Sii ve Sunni( TÜRK ve KÜRT Kardestir) Asagilik Amerika , Israil,ingiltere v.b.katildir

hadis ilmi ve uydurmalar

Ana sayfa
bunlari biliyor muydunuz?
hadis ilmi ve uydurmalar
Ümmet
Cihad hükmü
Dini Bilgiler ve Fetvalar
hadisler
islami konular
Dini Sohbetler1
Dini Sohbetler2
Olüm Ve Ahiret
dini sohbetler3
mezhep imamlari ve fikih
Iran Kultur Evi
Amerika ve Siyonistler
Iman ve Insan
kiyamet alametleri
MUCIZATI ISLAMIYYE
boykot israel
dini sorular ve cevaplar

 
 
FİHRİST
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
FİHRİS
FİHRİST
             www.rahmet.org

HADİSİN KISIMLARI


1 - Sahih hadis


Sahih hadis :
Adalet ve zabt şartlarını haiz ravilerin, Hz. Peygamber (s.a.v.) 'e kadar uzanan muttasıl bir isnadla rivayet ettikleri, şaz ve illetten salim hadislerdir.
Bir hadis sahihtir denildiği zaman onun maktu olmadığı, yani senedinin muttasıl olduğu anlaşılır. Sahih değil denilince de senedi sahih değildir, manası anlaşılır. Muhtar olan, hiçbir isnad hakkında genel olarak "bu en sahih isnaddır" diye kesin konuşulamaz, denilmiştir. Diğer taraftan en sahih isnad, Zuhri 'nin Salim 'den.
Salim' in babasından yaptığı rivayettir. denilmiştir, İbn Sîrîn Ubeyde 'den Ubeyde Ali' den, şeklindeki senedinde en sahih sened olduğu söylenmiştir. A'meş, İbrahim' den O Alkame' den, Alkame İbn Mes'ud 'dan veya Ali, Hasan 'dan Hasan da babasından, babası Ali 'den veya Malik, Nafi 'den Nafi, îbn Ömer 'den diye yapılan isnadların da en sahih isnad oldukları söylenmiştir. Son isnada dayanarak Şafii, Malik 'den; Malik, Nafi 'den; Nafî', İbn Ömer 'den (r.a.) şeklindeki isnad da en sahih isnad olarak gösterilmiştir.

Sahih Kitaplar :
İlk tasnif edilen sahih kitap Sahih-i Buharı sonra Müslim'dir. Bu iki kitap Kur'an-ı Kerim' den sonra en sahih kitaplardır. Bu iki kitabın en sahih ve faydalı olanı Buharı 'dir. Müslim 'in, hadisin senetlerini bir yerde toplamakla diğerleri arasında özel bir yeri vardır. Sünen-i Ebû Davud, Tirmizî ve Nesâi de dahil bu beş kitap usûl bakımından birdir. Aralarında çok az fark vardır. Buhari' de mükerrerler dahil yedi bin iki yüz yetmiş beş hadis vardır. Mükerrerleri çıkarsak dört bin hadis olur. Mükerrerler dışında Müslim 'de de dört bin hadis vardır. Öteki sahih hadisler Ebu Davud, Tirmizî, Nesâi, İbn Hüzeyme, Darekutni. Hâkim, Beyhakî ve diğer itimat edilir sünenlerden sahih olduğu beyan edilen hadislerdir.
Buharı ve Müslim 'den hadis rivayet eden kitaplar, lafızların uymasına önem vermemişlerdir. Bu kitaplarda lafız ve manada ayrılıklar vardır. "Buhari ve Müslim rivayet etti" diyen Beyhaki, Bagavi ve benzerlerinin kitaplarına aldıkları hadisler böyledir. Bir kısmında mana değişikliği vardır.

Sahih Hadislerin Kısımları

En sahih hadisler : Buhari ve Müslim' in ittifak ettiği hadislerdir. Bundan sonra sırası ile Buhari 'nin yalnız başına rivayet ettiği hadisler, Müslim' in tek başına rivayet ettiği hadisler, Buhari ve Müslim rivayet etmedikleri halde şartlarına uyan hadisler, yalnız Buhari ' nin şartına uyan hadisler, yalnız Müslim' in şartına uyan hadisler, bunlar dışındaki kişilerce sahih kabul edilen hadislerdir. Hadisçiler "sahih, müttefekun aleyh veya müttefekun âlâ sıhhatihî" dedikleri zaman Buhari ve Müslim'in ittifak ettikleri hadisleri kastederler.

2 - Hasen hadis
:
Hattabî der ki : Tahric edeni belli, ricali şöhret kazanan haberlerdir. Genel olarak hadisler bu şekildedir. Ekseri alimler bunu kabul ederler. Bütün fakihler bu hadisi kullanır. "Bu hadis, hasen, sahihtir" denildiği zaman hadisin iki senedi olduğunu, biri sahih, diğeri hasen olmasını gerektirdiğini anlamak lazımdır.

3 - Zayıf hadis
:
Sahih veya hasen hadisin sıfatını bir arada bulundurmayan hadislerdir. Bunlara mevzu veya şaz da denilmiştir .

4 - Müsned hadis
:
Hatîb el - Bağdadî der ki:Senedi başından sonuna kadar muttasıl olan hadistir. Ekseriya bu ifade Resulullah (s.a.v.)'dan gelen hadislerde kullanılır. Başka hadislerde kullanılmaz.

5 - Muttasıl hadis
:
Buna mevsûl hadis de denir. Senedi muttasıl olan hadisedir. Merfû veya birine mevkuf olabilir.

6 - Merfû hadis
:
Özellikle Hz. Peygamber (s.a.v.)'e nisbet edilen hadistir. Mutlak olarak söylendiği zaman başkası anlaşılmaz. Muttasıl veya münkatı olabilir.

7 - Mevkuf hadis
:
Sahabeden rivayet edilen söz, fiil ve benzeri şeylerdir. Muttasıl veya münkatı' olabilir, Mukayyed olarak sahabe dışındaki küslerde de kullanılır. Mesela "falan onu falancaya mevkuf yaptı" denilir.

8 - Maktu' hadis:

Senedi Tabiine dayanan ve onların söz. fiil ve takrirleriyle ilgili hadislerdir. Şafiî, sonra da Taberani bu sözü münkatı' anlamında kullanmışlardır.

9 - Mürsel hadis
:
Tâbiin' in Haz. Peygamber (s.a.v)' den rivayet ettikleri söz ve fiillerdir. Mürsel hadis, hadisçilerin çoğunluğuna, Şafiî' ye, fakihlerin ekserisine ve usûlcülere göre zayıf hadis sayılır. Bir grup alimle İmam Malik ve İmam Ebu Hanife mürsel hadisi sahih hadis kabul etmişlerdir. "Şahabı mürselinin sahih olduğuna hükme-dilmiştir- denildi.

10 - Münkatı' hadis
:
Senedi muttasıl olmayan hadistir. Kopukluk ne şekilde olursa ol sun durum değişmez. Genellikle Tâbii'den aşağıda olan ravilerin sahabeden yaptıkları rivayetlere kullanılır. Mesela Malik 'in (Nafî' i atlayarak) İbn Ömer 'den rivayeti gibi, Münkatı hadis şöyle de tarif edilmiştir: Tâbii' den önce isnadında bir ravisi düşen veya müphem bir ravi zikredilen hadistir.

11 - Mu'dal hadis
:
Senedinden iki ve daha fazla ravi düşen hadistir. Buna münkatı hadis de denir. Fakihler mürsel hadis derler. Şöyle de tarif edilmiştir . Ravinin "bana ulaştı" diyerek ifade ettiği hadistir. Mesela,
Malik der ki: Bana Ebu Hüreyre 'den ulaştığına göre Resulullah (s.a.v.) "Yedirip giydirilmesi kölenin hakkıdır" buyurdu. İşte bu hadis mu' daldır.
Mu'an'an isnat diye, falan falandan rivayet ettiği şeklindeki isnatlara denir .Bunun mürsel olduğu söylendiği gibi müdelles olmaması ve ravilerin biri biriyle karşılaşmaları mümkün olması şartıyla muttasıl olduğu da söylenmiştir.
İki ravinin karşılaşmış olmalarının, uzunca görüşmelerinin biri ötekinden rivayet ettiğinin bilinmesinin şart koşulması ihtilaflıdır. Hadisçilerden bazıları bunların hiç birini şart koşmamıştır. Bu, Müslim b. el-Haccac' ın görüşü olup burada icma olduğunu iddia etmiştir. Bazı hadisçiler de yalnız karşılaşmayı şart koşmuşlar dır. Bu sözü Buharî, İbn Medînî ve Muhakkikîn söylemişlerdir. Bir kısım hadisçiler de uzunca sohbet etmelerini, bazıları da birinin ötekinden rivayet ettiğinin bilinmesini şart koşmuşlardır.

12 - Tedlis
:
Tedlis iki kısımdır :
1 - İsnaddaki tedlis : Bir ravinin aynı asırda yaşadığı bir kişiden işitmediği bir hadisi işitmiş gibi rivayet etmesidir. Falan şöyle dedi veya falandan şöyle rivayet etti gibi ifadeler kullanır. Bazen şeyhini değil de hadisi güzelleştirmek amacıyla zayıf veya küçük olduğu için başka bir raviyi düşürür, bu da tedlistir.
2 - Şeyhlerdeki tedlis: Ravinin şeyhine bilinmeyen bir isim veya künye yahut nesep, veya bir sıfat vermesidir. Şeyhine bilinmeyen bir isim vermek cidden çirkindir. Bu şekilde tanınan bir ravi cerh edilmiş olur. Rivayeti de kabul edilmez. Şeyhine bilinmeyen bir lakap takmak birinciden daha az çirkindir. Bunu ravi bildiği tariki kuvvetlendirmek için yapar.

13 - Şaz hadis
:
Sika bir ravinin, öteki sika ravilere muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Yoksa başkasının rivayet etmediği hadisi rivayet etmesi değildir. Bu tarif, Şafii ve Hicaz alimlerinden bir' topluluk tarafından yapılmıştır.
Halîlî derki: Hadis hafızlarının tarifleri şöyledir . Şaz hadis .sadece bir isnadı olan hadistir. Bu hadisi sika veya sika olmayan bir ravi yalnız başına rivayet etmiş olabilir. "Sika" olmayan ravinin rivayet ettiği hadis kabul edilmez. "Sika" ravinin rivayet ettiği şaz hadiste de tavakkuf edilir. Delil olarak gösterilmez.

14 - Münker hadisin bilinmesi
:
Hafız Berdîci der ki: Münker hadis, metni ravilerinden başka biri tarafından bilinmeyen ferd hadistir.

15 - İtibar, Mutâbîat ve Şevahid
:
Mesela Hammad Eyyûb 'dan Eyyûb İbn Sîrîn 'den, îbn Şirin Ebu Hüreyre 'den, Ebu Hüreyre Hz. Peygamber (s.a.v.) 'den, şeklinde rivayet edilen hadisin mutabii yoksa buna itibar denir.
Mutabaat ise, Eyyûb 'dan Hammad' ın dışında bir ravinin rivayet etmesidir. Buna Mutâbaat-ı tam denir. Veya İbn Sîrîn 'den Eyyûb 'dan başkasının veya Ebu Hüreyre 'den İbn Sîrîn' den başka bir ravinin veya Hz. Peygamber (s.a.v.) 'den Ebu Hüreyre 'den başka bir ravinin daha rivayet etmesidir. Şahid ise, aynı manada başka bir hadisin rivayet edilmesidir.

16 - Sika ravilerin ziyadeleri ve hükmü
:
Cumhura göre bu ziyadeler genellikle kabul edilir. Şayet noksan olarak rivayet edenin dışında başka ravi de bu ziyadeyi yapmışsa kabul edilir. Bir defa hadisi noksan olarak rivayet eden ravinin yaptığı ziyadeler kabul edilmez de denilmiştir.

17 - Ferd hadisler Ferd hadisler iki kısımdır
:
a) Bütün ravileri tek olan hadis.
b) Bir cihete nisbetle ferd. Mesela, Mekke 'liler veya falanca bunu tek başına rivayet etti gibi.

18 - Muallel hadis
:
İllet, bir hadisde, zahirde görünmeyen ancak derin bilgiye sahip ehil kişilerin anlayabileceği hadisin sıhhatine zarar veren kapalı bir sebebin bulunmasıdır. Böyle hadislere muallel denir.

19 - Muzdarib hadis
:
Birbirine yakın, muhtelif şekillerde münferit olarak rivayet edilen hadistir.

20 - Müdrec hadis
:
Müdrec hadis üç kısma ayrılır :
1 - Ravi, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in sözünden sonra kendinin veya başkasının sözünü zikreder. Ondan sonra ona bitişik olarak hadisin kalan bölümünü rivayet eder. Böylelikle bu ilaveler hadise dahil zannedilir.
2 - Bir ravi iki senetle iki metne sahip olup bu iki metni senetlerden biriyle rivayet etmesidir.
3 - Ravi' nin, isnadında veya metninde ihtilaf eden bir cemaatten duyduğu bir hadisi onlardan ittifakla rivayet etmesidir.
Böyle rivayetlerde bulunmak haramdır.

21 - Mevzu hadis
:
Yalan söyleyerek uydurulan hadistir. Zayıf hadisten daha aşağıdır. Çünkü zayıf hadisin sahih olması ihtimali vardır. Mevzu hadis de böyle bir ihtimal mevcut değildir.
Bile bile uydurulmuş hadisi rivayet etmek, manası ne olursa olsun, haramdır. Ancak mevzu olduğunu belirtmek için rivayet edilebilir. Bir hadisin mevzu olduğu, uyduranın itirafı ile veya ikrar anlamına gelen bir şeyle ve hadisin mana ve lafzında bir bozukluk (rekaket) olmasıyla anlaşılır.

22 - Maklub hadis
:
Kalb, raviyi değiştirmektir. Mesela Salim 'den rivayet edilen meşhur bir hadisi ra' beti artırmak için Rafi 'den rivayet etmek gibi. Böyle hadislere maklub hadis denir.

23 - Bir ravinin rivayetinin kabul edilebilmesi için " adl " ve " zabt " sıfatlarını haiz olması gerekir
.
Bu sıfatlara sahip olmak Müslüman, âkil, baliğ, fısk sebeplerinden uzak, mürüvveti tam, uyanık, ezberinden rivayet ediyorsa hafız, kitaptan rivayet ederse zaptını yapmış, mana rivayet ederse onu ne şekilde ifade edeceği bilgisine sahip olmakla olur.
Bid' atıyle küfre giren kişinin rivayet ettiği hadis alınmaz. Hadis rivayet etmesine mukabil ücret alan bir ravinin rivayeti İmam Ahmed, İshak ve Ebu Hatim 'e göre kabul edilmez. Hadis dinlemek ve dinletmek de gaflet etmekle tanınan kişilerin de rivayeti kabul edilmez. Bir ravinin adil olduğu, sika, mutkin sebt, hüccet, adi, hafız, sadık veya mahalkihu's-Sıdk gibi lafızlarla ifade edilir.

Insanlar (din adamlari) malesef her hadisi sanki Hz. Muhammed Mustafa s.a.s efendimiz söyledi gibi aktariyor. Oysa ki Allahu Teala “Kur’an’i biz indirdik ve onun koruyucusuda biziz biz “ diyor, yani Allahu Teala c.c. sadece Kur’an’i korur hadisleri ve yazilmis olan kitaplari degil.  Seytan Kur’an’i degistiremiyecegini cok iyi bildigi icin, hadisleri insanlari kullanarak degistirmeyi basarmis, binlerce hatta on binlerce mevzu hadis üretmislerdir. Bazi hadis sevdalilari bu yazimiza karsi cikacaklar, ama sonuna kadar okundugunda vede akli selim ile düsündükten sonra dinimize en büyük darbeyi vuranlarin zahiri ulema olduklari kesinlesecektir. Bu ümmet-i Muhammed zahiri ulemadan en büyük darbeleri yemistir. Büyük evliyalarin isimlerini kullanarak kitaplar yazmislardir ve bunlari o evliya yazmis gibi göstermislerdir, evliyalarin kitaplarina ilaveler ve eksiltmeler yapilarak, insanlari kendi düsüncelerinin dogru oldugunu empoze etmeye calismislardir. Bundan daha öte de hadislere ilaveler ve eksiltmeler yapilmis, yahudilikten ve hristiyanliktan islami kabul edenler, kendi bildikleri ve anladiklari ilmi insanlara empoze etmislerdir. Ve bu nedenlerle ortaya korkunc bir kavram kargasasi olusmustur. Hz. Muhammed Mustafa s.a.s efendimiz ilmi, Mürsidler vasitasiyla alinacagini bir cok hadisinde belirtmistir. Bu konuda  bir kac tane hadis aktararak mevzu hadisler ve dine yarar verdiklerini zannedenlerin aslinda zarar verdiklerini delilleriyle aktarmak isteriz…

 

Benden sonra Nebi gelmeyecek, benden sonra IMAMLAR (zamanin imamlari) gelecek, her kim zamanin imam’ina arif olmazsa o CAHILIYE standartlarina ölür.“

 

"Size Allah'a karsi takvayi, basiniza siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. Icinizden yasayacak olanlar cok ihtilaflar göreceklerdir. Benim sünnetime ve MÜRSID HALIFE MEHDILERIN yolundan ayrilmayiniz. Bu yola sImsIki sariliniz, sonradan ortaya cikanlardan kacininiz, cünkü her bid'at dalalettir." (Ebu Davud ve Tirmizi)

 

"Kim Bana itaat ederse muhakkak ki Allah'a itaat etmis olur. Kim Bana isyan ederse, Allah'a isyan etmis olur. Her kim Imam'a (Kamil Mürside veya devrin Imam'ina) itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmis olur. Her kim Imam'a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmis olur." (Ibni Mace 8/2589

 

Hz. Muhammed s.a.s efendimizin Nebi oldugu ilk yillarda hadislerin yazilmasina belki müsade etmistir, ama daha sonra Allah’in emri üzere hadis yazilmasini yasaklamistir…

 

"Allah'in nebisinden sözlerini yazmak icin izin istedik, bize izin vermedi." (tirmizi es sunan Ilim bölümü 11)

 

"Bir hadis yazarken Hz. Nebi a.s. yanimiza geldi ve yazdiginiz sey nedir dedi. Senden isittigimiz hadisler dedik. Hz. Muhammed Mustafa s.a.s. efendimiz ise Allah'in kitabindan baska kitap mi ariyorsunuz ? Sizden evvelki milletler Allah'in kiatabi yaninda baska kitaplar yazdiklari icin yoldan ciktilar."(El Hatib- Takyid 33)

 

"Bilin ki, Kur'an'dan baska birsey eken, ektigini bicerken belalara ugrar. Artik siz de O'nu ekin. O'na uyun. Rabbinize O'nu delil edin. nefslerinize O'nu ögütcü yapin. Kendi reyleriniz O'na uymazsa reylerinizi töhmetleyin. Dilekleriniz O'na aykiriysa dileklerinize hiyanétte bulunun." (Nehcul Belaga s. 55)

 

"Benden Kur'an disinda hic birsey yazmayin. kim benden Kur'an disinda birsey yazmissa imha etsin." (Müslim- Zühd bölümü, Müsnedi Hanbel, 3/12- 21, 33)

 

Benim hadislerim tartisilacak, tartisildigi vakit siz Kur’an’a bakin. Benim hadislerim Kur’an’a ters düsmez.” (Kaynak: Bilal-i nadir sohbetleri 2. kaset www.bilalnadir.com)

 

 

IBNUL AVCE DENEN SAHSIN IBRET VEREN ACIKLAMASI VE MEVZU HADIS ÜRETENLER

 

(Ibni Hacer- Lisenul Mizan kitabindan alinti)

"Ünlü dinsiz Abdulkerim b. Ebil Avce öldürülmeden önce su dehsetli aciklamayi yapar. Siz beni öldürüyorsunuz ama, ben dininizde helali haram yapan, harami helal yapan 4000 hadis uydurdum. Ahmed b. El cüveybari, Muhammed b. ukesa ve Muhammed b. Temim'in Hz Nebi s.a.s hakkinda 10.000'den fazla hadis uydurduklari söylenir."

(Zehebi- Mizan kitabindan alinti)

 

"Ahmed b. Abdullahin binlerce hadisi hadis Imamlarina dayandirarak uydurdugunu, Enes b. Malik'in hizmetcisi oldugunu iddia eden Dinar Ebu Mikyesin de, Enes b. Melik'ten duyudugunu söyledigi uydurma dolu bir sahifeyi naklettigini anlatir."

 

 

Demek ki hadislere yalan karismis. Karistigi kesin, ama ne kadar ?

Bu sorunun karsiligini Diyanet yayinlarindan bir kitapta gormek, okurlar icin ilginc olabilir:

Yasar Kandemir'in kitabinda da yer alan bilgilerden:

·      "....Zahit hadiscilerin hadise olan sevgilerinden suphe edilemez. Maksatlarindaki samimiyet, kabil-i inkar degildir. Lakin binlerde hadis uydurmak, onlari Hz.Muhammed'e (s.a.v.) isnad etmek suretiyle -suphesiz bilmeyerek- hadis ilmini oldurmeye calismislardir." (M.Yasar Kandemir, Mevzu Hadisler, Ankara, 1975, Diyanet Yay., s.60. Dayandigi kaynak: Siddiki, Hadis Edebiyati Tarihi, s.67.)

 

·      "Bilhassa tergib-terhib (ozendirme, korkutma) maksadiyla binlerde hadis uyduran abid ve zahid kilikli muslumanlar, bu hareketi Islam'a hizmet niyetiyle yaptiklarini ve bundan dolayi Allah'tan mukafat beklediklerini istedikleri kadar soylesinler, surasi muhakkaktir ki Islam'a en buyuk darbeyi onlar indirmislerdir." (Kandemir, ayni kitap, s.193)

 

 

·      "...Bugun hadis takdim edilen uydurmalarin cogunu 'vazza'lar (hadis uyduruculari) icad etmislerdir. Hadis uyduranlarin itiraflarinda da goruldugu uzere, ON BINLERCE SOZ, onlar tarafindan belli bir maksadi ifade etmesi icin bilfiil ortaya konmustur." (Kandemir, ayni kitap, s.176)

 

·      "Muslumanlari hayra ve iyi ameller yapmaya tesfik etmek ve dinin cirkin gordugu kotu hareketlerden sakindirmak maksadiyla hadis diye uydurulmus sozler, mevzu (uydurma) hadisler arasinda kabarik bir yekun tutmaktadir." (Kandemir,ayni kitap, s.56)

 

 

·      "Tergip (sevaba ozendirme) icin uydurulan haberlerin (hadislerin) cogu namaz ve oruc hakkinda olmakla beraber, bunlar disinda kalan diger ibadet nevilerini de sumulu icinde alan uydurmacilik hareketinde, fezailu'l Kur'an'a (ayet ve surelerin okunuslarindaki sevaplara) ayri bir ehemmiyet verildigi asikardir. (...) Her sure hakkinda ayri ayri hadis uydurmaya kalkmislardir. Bu konuda hadis uyduranlardan biri de Meysere Ibn Abdirabbih'dir. O'na:'Kim su sureyi okursa bu kadar sevap kazanir' seklindeki hadisi nereden aldigi sorulmus, o da su karsiligi vermistir: Halki, Kur'an okumaya tesvik etmek icin ben uydurdum" (Kandemis, ayni kitap, s.58. Dayandigi kaynaklar: Iraki Fethu'l-Mugis, 1/131, Ali el Kari Serhu Nuhbeti'l Fiker, Istanbul, 1327, s.128, Sevkani, el Fevaidu'l-Mecmua, s.315-317. Ibnu'l Cevzi, Kitabu'l-Mevzuat, varak 4 a:Zehebi, Mizan, 3/222)

 

·      "Zahidler bu mevzu(hadis uydurma) disinda yalan soyleyebileyecek insanlar degillerdir. Onlarin hali, Yahya Ibn Said el Kattan'in (olm. 198/813): "Sahih kisileri, hadiste oldugu kadar hicbir yerde yalanci gormedik' sozunde en guzel ifadesini bulmustur."(Bkz, Kandemir, ayni kitap, s.59)

 

 

·      "Faki Ebu Bisr Ahmed Ibn Muhammed el Mervezi (olm.323/934), zamaninda sunneti(hadisi) muhaliflerine karsi en cok mudafaa eden bir zat olarak bilinmektedir. Bununla beraber hadis uydurmaktan cekinmemistir." (Kandemir, ayni kitap, s.59)

 

·      "Geceleri herkesten cok namaz kildigi, gunduzleri herkesten cok oruc tuttugu soylenen Ebu Davud Suleyman Ibn Amr e'n-Neha'i(olm, III/IX. asr) de bu haline ragmen hadis uydurucusu olmaktan kurtulamamistir." (Kandemir, ayni kitap, s.59-60)

 

 

·      "Yirmi sene hic kimseyle konusmadan inzivada kaldigi ( kosesinde ibadet ettigi) rivayet edilen Vehen Ibn Hafs (olm. 250/864 civari) fazilet ve takvasina ragmen hadis uydurmaktaydi."(Kandemir, ayni kitap, s.60)

 

 

 

- Unlu bir hadisci, Ahmed Ibn Hanbel'le Yahya Ibn Ma'in Bagdat'ta bir mescitte namaz kilmaktadirlar. O sirada oykulerini halka hadis diye yutturan biri, yine hadis diye bir soz aktarir. Buna da, "Bize Ahmed Ibn Hanbel ve Yahya Ibn Ma'in haber verdiler. Dediler ki..."diye baslar. Oykucu uzun uzun anlatir oykusunu. Iki hadisci de saskinlik icinde dinlerler. Sonra oykucuyu yanlarina cagirip konusurlar:

Yahya: "Bu anlattiklarini sana hadis diye kim soyledi ? "

Oykucu: "Ahmed Bin Hanbel ile Yahya Ibn Ma'in. Bunlar soylediler."

Yahya: "Yahya Ibn Ma'in benim. Bu yanimdaki de Ahmed Ibn Hanbel. Ille de yalan soylemek istiyorsan, buna bizim adimizi karistirma!"

Oykucu : "Yahya Ibn Ma'in ahmak oldugunu coktandir duyardim: simdi inandim ki bu dogru. Bre ahmak ! Dunyada sizden baska Yahya Ibn Ma'in ve Ahmed Bin Hanbel yok mu ki bana boyle diyorsun ? Bu adlari tasiyan 17 kisiden hadis yazmisimdir ben!"

Ahmed Bin Hanbel de kendi yuzunu koluyla kapatarak arkadasina "Birak sunu gitsin!" der. Oykucu de onlarla alay ederek oradan uzaklasir. (Bkz. Kandemir. Mevzu Hadisler, s.86)

 

 

"Hakim'im Mustedrek'inin zarari, sahih(saglam) olmayan hadisleri sahih olarak takdim etmesi oldugu gibi, Ibnu Cevziinin Mevzuat'inin zarari da, bunun aksine, mevzu ( uydurma ) olmayan hadisi, mevzu saymasidir." (Bkz. Yasar Kandemir, Mevzu Hadisler, s.142) Bunu diyenin, unlu hadisci Ibn Haceri'l Askalani (olm. 1448) oldugunu da belirtiyor. (Kandemir'in dayanagi; Suyuti, Tedribu'r-Ravi, 1/279)

 

 

Siret kitaplari, en eski ve en güvenilir olanlarida dahil hurafe ve israiliyattan arinmis degildir. Tam aksine bunlarin kronolojik sirada en önce gelenleri israiliyatla en fazla doldurulmus olanlaridir. ilk ve en güvenilir kaynak ibni ishak'a bakalim. Bu zatin esas kaynaklarindan biride yahudilikten islam'a gecen Vehb ibni Münebbihtir. Ibni ishakin ayrica hristiyan ve mecusi kaynaklardan da büyük ölcüde yararlandigi bilinmektedir. (Ahmed emin-Duhaul islam 2.cilt s.311)

 

 

Reşid Rıza, Kab ve Vehb ikilisinin dine zararlarını ve uydurma-larını şöyle anlatır: “İsrailiyat rivayet eden ve Müslümanları kandı-rıp aldatanların en şerlileri bu ikisidir. Yaratılış, tekvin, Peygamberler, geçmiş ümmetler, fitneler, kıyamet ve ahiret meseleleriyle ilgili olarak tefsir ve tarih kitaplarında yer almayan hiçbir hurafe yoktur ki üzerinde bu ikisinin imzası olmasın. Bu kişilerin rivayetleri arasında Tevrat ve diğer Semavi kitaplara dayandırdıklarını iddia ettikleri nakiller bu kitaplarla çeliştiğinden dolayı, bir çoklarının yalan oluşu hususunda kesin hükme vardık. Kuşkusuz önceki alimlerin bunların farkına varması mümkün değildi. Zira onlar Ehli Ki-tabın kitaplarına muttali olamamışlardır. Kuşkusuz bu iki Yahu-di’nin rivayetlerinin çoğu İsrailiyat kaynaklı hurafeler olup, tefsir ve diğer sahalarda yazılmış kitapları bulandırmışlardır. Bunlar sayesinde İslam düşmanı mülhidler, İslam’ın da diğer dinler gibi hurafeler ve evham dini olduğunu iddia etmişlerdir.” (Reşid Rıza, Mecelletül Menar).

 

İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: “Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru, makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap, ne de ilim ehlinden değillerdi. Onlara hakim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti. Yaratılışın esrarı, kainatın durumu, v.b. konularda bir şey öğrenmek istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu konularda onlardan ya-rarlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb İbni Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişilerden yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek dav-ranmış ve tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır.”

 

 

SAHABENIN KUR’AN HASSASIYETI

 

Resulullah (S.A.V)’in Rabb’imize kavuşmasından sonraki bir gün Hz. Ayşe Validemize, Arap bedeviler geliyorlar:

- Ya Ayşe, O’nun en yakını olarak sizler O’nu çok iyi bilirsiniz. Biz Resulullah (S.A.V)’den şöyle bir hadis-i şerif duymuştuk: “Ölünün arkasında akraba-ı taallukâtı ağladığı zaman, Allah kabirdeki ölüye azap eder.”

Hz. Ayşe Validemiz bunu duyunca derhal (Resulullah’ın verdiği ölçüye uygun olarak) Kur’ân-ı Kerim’le karşılaştırıyor ve görüyor ki; “Kimse kimsenin günahını yüklenmez. Kimse kimsenin günahından dolayı cezalandırılamaz” denmekte. O zaman Hz. Ayşe Validemiz;

-Yazıklar olsun size, siz Kur’ân-ı Kerim’i bilmiyorsunuz, çünkü Resulullah ayaklı bir Kur’ân-ı Kerim’di, O’nun ahlâkı Kur’ân-ı Kerim’di, diyor.

 

Ebubekir Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmaz-lıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı aramızda, onun helalini helal kılın, haramını haram görün.”

Zehebi, Tezkiratul Huffaz 1/3, Buhari 1.cilt

 

Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi. İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65

Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunla-rın yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli’nin Mişna’sı gi-bi Müslümanların Mişna’sıdır bunlar. (İbni Sad/Tabakat 5/140)

 

Hz. Ömer Irak’a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kuran okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayı-nız.”

(Ahmed İbni Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63)

 

Hz. Ömer şöyle der: “Ancak sizden önceki kavimleri hatırla-dım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabı’na hiçbir şeyi karıştırmam.” diğer bir rivayette “Allah’ın Kitabı’nı asla başka bir şeyle değiştirmem.” başka bir rivayette “Ben yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nı hiçbir şeyle gölgelemem.”

(El Hatip, Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad, Tabakat, 3/206)

 

İbni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: “Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur.”

(İbn Abdül Berr, Camiul Beyanil ilm 1/63-68)

 

Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi.

(Buhari K. Fezailul Kuran 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30,31 Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmizi K. Fiten 43)

 

Enes İbn-i Malik Rad. Anh'den,

Haccâc'ı (Zâlim)'in halka yaptığı zulüm ve itisaftan (bir ara) Enes İbn-i Malik (ra)'e şikâyet olunmuştu. Enes İbn-i Malik (ra) şikâyetçilere sabrediniz (sakın memleketin nizamını bozmayınız). Çünkü siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki, bundan sonra gelecek zaman muhakkak bundan daha fenâ olacaktır ve bu fenalık (siz ölüp de) Rabb'inize kavuşuncaya kadar "asırlarca" böyle sürüp gidecektir. Bu fenâlığın devam edeceğini ben Peygamberimiz Muhammed (sav)' den işittim, demiştir. (Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadîs No: 2115)

 

 

Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bun-dan haberdar ederse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.

(Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27)

 

Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yoketsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”

(İbn Abdülberr, Camiul Beyanil İlm)

 

Birgün Hz. Ali’ye gelirler ve “Halk hadislere dalmış.” derler. Hz. Ali sorar: “Gerçekten öyle mi?” “Evet” derler. Peygamber’den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. “O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır?” diye sordum. Resullullah dedi ki:

“Kurtuluş Kuran’dadır. çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O’nu terkeden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O’ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür.

O, Allah’ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kuran’dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır.”

(Sünen-i Tırmizi/Darimi)

 

“Ömer ölünceye kadar Allah’ın Resulu buyurdu diyemezdik.”(Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34).

 

Iste Sahabenin Kur’an hassasiyeti ve hadislere olan tavirlari… Elbette her hadis mevzu degildir, ama her hadis mutlaka Kur’an süzgecinden gecirilmesi gerekiyor. Tipki Sahabenin yaptigi gibi. Mevzu hadislere göz yumamayiz ve insanlarin bizi hadis düsmani görecekler diye biz bu davadan vazgecmeyiz, taki bunun ciddiyetini kavradiklari zaman. (ki biz Sahih hadislere düsman degiliz, tam aksinedir durum)…

 

ebu hanifenin bir sözü

"Sayet bir meselede size daha kuvvetli bir delil ulasirsa, o hususta bana tâbî olmayiniz. Islam'da kemalin alâmeti budur. Bana olan sevgi ve bagliliginiz da ancak bu sekilde ortaya çikar."

 

 

Süfyani Sevriden rivayet edilmistir ki, o has kullara söyle yazardi: Bundan sonra, sen öyle bir zamandasin ki, Hz. Muhammed s.a.sin sahabeleri o zamana yetismekten Allaha siginirlardi. ONLARDA OLAN ILMIN BIZDE OLMADIGI HABERI BIZE KADAR GELMISTIR; YA BIZIM HALIMIZ NASIL OLUR ! (Minhecul Abidin-Imam gazali)

 

 

Demek oluyor ki, sahabeden sonra ilim adim adim kayboluyor ve yerine bid'adler geliyor ve o bidadler gercek zannediliyor... MEHMET AKIF ERSOYUN BIR SIIRIYLE YAZIMIZI TAMAMLIYORUZ INSAALLAH… Allah hepinizden razi olsun

 

YIKIP SERIATI BAMBASKA BIR BINA KURDUK

NEBIYE ATF ILE BINLERCE HERZE UYDURDUK

O HALI BULDU KI CÜRET: YECUZU FIT-TERGIB

KAR-I ERZELI FETVA KESILDI: ...... HEM NE GARIP

HADIS VAAZ EDERKEN SEVAP UMAN BILE VAR!

SEVABI VAR IMIS, BIR ZAMAN GELIR ANLAR!

CIHANI TITRETIYORKEN NIDAY-I MEN KEZEBE...

ISITMIYOR MU NEDIR, BAKIN SU BI EDEBE

LISAN-I PAK-I NEBIDEN YALANLAR UYDURUYOR;

SIKILMADAN DA SEVAP ISLEDIM DEYIP DURUYOR.

Mehmet Akif ERSOY

(Fatih Kürsüsünden)


CERH VE TA'DİL

CERH TA'DİL: Hadis rivayet eden ravilerin bu konunun uzmanları tarafından tevsiki (güvenilir sayılması) ve tecrihidir (güvenilmez sayılması).

Cerh; râvinin, rivayetinin reddedilmesini gereken bir nitelige sahip oldugunu tesbit etmek yahut kabul edilmesini gerektiren bir nitelige sahip olmadigini belirterek, rivayetinin reddedilmesini gerektirecek sekilde söz konusu edilmesidir. Râvi hakkinda: O kezzâbtir (çok yalancidir), fasiktir, zayiftir, sika degildir, muteber değildir ya da hadisi yazılmaz, demek gibi.

Cerh mutlak ve mukayyed olmak üzere iki kısma ayrılır:

Mutlak: Ravinin herhangi bir kayıt sözkonusu edilmeden cerh edildiğini belirtmek. Bu her halükârda onun rivayetinin reddedilmesini gerektirir.

Mukayyed: Ravinin şeyh (hoca) ya da taife ya da buna benzer muayyen bir şeye nisbetle cerhedildiğinin sözkonusu edilmesi. Bu o muayyen şey, hakkındaki rivayetinin reddedilmesini gerektiren bir illet olur, başka hususlar için olmaz.

Mesela: İbn Hacer, et-Takrib'de Zeyd b. el-Humam hakkında: "Ondan Muslim de rivayet etmiştir" demiştir. O doğru sözlüdür. Fakat es-Sevrî yoluyla gelen hadiste hata eder. Bu durumda onun es-Sevrî'den rivayet ettiği hadisleri zayıf olur, başkaları olmaz. Hulâsa müellifinin İsmail b. Ayyâş hakkındaki: Ahmed, İbn Maîn’in ve Buhârî Şam ehlinden yaptığı rivayetlerde sika olduğunu fakat Hicazlılardan yaptığı rivayette zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Bu durumda onun Hicazlılardan rivayet ettiği hadisleri zayıf, Şamlılardan rivayetleri zayıf değildir. Yine eğer mesela, Allah'ın sıfatları ile ilgili hadisler de zayıftır, denilecek olursa, diğer hususlara dair hadisler de zayıf olmaz.

Fakat cerhin kayıtlı olarak sözkonusu edilmesinden kasıt, onun bu kayıtlı konuda sika olduğu iddiasını bertaraf etmek ise, başka hususlarda zayıf olmasına da engel değildir.

Cerhin birtakım mertebeleri vardır:

En yüksek mertebe, bu hususta en ileri noktaya ulaşıldığına delâlet eden ifadelerdir. İnsanlar arasında en yalancı kişidir, yalancılık ta bir rükündür ifadeleri gibi.

Bundan sonra mübalağaya delâlet eden ifadeler gelir. O kezzabtır (çok yalancıdır), vaddâ’dır (çok hadis uydurur) ve deccaldir ifadeleri gibi. En hafifleri ise o leyyin (yumuşak, gevşek), hıfzı kötü ya da hakkında ileri geri konuşulmuştur, anlamındaki tabirlerdir.

Bunlar arasında ise bilinen çeşitli mertebeler vardır.

Cerhin kabul edilmesi için beş şart aranır:

1- Cerh yapanın adaletli olması gerekir. Fâsıkın cerhi kabul edilmez.
2- Uyanık birisi tarafından yapılmalıdır. Gafleti bulunanın (yanılan birisinin) cerhi kabul edilmez.
3- Cerhin sebeplerini bilen birisi tarafından yapılmalıdır. Cerh ve tenkid sebeplerini bilmeyenin cerhi kabul edilmez.
4- Cerhin sebebini açıklamalıdır. Müphem ifadelerle cerh kabul edilmez. Mesela: Zayıftır demek ya da hadisi reddolunur demekle yetinilmez. Ayrıca bunun sebebini de açıklaması gerekir. Çünkü cerhedilmesini gerektirmeyen bir sebeple onu cerhetmeye kalkışmış olabilir. Meşhur olan görüş bu cerhin kabul edilmesidir. İbn Hacer de müphem cerhin -âdil olduğu bilinen kimseler dışında- kabul edilmesini tercih etmiştir. Adil olduğu bilinen kimseler hakkında ise sebebi açıklanmadıkça cerhi kabul etmez.mTercihe değer olan görüş de budur. Özellikle cerh yapan kişi bu alanın imamlarından (önder alimlerinden) birisi ise.
5- Adaleti mütevatir, imameti meşhur kimse hakkında yapılmamalıdır. Nafi, Şu'be, Malik ve Buhârî gibi. Bu ve benzerleri hakkındaki cerh ifadeleri kabul edilmez.

Ta’dîl: Ravinin rivayetinin kabul edilmesini gerektiren bir sıfata sahip olduğunun, rivayetinin de reddedilmesini gerektiren bir niteliğinin bulunmadığının belirtilmesi suretiyle ravinin sözkonusu edilmesidir. O sikadır, o sağlam birisidir, onda bir beis yoktur ya da hadisi reddolunmaz denilmesi gibi.

Mutlak ve mukayyed olmak üzere iki kısma ayrılır:

1- Mutlak: Ravinin herhangi bir kayıt sözkonusu edilmeden adalet ile anılmasıdır. Bu onun her durumda sika olduğunun belirtilmesi demektir.

2- Mukayyed: Ravinin şeyh, taife ya da buna benzer muayyen bir şeye nisbetle âdil olduğunun belirtilmesidir. O vakit bu, o muayyen şeye nisbetle sika olduğunu -başka hususlarda böyle olmadığını- ifade etmek olur.

O, ez-Zührî'den rivayet ettiği hadisleriyle yahut Hicazlılardan rivayet ettiği hadisleriyle sika birisidir, denilmesi gibi. Onun, kendilerinden rivayet yapması halinde sika olduğu belirtilen hadis rivayetleri dışında sika kabul edilmez. Ancak bundan maksat bu kimselerden yaptığı rivayetinin zayıf olduğu iddiasını bertaraf etmek ise, o takdirde bunların dışındakilerden yaptığı rivayetlerde de sika olmasına engel değildir.

Tadilin mertebeleri vardır: En üstün mertebe, bu hususta en ileri noktada olduğuna delâlet eden ifadelerdir. İnsanların en sikasıdır, sağlam rivayet etmekte en ileri nokta odur, gibi.

Sonra bir ya da iki sıfat ile pekiştirilen sikalıktır. Mesela sikadır, sikadır yahut sikadır, sebt (sağlam)dır ya da buna benzer ifadeler.

En alt mertebesi ise en hafif cerhe yakın olduğunu hissettiren ifadelerdir. Salihtir yahut mukaribdir ya da hadisi rivayet edilir yahut buna benzer ifadeler gibi. Bunun arasında ise bilinen daha başka mertebeler de vardır.

Tadilin kabul edilmesi için dört şart aranır:

1- Tadil yapanın adaletli olması gerekir, fâsık bir kimsenin tadili kabul edilmez.
2- Uyanık olması gerekir. Dış görünüşe aldanan gafil kimsenin tadili kabul edilmez.
3- Adalet sebeplerini bilen bir kimse tarafından yapılmalıdır. Kabul ve red sıfatlarını bilmeyenin tadili kabul edilmez.
4- Rivayetinin reddedilmesini gereken yalancılık, açık fasıklık ya da buna benzer bir husus ile ün salmış bir kimse hakkında yapılmamış olmalıdır.

Cerh ve Ta’dîl Teâruz Ederse (Çatışırsa):

Cerh ve tadilin teâruzu: Ravinin, hem rivayetinin reddedilmesini gerektiren hem de kabul edilmesini gerektiren bir şekilde sözkonusu edilmesidir. Kimi ilim adamları onun hakkında o sikadır derken kimilerinin de o zayıftır demesi gibi.

Teâruzun dört hali sözkonusudur:

1. Hal: Cerhin de, tadilin de müphem bırakılmış olması: Yani her ikisinde de cerh ya da tadil sebebinin açıklanmamış olmasıdır.

Eğer müphem cerhin kabul edilmeyeceği görüşünü benimsiyor isek o zaman tadil edenlerin görüşü kabul edilir. Çünkü vakıada onunla teâruz eden bir husus yoktur.

Eğer kabul edileceği görüşünü benimsersek -ki tercihe değer olan budur- o takdirde teâruz sözkonusu olur. Bu durumda ikisinden tercih edilmeye değer olan kabul edilir. Ya o görüşü söyleyenin adaleti ya da şahsın durumunu bilmek hakkındaki görüş ya da cerh ve tadilin sebepleri ya da sayıca çokluk bakımından tercihe değer görülen kabul edilir.

2. Hal: Her ikisinin de açıklanmış olması yani her ikisinde de cerh ve tadilin sebeplerinin beyan edilmiş olması. Bu durumda cerh kabul edilir. Çünkü cerhi söyleyen fazladan bir şeyler bilmektedir. Ancak tadilde bulunan kimsenin: Ben kendisi sebebiyle raviyi cerhettiği hususu daha iyi biliyorum. O husus ortadan kalkmış bulunmaktadır, demesi hali müstesnadır. O vakit tadil görüşü kabul edilir. Çünkü bu görüşü belirtenin fazladan bir bildiği vardır.

3. Hal: Tadil müphem, cerh açıklanmış ise bu durumda cerh kabul edilir çünkü cerhi kabul edenin fazladan bir bildiği vardır.

4. Hal: Cerhin müphem, tadilin ise açıklanmış olması hali. Bu durumda, tercih edilmeye değer olduğundan ötürü tadil kabul edilir.

Buna göre cerh ve ta’dil ilmi; rivayetlerin kabulü veya reddi konusunda ravilerin hallerinden bahseden bir ilimdir.

Cerh ve Ta'dil sahabe döneminden başlayarak hadis kitaplarının tedvin edilmesi dönemine kadar devam etmiş ve tedvin dönemiyle son bulmuştur. (Sahabenin müteahhirun ulemasına kadar sürmüştür.)

Bu konunun uzmanları ravilerin hallerini yaptıkları işlere, tavır-davranışlarına, mezhep-cemaat bağlantılarına göre (bağlılığının şiddetine göre) değerlendirerek o ravi hakkında bilgi vermişlerdir.

Ravinin güvenilirliğini veya güvenilmezliğini ifade eden kelime ve lafızlar çoğunlukla bellidir.

Yalnız Cerh Ta'dil âlimlerinin olayları değerlendirirken kendi değer yargılarını da göz önünde bulundurmak lazımdır. Bu da onlardan sonra gelen âlimler tarafından yapılmış ve Cerh Ta'dil âlimleri üç gruba ayrılmışlardır.

MÜTEŞEDDİD: Çok küçük şeylerle ravileri tercih eden âlimler

MÜTESAHİL:   Önemli kusurları bile görmezden gelen âlimler

MÜTEVASSIT: Yukarıdaki iki grubun ortasında bir yol tutan âlimler:

CERH TA'DİLDE SADECE BİR ÂLİMİN KANAATİ ALINMAZ. Kanaatlerin genelinden bir değerlendirme yapılmalıdır.

Cerh Ta'dil âlimlerinin sınıflarına göre isimleri şöyledir:

A-MÜTEŞEDDİD ÂLİMLER:

1-Ebu’l-Ferec İbnü’l-Cevzî
2-Dârekutnî
3-Nesâî
4-İbn Abdilber
5-Ali b. el-Medînî
6-Iclî
7-Ezdî
8-Ukaylî
9-İbn Râhûye
10-Fudayl b. Süleyman en-Nümeyrî
11-İbn Hazm
12-Elbânî

B-MÜTESÂHİL ÂLİMLER:

1-Hâkim en-Neysâbûrî
2-Suyûtî
3-İbn Mâce
4-İbn Hıbbân
5-Ahmed Muhammed Şâkir
6-Yahya b. Maîn
7-Hatîb el-Bağdâdî
8-Ebû Hâtim er-Râzî
9-Cûzecânî
10-Tirmizî
11-Heysemî

C-MÜTEVASSIT ÂLİMLER:

1-Buhârî
2-Müslim
3-Ahmed b. Hanbel
4-Ebû Dâvûd
5-Bûsırî
6-Yahya el-Kattân
7-İbn Hacer
8-Zeynüddîn el-Irâkî
9-Zeylaî
10-Ebû Zür’a er-Râzî
11-İbn Adiy
12-Zehebî
13-Muhammed Zâhid el-Kevserî
14-Ebû Ğudde

Bu konuda şunu söylemek gerekir ki müteşeddid alimler ravileri çok küçük şeylerle tercih ettiklerinden bu alimlerin zayıf dedikleri hadislerde başka hadis alimlerinin yorumlarına bakmalıyız. (Ravileri küçük şeylerle tercih ettiklerinden hadisi hemen zayıf olarak nitelendirebiliyorlar.) Mütesahil alimler de önemli kusurları bile görmeden ravileri tercih ettiklerinden bu alimlerin de sahih dedikleri hadislerde yine başka hadis alimlerinin yorumlarına bakılır. (Bunlar da ravilerin önemli özelliklerini bile görmezden geldiklerinden hadislere hemen sahih hükmü verebiliyorlar.) Bu konuda en uygun davrananlar mütevassıt alimlerdir.

CERH VE TA'DİL'DE BAZI KRİTERLER

Adaletin tanımı şöyledir: "Sahibin takva ve kişiliğe sarılmaya sevk eden bir meziyettir. Burada takvadan maksat şirk, fısk ve bid'at gibi kötü işlerden sakınmaktır. Bu hususta küçük günahlardan sakınmak takva için şart değildir; fakat küçük günahlarda ısrar da büyük günahtır. Kişilikten maksat ise sokakta yemek-içmek, yollara bevletmek gibi düşük işlerden sakınmaktır. Şunu da belirtmek gerekir ki ravilerde aranan adalet şahitlikte aranan adaletten daha umumidir."

Muhaddislerin adalet için ileri sürdükleri şartlar ittifakla şunlardır :

a. Müslüman olmak
b. Büluğa ermiş olmak
c. Akıllı olmak
d. Fısktan ve mürüvvete muhalif davranışlardan uzak olmak. (Tedribürravi, cilt 1, sahife 163)

Adalete eleştiri sebebi olabilecek hususlar :

a. Ravinin yalan söylemesi
b. Ravinin yalan söylemekle itham edilmesi
c. Ravinin fasık oluşu
d. Ravinin bilinmemesi
e. Ravinin bid'at ehli olması.

Zabt da ravinin işittiği ve rivayet ettiği hadisi dilediğinde okuyabilecek derecede unutmaktan ve karıştırmaktan muhafaza etmesidir. Zabt iki türlüdür. Zabtı sadr;hadisi unutmaktan korumak ve hatırda tutmaktır. Zabtı Kitabet; hadisleri not aldığı bir defter sayesinde rivayet edeceği vakte kadar yanında saklamasıyla olur.

Zabta yönelik tenkit sebeplerine gelince bunlar şunlardır :

a. Aşırı dalgınlık
b. Çok yanılmak
c. Sikalara (güvenilir ravilere) muhalefet
d. Evham sahibi olmak
e. Kötü hafızalı olmak

CERH VE TA'DÎL KONULU KİTAPLAR

Bu çeşit eserlerin ortaya çıkışının temelinde râvîlerin haberlerinin kabul edilmesi veya edilmemesi hususunda münekkitlerin yapmış oldukları çalışmalar ve onların bu konudaki çabaları yatmaktadır. Bu ilim dalında eser veren âlimler farklı farklı metotlar kullanmışlardır. Kimisi eserinde sadece yalancılara ve zayıflara yer verirken, diğer bazı kimseler ise bunlara ilavelerde bulunmuş ve bazı mevzu hadisleri de zikretmiştir. Ayrıca bazıları, sadece sikalar hakkında eser vermişken diğer bazıları hem sika ve hem de zayıfları birlikte ele almışlardır.

1-Lisanül Mizan (İbn Hacer el-Askalani)
2-el-Cerh ve't-Ta'dil  (İmam Ahmed b. Muhammed b. Hanbel)
3-Ed-Du'afâ (Muhammed b. Abdullah b. Abdurrahîm el-Berkî ez-Zührî)
4-el-Cerh ve't-Ta'dü ve Ed-Du'afâ (Ebû İshâk İbrahim b. Ya'kûb es-Sa'dî el-Cûzecânî)
5-Ed-Du'afâ (Muhammed b. İsmail el-Buhârî)
6-et-Tarih fi's-Sikât ve'd-Du'afâ (Ahmed b. Ebî Hayseme en-Nesâî el-Bağdâdî)
7-Taribu'd-Du'afâ ve'l-Metrûkîn  (Ebû Abdurrahmân Ahmed b. Ali en-Nesâî)
8-el-Cerh ve't-Ta'dil (Abdurrahmân b. Ebî Hatim b. İdrîs el-Hanzelî er-Râzî)
9-es-Sikât (Ebu Hatim b. Hibban el-Busti)
10-el-Kamil fi Ma’rifeti Du’afail Muhaddisin ve ileli’l Hadis (Ebu Ahmed Abdullah b. Muhammed İbn Adiyy el-Cürcani)
11-Medhal (el-Hâkim Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah en-Nîsâbûrî)
12-Ed-Du'afâ ve'l-Metrûkin   (Ebu'l-Ferec Abdurrahmân b. Ali İbnu'l-Cevzî)
13-Mizanu’l-îtidâl (Şemsuddin Muhammed b. Ahmed ez-Zehebî)
14-el-İğtibât bi-Ma'rifeti Men Rumiye bi’l-İhtilât ( Burhanuddin İbrahim b. Muhammed el-Halebî)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

KAYNAKLAR

1-İ'laü's-Sünne, Zafer Ahmed et-Tehanevi,  Yeni Usulü Hadis, İbrahim Canan
2-el-Menaru'l Münif, İbni Kayyım Cevziyye, Cantaş Yay.
3-Mevzu Hadisler, M.Yaşar Kandemir,D.İ.B.
4-Akıl Vahiy Açısından Sünnet, Dr. Mehmet Erdoğan, İFAV
5-el-Muvafakat, Şatıbi, İz Yay.
6-Kur'an Sünnet Bütünlüğü, Necati Kara, İhtar Yay.
7-Mevzu Hadisler, Abdulfettah Ebu Gudde, İnsan Yay.
8-Sünneti Anlamada Yöntem, Yusuf el-Kardavi, Rey Yay.
9-Usûlü hadis, Muhammed b. Ali el-Birgivi, Yasin Yay.
10-Hadis usûlüne giriş, Muhammed Salih el-Useymin, Guraba Yay.

Buhari ve Müslim'e sahihayn denilir, Sahihleri ile meşhur iki hadis yazarıdır. Diğer dört hadis yazarının kitapları Sünendir. Diğer hadis kitabı türleri: Cami, Müsned, Mucem, Müstedrek, Mustahrec, Cüz, Tabakat.

Hadis ilimleri usul ve esastan meydana gelir: Usuli Hadis, hadislerin ravisini, senedini, metnini araştıran ilim dalıdır. Hadisi kimin rivayet ettiğini, hadisin kesintili olup olmadığını, metnin doğruluğunu araştırır. Alt ilim dalları vardır.

  1. Cerh ve Ta'dil, raviyi kabul (cerh) veya reddi (tadil) ele alır.
  2. Rical, ravilerin hayatını ele alır.
  3. Hadis ihtilafı, birbiriyle çelişen hadisleri karşılaştırır.
  4. İlelilhadis, hadisin doğruluğunu zedeleyen gizli noktaları aydınlatır.
  5. Garibulhadis, hadislerde geçen terimleri araştırır.
  6. Nasih ve Mensuh, hükmü kalkmış hadisleri araştırır.
  7. Kutsi hadis, manası Allah'tan sözü peygamberden olan hadisleri ele alır.

Sahabilerin Sahife denilen hadis mecmuaları vardır. Halife Ömer bin Abdülaziz, 719 yılında hadislerin toplanmasını emretti. İmam Buhari (810-869) her yeri dolaşarak hadisleri topladı, meşhur Sahihini yazdı. Buhari bahsedilen hadisleri topladığında hadis nakledenlerin en az üç dört nesli ölmüştü. Bu durum da hadislere kuşkuyla bakılma nedenlerindendir. Son halife Ali zamanında hadis uydurmaları başladı. 12. yüzyıldan sonra ise hadis okulları açıldı.

İslam bilim geleneğinde tefsirin hadise olan ihtiyacı, hadisin tefsire olan ihtiyacından fazladır denilmiştir. Bu nedenle hadis çok önemli bir dini kaynak olmuştur. Fıkıh ve tefsirin vazgeçilmez kaynağıdır. Fıkıh mezhepleri arasındaki görüş ayrılıkları hadislerin farklı yorumlanmalarındandır.

Şeriatın dayandığı unsurlar; Kuran, Hadis, İcma, Kıyas, Örf ve Maslahat. Zamanla inanç ve eylemde mezhepler belirince İslam, Sünni ve Şii olarak iki ana akıma ayrıldı. Esasında bunlar arasında uzlaşmaz çelişkiler yoktu, ayrılık siyasal yöndeydi. Halifelik Ali'ye verilmemişti, Ehli Beyte zulüm yapılmıştı. Şiilik veya Şia bu inançla doğdu. Şia'nın hadis kaynaklarının Sünni kaynaklarla zaman zaman uyuşmaması da bu sebepledir. Hukuki birçok meselede Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleriyle olan görüş ayrılıkları esasta değil teferruattadır.

Hadis Ehli, peygamberin hadislerini toplayıp buna göre hayatını düzenleyenlerden oluşuyordu. 7. yüzyılda Kelam bilimcileri ile Hadis Ehli arasında tartışmalar çıktı. Akıl ile nakil tartışmalarına izleyen dönemde felsefeciler de karıştı. Son dönem Osmanlı ulemasında dahi imparatorluğun çöküşü sırasında bu tartışmalar yeniden yaşandı.

Hadis Terimleri [değiştir]

  • Sünnet: Peygamberin hayat tarzı ve dini mirası, hüküm çıkarılan hadisler, peygamberin, sonra ashabının, sonra tabiinin, sonra ümmetin örnek aldığı usul
  • Sünnetullah: Allah'ın hükmü ve yasaları
  • Metluv vahiy: Kuranı Kerim
  • Gayri metluv vahiy: Hadisler
  • Siret: Peygamberin hayatı, ahlakı, dış görünüşü (çoğulu siyer)
  • Hadis: Peygamberin söz, iş ve takrirleri, ayetlerin tefsiri, haber, Kuran'ın tatbikatı, vahyi gayri metluv
  • Eser: Ashabın sözlerinin de içinde olduğu hadis
  • Haber: Kuran, hadis, ashab ictihadı ve diğer bilgilerin tümü
  • Ashab: Peygamber zamanında yaşayıp, onunla görüşmüş, müslüman ve aklı başında insanlar
  • Tabiin: Ashab zamanında yaşayanlar
  • Tebeut Tabiin: Tabiinden hadis nakledenler
  • Mütevatir: Peygamber zamanına şahit olmuş kişilerin ittifakla bildirdikleri söz
  • Meşhur: Peygamber zamanında değil, tabiin ve sonrakilerce tevatürle nakledilmiş söz
  • Vahid Haber: Bir veya birkaç kişinin naklettiği söz (fıkıhta delil hükmüne geçmez)
  • Gayri sahih: Karışık söz, neshe uğramış (zayıf ama uydurma değildir)
  • Mevzu: Uydurma, gerçek dışı (nakli bile günahtır)
  • İstinbat: Hüküm çıkarma
  • Muhaddis: Hadis bilimci (hadislerin anlamından çok ifade ve sağlamlığına bakar)
  • Fakih: Hadisin sebebi, siyakı, maksadı ve delaleti ile meşgul olan kişi
  • İsrailiyat: Mevzu söz, uydurmalar
  • Sıhhat: Hadiste aranan doğruluk şartı (akla aykırılık, Kurana aykırılık, İslam'ın ruhuna aykırılık, fıtrata ve tabiata aykırılık, tarihe aykırılık yönünden)
  • Kezzabin: Yalancılar
  • La tectemiu ümmeti aled dalale: Ümmetin, dalalet üzerinde birleşmeyeceğini ifade eden cümle (topyekün herkes hata yapamaz anlamında)
  • Nesh: Bir hadisin diğerinin zorluğunu hafifletmesi
  • Rivayet: Dedi, rivayet etti, haber verdi, bildirdi ifadeleriyle belirli kişilerin belirli şartlarla bir metni kaynağına götüren zincir
  • Tedvin: Derleme
  • Dirayet: Ebu Hanife'nin sıhhat için mana rivayetini kabul etmemesi, söz zincirinde ravinin şurasını hatırlamıyorum dediği durum, usul ve metin incelemesi, Ebu Hanife'nin 17 hadise tam intibakı.
  • İmla: Söyleyerek yazdırma
  • Tevsik: Doğruluğu kanıtlama
  • Yemin: Hadis rivayet edene önce yemin ettirmek (Halife Ali'nin uyguladığı bir yöntemdir)
  • Sika: Güvenilir
  • Garib: Şaz, bir kişiden gelen nakil

ZAYIF VE UYDURMA HADİSLER VE BUNLARIN ÜMMETTEKİ KÖTÜ ETKİSİ

http://www.islah.de/sunnet/sun00001.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00002.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00003.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00004.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00005.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00006.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00007.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00008.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00009.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00010.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00011.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00012.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00013.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00014.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00015.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00016.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00017.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00018.pdf

http://www.islah.de/sunnet/sun00019.pdf

yukarida  adi yazili bulunan ve isaretlenmis olan kisimlara tiklayarak kur'an ,sünnet ve uydurma hadisler hakkinda bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kültürümüzün Temelleri;
Mevzu (Uydurma) Hadisler Fikret ŞANLIBABA
 

Vatanı sevmek imandan(mı)dır, başlığı altındaki yazıya olan rağbetten dolayı aynı konuyu biraz daha geniş bir vecihle tekrar mütâlaa etmeyi münasip gördük. Halkın dilinde hadis diye zikredilen nice söz var ki bunların hepsini yazmak çok uzun tetkikler ve zaman gerektirir. Bu yazıda hadis olmadığı halde halk arasında hadis diye zikredilen ve meşhur hâle gelen sözlerin bir kısmına işaret edilecek.

Sahâbe (Allah onlardan razı olsun) hadis rivayet ederken büyük bir hassasiyet gösteriyor, inceleyip sık dokuyordu. Böyle bir konuda hata yapmanın büyük bir vebal olduğu düşüncesiyle hareket ediliyordu. Bunun tek bir sebebi vardı. "Muhakkak ki benim üzerime söylenen yalan herhangi birine söylenen yalan gibi değildir. Kim bana kasıtlı yalan söylerse cehennemde oturacağı yere hazırlansın” hadisi idi.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e söylemediği bir sözü ona isnad etmekle, söylediği hadisleri de kabul etmeyip bazı sapıkların ifade ettiği gibi "sahih olan sadece birkaç hadis var" demek iftiraca aynıdır.

Bazen halk arasında dolaşan hoş sözler hadis olarak addedili-yor. Müslümanın vazifesi ise dilini bu tip iftiralardan korumaktır. Bu sözlerin bize kadar gelmesi, bizim de böyle devam ettirmemizi gerektirmez veya hatırı kırılır diye arkadaşlarımızı uyarmamamızı da gerektirmez. Zira Allah Rasûlünün hatırı her hatırın üstündedir.

Bir çok uydurma söz varken biz burada sadece halk arasında yayılan bir kaç söz ve bu sözlerin mahiyetinden bahsedeceğiz.

Bu sözlerin uydurma olması ve bunların bilinmesi "O’nu biz indirdik ve yine biz koruyacağız." ayetiyle Kur'an'ın yanında sünnetin de muhafaza edildiğinin delilidir.

*Vatanı sevmek imandandır.(2)

* Arabı sevmek imandandır. (3)

Bütün hadisçilerin uydurma olduğu hususunda ittifak ettikleri iki söz.

Müslüman ile vatan sevgisi arasında yakın bir ilişki vardır. Daha doğrusu vatanını en çok müslümanlar sever. Sözün doğruluğundan hiçbir şüphemiz yoktur ama Efendimizin ağzından böyle bir söz çıkmamıştır. Uydurulan sözün manasının mantıklı olup olmaması önemli değil, önemli olan insanların, peygamberi kendi davalarına alet etmek istemeleridir, ona iftira etmeleridir. Bizler ne zaman ki bu tip uydurma sözleri peygambere isnat eder "vatan sevgisi imandandır" diye cahiliye devrinde olduğu gibi kavmiyetciliği ön plana çıkarırsak, işte o zaman Arabın uydurduğu şu sözü unutmayalım; "Arabı sevmek imandandır." Aynı zihniyetin değişik versiyonu. Kimisi vatanını çok sever, herşeyi göze alır ve peygambere iftira eder, kimisi de kendisini....

"Ümmetimin âlimleri ben-i İsrail'in nebileri gibidir" Yine hadisçilerin uydurma olduğundan hiç şüphe etmedikleri bir hadis (söz) (4)

Bir zümreyi yüceltmek için diğer bir zümreyi düşürmek kadar bayağı bir iş yoktur.

Ulemânın kıymetini idrak etmek için bir söz uydurmak yerine varid olan sahih bir hadis zikredilebilirdi. Örneğin Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayet ettikleri şu sahih hadis "... Denizdeki balıklar dahil yerde ve gökte ne varsa âlim için istiğfar eder. Âlimin âbide üstünlüğü (ondörtlük) ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alimler peygamberlerin varisidirler. Peygamberlerse dinar ve dirhem bırakmamışlardır, ilim bırakmışlardır. Kim bunu alırsa ulaşılmamış bir haz alır. (5)

Halk arasında yaygınlaşan ve hadis olarak bilinen bazı sözlerin kıymetli âlimlerin kitaplarında da yer aldığını görüyoruz. Hatta ona kaynakça yazan insanların "Bu hadisi her ne kadar hadisçiler tenkid ettiyse de keşif ehli tarafından sahihtir" gibi sözleriyle. Bunun ana sebebi de bu yazarı yaptığı hatadan kurtarmak.

Bu durum karşısında söylenecek söz şudur; hiçbir hadisi Efendimize tasdik ettirmeden yazmadığı söylenen İmam-ı Buhari ve onun, yine kendisi gibi yüzbinlerce hadis ezbere bilen talebesi İmam-ı Müslim, tekrarıyla beraber bir milyon civarında hadis ezbere bilen Ahmet bin Hanbel, Ebu Davud, Tirmizî, İbn-i Mace, İbn-i Ebi Şeybe, Şevkanî, Molla Aliyyü'l Karî ve onlarca ciltlik hadis kitaplarının sahibi olan âlimler keşif ehli olmuyor da, bunların uydurma dediğine, 'hayır sahihtir' diyen mi keşif ehli oluyor? Sizler nereden aldınız? Bu âlimler hadis otoritesidirler. Bunların hadis olarak değerlendirmediği sözler üzerinde hadis diye ısrar etmenin hiçbir ilmî değeri yoktur. Ey insaf ehli sevdiklerinizi yüceltirken ve onları savunurken kimin şanına leke getirdiğinizi unutmayınız...

* İlim Çin'de bile olsa alınız. (6)

* Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz. (7)

Son zamanların en büyük hadis alimlerinden olan ve iki-üç sene önce kaybettiğimiz Rabbanî bir âlim olan Abdulfettah Ebu Gudde bu tip sözlerin aslında bir atasözü olduğunu, mânâsının doğruluğundan bir şüphemiz olmadığını ama halk arasında hadis zannedildiği görüşünü çeşitli kitaplarında ifade etmektedir.

Hadis kitaplarında ilim bahisleri vardır ve buralarda belki yüzlerce hadis zikredilmiştir. Bunun yanında bizlerin bunları bir kenara bırakıp sadece bu iki sözü zikretmemiz doğru olmasa gerek. Mânâları doğru olan bu sözlerin halkta şuyû’ bulmasının sebebi de kısa olmalarıdır.

Hüsn-ü niyetle bile söylense araştırılmadığı için mes'ul olabiliriz. O halde bu konuyla ilgili sahih bir hadis zikredelim.

"İlim öğrenmek için bir yolun zahmetine katlanan bir kimseye Allah cennete götüren bir yolu ihsan eder. İlim talebesine (hürmet ve muhabbet için) melekler kanatlarını (yola) gererler." (8) Hadisin devamı Tirmizi ve Ebu Davud rivayeti olarak biraz önce geçmişti.

* Ölmeden önce ölünüz. (9)

Ne güzel bir söz, insanın ölmeden önce kendini murakebeye çekmesi ve nefsine zulmetmeden onu yenmeyi başarması. Daha da güzeli bu tip sözlerin hadis olmadığını bilip halk arasında atasözü olarak yaymamız ve atalarımızın nasıl bir hayat çizdiğini idrak etmemiz. Yoksa tartışmalarda, bazılarının hemen Peygamber efendimiz şöyle dedi, gibi kendine destek araması aklı başında olan müslümanın yapacağı iş değildir.

Türkiye’de, bazı insanlar, müslümanların manevî duygularından istifade etmek için Resûlullah'ın dilinden dualar, sûrelerin fazileti gibi mesnedi belli olmayan birçok sözü kitap haline getirmektedirler. Bu insanların kitaplarına ve bunların yayınladıkları yayınevlerine karşı dikkatli olmak gereği vardır. Niyetleri ne olursa olsun kitaplarda yer verdikleri hadisler ve daha bir çok rivayetler sahih olmadığı için Allah Rasûlüne iftira anlamı taşımaktadır. Bu insanları paramızla desteklemeyelim. Unutulmaması gereken önemli bir nokta da şudur: Bir hadisin kaynağını bir siyer kitabında ve vaaz kitabında, fikir kitaplarında veya tasavvufî içerikli kitaplarda değil, muhaddislerin kitaplarında ve rivayetlerinde araştırmalıdır. Şayet yazar muhaddisse bu konuda tereddüte gerek yoktur.

* Patlıcan ne niyetle yenirse onun içindir. (10)

* Bakla hadisi. (11)

* Karpuz ve faziletleri. (12)

* Ahmet bin Hanbel'in karpuz yememesi. (13)

Bu konuları ve diğer biçok nebatla ilgili şeyleri her mevzû hadis kitabında bulabilirsiniz. Kaynakların uzamaması için biriyle yetindim. Meşhur bir hikayedir. Ahmet bin Hanbel'in önüne karpuz gelir Efendimizin nasıl yediğini bilmediği için karpuzu yemez, İmam İbn-i Müflih Hanbelî Furuq kitabında 2/308'de bu olayın uydurma olduğunu söyler. İbni Teymiyye’nin de zikrettiği gibi karpuz yemenin fazileti ile ilgili hadis yoksa bile Peygamber Efendimizin karpuz yediğine dair Tirmizî, Ebu Davud da bile bulabileceğimiz bir çok delil vardır ki, milyon civarında hadis bilen, hatta onun hadisdeki yerini belirtmek için, ‘onun bilmediği hadis hadis değildir’ gibi sözler söylenen Ahmet bin Hanbel bu hadisleri bilmiyordu demek büyük bir insafsızlık olur. Tabiî bu olaylar ve nebatlarla ilgili hadisler uydurma olduğu için nebatla ilgili bütün sözler uydurmadır da diyemeyiz. (Geniş bilgi için mevzu kitaplarına bakınız.)

* Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım. (14)

* Efendimiz doğduğu gece kisranın sarayının sallanması ve ondört tane sütunun düşmesi Farsların bin yıllık sönmeyen ateşinin sönmesi ve diğer olaylar. (15)

Yine kahin olan SATİH’in yaptığı rüya tevilinin aslı yoktur. Bu tip şeyleri siyer kitaplarında görmek de bizi şaşırtmasın. Mesela; İbn-i Cerir Taberî’nin tarihi, 2 (131-132) Beyhakî Delaili Nübüvve, 1(67-71) Suyutî Hasais-i Kübra 1-(51) ve birçok Türkçe siyer kitaplarında da bu rivayetler mevcuttur.

Bu siyer kitaplarının mukaddimelerine bakıldığında kendilerinin tarihçi oldukları için her rivayeti aldıklarını ve bunların içinde uydurma şeylerin olabileceğini yine kendileri söylemektedir. (İbn-i Cerir Taberi'nin tarih kitabının mukaddimesine bakınız) Bu konudaki düşünceleri de çok ilginçtir.

"Bu bizim hatamız değildi. Onlar bize nasıl naklettilerse biz de size aynen naklettik" diyorlar. (Allah onlardan razı olsun)

O halde bir şeyin sıhhati için hadisçilere bakılır ve mesela Suyutî bir hadisçidir ve bu olay hakkında şöyle der: Bu konu uydurmadır. Kitabıma almamın sebebi ise Ebi Nuaym'ın kitabında zikretmesidir. Yine Hafız İbn-i Hacer Askalani Feth’ul Bâri’de bu konuda sabit bir şeyin olmadığını söyler. Abdulfettah Ebu Gudde ise, bu hadis -kisranın saraylarının sarsılması- isnadı kesik bir hadistir ve Zehebî Tarih’il İslâm’ında bu hadise, münker- gariptir der. Zehebî ise genelde münkerin uydurma sözler için kullanıldığını beyan eder. (Daha geniş bilgi için: İbn’ül Cevzi, Mevduat 2/13 Mizan’ül İtidal 1:47, 3 129 ve 449....)(15)

Bir kısım hadisçiler bunların zikredilmemesinin iyi olduğunu söylüyorlar. Zira Peygamber Efendimiz bir melek değildi. Allah'ın emirlerini bize ulaştıran bir telgrafçı da değildi. Ama o bizzat Cenab-ı Allah'ın Kur'an'ında müteaddit kereler methettiği muazzam bir insandı.

* Zatının doğumunda bu tip olayların olmaması onun şanını zerre kadar düşürmeyeceği gibi bilakis olaylarla değil, olaylar o bulunduğu için, yerler o üzerine bastığı için, insanlar onu görüp onunla kısa bir müddet bile olsa konuştuğu için, yazılar da onu yazdığı için değer kazanır.

Efendimizin yüceliğini artırmak için bir şeyler uydurmaya gerek yoktur. Belki de güneşin aydınlığını anlatmak için bir şeylere benzetmek ona hakaret olacaktır.

* Gül çiçeğinin efendimizin terinden yaratılması veya Burak’ın terinden yaratılmasına İmam-ı Nevevi, İbn-i Hacer Askalani ve diğerleri mevzûdur demişlerdir. (16)

Dinin önemli bir vazifesini ye-rine getiren imam kardeşlerimin ellerinin altında yeterince sahih hadis kitabı olduğunu hatırlatır ve bunlara bağlı kalmalarını tavsiye ederim. (Her müslüman da evinin imamıdır). Ancak ve ancak bir hadis alimi hadisin dışında bir konuda yazı yazmışsa örneğin (siyer ve tasavvuf gibi) bu ki-taplara aldığı hadislere de itibar edilir. Fakat yazarı muhaddis olmayan siyer kitapları, romanları ve fikir kitapları bu konuda kaynak olarak değerlendirilemezler. Tabiî ki bunu bu kitapları yermek için değil, sadece dişi ağrıyanın dişçiye gitmesi gerektiğini ifade etmek için tavsiye etmekteyim. Yoksa, hepsi başımızın tâcıdır.

NÂHOŞ BİR ANI

Suriye'de yaşayan bir Türkmen'den dinlediğim bir olay bu konulardaki cahilliği gözler önüne sermektedir.

Şam-ı şeriften bir kâfile hacca gider. Bu kâfileden biri Mescid-i Haram’ın etrafında gezerken bakar ki densizin birisi ayağının Kabe’ye doğru uzatmış yatıyor. O’na;

“Her kim Allah’ın şiarına saygı gösterirse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.”(Hac, 32) ayetini okur.

O da elinin tersiyle sinek kovalar gibi yapıp, ‘söylediğin hadis mevzûdur’ der.

Hacıefendi ise, okuduğum hadis değil, ayetti der.

Dinin emirlerinde Cenab-ı Allah itidâli yakalamayı nasip eylesin. (Amin)

 

Kaynaklar:

*Uydurma olduğu kesinleştikten sonra bu sözlere hadis denilemez. Ama burada hadisin kelime manası söz olduğu için bunlara da hadis denilir.

1-Sahih-i Müslim Mukaddime 1/4

2- el-Mesnu fi Marifet’ül Hadis el Mevdu-Molla Aliyyül Kari sy 91 (106) Keşfül Hafa 1/413 (1102)

3- Keşfül Hafa 1/413 (1100) Mevduatı Sugra (Mesnu sy 133 (191)

4- Şevkani, Mevduat 286 Kesfül Hafa 1/83/174, Mesnu sy 123 (196)

5- Tirmizi, Ebu Davud, Nisaiyyat (1)

6-Şevkani, Mevduat, 272; ve Kıymet’iz Zaman İnd’el Ulema, Beyrut

7- Abdul Fettah Ebu Gudde, Kıymet’iz Zaman İnd’el Ulema, Beyrut

8- Tirmizî, Ebu Davud.

9- Keşfül Hafa 2/402 (2669) Mesnu sy 198 (373)

10- el-Mesnu, Aliyyül Kâri,sy 73 (75) Tahkik Abdulfettah Ebu Gudde

11- a.g.e. sy. 73 (76)

12- a.g.e. sy. 77 (85)

13- a.g.e. sy. 77 (85) talik

14- Şevkani, 326, Keşfül Hafa 2/232 (2123)

15- Mevduat-ı Sugra M. Aliyyul Kâri Lübnan 1994.

16- a.g.e.

17- Mesnu, sy 70 (71)

Kültürümüzün Temelleri;
 MEVZU HADİSLER-2 FİKRET ŞANLIBABA
 

Arap edebiyatının zirveye çıktığı dönemlerdi. Halkın içinden dili iyi kullananlar güneşin yükseldiği gibi halkın içinden sıyrılıyor ve yazdıkları harikulâde şiirlerle Kâbe duvarında yarışıyorlardı. Bu kadar güzel söz ustasının bulunduğu bir ortamda insanlara sözlerin en güzelini anlatan Hz. Peygamber’in ortaya çıkması; fesahat, belâgat ve Cevâmi’il Kelîm’le (1) zamanının edebiyatçılarına parmak ısırtması şâyan-ı dikkat bir hadisedir. İnsanları güzel sözle, hikmetli sözle Allah’a davet eden Hz. Peygamber’in vefatıyla bazı din düşmanları dini tahrip için ve bazı saf niyetli müslümanlar da dine teşvik için hadis uydurmuşlardır. Fakat kendisini sünnet-i nebeviyenin ihyasına adayan âlimler bunları teker teker ayıklamışlardır. (2)

Sehavi “Fethü’l Mugis” adlı eserinde Darekutni’nin şöyle dediğini rivayet eder: “Ey Bağdatlılar! Sizden biri ben yaşadığım müddetçe Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hakkında uydurma söz söylemeye güç yetiremez.” (3)

Rebi bin Huseym şöyle demiştir: “Muhakkak ki hadisi şeriflerin gündüz ışığı gibi bir ışığı vardır ki onunla bilinir ve gece karanlığı gibi bir karanlığı da var ki onunla inkâr edilir.” (4)

İbni Cevzi’de Mevduat’ında; “Muhakkak ki münker hadis ilim talebesinin tüylerini ürpertir ve genellikle kalbi onu inkâr eder.”

Kişi hadis ilmiyle uğraşa uğraşa onun kalbinde bir meleke hasıl olur ve uydurma hadisleri hissedebilir. Tunuslu 29 yaşında altmış bin hadis ezberlemiş bir Hocaefendi’ye mevzu bir hadis sorulduğunda şöyle demişti: “Benim bildiğim Peygamber Efendimiz böyle söylememiştir. Zirâ O’nun uslubu böyle değildir. Yine de biz bir araştıralım.” demişti. Herhalde bu cevap hadisin ışığını görmekten kaynaklanıyor. Burada zikrettiğim usulü kullanıp “Bence şu hadistir veya bu değildir.” diye hadisler hakkında hüküm vermemişler. Ama mevzu olan hadislerin ayrıca mevzu olduğunu da hissetmişler ve halk arasında muteber olmuş sözleri incelemişler, bunların uydurma olanlarını tesbit etmişlerdir.

Bu yazımızda mevzu hadis kitaplarında geçen binlerce hadisten çevremizde çok duyduğumuz ve hadis olarak bilinen sözlerden birkaçını yazmak suretiyle birbirimize Hakk’ı tavsiye etmiş ve dilimizi de bu gibi sözlerden korumuş olacağız. Zirâ, mevzu hadisler (uydurma hadisler)’i öğrendikten sonra hadis diye rivayet etmek haramdır. Uydurma olduğunu bilmeden rivayet etmekte ise mes’uliyet vardır. Hatta hüküm bildiren uydurma hadislerin insanı küfre kadar götürebileceği usul-i hadis kitaplarında ifade edilmektedir. (5)

•“Bir saat tefekkür bir sene (nafile) ibadetten hayırlıdır.” (6) Bir değişik rivayette “Altmış sene ziyadesi vardır.” Bu söz aslında Sırrı Sakati Hazretlerinin bir sözüdür. Zamanla halk arasında yayılıp hadis zannedilmiştir. Efendimiz hazretleri Sahabeyi Kiram’a: “Allah hakkında değil O’nun yarattıkları hakkında tefekkür edin.” diye tavsiye etmiştir. Yani tefekkür tavsiye edilmiş ama; “Bir saat tefekkür bir sene veya altmış sene ibadete denktir.” gibi bir şey ifade edilmemiştir.

• “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (7) Uydurma hadis kitapları bu sözün uydurma olduğunu yani Peygamber Efendimizin böyle bir şey söylemediğini ama mânâ bakımından doğru olduğunu söyler.

(Her mânası doğru olan sözü Peygamber’e atfedersek hadis külliyatlarını kütüphaneler alamaz.)

• “Müslümanın artığı şifadır.” (8) Iraki, bunun halk arasında yaygın olduğunu ve aslının olmadığını söyler. Aslında Irakî’nin kastı bu kelimelerdir. Yoksa Aclûni bu manaya gelen hadisleri zikretmiştir. Yani müslümanın artığı müslümana şifadır ama Efendimiz bunu bu kelimelerle ifade etmemiştir.

O halde bir hadisle aynı manaya gelen bir sözü hadis diye rivayet edemeyiz. Eğer hadisin tam metni bilinmiyorsa mutlaka hadisin sonuna “Buna benzer bir hadis okudum.” denilmeli ve pervasızca hadis rivayet edilmemelidir.

• “Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in nebileri gibidir.” Demirî, Zerkeşî ve Askalanî, bunun uydurma olduğunu söylerler. Suyutî’de Dürer adlı eserinde bunun uydurma olduğunu tasdik eder.

• Halk arasında yayılan diğer bir uydurma hadis konusu da Hz. Peygamber Efendimiz’in Hz. Ömer ve Hz. Ali’ye, hırkasını Veysel Karanî Hazretlerine verilmek üzere emanet ettiği ve Hz. Ömer’le Hz. Ali’nin bu emaneti yerine getirdikleri meselesidir. Bunu Aliyyül Kârî Mevduat’ında beyan eder. Ancak böyle bir emanet meselesinin gerçekleşmemesi Veysel Karanî hazretleri için bir zül değildir. Nasıl ki, “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz sözü” mevzudur diye ilimden vazgeçilemiyorsa hırka meselesinin uydurma olması da Veysel Karani hazretlerinin kadrinden hiçbir şey eksiltmez. Asıl mesele dillerde dolaşan ve Hz. Peygamber’e mâledilen sözlerin gerçekten O’na ait olup olmadığıdır. Bu da hadis âlimlerinin ve hadis tenkitçilerinin ilgi sahasıdır. Bu yazımızda ifade et-meye çalıştığımız da bu âlimlerin çalışmalarını ve tespitlerini kısada olsa aktarmaktır. Böylece bir mesuliyet ortadan kalkmış olacaktır.

Temennimiz Resul-i Zîşana Efendimiz’e ait olan sözlerle, O’na ait olduğu sanılan sözleri birbirinden ayıracak bilince ulaşmaktır.

MEVZU (UYDURMA)

HADİSLER (1)’İN MEVZULARI

Vatanı sevmek imandandır.

• Arabı sevmek imandandır.

• Ölmeden önce ölünüz.

İlim Çin’de bile olsa alınız.

• Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.

• Patlıcan ne niyetle yenirse onun içindir.

• Bakla hadisi.

• Karpuz ve faziletleri.

• Ahmet bin Hanbel’in karpuz yememeleri.

Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım.

• Efendimizin doğduğu geceki harikulade olaylar

• Gül çiçeğinin Efendimizin terinden veya burağın teninden yaratılması.

Gibi mevzu hadisleri önceden işlemiştik. Meraklıları önceki sayıdaki yazıda bulabilirler. (11)

 

Kaynaklar:

(1) Özlü Söz, kısa cümleyle çok şey ifade edebilme.

(2) Hadisin mevzu olduğunu tesbit yöntemleri usulü hadis kitaplarında detaylı bir şekilde bahsedilmiştir.

(3) Şerhu Şerhi Nuhbeti’l Fiker Takdim Abdulfettah Ebu Gudde, Beyrut, s. 436

(4) A.g.e., aynı sahife

(5) A.g.e., sh.452

(6) Aliyyül Karî, Mevduatı Suğra, Tahkik Abdulfettah Ebu Gudde, 1994, Beyrut, 5. Baskı hadis no: 94, Keşfül Hafa Acluni, 1. cilt 1104. hadis

(7) Mevduatı Suğra, 135. hadis, Acluni.

(8) Su’r ve Rıyk Kelimeli aynı manaya gelen iki söz var ikisi de uydurma, Mevduatı Suğra 144 ve 150. sözler, Acluni, 1405. hadis

(9) Acluni, 1744, Mevduat Suğra, 196

(10) Mevduatı Suğra, sh. 269, Hadis no: 475

(11) Temmuz, 1999, sayı: 132

 

ASLI OLMAYAN NASLARA TUTUNMAK
"İslâm dini ve hukukun asıl kaynağı nastır" demiştik. Bu da ikiye ayrılır: "Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet". Bunların ilki Resulullah'ın (s.a.) emri ile vahiy katipleri tarafından yazılmış, sonra birinci halife Ebu Bekr es-Sıddîk zamanında, önceden bilinen tertibiyle bir mushaf halinde toplanmış, daha sonra üçüncü halife Osman b. Affân zamanında kıraat ve lehçe farkları ortadan kaldırılarak tek okunuş ve tek mushaf haline getirilmiştir. Bu noktalarda, Müslümanların bütün grup ve mezhepleri ittifak etmişlerdir.
Nassın ikinci kısmı Sünnet yani Hz. Peygamber (s.a.v.)'den nakledilen söz, fiil ve tasvibtir. Bu, Hz. Peygamberin sözlerinden, işlerinden ve bilgisi dahilinde cereyan eden işler hakkında sükût ve üstü kapalı rızalarından çıkarılan hükümleri de içine almaktadır. İşte bu dinî kaynak üzerinde, bazı hadislerin subûtu (gerçekten Resulullah'a ait olup olmayışı) ve bunlara itimadın derecesi bakımından, Müslümanların arasında görüş farklılıkları doğmuştur. Bu, önce Ehl-i Sünnet ile Şîa arasında başlamış, sonra da sünnî mezhepler içinde, rey taraftarları ile hadis taraftarları arasında (ehl-i re'y ve ehl-i hadis) hâsıl olmuştur; çünkü bunlardan bir kısmının kabul ettiği bazı hadisleri diğer kısmı kabule şayan görmemiştir.*
Bu ihtilafın sebebi, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Kur'ân-ı Kerîm'de yaptığı gibi sünnetin de yazılmasını emretmemiş olmasıdır. Aksine şu sözü ile bunu yasaklamıştır: "Benden duyup gördüklerinizi yazmayın; kim benden Kur'an'dan başka bir şey yazmışsa onu yok etsin; benden rivayet ediniz, bunda mahzur yoktur."4 Buna binaen Hz. Ömer, halkın Kur'an-ı Kerim'i terkedip hadise yönelmelerini önlemek maksadıyla onu toplamaktan geri durmuştur.*
Bu tedbirlere rağmen, İslâm tarihinin bazı asırlarında, siyasete hizmet, mezhep ve particiliği teyid, hikayecilerin malzemelerine pazar bulma ve benzeri sebepler yüzünden pek çok hadis vazedilmiş (uydurulmuş), hadisler sayılamayacak derecede çoğalmış, akl-ı selim ve mantığın kabul edemeyeceği zayıf ve temelsiz sözler hadis diye rivayet edilmiştir.
Bu sebeple fukaha hadisleri inceleyip araştırmaya koyulmuş, "Hadîs Terimleri İlmi" ismini verdikleri hususi bir ilim dalında, hadisin sahih, ravilerin doğru olup olmadıklarını araştırmak için kaideler koymuşlardır. Sonra onlardan bir çoğu, uydurma hadislerden sakındırmak için kitaplar yazmışlar; bir kısım hadisleri red hususunda birleşmişler, diğer bir kısmında ise ihtilafa düşmüşlerdir. "Deniz cehennemdendir, fare yahudidir, patlıcan her derde devadır" gibi hadisler uydurma olanlara örnektir.**
İbn Teymiyye, Muhammed Abduh gibi müceddid alimler bu üzücü duruma karşı ayaklanmış, din ve akıl prensiplerinin ışığı altında hadisleri ayıklamış, hatta Buharî ve Müslim hadislerinden bir kaçını dahi tenkid etmişlerdir.5 Meselâ Buharî "Kim her sabah yedi adet Acve hurması yerse o gün bu kimseye zehir ve sihir zarar vermez" hadisini rivayet etmiştir.6 Bu hadisin sahih (Hz. Peygambere ait olması) mümkün değildir; çünkü ilme ve realiteye aykırıdır. Sonraki birçok âlim de bunun böyle olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.7
İhmal ve hata veya uydurma ve iftirâ yolu ile sünnete katılan binlerce benzerinden bu bir örnektir.* Bu nev'i rivayetlere, Müslüman halkın çoğu ile bazı eski fukaha dayanmış, bunları dinlerinin kaidesi ve hukuk hükümleri haline getirmiştir. Bu da onların geri kalış sebeplerinden birisi olmuştur. Bunun tedavisi açık ve kolaydır: Malum mezheplerin fukahası tarafından ittifakla kabul edilmiş bulunan hadislerden başkasına -usûl ilminin şartları gereğince akla uygun olmadıkça- bağlı kalmamak ve bütün uydurma hadisleri bir kenara atmaktır. Bu ölçüyü Müslüman fukaha arasında bir çok kişi kabul etmiştir. Bunlardan biri de şu sözlerin sahibi olan İbn Teymiyye'dir: "İslâm dininde sahih nakil daima selim akla uygundur."8
Bu güvenilir ve sağlam bir ölçüdür. Tek başına bile, Resulullah'ın şu sözleri ile daha önceden haber verdiği bu derdin kökünü kazımaya kâfîdir: "Ümmetimin sonunda size, ne ecdadınızın ne de sizin duymadığınız sözleri nakleden kişiler olacak; onlardan sakının, onlardan uzak durun."9
Islâhatçı Müslümanlara düşen vazife bu ikaza uyarak hata, iftira, yalan ve düzme kalıntılarından kurtulmak, dinin prensip ve naslarına aykırı olan veya bütün dinî hükümlerin üzerine kurulduğu akıl ve fıkıh usulü hükümlerine uymayan "uydurma hadisleri" kaldırıp atmaktır.**



* Hz. Peygamber'e ait olduğu kesin olarak bilinen (sâbit ve sahih) hadisleri bütün ehl-i sünnet âlimleri kabul eder. Burada "kabule şayan görülmeyen" ifadesi, senet veya metindeki bir kusur dolayısıyle Resulullah'a ait olduğu şüpheli veya ait olmadığı belli olan rivayetler içindir.
4. Sahîh-i Müslim, c. VIII, s. 229.
* Hz. Peygamber'in hadislerin yazılmasını geçici olarak yasaklaması, Kur'ân-ı Kerîm ile karıştırılmasını önlemek hikmetine bağlıdır. Önceleri bazı zevata, sonra umumî olarak yazma izni verilmiştir. Hz. Ömer ise dikkatleri Kur'an üzerine çekmek istemiştir. Bak. H. Karaman, Hadis Usûlü, İst. 1971, s. 13-16.
** Hadis Usûlü isimli kitabımızda sened ve metin tenkidi ile "mevzu hadisler" mevzûu üzerinde önemle durulmuştur. Ayrıca M. Yaşar Kandemir'in "Mevzû Hadisler" isimli, basılmış bir eseri vardır.
5. Mecelletü'l-Menar, yıl: 1347, s. 507-516; M. Râşid Ridâ, Yüsru'l-İslâm ve usulü't-teşrî'i'l-amm, Mısır, 1928.
6. Şerhu'l-Aynî, c. XXI, s. 71; İstanbul, c. IX, s. 692, c. X, s. 211.
7. Dr. Ahmed Emîn, Mecelletü'l-va'y, (el-Kahire 1952) Sayı: II, s. 3.
* Şârih Aynî'nin kaydettiğine göre bu şifâ hususiyeti umumî olarak hurmada mevcut değildir. Fakat Resûlullah'ın Medine hakkında daha önce zikredilen duası sebebiyle hadiste geçen hurmada bu şifâ-ilâhî kudretin istisnâî tesiriyle- mevcuttur. Senedi sahîh olan bir hadis hakkında "asılsız" diyebilmek için bütün te'vil kapılarının kapalı olması gerekir.
8. M. Abduh, el-İslâm ve'n-nasrâniyye..., (1350) baskısı), s. 56.
9. Sahîh-i Müslim, c. I, s. 9.
** Burada "akıl ve aklın hükmü" kavramları üzerinde dikkat göstermek ve açıklık getirmeye ihtiyaç vardır. Ölçü olan akıl ve aklın hükmü, her akıl sahibinin şahsî düşüncesi, iddia ve kanaati değildir; ölçü, bütün akıl sahiplerinin üzerinde birleştiği" aklın kesin hükümleridir."

http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/gelismeler/0107.htm

 

MEVZÛ HADİS

 

Vaz'; iskât etmek, koymak, terketmek, iftirâ etmek, icâd etmek anlamında olup; Mevzû' ise, vaza mastarından ism-i mef'ûldur. Hz. Peygamber'in söylemediği bir sözü, yalan ve iftirâ ile ona nisbet etmek manasını taşıyan bir Usul'u Hadis terimi. Rasulullah (s.a.s), söylemediği halde çeşitli sebeblerle sahabe ve Tabiine izafe edilerek uydurulmuş sanatlı sözlerdir.

Mevzû hadisin değersiz ve ehemmiyetsiz olduğunu hesaba katarak, onun, bir şeyi yukarıdan aşağıya atmak manasına geldiğini söyleyen hadis âlimleri de vardır(İbnu'l-Arrâk, Tenzîhu'ş-Şerîa, Mısır 1375, I,5).

Hadis âlimlerinin istilahında Hz. Peygamber'in ağzından uydurulan ve ona iftira edilen söz manasında mecazî olarak kullanılan "mevzû" tabiri, "muhtelak" (= icad edilmiş) ve "masnû" (=uydurulmuş) kelimeleriyle de izah edilmektedir (İ6n Kesîr, İhtisarru Ulûmül-Hadis, Mısır 1951, s. 78).

Ashab-ı Kiram ve daha sonraki zevata aitmiş gibi gösterilen bir takım sözler de mevzû kelimesinin kapsamına girmektedir(el-Leknevî, Zaferul-Emânî' fi Muhtasari'l-Cürcânî, Laknav 1304; s.238-239). Yalnız mevzû kelimesi, mutlak olarak kullanıldığı zaman, Hz. Peygamber adına uydurulan sözleri ifade etmektedir. Başkaları hakkında uydurulnıuş sözler için de çoğu zaman "bu falan adına uydurulmuş" ifâdesi kullanılmaktadır (el-Leknevî, a.g.e., s. 238-239).

Kısaca mevzu hadis Hz. Peygamber (s.a.s)'in hadisi olmadığı halde kasıtlı olarak onun hadisi imiş gibi anlatılan söz olmaktadır. Allah Rasulü (s.a.s)'nin, söylemediği bir sözü ona nisbet etmek veya hadis uydurmak aşağıdaki hadis gereğince haram kılınmıştır. 'Her kim benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4; Tirmizî. Fiten 70, İlm 8, 13 Tefsir I, Menâkıb 19:, İbn Mâce, Mukaddime 4; Dârimî, Mukaddime 25, 46; Müsned, II/47, 83, 133, 150, 159, 171).

Hadis usulü kaynaklarında bu hadis lafzî mütevâtire misâl gösterilmektedir (İbn Salah, Ulûmul-hadis Nşr. Nureddin, t.y, Beyrut 1981 s.242). Mütevâtir, yalan üzerinde ittifak etmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun, yine kendisi gibi bir topluluktan rivâyet ettiği haber demektir. Kettânî, bu hadisin mezkûr metni ile yetmiş beş sahabe tarafından rivâyet edildiğini, ravilerinin isimlerini de belirtmek suretiyle, açıklamaktadır. (Kettânî, Nazmu'l-Mütenâsir Min Hadîsi'l-Mütenâsir, Mısır t.y, s. 29). Aynı lafızlarıyla olmasa da, Rasulullah (s.a.s) adına yalan uydurmanın mutlak günah oluşu hakkında gelen hadislerin yüzden fazla sahabe kanalıyla rivayet edildiğini söyleyen alimler de bulunmaktadır (Kettânî, a.g.e., s.30).

Hadis böyle yüksek bir mertebede bulunmasına rağmen, haksız bir şekilde eleştirilmiş olduğu da görülmektedir: Her halde "idrâc" yoluyla Rasulullah (s.a.s) adına kasıtsız olarak, sevap için hadis uyduranlar bu "müteammiden" (kasıtlı olarak) kelimesini bununla kendilerine cevaz kapısı açmak maksadıyla hadise sokuşturmuşlardır. "Veyahut da ravilerin başkalarından hatayla, vehimle veya yanlış anlamayla yaptıkları rivayetlerde kendilerini günahtan kurtarmak için bu "kasıtlı olarak" (müteammiden) kelimesine dayanmak için uydurmuşlardır. Bu yüzden o raviler şu meşhur kaidelerini koymuşlardır. "Yalandan doğan sorumluluk, bunu kasıtlı yapanlar içindir" (Mahmud Ebu Reyye, Advâ' ale's-sünnetil muhammediye, Terc, Muharrem Tan (Muammedî Sünnetin Aydınlatılması), İstanbul 1988, s. 42).

Üzerinde durduğumuz hadis bu "müteammiden" lafzı ile mütevatir olmasına rağmen, bu kelimenin "mevzu" kabul edilmesi isabetsiz ve şâz olan bir görüştür.

İslâm'da her hangi bir günahı işleyenin manevî bir cezaya çarptırılması için, işlenen suçun kasıtlı olmasının şart olduğu bilinen bir husustur. Hata eseri olarak işlenen suçlarda sorumluluk kaldırılmıştır. Bu hadis de buna bir delildir.

Bir çok âyet-i kerîmede "Allah'a karşı yalan uyduran veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir" buyurulmaktadır (el-En'âm 6/21, 93, 44, el-A'râf 7/37, Yûnus 10/17, Hûd 111/18), Kehf I8/15). Allah'a yalan uydurmak, iftira etmek de yalanı kasıtlı olarak söylemektir. Hata ve yanılmadan dolayı meydana gelen günahların, sorumluluk dışında kalacağı hadiste geçen "müteammiden" lafzı ile konulmuş değildir. Bu mesele yukarda söz konusu edilen ayetlerle açıklanmıştır. O halde Kur'an-ı Kerim'in kayıtladığı gibi Resulullah (s.a.s.)'ın da, yalanı "kasıtlı olarak" (müteammiden) lafzı ile kayıtlaması mümkün değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.), bu durumu gayet belîğ bir ifade ile açıklamıştır.

Herhangi bir hadisi, yalan olduğunu bile bile rivayet etmek, delil olarak kullanmak da hadis uydurmak kadar günahdır. Rasulullah şöyle buyurur: "Her kim benden yalan olduğu bilinen bir hadis rivayet ederse, o kimse yalancılardan biridir" (Müslim, (Mukaddime) 1, 9 Nşr. M. Fuat Abdülbaki). Bir başka hadis de: "İleride bir takım deccâller ve yalancılar ortaya çıkacak; sizlere ne kendinizin ne de babanızın işittiği hadisler getireceklerdir. Onlardan şiddetle sakınınız, sizleri sapıtıp fitnelere düşürmesinler" (Müslim, (Mukaddime) N.ş.r. M. Fuat Abdülbaki 1/12) buyurarak ümmetini uyarmış ve temkinli bulunmalarını tavsiye etmiştir.

Hadis uydurma girişimlerinin başlangıcını Hz. Peygamber (s.a.s.)'in zamanına kadar çıkaranlar varsa da; çoğunluk, Hz. Osman (r.a.)'ın şehid edilmesini takib eden olaylar sonucu oluşan grupların, hadisin otoritesinden kendi görüşleri lehine yararlanmak istemelerine bağlamaktadır. Gerçekten Sahabe asrının sonu kabul edilen Büyük Tabiîler devri, çeşitli grup ve mezheplerin ortaya çıktığı, dikkatsiz ve samimiyetsiz hadis öğrencilerinin artmaya başladığı bir dönem olmuştur. Hadis uydurma girişimini ilk başlatanlar Şîa, Hadis uydurma hareketlerinin doğduğu çevre de Irak olmuştur (Sıbâî, Es-Sünne ve Mekânetühâ fi't-teşrii'l-İslamî, Beyrut 1985, s. 79).

Hiç şüphesiz, Allah Rasulü (s.a.s) adına, ancak gerçek anlamda mü'min olmayan, Allah'dan hakkıyla korkmayanlar hadis uydurmuşlardır. Gönüllerinde İslâmın yer etmediği şahıslar hiç çekinmeden meşrep, mezhep ve keyiflerine göre hadis üretmişlerdir. Bütün bu menfi durumlara rağmen, Sahabe, Tabiun ve sonraki devir muhadislerince uydurmalar sahih hadislerden tek tek ayıklanmıştır. Uydurulmuş hadisleri bir arada toplayan pek çok kitap da yazılmıştır.

Hadis Uydurma Sebepleri

1. Fırka, mezheb ve kabilesini savunma ihtiyâcı:

Hz. Osman (r.a)'ın şehid edilmesiyle birlikte ortaya çıkan muhtelif batıl fırkalar fikirlerini yayabilmek için, halkı davalarının doğruluğuna inandırmak ve böylece taraftarlarının sayısını artırmak durumunda idiler. Bu itibarla, ilk olarak Kur'an-ı Kerim'e, sonra da hadislere baş vurarak onlarda prensiplerini destekleyecek naslar aradıklarından şüphe edilemez (İbnü'l-Cevzî, E!-Mevzûât, Nşr. Abdurrahman Muhammed Osman, Medine 1983, s. 31). Muhtelif fırkalar, hadisleri iki şekilde tahrif etme yoluna gitmişlerdir:

a. İşlerine gelmeyen hadisleri, inkâr edip uydurma olduğunu iddia etmek.

b. Görüşlerine hadislerden destek bulmak için hadis uydurmak. Her grup hadisler karşısında bu tür tasarruflarda bulununca, hadis diye uydurulmuş sözlerin sayısında bir artış olmuştur.

2. İslâm Düşmanlığı: İslâm düşünce ve medeniyetinin kısa bir müddet zarfında benzeri görülmemiş hızla yayıldığı, hatta Bizans, Rum ve İran Sâsânî imparatorlukları olmak üzere bir çok devletleri etkisi altına aldığı bilinen bir husustur. İslâmın ortaya çıkmasıyla başlayan İslâm düşmanlığı, zındıklar tarafından, müslümanlara şevket ve devlet kazandıran İslâm'ı tahrif etme şeklini almıştır.

3. İslâm'a Hizmet Etmek Arzusu: Müslümanları iyi amellere teşvik etmek, kötülüklerden sakındırmak maksadıyla da hadisler uydurulmuştur. Özellikle amellerin faziletlerine dair hadisler bir takım cahil zahidler, dervişler ve safilerce uydurulmuştur. Bu tür uydurmaların, "kim falan gün şu kadar namaz kılar ve her rekatta şu sureleri bu kadar defa okursa, ona ahirette mükafat olarak... verilecektir" gibi genel bir formülü de bulunmaktadır. Halkı iyi işlere teşvik (terğib) ve kötü hareketlerden sakındırmak (terhib) maksadıyla hadis uydurulmâsına cevaz veren tek mezheb, bid'at fırkalarından Kerrâmiyye mezhebidir (Nevevî, Şerhu Müslim, Mısır 1349 I, s, 56).

4. Şahsî Çıkar Sağlama Düşüncesi: Şahsî çıkar sağlamak amacıyla, çeşitli siyasi grupların düşüncelerine uygun hadis uyduranlar yanında, piyasa hesaplarıyla bazı maddelerle ilgili olarak hadis uyduranlar da olmuştur. "Patlıcan her derde deva olacağı" bunlardan biridir. Ayrıca, halk arasında saygın bir bilgin kabul edilmek için verdiği fetvalarını, uydurma hadislerle destekleyenler de, bu çıkarcılar grubuna dâhildirler.

Hadis uydurmacıları, İslâm'ın yasak kıldığı bu işi yaparken, her zaman açık olmaya cesaret edememişlerdir. Her biri bir başka kisve ve bir başka yolla ihanetlerini gerçekleştirmişlerdir. Uydurmacılar başlıca; uydurmalarını sahih hadislere karıştırmak, uydurulan sözün başına muhaddislerce makbul olan bir sened eklemek, henüz elde edilememiş hadisleri rivâyet ediyormuş intibaı vermek için hadisin senedlerinden herhangi biri üzerinde değişiklik yapmak, iki hadisin sened ve metinlerini birbirine karıştırmak, rivâyette hata etmiş olduğunu daha sonra anlamış olmasına rağmen, itibarını kaybetmemek için hatada ısrar etmek gibi yanlış ve yasak yollara başvurmuşlardır.

Hadis uydurmacılarını bu uydurma hadisleri tanımak için Muhaddisler bazı alâmetler ve ipuçları tespit etmişlerdir. Uydurmacıları tanımak için başlıca yollar; uydurmacıların hadis uydurmuş olduklarını anlatarak itiraf etmeleri, hadis uyduranları duruma vâkıf olanların veya arkadaşlarının ihbâr etmesi, hadis ilmiyle meşgul olanların, hakkında hadis uydurulmuş olan konuları araştırmaları ve tesbitleridir. Uydurulmuş hadisleri de şu yollarla tanımak mümkündür: Hadisin lafız ve manâsındaki bozukluklar, hadisin güvenilir hadis kaynaklarında bulunmaması, Kur'an'a ve sahih sünnete muhâlif olması akla, his ve müşâhedeye ve tarihî olaylara aykırı olmasıyla tanınır.

Hadis uydurma hareketi bilhassa siyasi olayların hız kazandığı Cemel, Sıffin, Nehrevan gibi fitnenin kaynadığı dönemde çıkmaya başlamıştır. Hadislerin o güne kadar geniş çaplı bir yazıma tabi tutulmamış olması da hadis uydurmak isteyenlerin işine yaramıştır. Siyasi olaylar sebebiyle bloklara ayrılmış olan İslâm cemaati, tuttuğu tarafın lehinde hadis uyduranlarla karşı karşıya kalmıştır. Meselâ Sıffin olayında Hz. Ali tarafını tutanlar arasında bulunan aşırılar Hz. Ali'nin faziletiyle ilgili hadisler uydururken; Muaviye'nin kötülenmesiyle ilgili hadisler uydurmayı da ihmal etmemişlerdir. Buna karşılık karşı cephede yeralanlar. Muaviye'nin faziletiyle ilgili hadisler uydurmuşlardır (Suyûtî, el-Leâli'l-Masnûa, I, 323, 286).

İslâm aleminde bilhassa Irak bölgesi, o dönemde, hadis uydurma konusunda çok ileriye gitmiştir. İslâm aleminin her tarafında hadis uyduranlar bulunduğu halde Irak'ta bunu sanat ve alışkanlık haline getirenler olmuştur. Buna dayanan Hz. Aişe;

-Ey Iraklılar, Şamlılar sizden hayırlıdır. Allah Rasûlünün Ashabından kalabalık bir topluluk onlara gitti ve bize bildiğimiz şeyleri rivayet ettiler. Yine Rasûlullah'ın ashabından bir topluluk size vardı, ama siz bize bildiğimiz ve bilmediğimiz şeyler rivayet ettiniz, demiştir (İbn Asâkir, et-Tarihul-Kebir, I, 69).

Iraklılardan bir cemaat, kendilerine hadis rivayet etmesi için Abdullah b. Amr b. el-Âs'a geldiler. Abdullah onlara:

"Iraklılardan öyle bir kavim vardır ki yalan söylüyorlar. Yine yalan söylüyorlar ve maskaralık ediyorlar" demiştir (İbn Sa'd, et-Tabakât, IV, 267, 268).

Bunlar, bu hareketin ne derece tehlikeli boyutlara ulaştığının göstergesidir. İnsanları hadis uydurmaya sevk eden çeşitli sebepler vardır. Ayrıca bunlara yol açan grupların varlığı hadis uydurmaya en büyük nedendir. Bu gruplardan bir kaçı şunlardır:

1- Hariciler: Sıffin olayından etkilenerek ortaya çıkanların oluşturduğu bu grup, hakem olayına duydukları tepkinin neticesi, o gün ümmetin başında bulunanları tekfir ederek işe başlamışlardır. Her aşırılık gibi bunların aşırılığı da sert karşı tepkiyi doğurmakta gecikmemiş; toplu kıyımlara maruz kalmışlardır. Bu ortam onların hadis uydurmasına neden olmuştur. İbn Lehia, Haricilerden yaşlı bir adamın pişmanlıkla şöyle dediğini nakleder: "Bu hadisler dindir. Dininizi kimlerden (rivayet edip) aldığınıza dikkat ediniz. Biz (Hariciler) bir şey yapmayı arzu ettiğimiz zaman onunla ilgili olarak bir hadis uydururduk."

2- Kelâm münakaşaları: Kaderiyye, Mürcie, Müşebbihe, Cehmiyye gibi mezheb mensupları mezheblerini ön plana çıkarmak ve taraftar kazanmak için hadis uydurmuşlardır. Meselâ, imanın artıp eksilmesi tartışmaları esnasında Ahmed b. Muhammed b. Harb, "İman söz ve ameldir. Artar ve eksilir. Bunun dışında bir şey söyleyen bid'at ehlidir" sözünü uydurmuştur.

Muhalif taraftan buna cevap verilmekte gecikilmemiş; Muhammed b. Kasım et-Taylanî şu sözü hadis diye uydurmuştur: "Kim iman artar ve eksilir iddiasında bulunursa, bilsin ki imanın artması münafıklık, eksilmesi küfürdür. Bunu diyenler tevbe ederlerse ne âlâ, değilse boyunlarını kılıçla vurunuz",

Mücessimeden Ebnî's-Saâdât b. Mansûr, mezhebinin görünüşüne uygun olarak aşağıdaki sözü hadis diye uydurmuştur: "Cenabı Hak, Cuma geceleri yeryüzüne iner ve nurdan bir kürsi'nin üzerine oturur. Önünde bir levha, levhada rüyet, keyfiyet ve sureti kabul edenlerin isimleri vardır

3- Zındıklar: Müslüman görünerek İslamı temelden yıkmayı hedef alan zındıkların uydurdukları hadisler pek çoktur. Hammad b. Zeyd bunların uydurdukları sözlerin on dört bini aştığını söyler. Bunlarla ilgili olarak İbn Kutey'be şöyle der: "Hadislere üç yönden fesad ve kötülük karışmıştır. Bunlardan birisi de zındıklardır ki, çirkin ve olmayacak şeylerle hadis uydurdular. Bununla İslâmı kökünden sökmeği, değerini düşürmeyi hedeflediler" (İlm Kuteybe, Te'vilü Muhtelifil-Hadis. s. 355).

4- Kıssacılar: Bunlar güzel ve beğenilen şeyler anlatmaya hevesli kimselerdir. Sözlerine güç ve güzellik katmak için Rasulullah (s.a.s)'in hadislerinden yararlanmak istediler. istedikleri manada bir hadis bulamayınca uydurma yoluna gittiler. İbn Kuteybe şöyle der: "Kıssacılar eskiden beri, avamın yüzlerini kendilerine döndürünce, bildikleri bütün münker, garip ve yalan hadisleri dillerinden akıtırlar. Cahil halkın kıssacıların önünde oturması, onların anlattıklarının acayip ve akil ölçülerinin dışında olması veya kalbe keder verecek, gözden yas akıtacak şeyler olması sebebiyledir. Kıssacı Cenneti anlatırsa şöyle der: "Allah dostuna beyaz incilerden bir köşk hazırlar. Köşkte yetmiş bir tane bölüm, her bölümde yetmiş bin kubbe, her kubbede yetmiş bin... Sanki görüyormuş gibi anlatır. Sayının yetmiş olması gerekirmiş, fazla veya eksik olması caiz değilmiş gibi anlatılır" (İbn Kuteybe, Te'vilü Muhtelif'l-Hadis, s. 355).

5- Salih fakat cahil kişiler:Bunlar dindar ve ibadete düşkün kişilerdir. Ancak cahillikleri ve halkı dine teşvik etme arzuları onları hadis uydurmaya sevkedebilir. Niyetleri belki kötü değildir, ama yaptıkları çok kötüdür. Meysere b. Abdi bunlardan birisidir. Abdurrahman b. Mehdi kendisine;

"Şu sureyi okuyana şöyle şöyle sevap verilir diye rivayet edilen bu hadisler nereden geliyor" diye sormuştu. Meysere, "uydurdum" cevabını vermiştir.

İmam Müslim bunlar hakkında şu hükme varıyor: "Bile bile yalan söylemek istemedikleri halde, dillerinden gayri ihtiyari yalan çıkıveriyor" (Müslim, Mukaddime, 1, 18).

6- Özel maksatlarla hadis uydurmak: Hadis uydurma faktörlerinden birisi de, takvası az kişilerin hadisi özel maksatlarına alet etmeleridir. Bu özel maksat bir yerden bir menfaat sağlamak düşüncesi olabildiği gibi; kişinin kinini, öfkesini, aşırı sevgisini desteklemek, haklı çıkarmak arzusu da olabilir.

Abbası halifesi Mehdi, güvercin beslemeyi çok severdi. Bunu bilen Gıyas b. İbrahim isimli birisi, ona yaranmak için, "Yarış ancak ok, toynak ve kanatla olur'' sözünü hadis diye uy duruverdi .

Sa'd b. Tarif el-İskafi'in oğlunu hocası dövünce o, "Çocuklarınızın öğretmenleri sizlerin en serlilerinizdir" sözünü intikam duygusuyla uydurdu (Dr. Subhi es-Salih, Hadis ilimleri ve Hadis, Istılahları, terc. M. Yaşar Kandemir, Ankara 1981, s. 225-236).

Rasulullah (s.a.s) ''Kim bana söylemediğim halde söyle söyledi deyip yalan isnad ederse cehennemdeki yerine hazırlansın'' buyuruyor. Dini bid'at, yalan ve hurafeden korumak için iki ana kaynağın; Kur'an ve Sünnetin tebdil ve tahriften korunması gerekir. Kur'an Cenabı Hakkın muhafazasındadır. Sünneti korumak ise ümmetin görevidir. Bunun için alimler bu konuda çok titiz bir çalışma içine girmiş ve Allah'ın rahmet ve lütfunun eseri olarak rivayet ve isnad ile Sünnetin sağlamını sahtesinden ayırmışlardır. Bu konuda yazılan eserler yanında hadis diye uydurulan sözleri tesbit edecek kaideler konulmuştur. Bir sözün uydurma olduğunu anlayabilmek için şu ölçüler göz önünde bulundurulur:

1- Uyduran kimsenin itirafı: Önce Kaderiyye mezhebinde iken tevbe eden Ebu Reca ağlayarak su itirafta bulunmuştur. "Kadercilerin hiç birinden hadis rivayet etmeyiniz. Vallahi biz kader hakkında hadis uydurur ve bunu insanlar arasında yayardık. Bundan da sevap umardık. Artık hüküm Allah'ındır."

Zındıklığı sebebiyle Basra valisi Muhammed b. Süleyman tarafından idam ettirilen Abdül-Kerim b. Ebi'l Avca, asılmadan önce su itirafta bulunmuştur: "Sizin aranızda dört bin hadis uydurdum. Bunlarda helali haram, haramı da helal gibi gösterdim" (Muhammed ez-Zefzaf, et-Ta'rif bil Kur'an vel Hadis, Beyrut 1984, s. 263).

2- Haberin lafzında ve manasında bozukluk bulunması. Bu daha ziyade uydurulan sözde, fesahat ve belagatın en yüksek mertebesinde olan Rasulullah'ın ağzından çıkması mümkün olmayan kelime ve gramer hatalarının bulunmasıyla anlaşılır.

3- Bir çok insanın görmesi gereken bir olayı bir kişinin gördüğünü iddia etmesi: Rafizilerin, Rasulullah (s.a.s)'in kendinden sonra hilafete Hz. Ali'yi tayin ettiğini ve fakat Ashabın bunu gizlediklerini iddia etmeleri buna örnektir.

4- Kur'ana ve sahih sünnete aykırı olması: Cenabı Hak: "Kıyametin ne zaman kopacağım bilmek Allah'a mahsustur " (Lokman, 21 /34) buyurduğu halde, Rasulullah (s.a.s)'in "Dünyanın ömrü yedi bin senedir. Biz yedinci binin içinde bulunmaktayız" dediğini ileri sürmek gibi; ki, Kur'ana ve Rasulullahın kıyametin ne zaman kopacağım bilmediğini ifade eden sahih sünnetine aykırı olduğu için uydurma olduğu ortadadır.

5- Akla, his ve müşahedeye aykırı olması: Buna bir örnek olarak su uydurmayı gösterebiliriz: ''Nuh'un gemisi Kabe'yi yedi defa tavaf ederek Makamın arkasında iki rekat namaz kıldı" sözünün uydurma olduğu ortadadır.

6- Tarihi vukuata aykırı düşmesi: Ömer b. Musa isimli birisi Humus Camiinde Halid b. Ma'dana isnad ederek hadis uyduruyordu. Cemaat içinde bulunan Ufeyr b. Ma'dan,

-"Halid b. Ma'danla nerede ve ne zaman görüştünüz?" diye sordu. Ömer b. Mu'a,

-108 yılında Ermeniye gazasında görüştük, deyince Ufeyr:

-Allah'dan kork! Halid b. Ma'dan 104 yılında vefat etti. Sen ise onunla ölümünden dört sene sonra görüştüğünüzü iddia ediyorsun. Üstelik o hiç bir zaman Ermeniyyede savaşmamıştır (M. Yaşar Kandemir, Mevzd Hadisler, Ankara 1975, s. 176-184).

Mevzu (uydurma) hadisler üzerine yazılan pek çok eser vardır. Bunların en meşhurlarından bir kaçı şunlardır:

1- İbnu'l-Cevzi: Kitabü'l-Mevzuat mine'l-Ehadisi'l-Merfuat

2- Mecdüd-Din el-Firuz-Âbadi: Hatimetü Sifri's-Saade

3- Celalüd-Din es-Suyuti: el-Leal-Masnua fi'l-Ehadisi'l-Mevzda

4- İbnu Arrak el-Hicazi: Tenzihü'ş Şeriati'l-Merfüani'l-Ahbari'ş Şeriati'l-Mevzua

5- Ali b. Sultan el-Kari: el-Mevzdat

6- Muhammed b. Ali eş-Şevkani: el-Fevaidü 'l, Mecmua fi 'l-Ehadisi'l Mevzua

7- Ebü'l-Hasenat Abdu'l-Hayy el-Leknevi: el-Asaru'l-Merfda fi'l Abbari'l-Mevzua

8- M. Yaşar Kandemir: Mevzû Hadisler, Menşei. Tanıma Yoları Tenkidi.

Sabahattin YILDIZ

İsmail KAYA

 

 

Sünnetten Hayatımıza                                                                        Alptekin Erdemli


Mevzu Hadisleri Tanımak

Daha önceki sayılarımızda bu bölümde genellikle Resulullah (s.a.s.)'ın sünnetinden bazı bilgiler aktararak O'nun hayatından örnekler ve ibretler alınmasını sağlamaya çalışıyorduk. Ancak halk arasında yaygın olarak dolaşan ve gerçekte Resulullah (s.a.s.)'a ait olmayan birçok söz de hadis diye bilinmekte ve değerlendirilmektedir. Bu tür sözlerin hadis diye bilinmesi ise sünnetin sadeliğine ve örnek yönüne zarar vermektedir. Tarihte Resulullah (s.a.s.)'ın hadislerini bu tür uydurma sözlerden ayıklamak için pek çok çalışma yapılmıştır. Buna rağmen hala birçok mevzu rivayet halk arasında hadis diye bilinmektedir. Biz de bu sayımızda mevzu rivayetleri tanımada bize yardımcı olacak genel tespitleri ve bazı örnek mevzu rivayetleri veren güzel bir araştırmayı yayınlıyoruz.

Ancak bu konuya geçmeden önce Resulullah (s.a.s.)'ın bir hadisi şerifini vermekte yarar görüyoruz. Hemen hemen bütün hadis kaynaklarında rivayet edilen ve mütevatir olduğu bilinen bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Kim kasıtlı olarak benim hakkımda (veya ağzımdan) yalan uydurursa ateşteki yerine hazırlansın." Bu hadisi şerif Resulullah (s.a.s.)'a nispetle yalan uydurmanın ne derece tehlikeli bir iş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu tehlike mevzu olduğunu bile bile bir rivayeti aktarmayı veya hadis diye delil olarak ileri sürmeyi de kapsar. Bazıları insanları hayra teşvik amaçlı olması durumunda zayıf ve mevzu rivayetleri aktarmanın sakıncası olmadığını iddia etmişlerdir. Oysa Resulullah (s.a.s.) herhangi bir ayırım yapmadan genel bir ifade kullanıyor. Ayrıca insanları hayra teşvik konusunda mevcut sahih veya hasen rivayetler bize yetecek miktarda ve güçtedir. Bunun yanı sıra hayra teşvik amaçlı da olsa uyduruk rivayetleri kullanmak insanların güvenlerini olumsuz yönde etkiler.

Bütün bu sebeplerden dolayı mevzu rivayetleri tanımanın da sünneti tanıma açısından büyük önemi var. Bu rivayetler yaygınlık kazanmasaydı belki bu kadar önemi olmayacaktı. Ama yaygınlık kazandığından dolayı onları tanımaya ve sünnetten ayıklamaya ihtiyacımız var.

Ayrıca hadis kaynaklarından yararlanmayı da iyi bilmek gerekir. İlginçtir ki bazen mevzu hadislerin veya halk arasında hadis olarak dolaşan ama gerçekte bazı ünlü kişilere ait olan sözlerin ortaya çıkarılması için yazılmış eserlerden hadis nakledildiğine şahit oluyoruz.

İlim erbabından bir kardeşimizin hazırlamış olduğu, mevzu hadislerin tanınmasıyla ilgili bu güzel araştırmanın bu konuda faydalı olacağını umuyoruz.

Vahdet

Hadiste Vaz' Hareketi

Hadis ıstılahında vaz', Hz. Peygamber (s.a.s.)'in söylemediği bir sözü, yalan ve iftira ile ona nispet etmektir ki, bu manada "mevzu" yalan ve iftira ile Hz. Peygamber (s.a.s.)'e nispet edilmiş söz demektir.

Hadisleri olduğundan çok daha farklı bir mahiyette aksettirmek, kendilerine sevgi ve sempati beslenen şahısları aşırı ifadelerle methetmek, insan tabiatının çeşitli zaaflarından biridir. Bu tür hareketlerin çoğu zaman, maddi veya manevi birtakım hesaplar uğruna yapılmış olması da bu zaafın bir başka tezahürüdür. İnsanları mübalağacılıktan daha öte, yalancı duruma düşüren bu sıfatın mevzu hadislerin doğup gelişmesinde büyük tesiri olduğu muhakkaktır.

Resul-i Ekrem (s.a.s.)'in Müslümanlar arasındaki yüce mevkiini ve müessir şahsiyetini davaları adına istismar etmek için harekete geçen samimiyetsiz nice şahıslardan başka İslam'a hizmet etmek düşüncesiyle cahil birçok Müslüman da icat ettikleri yığın yığın söz ve davranışları ona isnat etmeye yeltenmişlerdir.

Şurası muhakkak ki Hz. Peygamber (s.a.s.) insanların bu tür zaaflarını çok iyi biliyordu. Bu sebeple Müslümanların daha dikkatli ve daha uyanık olmalarını temin etmek maksadıyla şöyle buyurmuştur: "Bir insanın duyduğu her şeyi başkalarına nakletmesi onun yalancı olması bakımından kafidir."

Cenabı Allah da Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat, 49/6)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ileride çeşitli sebeplerden dolayı kendine ait olmayan sözlerin hadis adıyla rivayet edileceğini bilmiş ve daha hayattayken bir şahsın kendi adına yalan uydurması sebebiyle Müslümanları bundan şiddetle sakındırmaya çalışmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bu düşünceyle söylemiş olduğu hadislerden bazıları şunlardır:

"Kim benim hakkımda bilerek yalan yere hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın."

Bu hadisi şerif bu mevzudaki hadisler arasında en çok bilinen ve mütevatir olarak rivayet edilenidir.

Bundan başka Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kendi ağzından hadis uyduranları şiddetle tehdit ettiği hadislerden Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde nakledilenlerin birkaç tanesi şunlardır:

"Her kim yalan olduğunu bildiği bir sözü benim hadisim olarak rivayet ederse yalancılardan biri de kendisidir."

"Benim ağzımdan yalan uydurmak şüphesiz ki başka birinin ağzından yalan uydurmaya benzemez."

"Benim adıma yalan uydurmayınız. Her kim adıma yalan uydurursa derhal cehenneme girsin."

Bir hadisin uydurma olduğunu bile bile onu rivayet etmek günahtır. Bununla beraber gerek hadis rivayet edenleri ve gerekse öğrenmek için hadis toplayanları uyarmak ve haram sayılan bir fiili işlemelerini önlemek maksadıyla mevzu hadisleri, mevzu olduklarını da açıklamak suretiyle rivayet etmek zaruri görülmüştür. Nitekim bu rivayetler neticesinde mevzu hadisleri kitaplar içerisinde toplamak ve isnadlarıyla birlikte teşhir etmek mümkün olabilmiştir.

Mevzu Hadisleri Tanıma Yolları

Muhaddisler, ya hadis uyduran şahısların kendilerinde veya uydurdukları sözlerinde bulunan birtakım kusurlar sebebiyle uydurma hadisleri tanıma konusunda kapsamlı araştırma yaparak mevzu hadislerde bulunan alametleri tespit etmişlerdir. Bu alametler şunlardır:

1.Hadis uyduranın itirafı:

Bazı hadisler, taşıdıkları özelliklere bakmaya hacet kalmaksızın bizzat onları uyduranlar tarafından itiraf edilmek suretiyle mevzu oldukları anlaşılır.

Mesela; Nuh ibnu Ebi Meryem, İkrime tarıkıyla, İbnu Abbas'tan rivayet ettiği Kur'an surelerinin faziletleri hakkındaki hadisleri, halkın Kur'an'a karşı rağbetini artırmak maksadıyla uydurduğunu bizzat itiraf etmiştir.

Bazen ravi ikrar etmese bile hadisle ilgili olarak sorulan bir sualde, hadisin onun tarafından vaz' edildiğini ortaya koyabilir ki bu da itirafa yakın bir beyan ve açıklama mesabesindedir.

Mesela; şeyhinden hadis rivayet eden bir şahsa ne zaman doğduğu sorulur, ravinin cevap olarak verdiği tarih, hakikatte şeyhin ölümünden daha sonraya rastlar ve böylece bu ravinin o şeyhle hiçbir zaman görüşmediği anlaşılır. Diğer taraftan şeyhten rivayet ettiği hadis de ancak ravi vasıtasıyla bilinir, yani başka hiç kimse o şeyhten böyle bir hadis rivayet etmemiştir. Bu hususlar göz önünde bulundurularak hadisin mevzu olduğuna hükmedilir.

2.Haberlerin lafzında veya manasında bozukluk bulunması:

Hadis diye rivayet edilen bir haberin sarf ve nahiv bakımından bozuk olması, muhtevasının ise peygamber sözünün münezzeh bulunduğu bir manasızlık ve ölçüsüzlük taşıması onun uydurma olduğunu gösterir. Arapça'yı en fasih ve beliğ konuşan Peygamber efendimiz (s.a.s.)'in sarf ve nahiv kaidelerine uymayan bir söz söylemesine ihtimal verilemez.

Hadisleri mana ile rivayet etmeye salahiyetli olan ravilerin dahi yapamayacağı derecede büyük gramer hatalarını ihtiva eden bir hadisi Hz. Peygamber (s.a.s.)'e nispet etmek doğru olmaz. Böyle bir kusuru bulunan hadisi rivayet eden kimse, o lafzın Resul-i Ekrem (s.a.s.)'e ait olduğunu söylerse haberin uydurma olduğu anlaşılır.

Halkı hayırlı işlere teşvik etmek maksadıyla hadis uyduranların sözlerindeki aşırı mübalağa; İslam prensipleriyle alay eden, Müslümanların imanlarını sarsmak isteyenlerin uydurmalarındaki acı istihza ve bayağı ifadeler Hz. Peygamber (s.a.s.)'e isnad edilmekten çok uzaktır. Bu kabil alametler hadis olduğu ileri sürülen sözlerin uydurma olduğuna hükmetmek için kafi bir sebeptir.

Mesela; Muhammed ibnu Arrak'ın "Tenzihu'ş-Şeri'a" adlı eserinde nakledilen "Beyaz horoz benim dostumdur. Dostumun dostu da düşmanımın düşmanı da Allah'tır. (ve Resulullah evinde bununla birlikte gecelerdi.)" tarzındaki ifadeleri Peygamber (s.a.s.)'e nispet edenin samimi bir Müslüman olabileceği düşünülemez.

Yine başka bir uydurma: "Eğer pirinç insan olsaydı halim bir kimse olurdu" ve "Yeşile ve güzele bakmak görme duygusunu artırır" şeklindeki sözlerde bulunan bayağı ve müstehzi eda onların uydurma olduğuna ve muhtemelen din düşmanları tarafından uydurulduğuna delalet eden kafi birer alamettir.

Az amele çok sevap vadeden veya küçük bir günah işleyeni şiddetli cezalarla korkutan sözde hadisler de mana itibarıyla bozuk ve ölçüsüz olarak kabul edilmiştir.

Aşura günü oruç tutan kimseye Allah Teala'nın oruç tutup namaz kılmak suretiyle yetmiş yıl ibadet etmiş kadar sevap vereceğini, ayrıca on bin meleğin ve yedi semanın sevabını ona bağışlayacağını... O gün bir yetimin başını okşarsa, o baştaki her kıla mukabil cennette bir derece daha yükseltileceğini vaad eden uydurmadaki sevap israfı, onun mevzu olduğunu anlayabilmek için kafi bir alamettir.

Ceza vermedeki dengesizce tehdit ifadesi de o sözün uydurma olduğuna delalet eder. En meşhur yalancı olarak bilinen Hintli Reten (öl: 632/1205)'in yatsı namazını terk eden kimseyi Allah Teala'nın: "Ben senin Rabbin değilim, kendine başka bir ilah ara!" diye kovacağını haber veren yalanındaki aşırı tehdit ifadesi böyledir. Uydurma sözler lafızlarındaki bozukluktan daha çok manalarındaki ölçüsüzlük sebebiyle tanınmış ve damgalanmıştır.

3.Eldeki mevcut güvenilir hadis kaynaklarında bulunmaması:

Hadis kitaplarının tasnif edilmesinden önce hadislerin kontrolü için böyle bir mukayese imkanı mevcut değildi. Daha sonraları bütün hadisler muhtelif metotlarla yazılmış olan hadis kitaplarına geçmiş oldu. Bu eserlerin ihtiva etmediği hadis kalmadı. Dolayısıyla bugün elde mevcut olan güvenilir hadis kitaplarında bulunmayan hadislerin uydurma olduğuna kanaat getirilir.

4.Birçok insanın görmesi gereken bir hadiseyi bir kişinin gördüğünü iddia etmesi:

Sahabilerin Hz. Peygamber (s.a.s.)'den duyduğu bir hadisi orada bulunmayanlara iletmek hususundaki gayret ve himmetleri bilinmektedir. Birçok sahabinin görüp işittiği bir haberin ise mütevatir derecesine ulaşmış olarak daha sonraki nesillere intikal etmesi gerekir. Hadis diye nakledilen sözler arasında öyleleri vardır ki, onların birçok sahabi önünde söylendiği iddia edilmektedir. Bu durum karşısında o haberin veya hadisenin şahitlerinden hiç değilse büyük bir kısmının onu rivayet etmesi beklenir. Aksi taktirde o haberin bir yalandan ibaret olduğu anlaşılır.

Veda haccında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Gadir Hum denilen yerde mola vererek Hz. Ali'yi kendinden sonra halife tayin ettiğini ve fakat orada bulunan ashabın bu haberi ittifakla gizlediklerini söyleyen Şiilerin iddiası böyledir.

Bu uydurmanın mütevatir olması bir yana, sahih bir isnadı bile yoktur.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in ikindi namazı kılmadığı bir gün, batmış olan güneşin onun namazını yetiştirmesi için geri dönerek tekrar göründüğü ve herkesin buna şahit olduğu şeklindeki uydurma da böyledir. Herkesin görmüş olması gereken bir olayla ilgili olması gereken bu haber sadece Ümmü Seleme'ye dayandırılan bir rivayetle nakledilmiştir.

5.Kur'an'a ve sahih sünnete muhalif olması:

Hz. Peygamber (s.a.s.) Kur'an-ı Kerim'i sadece insanlara tebliğ etmekle kalmamış aynı zamanda onun yeryüzündeki ilk tatbikçisi olmuştur. Bunun yanında ilahi kelamın tam manasıyla anlaşılması ve ilahi iradenin bu suretle tecelli etmesi için onu söz ve hareketleriyle açıklamış ve hatta Kur'an-ı Kerim'de bulunmayan İslami esasları da onun ruhuna uygun olarak ortaya koymuştur. Binaenaleyh her beyanı ve davranışı din olan ve ashabı tarafından bütün hareketleri dikkatle takip edilen bir peygamberin kendi hadislerini nakz eden sözler söylemeyeceği aşikardır. Bu böyle olunca hayatının düsturu olan Allah kelamına muhalif bir beyanda bulunması da elbette düşünülemez.

Hadis olduğu ileri sürülen haberlerin bu iki kaynağa muhalefeti sebebiyle kolayca tanınması mümkündür.

Mesela: "Size benim hadisim olarak rivayet edilen doğru bir sözü duyduğunuz zaman onu ben söylesem de söylemesem de kabul ediniz."

Bu uydurma sözü: "Her kim benim söylemediğim bir sözü bile bile bana isnat ederse cehennemdeki yerini hazırlasın" mütevatir hadisiyle bağdaştırmak mümkün değildir.

Dünyanın ömrünü tayin eden bir uydurmada Hz. Peygamber (s.a.s.)'in: "Dünyanın ömrü yedi bin senedir, biz yedinci binin içinde bulunmaktayız" dediği iddia edilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in vefatından bu yana 1400 küsur sene geçmiş olmasına rağmen dünyanın hala ayakta durması her şeyden önce bu sözü yalanlamaktadır. Kaldı ki bu söz hem ayete hem de sahih hadise muhaliftir.

6.Akıl, his ve müşahedeye muhalif olması:

Allahu Teala ilahi vahyinde yalnız akıllı olanlara hitap etmiş, emir ve yasaklarından onları mesul tutmuştur. Onun elçisi sıfatıyla Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sözlerinin de normal akla uyması gerekir. Binaenaleyh tevil edilemeyecek bir surette akla aykırı bulunan bir hadisin mevcudiyeti düşünülemez.

"Nuhun gemisi Kabe'yi yedi defa tavaf ederek Makam'ın arkasında iki rekat namaz kıldı" uydurmasının normal akıl ve sağlam bir mantıkla bağdaştırılması mümkün değildir.

7.Tarihi vukuata aykırı düşmesi:

Hadis olduğu iddia edilen sözlerin tarihi gerçeklere uygun düşmeyişi de onların uydurma olduğunu göstermiştir. Birçok uydurma metinler tarih bilgisi yardımıyla kolayca tanınmış ve pek ehemmiyetli mevzu teşkil etmiştir.

Buna misal olarak Ufeyr ibnu Ma'dan (öl: H. II. /M. VIII. asır)'ın naklettiği şu hadisi zikredebiliriz: "Ömer ibnu Musa (öl: 157/777) Humus'a geldiği zaman mescide giderek etrafını sardık. O ikide bir: "Salih bir şeyhten şöyle duydum" diyerek rivayette bulunuyordu. Bunu o kadar tekrarladı ki, dayanamayarak: "Bu salih şeyhiniz kimdir? Adını söyleyin de öğrenelim" dedim. Şeyhinin Halid ibnu Ma'dan olduğunu öğrenince: "Onunla nerede ve ne zaman görüştünüz?" diye sordum. 108 (726)'de Ermeniyye gazasında görüştüklerini söylemesi üzerine şöyle dedim: "Ey şeyhim! Allah'tan kork, Halid ibnu Ma'dan 104 (722)'de vefat etti. Sen ise onun ölümünden dört sene sonra görüştüğünü iddia ediyorsun! Üstelik o, hiçbir zaman Ermeniyye'de savaşmamıştır."

Muhaddislerin bu türden dikkate değer pek çok başarıları olmuştur.

Hangi Konulardaki Hadisler Mevzu Olabilir?

Hadisçiler, haklarında uydurma hadislerin çokça bulunduğu belli başlı konuları şöyle sıralamışlardır:

1.Senenin veya haftanın belirli gün ve gecelerinde kılınması tavsiye edilen namazlar hakkında.

(Ebu'l-Hasan el-Laknavi, el-Asaru'l-Merfu'a adlı eserinde bu konuyla ilgili uydurma hadisleri incelemiştir.)

2.Belirli tarihlerde bazı hadiselerin cereyan edeceğini haber veren hadisler. (Mavsili'nin el-Muğni adlı eserinde Varaka 5)

3.Kıyamet alametlerinin muayyen aylarda zuhur edeceğini beyan eden hadisler. (a.g.e., Sh. 213)

4.Türkleri, Habeşlileri, Sudanlıları zemmeden hadisler. (Ali el-Kari, el-Mevzuat, Sh. 121-122)

5.Ebu Hanife ve İmam Şafii'nin adlarını anarak medh veya zemmeden hadisler. (Mavsili el-Muğni adlı eserinde zikretmiştir.)

Mesela: Me'mun ibnu Halef el-Harevi'ye: "Şafii ve ona tabi olanlar hakkında ne dersin" diye sordular. Cevaben dedi ki: "Ahmed ibnu Abdillah bize Abdullah ibnu Ma'dan el-Ezdi'den rivayet etti, o da Enes'den merfu olarak rivayet etti. Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurdu ki: "Ümmetimin içinde Muhammed ibnu İdris adında biri çıkacaktır ve ümmetime iblisten daha zararlı olacaktır. Yine ümmetimin içinde Ebu Hanife denilen bir zat çıkacaktır ki o ümmetimin meşalesidir." (Tedribu'r-Ravi, Sh. 100)

6.Mürcie, Cehmiyye, Kaderiyye ve Eş'ariyye mezheplerinden bahseden hadisler. (Mavsili'nin el-Muğni adlı eserinde Varaka 3a)

7.İskenderiyye, Dimyat, Basra, Bağdat, Kazvin, Ürdün, Abadan, Cidde, Askalan, Nusaybin, Antakya, Horasan, Talkan, Merv, Buhara, Semerkant, Herat, Fas gibi şehir ve memleketleri medh veya zemmeden hadisler. (Muhammed Beşir Zafir, Tahsiru'l-Müslimin, Sh. 37)

8.Peygamberlerin veya diğer büyük zevatın kabirleri hakkında ileri sürülen hadisler. (Ali el-Kari, Mizan, Sh. 98-99)

9.Hızır ve İlyas (a.s.)'ın hayatlarından bahseden hadisler. (Mavsili, a.g.e., Sh. 2a)

10.Aşura gününün faziletlerinden ve o gün sürmelenmekten, süslenmek veya hüzünlenmekten, namaz kılmak, infak etmek ve aşura çorbası pişirmekten bahseden hadisler. (a.g.e., Sh. 2a)

11.Mercimek, pirinç, bakla, patlıcan, portakal, üzüm, pırasa, karpuz, ceviz, peynir ve helva gibi yiyecek maddeleri ve gül, nergis, menekşe gibi çiçekler ve bitkiler hakkında hadisler. (Ali el-Kari, Mizan, Sh. 126)

Mesela: "Menekşe yağının diğer yağlara üstünlüğü benim diğer yaratıklara üstünlüğüm gibidir." (İbnu Arrak, Tenzihu'ş-Şeri'a, C. 2, Sh. 183)

12.Sokakta yemek yemeği ve eti bıçakla kesmeyi yasaklayan ve etin faziletinden bahseden hadisler. (Firuzabadi, Hatimetu Sıfri's-Sa'ade, sh. 204)

13.Kur'an-ı Kerim surelerinin faziletleri hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır. Suyuti'nin beyanına göre hakkında hadis varid olan sureler şunlardır: Fatiha, Bakara, Ali İmran, Nisa, Maide, Enam, Araf, Tevbe, Kehf, Yasin, Duhan, Mülk, Zelzele, Nasr, Kafirun, İhlas ve Muavezeteyn. (Suyuti, Tedribu'r-Ravi, C. II, Sh. 290)

14.İmanın artıp eksilmesi hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır.

15.Akıl hakkındaki hadisler uydurmadır.

16.Çocuğa Muhammed veya Ahmed adını koymanın faziletine dair sahih hadis yoktur.

17.Evladı zemmeden hadislerin tamamı uydurmadır.

18.Bekarlığı öven hadisler uydurmadır.

19.Beyaz horozu öven hadisler uydurmadır.

20.Akik taşından yapılmış yüzük takmanın fazileti hakkındaki hadisler uydurmadır.

21.Ticareti zemmeden ve malın fitne olduğundan bahseden hadisler de uydurmadır.

22.Meşhur muhaddislerin meydana getirdiği bir sened zinciriyle Hz. Peygamber (s.a.s.)'den veya Hızır (a.s.)'dan söz eden, Hasanu'l-Basri, İmam Cafer Sadık gibi büyük zevattan rivayet edilen haberin akabinde bazen "bundan şüphe eden kimse kafir olur" şeklinde bir beyan bulunur. Bu tür nakiller de uydurmadır.

Bazı İbarelerin Açıklaması:

Şeyh: Hadis ilminde şeyh bir ravinin hadis naklettiği kendinden önceki raviye denir.

Sened: Bir hadisi nakleden ravilerin zikredildiği raviler zinciri.

 

SÜNNET

 

DEĞİŞİK KONULARDAKİ UYDURMA HADİSLER

Rıza GÖRÜŞ

 

Halk arasında bazı sözler dolaşmakta ve bunun hadis olduğu zannedilmektedir. İslam uleması bu konuda da araştırmalar yapmış ve bunların Hz. Peygamber’e (a.s.) aidiyetini araştırmışlardır. Bunları en meşhuru Keşf’ül Hafa ve el-Mekasidü’l Hasene dir. Bu bölümde genelde herhangi bir kategoriye girmeyen ancak İslam ülkelerinde hadis olduğu zannedilen bazı sözlere örnek vereceğiz.

1-“Ticaretinizin en hayırlısı kumaş, işlemeciliğinizin en hayırlısı da incidir.”

2-“Sakalın seyrekliği erkeğin efendiliğindendir”

3-“Dokumacı ve hacamatçılar haricinde insanlar eşittir.”

4-“Nebî (a.s.) secde eden bir adam gördü. Secdede saçını şu şekilde çekiyor, topraktan tozlanmasın diye topluyordu. Rasûlullah da şöyle buyurdu: 'Allah’ım saçlarını çirkinleştir.' O an saçları döküldü.”

5-“Dokumacılarla ve muallimlerle istişare etmeyin. Çünkü Allah onların akıllarını almış, kazançlarından bereketi kaldırmıştır.”

6-“İyilik yaptığın kimsenin kötülüğünden sakın.”

7-“Yumuşak konuşan sevilir.”

8-Elin kınamasına tahammül etmek, ateşte yanmaktan hayırlıdır.”

9-Halkın sözü, Hakkın kalemedir.”

10-Size benim hadisim olarak rivayet edilen doğru bir sözü duyduğunuz zaman –onu ben söylemiş olayım olmayayım-kabul ediniz.”

11-Kim (hüve) harfini tek gözlü yapmadan “Bismillahirrahmanirrahim” yazarsa, Allah da ona bir milyon iyilik yazar ve derecesini bir milyon defa yükseltir.”

12-“Eğer pirinç insan olsaydı halim bir kimse olurdu.”

13-“Yeşile ve güze kadına bakmak görme duygusunu artırır.”

14-“Horoz benim dostumdur, dostumun dostu, düşmanımın da düşmanıdır.”

15-“Sizden biri bir taş hakkında hüsn-ü zan beslese ondan fay­da bulur.”

16-“Kimin sadaka verecek malı yoksa Yahudi ve hristiyanlara lanet etsin”

17-“Dininizin yarısını Hümeyra (Hz. Aişe) dan alın.”

18-“Üç şey gözü kuvvetlendirir: Yeşilliğe bakmak, Akan suya bakmak, güzel yüze bakmak.”

19-“Güzele bakmak ibadettir.”

20-“Ay muharremde tutulursa pahalılık, anarşi ve angaryaya koşması olur, Safer ayında tutulursa şöyle şöyle olur…”

21-“Cebrail bana cennetten keşkek getirdi. Onu yedim ve cima hususnda kırk erkeğin gücü bana verildi.”

22-“Mümin tatlıdır ve tatlıyı sever.”

23-“Yemeğe üfürmek bereketini giderir”

24-“Birinizin kulağı çınlayınca bana salâvat getirsin ve beni hayırla ansın.”

25-“Tavuk ümmetimin fakirlerinin koyunudur.”

Kaynak:

1-İ'laü's-Sünne, Zafer Ahmed et-Tehanevi,  Yeni Usulü Hadis, İbrahim Canan

2-el-Menaru'l Münif, İbni Kayyım Cevziyye, Cantaş Yay.

3-Mevzu Hadisler, M.Yaşar Kandemir,D.İ.B.

4-Akıl Vahiy Açısından Sünnet, Dr. Mehmet Erdoğan, İFAV

5-el-Muvafakat, Şatıbi, İz Yay.

6-Kur'an Sünnet Bütünlüğü, Necati Kara, İhtar Yay.

7-Mevzu Hadisler, Abdulfettah Ebu Gudde, İnsan Yay.

8-Sünneti Anlamada Yöntem, Yusuf el-Kardavi, Rey Yay.

 

Toplumda din adına oluşmuş yanlış inanç ve amellerin ekserisi Mevzu/ uydurulmuş Hadislerden kaynaklanmaktadır. Halkın cahil kesimi, bunları sorgulayıp ayıklayamamış, çok sevdiği Peygamberine nispet edilen yalanları kemal-i hürmetle benimsemiş, hatta bu yalanlara sarılmanın kendisine şehit sevabı bile kazandıracağına inanmıştır.

Uydurulmuş hadislerin toplumda yapmış olduğu tahribat maalesef TAMİR EDİLEMEZ boyuttadır. Bizim amacımız, karınca kararınca Müslüman kardeşlerimizin dikkatlerini çekmek ve arı duru İslam’ı kendilerine takdim ve tavsiye etmektir.

 

 

 

 

UYDURULMUŞ HADİS NEDİR ?

 

 

Bir kimsenin uydurup, iftira ederek peygamberimize nispet ettiği hadislerdir. Yani, peygamberimizin demediği bir sözü, yapmadığı bir davranışı, onaylamadığı bir şeyi, peygamberimiz dedi, yaptı, onayladı diye ortaya atmaktır.

Uydurma hadisleri konu alan yüzlerce kitap yazılmış, bu kitaplarda hadis uyduran kişiler, hadis uydurulan konular ve uydurulmuş hadisler tek tek  açıklanmıştır.

Ama bugünkü nemelazımcı Müslüman tipi bunları araştırıp inceleyeceği yerde maalesef atalarının yolundan gitmiş, onlardan gördüklerinin yalan yanlış ayırdını yapmadan  takipçisi ve uygulayıcısı olmuştur.

Konunun bilimsel analizi çok uzun ve herkesin anlayacağı türden olmadığından biz, burada kısaca işin özünü sunup faydalı olmak arzusundayız.

 

 

 

 

HADİS UYDURMA İLK NE ZAMAN BAŞLADI ?

 

 

Dünyada her zaman insanları en iyi kandırmanın yolu; Allah’ı, peygamberi, Kur’an’ı, yani kısaca dini alet olarak kullanmak olmuştur. Bu tip aldatmalar, sadece İslâm tarihine de özgü değildir. İnsanlık, tarihinin her döneminde dinî inançları kullanılarak istismar edilmiştir.

Kur’an’ı tahrif edemeyeceklerini görenler, tabiri caizse surda delik açmanın Kur’an dışında bir takım yalanlarla mümkün olabileceğini düşünüp, kötü emellerini hadis uydurmak suretiyle gerçekleştirmişlerdir.


İslâm tarihinde ilk hadis uydurması peygamberimizin sağlığında yapılmış; bir kişinin sevdiği kızı alabilmek için peygamberimizin ağzından bir yalan uydurması ile başlamıştır. Bunu duyan peygamberimiz ise herkesi uyarmıştır:

“Kim bilerek ve kasten benim üzerime bir yalan söylerse ateşten yerine yerleşsin.”

 

 

O zamanki Müslümanların nitelikleri bu tip bir cinayete zaten elvermiyordu. Onlar Kur’an ile terbiye olmuş ve eğitilmiş kişilerdi. İşin ciddiyeti gereği, ince eleyip sık dokurlardı ve her duyduklarının peygamberimizden de teyidini alırlardı. Peygamberimizden sonra Ebu Bekir ve Ömer dönemlerinde de hadis uydurma pek görülmemiştir. Gerçi peygamberimizin ölümünden sonra ilk halife seçimi sırasında ortaya atılan “İmamlar Kureyş’ten olacaktır” hadisi tartışılmıştır ama peygamber ağzından söz aktarma o dönemde yaygın değildir.

Osman’ın öldürülmesinden sonra ise Müslümanlar arasında inanılmaz fitne ve olaylar baş göstermiş ve bunların taraftarları, otuz-kırk bin Müslüman’ın hatta sahabenin kanına girenler, olaylara ve tuttukları yola bir dayanak bulma mecburiyetine düşerek, hadis uydurmaya hatta uydurtmaya başlamışlardır. Herkes kendini öven, karşı anlayışı da yeren hadisler ortaya atmaya başlamış ve ilk hadis uydurma harekâtı böyle başlamıştır.

Ömer ve Ali’nin birkaç sahabeyi azarladıkları ve tartakladıkları olmuşsa da uydurma hadislerle mücadeleyi ilk defa ciddiye alan ve ayıklamayı ilk emreden Halife Ömer b. Abdülaziz olmuştur. Harun er-Raşid de hadis uyduranları katletmiştir.

Büyük hadis bilgini Abdullah b.El Mübarek bir gurup bilginle birlikte, uydurulmuş hadislerin tespit ve ayıklanmasına büyük emek vermiştir. (Allah onlardan razı olsun.)

 

 

 

 

HADİS UYDURMANIN AMAÇLARI:

 

 

  1-     Müslümanları içlerinden kendi silâhlarıyla vurmak, arı duru İslâm’ı tahrif ederek dini yozlaştırmak. (Bu amaç için genellikle Yahudi kökenli kişiler çok hadis uydurmuşlardır.)

  2-     Bazı mezhep ve tarikat gibi ekollerin kendilerini güçlendirmek ve taraftar toplama  gayretleri.

  3-     Cahil halkın sömürülmesi.

  4-     Devlet adamlarına yaranabilmek, onlardan makam mevki koparabilmek.

  5-     Din adamı geçinen bazı sapık ve cahil kimselerin, halkı ibadet ve takvaya gayret ettirmek, kötü şeylerden de uzak tutabilmek için peygamber adına hadis uydurmanın yararlı olacağı inancına sahip olmaları.

  6-     Siyasi çıkarlar. (İlk kez Osman ve Ali ihtilâfı döneminde yaygınlaşan uydurmacılık daha sonra Şam’da saraylarda devam etmiştir. İstanbul’un fethini müjdeleyen hadis de o dönem uydurmalarındandır.)

  7-     Irk, kabile, dil, şehir ve imam taraftarlığı. (FANATİZM)

  8-     Gaflet, cehalet, kibir. (Bazı raviler iyi ezberleyememiş, bazıları bunamış durumda hadis rivayet etmişlerdir. Bazıları yanlışı ortaya çıkınca düzeltmemiş, bazıları da karıştırmıştır.)

 

 

 

 

UYDURULMUŞ HADİS NASIL BELLİ OLUR ?

 

 

Bunun bir çok yolu ve usulü olmasına rağmen, bilimsel yöntemlerin herkes tarafından bilinmesi ve uygulanması imkânsızdır. Bu sebeple burada pratik ipuçları veriyoruz:

 

 

Uydurulmuş hadis;

  1-     Kur’an ve sahih sünnete aykırıdır.

  2-     Anlamı bozuktur.

  3-     Akla, bilime, tecrübeye, müşahedeye ve evrensel normlara ters düşer.

  4-     Ahlâksız, kişiliksiz, yalancı, çıkarcı vs. kişiler tarafından ortaya atılmıştır.

  5-     Rivayetteki sözler ve rivayetin konusu, peygambere yakışmayacak ölçüde bayağıdır.

  6-     Bir çok insan tarafından duyulması lâzım gelen konularda sadece bir kişi tarafından rivayet edilmiştir.

  7-     Rivayet eden kişinin çıkarları doğrultusundadır.

  8-     Tarihî ve coğrafî bilgilere uymaz.

  9-     Peygamber tarafından rüyada öğretildiği iddiası ile sunulur.

 

 

 

 

Uydurulmuş hadisleri tespit etmenin bunlara benzer daha bir çok yolu vardır. Ama bunların en sağlamı ve en kısa yolu hadisin KUR’AN İLE SAĞLAMASINI YAPMAKtır. Nasıl ki sarraflar altının saflık derecesini mihenk taşı ile tespit ederlerse, Müslümanlar da bir rivayetin doğru olup olmadığını Kur’an ile sağlama yaparak tespit etmelidirler. Kur’an’a ters olanların yalan ve uydurma oldukları kesindir.

Meselâ;
bir çok hadis kitaplarında,”VELED-İ ZİNA CENNETE GİREMEZ” ve “ÖLÜ, ARKASINDAN EHLİNİN AĞLAMASI NEDENİYLE AZAP OLUNUR”  hadisleri yer almaktadır. Kur’an ile sağlaması yapıldığında bu rivayetlerin En’âm suresinin, 164. ayetine aykırı oldukları görülmektedir:

 

“Şunu da söyle: Allah her şeyin Rabbi iken O’ndan başka bir rab mı arayayım? HERKESİN KAZANDIĞI KENDİ ÜSTÜNDE KALIR. HİÇ BİR GÜNAHKÂR BAŞKA BİR GÜNAHKÂRIN YÜKÜNÜ TAŞIMAZ. Sonunda dönüşünüz rabbinizedir. Tartışmaya girdiğiniz şeyleri o size haber verecektir.”

 

 

Başka bir örnek olarak;

“Bir kimse her gün yüzünden iki yüz ayet okursa ......MÜŞRİKLERDEN OLSA BİLE, ALLAH ANA BABASININ AZABINI HAFİFLETİR.” rivayetinin sağlamasını yaparsak, bu rivayetin de Bakara suresinin 86. ve 162. ayetleri ile Nahl suresinin 85. ayetine ters düştüğü görülmektedir. Yani bu hadis de kesin olarak uydurmadır.

Biz, yukarıda verdiğimiz esas ölçüleri doğrultusunda, her akıllı kişinin bu ölçülerle araştırma ve ayıklama yapabileceğine inanmaktayız. Dolayısıyla, kimden duyulursa duyulsun, hangi kitaptan okunursa okunsun her rivayetin mutlaka tahlili yapılmalı, yani her rivayet elekten geçirilmelidir. Toplumda sağlam diye bilinen kitaplar da buna dahildir. Onların içinde de yüzlerce yalan ve yanlış vardır.

İşte Sahih-i Buhari’den bir örnek; Kitabü-l Enbiya 83 numaralı hadis. Metin ve meali birlikte sunuyoruz:


“...Ebu hureyre RA. Şöyle demiştir. Rasulüllah SA. Şöyle buyurdu: “Âdem ile Mûsâ birbirine huccet getirip çekiştiler. Mûsâ, Âdem’e:

-Sen, günâhın seni cennetten çıkarmış olduğu Âdem’sin, dedi.

Âdem de Mûsâ’ya:

-Sen Allah’ın risâletleri ve kelâmı ile seçip üstün kıldığı Mûsâ’sın. Sonra sen,  ben yaratılmadan evvel üzerime takdir edilmiş bir işten dolayı beni kınıyorsun, dedi.

Bunun  ardından Rasulüllah iki kere: “böylece Âdem Mûsâ’ya delil ve bürhanla gâlip oldu” buyurdu.

 

 

Âdem ve Musa peygamberlerin yaşadıkları yerler ve yaşadıkları zamanlar itibariyle bir araya gelerek konuşmaları mümkün değildir. Bu rivayet hem tarihî hem coğrafî hem de Kur’an’ın verdiği bilgilere ters düşmektedir. O hâlde uydurmadır. Görüldüğü gibi, sağlam denilenlerin içerisinde de buna benzer uydurmalar vardır (hatta yüzlercesi vardır). Bazı rivayetlere ise uydurma sıfatı yetmemektedir. Çünkü içlerinde Kur’an’ın NOKSAN olduğunu iddia edecek kadar, rezil olanları bulunmaktadır.

 

 

Sonuç olarak, asılları Arapça olan yüzlerce uydurma hadis kitapları içerisinde on binlerce uydurulmuş hadis vardır. Çeşitli kaynaklar bunların sayısının tam olarak bilinemediğini ama kırk elli bin dolaylarında tahmin edildiğini yazarlar. Bu uydurulmuş hadislerin çoğu, daha sonra uyduranlar tarafından itiraf edilip açıklanmıştır. Ama buna rağmen bu uydurmaları kitaplardan ve toplumdan söküp atmak mümkün olmamıştır.

Ülkemizde bunların meşhur olanları ve dilimize çevrilmiş olanları da vardır. Meselâ İmam-ı Gazali’nin İhya-ü Ulumü-d Din’i, Tenbihü-l Gafilin, Dürretü-n Nasihin kitapları bunlardan bazılarıdır. Tasavvuf ve Tarikat çevrelerinde elden ele dolaşan kitaplar ve risaleler, İslâmî bir mahiyet taşımadığından konumuzu ilgilendirmemektedir.

 

 

 

 

KONULARI İTİBARİYLE, OY BİRLİĞİYLE UYDURMA OLDUĞU KABUL EDİLEN HADİSLER:

 

 

  1-     Kur’an surelerinin faziletlerini konu edinen hadisler.

  2-     Aklı yeren hadisler.

  3-     Haftanın belirli günlerinde nafile namazları öven ve tavsiye eden hadisler.

  4-     Recep ve Şaban aylarının faziletini ve bu aylarda tutulan orucun faziletini konu alan hadisler.

  5-     Aşure günüyle ilgili hadisler.

  6-     Peygamberimizin eşi Ayşe’ye “Humeyra” (sarışın)diye hitap eden hadisler.

  7-     Kutuplar, gavslar gibi tarikat ve tasavvuf imamlarını konu alan hadisler.

  8-     Mehdi ile ilgili hadislerin bir kısmı 

  9-     Şehirleri öven, bazı şehirlerin faziletlerinden bahseden hadisler.

10-     Gaybe ait, yani geleceğe dair tarih veren hadisler. (Şu tarihte şu olacak, şu gün şu olur gibi.)

11-     Bekârlığı öven hadisler.

12-     Horoz, güvercin ve tavuk ile ilgili hadisler.

13-     Peygamberler ve bazı kişilerin kabirleri hakkındaki hadisler.

14-     Ebu Hanife ve İmam-ı Şafi’nin adlarının anıldığı hadisler.

15-     Mürcie, Cehmiyye, Kaderiyye, Eş’ariyye mezheplerinden bahseden hadisler.

16-     Kıyamet alametlerinin belirli aylarda ortaya çıkacağını haber veren hadisler.

17-     Bir peygamberden daha çok bir ihtisas sahibinin tavsiyelerine benzeyen hadisler. Meselâ; “Keşkek beli kuvvetlendirir”, “Yumurta ve soğan kısırlığı giderir” hadisleri gibi.

18-     İmanın artıp eksilmesine dair hadisler.

19-     Medine, Mekke ve Kudüs’ün dışındaki şehirleri öven ya da kötüleyen hadisler.

20-     Sevap veya ceza konusunda çok abartılı hadisler.

21-     Hızır ve İlyas’ın hayatta olduklarına dair hadisler.

22-     Abbasoğullarının hilâfetini haber veren hadisler.

23-     Arap’ı, Kureyş’i ölçüsüz öven, diğer ırkları yeren hadisler.

24-     Satranç ile ilgili hadisler.

25-     Çocuğa Ahmed, Muhammed adını koymanın faziletine dair hadisler.

26-     Evlâdı ve malı kötüleyen hadisler. (“Sizden birinizin yüz altmış yılından sonra köpek eniği yetiştirmesi, çocuk yetiştirmesinden daha hayırlıdır” hadisi gibi.)

27-     İfade tarzı ve içeriği saçma olup peygambere yakışmayan hadisler

28-     Akik taşından yapılmış yüzük takmanın faziletine dair hadisler.

29-     Mescide kandil takmanın, hasır (halı, kilim) sermenin faziletine dair hadisler.

30-     Ticareti kötüleyen hadisler.

31-     Mercimek, pirinç, bakla, patlıcan, üzüm, pırasa, karpuz, ceviz gibi yiyecek maddeleri ve gül, nergis, menekşe gibi çiçek ve bitkiler hakkındaki hadisler.

32-     “Ya Ali!” diye başlayan ve Ali’ye vasiyet niteliği taşıyan tüm hadisler.

 

 

 

 

Tüm hadis ve din bilginlerince uydurma oldukları oy birliğiyle kararlaştırmış ve konuları itibariyle yukarıda sıralanmış olan özellikler dikkate alınmak suretiyle, uydurulmuş hadisler kolaylıkla ayıklanabilir. Bilhassa da çeşitli yayınlarla (meselâ takvim yapraklarında ve gazete sayfalarında) günlük hayatımıza sokulmak istenen imzasız, hadis diye millete sunulan sözlerin mutlaka tahlilinin yapılması gerekmektedir.

 

-DİNİ BOZMAK DEJENERE ETMEK İÇİN YAPILAN UYDURMALAR:

Dine düşman olup da dinin bozulması için hadis uyurdanlar bu gruba girmektedir. Örneğin dine bu yönde zarar vermek isteyen Abdülkerim Bin Erbil isimli bir kişi yakalandıktan sonra tam 4000 tane hadis uydurduğunu itiraf etmiştir. Yine burada isimlerini teker teker saymak  istemiyorum ama İbni Hacer’ın  lisanul mizan’ın bu şekilde bir çok dinsizin dine düşmanlık için hadis uydurduğu bahsetnektedir. Yine benzer örnekler Zehebi’nin  Mizan’nında da söz edilir.

Bunlar sadece hadis uydurduğu ortaya çıkan münafıklardır. Bunun dışında yaşamış ve yakalanmayan münafık hadis ravilerini de düşününce ortaya çok açık bir tablo çıkar.

 

2- SİYASİ AYRILIKLARDAN DOLAYI UYDURMALAR

Peygamberimin vefatinin üstünde 40 yıl geçmeden Hz. Ali ve Muaviye arasında bir çatışma boy göstermiştir. Daha sonra bu çatışma tüm İslam toplumuna yayılmıştır. Her fırka kendi siyasi olarak desteklediği hadisler uydurmuştur. İşte Hz. Ali’nin çokça övüldüğü hadisler de özellikle bu dönemde uydurulmuştur. Yine Hz. Ömer hakkında onu küçük düşürmeye çalışan hadislerin ortaya çıkması bu döneme rastlar.

Sünnilerin Ebu Bekir’i öven hadisleri ile Şiilerin Hz. Ali’yi öven hadisleri gerçekte siyasi mücadelenin birer yansımalarıdır. Peygamberimizin bu sözlerle hiç bir alakası yoktur.

 

3- DİNİ EKSİK SAYARAK, KENDİNCE DİNİ KURTARMAK İÇİN UYDURULMUŞ HADİSLER:

Dindar olarak tanınan bir çok kişinin de hadis uydurduğu bilinen bir gerçektir. “ Salih kişileri hadiste olduğu kadar hiçbir şeyde yalancı görmedik.” Sözleri ünü hadisci Müslim’e aittir. O hadis toplarken rastladığı bu olayı bu sözlerle itiraf etmiştir.

“Medine de 100 kişiyle karşılaştım. Hepsi güvenilirdi, ama hadisleri alınmazdı. ( Müslim, Sahih Müslim, 1 cilt, sayfa 13)

Kendi görüşlerine çok güvenen bu tarzda insanlar, Kuran’da kendilerince olmayan bir konuyu, bu tarz uydurma hadislerle ilave edince, iyilik yaptıklarını düşünmüşlerdir. Örneğin Kuran’da olmayan haremlik selamlık düşüncesini dine sokanlar belki de kendilerince zinaya yozlaşmaya engel olacaklarını düşünmüş olabilir. Fakat burada yaptıkları kendilerinin düşüncesini Allah’ın düşüncesinden üstün görmeleriydi. Allah gerek görse zaten bunları Kuran’da açıklayacağını anlamadan bu tarz ilaveler yapmayı doğru zannetmişlerdir.

 

4-DİNİ SEVDİRMEK İÇİN UYDURULANLAR

Bunlar içinde özellikle Kuran ayetlerinin faziletleri hakkında uydurulmuş hadisler vardır. Örneğin “şu duayı şu kadar okursan cehenneme gitmezsin”, “bu duayı evden çıkarken okursan yolda kaza olmaz”, “bu ayetleri üstünde taşırsan bereketin açılır” tarzındaki hadisler bu kapsama girmektedir. Bunların hiç biri Kuran’da olmadığı gibi bu mantıklar Kuran’a da aykırıdır.

Bu tarz hadislerin uydurulması bu duaların ya da ayetlerin daha çok okunulmasını sağlamak için olmuştur. Tabi ki Kuran okumak ve üzerinde düşünmek önemlidir. Ama bunların okunmasının bir etkisinin olacağını düşünerek, anlamını düşünmeden okumak, hiçbir etkisi olmayacağı gibi, buna inanan insanlarda itikadi açıdan problemler doğurabilir.

 

5- MEZHEPLERİ FIRKALARI DOĞRU ÇIKARTMAK İÇİN UYDURULMUŞ HADİSLER:

İnsanların zamanla Kuran’da uzaklaşması ve bazı uydurma hadislere göre amel etmeye başlaması, tüm İslam dünyasında bölünmelere ve mezheplerin doğuşuna neden oldu. Bunun sonucunda bazı mezhepler ortaya çıktı. Mezhepler arası çatışmalar beraberinde bu yönde uydurma hadisleri getirdi. Hz. Peygamberin ağzından kendi mezhebini öven diğerini yeren sözler uydurdular.

“Ümmetimden İmam Şafi adında bir kimse ortaya çıkacaktır. O ümmetime şeytandan daha zararlıdır. VE yine ümmetimden adına Ebu Hanefi denen birisi gelecektir. O ümmetimin ışığıdır. “ ( İbnu arak tenzius şeria 2. cilt sayfa 14)

Bu arada şafilerde kendi imamları için hadis uydururlar:

“Kurayş alimi ( İmam Şafi) yeryüzünün her yerini ilimle dolduracaktır.”

Tabi Malikilerde artık bir hadis bulmaları gerekir:

“İlim talebi için bir gün gelecek develerin boynu vurulacak ( Yani uzun seyahate çıkılacak) da Medine aliminden ( imam Malik) daha alim birisi olmayacak. “

Kadiriyecilerin kendi mezhepleriyle ilgili olarak uydurdukları hadisleri yine kendileri itiraf etmişlerdir.

“Kaderiyecilerden hiçbir şey rivayet etmeyiniz., vallahi biz insanları mezhebimize çekebilmek için hadsi uydurur ve bu hareketimizle sevp kazanacağımızı zannederdik, ben bu suretle kadereiye mezhebine dört bin kişi kattım” ( Er Cerhu Ve’l TAdi’l 1cilt sayfa 32)

Şiilerin Hz. Ali’yi yüceltmek için uydurdukları hadsiler yüz binleri bulmuştur.

 

Bunun dışında tarikatlarda kendilerine bu tarz hadisler bulmuşlar ya da uydurmuşlardır. Örneğin insanları tarikatlara çekmek için söylenen “ Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” hadisi bunlardan en meşhurudur.

 

6- ZORLAMA ALTINDA UYDURULAN HADİSLER

Özellikle bu tarz hadisler Emevi halifeleri döneminde ortaya çıkmıştır. İslam dininde Kuran’dan uzaklaşmanın ve büyük bir kırılmanın yaşandığı Emevi döneminde kendi çıkarları için hadis uydurulması bizzat devlet politikası olarak uygulanmıştır. Özellikle şiddet içeren hadisler bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi Emevi halifelerinin din dışı vahşi ve ırkçı tutumlarını gizlemek ve bunu diniymiş gibi göstermek kaygısıdır.

Bugün İslam dininde şiddet olduğu yönünde eleştirilerde kullanılan hadisler, işte bu Emevi döneminin ürünüdür. Kuran’ın mantığıyla taban tabana zıt bu hadislere bugün bile bazı Müslümanlar gerçek zannederek uymaya çalışmaktadırlar. Yine içinde ırkçılık içeren, Arap ırkını öven başka ırkları yeren hadislerde bu dönemde ortaya çıkmıştır. Oysa Kuran’da ne ırkçılık nede savunma dışında bir savaş mantığı yoktur.

Kendi uygulamaları, cinayetleri ya da savaşları için dinin kullanılması sadece Emevi dönemiyle sınırlı kalmamıştır. Bu tarz yöntemlere farklı araçlar kullanarak Osmanlı da başvurmuştur. Devletin bekası için kardeş katlinin caiz olduğuna dair verilen fetvalar buna örnektir. Bu fetvaya dayanarak olay dini gibi gösterilmiş ve kundaktaki bebekler hiçbir suçu olmadan katledilmiştir.

 

7- MADDİ ÇIKAR SAĞLAMAK İÇN UYDURULAN HADİSLER.

Hadis toplayanlardan bir kısmı bu işi ticari bir olaya çevirmiştir. Örneğin Yakub bin İbrahim bir hadisçinin ancak 1 dinar karşılığı hadis rivayet etmeyi kabul ettiği bilinmektedir. Bu sadece bir örnektir. Bunun gibi onlarcası bilinmektedir.Bunun dışında sipariş üzerine hadsi üretenler de vardı. Bir çok tüccar sattıkları mala karşı ilgi oluşması için bu tarz yollara baş vurdukları bilinmektedir. Boza içmenin faziletleri ya da güzel koku kullanmak üzerine söylenmiş hadisler bunlara örnek verilebilir.

 

8- MANEVİ ÇIKAR SAĞLAMAK İÇİN UYDURULAN HADİSLER

Bu konuda da özellikle toplum içinde belli bir konuma gelmiş ve vaaz veren din adamlarının başvurduğu yöntem olmuştur. Bu tarz insanlar toplumun ilgisini üzerinde tutmak için, her konuşmasında farklı hadisi kullanma kaygısıyla hareket etmişler ve bu tarz hadisler ortaya atmışlardır.  Dolayısıyla en çok o dönemde dinlenen kişiler en çok hadis uyduranlar olmuştur.

 

9-GELENEK, GÖRENEKLERİ DİNLEŞTİRMEK İÇİN UYDURULAN HADİSLER

Özellikle Emeviler yönetimleri boyunca tümüyle ırkçı bir yöntem benimsemişlerdir. Kendi kültür ve geleneklerini bu kapsamda dini gibi göstermek için hadis uydurma yöntemine baş vurmuşlardır. Kuran’da belli bir kıyafet vaaz edilmezken, sarık takmanın, cübbe giymenin, sakal bırakmanın faziletleri üzerine olan hadisler ve bunun bezerleri bu kapsamda uydurulmuş hadislerdir. Burada amaç insanları dini değerleri göstermek değil dini kisve altında Emevi kültürü ve etkisini arttırmak olmuştur.

 

10- DİĞER DİNLERDEKİ UYDURMALARIN İSLAM DİNİNE SOKMAK İÇİN UYDURULMUŞ HADİSLER

İslam ilk geldiğinde sadece müşrikler içinde yayılmamıştır. Özellikle Hıristiyan ve Yahudiler içinden de bu dine girenler olmuştur. Bunlar yeni dine girdiklerinde İslam dinini kabul etmenin yanında eski inanışlarını da beraberlerinde taşımışlardır. Bu şekilde bu tarz inanışlar İslam dinine sokulmuş ve peygamberin sözleri olarak iddia edilmiştir. Özellikle Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar gelişi, Deccal gibi konular Kuran’da olmamasına rağmen, bu inanışlar diğer dinlerden İslam dinine geçmiştir. Ya da  havanın Adem’İn kaburga kemiğindne yaratılması olayı Kuran’da yokken, hadisler vasıtası ile bu dinlerden İslam dinine sokulmaya çalışılmıştır. Bu uydurmalar sanki peygamberin sözüymüş gibi ortaya atılıp inanılmıştır. Oysa Kuran da bu tarz inançlar yoktur.

 

SONUÇ: Bu nedenlerden dolayı, hadisler tam bir zırva çöplüğüne dönmüştür. Geleneksel din anlayışını savunanlar peygamber sevgisini kendilerince gerekçe göstererek bu hadisleri savunmaya kalksalar da ortaya bir vaka vardır. Peygamberi sevmek onun adına uydurulmuş saçmalıklara inanıp buna göre yaşamak değildir. Onun tebliğ ettiği Kuran’a göre davranıp gerçek dini yaşamakla peygamberimize gerektiği saygı gösterilmiş olur. Bu hadis diye bizlere dayatılan yalanların yeri hep başından beri söylediğim gibi çöplüktür. Kuran’ı terk edip din diye bu uydurmalara uyanlara peygamberimizin hesap günü yapacağı şu şikayetini hatırlatmak istiyorum:

 

25/30- Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar."
(Alıntı)
selamlar..

uydurmalar

Mezhepçi Arap’lar Arap olmayanlara “ mevali” adını takmışlar-dır. İkinci sınıf gözüken bu sınıfın Arap’larla evlenmemesi gerekti-ği şeklinde izahlar yapanlar, bu şekilde hadis uyduranlar bile olmuştur:
Arap’lar Arap’ların eşitidir. Mevali de Mevali’nin. Ey Mevali, içinizde Arap’lar ile evlenmiş olanlar suç işlemiş olurlar, kötü yapmış olurlar.

Muttaki 8/24-28- Lewis Çevirisi

Ey Arap kendinden olanla ve kendi denginle evlen ve yapacağın çocukların safiyeti bakımından dikkatli ol ve asla zenci ile evlenme. Çünkü zenciler çarpık yaratık olduklarından onlarla evlenenlerin çocukları sakat ve çarpık doğar.

Muttaki 8/24-28- Lewis Çevirisi

Dünyadaki dört şehir cehennem şehridir: İstanbul, Antakya, Tabarriye ve Sana.

Suyuti-Lealil Masnua 1/458

Size ilişmedikçe siz de Türkler’e ilişmeyiniz. Çünkü severlerse sizi soyarlar. Sevmezlerse sizi gebertirler.

Suyuti-Lealil Masnua 1/440

Küçük gözlü, kırmızı yüzlü ve suratları kalın deriden yapılmış kalkanlara benzer Türkler’e (Yecuc- Mecuc’e) karşı savaşlar yap-madıkça hüküm günü gelmiş olmayacaktır.”

Buhari-K. Cihad 95,96; Müslim K. Fitan 63,64-66

a- Hadis Istılahları İlmi:  Ravinin ve mervinin (rivayet olunanın) kabul ve red bakımından durumunun kendi vasıtası ile bilenebildiği ilim demektir.

b- Faydası: Ravi ile mervîden kabul ve red olunanı bilmektir.

Hadis, Haber, Eser, Kudsî Hadis

Hadis: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e isnad edilen söz, fiil, takrîr ya da niteliktir.

Haber:  Hadis  anlamındadır.  Hadis  için  yapılan  tanım  gözönünde  bulundurularak  nasıl tanımlanacağı da bilinmiş olur. Haberin Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e de, başkasına da  isnad  edilen  rivayet  olduğu  da  söylenmiştir.  Bu  durumda  haber  hadisten  daha  genel  ve kapsamlı olur.

Eser; ise, sahabiye ya da tabiîye isnad edilendir. Bazan kayıtlı olarak Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e isnad edilenin kastedildiği de olabilir. Bu durumda: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'den rivayet edilen eserden... diye söylenir.

Kudsi  hadis:  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'in  yüce  Rabbinden  yaptığı  rivayettir. Aynı zamanda buna Rabbanî hadis ve ilâhî hadis de denilir.

Buna  örnek:  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'in  yüce  Rabbinden  şöyle  dediğine  dair yaptığı rivayettir: "Ben kulumun yanında benim hakkımda zan ettiği gibiyim. O beni andığı vakit,  ben  onunla  birlikteyim.  Eğer  beni  kendi  içinde  anarsa,  ben  de  onu  kendi  nefsimde anarım.  Eğer  beni  bir  topluluk  arasında  anarsa,  ben  de  onu  onlardan  daha  hayırlı  bir topluluk arasında anarım."

Kudsî hadis mertebe itibariyle Kur’ân ile nebevî hadis arasında bir yerdedir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim hem lafız, hem mana itibariyle yüce Allah'a nisbet edilir. Nebevî hadis ise hem lafız, hem  mana  itibariyle  Peygamberimize  nisbet  edilir.  Kudsî  hadis  ise  mana  itibariyle  yüce Allah'a nisbet edilir, ama lafız itibariyle değil. Bundan dolayı kudsi hadis lafzı ibadet kastı ile okunmaz  ve  namazda  da  tilavet  edilmez.  Kudsî  hadisle  benzerini  getirmek  için  meydan okumak (tehaddî) söz konusu değildir. Kur’ân-ı Kerim'in nakledildiği gibi tevatür yoluyla da nakledilmemiştir.   Aksine   kimi   kudsî   hadisler   sahih,   kimi   zayıf,   kimisi   de   mevzu (uydurma)dır.

Bize Naklediliş Yolları İtibariyle Haberin Kısımları

Haber bize naklediliş yolları itibariyle: Mütevatir ve âhâd olmak üzere iki kısma ayrılır.

Mütevatir:

Adeten yalan söylemek üzere birbirleriyle anlaşmaları imkânsız bir topluluğun rivayet ettiği ve maddi bir şeye isnad ettikleri rivayettir.

Mütevatir, hem lafız, hem mana itibariyle mütevatir sadece manasıyla mütevatir olmak üzere iki kısma ayrılır.

Hem  lafız,  hem  mana  itibariyle  mütevatir:  Ravilerin  hem  lafzı,  hem  de  manası  üzerinde ittifak ettikleri mütevâtir rivayettir.Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'in:  "Kim  benim  aleyhime  kasten  yalan  uydurursa cehennemdeki  yerine  hazırlansın"  buyruğu  buna  örnektir.  Bu  hadisi  Peygamber  Sallallahu aleyhi vesellem'den altmışdan fazla sahabi rivayet etmiş bulunmaktadır. Cennetle müjdelenen on sahabi de bunlar arasındadır. Bunlardan da pekçok sayıda kimse rivayet etmiştir.

Mana itibariyle mütevatire gelince: Ravilerin genel anlamı itibariyle ittifak ettikleri, fakat her hadisin özel manası ile münferid kaldığı rivayetlerdir. Şefaate dair hadisler ile mestler üzerine meshetmeye dair hadisler buna örnektir. Hadis usulü ilmine dair nazım bir metin hazırlayanlardan birisi bu hususta şöyle demektedir: "Tevatüren gelenler arasında: Kim aleyhine yalan uydurursa...

"Ve kim Allah'tan mükâfat bekleyerek, Allah için bir ev (mescid) bina ederse hadisleri ile Ru'yet (Allah'ın görülmesi), şefaat ve Havz hadisleri Bir de mestler üzerine mesh hadisleri vardır. Bunlar bu hadislerin bir kısmıdır." Her iki kısmıyla mütevatir:

1-  İlim  ifade  eder.  Bu  da  kendisinden  nakledildiği  zata  nisbetinin  sahih  olduğunun  kat'i (kesin) olması demektir.

2-  Eğer  haber  anlamını  ihtiva  ediyorsa,  tasdik  edilmesi,  eğer  istek  (emir  ve  yasak)  ihtiva ederse uygulanması suretiyle neye delâlet ediyorsa gereğince amel etmeyi de ifade eder.

Âhâd:

Mütevatirlerin dışında kalanlardır.

Rivayet yolları itibariyle: Meşhur, aziz ve garib olmak üzere üç kısma ayrılır.

1- Meşhur: Üç ve daha fazla kişinin rivayet ettiği fakat tevatür sınırına ulaşmayan rivayettir. Örneğin: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Müslüman diğer müslümanların dilinden ve elinden kurtulduğu kimsedir.”

2- Aziz: Sadece iki kişinin naklettiği rivayettir. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Sizden  herhangi  bir  kimse  beni  çocuğundan,  babasından  ve  bütün  insanlardan  daha  çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz.”

3- Garîb: Sadece bir kişinin naklettiği rivayettir. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Ameller ancak niyetler iledir ve her kişi için sadece niyeti vardır...” Bu  hadisi  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'den  sadece  Ömer  b.  el-Hattab  rivayet etmiştir. Ömer'den de sadece Alkame b. Ebi Vakkas rivayet etmiştir. Alkame'den ise yalnız Muhammed b. İbrahim et-Teymî rivayet etmiştir. Muhammed'den sadece Yahya b. Said el- Ensarî  rivayet  etmiştir.  Bunların  hepsi  de  tabiîndendir.  Daha sonra  Yahya'dan  bunu  pekçok kimse rivayet etmiştir.

Mertebe itibariyle de beş kısma ayrılır: Sahih li zâtihî, sahih li gayrihî, hasen li zatihî, hasen li gayrihî ve daîf (zayıf)

1- Sahih li zâtihî: Zaptı tam, adaletli ravinin muttasıl bir senedle rivayet ettiği, şaz olmayan ve mertebeden kabule engel bir illeti bulunmayan rivayettir. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Allah kim hakkında hayır murad ederse onu dinde fakih kılar."2[2]

Hadisin sıhhati şu üç hususla bilinir:

    1- Hadis’in Buhârî ve Muslim'in Sahih’leri gibi hadisleri sahih kabul etmekte sözlerine itimad edilen kimselerin tasnif ettikleri eserlerde bulunması.

    2-  Hadislerin  sahih  olduğunu  belirtmekte  sözüne  güvenilen  ve  bununla  birlikte  bu  hususta müsamahakârlıkla  tanınmamış  imam  (kendisine  uyulan  önder)  bir  zatın,  hadisin  sıhhatini açıkça ifade etmesi.

    3- Ravilerinin ve rivayet yollarının tetkik edilmesi.

Eğer  sıhhat  şartları  eksiksiz  olarak  tesbit  edilebilirse,  o  zaman  hadisin  sahih  olduğuna  dair hüküm verilir.

    2- Sahih li gayrihî: Bu bir kaç yoldan rivayet edilmesi halinde, hasen li zatihi olan hadistir. Örnek: Abdullah b. Amr b. el-Âs Radıyallahu anh'ın rivayetine göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ona bir ordu hazırlamasını emretmiş, fakat deve bulunamamış. Bunun üzerine Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem  şöyle  buyurmuştur:  “Sen  bize  zekat  zamanı  gelene kadar dişi deve karşılığında bizim adımıza deve satın al!” diye buyurdu. Bunun üzerine bir deveyi iki hatta üç deve karşılığında aldığı oluyordu.Hadisi İmam Ahmed, Muhammed b. İshak yoluyla, Beyhaki, Amr b. Şuayb yoluyla rivayet etmişlerdir. Bu yolların herbiri tek başına hasen mertebesindedir. Her ikisinin bir arada olması halinde hadis sahih li gayrihî mertebesine çıkar. Buna  "sahih  li  gayrihî"  denilmesinin  sebebi  şudur:  Eğer  herbir  rivayet  yolu  tek  başına  ele alınacak olursa sahih mertebesine ulaşmaz. Her iki rivayet yolu gözönünde bulundurulunca bu hadis kuvvet kazanır ve nihayet sahih li gayrihî mertebesine çıkar.

3- Hasen li zâtihî: Adaletli olmakla birlikte zaptı pek kuvvetli olmayan bir kimsenin muttasıl bir senetle rivayet ettiği, şazlıktan ve reddedilmeyi gerektiren illetten uzak hadistir. Hasen li zâtihî ile sahih li zâtihî arasındaki tek fark, sahih hadiste zaptın tam olma  şartının koşulması ile birlikte, hasen li zatihide bunun şart olmamasıdır.

Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Namazın  anahtarı  taharet  (abdest),  onun  tahrimi  (namaza  girmek  dolayısıyla  namazın dışındaki fiillerin haram kılınması) tekbir, tahlili (namaz dışındaki fiillerin mübah olması) ise selam vermektir.” Ebû  Dâvûd'un  tek  başına  rivayet  ettiği  hadisler  hasen  hadislerdendir.  Bu  iki  hususu  (yani, hasen ile sahih arasındaki fark ile bu son cümleyi) İbnu's-Salâh belirtmiştir.

4- Hasen li gayrihî: Zayıf hadisin, biri diğerini telafi edecek ve aralarında yalancı ve yalanla itham olunmuş bir ravi bulunmayacak şekilde birkaç yoldan nakledilmesidir.

Örnek: Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh dedi ki: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem dua ettiğinde ellerini uzattığı takdirde onları yüzüne sürmeden geri çekmezdi. Bu  hadisi  Tirmizî  rivayet  etmiştir.  Bulûğu'l-Merâm'da  (İbn  Hacer)  dedi  ki:  Bu  hadisin  Ebû Dâvûd  ve  başka  eserlerde  şahitleri  bulunmaktadır.  Bunların  toplamı  hadisin  hasen  olmasını gerektirir. Buna hasen li gayrihi deniliş sebebi, herbir rivayet yolu tek başına ele alındığı takdirde hasen mertebesine  ulaşamamasıdır.  Fakat  bütün  rivayet  yolları  gözönünde  bulundurulunca  bu mertebeye ulaşacak şekilde kuvvet kazandığı görülür.

5- Zayıf: Sahih ve hasen şartlarını taşımayan hadistir.

Örnek: "Su-i zanda bulunarak insanlardan korununuz" hadisi. el-Ukaylî,  İbn  Adiy,  Hatib  Bağdâdî,  Dımaşk  Tarihi’nde  İbn  Asakir,  Müsnedu'l-Firdevs  adlı eserinde  Deylemî,  Nevâdiru'l-Usul  adlı  eserinde  Tirmizî  el-Hakim  -Sünen  sahibi  Tirmizî değil-, Tarihlerinde Hakim ve İbnu'l-Carud'un tek başlarına rivayet ettikleri hadislerin zayıf olduğu ihtimali kuvvetlidir.

Âhâd Haberlerin Hükmü

Zayıf hariç olmak üzere âhâd hadisler:

1- Zan ifade eder. Bu da bu rivayetlerin kendisinden naklolunduğu zata nisbetinin sahih olma ihtimalinin  ağır  olması  demektir.  Ancak  bu  zan  az  önce  sözü  geçen  mertebelerine  göre farklılık  arzeder.  Karineler  çoğalır,  asıl  kaideler  de  onun  muhtevâsının  lehine  şahitlikte bulunursa bu tür haberlerin ilim ifade ettiği haller dahi olabilir.

2- Eğer bir haber mahiyetinde ise, tasdik edilmesi, eğer bir talep ifade ediyorsa, uygulanması suretiyle delâleti gereğince amelde bulunmak. Zayıf  hadise  gelince  ne  zan,  ne  de  amel  ifade  eder.  Onu  delil  olarak  kabul  etmek  de  caiz değildir, zayıf olduğunu açıklamadan zikretmek de caiz değildir. Terğib ve terhib (teşvik ve korkutma)  mahiyetinde  olanlar  müstesnâ.  Bir  grup  ilim  adamı  şu  aşağıdaki  şartlara  bağlı olarak zikredilmesini müsamaha ile karışlamışlardır:

1- Zayıflık derecesi ileri olmamalı

2- Terğib ve terhibin sözkonusu edildiği amel, aslı itibariyle sabit olmalı

3-  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'in  onu  söylediğine  itikad  etmemeli  (kesin  olarak inanmamalı) Buna göre böyle bir hadisin teşvik ile ilgili hususlarda zikredilmesinin faydası, kişiyi teşvik edilen bir  amele  teşvik etmek  olur.  Bu  da  sevap  kazanmak  ümidinden  ötürü  sözkonusudur. Eğer bu yolla sevap elde edilirse mesele yok. Öyle olmazsa ibadette gayret ortaya koymasının ona  zararı  olmaz  ve  emrolunan  işi  yapmak  dolayısıyla  sözkonusu  olan asıl  sevabı  da kaçırmamış olur.

Terhib  (korkutmak)  ile  ilgili  hususlarda  zikredilmesinin  faydası,  ise  kişiyi  korkutulan  bir ameli işlemekten uzak tutmaktır. Çünkü böyle bir cezanın verileceğinden korkulur. Böyle bir işten uzak kalırsa zararı olmaz ve sözü edilen ceza ile de karşı karşıya gelmez.

Li Zâtihî Sahih’in Tanımının Açıklanması

Daha önceden de geçtiği gibi sahih li zâtihî, zaptı tam, adaletli ravilerin muttasıl senedle, şaz olmayan ve kabule engel bir illeti bulunmayan rivayetidir, diye tarif edilmiştir. Adalet, din ve insanlık ve mertlik bakımından istikamet üzere olmaktır.

Dinde istikamet ise  farzları eda, fasıklıkla nitelendirilmeyi gerektiren haramlardan sakınmaktır. Mertlik bakımından istikamet   ise   kişinin   insanlar   tarafından   övülmesini gerektiren âdâb ve ahlakı yerine getirmesi, insanların kendisini yermelerini gerektiren âdâb ve ahlakı da terketmesidir. Ravinin adaletli olduğu, bu husustaki yaygın kanaat ile anlaşılır. Meşhur imamlar olan Malik, Ahmed, Buhârî ve benzerleri, bir de bu hususta sözlerine itibar edilen kimselerin bu hususu açıkça ifade etmelerinden anlaşılır.

Zaptın  tam  olması  ise  ravinin  tehammül  ettiği  (aldığı)  işitilen  veya  görülen  bir  rivayeti herhangi  bir  fazlalık  katmadan,  eksiltmeden  öğrendiği  gibi  eda  etmesi  (nakletmesi)dir. Bununla birlikte basit yanlışların zararı olmaz. Çünkü hiç kimse bundan kurtulamaz.

Ravinin  zapt  sahibi  olduğu,  onun  -çoğunlukla  dahi  olsa-  sika  ve  hafız  ravilere  uygun rivayetlerinden  ve  bu  hususta  sözüne  itibar  edilen  kimselerin  buna  dair  açık  ifadelerinden anlaşılır.

Senedin  Muttasıl  Olması,  her  ravinin  kendisinden  rivayet  yaptığı  şahıstan  dolaysız  ya  da hükmen rivayet alması demektir. Dolaysız  rivayet  alması  ya  da  kendisinden  rivayet  yaptığı  kimse  ile  karşılaşarak  ondan rivayeti dinlemesi ya da görmesi ve filan bana anlattı (haddesenî) yahut ondan dinledim ya da onu gördüm ve benzeri ifadeler kullanması demektir.

Hükmen  ise  ravinin  rivayet  naklettiği  kimsenin  çağdaşı  olan  birisinden  semâ’  (dinleme)  ve görme  ihtimalini  ifade  eden  bir  lafızla  rivayette  bulunmasıdır.  Mesela  filan  dedi  yahut filandan ya da filan şunu yaptı ve benzeri ifadeler ile rivayet nakletmesi gibi. Rivayet edenin rivayet naklettiği zat ile çağdaş olmakla birlikte karşılaştıklarının sabit olması şart  mıdır  yoksa  bunun  sadece  mümkün  olması  yeterli  midir?  Bu  hususta  iki  görüş  vardır. Buhârî birinci görüştedir, Muslim de ikinci görüşü kabul etmiştir. Nevevi, Muslim'in görüşü hakkında şunları söylemektedir: Muhakkikler onun böyle bir şey söylediğini kabul etmezler. Bizlerin, Muslim'in Sahih'inde bu görüş ile amel etmediği yargısına varışımızın sebebi onun (aynı rivayet ile ilgili) pek çok yolları bir arada zikretmiş olmasıdır. Bu kadar rivayet yolu ile birlikte  kendisinin  caiz  kabul  ettiği  bu  hükmün  varlığını  kabul  etmemize  imkan  kalmaz. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Ancak bu husus müdellis olmayan raviler hakkında söz konusudur. Müdellis olan bir ravinin hadisinin  muttasıl  olduğuna  hükmetmek,  ancak  bizzat  işittiğini  yahut  gördüğünü  sarahaten ifade etmesi halinde söz konusu olabilir.

Senedin muttasıl olmadığı iki husus ile bilinir:

1-  Kendisinden  rivayet  nakledilen  ravinin  temyiz  yaşına  ulaşmadan  önce  vefat  ettiğinin bilinmesi

2-  Ravinin  yahutta  hadis  imamlarından  herhangi  birisinin  o  kimseden  naklettiği  rivayetin muttasıl olmadığını yahut ondan bir şey dinlemediğini ya da ondan diye naklettiği hadisleri rivayet etmediğini açıkça ifade etmesidir.

Şaz  olmak:  Sika  olan  bir  ravinin  ya  adaletinin  mükemmelliği  yahut  zaptının  eksiksizliği dolayısıyla kendisinden daha tercihe değer olan bir raviye yahut çok sayıdaki ravilere yahut rivayet olunanın olması gereken şekle ya da buna benzer bir duruma muhalif olarak yaptığı rivayettir. Örnek:  Abdullah  b.  Zeyd'in,  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'in  abdest  alışına  dair naklettiği hadise göre o elinde artan sudan başka bir su ile (yani ayrıca su alarak) başını ve kulaklarını meshetti. Bu hadisi bu lafız ile Muslim, İbn Vehb yoluyla rivayet etmiştir.

Yine Beyhaki o yolla fakat; başı için aldığı sudan ayrı kulakları için de su aldı, lafzı ile rivayet etmiştir. Beyhaki'nin  rivayeti  şazdır.  Çünkü  onu  İbn  Vehb'den  rivayet  eden  sika  bir  ravi  olmakla beraber kendinden sayıca daha çok kimsenin naklettiği rivayete muhaliftir. Zira İbn Vehb'den kalabalık   bir   topluluk   Muslim'in   rivayet   ettiği   lafızla   rivayet   etmişlerdir.   Buna   göre Beyhaki'nin  rivayeti  sahih  değildir.  Ravileri  sika  olsalar  bile.  Çünkü  bu  rivayet  şaz  olmak özelliğinden kurtulmamıştır.

Kabule Engel Bir İllet (İllet-i Kâdiha)

Hadisin gerektiği gibi incelenmesinden sonra, onun kabul edilmesini engelleyen bir sebebin bulunduğunun anlaşılmasıdır. Mesela hadisin munkatı yahut mevkûf olduğunun görülmesi ya da ravinin fasık yahut hıfzı kötü ya da bid'atçi olduğu ve rivayet edilen bu hadisin bid'atini pekiştirdiğinin  görülmesi  ve  buna  benzer  durumların  anlaşılması.  Bu  takdirde  hadis,  kabul edilmesini engelleyen bir illetten uzak kalamadığı için sahih olarak değerlendirilemez. Meselâ, İbn Ömer Radıyallahu anh'ın rivayetine göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Ay hali olan bir kadın ve cünup olan bir kimse, Kur’ân'dan hiçbir şey okumaz.”

Bu  hadisi  Tirmizî  rivayet  etmiş  olup:  Biz  bu  hadisi  ancak  İsmail  b.  Ayyaş'ın,  Musa  b. Ukbe'den... bir rivayeti olarak biliyoruz, demiştir.

Sened zahiri itibariyle sahihtir, fakat İsmail'in Hicazlılardan naklettiği rivayetin zayıf olması gibi  bir  illet  olduğu  belirtilmiştir.  Bu  da  bu  tür  rivayetlerdendir.  Buna  göre  bu  hadis  kabul edilmesini engelleyen bir illeti (illet-i kâdiha)den kurtulamayışından ötürü sahih değildir.

Şayet  illet,  kâdiha  değil  ise  (kabule  engel  teşkil  etmiyor  ise)  hadisin  sahih  ya  da  hasen olmasına engel değildir.

Mesela, Ebu Eyyub el-Ensarî Radıyallahu anh'ın rivayetine göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

"Kim ramazan ayını oruç tutar, sonra da arkasından şevvalden altı gün tutarsa bütün seneyi oruç tutmuş gibi olur."

Bu   hadisi   Muslim,   Sad   b.   Said   yoluyla   rivayet   etmiştir.   Hadis   ondan   dolayı   illetli görülmüştür. Çünkü İmam Ahmed zayıf olduğunu belirtmektedir. Ancak böyle bir illet kâdiha değildir.  Çünkü  bazı  hadis  imamları  onun  sika  olduğunu  söylemişlerdir.  Diğer  taraftan  bu rivayeti   nakletmekte   ona   mutabaat   edenler   de   vardır.   Muslim'in   bu   hadisi   Sahih'inde kaydetmiş  olması  da  ona  göre  sahih  olduğunu  ve  bu  illetin  kabule  engel  teşkil  etmediği kanaatinde olduğunu göstermektedir.

Aynı Hadiste Sahih Ve Hasen Olma Niteliklerinin Birarada Bulunması

Sahih  hadisin  hasen  hadisten  ayrı  bir  kısım  olduğu  daha  önceden  belirtilmişti.  Bunlar birbirlerinden   farklıdırlar;   fakat   bazen   bir   hadisin   "hasen   sahih"   diye   nitelendirdiğini görebiliyoruz. Aralarındaki bu farklılıkla birlikte bu iki niteliği bir arada nasıl anlayabiliriz?

Deriz ki: Eğer hadisin iki rivayet yolu var ise bu şu demektir. Bu iki rivayet yolundan birisi sahih,  diğeri  hasendir.  Böylelikle  bu  hadiste  iki  rivayet  yolu  gözönünde  bulundurularak  iki nitelik te bulunmuş olur. Şayet  hadisin  bir  rivayet  yolu  varsa  bu  hadisin,  sahih  mertebesine  ulaştı  mı,  yoksa  hasen mertebesinde midir, tereddüt ifade ettiği anlamına gelir.

Munkatı’ Hadis

Munkatı’  sened:  Senedi  muttasıl  olmayan  demektir.  Daha  önce  sahih  ve  hasen  hadisin şartları arasında senedin muttasıl olması gerektiği de belirtilmiş bulunmaktadır. Munkatı’ senedin dört kısmı vardır: Mürsel, muallak, mu’dal ve munkatı:

1-  Mürsel:  Sahabinin  ya  da  tabiînden  olan  bir  kimsenin  peygamberden  duymadığı  bir  şeyi peygambere ref’ etmesi (nisbet etmesi) demektir.

2- Muallak: Senedinin baş tarafları zikredilmeyendir. Bazen  muallak  ile  bütün  senedi  zikredilmemiş  olan  hadis  te  kastedilebilir.  Buhârî'nin: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem her zaman Allah'ı zikrederdi, rivayeti gibi. Umde müellifi gibi musanniflerin sened zikretmeksizin hadisi, aldıkları asıl kaynaklara nisbet ederek  naklettiklerine  gelince,  hadisin  nisbet  edildiği  asıl  kaynağa  bakılmadıkça  muallak olduğuna hüküm verilmez. Çünkü onu nakleden, hadisi bizzat senediyle nakleden değildir. O fer’ durumundadır, ferin hükmü ise aslın hükmü ile aynıdır.

3- Mu’dal: Senedinde arka arkaya iki ve daha fazla ravinin zikredilmediği hadistir.

4-  Munkatı’:  Senedinde  bir  ya  da  arka  arkaya  olmamak  şartı  ile  daha  fazla  ravinin hazfedildiği rivayettir. Bazan  bununla:  Senedi  muttasıl  olmayan  herbir  rivayetin  kastedildiği  de  olur.  Bu  durumda sözü geçen bütün bu dört kısmı kapsar. Meselâ,  Buhârî  şöyle  der:  Bize  el-Humeydî  Abdullah  b.  ez-Zübeyr  anlattı  dedi  ki:  Bize Süfyan  anlattı,  dedi  ki:  Bize  Yahya  b.  Said  el-Ensarî  anlattı,  dedi  ki:  Bana  Muhammed  b. İbrahim et-Teymî'nin haber verdiğine göre o Alkame b. Ebi Vakkas el-Leysî'yi şöyle derken dinlemiştir: Ben Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh'ı minber üzerinde şöyle derken dinledim: Rasûlullah  Sallallahu  aleyhi  vesellem'i  şöyle  buyururken  dinledim:  "Ameller  ancak  niyetler iledir..." Eğer bu senetten Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh kaldırılacak olursa bu hadise "mürsel" adı verilir. Şayet "el-Humeydî" zikredilmezse muallak denilir. Şayet senedinden Süfyan ile Yahya b. Said zikredilmeyecek olursa mu’dal adını alır.

Şayet  ondan  sadece  Süfyan  yahutta  onunla  birlikte  et-Teymî  de  zikredilmeyecek  olursa munkatı’ adını alır. Senedi    munkatı’     hadis    zikredilmeyen      ravinin     durumu     bilinmediğinden      ötürü    bütün kısımlarıyla merduttur. Aşağıdakiler müstesnâ:

1- Sahabinin rivayet ettiği mürsel,

2- İlim ehlinden pekçok kimseye göre tabiînin büyüklerinin3[3]  rivayet ettiği mürsel, eğer bir başka mürsel ile yahut sahabinin uygulaması, ameli ya da kıyas ile desteklenirse,

3- Muallak: Eğer Buhârî gibi sahih rivayetlerin zikredilmesi esası ile yazılmış bir kitapta kesin ifadeler ile muallak olarak zikredilmişse,

4- Bir başka yoldan muttasıl olarak rivayet edilmiş olup, kabul şartlarını da eksiksiz olarak taşıyorsa.

Tedlîs

Tedlîs:     Hadisi    gerçekte    bulunduğu     dereceden    daha    üstün    bir    mertebede    olduğunu vehmettirecek bir senedle nakletmektir.

Tedlîs iki kısımdır: İsnaddaki tedlîs ve şuyûh Tedlîsi

1)  İsnaddaki  Tedlîs:  Kişinin,  karşılaştığı  kimselerden  duymadığı  bir  sözü  yahut  yaptığını görmediği bir fiili o sözü duyduğunu ya da (o fiili) gördüğünü vehmettirecek şekilde rivayet etmesidir. Mesela dedi, yaptı, ya da filandan filan dedi yahut yaptı ve buna benzer ifadeler kullanması.

2)  Şuyûh  Tedlîsi:  Rivayeti  naklederek  şeyhini  (kendisinden  hadis  aldığı  hocasını)  meşhur olduğu nitelikten bir başkası ile zikretmesi ve böylelikle onun bir başka ravi olduğu izlenimini vermesidir. Bunu da ya kendisinden yaşça daha küçük olmasından ötürü böyle yapar ve bunu kendisinden  daha  aşağı  mertebede  bulunandan  rivayet  ettiğinin  açığa  çıkmasını  istemez. Yahutta insanların hocalarının fazla olduğunu sanması için ya da başka maksatlarla yapar.

Tedlîs yapanlar pek çoktur. Aralarında zayıf raviler de, sika raviler de vardır. Hasan-ı Basri, Humeyd et-Tavîl, Süleyman b. Mehran, el-A’meş, Muhammed b. İshak, el-Velid b. Muslim gibi. Hadis hafızları tedlîs yapanları beş mertebeye ayırmışlardır:

1- Tedlîs yaptığı ancak nadiren görülenler Yahya b. Saîd gibi.

2-  Hadis  imamlarının  Tedlîs  yapmasını  muhtemel  görmekle  birlikte,  imamlığı  ve  yaptığı rivayetlere  göre  tedlîsinin  azlığı  dolayısıyla  sahihlerde  rivayetleri  nakledilenler.  Süfyan  es- Sevrî gibi; yahutta ancak sika bir raviden tedlîs yapanlar; Süfyan b. Uyeyne gibi.

3- Ebu Zübeyr el-Mekkî gibi sikalara bağlı kalmaksızın (herkesten) çokça Tedlîs yapanlar.

4- Çoğunlukla zayıf ve meçhul ravilerin rivayetlerini Tedlîs yaparak nakledenler. Bakiyye b.el-Velid gibi.

5- Bir başka sebep dolayısıyla da zayıf ravi kabul edilenler. Abdullah b. Lehîa gibi. Müdellisin naklettiği hadis makbul değildir. Ancak kendisi sika bir ravi olur ve kendisinden rivayet  naklettiği  kimseden  doğrudan  hadisi  aldığını  açıkça  ifade  ederse  müstesnâ.  Bu durumda mesela, şöyle der: Filanı şöyle derken dinledim, yahut şöyle yaparken gördüm yahut bana anlattı (haddesenî) ve buna benzer bir ifade kullanmalıdır. Fakat  Buhârî  ve  Muslim'in  Sahih'inde  Tedlîs  yapan  sika  ravilerden  Tedlîs  sigası  ile  gelen rivayetler makbuldür. Çünkü imamlar bu iki kitapta nakledilen rivayetleri herhangi bir ayırım sözkonusu olmadan kabul ile karşılamışlardır.

Muzdarib

Muzdarib: Ravilerin, senedinde ya da metninde ihtilâf ettikleri ve bunların birarada telifine ya da tercihine imkân bulunmayan rivayetlere denir.Örnek: Ebu Bekr Radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre o Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e: Gördüğüm kadarıyla saçların ağardı demiş, Peygamber bunun üzerine: "Hud (suresi) ve kardeşleri (benzeri sureler) benim saçlarımı ağarttı" diye buyurdu.

Bu hadis yaklaşık on farklı şekilde rivayet edilmiştir. Mevsul ve mürsel olarak rivayet edildiği gibi  Ebu  Bekir,  Aişe  ve  Sa’d'dan  müsned  olarak  da  rivayet  edilmiştir.  Telifin  (cemin)  da, tercihin de mümkün olamayacağı daha başka ihtilaflarla da rivayet edilmiştir.

Şayet cem (rivayetlerin telifi) mümkün olursa cem etmek gerekir ve ızdırab ortadan kalkar. Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in Veda haccında ne için ihrama girdiğine dair rivayetler arasında ihtilâf bulunmasıdır. Bu rivayetlerin bazısında onun hac için ihrama girdiği belirtilirken, diğer bazısında o temettu’ haccı için ihrama girmiş, bir diğer kısmında da onun hac ve umreyi birlikte (hacc-ı kıran) yaptığı zikredilmiştir. Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye der ki: Bunlar arasında herhangi bir çelişki yoktur. O kıran haccı gibi  temettu  ve  haccın  amellerini  müfred  olarak  (hacc-ı  ifrad  gibi)  yaptı  ve  iki  ibadet  olan umre  ve  haccı  da  birlikte  (hacc-ı  kıran)  yaptı.  Böylelikle  o  iki  ibadeti  birarada  yapmak itibariyle  hacc-ı  kıran  yapmış  oldu.  İki  tavaf  ve  iki  ayrı  say'den  birisini  yapmış  olması itibariyle  hacc-ı  ifrad  iki  yolculuktan  birisini  yapmayarak  rahat  etmiş  olması  itibariyle  de temettu’ haccı yapmış oldu.

Şayet tercih yapma imkânı olursa tercih edilen gereğince amel edilir ve aynı şekilde ızdırab ortadan  kalkmış  olur.  Mesela:  Bureyde4[4]   Radıyallahu  anha'nın  hadisindeki  rivayetlerin ihtilafı  böyledir.  O  azad  edildiğinde  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem  onu  kocası  ile birlikte  evli  kalmayı  sürdürmek  yahut  ondan  ayrılmak  hallerinden  birisini  seçmekte  serbest bırakmıştı. Acaba onun kocası o zaman hür müydü, köle miydi?

el-Esved'in, Âişe Radıyallahu anha'dan rivayetine göre kocası hür idi. Urve b. ez-Zübeyr ile Kasım b. Muhammed b. Ebi Bekr'in ondan rivayetine göre ise o köle idi. Her ikisinin rivayeti el-Esved'in  rivayetine  tercih  edilmiştir.  Buna  sebep  ise  Urve  ile  Kasım'ın,  Aişe'ye  olan akrabalıklarıdır. Çünkü Aişe Radıyallahu anha, Urve'nin teyzesi, Kasım'ın halası idi. Esved ise  ona  akrabalık  bağı  bulunmayan  yabancı  birisi  olmanın  yanında,  rivayetinde  inkıtâ’  da vardır. Muzdarib  zayıftır,  delil  olarak  gösterilemez.  Çünkü  onun  muzdarib  olması  ravilerinin  zapt sahibi olmadıklarını gösterir. Ancak eğer ızdırab hadisin aslı ile ilgili değilse zarar vermez. Mesela, Fedâle b. Ubeyd Radıyallahu anh'ın hadisindeki rivayetlerin ihtilafı bu kabildendir. Buna göre o Hayber günü oniki dinara bir gerdanlık satın almıştır. Bu gerdanlıkta hem altın, hem de boncuk vardı. Fedâle dedi ki: Ben bunları birbirinden ayırdım. Bu gerdanlıkta on iki dinardan  daha  fazla  altın  olduğunu  gördüm.  Bunu  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'e söyledim. Altını ayrılmadıkça satılmaz” diye buyurdu. Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre Fedale bu gerdanlığı satın almış, diğer bazı rivayetlerde ise  bir  başkası  kendisine  böyle  bir  gerdanlığı  satın  alma  hakkında  soru  sormuş,  kimi rivayetlerde  de  o,  gerdanlık  altın  ve  boncuktan  idi,  kimilerinde  altın  ve  mücevherat  idi, kimilerinde  ise  altın  ile  birbirine  bağlanmış  boncuklardı,  kimi  rivayetlerde  oniki  dinara, kimilerinde ondokuz dinara, bazısında da yedi dinara satın aldığını belirtmiştir. Hafız  İbn  Hacer  dedi  ki:  Bu  durum  zayıf  olmasını  (hadisi  kastediyor)  gerektirmez.  Aksine hadisin  delil  olarak  gösterilmesindeki  maksat  olduğu  gibi  durmaktadır.  Bunda  bir  ihtilâf yoktur.  O  da  (altın  ve  diğer  maddelerin)  ayrılmadıkça  satılmasının  nehyedilmiş  olmasıdır. Bunların  cinsi  ya  da  değerinin  ne  kadar  olduğu  ile  ilgili  ifadeler  ise  bu  durumda  hadisin muzdarip olmasını gerektirecek şekilde ileri sürülemez. Aynı  şekilde  ravinin  tayini  hususunda  ittifak  edilmekle  birlikte  adında,  künyesinde  ya  da benzer  bir  husustaki  ayrılıklar  da  ızdırabı  gerektirmez.  Nitekim  bu,  sahih  hadislerde  çokça görülen bir husustur.

Metinde İdrâc

Metinde idrâc: Ravilerden birisinin hadise gerekli açıklamayı yapmaksızın kendiliğinden bir söz araya sokuşturmasıdır. Bunu ya bir kelimeyi açıklamak, ya bir hüküm istinbat etmek ya da bir hikmeti beyan etmek için yapar.

İdrâc hadisin başında, ortasında ve sonunda olabilir. Başında yapılan idrâca örnek: Ebu Hureyre Radıyallahu anh'ın rivayet ettiği: "[Abdest azalarını iyice yıkayınız (isbâğl)]. Ayak topuklarının ateşten vay haline!" Buradaki  "abdest  azalarını  iyice  yıkayınız"  ifadesi  Ebu  Hureyre'nin  sözünden  müdrec  (derc edilmiş,  araya  sokuşturulmuş)  bir  ifadedir.  Buhârî'nin  yine  ondan  naklettiği  şöyle  dediğine dair  rivayet  bunu  açıklamaktadır:  Ebu  Hureyre  dedi  ki:  Abdest  azalarını  iyice  yıkayınız. Çünkü Ebu'l-Kasım Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Ateşten topukların vay haline!” Hadisin  ortasında  idrâca  örnek:  Âişe  Radıyallahu  anhâ’nın,  Rasûlullah  Sallallahu  aleyhi vesellem'e vahyin ilk gelişi ile ilgili hadisi gösterilebilir. Orada diyor ki:

"Hira  dağında  inzivâya  çekilir  ve  orada  belli  sayılarda  geceler  boyunca  tehannüs  [taabbud demektir] ederdi." Hadisteki  "o  taabbud  demektir"  ifadesi  ez-Zührî'ye  ait  müdrec  bir  sözdür.  Bunu  Buhârî'nin yine onun yoluyla şu lafızla gelen rivayeti açıklamaktadır: Peygamber Hira mağarasına gider ve  orada  tehannüs  ederdi.  (ez-Zührî)  dedi  ki:  [Tehannüs  teabbud  demektir.]  Belli  sayıdaki gecelerde (tehannüs ederdi). Hadisin  sonunda  idrâca  örnek:  Ebu  Hureyre  Radıyallahu  anh'dan  rivayete  göre  Peygamber Sallallahu  aleyhi  vesellem  şöyle  buyurmuştur:  “Şüphesiz  benim  ümmetim  kıyamet  gününde abdest izleri dolayısıyla elleri ve ayakları nurlanmış olarak çağırılacaklardır. [Binaenaleyh sizden kim bu nurlanacak kısımlarını uzatabilirse onu yapsın.]

Buradaki "binaenaleyh sizden kim bu nurlanacak kısımlarını uzatabilirse onu yapsın" ifadesi, Ebu Hureyre'nin sözü olup, müdrec bir ifadedir. Bunu sadece Nuaym b. el-Mücemmir, Ebu Hureyre'den naklettiği rivayette zikretmiştir. Ondan Müsned'de nakledilen rivayetinde şöyle dediği  zikredilmiştir:  "Binaenaleyh  kimin...  gücü  yeterse"  ifadesi  Peygamber  Sallallahu aleyhi  vesellem'in  sözü  müdür,  yoksa  Ebu  Hureyre'nin  sözü  müdür  bilemiyorum,  fakat hafızlardan  birden  çok  kişi  bunun  müdrec  bir  ifade  olduğunu  açıklamış  bulunmaktadır. Şeyhu'l-İslam  İbn  Teymiye  de:  Bunun  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem'in  sözlerinden olmasına imkân yoktur, demektedir.

c- Bir delil bulunmadıkça hadiste idrâc olduğuna hüküm verilemez. Bu da ya ravinin kendi sözüyle  veya  muteber  bir  imamın  sözüyle  ya  da  sözün  kendisinden  Peygamber  Sallallahu aleyhi vesellem’in söylemesinin imkansız olduğunun anlaşılmasıyla bilinir.

Hadiste Ziyade

Hadiste ziyade: Ravilerden birisinin hadisten olmayan bir şeyi hadise katması demektir.

İki kısma ayrılır:

1-   İdrâc   kabilinden   olması:   Bu,   ravilerden   herhangi   birisinin   hadis   olarak   değil   de kendiliğinden eklediği bir fazlalıktır. Bunun hükmü az önce açıklandı.

2- Bazı ravilerin bu fazlalığın bizzat hadisten olduğunu ifade ederek gelmesi.

Eğer bu ziyade sika olmayan bir ravi tarafından zikredilmiş ise kabul edilmez. Çünkü onun münferiden  yaptığı  rivayet  kabul  olunmazken,  başkasından  ayrı  fazladan  yaptığı  rivayetin reddedilmesi  öncelikle  söz konusudur.  Şayet  bu  ziyade  sika  bir  raviden  geliyor  ise  eğer kendisinden daha çok rivayeti bulunan yahut daha sika bir kimsenin rivayeti ile uyuşmuyor ise bu fazlalık kabul edilmez. Çünkü bu durumda bu fazlalık şâz olur.

Mesela, Malik'in Muvatta'daki rivayetine göre İbn Ömer Radıyallahu anh namaza başladığı vakit ellerini omuzlarının hizasına kaldırırdı. Başını rükû’dan kaldırdığı vakit de daha aşağı kaldırırdı. Ebû Dâvûd dedi ki: Bildiğim kadarıyla onları daha aşağı kaldırdığını İmam Malik'ten başkası sözkonusu etmemiştir. Halbuki  İbn  Ömer  Radıyallahu  anh'dan  Peygamberimize  merfû’  olarak  naklettiği  sahih rivayetinde belirttiğine göre; Peygamberimiz namaza başladığı vakit ellerini omuz hizalarına kadar  kaldırırdı.  Rükû’a  vardığında  da,  rükû’dan  başını  kaldırdığında  da  -herhangi  bir  fark olmadan- ellerini omuz hizasına kaldırırdı.

Eğer  yaptığı  fazlalık  başkasının  rivayetine  aykırı  değil  ise  kabul  edilir.  Çünkü  bu  rivayette fazla bir bilgi vardır. Örnek:  Ömer  Radıyallahu  anh'ın  rivayet  ettiği  hadise  göre  o  Peygamber  Sallallahu  aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: “Sizden herhangi bir kimse abdest alır ve azanın son noktasına  kadar  ulaşır  yahut  abdest  azalarını  iyice  yıkar,  sonra  da:  Şehadet  ederim  ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür, derse mutlaka ona cennetin sekiz kapısı da açılır, hangisinden dilerse girer.”

Muslim  bu  hadisi  iki  yoldan  rivayet  etmiş  olup,  bunlardan  birisinde  "...Allah'tan  başka..." sözünden sonra "o bir ve tektir, onun ortağı yoktur" ziyadesi vardır.

Hadisi İhtisar Etmek

Hadisi ihtisar etmek: Hadisi rivayet edenin ya da  nakledenin hadisten bir şeyler  hazfetmesi (onları zikretmemesi)dir. Ancak beş şart ile caizdir:

1- İstisnâ, gaye, hal, şart ve buna benzer hadisin anlamını ihlâl etmemesi Örnek:  Peygamber  Sallallahu  aleyhi  vesellem  buyurdu  ki:  "Altını  altın  karşılığında  misli misline  olmadıkça  satmayınız.";  "Mahsulün  olgunlaşacağı  ortaya  çıkmadıkça  satmayınız.";  "Hakim kızgın iken iki kişi arasında sakın hüküm vermesin." Kendisine, kadın rüyada ihtilam olduğu takdirde gusletmesi gerekir mi diye soran Um Süleym'e cevap olarak söylediği: "Suyu gördüğü  takdirde  evet"  diye  cevap  vermesi;  "Sizden  herhangi  bir  kimse:  Allah'ım  dilersen bana mağfiret buyur demesin"; "Mebrur haccın cennetten başka hiçbir mükafâtı yoktur" gibi.

Bu    hadislerde     Peygamberimizin       "misli    misline    olmadıkça";    "Olgunlaşacağı    ortaya çıkmadıkça";  "O  kızgın  iken";  "Suyu  gördüğü  takdirde";"Dilersen";"Mebrûr"  lafızlarının hazfedilmesi  (zikredilmemesi)  caiz  değildir.  Çünkü  bu  sözleri  hazfetmek  hadisin  anlamını ihlâl eder.

2- Hadisin zikredilmesine sebep teşkil eden bölüm hazfedilmemelidir.

Örnek:  Ebu  Hureyre  Radıyallahu  anh'ın  rivayet  ettiği  şu  hadistir:  Bir  adam  Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e şöyle sordu: "Biz  denizde  yolculuk  yapıyoruz.  Beraberimizde  az  miktarda  su  taşıyoruz.  O  su  ile  abdest alırsak  susuz  kalırız,  deniz  suyuyla  abdest  alabilir  miyiz?"  Peygamber  Sallallahu  aleyhi vesellem:

"O suyu temiz, ölüsü helâl olandır" diye buyurdu. Burada  "o  suyu  temiz  olandır"  buyruğunun  hazfedilmesi  caiz  değildir.  Çünkü  hadis  bu sebeple sözkonusu edilmiştir. Hadisten maksat ta odur.

3-  Hazfedilen  bölüm  sözlü  ya  da  fiilî  bir  ibadetin  niteliğini  açıklamak  için  zikredilmemiş olmalıdır. Örnek:  İbn  Mesud  Radıyallahu  anh'dan  gelen  rivayete  göre  Peygamber  Sallallahu  aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi bir kimse namazda oturduğu takdirde: "En güzel ibadetler dualar, hoş ve temiz zikirler Allah'a mahsustur. Selam sana ey peygamber! Allah'ın rahmeti ve bereketleri de.  Selam  bizlere  ve  Allah'ın  salih  kullarına  şehadet  ederim  ki,  Allah'tan  başka  hiçbir  ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, Muhammed onun kulu ve Rasûlüdür" desin. Burada   bu   hadiste   belirtilen   meşru   nitelik   ile   ilgili   herhangi   bir   bölümün   -hadiste hazfolduğuna işaret edilmedikçe- hazfedilmesi caiz değildir.

4- Hazfedenin lafızların medlûllerini, anlamı ihlâl eden (bozan) ve etmeyen hazfi bilen birisi olmalıdır ki, farkına varmaksızın anlamı ihlâl eden bir hazifte bulunmasın.

5-  Ravinin  hadisi  ihtisar  ettiği  yahut  eğer  tam  olarak  rivayet  ederse  ona  bir  fazlalık  kattığı şeklinde hıfzı kötü birisi zannedilecek şekilde itham altında tutulan birisi olmaması gerekir. Çünkü böyle bir durumda hadisi kısaltması hadisin kabulünde tereddüt etmeyi gerektirir ve bu sebeple hadis zayıf olur.

Bu şart bilinen ve tedvin edilmiş kitaplar dışındaki hadisler hakkında sözkonusudur. Çünkü bu kitaplara başvurmak suretiyle tereddüt ortadan kaldırılabilir.

Şayet bu şartlar eksiksiz bulunacak olursa hadisi ihtisar etmek caiz olur. Özellikle de hadisin herbir  bölümünü  uygun  yerinde  delil  göstermek  için  hadisin  taktî’i  (uygun  yerlerden  kısım kısım ayrılarak rivayet edilmesi) caizdir. Çünkü bu iş, muhaddis ve fukahâ tarafından çokça yapılmıştır.

Fakat  daha  uygun  olan  hadisin  ihtisâr  edilerek  rivayet  edilmesi  halinde  hadiste  ihtisarda bulunulduğuna işaret ederek: İlâ âhiri'l-hadis (hadisi sonuna kadar zikretti) yahutta: Zekere’l hadis (hadisin, geri kalan bölümlerini zikretti) ve benzeri ifadeler kullanır.

Mana Yoluyla Hadis Rivayeti

Mana yoluyla hadis rivayeti: Kendisinden hadis rivayet edilenin kullandığı lafızlardan başka lafızlar kullanarak hadisi nakletmek demektir.

Ancak üç şartla caizdir:

1- Dil ve kendisinden rivayette bulunulanın maksadı açısından hadisin anlamını bilmesi.

2-  Ravinin  hadisin  anlamını  ezberlemiş  olmakla  birlikte  lafzını  unutması  sebebiyle  bunu gerektiren bir zorunluluğun bulunması.

Eğer  lafzını  hatırlıyor  ise  muhatabın  dili  ile  ona  anlatmaya  gerek  duyulması  hali  dışında değişiklikte bulunması caiz değildir.

3-  Lafzın  zikir  ve  benzeri  hadislerde  olduğu  gibi  telaffuzları  ile  ibadet  olunan  türden olmaması.

Eğer hadisi manasıyla rivayet ederse bunu hissettirecek ifadeler kullanarak hadisin sonunda:

“Yahut nasıl buyurmuşsa öyle” ya da “buna yakın ifadelerle...” demesi gerekir. Nitekim Enes Radıyallahu  anh'ın  rivayet  ettiği;  mescidde  küçük  abdestini  bozan  bedevi  ile  ilgili  olayı anlatan hadis te böyledir: Daha sonra Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem onu çağırdı ve ona dedi ki: “Bu mescidlerde bu türden küçük abdest ve pisliklerin yapılması uygun değildir. Mescidler ancak  yüce  Allah'ı  zikretmek,  namaz  kılmak  ve  Kur’ân  okumak  içindir.”  Ya  da  Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in buyurduğu ifadeler gibi... Namazda   bilmeden   konuşan   Muaviye   b.   el-Hakem'in   hadisinde   de   nakledildiği   üzere Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem namaz kıldıktan sonra ona şunları söylemişti: “Şüphesiz  bu  namazda  insanların  sözleri  türünden  şeyler  konuşmak  uygun  değildir.  Onda söylenebilecek sözler tesbih, tekbir ve Kur’ân kıraatidir.” Yahut Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in söylediği gibi.

Mevzu (Uydurma) Rivayetler

Mevzu: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem aleyhine yalan olarak uydurulmuş hadistir. Hükmü: Reddedilmesidir. Böyle bir rivayeti ancak ondan sakındırmak maksadıyla uydurma olduğu açıklanarak zikretmek caiz olur. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Her kim yalan olduğunu gördüğü bir hadisi benden diye naklederse o, yalan söyleyenlerden birisidir."5[5]

Hadisin uydurma olduğu bir kaç yolla bilinebilir. Bazıları:

1- Hadisi uyduranın bunu itiraf etmesi

2-  Hadisin  akla  aykırı  olması.  Mesela,  iki  çelişkili  hususu  birarada  sözkonusu  etmesi, imkânsız bir şeyin varlığını dile getirmesi yahut vacip (var olması zorunlu) bir şeyin varlığına aykırı ifadeler taşıması ve benzeri hususlara aykırılığı.

3-  Dinde  kesin  olarak  bilinen  hususlara  muhalif  olması.  Mesela  İslam’ın  rükünlerinden birisini  kaldırması,  faizi  ya  da  benzer  bir  hükmü  helal  kılması  yahut  kıyametin  kopacağı zamanı  tayin  etmesi  yahut  Muhammed  Sallallahu  aleyhi  vesellem'den  sonra  bir  peygamber gönderilmesinin mümkün olduğunu ifade etmesi ve buna benzer hususlar ihtiva etmesi.

Uydurma hadisler pek çoktur. Bunlardan bazıları:

1- Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in kabrini ziyarete dair hadisler.

2- Recep ayının faziletine ve onda namaz kılmanın üstünlüğüne dair hadisler.

3-   Musa   aleyhisselam'ın   arkadaşı   olan   Hızır'ın   hayatta   olduğuna   ve   onun   Peygamber

Sallallahu aleyhi vesellem'in huzuruna geldiğine ve defninde bulunduğuna dair hadisler

4- Çeşitli konulara dair hadisler. Bunların bazısını zikredelim: "Arapları   şu   üç   sebep   dolayısıyla   seviniz.   Çünkü   ben   arabım,   Kur’ân   arapçadır, cennetliklerin                          konuşacağı    dil     arapçadır.";    "Ümmetimin   ihtilâfı     rahmettir.";    "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyan için çalış, yarın ölecekmiş gibi âhiretin için çalış."; "Dünya sevgisi hertürlü  günahın  başıdır.";  "Vatan  sevgisi  imandandır.";  "En  hayırlı  isimler  hamd  ve  abd anlamını ihtiva eden isimlerdir."; "Bir satış ve onunla birlikte bir şart yasaklanmıştır."; "Sizin oruç tuttuğunuz gün kurban keseceğiniz gündür. (Kurban bayramının ilk günüdür.)"

Sünneti savunmak ve ümmeti sakındırmak amacıyla mevzu hadisler ile ilgili gerekli bilgileri vermek üzere hadis alimleri pek çok eser telif etmişlerdir. Meselâ:

1-  İbnu'l-Cevzî  (vefatı  597  H.)'nin  el-Mevzuâtu'l-Kübrâ  adlı  eseri.  Fakat  bütün  mevzu hadisleri toplamadığı gibi mevzu olmayan hadisleri de mevzu göstermiştir.

2-  Şevkânî  (vefatı  1250  h.)  el-Fevâidu'l-Mecmûa  fi'l-Ahadîsi'l-Mevzûa.  Mevzu  olmayan hadisleri mevzu diye göstermek suretiyle bir çeşit gevşeklik göstermiştir.

3-  İbn  Arrak  (vefatı  963  h.)  Tenzihu'ş-Şeria  el-Merfua  ani'l-Ahbari'ş-Şenia  el-Mevdua.  Bu hususta yazılmış en kapsamlı kitaptır.Hadis uyduranlar pek çoktur. Onların ünlü büyüklerinden bazıları:

İshak  b.  Necîh  el-Malatî,  Me'nun  b.  Ahmed  el-Herevî,  Muhammed  b.  es-Saib  el-Kelbî,  el- Muğire b. Said el-Kûfî, Mukatil b. Ebi Süleyman, el-Vâkidî, İbn Ebi Yahya.

Hadis uyduranlar çeşit çeşittir.

1-  Müslümanların  akidesini  ifsad  etmek,  İslâmı  bozmak,  hükümlerini  değiştirmek  isteyen zındıklar: Ebu Cafer el-Mansur'un öldürdüğü Muhammed b. Said el-Maslûb (haça gerilerek öldürülen) gibi. Bu Enes'den Peygamberimize merfû’ diye şöyle bir hadis uydurmuştur: “Ben  peygamberlerin  sonuncusuyum.  Allah'ın  dilemesi  müstesnâ.  Benden  sonra  peygamber gelmeyecektir.” Abdu'l-Kerim b. Ebi'l-Avcâ’ da bu kabildendir. Bunu da Abbasî emîrlerinden birisi Basra'da öldürmüş  ve  öldürüleceği  vakit  şunları  söylemiştir:  “Ben  aranızda  haramı  helal,  helali  de haram kıldığım dörtbin hadis uydurdum.” Denildiğine göre zındıklar Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in hakkında ondörtbin hadis uydurmuşlardır.

2-  Halife  ve  emirlere  yakınlaşmak  isteyenler.  Gıyas  b.  İbrahim  gibi.  Bu,  güvercinlerle oynamakta olan Mehdi'nin yanına girince ona: Mü'minlerin emirine hadis naklet, denildi. O da peygamberimize kadar giden uydurma bir sened zikretti ve şöyle dedi: “Deve, ok, at ya da kanatlı (kuş) olması dışında yarış olmaz.” el-Mehdi: Böyle bir şeyi uydurmasına ben sebep oldum, dedikten sonra güvercinleri terketti ve kesilmelerini emretti.

3- Avama yakınlaşarak gözlerine girmek isteyenler. Bunlar avamı teşvik yahut korkutmak ya da   mal   yahut   mevki   elde   etmek   amacıyla   garip   şeyleri   zikrederlerdi.   Mescidlerde, toplantılarda dehşete düşülecek şekilde garip şeyler anlatan kıssacılar bu kabildendir.

Ahmed  b.  Hanbel  ile  Yahya  b.  Maîn'den  nakledildiğine  göre  onlar  er-Rusâfe  mescidinde namaz  kılmışlar.  Kıssacının  biri  ayağa  kalkarak  kıssa  anlatmaya  koyulup  demiş  ki:  Bize Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn anlattı. Sonra da Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e kadar  ulaşan  bir  sened  zikrederek  dedi  ki:  Her  kim  lâ  ilâhe  illallah  diyecek  olursa  Allah  o kimse için her bir kelimeden gagası altından, tüyü mercandan bir kuş yaratır... deyip uzunca bir  kıssa  anlattı.  Kıssalarını  anlatıp  bitirdikten  ve  bağışları  aldıktan  sonra  Yahya  eliyle  ona işaret  etti.  O  da  bir  bağış  alacağını  düşünerek  yanına  gitti.  Yahya  ona:  Bu  hadisi  sana  kim nakletti diye sordu. Kıssacı: Ahmed b. Hanbel ile Yahya b. Maîn dedi.

“Yahya:  Yahya  b.  Maîn  benim,  bu  da  Ahmed  b.  Hanbel'dir.  Fakat  biz  hiç  de  Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in hadisinde böyle bir şey duymadık” dedi. Bunun üzerine kıssacı şunları söyledi:

“Ben Yahya b. Maîn'in ahmak olduğunu duyar dururdum. Ancak şu saate kadar bundan emin değildim. Sanki bu dünyada sizden başka Yahya b. Maîn ile Ahmed b. Hanbel yokmuş gibi konuşuyorsun.  Ben  Ahmed  b.  Hanbel  ve  Yahya  b.  Maîn  diye  bilinen  onyedi  kişiden  hadis yazdım.” Ahmed elbisesinin yeninin yüzüne örterek: “Bırak bunu da kalkıp gitsin”, dedi. O da onlarla alay eden bir tavırla kalkıp gitti.

4-  Dinî  hamaset  sahipleri  de  İslâm’ın  faziletli  gördüğü  işler,  bununla  alakalı  hususlar, dünyaya  karşı  zâhid  davranmak  ve  buna  benzer  hadisler  uydurmuşlardır.  Maksatları  ise insanların  dine  yönelmelerini,  dünyaya  karşı  da  zahid  olmalarını  sağlamaktır.  Merv  kadısı Ebu  Asme  Nuh  b.  Ebi  Meryem  gibi.  Bu  tek  tek  Kur’ân  surelerinin  faziletleri  hakkında  bir hadis uydurmuş ve şöyle demiştir: “İnsanların Kur’ân'dan yüz çevirdiklerini Ebu Hanife'nin fıkhıyla,  İbn  İshak'ın  Meğazisiyle  uğraştıklarını  gördüm.”  Bu  sözleriyle,  bu  hadisi  bundan dolayı vazettiğini (uydurduğunu) söylemektedir.

5-  Bir  mezhep,  bir  tarikat,  bir  şehir,  bir  önder  ya  da  bir  kabileye  taassubla  bağlanarak, taassubla  bağlandığı  şeyin  faziletlerine  ve  onların  övülmesine  dair  hadisler  uydurmuşlardır. Meysere b. Abd Rabbih gibi. Bu kimse Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem adına Ali b. Ebi Talib Radıyallahu anh'ın faziletlerine dair yetmiş hadis uydurduğunu itiraf etmiştir.

 

HADİS USÛLÜNE GİRİŞ -  Muhammed Salih el-Useymîn

 ---------------------------------------------------------------------------------

2[2]  Buhârî ve Muslim.

3[3]   Tabiînin  bükleri,  Said  b.  el-Müseyyeb  ve  Urve  b.  ez-Zübeyr  gibi  rivayetlerinin  çoğunluğu  ashab-ı

kiramdan gelenlerdir.

4[4]  Drusu  Beriredir.  Hat  benzerli  dolasıyla  yanş  okuma  sonucu  “Bureyde”  olarak  yazılmış  olmalıdır. Meselâ, bk. İbn Hacer, el-İsâbe, Beyrut 1415/1995, VIII, 50. (Çeviren)

5[5]  Muslim