisedir.
İnsanları güzel s özle, hikmetli sözle Allah’a
davet eden Hz. Peygamber’in vefatıyla bazı din düşmanları dini tahrip için ve bazı saf niyetli
müslümanlar da dine teşvik için hadis uydurmuşlardır. Fakat kendisini sünnet-i nebeviyenin ihyasına adayan
âlimler bunları teker teker ayıklamışlardır.
(2)
Sehavi “Fethü’l Mugis” adlı eserinde Darekutni’nin şöyle dediğini rivayet eder:
“Ey Bağdatlılar! Sizden biri ben yaşadığım müddetçe Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
hakkında uydurma söz söylemeye güç yetiremez.” (3)
Rebi bin Huseym şöyle demiştir: “Muhakkak ki hadisi şeriflerin
gündüz ışığı gibi bir ışığı vardır ki onunla bilinir ve gece karanlığı
gibi bir karanlığı da var ki onunla inkâr edilir.” (4)
İbni Cevzi’de Mevduat’ında; “Muhakkak ki münker hadis ilim talebesinin tüyle rini
ürpertir ve genellikle kalbi onu inkâr eder.”
Kişi hadis ilmiyle uğraşa uğraşa onun kalbinde bir meleke hasıl olur ve uydurma hadisleri
hissedebilir. Tunuslu 29 yaşında altmış bin hadis ezberlemiş bir Hocaefendi’ye mevzu bir hadis
sorulduğunda şöyle demişti: “Benim bildiğim Peygamber Efendimiz böyle söylememiştir. Zirâ O’nun
uslubu böyle değildir. Yine de biz bir araştıralım.” demişti. Herhalde bu cevap hadisin ışığını
görmekten kaynaklanıyor. Burada zikrettiğim usulü kullanıp “Bence şu hadistir veya bu değildir.” diye hadisler hakkında hüküm vermemişler.
Ama mevzu olan hadislerin ayrıca mevzu olduğunu da hissetmişler ve halk arasında muteber olmuş sözleri
incelemişler, bunların uydurma olanlarını tesbit etmişlerdir.
Bu yazımızda mevzu hadis kitaplarında geçen binlerce hadisten çevremizde çok duyduğumuz ve hadis olarak
bilinen sözlerden birkaçını yazmak suretiyle birbirimize Hakk’ı tavsiye etmiş ve dilimizi de bu
gibi sözlerden korumuş olacağız. Zirâ, mevzu hadisler (uydurma hadisler)’i öğrendikten son ra hadis diye rivayet etmek haramdır. Uydurma olduğunu bilmeden
rivayet etmekte ise mes’uliyet vardır. Hatta hüküm bildiren uydurma hadislerin insanı küfre kadar götürebileceği
usul-i hadis kitaplarında ifade edilmektedir. (5)
•“Bir saat tefekkür bir sene ( nafile) ibadetten hayırlıdır.”
(6) Bir değişik rivayette “Altmış sene ziyadesi vardır.” Bu söz aslında Sırrı
Sakati Hazretlerinin bir sözüdür. Zamanla halk arasında yayılıp hadis zannedilmiştir. Efendimiz hazretleri
Sahabeyi Kiram’a: “Allah hakkında değil O’nun
yarattıkları hakkında tefekkür edin.” diye tavsiye etmiştir. Yani tefekkür tavsiye edilmiş
ama; “Bir saat tefekkür bir sene veya altmış sene ibadete denktir.” gibi bir şey ifade edilmemiştir.
• “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (7) Uydurma hadis kitapları bu sözün uydurma olduğunu
yani Peygamber Efendimizin böyle bir şey söylemediğini ama mânâ bakımından doğru olduğunu söyler.
(Her mânası doğru olan sözü Peygamber’e atfedersek hadis külliyatlarını kütüphaneler alamaz.)
• “Müslümanın artığı şifadır.” (8) Iraki, bunun halk arasında yaygın
olduğunu ve aslının olmadığını söyler. Aslında Irakî’nin kastı bu kelimelerdir.
Yoksa Aclûni bu manaya gelen hadisleri zikretmiştir. Yani müslümanın artığı müslümana şifadır
ama Efendimiz bunu bu kelimelerle ifade etmemiş tir.
O halde bir hadisle aynı manaya gelen bir sözü hadis diye rivayet edemeyiz. Eğer hadisin tam metni bilinmiyorsa
mutlaka hadisin sonuna “Buna benzer bir hadis okudum.” denilmeli ve pervasızca hadis rivayet edilmemelidir.
• “Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in nebileri gibidir.” Demirî, Zerkeşî ve Askalanî,
bunun uydurma olduğunu söylerler. Suyutî’de Dürer adlı eserinde bunun uydurma olduğunu tasdik eder.
• Halk arasında yayılan diğer bir uydurma hadis konusu da Hz. Peygamber Efendimiz’in Hz. Ömer
ve Hz. Ali’ye, hırkasını Veysel Karanî Hazretlerine verilmek üzere emanet ettiği ve Hz. Ömer’le
Hz. Ali’nin bu emaneti yerine getirdikleri meselesidir. Bunu Aliyyül Kârî Mevduat’ında beyan eder. Ancak
böyle bir emanet meselesinin gerçekleşmemesi Veysel Karanî ha zretleri için bir zül değildir. Nasıl ki, “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz sözü”
mevzudur diye ilimden vazgeçilemiyorsa hırka meselesinin uydurma olması da Veysel Karani hazretlerinin kadrinden
hiçbir şey eksiltmez. Asıl mesele dillerde dolaşan ve Hz. Peygamber’e mâledilen sözlerin gerçekten O’na ait olup olmadığıdır. Bu da hadis
âlimlerinin ve hadis tenkitçilerinin ilgi sahasıdır. Bu yazımızda ifade et-meye çalıştığımız
da bu âlimlerin çalışmalarını ve tespitlerini kısada olsa aktarmaktır. Böylece bir mesuliyet ortadan kalkmış olacaktır.
Temennimiz Resul-i Zîşana Efendimiz’e ait olan sözlerle, O’na ait olduğu sanılan sözleri birbirinden
ayıracak bilince ulaşmaktır.
MEVZU (UYDURMA)
HADİSLER (1)’İN MEVZULARI
• Vatanı sevmek imandandır.
• Arabı sevmek imandandır.
• Ölmeden önce ölünüz.
• İlim Çin’de bile olsa alınız.
• Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.
• Patlıcan ne niyetle yenirse onun içindir.
• Bakla hadisi.
• Karpuz ve faziletleri.
• Ahmet bin Hanbel’in karpuz yememeleri.
• Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım.
• Efendimizin doğduğu geceki harikulade olaylar
• Gül çiçeğinin Efendimizin terinden veya burağın teninden yaratılması.
Gibi mevzu hadisleri önceden işlemiştik. Meraklıları önceki sayıdaki yazıda bulabilirler.
(11)
Kaynaklar:
(1) Özlü S öz, kısa cümleyle çok şey ifade edebilme.
(2) Hadisin mevzu olduğunu tesbit yöntemleri usulü hadis kitaplarında detaylı bir şekilde bahsedilmiştir.
(3) Şerhu Şerhi Nuhbeti’l Fiker Takdim Abdulfettah Ebu Gudde, Beyrut, s. 436
(4) A.g.e., aynı sahife
(5) A.g.e., sh.452
(6) Aliyyül Karî, Mevduatı Suğra, Tahkik Abdulfettah Ebu Gudde, 1994, Beyrut, 5. Baskı hadis no: 94, Keşfül
Hafa Acluni, 1. cilt 1104. hadis
(7) Mevduatı Suğra, 135. hadis, Acluni.
(8) Su’r ve Rıyk Kelimeli aynı manaya gelen iki söz var ikisi de uydurma, Mevduatı Suğra 144
ve 150. sözler, Acluni, 1405. hadis
(9) Acluni, 1744, Mevduat Suğra, 196
(10) Mevduatı Suğra, sh. 269, Hadis no: 475
(11) Temmuz, 1999, sayı: 132
| | |
|
 |
|
ASLI OLMAYAN NASLARA TUTUNMAK "İslâm dini ve hukukun asıl kaynağı nastır" demiştik.
Bu da ikiye ayrılır: "Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet". Bunların ilki Resulullah'ın (s.a.) emri ile vahiy
katipleri tarafından yazılmış, sonra birinci halife Ebu Bekr es-Sıddîk zamanında, önceden bilinen
tertibiyle bir mushaf halinde toplanmış, daha sonra üçüncü halife Osman b. Affân zamanında kıraat ve lehçe
farkları ortadan kaldırılarak tek okunuş ve tek mushaf haline getirilmiştir. Bu noktalarda, Müslümanların
bütün grup ve mezhepleri ittifak etmişlerdir. Nassın ikinci kısmı Sünnet yani Hz. Peygamber (s.a.v.)'den
nakledilen söz, fiil ve tasvibtir. Bu, Hz. Peygamberin sözlerinden, işlerinden ve bilgisi dahilinde cereyan eden işler
hakkında sükût ve üstü kapalı rızalarından çıkarılan hükümleri de içine almaktadır. İşte
bu dinî kaynak üzerinde, bazı hadislerin subûtu (gerçekten Resulullah'a ait olup olmayışı) ve bunlara
itimadın derecesi bakımından, Müslümanların arasında görüş farklılıkları doğmuştur.
Bu, önce Ehl-i Sünnet ile Şîa arasında başlamış, sonra da sünnî mezhepler içinde, rey taraftarları
ile hadis taraftarları arasında (ehl-i re'y ve ehl-i hadis) hâsıl olmuştur; çünkü bunlardan bir kısmının
kabul ettiği bazı hadisleri diğer kısmı kabule şayan görmemiştir.* Bu ihtilafın
sebebi, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Kur'ân-ı Kerîm'de yaptığı gibi sünnetin de yazılmasını
emretmemiş olmasıdır. Aksine şu sözü ile bunu yasaklamıştır: "Benden duyup gördüklerinizi
yazmayın; kim benden Kur'an'dan başka bir şey yazmışsa onu yok etsin; benden rivayet ediniz, bunda
mahzur yoktur."4 Buna binaen Hz. Ömer, halkın Kur'an-ı Kerim'i terkedip hadise yönelmelerini önlemek maksadıyla
onu toplamaktan geri durmuştur.* Bu tedbirlere rağmen, İslâm tarihinin bazı asırlarında,
siyasete hizmet, mezhep ve particiliği teyid, hikayecilerin malzemelerine pazar bulma ve benzeri sebepler yüzünden pek
çok hadis vazedilmiş (uydurulmuş), hadisler sayılamayacak derecede çoğalmış, akl-ı selim
ve mantığın kabul edemeyeceği zayıf ve temelsiz sözler hadis diye rivayet edilmiştir. Bu
sebeple fukaha hadisleri inceleyip araştırmaya koyulmuş, "Hadîs Terimleri İlmi" ismini verdikleri hususi
bir ilim dalında, hadisin sahih, ravilerin doğru olup olmadıklarını araştırmak için kaideler
koymuşlardır. Sonra onlardan bir çoğu, uydurma hadislerden sakındırmak için kitaplar yazmışlar;
bir kısım hadisleri red hususunda birleşmişler, diğer bir kısmında ise ihtilafa düşmüşlerdir.
"Deniz cehennemdendir, fare yahudidir, patlıcan her derde devadır" gibi hadisler uydurma olanlara örnektir.** İbn
Teymiyye, Muhammed Abduh gibi müceddid alimler bu üzücü duruma karşı ayaklanmış, din ve akıl prensiplerinin
ışığı altında hadisleri ayıklamış, hatta Buharî ve Müslim hadislerinden bir kaçını
dahi tenkid etmişlerdir.5 Meselâ Buharî "Kim her sabah yedi adet Acve hurması yerse o gün bu kimseye zehir ve sihir
zarar vermez" hadisini rivayet etmiştir.6 Bu hadisin sahih (Hz. Peygambere ait olması) mümkün değildir; çünkü
ilme ve realiteye aykırıdır. Sonraki birçok âlim de bunun böyle olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.7
İhmal ve hata veya uydurma ve iftirâ yolu ile sünnete katılan binlerce benzerinden bu bir örnektir.* Bu nev'i
rivayetlere, Müslüman halkın çoğu ile bazı eski fukaha dayanmış, bunları dinlerinin kaidesi
ve hukuk hükümleri haline getirmiştir. Bu da onların geri kalış sebeplerinden birisi olmuştur. Bunun
tedavisi açık ve kolaydır: Malum mezheplerin fukahası tarafından ittifakla kabul edilmiş bulunan
hadislerden başkasına -usûl ilminin şartları gereğince akla uygun olmadıkça- bağlı
kalmamak ve bütün uydurma hadisleri bir kenara atmaktır. Bu ölçüyü Müslüman fukaha arasında bir çok kişi kabul
etmiştir. Bunlardan biri de şu sözlerin sahibi olan İbn Teymiyye'dir: "İslâm dininde sahih nakil daima
selim akla uygundur."8 Bu güvenilir ve sağlam bir ölçüdür. Tek başına bile, Resulullah'ın şu
sözleri ile daha önceden haber verdiği bu derdin kökünü kazımaya kâfîdir: "Ümmetimin sonunda size, ne ecdadınızın
ne de sizin duymadığınız sözleri nakleden kişiler olacak; onlardan sakının, onlardan uzak
durun."9 Islâhatçı Müslümanlara düşen vazife bu ikaza uyarak hata, iftira, yalan ve düzme kalıntılarından
kurtulmak, dinin prensip ve naslarına aykırı olan veya bütün dinî hükümlerin üzerine kurulduğu akıl
ve fıkıh usulü hükümlerine uymayan "uydurma hadisleri" kaldırıp atmaktır.**
* Hz. Peygamber'e ait olduğu kesin olarak bilinen (sâbit ve sahih) hadisleri bütün ehl-i sünnet
âlimleri kabul eder. Burada "kabule şayan görülmeyen" ifadesi, senet veya metindeki bir kusur dolayısıyle Resulullah'a
ait olduğu şüpheli veya ait olmadığı belli olan rivayetler içindir. 4. Sahîh-i Müslim, c. VIII,
s. 229. * Hz. Peygamber'in hadislerin yazılmasını geçici olarak yasaklaması, Kur'ân-ı Kerîm ile
karıştırılmasını önlemek hikmetine bağlıdır. Önceleri bazı zevata, sonra
umumî olarak yazma izni verilmiştir. Hz. Ömer ise dikkatleri Kur'an üzerine çekmek istemiştir. Bak. H. Karaman,
Hadis Usûlü, İst. 1971, s. 13-16. ** Hadis Usûlü isimli kitabımızda sened ve metin tenkidi ile "mevzu hadisler"
mevzûu üzerinde önemle durulmuştur. Ayrıca M. Yaşar Kandemir'in "Mevzû Hadisler" isimli, basılmış
bir eseri vardır. 5. Mecelletü'l-Menar, yıl: 1347, s. 507-516; M. Râşid Ridâ, Yüsru'l-İslâm ve usulü't-teşrî'i'l-amm,
Mısır, 1928. 6. Şerhu'l-Aynî, c. XXI, s. 71; İstanbul, c. IX, s. 692, c. X, s. 211. 7. Dr. Ahmed
Emîn, Mecelletü'l-va'y, (el-Kahire 1952) Sayı: II, s. 3. * Şârih Aynî'nin kaydettiğine göre bu şifâ
hususiyeti umumî olarak hurmada mevcut değildir. Fakat Resûlullah'ın Medine hakkında daha önce zikredilen duası
sebebiyle hadiste geçen hurmada bu şifâ-ilâhî kudretin istisnâî tesiriyle- mevcuttur. Senedi sahîh olan bir hadis hakkında
"asılsız" diyebilmek için bütün te'vil kapılarının kapalı olması gerekir. 8. M. Abduh,
el-İslâm ve'n-nasrâniyye..., (1350) baskısı), s. 56. 9. Sahîh-i Müslim, c. I, s. 9. ** Burada "akıl
ve aklın hükmü" kavramları üzerinde dikkat göstermek ve açıklık getirmeye ihtiyaç vardır. Ölçü olan
akıl ve aklın hükmü, her akıl sahibinin şahsî düşüncesi, iddia ve kanaati değildir; ölçü, bütün
akıl sahiplerinin üzerinde birleştiği" aklın kesin hükümleridir."
http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/gelismeler/0107.htm
MEVZÛ HADİS
Vaz'; iskât etmek, koymak, terketmek, iftirâ etmek, icâd etmek anlamında olup; Mevzû' ise, vaza mastarından
ism-i mef'ûldur. Hz. Peygamber'in söylemediği bir sözü, yalan ve iftirâ ile ona nisbet etmek manasını taşıyan
bir Usul'u Hadis terimi. Rasulullah (s.a.s), söylemediği halde çeşitli sebeblerle sahabe ve Tabiine izafe edilerek
uydurulmuş sanatlı sözlerdir.
Mevzû hadisin değersiz ve ehemmiyetsiz olduğunu hesaba katarak, onun, bir şeyi yukarıdan
aşağıya atmak manasına geldiğini söyleyen hadis âlimleri de vardır(İbnu'l-Arrâk, Tenzîhu'ş-Şerîa,
Mısır 1375, I,5).
Hadis âlimlerinin istilahında Hz. Peygamber'in ağzından uydurulan ve ona iftira edilen söz
manasında mecazî olarak kullanılan "mevzû" tabiri, "muhtelak" (= icad edilmiş) ve "masnû" (=uydurulmuş)
kelimeleriyle de izah edilmektedir (İ6n Kesîr, İhtisarru Ulûmül-Hadis, Mısır 1951, s. 78).
Ashab-ı Kiram ve daha sonraki zevata aitmiş gibi gösterilen bir takım sözler de mevzû kelimesinin
kapsamına girmektedir(el-Leknevî, Zaferul-Emânî' fi Muhtasari'l-Cürcânî, Laknav 1304; s.238-239). Yalnız mevzû kelimesi,
mutlak olarak kullanıldığı zaman, Hz. Peygamber adına uydurulan sözleri ifade etmektedir. Başkaları
hakkında uydurulnıuş sözler için de çoğu zaman "bu falan adına uydurulmuş" ifâdesi kullanılmaktadır
(el-Leknevî, a.g.e., s. 238-239).
Kısaca mevzu hadis Hz. Peygamber (s.a.s)'in hadisi olmadığı halde kasıtlı olarak
onun hadisi imiş gibi anlatılan söz olmaktadır. Allah Rasulü (s.a.s)'nin, söylemediği bir sözü ona nisbet
etmek veya hadis uydurmak aşağıdaki hadis gereğince haram kılınmıştır. 'Her kim
benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb
109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4; Tirmizî. Fiten 70, İlm 8, 13 Tefsir I, Menâkıb 19:, İbn Mâce, Mukaddime
4; Dârimî, Mukaddime 25, 46; Müsned, II/47, 83, 133, 150, 159, 171).
Hadis usulü kaynaklarında bu hadis lafzî mütevâtire misâl gösterilmektedir (İbn Salah, Ulûmul-hadis
Nşr. Nureddin, t.y, Beyrut 1981 s.242). Mütevâtir, yalan üzerinde ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun,
yine kendisi gibi bir topluluktan rivâyet ettiği haber demektir. Kettânî, bu hadisin mezkûr metni ile yetmiş beş
sahabe tarafından rivâyet edildiğini, ravilerinin isimlerini de belirtmek suretiyle, açıklamaktadır. (Kettânî,
Nazmu'l-Mütenâsir Min Hadîsi'l-Mütenâsir, Mısır t.y, s. 29). Aynı lafızlarıyla olmasa da, Rasulullah
(s.a.s) adına yalan uydurmanın mutlak günah oluşu hakkında gelen hadislerin yüzden fazla sahabe kanalıyla
rivayet edildiğini söyleyen alimler de bulunmaktadır (Kettânî, a.g.e., s.30).
Hadis böyle yüksek bir mertebede bulunmasına rağmen, haksız bir şekilde eleştirilmiş
olduğu da görülmektedir: Her halde "idrâc" yoluyla Rasulullah (s.a.s) adına kasıtsız olarak, sevap için
hadis uyduranlar bu "müteammiden" (kasıtlı olarak) kelimesini bununla kendilerine cevaz kapısı açmak maksadıyla
hadise sokuşturmuşlardır. "Veyahut da ravilerin başkalarından hatayla, vehimle veya yanlış
anlamayla yaptıkları rivayetlerde kendilerini günahtan kurtarmak için bu "kasıtlı olarak" (müteammiden)
kelimesine dayanmak için uydurmuşlardır. Bu yüzden o raviler şu meşhur kaidelerini koymuşlardır.
"Yalandan doğan sorumluluk, bunu kasıtlı yapanlar içindir" (Mahmud Ebu Reyye, Advâ' ale's-sünnetil muhammediye,
Terc, Muharrem Tan (Muammedî Sünnetin Aydınlatılması), İstanbul 1988, s. 42).
Üzerinde durduğumuz hadis bu "müteammiden" lafzı ile mütevatir olmasına rağmen, bu kelimenin
"mevzu" kabul edilmesi isabetsiz ve şâz olan bir görüştür.
İslâm'da her hangi bir günahı işleyenin manevî bir cezaya çarptırılması için,
işlenen suçun kasıtlı olmasının şart olduğu bilinen bir husustur. Hata eseri olarak işlenen
suçlarda sorumluluk kaldırılmıştır. Bu hadis de buna bir delildir.
Bir çok âyet-i kerîmede "Allah'a karşı yalan uyduran veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim
olabilir" buyurulmaktadır (el-En'âm 6/21, 93, 44, el-A'râf 7/37, Yûnus 10/17, Hûd 111/18), Kehf I8/15). Allah'a yalan
uydurmak, iftira etmek de yalanı kasıtlı olarak söylemektir. Hata ve yanılmadan dolayı meydana gelen
günahların, sorumluluk dışında kalacağı hadiste geçen "müteammiden" lafzı ile konulmuş
değildir. Bu mesele yukarda söz konusu edilen ayetlerle açıklanmıştır. O halde Kur'an-ı Kerim'in
kayıtladığı gibi Resulullah (s.a.s.)'ın da, yalanı "kasıtlı olarak" (müteammiden)
lafzı ile kayıtlaması mümkün değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.), bu durumu gayet belîğ bir ifade ile
açıklamıştır.
Herhangi bir hadisi, yalan olduğunu bile bile rivayet etmek, delil olarak kullanmak da hadis uydurmak
kadar günahdır. Rasulullah şöyle buyurur: "Her kim benden yalan olduğu bilinen bir hadis rivayet ederse, o
kimse yalancılardan biridir" (Müslim, (Mukaddime) 1, 9 Nşr. M. Fuat Abdülbaki). Bir başka hadis de: "İleride
bir takım deccâller ve yalancılar ortaya çıkacak; sizlere ne kendinizin ne de babanızın işittiği
hadisler getireceklerdir. Onlardan şiddetle sakınınız, sizleri sapıtıp fitnelere düşürmesinler"
(Müslim, (Mukaddime) N.ş.r. M. Fuat Abdülbaki 1/12) buyurarak ümmetini uyarmış ve temkinli bulunmalarını
tavsiye etmiştir.
Hadis uydurma girişimlerinin başlangıcını Hz. Peygamber (s.a.s.)'in zamanına
kadar çıkaranlar varsa da; çoğunluk, Hz. Osman (r.a.)'ın şehid edilmesini takib eden olaylar sonucu oluşan
grupların, hadisin otoritesinden kendi görüşleri lehine yararlanmak istemelerine bağlamaktadır. Gerçekten
Sahabe asrının sonu kabul edilen Büyük Tabiîler devri, çeşitli grup ve mezheplerin ortaya çıktığı,
dikkatsiz ve samimiyetsiz hadis öğrencilerinin artmaya başladığı bir dönem olmuştur. Hadis uydurma
girişimini ilk başlatanlar Şîa, Hadis uydurma hareketlerinin doğduğu çevre de Irak olmuştur
(Sıbâî, Es-Sünne ve Mekânetühâ fi't-teşrii'l-İslamî, Beyrut 1985, s. 79).
Hiç şüphesiz, Allah Rasulü (s.a.s) adına, ancak gerçek anlamda mü'min olmayan, Allah'dan hakkıyla
korkmayanlar hadis uydurmuşlardır. Gönüllerinde İslâmın yer etmediği şahıslar hiç çekinmeden
meşrep, mezhep ve keyiflerine göre hadis üretmişlerdir. Bütün bu menfi durumlara rağmen, Sahabe, Tabiun ve
sonraki devir muhadislerince uydurmalar sahih hadislerden tek tek ayıklanmıştır. Uydurulmuş hadisleri
bir arada toplayan pek çok kitap da yazılmıştır.
Hadis Uydurma Sebepleri
1. Fırka, mezheb ve kabilesini savunma ihtiyâcı:
Hz. Osman (r.a)'ın şehid edilmesiyle birlikte ortaya çıkan muhtelif batıl fırkalar
fikirlerini yayabilmek için, halkı davalarının doğruluğuna inandırmak ve böylece taraftarlarının
sayısını artırmak durumunda idiler. Bu itibarla, ilk olarak Kur'an-ı Kerim'e, sonra da hadislere
baş vurarak onlarda prensiplerini destekleyecek naslar aradıklarından şüphe edilemez (İbnü'l-Cevzî,
E!-Mevzûât, Nşr. Abdurrahman Muhammed Osman, Medine 1983, s. 31). Muhtelif fırkalar, hadisleri iki şekilde
tahrif etme yoluna gitmişlerdir:
a. İşlerine gelmeyen hadisleri, inkâr edip uydurma olduğunu iddia etmek.
b. Görüşlerine hadislerden destek bulmak için hadis uydurmak. Her grup hadisler karşısında
bu tür tasarruflarda bulununca, hadis diye uydurulmuş sözlerin sayısında bir artış olmuştur.
2. İslâm Düşmanlığı: İslâm düşünce ve medeniyetinin kısa bir müddet
zarfında benzeri görülmemiş hızla yayıldığı, hatta Bizans, Rum ve İran Sâsânî imparatorlukları
olmak üzere bir çok devletleri etkisi altına aldığı bilinen bir husustur. İslâmın ortaya çıkmasıyla
başlayan İslâm düşmanlığı, zındıklar tarafından, müslümanlara şevket ve
devlet kazandıran İslâm'ı tahrif etme şeklini almıştır.
3. İslâm'a Hizmet Etmek Arzusu: Müslümanları iyi amellere teşvik etmek, kötülüklerden sakındırmak
maksadıyla da hadisler uydurulmuştur. Özellikle amellerin faziletlerine dair hadisler bir takım cahil zahidler,
dervişler ve safilerce uydurulmuştur. Bu tür uydurmaların, "kim falan gün şu kadar namaz kılar ve
her rekatta şu sureleri bu kadar defa okursa, ona ahirette mükafat olarak... verilecektir" gibi genel bir formülü de
bulunmaktadır. Halkı iyi işlere teşvik (terğib) ve kötü hareketlerden sakındırmak (terhib)
maksadıyla hadis uydurulmâsına cevaz veren tek mezheb, bid'at fırkalarından Kerrâmiyye mezhebidir (Nevevî,
Şerhu Müslim, Mısır 1349 I, s, 56).
4. Şahsî Çıkar Sağlama Düşüncesi: Şahsî çıkar sağlamak amacıyla,
çeşitli siyasi grupların düşüncelerine uygun hadis uyduranlar yanında, piyasa hesaplarıyla bazı
maddelerle ilgili olarak hadis uyduranlar da olmuştur. "Patlıcan her derde deva olacağı" bunlardan biridir.
Ayrıca, halk arasında saygın bir bilgin kabul edilmek için verdiği fetvalarını, uydurma hadislerle
destekleyenler de, bu çıkarcılar grubuna dâhildirler.
Hadis uydurmacıları, İslâm'ın yasak kıldığı bu işi yaparken,
her zaman açık olmaya cesaret edememişlerdir. Her biri bir başka kisve ve bir başka yolla ihanetlerini
gerçekleştirmişlerdir. Uydurmacılar başlıca; uydurmalarını sahih hadislere karıştırmak,
uydurulan sözün başına muhaddislerce makbul olan bir sened eklemek, henüz elde edilememiş hadisleri rivâyet
ediyormuş intibaı vermek için hadisin senedlerinden herhangi biri üzerinde değişiklik yapmak, iki hadisin
sened ve metinlerini birbirine karıştırmak, rivâyette hata etmiş olduğunu daha sonra anlamış
olmasına rağmen, itibarını kaybetmemek için hatada ısrar etmek gibi yanlış ve yasak yollara
başvurmuşlardır.
Hadis uydurmacılarını bu uydurma hadisleri tanımak için Muhaddisler bazı alâmetler
ve ipuçları tespit etmişlerdir. Uydurmacıları tanımak için başlıca yollar; uydurmacıların
hadis uydurmuş olduklarını anlatarak itiraf etmeleri, hadis uyduranları duruma vâkıf olanların
veya arkadaşlarının ihbâr etmesi, hadis ilmiyle meşgul olanların, hakkında hadis uydurulmuş
olan konuları araştırmaları ve tesbitleridir. Uydurulmuş hadisleri de şu yollarla tanımak
mümkündür: Hadisin lafız ve manâsındaki bozukluklar, hadisin güvenilir hadis kaynaklarında bulunmaması,
Kur'an'a ve sahih sünnete muhâlif olması akla, his ve müşâhedeye ve tarihî olaylara aykırı olmasıyla
tanınır.
Hadis uydurma hareketi bilhassa siyasi olayların hız kazandığı Cemel, Sıffin,
Nehrevan gibi fitnenin kaynadığı dönemde çıkmaya başlamıştır. Hadislerin o güne kadar
geniş çaplı bir yazıma tabi tutulmamış olması da hadis uydurmak isteyenlerin işine yaramıştır.
Siyasi olaylar sebebiyle bloklara ayrılmış olan İslâm cemaati, tuttuğu tarafın lehinde hadis
uyduranlarla karşı karşıya kalmıştır. Meselâ Sıffin olayında Hz. Ali tarafını
tutanlar arasında bulunan aşırılar Hz. Ali'nin faziletiyle ilgili hadisler uydururken; Muaviye'nin kötülenmesiyle
ilgili hadisler uydurmayı da ihmal etmemişlerdir. Buna karşılık karşı cephede yeralanlar.
Muaviye'nin faziletiyle ilgili hadisler uydurmuşlardır (Suyûtî, el-Leâli'l-Masnûa, I, 323, 286).
İslâm aleminde bilhassa Irak bölgesi, o dönemde, hadis uydurma konusunda çok ileriye gitmiştir.
İslâm aleminin her tarafında hadis uyduranlar bulunduğu halde Irak'ta bunu sanat ve alışkanlık
haline getirenler olmuştur. Buna dayanan Hz. Aişe;
-Ey Iraklılar, Şamlılar sizden hayırlıdır. Allah Rasûlünün Ashabından
kalabalık bir topluluk onlara gitti ve bize bildiğimiz şeyleri rivayet ettiler. Yine Rasûlullah'ın ashabından
bir topluluk size vardı, ama siz bize bildiğimiz ve bilmediğimiz şeyler rivayet ettiniz, demiştir
(İbn Asâkir, et-Tarihul-Kebir, I, 69).
Iraklılardan bir cemaat, kendilerine hadis rivayet etmesi için Abdullah b. Amr b. el-Âs'a geldiler.
Abdullah onlara:
"Iraklılardan öyle bir kavim vardır ki yalan söylüyorlar. Yine yalan söylüyorlar ve maskaralık
ediyorlar" demiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, IV, 267, 268).
Bunlar, bu hareketin ne derece tehlikeli boyutlara ulaştığının göstergesidir. İnsanları
hadis uydurmaya sevk eden çeşitli sebepler vardır. Ayrıca bunlara yol açan grupların varlığı
hadis uydurmaya en büyük nedendir. Bu gruplardan bir kaçı şunlardır:
1- Hariciler: Sıffin olayından etkilenerek ortaya çıkanların oluşturduğu bu
grup, hakem olayına duydukları tepkinin neticesi, o gün ümmetin başında bulunanları tekfir ederek
işe başlamışlardır. Her aşırılık gibi bunların aşırılığı
da sert karşı tepkiyi doğurmakta gecikmemiş; toplu kıyımlara maruz kalmışlardır.
Bu ortam onların hadis uydurmasına neden olmuştur. İbn Lehia, Haricilerden yaşlı bir adamın
pişmanlıkla şöyle dediğini nakleder: "Bu hadisler dindir. Dininizi kimlerden (rivayet edip) aldığınıza
dikkat ediniz. Biz (Hariciler) bir şey yapmayı arzu ettiğimiz zaman onunla ilgili olarak bir hadis uydururduk."
2- Kelâm münakaşaları: Kaderiyye, Mürcie, Müşebbihe, Cehmiyye gibi mezheb mensupları
mezheblerini ön plana çıkarmak ve taraftar kazanmak için hadis uydurmuşlardır. Meselâ, imanın artıp
eksilmesi tartışmaları esnasında Ahmed b. Muhammed b. Harb, "İman söz ve ameldir. Artar ve eksilir.
Bunun dışında bir şey söyleyen bid'at ehlidir" sözünü uydurmuştur.
Muhalif taraftan buna cevap verilmekte gecikilmemiş; Muhammed b. Kasım et-Taylanî şu sözü
hadis diye uydurmuştur: "Kim iman artar ve eksilir iddiasında bulunursa, bilsin ki imanın artması münafıklık,
eksilmesi küfürdür. Bunu diyenler tevbe ederlerse ne âlâ, değilse boyunlarını kılıçla vurunuz",
Mücessimeden Ebnî's-Saâdât b. Mansûr, mezhebinin görünüşüne uygun olarak aşağıdaki sözü
hadis diye uydurmuştur: "Cenabı Hak, Cuma geceleri yeryüzüne iner ve nurdan bir kürsi'nin üzerine oturur. Önünde
bir levha, levhada rüyet, keyfiyet ve sureti kabul edenlerin isimleri vardır
3- Zındıklar: Müslüman görünerek İslamı temelden yıkmayı hedef alan zındıkların
uydurdukları hadisler pek çoktur. Hammad b. Zeyd bunların uydurdukları sözlerin on dört bini aştığını
söyler. Bunlarla ilgili olarak İbn Kutey'be şöyle der: "Hadislere üç yönden fesad ve kötülük karışmıştır.
Bunlardan birisi de zındıklardır ki, çirkin ve olmayacak şeylerle hadis uydurdular. Bununla İslâmı
kökünden sökmeği, değerini düşürmeyi hedeflediler" (İlm Kuteybe, Te'vilü Muhtelifil-Hadis. s. 355).
4- Kıssacılar: Bunlar güzel ve beğenilen şeyler anlatmaya hevesli kimselerdir. Sözlerine
güç ve güzellik katmak için Rasulullah (s.a.s)'in hadislerinden yararlanmak istediler. istedikleri manada bir hadis bulamayınca
uydurma yoluna gittiler. İbn Kuteybe şöyle der: "Kıssacılar eskiden beri, avamın yüzlerini kendilerine
döndürünce, bildikleri bütün münker, garip ve yalan hadisleri dillerinden akıtırlar. Cahil halkın kıssacıların
önünde oturması, onların anlattıklarının acayip ve akil ölçülerinin dışında olması
veya kalbe keder verecek, gözden yas akıtacak şeyler olması sebebiyledir. Kıssacı Cenneti anlatırsa
şöyle der: "Allah dostuna beyaz incilerden bir köşk hazırlar. Köşkte yetmiş bir tane bölüm, her bölümde
yetmiş bin kubbe, her kubbede yetmiş bin... Sanki görüyormuş gibi anlatır. Sayının yetmiş
olması gerekirmiş, fazla veya eksik olması caiz değilmiş gibi anlatılır" (İbn Kuteybe,
Te'vilü Muhtelif'l-Hadis, s. 355).
5- Salih fakat cahil kişiler:Bunlar dindar ve ibadete düşkün kişilerdir. Ancak cahillikleri
ve halkı dine teşvik etme arzuları onları hadis uydurmaya sevkedebilir. Niyetleri belki kötü değildir,
ama yaptıkları çok kötüdür. Meysere b. Abdi bunlardan birisidir. Abdurrahman b. Mehdi kendisine;
"Şu sureyi okuyana şöyle şöyle sevap verilir diye rivayet edilen bu hadisler nereden geliyor"
diye sormuştu. Meysere, "uydurdum" cevabını vermiştir.
İmam Müslim bunlar hakkında şu hükme varıyor: "Bile bile yalan söylemek istemedikleri
halde, dillerinden gayri ihtiyari yalan çıkıveriyor" (Müslim, Mukaddime, 1, 18).
6- Özel maksatlarla hadis uydurmak: Hadis uydurma faktörlerinden birisi de, takvası az kişilerin
hadisi özel maksatlarına alet etmeleridir. Bu özel maksat bir yerden bir menfaat sağlamak düşüncesi olabildiği
gibi; kişinin kinini, öfkesini, aşırı sevgisini desteklemek, haklı çıkarmak arzusu da olabilir.
Abbası halifesi Mehdi, güvercin beslemeyi çok severdi. Bunu bilen Gıyas b. İbrahim isimli
birisi, ona yaranmak için, "Yarış ancak ok, toynak ve kanatla olur'' sözünü hadis diye uy duruverdi .
Sa'd b. Tarif el-İskafi'in oğlunu hocası dövünce o, "Çocuklarınızın öğretmenleri
sizlerin en serlilerinizdir" sözünü intikam duygusuyla uydurdu (Dr. Subhi es-Salih, Hadis ilimleri ve Hadis, Istılahları,
terc. M. Yaşar Kandemir, Ankara 1981, s. 225-236).
Rasulullah (s.a.s) ''Kim bana söylemediğim halde söyle söyledi deyip yalan isnad ederse cehennemdeki
yerine hazırlansın'' buyuruyor. Dini bid'at, yalan ve hurafeden korumak için iki ana kaynağın; Kur'an
ve Sünnetin tebdil ve tahriften korunması gerekir. Kur'an Cenabı Hakkın muhafazasındadır. Sünneti
korumak ise ümmetin görevidir. Bunun için alimler bu konuda çok titiz bir çalışma içine girmiş ve Allah'ın
rahmet ve lütfunun eseri olarak rivayet ve isnad ile Sünnetin sağlamını sahtesinden ayırmışlardır.
Bu konuda yazılan eserler yanında hadis diye uydurulan sözleri tesbit edecek kaideler konulmuştur. Bir sözün
uydurma olduğunu anlayabilmek için şu ölçüler göz önünde bulundurulur:
1- Uyduran kimsenin itirafı: Önce Kaderiyye mezhebinde iken tevbe eden Ebu Reca ağlayarak su itirafta
bulunmuştur. "Kadercilerin hiç birinden hadis rivayet etmeyiniz. Vallahi biz kader hakkında hadis uydurur ve bunu
insanlar arasında yayardık. Bundan da sevap umardık. Artık hüküm Allah'ındır."
Zındıklığı sebebiyle Basra valisi Muhammed b. Süleyman tarafından idam ettirilen
Abdül-Kerim b. Ebi'l Avca, asılmadan önce su itirafta bulunmuştur: "Sizin aranızda dört bin hadis uydurdum.
Bunlarda helali haram, haramı da helal gibi gösterdim" (Muhammed ez-Zefzaf, et-Ta'rif bil Kur'an vel Hadis, Beyrut 1984,
s. 263).
2- Haberin lafzında ve manasında bozukluk bulunması. Bu daha ziyade uydurulan sözde, fesahat
ve belagatın en yüksek mertebesinde olan Rasulullah'ın ağzından çıkması mümkün olmayan kelime
ve gramer hatalarının bulunmasıyla anlaşılır.
3- Bir çok insanın görmesi gereken bir olayı bir kişinin gördüğünü iddia etmesi: Rafizilerin,
Rasulullah (s.a.s)'in kendinden sonra hilafete Hz. Ali'yi tayin ettiğini ve fakat Ashabın bunu gizlediklerini iddia
etmeleri buna örnektir.
4- Kur'ana ve sahih sünnete aykırı olması: Cenabı Hak: "Kıyametin ne zaman kopacağım
bilmek Allah'a mahsustur " (Lokman, 21 /34) buyurduğu halde, Rasulullah (s.a.s)'in "Dünyanın ömrü yedi bin senedir.
Biz yedinci binin içinde bulunmaktayız" dediğini ileri sürmek gibi; ki, Kur'ana ve Rasulullahın kıyametin
ne zaman kopacağım bilmediğini ifade eden sahih sünnetine aykırı olduğu için uydurma olduğu
ortadadır.
5- Akla, his ve müşahedeye aykırı olması: Buna bir örnek olarak su uydurmayı gösterebiliriz:
''Nuh'un gemisi Kabe'yi yedi defa tavaf ederek Makamın arkasında iki rekat namaz kıldı" sözünün uydurma
olduğu ortadadır.
6- Tarihi vukuata aykırı düşmesi: Ömer b. Musa isimli birisi Humus Camiinde Halid b. Ma'dana
isnad ederek hadis uyduruyordu. Cemaat içinde bulunan Ufeyr b. Ma'dan,
-"Halid b. Ma'danla nerede ve ne zaman görüştünüz?" diye sordu. Ömer b. Mu'a,
-108 yılında Ermeniye gazasında görüştük, deyince Ufeyr:
-Allah'dan kork! Halid b. Ma'dan 104 yılında vefat etti. Sen ise onunla ölümünden dört sene sonra
görüştüğünüzü iddia ediyorsun. Üstelik o hiç bir zaman Ermeniyyede savaşmamıştır (M. Yaşar
Kandemir, Mevzd Hadisler, Ankara 1975, s. 176-184).
Mevzu (uydurma) hadisler üzerine yazılan pek çok eser vardır. Bunların en meşhurlarından
bir kaçı şunlardır:
1- İbnu'l-Cevzi: Kitabü'l-Mevzuat mine'l-Ehadisi'l-Merfuat
2- Mecdüd-Din el-Firuz-Âbadi: Hatimetü Sifri's-Saade
3- Celalüd-Din es-Suyuti: el-Leal-Masnua fi'l-Ehadisi'l-Mevzda
4- İbnu Arrak el-Hicazi: Tenzihü'ş Şeriati'l-Merfüani'l-Ahbari'ş Şeriati'l-Mevzua
5- Ali b. Sultan el-Kari: el-Mevzdat
6- Muhammed b. Ali eş-Şevkani: el-Fevaidü 'l, Mecmua fi 'l-Ehadisi'l Mevzua
7- Ebü'l-Hasenat Abdu'l-Hayy el-Leknevi: el-Asaru'l-Merfda fi'l Abbari'l-Mevzua
8- M. Yaşar Kandemir: Mevzû Hadisler, Menşei. Tanıma Yoları Tenkidi.
Sabahattin YILDIZ
İsmail KAYA
Sünnetten Hayatımıza
Alptekin Erdemli
Mevzu Hadisleri Tanımak
Daha önceki sayılarımızda bu bölümde genellikle Resulullah (s.a.s.)'ın sünnetinden bazı bilgiler
aktararak O'nun hayatından örnekler ve ibretler alınmasını sağlamaya çalışıyorduk.
Ancak halk arasında yaygın olarak dolaşan ve gerçekte Resulullah (s.a.s.)'a ait olmayan birçok söz de hadis
diye bilinmekte ve değerlendirilmektedir. Bu tür sözlerin hadis diye bilinmesi ise sünnetin sadeliğine ve örnek
yönüne zarar vermektedir. Tarihte Resulullah (s.a.s.)'ın hadislerini bu tür uydurma sözlerden ayıklamak için pek
çok çalışma yapılmıştır. Buna rağmen hala birçok mevzu rivayet halk arasında hadis
diye bilinmektedir. Biz de bu sayımızda mevzu rivayetleri tanımada bize yardımcı olacak genel tespitleri
ve bazı örnek mevzu rivayetleri veren güzel bir araştırmayı yayınlıyoruz.
Ancak bu konuya geçmeden önce Resulullah (s.a.s.)'ın bir hadisi şerifini vermekte yarar görüyoruz. Hemen hemen
bütün hadis kaynaklarında rivayet edilen ve mütevatir olduğu bilinen bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.s.)
şöyle buyurmuştur: "Kim kasıtlı olarak benim hakkımda (veya ağzımdan) yalan uydurursa ateşteki
yerine hazırlansın." Bu hadisi şerif Resulullah (s.a.s.)'a nispetle yalan uydurmanın ne derece tehlikeli
bir iş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tehlike mevzu olduğunu bile bile bir rivayeti aktarmayı
veya hadis diye delil olarak ileri sürmeyi de kapsar. Bazıları insanları hayra teşvik amaçlı olması
durumunda zayıf ve mevzu rivayetleri aktarmanın sakıncası olmadığını iddia etmişlerdir.
Oysa Resulullah (s.a.s.) herhangi bir ayırım yapmadan genel bir ifade kullanıyor. Ayrıca insanları
hayra teşvik konusunda mevcut sahih veya hasen rivayetler bize yetecek miktarda ve güçtedir. Bunun yanı sıra
hayra teşvik amaçlı da olsa uyduruk rivayetleri kullanmak insanların güvenlerini olumsuz yönde etkiler.
Bütün bu sebeplerden dolayı mevzu rivayetleri tanımanın da sünneti tanıma açısından büyük
önemi var. Bu rivayetler yaygınlık kazanmasaydı belki bu kadar önemi olmayacaktı. Ama yaygınlık
kazandığından dolayı onları tanımaya ve sünnetten ayıklamaya ihtiyacımız var.
Ayrıca hadis kaynaklarından yararlanmayı da iyi bilmek gerekir. İlginçtir ki bazen mevzu hadislerin
veya halk arasında hadis olarak dolaşan ama gerçekte bazı ünlü kişilere ait olan sözlerin ortaya çıkarılması
için yazılmış eserlerden hadis nakledildiğine şahit oluyoruz.
İlim erbabından bir kardeşimizin hazırlamış olduğu, mevzu hadislerin tanınmasıyla
ilgili bu güzel araştırmanın bu konuda faydalı olacağını umuyoruz.
Vahdet
Hadiste Vaz' Hareketi
Hadis ıstılahında vaz', Hz. Peygamber (s.a.s.)'in söylemediği bir sözü, yalan ve iftira ile ona
nispet etmektir ki, bu manada "mevzu" yalan ve iftira ile Hz. Peygamber (s.a.s.)'e nispet edilmiş söz demektir.
Hadisleri olduğundan çok daha farklı bir mahiyette aksettirmek, kendilerine sevgi ve sempati beslenen şahısları
aşırı ifadelerle methetmek, insan tabiatının çeşitli zaaflarından biridir. Bu tür hareketlerin
çoğu zaman, maddi veya manevi birtakım hesaplar uğruna yapılmış olması da bu zaafın
bir başka tezahürüdür. İnsanları mübalağacılıktan daha öte, yalancı duruma düşüren
bu sıfatın mevzu hadislerin doğup gelişmesinde büyük tesiri olduğu muhakkaktır.
Resul-i Ekrem (s.a.s.)'in Müslümanlar arasındaki yüce mevkiini ve müessir şahsiyetini davaları adına
istismar etmek için harekete geçen samimiyetsiz nice şahıslardan başka İslam'a hizmet etmek düşüncesiyle
cahil birçok Müslüman da icat ettikleri yığın yığın söz ve davranışları ona isnat
etmeye yeltenmişlerdir.
Şurası muhakkak ki Hz. Peygamber (s.a.s.) insanların bu tür zaaflarını çok iyi biliyordu. Bu sebeple
Müslümanların daha dikkatli ve daha uyanık olmalarını temin etmek maksadıyla şöyle buyurmuştur:
"Bir insanın duyduğu her şeyi başkalarına nakletmesi onun yalancı olması bakımından
kafidir."
Cenabı Allah da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size
bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız
da yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat, 49/6)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ileride çeşitli sebeplerden dolayı kendine ait olmayan sözlerin hadis adıyla
rivayet edileceğini bilmiş ve daha hayattayken bir şahsın kendi adına yalan uydurması sebebiyle
Müslümanları bundan şiddetle sakındırmaya çalışmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in
bu düşünceyle söylemiş olduğu hadislerden bazıları şunlardır:
"Kim benim hakkımda bilerek yalan yere hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın."
Bu hadisi şerif bu mevzudaki hadisler arasında en çok bilinen ve mütevatir olarak rivayet edilenidir.
Bundan başka Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kendi ağzından hadis uyduranları şiddetle tehdit ettiği
hadislerden Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde nakledilenlerin birkaç tanesi şunlardır:
"Her kim yalan olduğunu bildiği bir sözü benim hadisim olarak rivayet ederse yalancılardan biri de kendisidir."
"Benim ağzımdan yalan uydurmak şüphesiz ki başka birinin ağzından yalan uydurmaya benzemez."
"Benim adıma yalan uydurmayınız. Her kim adıma yalan uydurursa derhal cehenneme girsin."
Bir hadisin uydurma olduğunu bile bile onu rivayet etmek günahtır. Bununla beraber gerek hadis rivayet edenleri
ve gerekse öğrenmek için hadis toplayanları uyarmak ve haram sayılan bir fiili işlemelerini önlemek maksadıyla
mevzu hadisleri, mevzu olduklarını da açıklamak suretiyle rivayet etmek zaruri görülmüştür. Nitekim bu
rivayetler neticesinde mevzu hadisleri kitaplar içerisinde toplamak ve isnadlarıyla birlikte teşhir etmek mümkün
olabilmiştir.
Mevzu Hadisleri Tanıma Yolları
Muhaddisler, ya hadis uyduran şahısların kendilerinde veya uydurdukları sözlerinde bulunan birtakım
kusurlar sebebiyle uydurma hadisleri tanıma konusunda kapsamlı araştırma yaparak mevzu hadislerde bulunan
alametleri tespit etmişlerdir. Bu alametler şunlardır:
1.Hadis uyduranın itirafı:
Bazı hadisler, taşıdıkları özelliklere bakmaya hacet kalmaksızın bizzat onları
uyduranlar tarafından itiraf edilmek suretiyle mevzu oldukları anlaşılır.
Mesela; Nuh ibnu Ebi Meryem, İkrime tarıkıyla, İbnu Abbas'tan rivayet ettiği Kur'an surelerinin
faziletleri hakkındaki hadisleri, halkın Kur'an'a karşı rağbetini artırmak maksadıyla uydurduğunu
bizzat itiraf etmiştir.
Bazen ravi ikrar etmese bile hadisle ilgili olarak sorulan bir sualde, hadisin onun tarafından vaz' edildiğini
ortaya koyabilir ki bu da itirafa yakın bir beyan ve açıklama mesabesindedir.
Mesela; şeyhinden hadis rivayet eden bir şahsa ne zaman doğduğu sorulur, ravinin cevap olarak verdiği
tarih, hakikatte şeyhin ölümünden daha sonraya rastlar ve böylece bu ravinin o şeyhle hiçbir zaman görüşmediği
anlaşılır. Diğer taraftan şeyhten rivayet ettiği hadis de ancak ravi vasıtasıyla bilinir,
yani başka hiç kimse o şeyhten böyle bir hadis rivayet etmemiştir. Bu hususlar göz önünde bulundurularak hadisin
mevzu olduğuna hükmedilir.
2.Haberlerin lafzında veya manasında bozukluk bulunması:
Hadis diye rivayet edilen bir haberin sarf ve nahiv bakımından bozuk olması, muhtevasının ise
peygamber sözünün münezzeh bulunduğu bir manasızlık ve ölçüsüzlük taşıması onun uydurma olduğunu
gösterir. Arapça'yı en fasih ve beliğ konuşan Peygamber efendimiz (s.a.s.)'in sarf ve nahiv kaidelerine uymayan
bir söz söylemesine ihtimal verilemez.
Hadisleri mana ile rivayet etmeye salahiyetli olan ravilerin dahi yapamayacağı derecede büyük gramer hatalarını
ihtiva eden bir hadisi Hz. Peygamber (s.a.s.)'e nispet etmek doğru olmaz. Böyle bir kusuru bulunan hadisi rivayet eden
kimse, o lafzın Resul-i Ekrem (s.a.s.)'e ait olduğunu söylerse haberin uydurma olduğu anlaşılır.
Halkı hayırlı işlere teşvik etmek maksadıyla hadis uyduranların sözlerindeki aşırı
mübalağa; İslam prensipleriyle alay eden, Müslümanların imanlarını sarsmak isteyenlerin uydurmalarındaki
acı istihza ve bayağı ifadeler Hz. Peygamber (s.a.s.)'e isnad edilmekten çok uzaktır. Bu kabil alametler
hadis olduğu ileri sürülen sözlerin uydurma olduğuna hükmetmek için kafi bir sebeptir.
Mesela; Muhammed ibnu Arrak'ın "Tenzihu'ş-Şeri'a" adlı eserinde nakledilen "Beyaz horoz benim dostumdur.
Dostumun dostu da düşmanımın düşmanı da Allah'tır. (ve Resulullah evinde bununla birlikte gecelerdi.)"
tarzındaki ifadeleri Peygamber (s.a.s.)'e nispet edenin samimi bir Müslüman olabileceği düşünülemez.
Yine başka bir uydurma: "Eğer pirinç insan olsaydı halim bir kimse olurdu" ve "Yeşile ve güzele bakmak
görme duygusunu artırır" şeklindeki sözlerde bulunan bayağı ve müstehzi eda onların uydurma
olduğuna ve muhtemelen din düşmanları tarafından uydurulduğuna delalet eden kafi birer alamettir.
Az amele çok sevap vadeden veya küçük bir günah işleyeni şiddetli cezalarla korkutan sözde hadisler de mana itibarıyla
bozuk ve ölçüsüz olarak kabul edilmiştir.
Aşura günü oruç tutan kimseye Allah Teala'nın oruç tutup namaz kılmak suretiyle yetmiş yıl ibadet
etmiş kadar sevap vereceğini, ayrıca on bin meleğin ve yedi semanın sevabını ona bağışlayacağını...
O gün bir yetimin başını okşarsa, o baştaki her kıla mukabil cennette bir derece daha yükseltileceğini
vaad eden uydurmadaki sevap israfı, onun mevzu olduğunu anlayabilmek için kafi bir alamettir.
Ceza vermedeki dengesizce tehdit ifadesi de o sözün uydurma olduğuna delalet eder. En meşhur yalancı olarak
bilinen Hintli Reten (öl: 632/1205)'in yatsı namazını terk eden kimseyi Allah Teala'nın: "Ben senin Rabbin
değilim, kendine başka bir ilah ara!" diye kovacağını haber veren yalanındaki aşırı
tehdit ifadesi böyledir. Uydurma sözler lafızlarındaki bozukluktan daha çok manalarındaki ölçüsüzlük sebebiyle
tanınmış ve damgalanmıştır.
3.Eldeki mevcut güvenilir hadis kaynaklarında bulunmaması:
Hadis kitaplarının tasnif edilmesinden önce hadislerin kontrolü için böyle bir mukayese imkanı mevcut değildi.
Daha sonraları bütün hadisler muhtelif metotlarla yazılmış olan hadis kitaplarına geçmiş oldu.
Bu eserlerin ihtiva etmediği hadis kalmadı. Dolayısıyla bugün elde mevcut olan güvenilir hadis kitaplarında
bulunmayan hadislerin uydurma olduğuna kanaat getirilir.
4.Birçok insanın görmesi gereken bir hadiseyi bir kişinin gördüğünü iddia etmesi:
Sahabilerin Hz. Peygamber (s.a.s.)'den duyduğu bir hadisi orada bulunmayanlara iletmek hususundaki gayret ve himmetleri
bilinmektedir. Birçok sahabinin görüp işittiği bir haberin ise mütevatir derecesine ulaşmış olarak
daha sonraki nesillere intikal etmesi gerekir. Hadis diye nakledilen sözler arasında öyleleri vardır ki, onların
birçok sahabi önünde söylendiği iddia edilmektedir. Bu durum karşısında o haberin veya hadisenin şahitlerinden
hiç değilse büyük bir kısmının onu rivayet etmesi beklenir. Aksi taktirde o haberin bir yalandan ibaret
olduğu anlaşılır.
Veda haccında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Gadir Hum denilen yerde mola vererek Hz. Ali'yi kendinden sonra halife tayin
ettiğini ve fakat orada bulunan ashabın bu haberi ittifakla gizlediklerini söyleyen Şiilerin iddiası böyledir.
Bu uydurmanın mütevatir olması bir yana, sahih bir isnadı bile yoktur.
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in ikindi namazı kılmadığı bir gün, batmış olan güneşin
onun namazını yetiştirmesi için geri dönerek tekrar göründüğü ve herkesin buna şahit olduğu
şeklindeki uydurma da böyledir. Herkesin görmüş olması gereken bir olayla ilgili olması gereken bu haber
sadece Ümmü Seleme'ye dayandırılan bir rivayetle nakledilmiştir.
5.Kur'an'a ve sahih sünnete muhalif olması:
Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur'an-ı Kerim'i sadece insanlara tebliğ etmekle kalmamış aynı zamanda
onun yeryüzündeki ilk tatbikçisi olmuştur. Bunun yanında ilahi kelamın tam manasıyla anlaşılması
ve ilahi iradenin bu suretle tecelli etmesi için onu söz ve hareketleriyle açıklamış ve hatta Kur'an-ı
Kerim'de bulunmayan İslami esasları da onun ruhuna uygun olarak ortaya koymuştur. Binaenaleyh her beyanı
ve davranışı din olan ve ashabı tarafından bütün hareketleri dikkatle takip edilen bir peygamberin
kendi hadislerini nakz eden sözler söylemeyeceği aşikardır. Bu böyle olunca hayatının düsturu olan
Allah kelamına muhalif bir beyanda bulunması da elbette düşünülemez.
Hadis olduğu ileri sürülen haberlerin bu iki kaynağa muhalefeti sebebiyle kolayca tanınması mümkündür.
Mesela: "Size benim hadisim olarak rivayet edilen doğru bir sözü duyduğunuz zaman onu ben söylesem de söylemesem
de kabul ediniz."
Bu uydurma sözü: "Her kim benim söylemediğim bir sözü bile bile bana isnat ederse cehennemdeki yerini hazırlasın"
mütevatir hadisiyle bağdaştırmak mümkün değildir.
Dünyanın ömrünü tayin eden bir uydurmada Hz. Peygamber (s.a.s.)'in: "Dünyanın ömrü yedi bin senedir, biz yedinci
binin içinde bulunmaktayız" dediği iddia edilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in vefatından bu yana 1400
küsur sene geçmiş olmasına rağmen dünyanın hala ayakta durması her şeyden önce bu sözü yalanlamaktadır.
Kaldı ki bu söz hem ayete hem de sahih hadise muhaliftir.
6.Akıl, his ve müşahedeye muhalif olması:
Allahu Teala ilahi vahyinde yalnız akıllı olanlara hitap etmiş, emir ve yasaklarından onları
mesul tutmuştur. Onun elçisi sıfatıyla Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sözlerinin de normal akla uyması gerekir.
Binaenaleyh tevil edilemeyecek bir surette akla aykırı bulunan bir hadisin mevcudiyeti düşünülemez.
"Nuhun gemisi Kabe'yi yedi defa tavaf ederek Makam'ın arkasında iki rekat namaz kıldı" uydurmasının
normal akıl ve sağlam bir mantıkla bağdaştırılması mümkün değildir.
7.Tarihi vukuata aykırı düşmesi:
Hadis olduğu iddia edilen sözlerin tarihi gerçeklere uygun düşmeyişi de onların uydurma olduğunu
göstermiştir. Birçok uydurma metinler tarih bilgisi yardımıyla kolayca tanınmış ve pek ehemmiyetli
mevzu teşkil etmiştir.
Buna misal olarak Ufeyr ibnu Ma'dan (öl: H. II. /M. VIII. asır)'ın naklettiği şu hadisi zikredebiliriz:
"Ömer ibnu Musa (öl: 157/777) Humus'a geldiği zaman mescide giderek etrafını sardık. O ikide bir: "Salih
bir şeyhten şöyle duydum" diyerek rivayette bulunuyordu. Bunu o kadar tekrarladı ki, dayanamayarak: "Bu salih
şeyhiniz kimdir? Adını söyleyin de öğrenelim" dedim. Şeyhinin Halid ibnu Ma'dan olduğunu öğrenince:
"Onunla nerede ve ne zaman görüştünüz?" diye sordum. 108 (726)'de Ermeniyye gazasında görüştüklerini söylemesi
üzerine şöyle dedim: "Ey şeyhim! Allah'tan kork, Halid ibnu Ma'dan 104 (722)'de vefat etti. Sen ise onun ölümünden
dört sene sonra görüştüğünü iddia ediyorsun! Üstelik o, hiçbir zaman Ermeniyye'de savaşmamıştır."
Muhaddislerin bu türden dikkate değer pek çok başarıları olmuştur.
Hangi Konulardaki Hadisler Mevzu Olabilir?
Hadisçiler, haklarında uydurma hadislerin çokça bulunduğu belli başlı konuları şöyle
sıralamışlardır:
1.Senenin veya haftanın belirli gün ve gecelerinde kılınması tavsiye edilen namazlar hakkında.
(Ebu'l-Hasan el-Laknavi, el-Asaru'l-Merfu'a adlı eserinde bu konuyla ilgili uydurma hadisleri incelemiştir.)
2.Belirli tarihlerde bazı hadiselerin cereyan edeceğini haber veren hadisler. (Mavsili'nin el-Muğni adlı
eserinde Varaka 5)
3.Kıyamet alametlerinin muayyen aylarda zuhur edeceğini beyan eden hadisler. (a.g.e., Sh. 213)
4.Türkleri, Habeşlileri, Sudanlıları zemmeden hadisler. (Ali el-Kari, el-Mevzuat, Sh. 121-122)
5.Ebu Hanife ve İmam Şafii'nin adlarını anarak medh veya zemmeden hadisler. (Mavsili el-Muğni
adlı eserinde zikretmiştir.)
Mesela: Me'mun ibnu Halef el-Harevi'ye: "Şafii ve ona tabi olanlar hakkında ne dersin" diye sordular. Cevaben
dedi ki: "Ahmed ibnu Abdillah bize Abdullah ibnu Ma'dan el-Ezdi'den rivayet etti, o da Enes'den merfu olarak rivayet etti.
Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurdu ki: "Ümmetimin içinde Muhammed ibnu İdris adında biri çıkacaktır ve ümmetime
iblisten daha zararlı olacaktır. Yine ümmetimin içinde Ebu Hanife denilen bir zat çıkacaktır ki o ümmetimin
meşalesidir." (Tedribu'r-Ravi, Sh. 100)
6.Mürcie, Cehmiyye, Kaderiyye ve Eş'ariyye mezheplerinden bahseden hadisler. (Mavsili'nin el-Muğni adlı
eserinde Varaka 3a)
7.İskenderiyye, Dimyat, Basra, Bağdat, Kazvin, Ürdün, Abadan, Cidde, Askalan, Nusaybin, Antakya, Horasan, Talkan,
Merv, Buhara, Semerkant, Herat, Fas gibi şehir ve memleketleri medh veya zemmeden hadisler. (Muhammed Beşir Zafir,
Tahsiru'l-Müslimin, Sh. 37)
8.Peygamberlerin veya diğer büyük zevatın kabirleri hakkında ileri sürülen hadisler. (Ali el-Kari, Mizan,
Sh. 98-99)
9.Hızır ve İlyas (a.s.)'ın hayatlarından bahseden hadisler. (Mavsili, a.g.e., Sh. 2a)
10.Aşura gününün faziletlerinden ve o gün sürmelenmekten, süslenmek veya hüzünlenmekten, namaz kılmak, infak
etmek ve aşura çorbası pişirmekten bahseden hadisler. (a.g.e., Sh. 2a)
11.Mercimek, pirinç, bakla, patlıcan, portakal, üzüm, pırasa, karpuz, ceviz, peynir ve helva gibi yiyecek maddeleri
ve gül, nergis, menekşe gibi çiçekler ve bitkiler hakkında hadisler. (Ali el-Kari, Mizan, Sh. 126)
Mesela: "Menekşe yağının diğer yağlara üstünlüğü benim diğer yaratıklara üstünlüğüm
gibidir." (İbnu Arrak, Tenzihu'ş-Şeri'a, C. 2, Sh. 183)
12.Sokakta yemek yemeği ve eti bıçakla kesmeyi yasaklayan ve etin faziletinden bahseden hadisler. (Firuzabadi,
Hatimetu Sıfri's-Sa'ade, sh. 204)
13.Kur'an-ı Kerim surelerinin faziletleri hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır. Suyuti'nin beyanına
göre hakkında hadis varid olan sureler şunlardır: Fatiha, Bakara, Ali İmran, Nisa, Maide, Enam, Araf,
Tevbe, Kehf, Yasin, Duhan, Mülk, Zelzele, Nasr, Kafirun, İhlas ve Muavezeteyn. (Suyuti, Tedribu'r-Ravi, C. II, Sh. 290)
14.İmanın artıp eksilmesi hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır.
15.Akıl hakkındaki hadisler uydurmadır.
16.Çocuğa Muhammed veya Ahmed adını koymanın faziletine dair sahih hadis yoktur.
17.Evladı zemmeden hadislerin tamamı uydurmadır.
18.Bekarlığı öven hadisler uydurmadır.
19.Beyaz horozu öven hadisler uydurmadır.
20.Akik taşından yapılmış yüzük takmanın fazileti hakkındaki hadisler uydurmadır.
21.Ticareti zemmeden ve malın fitne olduğundan bahseden hadisler de uydurmadır.
22.Meşhur muhaddislerin meydana getirdiği bir sened zinciriyle Hz. Peygamber (s.a.s.)'den veya Hızır
(a.s.)'dan söz eden, Hasanu'l-Basri, İmam Cafer Sadık gibi büyük zevattan rivayet edilen haberin akabinde bazen
"bundan şüphe eden kimse kafir olur" şeklinde bir beyan bulunur. Bu tür nakiller de uydurmadır.
Bazı İbarelerin Açıklaması:
Şeyh: Hadis ilminde şeyh bir ravinin hadis naklettiği kendinden önceki raviye denir.
Sened: Bir hadisi nakleden ravilerin zikredildiği raviler zinciri.
|
|
|
|
|
DEĞİŞİK KONULARDAKİ UYDURMA HADİSLER
Rıza
GÖRÜŞ |
|
Halk arasında bazı sözler dolaşmakta
ve bunun hadis olduğu zannedilmektedir. İslam uleması bu konuda da araştırmalar yapmış
ve bunların Hz. Peygamber’e (a.s.) aidiyetini araştırmışlardır. Bunları en meşhuru
Keşf’ül Hafa ve el-Mekasidü’l Hasene dir. Bu bölümde genelde herhangi bir kategoriye girmeyen
ancak İslam ülkelerinde hadis olduğu zannedilen bazı sözlere örnek vereceğiz.
1-“Ticaretinizin en hayırlısı kumaş, işlemeciliğinizin en hayırlısı
da incidir.”
2-“Sakalın seyrekliği erkeğin efendiliğindendir”
3-“Dokumacı ve hacamatçılar haricinde insanlar eşittir.”
4-“Nebî (a.s.) secde eden bir adam gördü. Secdede saçını şu şekilde çekiyor,
topraktan tozlanmasın diye topluyordu. Rasûlullah da şöyle buyurdu: 'Allah’ım saçlarını çirkinleştir.'
O an saçları döküldü.”
5-“Dokumacılarla ve muallimlerle istişare etmeyin. Çünkü Allah onların akıllarını
almış, kazançlarından bereketi kaldırmıştır.”
6-“İyilik yaptığın kimsenin kötülüğünden sakın.”
7-“Yumuşak konuşan sevilir.”
8-Elin kınamasına tahammül etmek, ateşte yanmaktan hayırlıdır.”
9-Halkın sözü, Hakkın kalemedir.”
10-Size benim hadisim olarak rivayet edilen doğru bir sözü duyduğunuz zaman –onu
ben söylemiş olayım olmayayım-kabul ediniz.”
11-Kim (hüve) harfini tek gözlü yapmadan “Bismillahirrahmanirrahim” yazarsa, Allah da
ona bir milyon iyilik yazar ve derecesini bir milyon defa yükseltir.”
12-“Eğer pirinç insan olsaydı halim bir kimse olurdu.”
13-“Yeşile ve güze kadına bakmak görme duygusunu artırır.”
14-“Horoz benim dostumdur, dostumun dostu, düşmanımın da düşmanıdır.”
15-“Sizden biri bir taş hakkında hüsn-ü zan beslese ondan fayda bulur.”
16-“Kimin sadaka verecek malı yoksa Yahudi ve hristiyanlara lanet etsin”
17-“Dininizin yarısını Hümeyra (Hz. Aişe) dan alın.”
18-“Üç şey gözü kuvvetlendirir: Yeşilliğe bakmak, Akan suya bakmak, güzel yüze bakmak.”
19-“Güzele bakmak ibadettir.”
20-“Ay muharremde tutulursa pahalılık, anarşi ve angaryaya koşması olur, Safer ayında
tutulursa şöyle şöyle olur…”
21-“Cebrail bana cennetten keşkek getirdi. Onu yedim ve cima hususnda kırk erkeğin gücü bana verildi.”
22-“Mümin tatlıdır ve tatlıyı sever.”
23-“Yemeğe üfürmek bereketini giderir”
24-“Birinizin kulağı çınlayınca bana salâvat getirsin ve beni hayırla ansın.”
25-“Tavuk ümmetimin fakirlerinin koyunudur.”
Kaynak:
1-İ'laü's-Sünne, Zafer Ahmed et-Tehanevi, Yeni Usulü Hadis, İbrahim Canan
2-el-Menaru'l Münif, İbni Kayyım Cevziyye, Cantaş Yay.
3-Mevzu Hadisler, M.Yaşar
Kandemir,D.İ.B.
4-Akıl Vahiy Açısından
Sünnet, Dr. Mehmet Erdoğan, İFAV
5-el-Muvafakat, Şatıbi,
İz Yay.
6-Kur'an Sünnet Bütünlüğü,
Necati Kara, İhtar Yay.
7-Mevzu Hadisler, Abdulfettah
Ebu Gudde, İnsan Yay.
8-Sünneti Anlamada Yöntem,
Yusuf el-Kardavi, Rey Yay. | |
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
|
|
Toplumda
din adına oluşmuş yanlış inanç ve amellerin ekserisi Mevzu/ uydurulmuş Hadislerden kaynaklanmaktadır.
Halkın cahil kesimi, bunları sorgulayıp ayıklayamamış, çok sevdiği Peygamberine nispet
edilen yalanları kemal-i hürmetle benimsemiş, hatta bu yalanlara sarılmanın kendisine şehit sevabı
bile kazandıracağına inanmıştır.
Uydurulmuş hadislerin toplumda yapmış olduğu
tahribat maalesef TAMİR EDİLEMEZ boyuttadır. Bizim amacımız, karınca kararınca Müslüman
kardeşlerimizin dikkatlerini çekmek ve arı duru İslam’ı kendilerine takdim ve tavsiye etmektir.
UYDURULMUŞ HADİS NEDİR ?
Bir
kimsenin uydurup, iftira ederek peygamberimize nispet ettiği hadislerdir. Yani, peygamberimizin demediği bir sözü,
yapmadığı bir davranışı, onaylamadığı bir şeyi, peygamberimiz dedi, yaptı,
onayladı diye ortaya atmaktır.
Uydurma hadisleri konu alan yüzlerce kitap yazılmış,
bu kitaplarda hadis uyduran kişiler, hadis uydurulan konular ve uydurulmuş hadisler tek tek açıklanmıştır.
Ama bugünkü
nemelazımcı Müslüman tipi bunları araştırıp inceleyeceği yerde maalesef atalarının
yolundan gitmiş, onlardan gördüklerinin yalan yanlış ayırdını yapmadan takipçisi ve uygulayıcısı olmuştur.
Konunun bilimsel analizi çok uzun ve herkesin anlayacağı
türden olmadığından biz, burada kısaca işin özünü sunup faydalı olmak arzusundayız.
HADİS UYDURMA İLK NE ZAMAN BAŞLADI ?
Dünyada her zaman insanları en iyi kandırmanın
yolu; Allah’ı, peygamberi, Kur’an’ı, yani kısaca dini alet olarak kullanmak olmuştur.
Bu tip aldatmalar, sadece İslâm tarihine de özgü değildir. İnsanlık, tarihinin her döneminde dinî inançları
kullanılarak istismar edilmiştir.
Kur’an’ı tahrif edemeyeceklerini görenler, tabiri
caizse surda delik açmanın Kur’an dışında bir takım yalanlarla mümkün olabileceğini düşünüp,
kötü emellerini hadis uydurmak suretiyle gerçekleştirmişlerdir.
İslâm tarihinde ilk hadis uydurması peygamberimizin sağlığında
yapılmış; bir kişinin sevdiği kızı alabilmek için peygamberimizin ağzından bir
yalan uydurması ile başlamıştır. Bunu duyan peygamberimiz ise herkesi uyarmıştır:
“Kim bilerek ve kasten benim üzerime bir yalan söylerse
ateşten yerine yerleşsin.”
O zamanki Müslümanların nitelikleri bu tip bir cinayete
zaten elvermiyordu. Onlar Kur’an ile terbiye olmuş ve eğitilmiş kişilerdi. İşin ciddiyeti
gereği, ince eleyip sık dokurlardı ve her duyduklarının peygamberimizden de teyidini alırlardı.
Peygamberimizden sonra Ebu Bekir ve Ömer dönemlerinde de hadis uydurma pek görülmemiştir. Gerçi peygamberimizin ölümünden
sonra ilk halife seçimi sırasında ortaya atılan “İmamlar
Kureyş’ten olacaktır” hadisi tartışılmıştır ama peygamber ağzından
söz aktarma o dönemde yaygın değildir.
Osman’ın
öldürülmesinden sonra ise Müslümanlar arasında inanılmaz fitne ve olaylar baş göstermiş ve bunların
taraftarları, otuz-kırk bin Müslüman’ın hatta sahabenin kanına girenler, olaylara ve tuttukları
yola bir dayanak bulma mecburiyetine düşerek, hadis uydurmaya hatta uydurtmaya başlamışlardır. Herkes
kendini öven, karşı anlayışı da yeren hadisler ortaya atmaya başlamış ve ilk hadis
uydurma harekâtı böyle başlamıştır.
Ömer ve Ali’nin birkaç sahabeyi azarladıkları
ve tartakladıkları olmuşsa da uydurma hadislerle mücadeleyi ilk defa ciddiye alan ve ayıklamayı ilk
emreden Halife Ömer b. Abdülaziz olmuştur. Harun er-Raşid de hadis uyduranları katletmiştir.
Büyük hadis bilgini Abdullah b.El Mübarek bir gurup bilginle
birlikte, uydurulmuş hadislerin tespit ve ayıklanmasına büyük emek vermiştir. (Allah onlardan razı
olsun.)
HADİS UYDURMANIN AMAÇLARI:
1- Müslümanları içlerinden kendi silâhlarıyla vurmak, arı duru İslâm’ı
tahrif ederek dini yozlaştırmak. (Bu amaç için genellikle Yahudi kökenli kişiler çok hadis uydurmuşlardır.)
2- Bazı mezhep ve tarikat gibi ekollerin kendilerini güçlendirmek ve taraftar toplama gayretleri.
3- Cahil halkın sömürülmesi.
4- Devlet adamlarına yaranabilmek, onlardan makam mevki koparabilmek.
5- Din adamı geçinen bazı sapık ve cahil kimselerin, halkı ibadet ve takvaya
gayret ettirmek, kötü şeylerden de uzak tutabilmek için peygamber adına hadis uydurmanın yararlı olacağı
inancına sahip olmaları.
6- Siyasi çıkarlar. (İlk kez Osman ve Ali ihtilâfı döneminde yaygınlaşan
uydurmacılık daha sonra Şam’da saraylarda devam etmiştir. İstanbul’un fethini müjdeleyen
hadis de o dönem uydurmalarındandır.)
7- Irk, kabile, dil, şehir ve imam taraftarlığı. (FANATİZM)
8- Gaflet, cehalet, kibir. (Bazı raviler iyi ezberleyememiş, bazıları
bunamış durumda hadis rivayet etmişlerdir. Bazıları yanlışı ortaya çıkınca
düzeltmemiş, bazıları da karıştırmıştır.)
UYDURULMUŞ HADİS NASIL BELLİ OLUR ?
Bunun bir çok yolu ve usulü olmasına rağmen, bilimsel
yöntemlerin herkes tarafından bilinmesi ve uygulanması imkânsızdır. Bu sebeple burada pratik ipuçları
veriyoruz:
Uydurulmuş hadis;
1- Kur’an ve sahih sünnete aykırıdır.
2- Anlamı bozuktur.
3- Akla, bilime, tecrübeye, müşahedeye ve evrensel normlara ters düşer.
4- Ahlâksız, kişiliksiz, yalancı, çıkarcı vs. kişiler tarafından
ortaya atılmıştır.
5- Rivayetteki sözler ve rivayetin konusu, peygambere yakışmayacak ölçüde bayağıdır.
6- Bir çok insan tarafından duyulması lâzım gelen konularda sadece bir kişi
tarafından rivayet edilmiştir.
7- Rivayet eden kişinin çıkarları doğrultusundadır.
8- Tarihî ve coğrafî bilgilere uymaz.
9- Peygamber tarafından rüyada öğretildiği iddiası ile sunulur.
Uydurulmuş hadisleri tespit etmenin bunlara benzer daha
bir çok yolu vardır. Ama bunların en sağlamı ve en kısa yolu hadisin KUR’AN İLE SAĞLAMASINI
YAPMAKtır. Nasıl ki sarraflar altının saflık derecesini mihenk taşı ile tespit ederlerse,
Müslümanlar da bir rivayetin doğru olup olmadığını Kur’an ile sağlama yaparak tespit etmelidirler.
Kur’an’a ters olanların yalan ve uydurma oldukları kesindir.
Meselâ;
bir çok hadis kitaplarında,”VELED-İ ZİNA CENNETE GİREMEZ” ve
“ÖLÜ, ARKASINDAN EHLİNİN AĞLAMASI NEDENİYLE AZAP OLUNUR”
hadisleri yer almaktadır. Kur’an ile sağlaması yapıldığında bu rivayetlerin
En’âm suresinin, 164. ayetine aykırı oldukları görülmektedir:
“Şunu da söyle: Allah her şeyin Rabbi iken O’ndan
başka bir rab mı arayayım? HERKESİN KAZANDIĞI KENDİ ÜSTÜNDE KALIR. HİÇ BİR GÜNAHKÂR
BAŞKA BİR GÜNAHKÂRIN YÜKÜNÜ TAŞIMAZ. Sonunda dönüşünüz rabbinizedir. Tartışmaya girdiğiniz
şeyleri o size haber verecektir.”
Başka bir örnek olarak;
“Bir kimse her gün yüzünden iki yüz ayet okursa ......MÜŞRİKLERDEN
OLSA BİLE, ALLAH ANA BABASININ AZABINI HAFİFLETİR.” rivayetinin sağlamasını yaparsak,
bu rivayetin de Bakara suresinin 86. ve 162. ayetleri ile Nahl suresinin 85. ayetine ters düştüğü görülmektedir.
Yani bu hadis de kesin olarak uydurmadır.
Biz, yukarıda verdiğimiz esas ölçüleri doğrultusunda,
her akıllı kişinin bu ölçülerle araştırma ve ayıklama yapabileceğine inanmaktayız.
Dolayısıyla, kimden duyulursa duyulsun, hangi kitaptan okunursa okunsun her rivayetin mutlaka tahlili yapılmalı,
yani her rivayet elekten geçirilmelidir. Toplumda sağlam diye bilinen kitaplar da buna dahildir. Onların içinde
de yüzlerce yalan ve yanlış vardır.
İşte Sahih-i Buhari’den bir örnek; Kitabü-l Enbiya
83 numaralı hadis. Metin ve meali birlikte sunuyoruz:
“...Ebu hureyre RA. Şöyle
demiştir. Rasulüllah SA. Şöyle buyurdu: “Âdem ile Mûsâ birbirine huccet getirip çekiştiler. Mûsâ, Âdem’e:
-Sen, günâhın seni cennetten çıkarmış olduğu
Âdem’sin, dedi.
Âdem de Mûsâ’ya:
-Sen Allah’ın risâletleri ve kelâmı ile seçip
üstün kıldığı Mûsâ’sın. Sonra sen, ben yaratılmadan
evvel üzerime takdir edilmiş bir işten dolayı beni kınıyorsun, dedi.
Bunun ardından
Rasulüllah iki kere: “böylece Âdem Mûsâ’ya delil ve bürhanla gâlip oldu” buyurdu.
Âdem ve Musa peygamberlerin yaşadıkları yerler
ve yaşadıkları zamanlar itibariyle bir araya gelerek konuşmaları mümkün değildir. Bu rivayet
hem tarihî hem coğrafî hem de Kur’an’ın verdiği bilgilere ters düşmektedir. O hâlde uydurmadır.
Görüldüğü gibi, sağlam denilenlerin içerisinde de buna benzer uydurmalar vardır (hatta yüzlercesi vardır).
Bazı rivayetlere ise uydurma sıfatı yetmemektedir. Çünkü içlerinde Kur’an’ın NOKSAN olduğunu
iddia edecek kadar, rezil olanları bulunmaktadır.
Sonuç olarak, asılları Arapça olan yüzlerce uydurma
hadis kitapları içerisinde on binlerce uydurulmuş hadis vardır. Çeşitli kaynaklar bunların sayısının
tam olarak bilinemediğini ama kırk elli bin dolaylarında tahmin edildiğini yazarlar. Bu uydurulmuş
hadislerin çoğu, daha sonra uyduranlar tarafından itiraf edilip açıklanmıştır. Ama buna rağmen
bu uydurmaları kitaplardan ve toplumdan söküp atmak mümkün olmamıştır.
Ülkemizde bunların meşhur olanları ve dilimize
çevrilmiş olanları da vardır. Meselâ İmam-ı Gazali’nin İhya-ü Ulumü-d Din’i, Tenbihü-l
Gafilin, Dürretü-n Nasihin kitapları bunlardan bazılarıdır. Tasavvuf ve Tarikat çevrelerinde elden ele
dolaşan kitaplar ve risaleler, İslâmî bir mahiyet taşımadığından konumuzu ilgilendirmemektedir.
KONULARI İTİBARİYLE, OY BİRLİĞİYLE UYDURMA OLDUĞU
KABUL EDİLEN HADİSLER:
1- Kur’an surelerinin faziletlerini konu edinen hadisler.
2- Aklı yeren hadisler.
3- Haftanın belirli günlerinde nafile namazları öven ve tavsiye eden hadisler.
4- Recep ve Şaban aylarının faziletini ve bu aylarda tutulan orucun faziletini
konu alan hadisler.
5- Aşure günüyle ilgili hadisler.
6- Peygamberimizin eşi Ayşe’ye “Humeyra” (sarışın)diye
hitap eden hadisler.
7- Kutuplar, gavslar gibi tarikat ve tasavvuf imamlarını konu alan hadisler.
8- Mehdi ile ilgili hadislerin bir kısmı
9- Şehirleri öven, bazı şehirlerin faziletlerinden bahseden hadisler.
10- Gaybe
ait, yani geleceğe dair tarih veren hadisler. (Şu tarihte şu olacak, şu gün şu olur gibi.)
11- Bekârlığı
öven hadisler.
12- Horoz,
güvercin ve tavuk ile ilgili hadisler.
13- Peygamberler
ve bazı kişilerin kabirleri hakkındaki hadisler.
14- Ebu
Hanife ve İmam-ı Şafi’nin adlarının anıldığı hadisler.
15- Mürcie,
Cehmiyye, Kaderiyye, Eş’ariyye mezheplerinden bahseden hadisler.
16- Kıyamet
alametlerinin belirli aylarda ortaya çıkacağını haber veren hadisler.
17- Bir
peygamberden daha çok bir ihtisas sahibinin tavsiyelerine benzeyen hadisler. Meselâ; “Keşkek beli kuvvetlendirir”,
“Yumurta ve soğan kısırlığı giderir” hadisleri gibi.
18- İmanın
artıp eksilmesine dair hadisler.
19- Medine,
Mekke ve Kudüs’ün dışındaki şehirleri öven ya da kötüleyen hadisler.
20- Sevap
veya ceza konusunda çok abartılı hadisler.
21- Hızır
ve İlyas’ın hayatta olduklarına dair hadisler.
22- Abbasoğullarının
hilâfetini haber veren hadisler.
23- Arap’ı,
Kureyş’i ölçüsüz öven, diğer ırkları yeren hadisler.
24- Satranç
ile ilgili hadisler.
25- Çocuğa
Ahmed, Muhammed adını koymanın faziletine dair hadisler.
26- Evlâdı
ve malı kötüleyen hadisler. (“Sizden birinizin yüz altmış yılından sonra köpek eniği yetiştirmesi,
çocuk yetiştirmesinden daha hayırlıdır” hadisi gibi.)
27- İfade
tarzı ve içeriği saçma olup peygambere yakışmayan hadisler
28- Akik
taşından yapılmış yüzük takmanın faziletine dair hadisler.
29- Mescide
kandil takmanın, hasır (halı, kilim) sermenin faziletine dair hadisler.
30- Ticareti
kötüleyen hadisler.
31- Mercimek,
pirinç, bakla, patlıcan, üzüm, pırasa, karpuz, ceviz gibi yiyecek maddeleri ve gül, nergis, menekşe gibi çiçek
ve bitkiler hakkındaki hadisler.
32- “Ya
Ali!” diye başlayan ve Ali’ye vasiyet niteliği taşıyan tüm hadisler.
Tüm hadis ve din bilginlerince uydurma oldukları oy birliğiyle
kararlaştırmış ve konuları itibariyle yukarıda sıralanmış olan özellikler dikkate
alınmak suretiyle, uydurulmuş hadisler kolaylıkla ayıklanabilir. Bilhassa da çeşitli yayınlarla
(meselâ takvim yapraklarında ve gazete sayfalarında) günlük hayatımıza sokulmak istenen imzasız,
hadis diye millete sunulan sözlerin mutlaka tahlilinin yapılması gerekmektedir.
-DİNİ BOZMAK DEJENERE ETMEK İÇİN YAPILAN UYDURMALAR:
Dine düşman olup da dinin
bozulması için hadis uyurdanlar bu gruba girmektedir. Örneğin dine bu yönde zarar vermek isteyen Abdülkerim Bin
Erbil isimli bir kişi yakalandıktan sonra tam 4000 tane hadis uydurduğunu itiraf etmiştir. Yine burada
isimlerini teker teker saymak istemiyorum ama İbni Hacer’ın lisanul mizan’ın bu şekilde
bir çok dinsizin dine düşmanlık için hadis uydurduğu bahsetnektedir. Yine benzer örnekler Zehebi’nin
Mizan’nında da söz edilir.
Bunlar sadece hadis uydurduğu ortaya çıkan münafıklardır.
Bunun dışında yaşamış ve yakalanmayan münafık hadis ravilerini de düşününce ortaya
çok açık bir tablo çıkar.
2- SİYASİ AYRILIKLARDAN
DOLAYI UYDURMALAR
Peygamberimin vefatinin üstünde 40 yıl geçmeden Hz. Ali ve Muaviye arasında bir
çatışma boy göstermiştir. Daha sonra bu çatışma tüm İslam toplumuna yayılmıştır.
Her fırka kendi siyasi olarak desteklediği hadisler uydurmuştur. İşte Hz. Ali’nin çokça övüldüğü
hadisler de özellikle bu dönemde uydurulmuştur. Yine Hz. Ömer hakkında onu küçük düşürmeye çalışan
hadislerin ortaya çıkması bu döneme rastlar.
Sünnilerin Ebu Bekir’i öven hadisleri ile Şiilerin
Hz. Ali’yi öven hadisleri gerçekte siyasi mücadelenin birer yansımalarıdır. Peygamberimizin bu sözlerle
hiç bir alakası yoktur.
3- DİNİ EKSİK SAYARAK,
KENDİNCE DİNİ KURTARMAK İÇİN UYDURULMUŞ HADİSLER:
Dindar olarak tanınan
bir çok kişinin de hadis uydurduğu bilinen bir gerçektir. “ Salih kişileri hadiste olduğu kadar
hiçbir şeyde yalancı görmedik.” Sözleri ünü hadisci Müslim’e aittir. O hadis toplarken rastladığı
bu olayı bu sözlerle itiraf etmiştir.
“Medine de 100 kişiyle karşılaştım.
Hepsi güvenilirdi, ama hadisleri alınmazdı. ( Müslim, Sahih Müslim, 1 cilt, sayfa 13)
Kendi görüşlerine
çok güvenen bu tarzda insanlar, Kuran’da kendilerince olmayan bir konuyu, bu tarz uydurma hadislerle ilave edince, iyilik
yaptıklarını düşünmüşlerdir. Örneğin Kuran’da olmayan haremlik selamlık düşüncesini
dine sokanlar belki de kendilerince zinaya yozlaşmaya engel olacaklarını düşünmüş olabilir. Fakat
burada yaptıkları kendilerinin düşüncesini Allah’ın düşüncesinden üstün görmeleriydi. Allah
gerek görse zaten bunları Kuran’da açıklayacağını anlamadan bu tarz ilaveler yapmayı doğru
zannetmişlerdir.
4-DİNİ SEVDİRMEK İÇİN
UYDURULANLAR
Bunlar içinde özellikle Kuran ayetlerinin faziletleri hakkında uydurulmuş hadisler vardır.
Örneğin “şu duayı şu kadar okursan cehenneme gitmezsin”, “bu duayı evden çıkarken
okursan yolda kaza olmaz”, “bu ayetleri üstünde taşırsan bereketin açılır” tarzındaki
hadisler bu kapsama girmektedir. Bunların hiç biri Kuran’da olmadığı gibi bu mantıklar Kuran’a
da aykırıdır.
Bu tarz hadislerin uydurulması bu duaların ya da ayetlerin daha çok okunulmasını
sağlamak için olmuştur. Tabi ki Kuran okumak ve üzerinde düşünmek önemlidir. Ama bunların okunmasının
bir etkisinin olacağını düşünerek, anlamını düşünmeden okumak, hiçbir etkisi olmayacağı
gibi, buna inanan insanlarda itikadi açıdan problemler doğurabilir.
5- MEZHEPLERİ FIRKALARI DOĞRU ÇIKARTMAK İÇİN UYDURULMUŞ HADİSLER:
İnsanların
zamanla Kuran’da uzaklaşması ve bazı uydurma hadislere göre amel etmeye başlaması, tüm İslam
dünyasında bölünmelere ve mezheplerin doğuşuna neden oldu. Bunun sonucunda bazı mezhepler ortaya çıktı.
Mezhepler arası çatışmalar beraberinde bu yönde uydurma hadisleri getirdi. Hz. Peygamberin ağzından
kendi mezhebini öven diğerini yeren sözler uydurdular.
“Ümmetimden İmam Şafi adında bir
kimse ortaya çıkacaktır. O ümmetime şeytandan daha zararlıdır. VE yine ümmetimden adına Ebu
Hanefi denen birisi gelecektir. O ümmetimin ışığıdır. “ ( İbnu arak tenzius şeria
2. cilt sayfa 14)
Bu arada şafilerde kendi imamları için hadis uydururlar:
“Kurayş alimi
( İmam Şafi) yeryüzünün her yerini ilimle dolduracaktır.”
Tabi Malikilerde artık bir hadis
bulmaları gerekir:
“İlim talebi için bir gün gelecek develerin boynu vurulacak ( Yani uzun seyahate
çıkılacak) da Medine aliminden ( imam Malik) daha alim birisi olmayacak. “
Kadiriyecilerin kendi mezhepleriyle
ilgili olarak uydurdukları hadisleri yine kendileri itiraf etmişlerdir.
“Kaderiyecilerden hiçbir şey
rivayet etmeyiniz., vallahi biz insanları mezhebimize çekebilmek için hadsi uydurur ve bu hareketimizle sevp kazanacağımızı
zannederdik, ben bu suretle kadereiye mezhebine dört bin kişi kattım” ( Er Cerhu Ve’l TAdi’l 1cilt
sayfa 32)
Şiilerin Hz. Ali’yi yüceltmek için uydurdukları hadsiler yüz binleri bulmuştur.
Bunun
dışında tarikatlarda kendilerine bu tarz hadisler bulmuşlar ya da uydurmuşlardır. Örneğin
insanları tarikatlara çekmek için söylenen “ Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” hadisi
bunlardan en meşhurudur.
6- ZORLAMA ALTINDA UYDURULAN HADİSLER
Özellikle
bu tarz hadisler Emevi halifeleri döneminde ortaya çıkmıştır. İslam dininde Kuran’dan uzaklaşmanın
ve büyük bir kırılmanın yaşandığı Emevi döneminde kendi çıkarları için hadis
uydurulması bizzat devlet politikası olarak uygulanmıştır. Özellikle şiddet içeren hadisler
bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi Emevi halifelerinin din dışı vahşi ve ırkçı
tutumlarını gizlemek ve bunu diniymiş gibi göstermek kaygısıdır.
Bugün İslam dininde
şiddet olduğu yönünde eleştirilerde kullanılan hadisler, işte bu Emevi döneminin ürünüdür. Kuran’ın
mantığıyla taban tabana zıt bu hadislere bugün bile bazı Müslümanlar gerçek zannederek uymaya çalışmaktadırlar.
Yine içinde ırkçılık içeren, Arap ırkını öven başka ırkları yeren hadislerde
bu dönemde ortaya çıkmıştır. Oysa Kuran’da ne ırkçılık nede savunma dışında
bir savaş mantığı yoktur.
Kendi uygulamaları, cinayetleri ya da savaşları için
dinin kullanılması sadece Emevi dönemiyle sınırlı kalmamıştır. Bu tarz yöntemlere
farklı araçlar kullanarak Osmanlı da başvurmuştur. Devletin bekası için kardeş katlinin caiz
olduğuna dair verilen fetvalar buna örnektir. Bu fetvaya dayanarak olay dini gibi gösterilmiş ve kundaktaki bebekler
hiçbir suçu olmadan katledilmiştir.
7- MADDİ ÇIKAR
SAĞLAMAK İÇN UYDURULAN HADİSLER.
Hadis toplayanlardan bir kısmı bu işi ticari
bir olaya çevirmiştir. Örneğin Yakub bin İbrahim bir hadisçinin ancak 1 dinar karşılığı
hadis rivayet etmeyi kabul ettiği bilinmektedir. Bu sadece bir örnektir. Bunun gibi onlarcası bilinmektedir.Bunun
dışında sipariş üzerine hadsi üretenler de vardı. Bir çok tüccar sattıkları mala karşı
ilgi oluşması için bu tarz yollara baş vurdukları bilinmektedir. Boza içmenin faziletleri ya da güzel
koku kullanmak üzerine söylenmiş hadisler bunlara örnek verilebilir.
8- MANEVİ ÇIKAR SAĞLAMAK İÇİN UYDURULAN HADİSLER
Bu konuda da özellikle
toplum içinde belli bir konuma gelmiş ve vaaz veren din adamlarının başvurduğu yöntem olmuştur.
Bu tarz insanlar toplumun ilgisini üzerinde tutmak için, her konuşmasında farklı hadisi kullanma kaygısıyla
hareket etmişler ve bu tarz hadisler ortaya atmışlardır. Dolayısıyla en çok o dönemde
dinlenen kişiler en çok hadis uyduranlar olmuştur.
9-GELENEK,
GÖRENEKLERİ DİNLEŞTİRMEK İÇİN UYDURULAN HADİSLER
Özellikle Emeviler yönetimleri
boyunca tümüyle ırkçı bir yöntem benimsemişlerdir. Kendi kültür ve geleneklerini bu kapsamda dini gibi göstermek
için hadis uydurma yöntemine baş vurmuşlardır. Kuran’da belli bir kıyafet vaaz edilmezken, sarık
takmanın, cübbe giymenin, sakal bırakmanın faziletleri üzerine olan hadisler ve bunun bezerleri bu kapsamda
uydurulmuş hadislerdir. Burada amaç insanları dini değerleri göstermek değil dini kisve altında Emevi
kültürü ve etkisini arttırmak olmuştur.
10- DİĞER
DİNLERDEKİ UYDURMALARIN İSLAM DİNİNE SOKMAK İÇİN UYDURULMUŞ HADİSLER
İslam
ilk geldiğinde sadece müşrikler içinde yayılmamıştır. Özellikle Hıristiyan ve Yahudiler
içinden de bu dine girenler olmuştur. Bunlar yeni dine girdiklerinde İslam dinini kabul etmenin yanında eski
inanışlarını da beraberlerinde taşımışlardır. Bu şekilde bu tarz inanışlar
İslam dinine sokulmuş ve peygamberin sözleri olarak iddia edilmiştir. Özellikle Hz. İsa’nın
yeryüzüne tekrar gelişi, Deccal gibi konular Kuran’da olmamasına rağmen, bu inanışlar diğer
dinlerden İslam dinine geçmiştir. Ya da havanın Adem’İn kaburga kemiğindne yaratılması
olayı Kuran’da yokken, hadisler vasıtası ile bu dinlerden İslam dinine sokulmaya çalışılmıştır.
Bu uydurmalar sanki peygamberin sözüymüş gibi ortaya atılıp inanılmıştır. Oysa Kuran da
bu tarz inançlar yoktur.
SONUÇ: Bu nedenlerden dolayı, hadisler tam bir zırva çöplüğüne
dönmüştür. Geleneksel din anlayışını savunanlar peygamber sevgisini kendilerince gerekçe göstererek
bu hadisleri savunmaya kalksalar da ortaya bir vaka vardır. Peygamberi sevmek onun adına uydurulmuş saçmalıklara
inanıp buna göre yaşamak değildir. Onun tebliğ ettiği Kuran’a göre davranıp gerçek dini
yaşamakla peygamberimize gerektiği saygı gösterilmiş olur. Bu hadis diye bizlere dayatılan yalanların
yeri hep başından beri söylediğim gibi çöplüktür. Kuran’ı terk edip din diye bu uydurmalara uyanlara
peygamberimizin hesap günü yapacağı şu şikayetini hatırlatmak istiyorum:
25/30- Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak
bıraktılar." (Alıntı) selamlar..
uydurmalar
Mezhepçi Arap’lar
Arap olmayanlara “ mevali” adını takmışlar-dır. İkinci sınıf gözüken bu
sınıfın Arap’larla evlenmemesi gerekti-ği şeklinde izahlar yapanlar, bu şekilde hadis
uyduranlar bile olmuştur: Arap’lar Arap’ların eşitidir. Mevali de Mevali’nin. Ey Mevali,
içinizde Arap’lar ile evlenmiş olanlar suç işlemiş olurlar, kötü yapmış olurlar.
Muttaki 8/24-28-
Lewis Çevirisi
Ey Arap kendinden
olanla ve kendi denginle evlen ve yapacağın çocukların safiyeti bakımından dikkatli ol ve asla zenci
ile evlenme. Çünkü zenciler çarpık yaratık olduklarından onlarla evlenenlerin çocukları sakat ve çarpık doğar.
Muttaki 8/24-28-
Lewis Çevirisi
Dünyadaki dört şehir
cehennem şehridir: İstanbul, Antakya, Tabarriye ve
Sana.
Suyuti-Lealil Masnua
1/458
Size ilişmedikçe
siz de Türkler’e ilişmeyiniz. Çünkü severlerse
sizi soyarlar. Sevmezlerse sizi gebertirler.
Suyuti-Lealil Masnua
1/440
Küçük gözlü, kırmızı yüzlü
ve suratları kalın deriden yapılmış
kalkanlara benzer Türkler’e (Yecuc- Mecuc’e) karşı savaşlar yap-madıkça hüküm günü gelmiş
olmayacaktır.”
Buhari-K. Cihad
95,96; Müslim K. Fitan 63,64-66
a- Hadis Istılahları
İlmi: Ravinin ve mervinin (rivayet olunanın) kabul ve red bakımından
durumunun kendi vasıtası ile bilenebildiği ilim demektir.
b- Faydası: Ravi ile mervîden kabul ve red olunanı bilmektir.
Hadis, Haber, Eser, Kudsî Hadis
Hadis: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e isnad edilen söz, fiil, takrîr ya da niteliktir.
Haber: Hadis anlamındadır. Hadis için yapılan tanım gözönünde
bulundurularak nasıl tanımlanacağı da bilinmiş olur. Haberin Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem'e de, başkasına da isnad edilen rivayet olduğu da söylenmiştir.
Bu durumda haber hadisten daha genel ve kapsamlı olur.
Eser; ise, sahabiye ya da tabiîye isnad edilendir. Bazan kayıtlı olarak Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e
isnad edilenin kastedildiği de olabilir. Bu durumda: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'den rivayet edilen eserden...
diye söylenir.
Kudsi hadis:
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in yüce Rabbinden
yaptığı rivayettir. Aynı zamanda buna Rabbanî hadis ve ilâhî hadis de denilir.
Buna örnek: Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem'in yüce Rabbinden şöyle dediğine dair yaptığı
rivayettir: "Ben kulumun yanında benim hakkımda zan ettiği gibiyim. O beni andığı vakit, ben
onunla birlikteyim. Eğer beni kendi içinde anarsa, ben de onu
kendi nefsimde anarım. Eğer beni bir topluluk arasında anarsa,
ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk arasında anarım."
Kudsî hadis mertebe itibariyle Kur’ân
ile nebevî hadis arasında bir yerdedir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim hem lafız, hem mana itibariyle yüce Allah'a
nisbet edilir. Nebevî hadis ise hem lafız, hem mana itibariyle Peygamberimize nisbet edilir.
Kudsî hadis ise mana itibariyle yüce Allah'a nisbet edilir, ama lafız itibariyle
değil. Bundan dolayı kudsi hadis lafzı ibadet kastı ile okunmaz ve namazda da tilavet
edilmez. Kudsî hadisle benzerini getirmek için meydan okumak (tehaddî) söz konusu
değildir. Kur’ân-ı Kerim'in nakledildiği gibi tevatür yoluyla da nakledilmemiştir. Aksine
kimi kudsî hadisler sahih, kimi zayıf, kimisi
de mevzu (uydurma)dır.
Bize Naklediliş Yolları İtibariyle
Haberin Kısımları
Haber bize naklediliş yolları
itibariyle: Mütevatir ve âhâd olmak üzere iki kısma ayrılır.
Mütevatir:
Adeten yalan söylemek üzere birbirleriyle
anlaşmaları imkânsız bir topluluğun rivayet ettiği ve maddi bir şeye isnad ettikleri rivayettir.
Mütevatir, hem lafız, hem mana itibariyle
mütevatir sadece manasıyla mütevatir olmak üzere iki kısma ayrılır.
Hem lafız, hem mana
itibariyle mütevatir: Ravilerin hem lafzı, hem de manası üzerinde
ittifak ettikleri mütevâtir rivayettir.Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in: "Kim benim aleyhime
kasten yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın" buyruğu buna
örnektir. Bu hadisi Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'den altmışdan fazla sahabi
rivayet etmiş bulunmaktadır. Cennetle müjdelenen on sahabi de bunlar arasındadır. Bunlardan da pekçok
sayıda kimse rivayet etmiştir.
Mana itibariyle mütevatire gelince: Ravilerin
genel anlamı itibariyle ittifak ettikleri, fakat her hadisin özel manası ile münferid kaldığı rivayetlerdir.
Şefaate dair hadisler ile mestler üzerine meshetmeye dair hadisler buna örnektir. Hadis usulü ilmine dair nazım
bir metin hazırlayanlardan birisi bu hususta şöyle demektedir: "Tevatüren gelenler arasında: Kim aleyhine yalan
uydurursa...
"Ve kim Allah'tan mükâfat bekleyerek, Allah
için bir ev (mescid) bina ederse hadisleri ile Ru'yet (Allah'ın görülmesi), şefaat ve Havz hadisleri Bir de mestler
üzerine mesh hadisleri vardır. Bunlar bu hadislerin bir kısmıdır." Her iki kısmıyla mütevatir:
1- İlim ifade eder. Bu da kendisinden nakledildiği zata nisbetinin
sahih olduğunun kat'i (kesin) olması demektir.
2- Eğer haber anlamını ihtiva ediyorsa, tasdik edilmesi, eğer
istek (emir ve yasak) ihtiva ederse uygulanması suretiyle neye delâlet ediyorsa gereğince
amel etmeyi de ifade eder.
Âhâd:
Mütevatirlerin dışında kalanlardır.
Rivayet yolları itibariyle:
Meşhur, aziz ve garib olmak üzere üç kısma ayrılır.
1- Meşhur: Üç ve daha fazla kişinin rivayet ettiği fakat tevatür sınırına ulaşmayan rivayettir.
Örneğin: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Müslüman diğer müslümanların dilinden ve elinden
kurtulduğu kimsedir.”
2- Aziz: Sadece iki kişinin naklettiği rivayettir. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Sizden
herhangi bir kimse beni çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan
daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz.”
3- Garîb:
Sadece bir kişinin naklettiği rivayettir. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem
buyurdu ki: “Ameller ancak niyetler iledir ve her kişi için sadece niyeti vardır...” Bu hadisi
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'den sadece Ömer b. el-Hattab rivayet
etmiştir. Ömer'den de sadece Alkame b. Ebi Vakkas rivayet etmiştir. Alkame'den ise yalnız Muhammed b. İbrahim
et-Teymî rivayet etmiştir. Muhammed'den sadece Yahya b. Said el- Ensarî rivayet etmiştir. Bunların
hepsi de tabiîndendir. Daha sonra Yahya'dan bunu pekçok kimse rivayet etmiştir.
Mertebe itibariyle de beş kısma
ayrılır: Sahih li zâtihî, sahih li gayrihî, hasen li zatihî, hasen li gayrihî ve daîf (zayıf)
1- Sahih li
zâtihî: Zaptı tam, adaletli ravinin muttasıl bir senedle rivayet ettiği, şaz
olmayan ve mertebeden kabule engel bir illeti bulunmayan rivayettir. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
"Allah kim hakkında hayır murad ederse onu dinde fakih kılar."2[2]
Hadisin sıhhati şu
üç hususla bilinir:
1- Hadis’in Buhârî ve Muslim'in Sahih’leri gibi hadisleri sahih kabul etmekte sözlerine
itimad edilen kimselerin tasnif ettikleri eserlerde bulunması.
2- Hadislerin sahih olduğunu belirtmekte sözüne güvenilen
ve bununla birlikte bu hususta müsamahakârlıkla tanınmamış imam
(kendisine uyulan önder) bir zatın, hadisin sıhhatini açıkça ifade
etmesi.
3- Ravilerinin ve rivayet yollarının tetkik edilmesi.
Eğer sıhhat şartları
eksiksiz olarak tesbit edilebilirse, o zaman hadisin sahih olduğuna
dair hüküm verilir.
2- Sahih li gayrihî: Bu bir kaç yoldan rivayet edilmesi halinde, hasen li zatihi olan hadistir.
Örnek: Abdullah b. Amr b. el-Âs Radıyallahu anh'ın rivayetine göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ona bir
ordu hazırlamasını emretmiş, fakat deve bulunamamış. Bunun üzerine Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Sen bize zekat zamanı
gelene kadar dişi deve karşılığında bizim adımıza deve satın al!”
diye buyurdu. Bunun üzerine bir deveyi iki hatta üç deve karşılığında aldığı oluyordu.Hadisi
İmam Ahmed, Muhammed b. İshak yoluyla, Beyhaki, Amr b. Şuayb yoluyla rivayet etmişlerdir. Bu yolların
herbiri tek başına hasen mertebesindedir. Her ikisinin bir arada olması halinde hadis sahih li gayrihî mertebesine
çıkar. Buna "sahih li gayrihî" denilmesinin sebebi şudur: Eğer herbir
rivayet yolu tek başına ele alınacak olursa sahih mertebesine ulaşmaz. Her
iki rivayet yolu gözönünde bulundurulunca bu hadis kuvvet kazanır ve nihayet sahih li gayrihî mertebesine çıkar.
3- Hasen li zâtihî:
Adaletli olmakla birlikte zaptı pek kuvvetli olmayan bir kimsenin muttasıl bir senetle rivayet
ettiği, şazlıktan ve reddedilmeyi gerektiren illetten uzak hadistir. Hasen li zâtihî ile sahih li zâtihî arasındaki
tek fark, sahih hadiste zaptın tam olma şartının koşulması ile birlikte, hasen li zatihide
bunun şart olmamasıdır.
Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem
buyurdu ki: “Namazın anahtarı taharet (abdest), onun tahrimi (namaza girmek
dolayısıyla namazın dışındaki fiillerin haram kılınması) tekbir,
tahlili (namaz dışındaki fiillerin mübah olması) ise selam vermektir.” Ebû Dâvûd'un tek
başına rivayet ettiği hadisler hasen hadislerdendir. Bu iki
hususu (yani, hasen ile sahih arasındaki fark ile bu son cümleyi) İbnu's-Salâh belirtmiştir.
4- Hasen li gayrihî: Zayıf hadisin, biri diğerini telafi edecek ve aralarında yalancı ve yalanla itham olunmuş
bir ravi bulunmayacak şekilde birkaç yoldan nakledilmesidir.
Örnek: Ömer b. el-Hattab Radıyallahu
anh dedi ki: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem dua ettiğinde ellerini uzattığı takdirde onları
yüzüne sürmeden geri çekmezdi. Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiştir. Bulûğu'l-Merâm'da
(İbn Hacer) dedi ki: Bu hadisin Ebû Dâvûd ve başka eserlerde
şahitleri bulunmaktadır. Bunların toplamı hadisin hasen olmasını
gerektirir. Buna hasen li gayrihi deniliş sebebi, herbir rivayet yolu tek başına ele alındığı
takdirde hasen mertebesine ulaşamamasıdır. Fakat bütün rivayet yolları gözönünde
bulundurulunca bu mertebeye ulaşacak şekilde kuvvet kazandığı görülür.
5- Zayıf:
Sahih ve hasen şartlarını taşımayan hadistir.
Örnek: "Su-i zanda bulunarak insanlardan
korununuz" hadisi. el-Ukaylî, İbn Adiy, Hatib Bağdâdî, Dımaşk Tarihi’nde
İbn Asakir, Müsnedu'l-Firdevs adlı eserinde Deylemî, Nevâdiru'l-Usul adlı
eserinde Tirmizî el-Hakim -Sünen sahibi Tirmizî değil-, Tarihlerinde Hakim ve İbnu'l-Carud'un
tek başlarına rivayet ettikleri hadislerin zayıf olduğu ihtimali kuvvetlidir.
Âhâd Haberlerin Hükmü
Zayıf hariç olmak
üzere âhâd hadisler:
1- Zan ifade eder. Bu da bu rivayetlerin kendisinden naklolunduğu zata nisbetinin sahih olma ihtimalinin ağır
olması demektir. Ancak bu zan az önce sözü geçen mertebelerine
göre farklılık arzeder. Karineler çoğalır, asıl kaideler de
onun muhtevâsının lehine şahitlikte bulunursa bu tür haberlerin ilim ifade ettiği
haller dahi olabilir.
2- Eğer bir haber mahiyetinde ise, tasdik edilmesi, eğer bir talep ifade ediyorsa, uygulanması suretiyle
delâleti gereğince amelde bulunmak. Zayıf hadise gelince ne zan, ne de amel
ifade eder. Onu delil olarak kabul etmek de caiz değildir, zayıf
olduğunu açıklamadan zikretmek de caiz değildir. Terğib ve terhib (teşvik ve korkutma) mahiyetinde
olanlar müstesnâ. Bir grup ilim adamı şu aşağıdaki
şartlara bağlı olarak zikredilmesini müsamaha ile karışlamışlardır:
1- Zayıflık derecesi ileri olmamalı
2- Terğib ve terhibin sözkonusu edildiği amel, aslı itibariyle sabit olmalı
3- Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem'in onu söylediğine itikad etmemeli (kesin olarak inanmamalı)
Buna göre böyle bir hadisin teşvik ile ilgili hususlarda zikredilmesinin faydası, kişiyi teşvik edilen
bir amele teşvik etmek olur. Bu da sevap kazanmak ümidinden ötürü
sözkonusudur. Eğer bu yolla sevap elde edilirse mesele yok. Öyle olmazsa ibadette gayret ortaya koymasının
ona zararı olmaz ve emrolunan işi yapmak dolayısıyla sözkonusu
olan asıl sevabı da kaçırmamış olur.
Terhib (korkutmak) ile ilgili
hususlarda zikredilmesinin faydası, ise kişiyi korkutulan bir ameli işlemekten
uzak tutmaktır. Çünkü böyle bir cezanın verileceğinden korkulur. Böyle bir işten uzak kalırsa zararı
olmaz ve sözü edilen ceza ile de karşı karşıya gelmez.
Li Zâtihî Sahih’in Tanımının
Açıklanması
Daha önceden de geçtiği gibi sahih
li zâtihî, zaptı tam, adaletli ravilerin muttasıl senedle, şaz olmayan ve kabule engel bir illeti bulunmayan
rivayetidir, diye tarif edilmiştir. Adalet, din ve insanlık ve mertlik bakımından istikamet üzere olmaktır.
Dinde istikamet ise farzları eda,
fasıklıkla nitelendirilmeyi gerektiren haramlardan sakınmaktır. Mertlik bakımından istikamet
ise kişinin insanlar tarafından övülmesini gerektiren âdâb
ve ahlakı yerine getirmesi, insanların kendisini yermelerini gerektiren âdâb ve ahlakı da terketmesidir. Ravinin
adaletli olduğu, bu husustaki yaygın kanaat ile anlaşılır. Meşhur imamlar olan Malik, Ahmed,
Buhârî ve benzerleri, bir de bu hususta sözlerine itibar edilen kimselerin bu hususu açıkça ifade etmelerinden anlaşılır.
Zaptın tam olması
ise ravinin tehammül ettiği (aldığı) işitilen veya görülen
bir rivayeti herhangi bir fazlalık katmadan, eksiltmeden öğrendiği
gibi eda etmesi (nakletmesi)dir. Bununla birlikte basit yanlışların zararı olmaz.
Çünkü hiç kimse bundan kurtulamaz.
Ravinin zapt sahibi olduğu,
onun -çoğunlukla dahi olsa- sika ve hafız ravilere uygun rivayetlerinden
ve bu hususta sözüne itibar edilen kimselerin buna dair açık
ifadelerinden anlaşılır.
Senedin Muttasıl Olması,
her ravinin kendisinden rivayet yaptığı şahıstan dolaysız
ya da hükmen rivayet alması demektir. Dolaysız rivayet alması ya da kendisinden
rivayet yaptığı kimse ile karşılaşarak ondan rivayeti dinlemesi
ya da görmesi ve filan bana anlattı (haddesenî) yahut ondan dinledim ya da onu gördüm ve benzeri ifadeler kullanması
demektir.
Hükmen ise ravinin rivayet
naklettiği kimsenin çağdaşı olan birisinden semâ’ (dinleme)
ve görme ihtimalini ifade eden bir lafızla rivayette bulunmasıdır.
Mesela filan dedi yahut filandan ya da filan şunu yaptı ve benzeri ifadeler ile rivayet
nakletmesi gibi. Rivayet edenin rivayet naklettiği zat ile çağdaş olmakla birlikte karşılaştıklarının
sabit olması şart mıdır yoksa bunun sadece mümkün olması yeterli
midir? Bu hususta iki görüş vardır. Buhârî birinci görüştedir, Muslim de
ikinci görüşü kabul etmiştir. Nevevi, Muslim'in görüşü hakkında şunları söylemektedir: Muhakkikler
onun böyle bir şey söylediğini kabul etmezler. Bizlerin, Muslim'in Sahih'inde bu görüş ile amel etmediği
yargısına varışımızın sebebi onun (aynı rivayet ile ilgili) pek çok yolları bir
arada zikretmiş olmasıdır. Bu kadar rivayet yolu ile birlikte kendisinin caiz kabul ettiği
bu hükmün varlığını kabul etmemize imkan kalmaz. Doğrusunu
en iyi bilen Allah'tır. Ancak bu husus müdellis olmayan raviler hakkında söz konusudur. Müdellis olan bir ravinin
hadisinin muttasıl olduğuna hükmetmek, ancak bizzat işittiğini yahut
gördüğünü sarahaten ifade etmesi halinde söz konusu olabilir.
Senedin muttasıl olmadığı
iki husus ile bilinir:
1- Kendisinden rivayet nakledilen ravinin temyiz yaşına ulaşmadan
önce vefat ettiğinin bilinmesi
2- Ravinin yahutta hadis imamlarından herhangi birisinin o kimseden
naklettiği rivayetin muttasıl olmadığını yahut ondan bir şey dinlemediğini
ya da ondan diye naklettiği hadisleri rivayet etmediğini açıkça ifade etmesidir.
Şaz olmak: Sika olan bir ravinin ya adaletinin mükemmelliği yahut zaptının
eksiksizliği dolayısıyla kendisinden daha tercihe değer olan bir raviye yahut çok sayıdaki
ravilere yahut rivayet olunanın olması gereken şekle ya da buna benzer bir duruma muhalif olarak yaptığı
rivayettir. Örnek: Abdullah b. Zeyd'in, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in
abdest alışına dair naklettiği hadise göre o elinde artan sudan başka bir su ile
(yani ayrıca su alarak) başını ve kulaklarını meshetti. Bu hadisi bu lafız ile Muslim,
İbn Vehb yoluyla rivayet etmiştir.
Yine Beyhaki o yolla fakat; başı
için aldığı sudan ayrı kulakları için de su aldı, lafzı ile rivayet etmiştir. Beyhaki'nin
rivayeti şazdır. Çünkü onu İbn Vehb'den rivayet eden sika
bir ravi olmakla beraber kendinden sayıca daha çok kimsenin naklettiği rivayete muhaliftir. Zira
İbn Vehb'den kalabalık bir topluluk Muslim'in rivayet ettiği
lafızla rivayet etmişlerdir. Buna göre Beyhaki'nin rivayeti
sahih değildir. Ravileri sika olsalar bile. Çünkü bu rivayet şaz
olmak özelliğinden kurtulmamıştır.
Kabule Engel Bir İllet
(İllet-i Kâdiha)
Hadisin gerektiği gibi incelenmesinden
sonra, onun kabul edilmesini engelleyen bir sebebin bulunduğunun anlaşılmasıdır. Mesela hadisin munkatı
yahut mevkûf olduğunun görülmesi ya da ravinin fasık yahut hıfzı kötü ya da bid'atçi olduğu ve rivayet
edilen bu hadisin bid'atini pekiştirdiğinin görülmesi ve buna benzer durumların
anlaşılması. Bu takdirde hadis, kabul edilmesini engelleyen bir illetten uzak
kalamadığı için sahih olarak değerlendirilemez. Meselâ, İbn Ömer Radıyallahu anh'ın rivayetine
göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Ay hali olan bir kadın ve cünup olan bir
kimse, Kur’ân'dan hiçbir şey okumaz.”
Bu hadisi Tirmizî
rivayet etmiş olup: Biz bu hadisi ancak İsmail
b. Ayyaş'ın, Musa b. Ukbe'den... bir rivayeti olarak biliyoruz, demiştir.
Sened zahiri itibariyle sahihtir, fakat
İsmail'in Hicazlılardan naklettiği rivayetin zayıf olması gibi bir illet olduğu
belirtilmiştir. Bu da bu tür rivayetlerdendir. Buna göre bu hadis
kabul edilmesini engelleyen bir illeti (illet-i kâdiha)den kurtulamayışından ötürü sahih değildir.
Şayet illet, kâdiha değil
ise (kabule engel teşkil etmiyor ise) hadisin sahih ya da
hasen olmasına engel değildir.
Mesela, Ebu Eyyub el-Ensarî Radıyallahu
anh'ın rivayetine göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
"Kim ramazan ayını oruç tutar,
sonra da arkasından şevvalden altı gün tutarsa bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur."
Bu hadisi Muslim,
Sad b. Said yoluyla rivayet etmiştir. Hadis
ondan dolayı illetli görülmüştür. Çünkü İmam Ahmed zayıf olduğunu belirtmektedir.
Ancak böyle bir illet kâdiha değildir. Çünkü bazı hadis imamları onun sika
olduğunu söylemişlerdir. Diğer taraftan bu rivayeti nakletmekte
ona mutabaat edenler de vardır. Muslim'in bu
hadisi Sahih'inde kaydetmiş olması da ona göre sahih olduğunu
ve bu illetin kabule engel teşkil etmediği kanaatinde olduğunu göstermektedir.
Aynı Hadiste Sahih Ve Hasen Olma Niteliklerinin
Birarada Bulunması
Sahih hadisin hasen hadisten
ayrı bir kısım olduğu daha önceden belirtilmişti. Bunlar
birbirlerinden farklıdırlar; fakat bazen bir hadisin
"hasen sahih" diye nitelendirdiğini görebiliyoruz. Aralarındaki bu farklılıkla
birlikte bu iki niteliği bir arada nasıl anlayabiliriz?
Deriz ki: Eğer
hadisin iki rivayet yolu var ise bu şu demektir. Bu iki rivayet yolundan birisi sahih, diğeri hasendir.
Böylelikle bu hadiste iki rivayet yolu gözönünde bulundurularak iki
nitelik te bulunmuş olur. Şayet hadisin bir rivayet yolu varsa bu hadisin,
sahih mertebesine ulaştı mı, yoksa hasen mertebesinde midir, tereddüt ifade
ettiği anlamına gelir.
Munkatı’ Hadis
Munkatı’
sened: Senedi muttasıl olmayan demektir. Daha önce
sahih ve hasen hadisin şartları arasında senedin muttasıl olması gerektiği
de belirtilmiş bulunmaktadır. Munkatı’ senedin dört kısmı vardır: Mürsel, muallak, mu’dal
ve munkatı:
1- Mürsel:
Sahabinin ya da tabiînden olan bir kimsenin peygamberden
duymadığı bir şeyi peygambere ref’ etmesi (nisbet etmesi) demektir.
2- Muallak: Senedinin baş tarafları zikredilmeyendir. Bazen muallak ile bütün senedi zikredilmemiş
olan hadis te kastedilebilir. Buhârî'nin: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem her zaman Allah'ı
zikrederdi, rivayeti gibi. Umde müellifi gibi musanniflerin sened zikretmeksizin hadisi, aldıkları asıl kaynaklara
nisbet ederek naklettiklerine gelince, hadisin nisbet edildiği asıl kaynağa
bakılmadıkça muallak olduğuna hüküm verilmez. Çünkü onu nakleden, hadisi bizzat senediyle nakleden
değildir. O fer’ durumundadır, ferin hükmü ise aslın hükmü ile aynıdır.
3- Mu’dal: Senedinde arka arkaya iki ve daha fazla ravinin zikredilmediği hadistir.
4- Munkatı’: Senedinde bir ya da arka arkaya olmamak şartı ile
daha fazla ravinin hazfedildiği rivayettir. Bazan bununla: Senedi muttasıl olmayan
herbir rivayetin kastedildiği de olur. Bu durumda sözü geçen bütün bu dört
kısmı kapsar. Meselâ, Buhârî şöyle der: Bize el-Humeydî Abdullah
b. ez-Zübeyr anlattı dedi ki: Bize Süfyan anlattı, dedi ki: Bize
Yahya b. Said el-Ensarî anlattı, dedi ki: Bana Muhammed b.
İbrahim et-Teymî'nin haber verdiğine göre o Alkame b. Ebi Vakkas el-Leysî'yi şöyle derken dinlemiştir:
Ben Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh'ı minber üzerinde şöyle derken dinledim: Rasûlullah Sallallahu
aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "Ameller ancak niyetler
iledir..." Eğer bu senetten Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh kaldırılacak olursa bu hadise "mürsel" adı
verilir. Şayet "el-Humeydî" zikredilmezse muallak denilir. Şayet senedinden Süfyan ile Yahya b. Said zikredilmeyecek
olursa mu’dal adını alır.
Şayet ondan sadece Süfyan
yahutta onunla birlikte et-Teymî de zikredilmeyecek olursa munkatı’ adını
alır. Senedi munkatı’ hadis zikredilmeyen
ravinin durumu bilinmediğinden ötürü
bütün kısımlarıyla merduttur. Aşağıdakiler müstesnâ:
1- Sahabinin rivayet ettiği mürsel,
2- İlim ehlinden pekçok kimseye göre tabiînin büyüklerinin3[3] rivayet ettiği mürsel, eğer
bir başka mürsel ile yahut sahabinin uygulaması, ameli ya da kıyas ile desteklenirse,
3- Muallak: Eğer Buhârî gibi sahih rivayetlerin zikredilmesi esası ile yazılmış bir kitapta kesin
ifadeler ile muallak olarak zikredilmişse,
4- Bir başka yoldan muttasıl olarak rivayet edilmiş olup, kabul şartlarını da eksiksiz
olarak taşıyorsa.
Tedlîs
Tedlîs:
Hadisi gerçekte bulunduğu dereceden daha
üstün bir mertebede olduğunu vehmettirecek bir senedle nakletmektir.
Tedlîs iki
kısımdır: İsnaddaki tedlîs ve şuyûh Tedlîsi
1) İsnaddaki
Tedlîs: Kişinin, karşılaştığı kimselerden
duymadığı bir sözü yahut yaptığını görmediği bir fiili
o sözü duyduğunu ya da (o fiili) gördüğünü vehmettirecek şekilde rivayet etmesidir. Mesela dedi, yaptı,
ya da filandan filan dedi yahut yaptı ve buna benzer ifadeler kullanması.
2) Şuyûh
Tedlîsi: Rivayeti naklederek şeyhini (kendisinden hadis
aldığı hocasını) meşhur olduğu nitelikten bir başkası ile zikretmesi
ve böylelikle onun bir başka ravi olduğu izlenimini vermesidir. Bunu da ya kendisinden yaşça daha küçük olmasından
ötürü böyle yapar ve bunu kendisinden daha aşağı mertebede bulunandan rivayet
ettiğinin açığa çıkmasını istemez. Yahutta insanların hocalarının
fazla olduğunu sanması için ya da başka maksatlarla yapar.
Tedlîs yapanlar pek çoktur. Aralarında
zayıf raviler de, sika raviler de vardır. Hasan-ı Basri, Humeyd et-Tavîl, Süleyman b. Mehran, el-A’meş,
Muhammed b. İshak, el-Velid b. Muslim gibi. Hadis hafızları tedlîs yapanları beş mertebeye ayırmışlardır:
1- Tedlîs yaptığı ancak nadiren görülenler Yahya b. Saîd gibi.
2- Hadis imamlarının Tedlîs yapmasını muhtemel görmekle birlikte,
imamlığı ve yaptığı rivayetlere göre tedlîsinin azlığı
dolayısıyla sahihlerde rivayetleri nakledilenler. Süfyan es- Sevrî gibi; yahutta
ancak sika bir raviden tedlîs yapanlar; Süfyan b. Uyeyne gibi.
3- Ebu Zübeyr el-Mekkî gibi sikalara bağlı kalmaksızın (herkesten) çokça Tedlîs yapanlar.
4- Çoğunlukla zayıf ve meçhul ravilerin rivayetlerini Tedlîs yaparak nakledenler. Bakiyye b.el-Velid gibi.
5- Bir başka sebep dolayısıyla da zayıf ravi kabul edilenler. Abdullah b. Lehîa gibi. Müdellisin
naklettiği hadis makbul değildir. Ancak kendisi sika bir ravi olur ve kendisinden rivayet naklettiği
kimseden doğrudan hadisi aldığını açıkça ifade ederse
müstesnâ. Bu durumda mesela, şöyle der: Filanı şöyle derken dinledim, yahut şöyle yaparken
gördüm yahut bana anlattı (haddesenî) ve buna benzer bir ifade kullanmalıdır. Fakat Buhârî ve Muslim'in
Sahih'inde Tedlîs yapan sika ravilerden Tedlîs sigası ile gelen
rivayetler makbuldür. Çünkü imamlar bu iki kitapta nakledilen rivayetleri herhangi bir ayırım sözkonusu olmadan
kabul ile karşılamışlardır.
Muzdarib
Muzdarib:
Ravilerin, senedinde ya da metninde ihtilâf ettikleri ve bunların birarada telifine ya da tercihine imkân bulunmayan
rivayetlere denir.Örnek: Ebu Bekr Radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre o Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e:
Gördüğüm kadarıyla saçların ağardı demiş, Peygamber bunun üzerine: "Hud (suresi) ve kardeşleri
(benzeri sureler) benim saçlarımı ağarttı" diye buyurdu.
Bu hadis yaklaşık on farklı
şekilde rivayet edilmiştir. Mevsul ve mürsel olarak rivayet edildiği gibi Ebu Bekir, Aişe
ve Sa’d'dan müsned olarak da rivayet edilmiştir. Telifin (cemin)
da, tercihin de mümkün olamayacağı daha başka ihtilaflarla da rivayet edilmiştir.
Şayet cem (rivayetlerin telifi) mümkün
olursa cem etmek gerekir ve ızdırab ortadan kalkar. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in Veda haccında
ne için ihrama girdiğine dair rivayetler arasında ihtilâf bulunmasıdır. Bu rivayetlerin bazısında
onun hac için ihrama girdiği belirtilirken, diğer bazısında o temettu’ haccı için ihrama girmiş,
bir diğer kısmında da onun hac ve umreyi birlikte (hacc-ı kıran) yaptığı zikredilmiştir.
Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye der ki: Bunlar arasında herhangi bir çelişki yoktur. O kıran haccı
gibi temettu ve haccın amellerini müfred olarak (hacc-ı ifrad gibi)
yaptı ve iki ibadet olan umre ve haccı da birlikte (hacc-ı
kıran) yaptı. Böylelikle o iki ibadeti birarada yapmak itibariyle hacc-ı
kıran yapmış oldu. İki tavaf ve iki ayrı say'den
birisini yapmış olması itibariyle hacc-ı ifrad iki yolculuktan
birisini yapmayarak rahat etmiş olması itibariyle de temettu’ haccı
yapmış oldu.
Şayet tercih yapma imkânı olursa
tercih edilen gereğince amel edilir ve aynı şekilde ızdırab ortadan kalkmış olur.
Mesela: Bureyde4[4] Radıyallahu anha'nın hadisindeki rivayetlerin ihtilafı
böyledir. O azad edildiğinde Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem onu
kocası ile birlikte evli kalmayı sürdürmek yahut ondan ayrılmak
hallerinden birisini seçmekte serbest bırakmıştı. Acaba onun kocası o zaman
hür müydü, köle miydi?
el-Esved'in, Âişe Radıyallahu
anha'dan rivayetine göre kocası hür idi. Urve b. ez-Zübeyr ile Kasım b. Muhammed b. Ebi Bekr'in ondan rivayetine
göre ise o köle idi. Her ikisinin rivayeti el-Esved'in rivayetine tercih edilmiştir. Buna sebep
ise Urve ile Kasım'ın, Aişe'ye olan akrabalıklarıdır. Çünkü
Aişe Radıyallahu anha, Urve'nin teyzesi, Kasım'ın halası idi. Esved ise ona akrabalık
bağı bulunmayan yabancı birisi olmanın yanında, rivayetinde
inkıtâ’ da vardır. Muzdarib zayıftır, delil olarak gösterilemez.
Çünkü onun muzdarib olması ravilerinin zapt sahibi olmadıklarını gösterir.
Ancak eğer ızdırab hadisin aslı ile ilgili değilse zarar vermez. Mesela, Fedâle b. Ubeyd Radıyallahu
anh'ın hadisindeki rivayetlerin ihtilafı bu kabildendir. Buna göre o Hayber günü oniki dinara bir gerdanlık
satın almıştır. Bu gerdanlıkta hem altın, hem de boncuk vardı. Fedâle dedi ki: Ben bunları
birbirinden ayırdım. Bu gerdanlıkta on iki dinardan daha fazla altın olduğunu
gördüm. Bunu Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e söyledim. Altını ayrılmadıkça
satılmaz” diye buyurdu. Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre Fedale bu gerdanlığı satın
almış, diğer bazı rivayetlerde ise bir başkası kendisine böyle bir
gerdanlığı satın alma hakkında soru sormuş, kimi rivayetlerde
de o, gerdanlık altın ve boncuktan idi, kimilerinde altın
ve mücevherat idi, kimilerinde ise altın ile birbirine bağlanmış
boncuklardı, kimi rivayetlerde oniki dinara, kimilerinde ondokuz dinara, bazısında
da yedi dinara satın aldığını belirtmiştir. Hafız İbn Hacer dedi
ki: Bu durum zayıf olmasını (hadisi kastediyor) gerektirmez.
Aksine hadisin delil olarak gösterilmesindeki maksat olduğu gibi durmaktadır.
Bunda bir ihtilâf yoktur. O da (altın ve diğer maddelerin)
ayrılmadıkça satılmasının nehyedilmiş olmasıdır. Bunların
cinsi ya da değerinin ne kadar olduğu ile ilgili ifadeler
ise bu durumda hadisin muzdarip olmasını gerektirecek şekilde ileri sürülemez. Aynı
şekilde ravinin tayini hususunda ittifak edilmekle birlikte adında,
künyesinde ya da benzer bir husustaki ayrılıklar da ızdırabı
gerektirmez. Nitekim bu, sahih hadislerde çokça görülen bir husustur.
Metinde İdrâc
Metinde idrâc: Ravilerden birisinin hadise gerekli açıklamayı yapmaksızın kendiliğinden bir söz araya sokuşturmasıdır.
Bunu ya bir kelimeyi açıklamak, ya bir hüküm istinbat etmek ya da bir hikmeti beyan etmek için yapar.
İdrâc hadisin başında, ortasında
ve sonunda olabilir. Başında yapılan idrâca örnek: Ebu Hureyre Radıyallahu anh'ın rivayet ettiği:
"[Abdest azalarını iyice yıkayınız (isbâğl)]. Ayak topuklarının ateşten vay haline!"
Buradaki "abdest azalarını iyice yıkayınız" ifadesi Ebu Hureyre'nin
sözünden müdrec (derc edilmiş, araya sokuşturulmuş) bir ifadedir.
Buhârî'nin yine ondan naklettiği şöyle dediğine dair rivayet bunu
açıklamaktadır: Ebu Hureyre dedi ki: Abdest azalarını iyice
yıkayınız. Çünkü Ebu'l-Kasım Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Ateşten topukların
vay haline!” Hadisin ortasında idrâca örnek: Âişe Radıyallahu anhâ’nın,
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e vahyin ilk gelişi ile ilgili hadisi gösterilebilir. Orada diyor
ki:
"Hira dağında inzivâya
çekilir ve orada belli sayılarda geceler boyunca tehannüs [taabbud
demektir] ederdi." Hadisteki "o taabbud demektir" ifadesi ez-Zührî'ye ait müdrec
bir sözdür. Bunu Buhârî'nin yine onun yoluyla şu lafızla gelen rivayeti açıklamaktadır:
Peygamber Hira mağarasına gider ve orada tehannüs ederdi. (ez-Zührî) dedi ki:
[Tehannüs teabbud demektir.] Belli sayıdaki gecelerde (tehannüs ederdi). Hadisin sonunda
idrâca örnek: Ebu Hureyre Radıyallahu anh'dan rivayete göre Peygamber
Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz benim ümmetim
kıyamet gününde abdest izleri dolayısıyla elleri ve ayakları nurlanmış olarak çağırılacaklardır.
[Binaenaleyh sizden kim bu nurlanacak kısımlarını uzatabilirse onu yapsın.]
Buradaki "binaenaleyh sizden kim bu nurlanacak
kısımlarını uzatabilirse onu yapsın" ifadesi, Ebu Hureyre'nin sözü olup, müdrec bir ifadedir. Bunu
sadece Nuaym b. el-Mücemmir, Ebu Hureyre'den naklettiği rivayette zikretmiştir. Ondan Müsned'de nakledilen rivayetinde
şöyle dediği zikredilmiştir: "Binaenaleyh kimin... gücü yeterse" ifadesi
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in sözü müdür, yoksa Ebu Hureyre'nin
sözü müdür bilemiyorum, fakat hafızlardan birden çok kişi bunun
müdrec bir ifade olduğunu açıklamış bulunmaktadır. Şeyhu'l-İslam
İbn Teymiye de: Bunun Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in sözlerinden
olmasına imkân yoktur, demektedir.
c- Bir delil bulunmadıkça hadiste
idrâc olduğuna hüküm verilemez. Bu da ya ravinin kendi sözüyle veya muteber bir imamın sözüyle
ya da sözün kendisinden Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in söylemesinin imkansız
olduğunun anlaşılmasıyla bilinir.
Hadiste Ziyade
Hadiste ziyade: Ravilerden birisinin hadisten olmayan bir şeyi hadise katması demektir.
İki kısma ayrılır:
1- İdrâc
kabilinden olması: Bu, ravilerden herhangi
birisinin hadis olarak değil de kendiliğinden eklediği
bir fazlalıktır. Bunun hükmü az önce açıklandı.
2- Bazı ravilerin
bu fazlalığın bizzat hadisten olduğunu ifade ederek gelmesi.
Eğer bu ziyade sika olmayan bir ravi
tarafından zikredilmiş ise kabul edilmez. Çünkü onun münferiden yaptığı rivayet kabul
olunmazken, başkasından ayrı fazladan yaptığı rivayetin
reddedilmesi öncelikle söz konusudur. Şayet bu ziyade sika bir raviden
geliyor ise eğer kendisinden daha çok rivayeti bulunan yahut daha sika bir kimsenin rivayeti ile uyuşmuyor
ise bu fazlalık kabul edilmez. Çünkü bu durumda bu fazlalık şâz olur.
Mesela, Malik'in Muvatta'daki rivayetine
göre İbn Ömer Radıyallahu anh namaza başladığı vakit ellerini omuzlarının hizasına
kaldırırdı. Başını rükû’dan kaldırdığı vakit de daha aşağı
kaldırırdı. Ebû Dâvûd dedi ki: Bildiğim kadarıyla onları daha aşağı kaldırdığını
İmam Malik'ten başkası sözkonusu etmemiştir. Halbuki İbn Ömer Radıyallahu
anh'dan Peygamberimize merfû’ olarak naklettiği sahih rivayetinde belirttiğine
göre; Peygamberimiz namaza başladığı vakit ellerini omuz hizalarına kadar kaldırırdı.
Rükû’a vardığında da, rükû’dan başını kaldırdığında
da -herhangi bir fark olmadan- ellerini omuz hizasına kaldırırdı.
Eğer yaptığı
fazlalık başkasının rivayetine aykırı değil ise kabul
edilir. Çünkü bu rivayette fazla bir bilgi vardır. Örnek: Ömer Radıyallahu anh'ın
rivayet ettiği hadise göre o Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle
buyururken dinlemiştir: “Sizden herhangi bir kimse abdest alır ve azanın son noktasına kadar
ulaşır yahut abdest azalarını iyice yıkar, sonra da:
Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür,
derse mutlaka ona cennetin sekiz kapısı da açılır, hangisinden dilerse girer.”
Muslim bu hadisi iki
yoldan rivayet etmiş olup, bunlardan birisinde "...Allah'tan başka..."
sözünden sonra "o bir ve tektir, onun ortağı yoktur" ziyadesi vardır.
Hadisi İhtisar Etmek
Hadisi ihtisar etmek: Hadisi rivayet edenin ya da nakledenin hadisten bir şeyler hazfetmesi (onları zikretmemesi)dir.
Ancak beş şart ile caizdir:
1- İstisnâ, gaye, hal, şart ve buna benzer hadisin anlamını ihlâl etmemesi Örnek: Peygamber
Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Altını altın karşılığında
misli misline olmadıkça satmayınız."; "Mahsulün olgunlaşacağı
ortaya çıkmadıkça satmayınız."; "Hakim kızgın iken iki kişi arasında
sakın hüküm vermesin." Kendisine, kadın rüyada ihtilam olduğu takdirde gusletmesi gerekir mi diye soran Um
Süleym'e cevap olarak söylediği: "Suyu gördüğü takdirde evet" diye cevap vermesi;
"Sizden herhangi bir kimse: Allah'ım dilersen bana mağfiret buyur demesin";
"Mebrur haccın cennetten başka hiçbir mükafâtı yoktur" gibi.
Bu hadislerde
Peygamberimizin "misli misline olmadıkça";
"Olgunlaşacağı ortaya çıkmadıkça"; "O kızgın iken";
"Suyu gördüğü takdirde";"Dilersen";"Mebrûr" lafızlarının hazfedilmesi (zikredilmemesi)
caiz değildir. Çünkü bu sözleri hazfetmek hadisin anlamını
ihlâl eder.
2- Hadisin zikredilmesine sebep teşkil eden bölüm hazfedilmemelidir.
Örnek: Ebu Hureyre Radıyallahu
anh'ın rivayet ettiği şu hadistir: Bir adam Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem'e şöyle sordu: "Biz denizde yolculuk yapıyoruz. Beraberimizde az miktarda
su taşıyoruz. O su ile abdest alırsak susuz kalırız,
deniz suyuyla abdest alabilir miyiz?" Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem:
"O suyu temiz, ölüsü helâl olandır"
diye buyurdu. Burada "o suyu temiz olandır" buyruğunun hazfedilmesi caiz
değildir. Çünkü hadis bu sebeple sözkonusu edilmiştir. Hadisten maksat ta odur.
3- Hazfedilen bölüm sözlü ya da fiilî bir ibadetin niteliğini
açıklamak için zikredilmemiş olmalıdır. Örnek: İbn Mesud Radıyallahu
anh'dan gelen rivayete göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
"Sizden herhangi bir kimse namazda oturduğu takdirde: "En güzel ibadetler dualar, hoş ve temiz zikirler Allah'a
mahsustur. Selam sana ey peygamber! Allah'ın rahmeti ve bereketleri de. Selam bizlere ve Allah'ın
salih kullarına şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilah
yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed onun kulu ve Rasûlüdür" desin. Burada bu hadiste
belirtilen meşru nitelik ile ilgili herhangi
bir bölümün -hadiste hazfolduğuna işaret edilmedikçe- hazfedilmesi caiz değildir.
4- Hazfedenin lafızların medlûllerini, anlamı ihlâl eden (bozan) ve etmeyen hazfi bilen birisi olmalıdır
ki, farkına varmaksızın anlamı ihlâl eden bir hazifte bulunmasın.
5- Ravinin hadisi ihtisar ettiği yahut eğer tam olarak rivayet
ederse ona bir fazlalık kattığı şeklinde hıfzı kötü birisi
zannedilecek şekilde itham altında tutulan birisi olmaması gerekir. Çünkü böyle bir durumda hadisi kısaltması
hadisin kabulünde tereddüt etmeyi gerektirir ve bu sebeple hadis zayıf olur.
Bu şart bilinen ve tedvin edilmiş
kitaplar dışındaki hadisler hakkında sözkonusudur. Çünkü bu kitaplara başvurmak suretiyle tereddüt
ortadan kaldırılabilir.
Şayet bu şartlar eksiksiz bulunacak
olursa hadisi ihtisar etmek caiz olur. Özellikle de hadisin herbir bölümünü uygun yerinde delil göstermek
için hadisin taktî’i (uygun yerlerden kısım kısım ayrılarak
rivayet edilmesi) caizdir. Çünkü bu iş, muhaddis ve fukahâ tarafından çokça yapılmıştır.
Fakat daha uygun olan
hadisin ihtisâr edilerek rivayet edilmesi halinde hadiste ihtisarda bulunulduğuna
işaret ederek: İlâ âhiri'l-hadis (hadisi sonuna kadar zikretti) yahutta: Zekere’l hadis (hadisin, geri kalan
bölümlerini zikretti) ve benzeri ifadeler kullanır.
Mana Yoluyla Hadis Rivayeti
Mana yoluyla hadis rivayeti: Kendisinden hadis rivayet edilenin kullandığı lafızlardan başka lafızlar kullanarak
hadisi nakletmek demektir.
Ancak üç şartla caizdir:
1- Dil ve kendisinden rivayette bulunulanın maksadı açısından hadisin anlamını bilmesi.
2- Ravinin hadisin anlamını ezberlemiş olmakla birlikte lafzını
unutması sebebiyle bunu gerektiren bir zorunluluğun bulunması.
Eğer lafzını hatırlıyor
ise muhatabın dili ile ona anlatmaya gerek duyulması hali
dışında değişiklikte bulunması caiz değildir.
3- Lafzın zikir ve benzeri hadislerde olduğu gibi telaffuzları
ile ibadet olunan türden olmaması.
Eğer hadisi manasıyla rivayet
ederse bunu hissettirecek ifadeler kullanarak hadisin sonunda:
“Yahut nasıl buyurmuşsa
öyle” ya da “buna yakın ifadelerle...” demesi gerekir. Nitekim Enes Radıyallahu anh'ın
rivayet ettiği; mescidde küçük abdestini bozan bedevi ile ilgili
olayı anlatan hadis te böyledir: Daha sonra Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem onu çağırdı ve
ona dedi ki: “Bu mescidlerde bu türden küçük abdest ve pisliklerin yapılması uygun değildir. Mescidler
ancak yüce Allah'ı zikretmek, namaz kılmak ve Kur’ân okumak
içindir.” Ya da Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in buyurduğu ifadeler gibi... Namazda
bilmeden konuşan Muaviye b. el-Hakem'in hadisinde
de nakledildiği üzere Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem namaz kıldıktan sonra
ona şunları söylemişti: “Şüphesiz bu namazda insanların sözleri türünden
şeyler konuşmak uygun değildir. Onda söylenebilecek sözler tesbih, tekbir ve
Kur’ân kıraatidir.” Yahut Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in söylediği gibi.
Mevzu (Uydurma) Rivayetler
Mevzu: Peygamber
Sallallahu aleyhi vesellem aleyhine yalan olarak uydurulmuş hadistir. Hükmü: Reddedilmesidir. Böyle bir rivayeti ancak
ondan sakındırmak maksadıyla uydurma olduğu açıklanarak zikretmek caiz olur. Çünkü Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Her kim yalan olduğunu gördüğü bir hadisi benden diye naklederse o,
yalan söyleyenlerden birisidir."5[5]
Hadisin uydurma olduğu bir kaç
yolla bilinebilir. Bazıları:
1- Hadisi uyduranın bunu itiraf etmesi
2- Hadisin akla aykırı olması. Mesela, iki çelişkili hususu
birarada sözkonusu etmesi, imkânsız bir şeyin varlığını dile getirmesi yahut
vacip (var olması zorunlu) bir şeyin varlığına aykırı ifadeler taşıması
ve benzeri hususlara aykırılığı.
3- Dinde kesin olarak bilinen hususlara muhalif olması. Mesela İslam’ın
rükünlerinden birisini kaldırması, faizi ya da benzer bir hükmü
helal kılması yahut kıyametin kopacağı zamanı tayin etmesi
yahut Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'den sonra bir peygamber gönderilmesinin
mümkün olduğunu ifade etmesi ve buna benzer hususlar ihtiva etmesi.
Uydurma hadisler pek çoktur. Bunlardan
bazıları:
1- Peygamber
Sallallahu aleyhi vesellem'in kabrini ziyarete dair hadisler.
2- Recep
ayının faziletine ve onda namaz kılmanın üstünlüğüne dair hadisler.
3-
Musa aleyhisselam'ın arkadaşı olan Hızır'ın
hayatta olduğuna ve onun Peygamber
Sallallahu aleyhi vesellem'in huzuruna
geldiğine ve defninde bulunduğuna dair hadisler
4- Çeşitli
konulara dair hadisler. Bunların bazısını zikredelim: "Arapları şu üç
sebep dolayısıyla seviniz. Çünkü ben arabım,
Kur’ân arapçadır, cennetliklerin
konuşacağı dil arapçadır."; "Ümmetimin
ihtilâfı rahmettir."; "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyan için çalış,
yarın ölecekmiş gibi âhiretin için çalış."; "Dünya sevgisi hertürlü günahın başıdır.";
"Vatan sevgisi imandandır."; "En hayırlı isimler hamd ve abd
anlamını ihtiva eden isimlerdir."; "Bir satış ve onunla birlikte bir şart yasaklanmıştır.";
"Sizin oruç tuttuğunuz gün kurban keseceğiniz gündür. (Kurban bayramının ilk günüdür.)"
Sünneti savunmak ve ümmeti sakındırmak
amacıyla mevzu hadisler ile ilgili gerekli bilgileri vermek üzere hadis alimleri pek çok eser telif etmişlerdir.
Meselâ:
1- İbnu'l-Cevzî
(vefatı 597 H.)'nin el-Mevzuâtu'l-Kübrâ adlı eseri. Fakat bütün
mevzu hadisleri toplamadığı gibi mevzu olmayan hadisleri de mevzu göstermiştir.
2- Şevkânî
(vefatı 1250 h.) el-Fevâidu'l-Mecmûa fi'l-Ahadîsi'l-Mevzûa. Mevzu olmayan hadisleri
mevzu diye göstermek suretiyle bir çeşit gevşeklik göstermiştir.
3- İbn
Arrak (vefatı 963 h.) Tenzihu'ş-Şeria el-Merfua ani'l-Ahbari'ş-Şenia
el-Mevdua. Bu hususta yazılmış en kapsamlı kitaptır.Hadis uyduranlar pek çoktur. Onların
ünlü büyüklerinden bazıları:
İshak b. Necîh el-Malatî,
Me'nun b. Ahmed el-Herevî, Muhammed b. es-Saib el-Kelbî, el- Muğire
b. Said el-Kûfî, Mukatil b. Ebi Süleyman, el-Vâkidî, İbn Ebi Yahya.
Hadis uyduranlar çeşit çeşittir.
1- Müslümanların
akidesini ifsad etmek, İslâmı bozmak, hükümlerini değiştirmek
isteyen zındıklar: Ebu Cafer el-Mansur'un öldürdüğü Muhammed b. Said el-Maslûb (haça gerilerek öldürülen)
gibi. Bu Enes'den Peygamberimize merfû’ diye şöyle bir hadis uydurmuştur: “Ben peygamberlerin
sonuncusuyum. Allah'ın dilemesi müstesnâ. Benden sonra peygamber gelmeyecektir.”
Abdu'l-Kerim b. Ebi'l-Avcâ’ da bu kabildendir. Bunu da Abbasî emîrlerinden birisi Basra'da öldürmüş ve öldürüleceği
vakit şunları söylemiştir: “Ben aranızda haramı helal,
helali de haram kıldığım dörtbin hadis uydurdum.” Denildiğine göre zındıklar
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in hakkında ondörtbin hadis uydurmuşlardır.
2- Halife
ve emirlere yakınlaşmak isteyenler. Gıyas b. İbrahim gibi.
Bu, güvercinlerle oynamakta olan Mehdi'nin yanına girince ona: Mü'minlerin emirine hadis naklet, denildi.
O da peygamberimize kadar giden uydurma bir sened zikretti ve şöyle dedi: “Deve, ok, at ya da kanatlı (kuş)
olması dışında yarış olmaz.” el-Mehdi: Böyle bir şeyi uydurmasına ben sebep
oldum, dedikten sonra güvercinleri terketti ve kesilmelerini emretti.
3- Avama
yakınlaşarak gözlerine girmek isteyenler. Bunlar avamı teşvik yahut korkutmak ya da mal
yahut mevki elde etmek amacıyla garip şeyleri
zikrederlerdi. Mescidlerde, toplantılarda dehşete düşülecek şekilde garip şeyler
anlatan kıssacılar bu kabildendir.
Ahmed b. Hanbel ile Yahya
b. Maîn'den nakledildiğine göre onlar er-Rusâfe mescidinde namaz kılmışlar.
Kıssacının biri ayağa kalkarak kıssa anlatmaya koyulup
demiş ki: Bize Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn anlattı. Sonra da Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem'e kadar ulaşan bir sened zikrederek dedi ki: Her kim lâ
ilâhe illallah diyecek olursa Allah o kimse için her bir kelimeden gagası altından,
tüyü mercandan bir kuş yaratır... deyip uzunca bir kıssa anlattı. Kıssalarını
anlatıp bitirdikten ve bağışları aldıktan sonra Yahya
eliyle ona işaret etti. O da bir bağış alacağını
düşünerek yanına gitti. Yahya ona: Bu hadisi sana kim nakletti
diye sordu. Kıssacı: Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn dedi.
“Yahya: Yahya b. Maîn
benim, bu da Ahmed b. Hanbel'dir. Fakat biz hiç de Rasûlullah
Sallallahu aleyhi vesellem'in hadisinde böyle bir şey duymadık” dedi. Bunun üzerine kıssacı şunları
söyledi:
“Ben Yahya b. Maîn'in ahmak olduğunu
duyar dururdum. Ancak şu saate kadar bundan emin değildim. Sanki bu dünyada sizden başka Yahya b. Maîn ile
Ahmed b. Hanbel yokmuş gibi konuşuyorsun. Ben Ahmed b. Hanbel ve Yahya b.
Maîn diye bilinen onyedi kişiden hadis yazdım.” Ahmed elbisesinin yeninin
yüzüne örterek: “Bırak bunu da kalkıp gitsin”, dedi. O da onlarla alay eden bir tavırla kalkıp
gitti.
4- Dinî
hamaset sahipleri de İslâm’ın faziletli gördüğü işler,
bununla alakalı hususlar, dünyaya karşı zâhid davranmak ve buna
benzer hadisler uydurmuşlardır. Maksatları ise insanların dine yönelmelerini,
dünyaya karşı da zahid olmalarını sağlamaktır. Merv
kadısı Ebu Asme Nuh b. Ebi Meryem gibi. Bu tek tek Kur’ân
surelerinin faziletleri hakkında bir hadis uydurmuş ve şöyle demiştir: “İnsanların
Kur’ân'dan yüz çevirdiklerini Ebu Hanife'nin fıkhıyla, İbn İshak'ın Meğazisiyle
uğraştıklarını gördüm.” Bu sözleriyle, bu hadisi bundan
dolayı vazettiğini (uydurduğunu) söylemektedir.
5- Bir
mezhep, bir tarikat, bir şehir, bir önder ya da bir kabileye
taassubla bağlanarak, taassubla bağlandığı şeyin faziletlerine ve
onların övülmesine dair hadisler uydurmuşlardır. Meysere b. Abd Rabbih gibi.
Bu kimse Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem adına Ali b. Ebi Talib Radıyallahu anh'ın faziletlerine dair
yetmiş hadis uydurduğunu itiraf etmiştir.
HADİS USÛLÜNE GİRİŞ - Muhammed Salih el-Useymîn
---------------------------------------------------------------------------------
2[2] Buhârî ve Muslim.
3[3] Tabiînin büyükleri, Said b. el-Müseyyeb ve Urve b.
ez-Zübeyr gibi rivayetlerinin çoğunluğu ashab-ı
kiramdan gelenlerdir.
4[4] Doğrusu Berire’dir. Hat benzerliği dolayısıyla yanlış okuma sonucu “Bureyde” olarak yazılmış
olmalıdır. Meselâ, bk. İbn Hacer, el-İsâbe, Beyrut
1415/1995, VIII, 50. (Çeviren)
5[5] Muslim
|
|
|
 |