|
|
Neden banyo yapınca derimiz buruşur? |
Elimizin iç tarafındaki ve ayaklarımızın altıntaki deri, vucudumuzun öbür kısmlarını
kaplayan deriden daha kalındır.Bu deri uzun süre suda kaldığında süngerleşir.Parmağın
ucundaki tırnak, parmağın o yöne doğru şişmesini engeller, bu yüzden parmak buruşur.
|
|
Çekirgeler hakkında bilmedikleriniz |
Çekirgeler çok gürültücü böceklerdir . Yakın akrabaları cırcırböcekleriyle birlikte tür sayıları
1O bini aşar . Renkleri genellikle yeşil ya da kahverengimsidir . Çekirgelerin üç çift bacağı vardır
. Arka bacakları sıçramaya çok elverişlidir. Bazıları bir kerede 1 metre sıçrayabilir . Çoğu
arka bacaklarını kanatlarına sürterek ses çıkarır . Cırcırböcekleri ise ses çıkarmak
için kanatlarını birbirine sürter . Genellikle erkeklerin çıkardığı bu sesler dişilerin
dikkatini çekmeye yarar . Göçmen çekirgeler bazen büyük sürüler oluşturur ve tarım ürünlerine zarar verir |
|
Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir? |
Eğerköşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf
olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı
belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı
yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta
kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek
hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın
şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir. |
|
Padişah Gömleklerinin Gizemi |
Osmanlı sultanlarının ayet,
hadis ve sembollerle süslü her biri üç-dört yılda dokunan ‘tılsımlı gömlekler’inin sırrı
hâlâ çözülemiyor. Uzmanlar, gömleklere işlenen şifrelerin Osmanlı tarihine ışık tutacağına
inanıyor. Osmanlı padişahlarının savaşta galip gelmek, nazardan korunmak ve şifa bulmak
için giyindikleri tılsımlı gömleklerin üzerindeki harf ve rakamların işaret ettiği anlam şimdilik
bir sır.
Üstelik çözülemeyen yalnızca şifreler değil, kumaşların nasıl olup da 8
bin çözgü ipiyle dokunduğu da anlaşılabilmiş değil.
Gömleklerin şifresini ve dokuma tekniğinde
kullanılan formülü bulmak ise merak tatmininden daha öte bir anlam taşıyor. Amaç, ‘altın oran’ı
Türk tekstilinin hizmetinde kullanmak.Tılsımlı sultan gömlekleri, ayet ve duaları tespit eden bir alim,
işe başlamak için ‘eşref saati’ni hesaplayan müneccim ve sonunda gömleği bezeyen nakkaşların
ortak ürünü. Kumaşlar çoğunlukla o zamanki adıyla Tonguzlu olan Denizli’den getiriliyor saraya. Denizli’nin
kaliteli pamuğundan dokunan bezler, iç giyimi olarak tasarlanan tılsımlı gömlekler için bire bir. Hattatların
kağıdı terbiye etmek için kullandığı aharlama yöntemiyle yazıya elverişli hale getirilen
kumaşlar nakkaşlar atölyesinde işlenmiş. Bir gömlek üzerinde 3-4 yıl uğraşan hattatlar
için meçhul kahramanlar yakıştırması yerinde olur; çünkü gömleklerin pek azında kimin tarafından
yapıldığı yazılı.
1978 yılından bu yana Topkapı Sarayı Müzesi’nde
Osmanlı tekstili ve padişah giysileri üzerine çalışan Doç. Dr. Hülya Tezcan, tılsımlı gömlekleri
grafik sanatının zirvesi olarak tanımlıyor. Gömleklerin üzerine celi, sülüs, kufi yazıyla işlenen
ayetler ve dualar kare, yıldız gibi geometrik şekillerin ya da Kadem-i Saadet, Süleyman Mührü, Zülfikâr, lale
gibi anlamlı motiflerin içine yazılmış. 15-20. yüzyıl arasında hazırlanan padişah
giysilerini içeren saray koleksiyonunda Peygamber Efendimizin nübüvvet mührü, Hilye-i Şerif ve O’nun için yazılan
Kaside-i Bürde’yle bezenmiş dört gömlek yer alıyor. Ancak diğer gömlekler üzerinde de yine Peygamberimize
ait Kadem-i Saadet ve Nalın-ı Saadet motifleri kullanılmış.
Tılsımlı gömlekler
üzerinde sıkça yer alan iki motif ise Hz. Ali’nin ucu çatallı kılıcı ‘Zülfikâr’
ve çoğunlukla Musevi inancıyla bağdaştırılan Süleyman Mührü. Hülya Tezcan, gömleklerde Süleyman
Mührü’nün saltanatın ebediyetini temsilen kullanıldığını ve Allah, Hz. Muhammed ve Hz.
Ali isimlerinin çoğunlukla bir arada anıldığını tespit etmiş. Koleksiyonun en eski tarihli
gömleği Şehzade Cem’e ait. Üzerinde 1477-1480 yılları arasında yapıldığına
dair bir not bulunan gömlek ihtimal ki, 18 Temmuz 1482’de Anamur açıklarında şövalyelerin gemisine binerek
Rodos’a hareket eden Cem Sultan’ın üzerindeydi. Talihsiz şehzade, saltanat yarışından
galip çıkması için giydiği tılsımlı gömleğe rağmen Rodos’ta esir alındı.
Cem’in gömleği şimdi Topkapı Sarayı koleksiyonunda. Ancak Viyana kuşatmasında bozguna
uğrayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gömleğinin hâlâ Viyana’da bir manastırda olduğu
tahmin ediliyor.
Hülya Tezcan, Osmanlı tarihinin tılsımlı gömlekler üzerinden okunabileceğini
söylüyor. Nitekim 2. Selim’e Hürrem Sultan tarafından diktirilen gömlek yalnızca Selim ve Bayezıd arasındaki
taht mücadelesini değil, Rüstem Paşa’nın entrikalarıyla boğdurulan Şehzade Mustafa’nın
hazin sonunu da anlatır. Sultan 3. Murat’a ait gömlekte ise Konya Mevlevihanesi’ni kuran Şeyh Sinaneddin
Dede’nin padişahlarla kurduğu iletişimi görmek mümkün. Sinaneddin Dede sadece gömleği yapan kişi
değil, doğu seferine çıkarken elini öpüp hatırını soran Yavuz Sultan Selim’e; “Seferden
zaferle döneceksin; benim senden tek isteğim dergâha yardım etmendir.” diyen ilginç bir kişilik.
Yavuz
hakikaten savaştan zaferle dönüyor ve Konya Mevlevihanesi’ni yapmaya başlıyor. Yavuz’dan sonra
Kanuni ve 2. Selim dönemlerini de gören Şeyh Sınaneddin Dede’nin ömrünün son demlerinde 3. Murat’a hediye
ettiği tılsımlı gömlek saraya bir teşekkür babında. Yine aynı sultana ait gömleklerden
biri ‘Oğlum, aslanım.’ diye başlayan kitabesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Oğluna
pek düşkün olan Nur Banu Sultan’ın hazırlattığı gömleğin amacı gözü Safiye Sultan’dan
başkasını görmeyen 3. Murat’ın başka evlilikler yapması. Nur Banu Sultan tahtı vârissiz
bırakmamak için girdiği bu gömlekli mücadeleden zaferle çıkıyor ve 3. Murat ardında 19 erkek 20 küsur
kız çocuğu bırakarak bu dünyadan ayrılıyor. Ancak erkek çocukların sonraki taht kavgalarında
öldürülmesi Nur Banu Sultan’ın çalışmalarının boşa gittiği şeklinde yorumlanabilir.
Allahım
sevgimi kulun Mustafa’nın gönlüne ver!
Tılsımlı gömlekler sadece padişahlar ve şehzadeler
için yapılmamış. Saray çevresine yakın paşalardan özellikle makam hırsı olanlar da kendileri
için gömlek hazırlatmışlar. Onlardan biri Moralı Hasan Paşa, gömleğinin üzerine şöyle yazdırmış:
“Allahım senden sevgimi, muhabbetimi kulun Mustafa’nın gönlüne vermeni dilerim. Nasıl vahyini sevgilin
Muhammed’in kalbine ilham etmişsen ruhumla Sultan Mustafa’nın ruhunu uzlaştır.” Gömleğin
yakasındaki küçük karelerde ise “Ey herşeyi kolaylaştıran Allahım, Hasan Paşa’nın
muradını da kolaylaştır.” yazıyor. Hasan Paşa’nın muradı nedir, sadrazam
olmak.
Hülya Tezcan bu gömlekten hareketle yaptığı araştırmada, paşanın çok hırslı
bir adam olduğu ve sadrazam olabilmek için padişahları canından bezdirdiği bilgisine ulaşmış.
Moralı Hasan Paşa sonunda muradına ulaşıp sadrazam olabilmiş. Saltanat kavgalarının
uzağındaki halk da tılsımlı gömleklerden payına düşeni almış. Dönemin tarikat
dergahlarında, sarılıktan, akrep sokmasından korunmaya yönelik hazırlanan gömlekler arasında
kadınları eşlerine şirin gösteren gömlekler de var. İç gömleklerden günümüze ulaşanlar, üzerlerindeki
leke hatta yaka kirleriyle duruyor; çünkü bu gömleklerin yıkanması mümkün değil.
Bir de hiç kullanılmadan
kaldırılan gömlekler var koleksiyonda. Tezcan, “Sarayda her şeyin bol bol yedeği vardır. Elimizde
yüzlerce giyilmemiş bebek elbisesi var.” diyor. İpeğin nadir kullanıldığı bu alanda
tılsımlı takke ve takma yakalar da var. Takma yakayla ilgili bir açıklamaya rastlamayan Hülya Tezcan,
kendince bir çıkarımda bulunuyor: “Yaka, sultanların törenlerde giydiği kaftanın yaka kesimine
benziyor. Üzerindeki iplik izlerine bakılırsa kötülüklerden korunma niyetiyle kaftanın içine monte edildiği
söylenebilir.”
Gömlekler şimdi koruma altında; sergilenmek için özel izinle saraydan çıkarılabiliyorlar;
ancak kimi zaman hiç hesapta olmayan çok daha özel istekler olabiliyor. Tezcan, Osmanlı Hanedanı’ndan ismini
açıklamadığı bir kadının şifa bulmak için tılsımlı gömleklerden birini giyerek
bir müddet beklediğini ve sonra teşekkür ederek ayrıldığını söylüyor. Hülya Tezcan yaklaşık
30 yıldır gömlekler arasında yaşasa da tılsımlarını çözmeye hiç çalışmamış.
“Bir şifre var, bu açık; ama o rakamları ve harfleri çözmek uzmanlık gerektirir. Kaldı ki,
giysilerin üzerindeki gubarî hatla yazılan Arapça metinler bile daha okunmadı. Gömleklerin hem dokuması hem
de deseni itibariyle gerçek bir sanat eseri olduğunu kabul etmeliyiz. Dokuma üzerine çalışanlar da 8 bin çözgü
teliyle dokunan Gülistanî Kemha tekniğini henüz çözemediler.” Hülya Tezcan’ın hazırladığı
Padişah Giysileri kitabı önümüzdeki günlerde Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanacak.
Şifreyi
çözmek Türk tekstiline yeni bir açılım getirecek
Türkiye’de tılsımlı gömlekler üzerindeki
şifreyi çözmeye çalışan tek isim Mehlika Orakçıoğlu. Bilinen tek isim demek daha doğru; çünkü
gömleklere ulaşma hususunda Hülya Tezcan’la bağlantıya geçmiş başka biri yok. 1998’den
bu yana “Türk Tekstilindeki Kültürel Etkiler” başlıklı doktora tezi üzerinde çalışan
Orakçıoğlu, şu günlerde 2. Selim’in gömleğini inceliyor. Şimdilik gömleğin ön yüzündeki
küçük karelere yerleştirilen rakamlarla Fetih Sûresi’nin kodlandığını keşfetmiş.
Tezini Londra’daki bir üniversite’de hazırlayan Mehlika Hanım, İngiliz danışmanlarının
kendisini bu alana yönlendirdiğini ve asıl niyetlerinin gömlekler üzerindeki kodlama sistemini çözerek günümüz tekstiline
yeni bir açılım kazandırmak olduğunu söylüyor: “Bu konu, dışarıda daha çok ilgi topluyor.
Harvard Üniversitesi bütün imkanlarını ücretsiz olarak seferber etti mesela. Sonunda neye ulaşacağımı
bilmiyorum. Kodlama sistemini günümüze uyarlamayı başaramasam bile bu tez bitirilmeyi hak ediyor. Fakat çözebilirsem
yeni tekstil tasarımları oluşturmak zor olmayacaktır.”
Osmanlı tekstilini incelerken
siyaset, ekonomi ve tarihten yararlanmak gerektiğini söyleyen Orakçıoğlu, tılsımlı gömlekler
üzerinde dörde yakın formül kullanıldığını tespit etmiş. Uzun yazılar yerine rakamlar
ve harfler tercih etmek sınırlı zemini verimli kullanmayı sağlıyor. Ancak altta, gündelik hayatta
pratik olma felsefesi yatıyor. Nitekim Osmanlı döneminde tüccarların uzun cümleler yerine kelimelerin sayısal
değerleriyle anlaştığı biliniyor. Gömlekler üzerindeki geometrik desenler ve kodlanan rakamlar bir
matematik dehasına da işaret ediyor. Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın Türk İslam Kültürü’nde
Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme (Ötüken Yayınları) adlı kitabından faydalanan Orakçıoğlu,
Mimar Sinan’ın da eserlerinde ebced hesabı kullandığını hatırlatıyor.
Mehlika
Orakçıoğlu sadece bir gömlek üzerinde çalışıyor. İncelenmeyi bekleyen onlarca tılsımlı
gömlek olduğu hesaba katılırsa gömleklerin dilinin çözülmesinin hayli vakit alacağı söylenebilir.
Fakat onun halihazırda çözdüğü bir figür var. Yavuz Sultan Selim’in kaftanı üzerindeki desenleri inceleyerek
‘ellerini gökyüzüne açmış yakaran insan figürü’ne ulaşan Orakçıoğlu, yurtdışında
bu kaftan üzerine üç konferans vermiş. Sanatkârın desenler arasına ustaca gizlediği figür, kutsal hazineleri
İstanbul’a taşıyan ve ilk Osmanlı Halifesi unvanını alan Yavuz’un İslamî esasların
koruyucusu olduğunu simgeliyor. Mehlika Hanım’a göre, görsel bir illüzyon halinde kimi zaman açıkça görünüp
kimi zaman da desenler arasında yiten figürü doğrudan Yavuz Selim’e atfetmek de mümkün. Çünkü taç kullanan
tek Osmanlı Padişahı Yavuz.
|
|
Damarlarımız neden mavidir? |
Yaşamımızın sürebilmesi
için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır.
Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun
her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından
emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.
Kanımızın
içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan
özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir
içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.
Kanımız
hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu
kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz
olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.
Damarlarımızın
mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir
kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga
boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi
renkte görülür.
Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı
taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle
ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı
da daha yavaştır.
Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı
çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız
daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir
kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.
Bu nedenle derimizde gördüğümüz
damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan
ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu
kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas
edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.
|
|
Deniz neden mavidir? |
Su renksiz ve saydam ve bir sıvıdır.
Ancak beyaz renkteki bir küvete veya havuza doldurulan suyun aldığı renkten de görüldüğü gibi, kalın
tabakalar halinde yeşil-mavi bir renk alır.
Denizin mavi renginin sebebi, gökyüzünün renginin mavi olmasıyla
aynıdır ama sanıldığı gibi gökyüzünün maviliğini yansıttığı için deniz
mavi renkte görülmez. Aslında atmosferde mevcut, azot, oksijen, karbondioksit gibi bütün gazlar deniz suyunda da bol
miktarda bulunurlar.
Deniz suyunun rengi su moleküllerinin ışığı emiş ve yansıtış
özelliklerine bağlıdır. Beyaz ışık dediğimiz güneş ışığında
bütün renkler vardır. Deniz suyu molekülleri aynen atmosferde olduğu gibi, bu ışığın dağılımındaki
kırmızı tarafındakileri emerler, mor tarafındakileri yansıtırlar. Deniz de bu nedenle mavi
renkte görünür.
Ne var ki denizin rengi her yerde aynı değildir. Çeşitli yerlerde parlak mavi, koyu
mavi, yeşil, turkuvaz hatta kırmızımsı renkler alır. Bu farklılıkları suyun sıcaklığı,
derinliği, içinde yaşayan canlılar, dip tabiatı, tuz oranı gibi etkenler yaratırlar. Burada
güneş ışığının atmosferde, bulutlarda tutulan miktarı da önemlidir.
Güneş
ışığının neredeyse yarısı suyun bir metre derinliğinde soğurulmuş olur.
On bir metreye varıldığında ise sadece onda birinin bu derinliğe ulaşabildiği görülür.
500 metreden sonra sadece fosforlu organizmaların biraz aydınlattıkları, mutlak karanlık hüküm sürer.
Bu nedenle denizin renginde derinlik de önemli bir faktördür.
Karadaki yaşam gibi denizdeki yaşam da yeşil
bitkilerin fotosentez yapabilmelerine bağlıdır. Bu enerjiyi güneş ışığı sağlar,
dolayısıyla güneş ışığı denizdeki bitkilerin dağılımında belirleyici
rol oynar.
Karaların kenarlarında yer alan az eğilimli kıta.sahanlığı bir bakıma
karaların uzantısıdır. Bu bölge kara kökenli bitkilerin yığılma alanıdır. Bu
bitkiler su içinde bile olsalar klorofil üretirler. Klorofil de en çok kırmızı ve maviyi emerken yeşil
rengi yansıtır. Bu nedenle denizde derin yerler daha koyu mavi iken kıyıya yaklaştıkça renk
biraz yeşile dönüşür.
Deniz suyunun rengi ve berraklığı ısıdan da etkilenir. Genel
kanının aksine sıcak sularda hayat daha azdır. Soğuk sularda yaşam için önemli olan oksijen
ve karbondioksit gazları daha fazladır. Su molekülleri de soğuk suda daha yavaş hareket ettiklerinden
bu gazların suyun içinde çözülmüş olarak daha rahat kalmalarını sağlarlar.
Çürüyen bitkilerle
birlikte deniz altındaki gıda zincirini oluşturan fotoplankton denilen su altı bitkileri ve zooplankton
denilen küçük canlıların bol miktarda bulunması sonucu soğuk suların daha karanlık ve kasvetli
görünümü oluşur.
Sıcak tropik sularda ise mercan kayalıkları sayılmazsa mikroskobik canlılar
hemen hiç yoktur. Su daha saf ve temizdir. Bunun için de daha berrak ve mavi görünür. Tropik suların kıyılarının
cam göbeği rengi ise dipteki kum tabakasının sarı renginin, sıcak suların berrak mavi rengiyle
karışması sonucu oluşur.
Deniz suyu ortalama olarak bir litresinde 35 gram tuz içerir. Kutup bölgeleri
ve kapalı denizlerdeki ırmak ağızlarının yakınları bir yana bırakılırsa
bu oran dünya genelinde büyük bir farklılık göstermez. Buna rağmen güneş ışığına
bağlı olarak buharlaşma nedeniyle sıcak denizler biraz daha tuzludurlar. Ancak bu denizlerin daha mavi
görünmelerinin ana sebebi tuz oranı değil sıcak olmalarıdır.
Kızıl rengi, Kızıl
denizde kırmızı renkli yosunlar, Amerika’nın batı kıyılarında ise tek hücreli
organizmalar yaratırlar. Denizlerin renklerinde deniz kirliliği de önemli bir etkendir.
|
|
Zemzem suyu hakkında bilinmeyenler |
1-)Avrupa`da labaratuarlarda yapilan arastirmaya
gore Zemzem suyu diger sulara gore cok daha az kükürt tasimaktadir.
2-) Yine ayni arastirmaya gore diger sulara gore
cok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barindirmaktadir.
3-) Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi
su anki teknolojiye gore bile bilinemiyor.
Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklikta.Bu sartlarda
suyunu denizden veya baska bir kuyudan almasi imkansiz.
Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor,bunu kimse bilmiyor.
4-)
Açligini gidermek için içen kisinin açligini, susuzlugunu gidermek için içenin susuzlugunu giderir.
5-) Sadece 1,5
metre derinligindeki ufacik bir kuyudan cikan su,hac mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini gostermemektedir.
6-)
Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en icilebilir ve saglikli sulardan biri.
7-) Amerika`da yapilan
test sonuclarina gore Dunya`da icinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.
Ayrıca zemzem
hiçbir zaman belden aşağı inmez ve anladığını üzere idrar yoluyla atılmaz yani sadece
ter ile vücuttan atılır bunların hepsi bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır.
|
|
Gözler neden farklı renktedir? |
İnsanların gözlerinin sadece iris
denilen orta tabakası renklidir. İrisin ortasında göz bebeği vardır ve ışık bu açıklıktan
içeri girerek gözün arkasına geçer. Saydam tabakanın arkasında yer alan iris, kaslar sayesinde, gelen ışık
miktarına göre göz bebeğinin boyutlarını değiştirir.
İrisin renkli olmasının
sebebi içindeki pigmentlerdir. İris renksiz olsaydı gözümüze gelen ışık içerden tekrar dışarı
yansıyarak görüşümüzü bozardı. Renkli olması nedeniyle bu yansımayı önler veya en aza indirir.
Gözün renginin görme fonksiyonuyla alakası yoktur. Yansımayı önleme görevi için mavi olmuş, kahverengi
olmuş fark etmez.
İrise rengini veren ‘melanin’ denilen bir pigmenttir. Pigmentlerin iris hücrelerinde
dağılışları gözün rengini belirler. Eğer bir gözde bunların sayısı çoksa gözün
rengi kahverengi, azsa mavi olur. Yeşil gözleri koyu bir zemin üzerindeki yağlı pigmentlerin sarımtırak
noktalan oluştururlar. Yeşil göz hayranları için bu renge yağın sebep olduğunu öğrenmek
şaşırtıcı olmalı.
Koyu renk saçlı ve derili insanların vücutları daha
çok melanin ürettikleri için gözleri de genellikle kahverengidir. Açık tenlilerin gözleri ise melanin azlığından
mavi veya yeşil olur. Ancak unutulmamalı ki göz renginde kalıtım ve genler çok önemli rol oynarlar. Koyu
renkli bir insan yedi göbek gerideki mavi gözlü bir büyüğünün göz rengini alabilir.
Göz renginin göze giren ve
retinaya ulaşan ışık miktarı ile bir ilgisi olmadığı gibi görüş kapasitesi üzerinde
de etkisi yoktur. Melanin eksikliği olan ve ‘albino’ diye adlandırılan beyaz saçlı, kirpikli
hastaların gözleri ışığa çok hassastırlar. Buradan melaninin gözde ışığa
karşı bir koruma işlevi yürüttüğü de anlaşılıyor.
Doğdukları zaman bebeklerin
gözleri mavi veya laciverttir. Bunun sebebi vücutlarının henüz yeterli pigment üretmeye başlamamış
olması ve irisin moleküler yapısı nedeniyle sadece mavi rengi yansıtmasıdır. Bu durum birkaç
ay içinde değişir, melanin üretimi ile beraber bebekler ömür boyu sahip olacakları göz rengine kavuşurlar.
Bazı
insanların göz renkleri ortada bir sebep yokken değişebilir. Bilimsel olarak göz renkleri maviden kahverengiye
15 dereceye ayrılır. Araştırmacılara göre Kafkasya kökenli yetişkinlerin yüzde 10-15′inin
göz renklerinde sonradan değişim görülüyormuş ama 15 derecelik skalada 3 dereceyi geçmediği için çok belirgin
bir renk farkı oluşmuyormuş.
İki gözün farklı renklerde olması, kedi ve köpeklerin bazı
türlerinde yaygınken insanlarda çok nadir görülür. Genellikle genetik kökenlidir ve görüş kapasitesini etkilemez.
Tarihte Büyük İskender’in gözlerinin de farklı renklerde olduğu rivayet edilir. Aynı renkteki gözlerden
birinin sonradan farklı renge dönüşmesi ise çok ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.
|
|
Sualtında Nefes Almak |
Nefes alıp vermemizin amacı vücudumuzun
oksijen ihtiyacını karşılamaktır. Oksijen vücudumuzun yakıtının yani gıdaların
ve yiyeceklerin yakılmasında kullanılır. Nefes alırken ciğerlere alınan havada oksijen
miktarı yüzde 21, dışarı verilende ise yüzde 16′dır. Bilindiği gibi suyun formülü H2O’dur.
Suda bulunan iki elementten biri hidrojen diğeri oksijendir. O halde havadaki oksijeni alabiliyoruz da sudakini niçin
alamıyoruz? Balıklar bunu nasıl beceriyorlar?
Elementlerin ilginç bir kimyasal özellikleri vardır.
İki veya daha fazla element bir araya gelip kimyasal bir reaksiyona girdiklerinde, ortaya, onu meydana getiren elementlere
benzemeyen yeni bileşimler çıkar. Aynı elementlerin değişik kombinasyonlarla meydana getirdikleri
değişik bileşenlerin birbirleri ile alakaları yoktur, her yönden çok farklıdırlar.
Örneğin,
karbon, hidrojen ve oksijenin birleşmelerini ele alalım. 6 karbon, 12 hidrojen ve 6 oksijen birleşince ortaya
çıkan glikozun, 2 karbon, 4 hidrojen ve 2 oksijenin birleşmesinden oluşan sirke ile yakından uzaktan bir
benzerliği yoktur.
Aynı şekilde hidrojen ve oksijenden oluşmuş su da farklı özellikler
taşır ve içindeki oksijen artık bizim ciğerlerimizde kullanabileceğimiz şekilde değildir.
Zaten balıklar da suyun yapısındaki oksijeni kullanmazlar. Onların suyun altında soludukları
oksijen, suda çözülmüş, gaz halindeki oksijendir. Bu oksijenin sudaki çözülmüş şekli, bira, soda ve kola gibi
içeceklerin içindeki, kapağı açınca kabarcıklar halinde dışarı çıkan karbondioksite
benzer.
Balıklar sudaki çözülmüş oksijeni solungaçları vasıtasıyla alırlar. Aslında
bu iş balıklar için kolay değildir ama soğukkanlı hayvanlar olduklarından oksijen ihtiyaçları
da pek fazla değildir. Balina gibi sıcakkanlı hayvanlar ise oksijeni insanlar gibi havadan alırlar çünkü
onlar için solungaçlar yoluyla sudan oksijeni yeterli miktarda temin edebilmek imkansızdır.
Suyun içindeki
oksijen miktarı az olduğundan ciğerlerimizin yüzey alanları yeterli oksijeni alacak kadar geniş değillerdir.
Yoksa ciğerler sıvıların içindeki oksijeni alabilecek özelliktedirler. Örneğin, içinde zengin miktarda
çözülmüş oksijen bulunan flora karbon adlı sıvının içindeki oksijeni rahatlıkla alabilirler.
Sonuç
olarak su, oksijenden meydana gelmiş olsa bile 2 adet hidrojenle yaptığı bağlantıdan dolayı
içinden oksijeni çıkartıp almak ve solumak mümkün değildir. Balıklar gibi yapıp içinde çözülmüş
halde bulunan oksijeni almaya kalkınca da bunun miktarı vücudumuzun ihtiyacını karşılamıyor.
Yani asıl sorun ciğerlerimizde değil suyun kendisinde.
|
|
|
Gökkuşağı Neden Yuvarlaktır? |
Su damlası ve yakıcı güneş.
İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı.
Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur
ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında AristOteles tarafından ileri sürüldü.
Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.
Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya
yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor.
Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre gördüğü gökkuşağı
farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece
kişiye hep aynı mesafede kalıyor.
Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz
ki o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin
paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar.
Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.
Sarı
gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir.
Yağmur damlasının içine girince kırmızı turuncu sarı yeşil mavi lacivert ve mor renklere
ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.
Yağmur
damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş
ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrışır
ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil
de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey dışbükey mercek özelliklerindendir.
Ayrışmış
renkler içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden
oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş biz ve yağmur
damlaları muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından
yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki
biz gökkuşağını görebilelim.
Yağmur damlalarından yansıyan ışınların
gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki
bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar
ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.
Biz
de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları
görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek
bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün
olabilmektedir.
Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner.
Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha
çok görürüz.
Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci
kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş
ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır.
Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor
görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta
en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.
|
|
Cam neden saydamdır? |
Cam şaşılacak derecede basit
bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın
asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur.
Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele
düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.
Katı
bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini
tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında
hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.
Cama
çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde
bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın
içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle
bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın
yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.
Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş
su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın
tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü
biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları
yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik
yönde geçirmektedir.
|
Tarihte kayıtlı ilginç ölüm çeşitleri |
Atilla : Attila’nın ordusu MÖ
450 ye kadar Moğolistan’dan Rus İmparatorluğunun sınırlarına kadar Asya’nın
tamamını fethetmişti. Gerdek gecesi burun kanamasından ölmüştü. MÖ 453′te genç bir kızla
evlenmişti. Savaş meydanlarındaki ünlü şiddetinin tersine, şölenlerde az yiyip içmeyi adet edinmişti.
Düğün gecesi bu âdetini bırakarak tıka-basa yedi ve kafayı buluncaya kadar içti. Gecenin bir saatinde
burnu kanamaya başladı, ancak bunu fark edemeyecek kadar sarhoştu. Kendi kanıyla boğuldu ve ertesi
sabah ölü bulundu.
Tycho Brahe: 16. yüzyılda yasamış Danimarkalı bir astronomdur. Onun araştırmaları
Newton’un genel çekim kanununun yolunu açtı. Vaktinde tuvalete gidemediği için ölmüştü. 16. yüzyılda
yemek bitmeden ziyafet sofrasından ayrılmak hakaret kabul edilirdi. Brahe çok içmesiyle bilinen bir adamdı,
ama o gece şölene gelmeden tuvalete gitmeyi unutmuştu. Üstelik yemekte de içkiyi fazla kaçırdı. İzin
isteyemeyecek kadar da kibardı. Sonunda mesanesi patladı ve 11 gün acı çektikten sonra öldü.
Horace
Wells: 1840′larda anestezi kullanımının öncülüğünü yaptı. İntihar etmek için anestezi
kullanmıştı. Anestezi araştırmaları sırasında çeşitli gazlarla deneyler yaparken,
kloroform bağımlısı olmuştu. 1848 de iki kadına sülfürik asit sıkmaktan tutuklandı.
Hapisteyken yazdığı bir mektupta, sorunlarının sebebi olarak saldırıdan önce fazla miktarda
aldığı kloroformu suçladı. 4 gün sonra hücresinde ölü bulundu. Kendisini kloroformla uyuşturmuş
ve bir usturayla kalçalarını kesmişti.
Francis Bacon: 16. yüzyılın en etkili beyinlerinden
biriydi. Devlet adamı, felsefeci, yazar ve bilim adamı olmasının yani sıra, Shakspeare’in bazı
oyunlarını onun yazdığı bile söylenir. Bir pilici karla doldurmaya çalışırken ölmüştü. 1625
yılının bir öğle sonrası, Bacon kar fırtınasını seyrederken, etleri korumak için
karin tuz gibi kullanılabileceği fikrine kapıldı. Bu denemek için komsu köyden bir piliç satın aldı,
onu kesti ve dışarıda karin altında donması için karla doldurmaya çalıştı. Piliç asla
donmadı, ama Bacon dondu.
Jerome Irving Rodale: Organik gıda hareketinin kurucusu, Organik Çiftçilik ve
Bahçecilik dergisinin yayıncısı ve büyük bir yayın şirketi olan Rodalı Gazeteciliklin kurucusu.
Organik gıdaların yararları hakkında kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında ölmüştü. 1971
yılında Dick Cavett Show’a çikip ta, “kafayı bulmuş bir şoförünün kullandığı
bir araba çarpmazsa, 100 yasıma kadar yasarım,” dediğinde sadece 72 yasındaydı. Sohbetin bir
yerinde koltuğa yığılıp kaldı. Ölüm sebebi kalp kriziydi. Bu program hiç yayınlanmadı.
Aeschylus:
MÖ 500′lerde yasamış bir oyun yazarıdır. Birçok tarihçi onu Yunan tragedyasının babası
sayar. Kafasına bir kaplumbağanın düşmesi sonucu ölmüştü. Efsaneye göre kartallar kaplumbağaları
yakalar ve kabuklarını kırmak için kayalara düşürürdü. Kartalın biri Aeschylus’un kel kafasını
kaya sanmış ve yakaladığı kaplumbağayı onu basına bırakmıştı.
Jim
Fixx: Çok satılan Koşu Kitabi’ni yazarıydı. Bu kitap, 1970lerde jogging modası başlatmıştı.
Jogging yaparken, kalp krizi geçirdi ve öldü. Bir gün evinden çıkmış ve jogginge başlamıştı.
Kısa bir süre koşmuştu ki, ağır bir koroneri başladı. Daha sonra yapılan otopside,
koroner arterlerinden birinin %99, diğerinin %80 ve üçüncünün de %80 tıkanmış olduğu ortaya çıktı.
Ölümünden önceki haftalarda 3 kriz daha geçirmişti.
Lully: 16. yüzyılın favori bestecilerindendi,
Fransa kralı için de besteler yapmıştı. Bir defasında müzisyenlere prova yaptırırken,
hızlı bir tempo gelmiş ve çubuğunu elinden düşürmüş, çubuk ayağına çarpmıştı.
Enfeksiyon sonucu öldü | | |
|
|
|
|
Sonbahar da yapraklar niçin sararır? |
Her yıl sonbahar mevsimi ile birlikte
ağaçlar, dinlenme dönemlerine girerler.
Yaprakları tek tek sarı renge bürünüp, kıvrılır,
sonra da dökülür. Bundan sonra ağaç, artık bir sonraki ilkbahara dek çok az bir gelişim gösterir.
Bu,
belki biraz hüzünlüdür ama, yaprakların önce sarı, sonra kahverengi ve kırmızı renge dönüşmeleri
çok ilginç bir görünüm ortaya koyar.
Bu olayın açıklanması çok kolaydır. Yaşayan birer organizma
olarak bitkiler, yaprakların sağladığı organik maddelerden yararlanarak beslenmek zorundadırlar.
Aynı zamanda, tıpkı hayvanlar gibi, kullanmadıkları maddeleri dışarıya atarlar.
Hayvanların bu maddeleri hemen dışarı atabilmelerine karşın bitkiler, bu maddeleri sonbahara
dek bünyelerinde bulunan bezlerde saklarlar.
Yaprak dökme zamanı geldiğinde, ağaç, yapraklarda bulunan
tüm yararlı maddeleri özümler ve geriye kalan işe yaramaz maddeleri yaprakları ile birlikte döker, işte
yaprağa sırası ile sarı, kahverengi ve kırmızı rengi veren de budur.
|
|
Vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor? |
Vücudumuzun ısısını korumasına
kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında
üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor? Sıcak
yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi
düzenleyen özel bir bez var. Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon
ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.
Çevre ısısının artması
ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle
görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken
vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya
kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.
Gözle görülen ve görülmeyen olmak
üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez.
Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları
sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur. Aynı
çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları
da bir rahatsızlık belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar.
Kimileri sıcak yaz günlerini severken,
kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır
acaba? Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı,
daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye
ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine
daha hassastır. Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış
insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.
|
|
Ormanlarla ilgili ilginç bilgiler |
Tüm avrupa’da 12 bin tür bitki var. Türkiye’de
ise 9000.
Dünyada her yıl 16 milyon hektar orman alanı yanmaktadır. (82 nijerya kadar)
Son
30 yılda dünya orman örtüsünün beşte biri yok oldu.
Yetişmiş bir ağaç günde 17 kişinin
oksijen ihtiyacını karşılıyor ve 22.5 kilogram karbondioksiti yok ediyor.
Dünyadaki kağıt
tüketiminin yarısı geri kazanılsa, Her yıl 8 milyon hektar orman alanı korunabilir.
Dünyamız
dakikada 21 hektar orman alanı kaybediyor.
Son 30 yılda dünya orman örtüsünün beşte biri yok oldu.
Her
yıl doğaya 7 ağaç borcumuz var! Çünkü; Bir yıl içinde, kullandığımız kağıt-
kartonlar ve ayrıca yaşamsal ihtiyaçlarımız için 7 adet ağacı tüketiyoruz.
Bir avrupalı
yılda ortalama olarak 300 kg. Kağıt ve kağıt ürünleri tüketmektedir.
Dünyada her yıl
kağıt tüketiminin yarısı geri kazanılsa, Türkiye büyüklüğünde bir ormanlık alan yok
olmaktan kurtarılmış olur |
|
Yirmi yaş dişi neden geç çıkar? |
Yabancıların “akıl dişi”
de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş
hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz
yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ
yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.
Zaten diğer bütün
dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve
köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek
takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra
yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.
İnsanlık geliştikçe yirmi
yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle
bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından
çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih
ediyorlar.
Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır.
Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz
çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş
işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.
|
|
Suyun altında niçin bulanık görürüz? |
Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda
etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Anlaşılıyor
ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.
Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz
ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı
bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.
Işık, havadan
suya veya bir prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır.
Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayar lanmıştır ki, gelen
ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.
Işığın
sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu
farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu
ayarlanmış gözümüzde tam kınlamaz, görüntü retinada tam odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu
görürüz.
Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk
bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olarak kırılır
ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.
|
|
Yıldırımlar nasıl oluşur? |
Yıldırım Nedir? Havanın
iyi bir iletken olmaması bünyesinde yüksek gerilimli bulutları oluşturur. Fiziki sebeplerden ötürü, bulutun
yüklenmesi sırasında yere yakın olan kısmi negatif değerle şarj olmuştur (%85 ihtimal).
Bu sırada yer de bulut boyunca pozitif yüklenir. Bazı koşullarda bunun tersi yüklenme de olabilmektedir (%15
ihtimal). Fırtınanın artmasıyla buluttaki negatif yük oranı ve buna bağlı olarak da yerdeki
pozitif yük ayrışması hızlanarak devam eder. Bulutla yer arasındaki potansiyel fark arttıkça
aradaki havanın da delinmesi kolaylaşır ve belli bir değerden sonra havanın delinmesiyle oluşan
iletken kanal boyunca buluttan toprağa veya topraktan buluta deşarj baslar. Bulutla bulut arasında olan deşarja
simsek ve bulut – toprak deşarjına ise yıldırım denir.
Yıldırımın
Oluşumu: Yıldırımın oluşması için öncelikle yıldırım bulutunun oluşması
ve sonrasında bu bulutun elektriksel olarak yüklenmesi gerekmektedir. Günümüzde yıldırım bulutunun oluşumu
rahatlıkla açıklanabilse de bu bulutun elektriksel olarak nasıl yüklendiği konusunda kesin bilgiler yoktur.
Ancak bu durum bazı teoriler ile açıklanabilmektedir. Yıldırım boşalmasının çıkış
noktası, atmosferde yüksek miktarda nem bulunması ve sıcak hava akımları yardımıyla yüklü
bulutların oluşmasıdır. Hava akımları, yere yakın hava tabakalarının iyice ısınması
ile oluşur. Çok büyük yüksekliklerden aşağı inen soğuk hava ile bu hava tabakası yer değiştirir.
Nem ise yüksek sıcaklıkta buharlaşma ile meydana gelir. Hava, yukarı çıkışı sırasında
soğur ve belirli bir yükseklikte su buharına doyacağı bir sıcaklığa erişir. Daha fazla
yükselmesi kondenzasyona sebep olur ve bulut oluşur. Yıldırım bulutunun oluşumunda üç asama söz konusudur. Gençlik Olgunluk Yaşlılık Gençlik
aşamasında aşağıdan yukarı doğru ve kenarlardan ortaya doğru hava akımları
artar. Bu durum yaklaşık 10 - 15 dakika sürer. Olgunluk aşamasında yağmurlar oluşur. Sıfıra
yakın sıcaklık derecelerinde iyice azalan bulut kaldırma kuvveti şiddetli yağmurlara sebep olur.
Bu sırada yukarıdan aşağıya hareket eden soğuk rüzgarlar görülür. Bunlar yere ulaştıklarında
kısa süreli, şiddetli fırtınalara sebep olurlar. Bu asama yaklaşık 15 – 30 dakika sürer.
Yaşlılık aşamasında ise hava akımları artık son bulmuştur. Yaklaşık
30 dakika sürer. Yıldırım bulutlarında elektrik yüklerinin nasıl oluştuğu henüz net
bir şekilde bilinmemektedir. Tarih boyunca bu konuda çeşitli teorilerle bulutların yüklenmesi açıklanmaya
çalışılmıştır. Bu teorilerden biri Simpson ve Lomonosow’ un teorisidir. Bu iki araştırmacıya
göre bulutlardaki yükler hava akimi yardımıyla oluşmaktadır. Sıcak ve soğuk havanın yer
değiştirmesi sonucunda oluşan hava akimi bulutlardaki su damlacıklarını harekete geçirir. Hareket
halindeki su damlacıkları, birbirleriyle sürtünmesiyle, yüklü hale geçerler. Bulutlardaki hava akımları
su damlacıklarının dağılmasına ve tekrar birleşmesine sebep olurlar. Yapılan laboratuar
çalışmalarında dağılan su damlacıklarından küçük damlacıkların negatif, büyük
damlacıkların ise pozitif olarak yüklendiği gözlenmiştir. Bu bilgilere göre büyük su damlacıkları
yani pozitif yüklü damlacıklar bulutun alt kademelerinde ve rüzgar hızının büyük olduğu bölümlerde
olmalılar. Küçük, negatif yüklü, su damlacıkları ise rüzgar tarafından itilmeli ve bulutun daha yukarı
kısımlarında dağılmalılar. Yıldırım bulutundaki yüklerin bu şekilde meydana
geldiği kabul edilecek olursa bulutun alt kısımları pozitif yüklü olacağından yıldırım
deşarjı da pozitif kutsiyette olacaktır. Yapılan gözlemler pozitif kutsiyetteki yıldırım
deşarjlarının %5-20 civarında olduğunu, deşarjların yaklaşık %80- 95′ inin
negatif kutsiyette olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Simpson ve Lomonosow’ un teorileri yıldırım
bulutlarındaki elektrik yüklerinin meydana gelişini tam olarak açıklayamamaktadır. Bu konuda ikinci bir
teori de Elster ve Geitel tarafından ortaya konulmuştur. Onlara göre bulutların yüklenmesi tesirle elektriklenme
ile açıklanmaktadır
Dünya yüzeyindeki elektrik yükü –5×105 C kabul edilirse bu yükün içinde bulunan
su damlacıkları alt uçları pozitif ve üst uçları negatif olmak üzere kutuplanırlar. Yerçekimi etkisiyle
aşağıya doğru düsen büyük su damlacıkları havanın oldukça yavaş hareket eden iyonlarına
yaklaşırlar ve bu sırada su damlacığının pozitif alt ucu havanın negatif iyonunu absorbe
ederken pozitif iyonu da iter. Böylece ağır su damlacıkları negatif elektrikli parçacıklar haline
gelir. Ayni şekilde kutuplanan küçük su damlacıkları yukarıya doğru hareket ederken havanın
pozitif iyonlarını absorbe ederler ve negatif iyonları iterler. Böylece hafif su damlacıkları da
pozitif elektrikli parçacıklar haline gelirler. Bu teoriye göre bulutun alt kısımlarında negatif yükler
bulunmaktadır. Teori negatif kutsiyetteki yıldırım deşarjlarını açıklayabilmektedir
gibi gözükse de aslında eksik yanları mevcuttur. Bir yıldırım bulutunun su damlacıklarından
çok buz kristalleri ve kar parçacıklarından oluştuğu düşünülürse, bu buz kristalleri ve kar parçacıklarının
dünyanın elektrik alanı ile kutuplanma olasılıkları oldukça düşüktür. Bu konu üzerine üçüncü
bir teori de J. I. Frenkel tarafından ortaya atılmıştır. Frenkel’ e göre havada her iki işaretli
iyonlar var olduğundan, dünyanın negatif elektrik yükleri kaçmaya ve iyonosferin pozitif elektrik yükleri ile birleşmeye
yatkındır. Dolayısıyla dünyanın azalan elektrik yükünü sürekli olarak takviye edecek bir olayın
olması gerekmektedir. Dünyanın elektrik yükünün sabit kalmasında en önemli rolü negatif yıldırım
deşarjları sağlayacaktır. Bu teoriye göre her iki işaretli iyonlardan oluşan hava ile küçük
su damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelen bir ortam göz önüne alınır ve havanın negatif
iyonlarının daha küçük su damlacıklarına veya buz kristallerine konduğu var sayılır. Buna
göre bulut, negatif elektrikli su damlacıkları ve pozitif iyonlu havadan oluşur. (negatif iyonlar su damlacıkları
tarafından yutulmuştur). Bir yıldırım boşalmasının oluşabilmesi için elektrik
alan şiddetinin 2500kV/m değerine ulaşması gerekmektedir. Buluttaki elektrik alan şiddeti değeri
yeterince arttığında bulut – bulut veya bulut – yeryüzü deşarjı görülür. Eğer yeryüzündeki
alan çeşitli sebeplerden ötürü (yüksek kuleler, gökdelenler, v.b.) bozulmuşsa bu takdirde de yeryüzü bulut deşarjı
görülebilmektedir. Bulut yeryüzü deşarjı, bulutun pozitif veya negatif yüklü bölgelerinden aşağıya
veya yeryüzündeki pozitif veya negatif yüklü sivri uçlarından yukarıya başlayabildiği için, dört çeşitte
olabilir .
Yukarıya Çıkan Yıldırım Bu tip yıldırımlar genelde yerin pozitif
yüklü sivri bölgelerinden, bulutun negatif yüklü bölgesine başlayan ön boşalmalar seklinde görülür. Deşarjlar
genelde düzgün araziler üz erindeki çok yüksek yapılardan (GSM kuleleri), veya yeryüzünün yüksek dağlık kesimlerinden
başlarlar. Bu yüksek kesimlerin sivri uçlarından buluta doğru ön boşalmalar baslar. Bu sırada 1 ila
10kA arasında değişen akımlar görülür. Deşarj tam olgunlaştığında akim değeri
10kA’ i bulur.
Aşağıya İnen Yıldırım Bir bulutun alt kısmındaki
enerji yeterli seviyeye geldiği zaman toprağa doğru bir elektron demeti harekete geçer. Birinci demet 10 ile
50 metrelik mesafeyi 50 000 – 60 000 km/sn arasındaki hızla kat eder. 30 ile 100 mikron saniye süren bir aradan
sonra ikinci bir deşarj birinci deşarjın yolunu izler ve birinciden 30 ile 50 metre arası daha ileri gider.
Daha sonra üçüncü deşarj ardından dördüncü deşarj meydana gelir. Her bir deşarj öncekinden 30 ile 50 metre
ileri giderek şimşeğin ucunun yeryüzüne yaklaşmasını sağlar. Ön boşalma yere yaklaştıkça
elektrik alanı havanın delinme dayanımı üzerine çıkacak kadar artar. Böylece yeryüzünün sivri bir
noktasından bir boşalma yukarıya doğru ilerleyerek ön boşalma ile birleşir. Yaklaşık
50.000km/sn’ lik bir hızla aşağıdan yukarıya doğru iyonizasyonlu ve kanalda depo edilen
yükü toprağa boşaltır. Bu deşarj esnasında 200 000 ampere kadar çıkan akim 100 milyon voltluk
bir gerilim ile toprağa akar.
|
|
Uyurken beynimizde neler oluyor? |
Eğer bir insanın başına
‘elektroensephalograf’ (ezberlemeniz gerekmez!) adını taşıyan bir cihaz bağlarsanız,
o insanın yaydığı beyin dalgalarını kaydedebilirsiniz. Uyanık ve hareketsiz durumdaki bir
insanın beyni, saniyede 10 kez salınım yapan ‘alfa’ dalgaları yayar. Hareketli bir insanın
beyni ise, şahmını iki kez fazla olan ‘beta’ dalgalan yayar. Uyku sırasında ise beyin,
salınımları çok daha az olan iki tür dalgayı, ‘teta’ ve ‘delta’ dalgalarını
yayar. ‘Teta’ dalgalarının sa-lınımı saniyede 3.5 ila 7 arasında olup, ‘delta’
dalgalarmınki saniyede 3.5′tan azdır.
İnsanın uykusu derinleştikçe, beyin dalgaları
da yavaşlar. İnsanda en derin ve uyandırılmasmın en zor olduğu uyku zamanında, beyin artık
‘delta’ dalgaları yaymaya başlamıştır. Şimdi geldik işin en ilginç yönüne.
İnsan gece uykudayken çeşitli zamanlarda beklenmeyen şeyler oluşur. İngilizce’deki ‘Hızlı
Göz Hareketleri’ kelimelerinin baş harflerinden alınarak ‘REM’ uykusu da denilen ve insanların
çoğunluğunda bir gecede 3-5 kez görülen bu safhada, beyin dalgaları uyanık bir insa-nınki kadar hızlanır.
Bir
insanı veya bir köpeği REM uykuları sırasında seyrederseniz, gözlerinin öne ve arkaya hızla
titrediğini görürsünüz. REM uykusu safhasında köpeklerin çoğunda, insanların ise bir kısmında,
kollarda, bacaklarda ve yüz kaslarında seğirmeler de görülebilir. Rüya REM uykusu safhasında olur. Bu safhadaki
bir insanı uyandırırsanız, rüyasını çok canlı olarak hatırlar ve anlatabilir. REM
safhası dışındaki uykularda insanlar genellikle rüya görmezler. Geceleri iyi bir uyku çekebilmek için,
hem REM, hem de bunun dışındaki safhaların birlikte yaşanması gereklidir. REM kısmı
uyku süresinin yüzde 25 kadarını kapsamalıdır. Normal uykudaki bir REM veya rüya bölümü 5 ila 30 dakika
sürer.
|
|
Garip yasaklar |
- Arabasının altında birinin
bulunduğunu gören sürücününotomobilini çalıştırması yasaktır. (Danimarka) - Otomobilinin
karşısına at arabası çıkan sürücü, otosunukenara çekmek zorundadır. (Danimarka) - Demiryolunda
öpüşmek yasaktır. (Fransa) - Domuzlara “Napolyon” isminin verilmesi yasaktır.(Fransa) -
Yağmur yağarken çimler sulanamaz. (Kanada) - Koleje gitmek için entelektüel biri olmak zorundasınız.(Çin)
- Kapılar ve pencereler pembe renkte olmak zorundadır.(Kanada-Kanata) - Ağaca tırmanmak yasaktır.
(Kanada-Oshawa) - Bank Street’te pazar günleri dondurma yemek yasaktır.(Kanada-Ottowa) - Yong Caddesi’nde
ölü atları pazar günü sürüklemekyasaklanmıştır. (Kanada-Toronto) - Kadınların toplu taşım
araçlarında çikolata yemesiyasaktır. (İngiltere) - Tropikal balık satıcıları hariç Kadınların
halka açıkyerde üstsüz gezmesi yasaktır. (İngiltere-Liverpool) - Etek giyen erkekler tutuklanır. (İtalya) -
Pazar günleri balık avlamak yasaktır. (İskoçya) - İnek sahiplerinin sarhoş olması yasaktır.
(İskoçya) - Kapınızı çalıp sizden “klozetinizi isteyen birini” içerialmak zorundasınız.
(İskoçya) - Pazar günü çamaşır asmak yasaktır. (İsviçre) - Çocukların sigara satın
alması yasak, içmesi serbesttir.(Avustralya) - Patikada sağ elinin üzerinde amuda kalkarak yürümekyasaktır.
(Avustralya) - Pazar günleri pembe pantolon giymek yasaktır.(Avustralya-Victoria) - Araba kullandığınız
zaman gömlek giymek zorundasınız.(Tayland) - İç çamaşırsız gezmek yasaktır. (Tayland) -
Metroda sakız çiğneyen tutuklanır. (Singapur) - Kuaförde saç kurutucusunun altında uyuyan kadın
ve salonsahibi para cezasına çarptırılır. (ABD-Florida) - Hollywood Bulvarı’nda 2 binden
fazla koyun varsa arabakullanmak yasaktır. (ABD-Hollywood) - Sanık sandalyesinde ağlamak yasaktır.
(ABD-Los Angeles) - U dönüşü yapmak yasaktır. (ABD-Teksas) Evde içki içmek yasaktır. (ABD-Indiana) -
Birisinin arkasından konuşmak ve dedikodu yapmakillegaldir. (ABD-Indiana) - Berberlerin çocukların kulağını
kesmesi yasaktır.(ABD-Indiana) - Polisler, ikaz etmek amacıyla köpekleri ısırabilir.(ABD-Ohio) -
Birine yılan atmak yasaktır. (ABD-Ohio) - Eşeklerin banyo küvetinde uyuması yasaktır.(ABD-Arizona) -
Çorbayı höpürdeterek içmek yasaktır. (ABD-New Jersey) - Ayakkabıyla uyumak yasaktır. (ABD-Oklahoma) -
Lolipop yemek yasaktır. (ABD-Washington) - Buzdolabının kapısı açıkken önünde uyumakyasaklanmıştır.
(ABD-Pennsylvania) - Banyoda şarkı söylemek yasaktır. (ABD-Pennsylvania) - Ana caddede traş olmak
yasaktır. (ABD-Mississippi)
|
|
Aylar ve anlamları |
Olay, Sezar döneminde geçiyor.
Julius
Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes’e
emir veriyor. o zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor.
Sosigenes de çözüyor : HER
YIL 365 GÜN ÇEKECEK. HER YILDAN 6 SAAT ARTACAK. ARTAN SAATLER 4 YILDA BİR TAKVİME EKLENECEK VE O YIL 365 +
24 SAAT = 366 GÜN OLACAK.
366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diğer 6 ay 31 gün çekecek. Peki
365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak ? Yüce Sezar emir veriyor : 365 GÜN
ÇEKEN YILLARDA EN SON AYDAN 1 GÜN DÜŞÜLSÜN.
O zamanlar yılbaşı, Mart ayında. yani Şubat,
yılın son ayı. (September=7, October=8, November=9, December=10 da buradan geliyor) Böylece Şubat ayı,
4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.
Yüce Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine
kendi ismini vermiş : JULIUS, yani JULY.
Sonradan imparator olan Augustus, Sezar’dan aşağı
kalmamış ve sonraki aya kendi ismini vermiş : AUGUSTUS, yani AUGUST.
Ancak Julius Sezar’ın
ayı 31 günken Augustus’un ayı 30 gün olur mu ? O da emir vermiş : YILIN SON AYINDAN 1 GÜN DAHA ALIN,
BENİM AYIMI DA 31 GÜN YAPIN.
Zavallı Şubat’tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos’a
eklenmiş. O gün bu gündür Şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,
Sezar’ın
ayı Temmuz ve Augustus’un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün çeker oluvermiş.
|
|
Aylar ve anlamları |
Olay, Sezar döneminde geçiyor.
Julius
Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes’e
emir veriyor. o zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor.
Sosigenes de çözüyor : HER
YIL 365 GÜN ÇEKECEK. HER YILDAN 6 SAAT ARTACAK. ARTAN SAATLER 4 YILDA BİR TAKVİME EKLENECEK VE O YIL 365 +
24 SAAT = 366 GÜN OLACAK.
366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diğer 6 ay 31 gün çekecek. Peki
365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak ? Yüce Sezar emir veriyor : 365 GÜN
ÇEKEN YILLARDA EN SON AYDAN 1 GÜN DÜŞÜLSÜN.
O zamanlar yılbaşı, Mart ayında. yani Şubat,
yılın son ayı. (September=7, October=8, November=9, December=10 da buradan geliyor) Böylece Şubat ayı,
4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.
Yüce Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine
kendi ismini vermiş : JULIUS, yani JULY.
Sonradan imparator olan Augustus, Sezar’dan aşağı
kalmamış ve sonraki aya kendi ismini vermiş : AUGUSTUS, yani AUGUST.
Ancak Julius Sezar’ın
ayı 31 günken Augustus’un ayı 30 gün olur mu ? O da emir vermiş : YILIN SON AYINDAN 1 GÜN DAHA ALIN,
BENİM AYIMI DA 31 GÜN YAPIN.
Zavallı Şubat’tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos’a
eklenmiş. O gün bu gündür Şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,
Sezar’ın
ayı Temmuz ve Augustus’un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün çeker oluvermiş.
|
|
Çağlayan nedir ? |
Çağlayan yüksek bir yerden daha alçak bir yere düşen akarsudur .Genellikle bir ırmak ya da çayın
sert kayaçlı bir yöreden daha yumuşak kayaçlı bir yöreye geçtiği kesimlerde oluşur. Yumuşak
kayaçların daha hızlı aşınması dik bir uçurumun oluşmasına yol açar. Böylece sular
bu uçurumdan aşağıya dökülür. Buzul hareketlerinin ırmak yataklarını akan sulardan daha derin
biçimde oymasıyla ortaya çıkmış çağlayanlar da vardır. Çağlayanlar elektrik üretmeye yarar
.Güzel manzaralarıyla da çok çekici yerlerdir . Ömeğin Antalya'daki Manavgat Çağlayanı ilin görülmeye
değer yerlerindendir |
|
Yakamoz nedir ? |
"Genellikle yanlış bilinen ""Yakamoz"" ayışığının suya, denize vuran yansıması
değildir. Yakamoz bir canlıdır, latince ismi Noctiluca Milliaris olan bu canlı, bir biçimde ateş
böceğinin denizde yaşayan versiyonudur. Luminisens maddesini vücudunda barındıran bu canlıya dokunulduğunda
bir ışık saçar. Bu canlı bir planktondur, yani milimetrik boyutlarda bir canlıdır. Bunlardan
milyonlarcası bir araya geldiğinde geceleri bir kayık geçerken, veya bir balık sürüsü geçtiğinde
bu canlılara çarparak ışık çıkartmalarına neden olurlar. O yüzden balıkçı sandallarında
yüksek bir direk ve bu direğin ucunda oturulacak bir yer vardır. Gırgır motorlarının köprülerinin
çok katlı ve en üst kattan bile kumanda edilebiliyor olmalarının bir sebebi de budur. Balıkçılardan
biri buraya oturarak ay olmayan geceleri balıkların yakamoz yaparak geçtikleri yolları görüp dümenciyi oraya
yönlendirirler veya doğrudan kendileri tekneye (gemiye) kumanda eder. O yüzden Lüfer avlarken Lüks ışığı
kullanılır, ışık balık gelsin diye değil misinanın değdiği, yakamozların
çıkardığı ışıktan Lüfer korkmasın diye Lüks ışığı ile yakamoz
ışığını öldürmek için kullanılır. Kelimeleri harcarken yanlışlara düşmeyelim.
Esasında Yakamoz (eğer göreniniz varsa bilir) olağan üstü bir şeydir, Yakamoz olduğunda denizde uzun
floresan lambalar yanıyormuş gibi olur. Ama bunun için ay ışığı olmaması gerekir.
Ay ışığında (daha baskın olduğu için) göremezsiniz. O kadar muhteşemdir ki, o anda
tüm romantizm biter sanki uzaylılar gelmiş gibi denize yönelirsiniz. Birde Yakamozlu ve Ay ışıksız
gecelerde denize girince pırıl pırıl uzaylı gibi olursunuz. Özellikle gece dalışlarında
(scuba) dalış sonrası su yüzeyine çıkınca yakamozlar binlerce yıldız halinde parmaklarınızın
arasından büyüleyici biçimde geçerler | Başta insan olmak
üzere bütün omurgalılar ağız, akciğerler ve ses tellerini kullanarak ses çıkarır. İnsanın
sesi konuşmasına, şarkı söylemesine, mırıldanmasına, bağırmasına olanak
verir. İnsan sesinin oluşması için önce akciğerlerden gelen hava soluk borusuna dolar ve buradan dışarı
çıkar. Soluk borusunun üst bölümünde gırtlak yer alır. Gırtlakta ses telleri bulunur. Sert lifleri andıran
ses telleri tıpkı bir kemanın telleri gibi iş görür. Akciğerlerden gelen havayla titreşir ve
insan sesinin çıkmasını sağlarlar. İnsanlar gırtlak kasları, ağız, dudak ve dişlerinin
yardımıyla bu sesleri sözcüklere dönüştürürler
KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Ahsen: Daha güzel, en güzel.
Aişe: Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören.
Amine: Gönlü emin, kalbinde korku olmayan Peygamberimiz’in annesinin adı (Emine)
Asude: Rahatlamış, keder ve sıkıntıdan uzak.
Asuman: Gök, sema.
Ayşegül: Gül renkli, canlı ve güzel.
Ayşen: Ay gibi parlak, neşeli, sevimli.
Ayşenur: Nurlu, ışıltılı hayat.
Banu: Kadın, hanımefendi, prenses.
Bedia: Örneksiz yaratan ve örneksiz yaratılmış, güzel, eşsiz.
Bengisu: Ebedilik, ölümsüzlük veren su.
Betül: Bakire, namuslu kadın.
Beyza: Ak, bembeyaz, lekesiz.
Binnur: Nurla özdeşleşmiş.
Büşra: Müjde, sevinçli haber.
Canan: Sevgili, sevilen kadın, yar.
Didem: Gözüm
Dilan: Gönül dostu.
Dilara: Gönül alan, gönül kapan, gönlü dinlendiren.
Dilşad: Gönlü hoş, sevilmiş.
Eda: Naz, cilve.
Emel: Ümit, hülya.
Emine: Güvenilir, inanılır kadın.
Fatma, Fatıma: Sütten kesilmiş.
Feride: Eşşiz, benzeri olmayan, kibirli gururlu.
Feyza: Bolluk, çokluk.
Füsun: Büyü, sihir, şaşırtıcı güzelliğe sahip.
Gülbanu: Gülhanım. Gül gibi güzel kadın.
Gülcan: Gül gibi güzel canlı.
Gülizar: Gül yanaklı.
Gülperi: Gizli gül.
Gülşah: Güllerin şahı.
Günnur: Güneş ışığının aydınlığı.
Handan: Güleryüzlü.
Hatice: Vakitsiz erken doğan kız çocuğu.
Hülya: Hayal, kuruntu, vehim.
Hümeyra: Pembelik.
Jale: Sabah çiceklerin üzerinde görülen su damlacığı, kırağı.
Jülide: Karmakarışık, dağınık.
Kübra: Büyük olan.
Latife: Yumuşak, hoş, mülayim.
Leyla: Çok karanlık gece.
Macide: Şan ve şeref sahibi.
Mehlika: Ay yüzlü güzel.
Mehpare: Ay parçası, çok güzel.
Melda: Genç körpe ve nazik.
Meryem: İbadete düşkün insan.
Mihriban: Şefkatli, merhametli, muhabbetli.
Muazzez: İzzet ve şeref sahibi.
Mukadder: Takdir olunmuş ve kıymeti bilinmiş.
Mukaddes: Kutsal, temiz.
Müberra: Temize çıkmış, arınmış, müstesna.
Mücella: Parlatılmış, parlak.
Müjgan: Kirpikler
Münire: Nurlandıran, ışık veren.
Müzeyyen: Süslenmiş.
Nadide: Görülmemiş, çok değerli.
Nadiye: Seslenen.
Nâlân: İnleyen, feryad eden.
Nazan: Nazlı.
Nazife: Temiz, pak.
Necla: Çocuk, evlat.
Nermin: Yumuşak.
Nigar: Sevgili
Nihal: Sevgili, düzgün fidan.
Nihan: Gizli, saklı, bulunmayan.
Nuran: Nurlu, runa ait.
Nuray: Işık saçan ay.
Nurbanu: Nur yüzlü hanım, gelin, prenses.
Nurcan: Canlı, neşeli, hayat dolu.
Nurefşan: Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan.
Nurgül: Gülün en parlak olanı.
Nuriye: Işıklı.
Nurten: Teni ışık gibi beyaz olan.
Rahime: Hafif sesli, latif konuşan kadın.
Rüveyda: Hoş, ince, nazik.
Saadet: Mutluluk.
Sabâhat: Güzellik, letafet.
Sabiha: Güzel, latif, şirin.
Saime: Oruç tutan kimse, oruçlu.
Saliha: Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi kadın.
Semra: Esmer.
Sena: Övgü ile ilgili, şimşek parıltısı.
Serpil: İyi geliş, büyü, güzellik.
Seval: Severek al, hep sev.
Süeda: Uğurlu insanlar.
Süheyla: Yumuşak iyi huylu kadın.
Süreyya: Ülker yıldızı.
Süveyda: Kalpteki gizli günah.
Şahika: Zirve, doruk.
Şebnem: Çiğ, kırağı.
Şemsinur: Nurun güneşi.
Şermin: Utangaç, mahçup.
Şevval: Arap takviminin 10. ayı.
Şeyda: Aşk çılgını, aşık.
Şule: Ateş alevi.
Şükriye: İyilik bilme.
Tuba: Kökü yukarıda, dalları aşağıda cennet ağacı.
Türkan: Benzerlerinin arasında nitelikleriyle ayrılan.
Vildan: Yeni doğmuş çocuklar, cennet çocukları.
Zehra: Çok beyaz ve parlak yüzlü. Peygamberimiz’in kızı Hz. Fatıma’nın
lakabı.
Zerrin: Altından mamul, parlak.
Zeynep, Zeyneb: Değerli taşlar, mücevherler.
Zübeyde: Öz, asıl, cevher.
ERKEK
İSİMLERİ VE ANLAMLARI
Abdullah: Allah’ın kulu.
Abdurrahim: Rahim’in (Allah’ın sıfatlarındandır) kulu.
Abdurrahman: Rahmanın kulu.
Abdülhamid: Bütün varlığın diliyle övülmüş Allah’ın kulu.
Abdülkadir: Her şeye gücü yeten Allah’ın kulu.
Ahmet: En çok övülmüş, methedilmiş, beğenilmiş.
Akif: Bir şeyde sebat eden.
Ali: Yüce, ulu.
Alparslan: Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi.
Alperen: Yiğit, bahadır.
Arif: Meşhur, çok tanınmış, irfan sahibi.
Asım: Günahtan, haramdan çekinen.
Avni: Yardımla ilgili, yardıma ait.
Aytekin: Ay şehzadesi.
Aziz: Muhterem, sayın.
Bahadır: Savaşlarda yılmazlığıyla üstünlük kazanan kişi.
Bahattin, Bahaddin: Dinin değeri, değerlisi.
Bârân: Yağmur.
Baykal: Yaban kısrağı, deniz, derya.
Behçet: Güleryüzlülük.
Behzat: Doğuştan iyi.
Beşir: Müjdeci.
Bülent: Yüksek, yüce, uzun.
Cafer: Küçük akarsu, çay, sütü bol deve.
Cahit: Çalışan, gayret eden, çabalayan.
Celal: Ululuk.
Celil: Çok büyük ve ulu.
Cemil: Güzel.
Cevdet: İyilik, kusursuzluk.
Cihan: Alem, kainat.
Cüneyt: Küçük asker, askercik.
Emin: Korkusuz kimse, emniyette olan.
Emre: Aşık, müptela.
Erdem: Fazilet, maharet.
Erdinç: Duru, güçlü erkek.
Erdoğan: Yiğit doğan.
Ergun: Sert başlı, oynak ve hızlı giden at.
Ergün: Yumuşak, uysal kimse.
Erhan: İyi adaletli hükümdar.
Ertan: Dericilerin yaprağıyla deri boyadıkları bir nevi ağaç.
Ertuğrul: Dürüst, doğru, yiğit.
Ertunga: Yiğit, hakan.
Esat: Oldukça mutlu, çok hayırlı.
Eyüp, Eyyüp: Sabırlı, günahlarına tevbe eden.
Fahrettin: Dinin övdüğü.
Fahri: Övünmeye mensup.
Faruk: Doğruyu yanlıştan ayıran. Hz. Ömer’in lakabı.
Fatih: Fetheden, İslam’a açan.
Fazıl: Fazilet sahibi.
Ferhat: Sevinç, neşe.
Fethi: Fethe mensup.
Fevzi: Galip gelen.
Fuad: Kalp, yürek, gönül.
Furkan: Hakkı batıldan ayırma.
Gökhan: Uranüs gezegeni.
Gültekin: Genç delikanlı, nazik.
Gürhan: Hanlar hanı.
Gürkan: Genç, taze.
Habib: Sevgili.
Hakkı: Doğrulu ve insaf sahibi.
Halid: Sonsuz, daim.
Halis: Hilesiz, katkısız.
Hamdi: Şükreden, şükredici.
Hamdullah: Allah’ın övgüsü.
Hamza: Heybetli, azametli anlamında, aslan.
Hasan: Güzellik, iyilik sahibi.
Hilmi: Yumuşak huylu, sakin tabiatlı.
İbrahim: İnananların babası.
İhsan: İyilik etem.
İlyas: Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi.
İsa: Dört büyük peygamberden biri.
İsmail: Hz. İbrahim’in oğlu.
Kâmil: Tam, noksansız.
Kâzım: Öfkesini yenen kimse.
Kemal: Olgunluk.
Kerem: Asalet.
Kerim: Kerem sahibi.
Lütfi: Hoşluk, güzellik.
Mahmut: Hamd olunmuş, övülmüye değer.
Mansur: Yardım olunmuş.
Mehmet: Muhammed isminin Türkçede Peygambere saygı dolayısıyla aldığı biçim.
Memduh: Övülmüş.
Metin: Metanetli, sağlam, özü sözü doğru.
Mirkelam: Güzel, nazik konuşan kimse.
Muammer: Yaşayan.
Muaz: Korunan, izzet sahibi.
Muhammed: Tekrar tekrar övülmüş. Peygamberimiz’in isimlerindendir.
Muharrem: Haram kılınmış.
Muhsin: İyilikte bağışta bulunan.
Mustafa: Temizlenmiş, seçilmiş, güzide.
Mükremin: İkram olunmuş.
Naci: Kurtulan, selamete kavuşan.
Nail: Muradına eren.
Naim: Bollukta yaşayan.
Necati: Kurtulmaya mensup.
Necdet: Korkusuz olmak, yiğitlik.
Necip: Soyu sopu temiz.
Necmeddin: Dinin yıldızı.
Nihat: Huy, yaratılış.
Nuri: Nurlu.
Nurullah: Allah’ın nuru.
Oğuz: Mübarek, saf, iyi yaratılışlı.
Orhan: Şehrin yöneticisi, hakimi.
Recai: Allah’a yalvaran.
Recep: Gösterişli, heybetli.
Rıdvan: Rıza, razı olma.
Rıfat: Yükseklik, yücelik.
Rıfkı: Yumuşaklık.
Rıza: Hoşnutluk.
Ruşen: Aydın, parlak.
Rüstem: Yiğit, kahraman.
Sacid: Secde eden.
Said: Mübarek, kutlu, uğurlu.
Sedat: Doğru ve haklı.
Sezâi: Uygun, yaraşan.
Sıtkı: İç yürek temizliği.
Süleyman: Huzur, sükun.
Şükrü: Şükretme.
Tahsin: Güzel bulma, beğenme.
Târık: Sabah yıldızı.
Tuncer: Tunç gibi güçlü kimse.
Turan: Eski İranlılara göre Türk ülkesi.
Turhan: Soylu seçkin kimse.
| KIZ İSMİ |
ANLAMI |
| ADA |
Her tarafı sularla çevrili kara parçası |
| AFET |
Ortalığı birbirine katacak kadar güzel kadın |
| AĞIT |
Edebiyatta bir şiir türü |
| AHENK |
Uyum |
| AHU |
Ceylan , karaca |
| AJLAN |
Hızlı,çabuk,telaşlı |
| AKARSU |
Akan su |
| AKASYA |
Güzel kokulu bir süs bitkisi |
| AKSU |
Anadolu'da değişikm boylarda bir çok akarsuyun adı. |
| ALBA |
Sevgililerin ayrılışını konu alan bir Fransız şarkı türü |
| ALEV |
Yanan cisimlerin türlü biçimde uzanan dili |
| ALGIN |
Birine gönül vermiş ,vurgun,tutkun |
| ALPİKE |
Kahraman kraliçe. |
| ALTIN |
Yüksek değerli bir maden |
| ARYA |
Operada sanatçının orkestra eşliğinde söylediği uzun şarkı |
| ARZU |
Herhangi bir şey için duyulan aşırı istek |
| ASENA |
Güzel,alımlı kadın. |
| ASLI |
Kerem ile Aslı öyküsündeki kadın kahraman. |
| ASU |
Azgın huysuz(at) |
| ASUMAN |
Gökyüzü. |
| ASYA |
Dünyanın en büyük kıtası |
| ATLAS |
Mitolojide dünyayı sırtında taşıdığına inanılan Tanrı |
| AYBİKE |
Ay gibi güzel kız. |
| AYBİRGEN |
Ayveren |
| AYÇA |
Yay biçimindeki ay |
| AYÇİÇEK |
Günçiçek |
| AYDA |
Dere kıyılarında yetişen bir bitki. |
| AYDAN |
Güzelliğini aydan almış,ay gibi parlak ve güzel. |
| AYEVİ |
Ay çevresinde oluşan ışık çemberi |
| AYKIZ |
Ay-kız |
| AYLA |
Kimi yıldızların dolayındaki ışık çemberi |
| AYLİN |
Ayla. |
| AYSAR |
Ayın evrelerine göre huyu değişen kimse. |
| AYSIN |
Sen aysın ,ay kadar güzel sin. |
| AYSU |
Ay-su |
| AYŞE |
Rahat ve huzur içinde yaşayan. |
| AYŞEGÜL |
Ayşe-gül |
| AYŞENUR |
Ayşe-nur |
| BADE |
Aşk , kutsal sevgi |
| BAĞLAN |
Büyük bir kuş türü |
| BAHAR |
Bir mevsim ve bu mevsimde ağaçlarda açan çiçek |
| BAKLAN |
Büyük bir kuş türü |
| BALA |
Yavru çocuk |
| BALKIN |
Pırıldayan,parlak |
| BALKIZ |
Bal kadar tatlı kız |
| BANU |
Prenses.HAnımefendi |
| BAŞAK |
Arpa çavdar gibi ekinlerin tanelerini taşıyan baş |
| BEGÜM |
Hindistan'da prenslerin annelerine verilen ad |
| BELDE |
Memleket,şehir,kasaba |
| BELEN |
Bel |
| BELEN |
İki tepe arasındaki alçak kısım |
| BELGİN |
Kesin ve eksiksiz belirlenen |
| BELİZ |
İşaret,iz |
| BENAN |
Parmak uçları |
| BENEK |
Namuslu kadın, |
| BENGİ |
Sonu olmayan , sonsuz |
| BENİZ |
Yüz |
| BERGÜZAR |
Anılmak için verilen şey , andaç |
| BERİA |
Olgunluk ve güzelliğiyle üstün olan sevgili |
| BERİL |
Zümrüt |
| BERNA |
Genç,körpe,delikanlı |
| BERRAK |
Duru |
| BERRAN |
Keskin,kesici |
| BESİSU |
Bitkilerin damarlarında dolaşan besleyici su |
| BESTE |
Bir müzik parçasını oluşturan ezgilerin tümü |
| BESTENİGAR |
Türk müziğinde bileşik bir makam |
| BETÜL |
Namuslu kadın,Hz Meryem ve Hz Fatma`nın lakapları. |
| BEYZA |
Çok beyaz,lekesiz |
| BİKE |
Evlenmemiş,çocuğu olmamış kadın. |
| BİLGE |
Çok bilgili ve bilgisini yararlı kullanan kişi |
| BİLGÜN |
Bil-gün |
| BİLHAN |
Çok bilgili |
| BİLLUR |
Pek duru , pürüzsüz |
| BİRİCİK |
Tek ,birtane |
| BUĞDAY |
Buğdaygillerden öğütülerek un yapılan bitki |
| BUKET |
Çiçek demeti |
| BURCU |
Güzel koku |
| BURÇAK |
Bir bitki |
| BURÇİN |
Dişi ördek |
| BUSE |
Öpücük |
| BÜKÜM |
Bükme eylemi |
| BÜŞRA |
Müjde,sevinçli haber. |
| CANA |
"Can"ın - e hali |
| CANAN |
Gönülden sevilmiş , yar |
| CANDAN |
İçten , gönülden |
| CANFEZA |
Müzikte bileşik bir makam |
| CANKIZ |
Sevilen,sevimli ,şirin kız |
| CANOVA |
Can-ova |
| CANSU |
Yaşam veren su |
| CEMRE |
Bahardan az önce bir hafta arayla su,hava ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık
yükselişi |
| CEREN |
Ceylan |
| CEVZA |
İkizler burcu |
| CEYDA |
Uzun boyunlu ve güzel |
| CEYLAN |
Gözlerinin güzelliğiyle ünlü,ince bacaklı,hızlı koşan,zarif bir hayvan |
| ÇAĞLA |
Kayısı,erik gibi yemişlerin olgunlaşmamış hali |
| ÇAKIL |
Su yataklarında sürtünmeyle yuvarlaklaşmış küçük taşlar. |
| ÇİÇEK |
Bir bitkinin değişik renklerle bezenmiş kokulu bölümü |
| ÇİĞDEM |
Akdeniz çevresinde yetişen çok renkli kır bitkisi |
| ÇIĞLIK |
İnce ve keskin bağırış |
| ÇİLEK |
Yabani olarak çayırlarda yetişen meyveli bitki. |
| ÇİLER |
Şarkılar söyleyen ,şakıyan. |
| ÇİM |
Süs amacıyla ekilen ve yetiştirilen küçük bitkiler |
| ÇİMEN |
Kendiliğinden yetişmiş çim |
| ÇİSE-M |
Hafif yağan yağmur-um. |
| ÇİSİL |
İnce ince yağan yağmur |
| ÇOLPAN |
Çoban yıldızı |
| DAMLA |
Yuvarlak biçimde,çok küçük miktarda su vb. sıvı |
| DEFNE |
Yaprakları güzel kokulu,yaz kış yeşil olan bir bitki |
| DEMET |
Çiçek bağlamı , deste |
| DEMRE |
Noel Baba'nın doğduğu sanılan tarihi yer |
| DENİZ |
Yeryüzünün çoğunu örten engin su |
| DERYA |
Büyük deniz |
| DESEN |
Çiçek,çizgi gibi süs şekilleri |
| DESTEGÜL |
Mevlevi dervişlerinin giydiği ince kumaştan yelek |
| DEVİN |
Hareket ,kımıldanış |
| DİCLE |
Bir nehir adı |
| DİDEM |
Gözüm gibi sevdiğim,sevgilim |
| DİLARA |
Gönül alan ,gönül okşayan. |
| DİLAY |
Gönlü aydınlatan ay |
| DİLEK |
İstek ,rica |
| DİLEM |
Gönül ilacı |
| DİLNİŞİN |
Gönülde yer tutan,hoş,güzel |
| DİLRÜBA |
Gönlü şen,dertsiz |
| DİLSU |
Dil-su |
| DİLŞAH |
Gönül şahı,sevgili |
| DOLUNAY |
Ayın tam yuvarlak olduğu an |
| DUYGU |
Kişi,olay ve nesnelerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenim |
| EBRU |
Hareli boyama yöntemi |
| ECE |
Kraliçe |
| ECMEL |
Çok güzel |
| EDA |
Tavır,davranış |
| EGE |
Türkiye'nin batısında yer alan deniz |
| ELÇİN |
Deste,tutan |
| ELİF |
Arap alfabesinin ilk harfi |
| ELVAN |
Renkler,çeşitler |
| ESEN |
Sağlıklı,salim |
| ESİN |
Sabah rüzgarı |
| ESNA |
Yüksek,yüce |
| ESRA |
En çabuk,çok çabuk |
| ETİ |
Hitit |
| EVİN |
Bİr şeyin içindeki öz |
| EYLÜL |
Sonbaharda bir ay adı |
| EZGİ |
Melodi |
| FERAH |
Aydınlık , iç açıcı |
| FERAY |
Ayışığı,ayın parlaklığı |
| FERDA |
Gelecek zaman,yarın |
| FEYZA |
Bolluk,çokluk |
| FİDAN |
Yeni yetişen ağaç |
| FİGEN |
Yaralayan,kıran |
| FİRUZE |
Açık mavi renkte,değerli bir süs taşı |
| FULYA |
Güzel kokulu bir çiçek |
| FUNDA |
Kurak yerlerde yetişen bir ağaçcık |
| FÜRUZAN |
Parlayan,parlak |
| FÜSUN |
Büyü |
| GAMZE |
Gülerken yanaklarda beliren çukur |
| GAYE |
Amaç , erek |
| GECE |
Gün batımından ağarmasına kadar geçen süre |
| GELİNCİK |
Yazın kırlarda yetişen,parlak kırmızı renkli bir çiçek |
| GERÇEK |
Yakıştırma veya yalanı olmayan |
| GİZEM |
Sır |
| GONCA |
Tam açılmamış çiçek |
| GÖKÇE |
Gök mavisi,güzel |
| GÖKSU |
Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların adı |
| GÖLGE-N |
Güneş ışınlarından koruyan (senin) karartın |
| GÖZDE |
Çok sevilen,beğenilen nitelikte |
| GÖZEN |
İlgi çekici,samimi |
| GÜHER |
Cevher |
| GÜLBAHAR |
Ebru yapmakta kullanılan koyu kırmızı toprak rengi |
| GÜLÇİN |
Gül toplayan |
| GÜLFEM |
Gül ağızlı |
| GÜLGÜN |
Gül renkli |
| GÜLİSTAN |
Gül bahçesi |
| GÜLİZ |
Gül-iz |
| GÜLİZAR |
Alaturka müzikte bir bileşik bir makam |
| GÜLRİZ |
Gül saçan |
| GÜLŞAH * |
"Baraka" ile "Gülşah" öyküsünün kadın kahramanı |
| GÜL-ÜM |
Bana ait olan gül |
| GÜLÜMSE |
Tebessüm et |
| GÜNÇİÇEK |
Ayçiçek |
| GÜVERCİN |
Barışı temsil eden kuş |
| GÜZ |
Sonbahar |
| GÜZEL |
Hoşa giden,hayranlık uyandıran |
| GÜZİN |
Seçilmiş,seçkin |
| HANDAN |
Güleç,sevinçli |
| HARİKA |
Sıradanlığın üstündeki nitelikleriyle insanda hayranlık uyandıran |
| HASLET |
Doğuştan gelen güzel huy |
| HAYAL |
Varmış,olmuş gibi zihinde canlandırılan imge. |
| HAZAL |
Kuruyup dökülen ağaç yaprakları |
| HAZAN |
Sonbahar |
| HAZAR |
Barış |
| HAZİRAN |
Yaz aylarından biri. |
| HECE |
Bir solukta çıkarılan ses öbeği |
| HEVES |
Bir şeye duyulan istek |
| HİLAL |
Ayın yay biçimindeki görünüşü |
| HOŞSEDA |
Hoşa giden ses |
| HÜLYA |
İnsanın kurduğu tatlı düş |
| HÜMA |
Efsanelerde geçen,yere konmayıp sürekli gökte kaldığına inanılan cennet
kuşu |
| HÜMEYRA |
Kızıllık,pembelik |
| HÜNER |
İnce ve şaşırtıcı ustalık |
| HÜRREM |
Sevinçli,güleryüzlü |
| HÜSNA |
Pek çok güzel |
| HÜSÜN |
Güzellik |
| İDİL |
İçten ve saf aşk. |
| İLAYDA |
Su perisi. |
| ILGAZ |
Atın dört nala koşması |
| ILGIM |
Serap |
| ILGIN |
Süs bitkisi |
| İLGÜN |
Ulus,halk. |
| İLKBAHAR |
Yılın ılık mevsimi. |
| İLKE |
Temel alınan düşünce , kural |
| İLKYAZ |
İlkbahar |
| İLSU |
İl-su |
| İLTER |
Yurdu koruyan ,yurtsever. |
| İMGE |
Gerçekleşmesi çok zor olan düş |
| İMREN |
Görünen şeyi edinme isteği. |
| İNCİ |
Süslemede kullanılan ,istiridyede yetişmiş değerli madde |
| İNCİLAY |
Parlama,ışıldama |
| İPAR |
Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen çiçek. |
| İPEK |
İpekböceği kozasından elde edilen ince ,parlak kumaş |
| IRAZ-CA * |
Rıza gösteren,boyun eğen |
| İREM |
Bahçeleriyle ünlü masal kenti |
| İRİS |
Mitolojide Tanrıların elçisi |
| IRMAK |
Akarsuların en büyüğü |
| IŞIK |
Aydınlatmada kullanılan fiziksel enerji |
| IŞIL |
Kımıltılı ışık |
| IŞILAY |
Ay ışığı |
| IŞIN |
Bir kaynaktan belli bir doğrultuya giden ışık çizgisi |
| ITIR |
Güzel koku |
| İYEM |
Güzellik |
| İZEL |
El izi |
| İZEM |
Ululuk. |
| İZGİ |
Güzel ,adaletli. |
| İZ-İM |
Önceden bulunduğum yerde bıraktığım belirti |
| KAMELYA |
Bir süs bitkisi |
| KARDELEN |
Kar kalkmadan çiçek açan süs bitkisi |
| KELEBEK |
Gövdesi ve kanatları çok renkli ve zarif olan böcek |
| KİMYA |
Üstün nitelikler taşıyan |
| KÖSEM |
Sürünün önünden giden,yol gösteren koç |
| KUĞU |
Beyaz tüylü bir su kuşu |
| KUMRU |
Sevgilisine düşkünlüğüyle bilinen bir kuş |
| KUMSAL |
Kumla örtülü deniz kıyısı |
| KUTAY |
Kutlu,uğurlu ay |
| KUTSAL |
Güçlü bir dinsel saygı uyandıran kimse |
| LAL |
Parlak ,koyu kırmızı renkte olan |
| LALE |
Çan biçiminde bir çiçek |
| LERZAN |
Titreyen,titrek |
| LEYLA |
Saçları gece gibi simsiyah olan kadın.Çok karanlık gece |
| LEYLİFER |
Gece ışığı |
| LİLA |
Açık eflatun |
| MANOLYA |
Bir süs bitkisi |
| MARAL |
Dişi geyik |
| MAVİSU |
Deniz |
| MEHTAP |
Ayışığı |
| MEHVEŞ |
Ay gibi güzel kadın |
| MELDA |
Çok genç,körpe |
| MELİKE |
Kadın hükümdar |
| MELİS |
Bal,tatlı şey,sevgili |
| MELİSA |
Oğul otu |
| MELODİ |
Ezgi |
| MENEKŞE |
Mor beyaz renkli,kokulu,yürek biçiminde bir çiçek |
| MENEVİŞ |
Hare |
| MERAL |
Dişi geyik |
| MERCAN |
Tropik ve ılık denizlerde yaşayan,kırmızı kalker iskeletli bir canlı |
| MERİH |
Mars gezegeni |
| MERVE |
Mekke'de hacıların 7 kez gidip geldikleri dağın adı |
| MEVSİM |
Yılın dört farklı ikliminden biri |
| MİMOZA |
Bir süs bitkisi |
| MİNE |
İnce ve parlak nakış |
| MÜGE |
İnci çiçeği |
| NAĞME |
Ezgi |
| NAZ |
İsteksiz gibi görünen,çekingen davranış |
| NAZLI-M |
İşvelim,edalım |
| NEHİR |
Irmak |
| NERGİS |
Bir süs bitkisi |
| NESLİŞAH |
Soyu şah olan |
| NESRİN |
Yaban gülü |
| NEŞE-M |
Gönül açıklığım,sevincim |
| NEVAL |
Talih |
| NEVBAHAR |
İlkbahar,ilkyaz |
| NEVESER |
Türk Müziğinde,Dede Efendi'nin bulduğu bileşik bir makam |
| NEVGECE |
Yeni yeni oluşan gece |
| NEVGÜL |
Yeni açmış gül |
| NEVRA |
Beyaz çiçek |
| NEYİR |
Işıklı,aydınlık,parlak |
| NİGAR |
Resim kadar güzel sevgili |
| NİHAL |
İnce ve düzgün vücutlu sevgili |
| NİHAN |
Saklanmış,gizli olan |
| NİL |
Afrika'da bir nehir |
| NİLÜFER |
Durgun sularda yetişen,değişik renkli ve uzun ömürlü su bitkisi |
| NİSAN |
İlkbaharın ilk ayı |
| NURGÜL |
Nur-gül |
| NURGÜN |
Nur-gün |
| NURSELİ |
Nur-seli |
| NÜKET |
Nükte,zarif,güzel sözler |
| NÜKHET |
Güzel koku |
| NÜKTE |
İnce anlamlı , düşündürücü şaka söz |
| OYA |
Yazma çevresine iğne ile örülen bir çeşit tentene |
| OYLUM |
Bir cismin uzayda doldurduğu boşluk. |
| ÖDÜL |
Armağan |
| ÖRGÜN |
Türlü ve düzenli parçalardan oluşan |
| ÖVGÜ |
Bir şey veya kimsenin iyi niteliklerini,değerini belirtme |
| ÖYKÜ |
Kısa hikaye |
| ÖZEN |
Büyük hassasiyet göstermek |
| ÖZGE |
Yabancı |
| ÖZLEM |
Bir daha görmek veya kavuşmak arzusu |
| PAMİRA |
Orta Asya'da bir yayla |
| PAPATYA |
Baharda çiçek açan bir kır bitkisi |
| PELİN |
Hekimlikte kullanılan bir bitki |
| PERA |
Beyoğlu semtinin eski adı |
| PERÇEM |
Kakül |
| PERİ |
Güzel ve alımlı |
| PERRAN |
Uçan,uçucu |
| PETEK |
Arıların bal topladıkları balmumu yuvacıkları |
| PINAR |
Büyük su kaynağı |
| PIRIL |
Parlak ışık |
| PIRILTI |
Pırıldayan şeyin çıkardığı ışık |
| PITIRCIK |
Pek hafif gürültücük |
| PİYALE |
Şarap kadehi |
| RANA |
Güzel,göze hoş görünen |
| RENAN |
Çok ses çıkaran,çınlayan |
| RENGİN |
Boyalı,renkli |
| REZZAN |
Ağırbaşlı,onurlu |
| RUHSAR |
Yüz,çehre |
| RÜÇHAN |
Üstünlük |
| RÜYA |
Düş |
| SABA |
Gündoğusundan esen hafif rüzgar |
| SABAH |
Günün ağarmasıyla başlayan ilk saatler |
| SADBERK |
Yüz yapraklı,katmerli |
| SAHİL |
Deniz kıyısı |
| SAHRA |
Kır,ova,çöl |
| SALKIM |
Bir çoğu tek bir sap üzerinde topluca bulunan yemiş |
| SANEM |
Put |
| SAYGIN |
Sayılan,sevilen |
| SAYIL |
Her zaman saygı gör |
| SEBİL |
Karşılıksız dağıtılan içme suyu ve bu amaçlı taş
yapı |
| SEBLA |
Uzun kirpikli göz |
| SEÇİL |
Benzerlerinden üstün olup 'en iyi' diye ayrılmak |
| SEÇKİN |
Benzerler arasında nitelikleriyle göze çarpan,elit |
| SEDA |
Ses |
| SEDEF |
Deniz hayvanlarının iç yüzeyinde oluşan beyaz,parlak madde |
| SEDEN |
Uyanık,tetikte,gözü açık olmak |
| SEHER |
Tan ağartısı |
| SEL |
Taşkın su |
| SELDA |
Bir söğüt cinsi |
| SELEN |
Haber,müjde |
| SELİN |
Gür akan su |
| SELİNTİ |
Ufak sel |
| SELİS |
Akıcı söz |
| SELMİN |
Barış ve sevgi duygusuyla dolu olan |
| SELVİ |
İnce uzun ağaç |
| SEMA |
Gökyüzü |
| SEMİRAMİS |
Babil'in Asma Bahçeleri'ni kurduran Asur kraliçesi |
| SENA |
Övme |
| SEREN |
Gemi direği |
| SERENAT |
Geceleyin sevgilinin penceresinin
önünde verilen küçük konser |
| SERRA |
Rahatlık,kolaylık |
| SERTAP |
İnatçı,ayak direyen |
| SERVİ |
İnce ve uzun boylu |
| SES |
Kulağın duyabildiği titreşimler |
| SEVDEM |
Sevginin en son demi |
| SEVEN |
Bir başkasına sevgi duyan |
| SEVGİLİ |
Kendisine aşk duygusuyla bağlı olunan kişi |
| SEVİ |
Aşk |
| SEVİL |
Her zaman sevilen biri ol |
| SEVİNÇ |
İstenilen şeyin olmasıyla duyulan coşku |
| SEYYAL |
Akıcı,akışkan |
| SEZEN |
Hisseden,sezgili |
| SEZGİ |
Sezme yeteneği |
| SİBEL |
Henüz yere düşmemiş yağmur damlası |
| SILA |
Gurbettekinin özlemini çektiği yerler |
| SİM |
Gümüş gibi parlak ve beyaz |
| SİMA |
Yüz , çehre |
| SİMGE |
Anlamı olan harf,bitki gibi işaretler |
| SİMİN |
Gümüşten,gümüşe benzeyen |
| SİMYA |
Bir şeyi başka şeye dönüştüren düşsel güç |
| SİNE-M |
Yüreğim,çok sevdiğim |
| SİREN |
Uyarı işareti veren canavar düdüğü |
| SİRET |
Bir kimsenin ahlakı,kişiliği |
| SIRMA |
Sarı ve güzel saç |
| SONYAZ |
Sonbahar |
| SU |
Canlıların yaşaması için en gerekli olan şey |
| SUMRU |
Bir şeyin yüksek yeri,tepesi |
| SUNA |
Boylu , poslu , yakışıklı |
| SÜLÜN |
Boylu , poslu , yürüyüşü güzel |
| SÜNDÜS |
Çözgüsünde altın,gümüş teller bulunan eski ipekli bir kumaş türü |
| SÜSEN |
Nisan-Haziran dönemlerinde açan güzel kokulu bir çiçek |
| ŞAHBANU |
Hükümdar eşi |
| ŞAHİKA |
Dağ doruğu. |
| ŞAN |
Şöhret. |
| ŞANS |
Talih , fırsat |
| ŞAYESTE |
Yaraşan ,yakışan. |
| ŞEBBOY |
Güzel kokulu bir süs bitkisi |
| ŞEBNEM |
Bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları. |
| ŞEHNAZ |
Alaturka müzikte bir makam adı |
| ŞEHRAZAT |
Kendi kendine yaşayan,özgür. |
| ŞELALE |
Büyük çağlayan. |
| ŞERMİN |
Utangaç,mahçup. |
| ŞEVVAL |
Hicri takvime göre yılın onuncu ayı. |
| ŞEYDA |
Sevda nedeniyle aklını yitirmiş ,çılgın |
| ŞİİR |
İmgelere,duygulara seslenen söz sanatı |
| ŞİMAL |
Kuzey |
| ŞİRİN |
Sevimli,cana yuakın |
| ŞÖLEN |
Kutlama niteliğindeki yemekli toplantı |
| ŞÖLEN-DE |
Bir olayı kutlamak amsacıyla yapılan yemekli toplantı. |
| ŞULE |
Ateş alevi. |
| TAMAR |
Damar |
| TANGO |
Özel ritimli,çift kişilik ağır bir dans |
| TANYELİ |
Sabah olurken çıkan hafif rüzgar |
| TİLBE |
Gezginci ozan |
| TILSIM |
Esrarlı ve olağanüstü güç taşıdığına inanılan nesne |
| TOMRİS |
M.Ö. 6 yy da yaşamış bir kraliçenin adı |
| TÖREN |
Anma , kutlama , karşılama , evlenme vb. için yapılan toplantı |
| TUĞBA |
Dalları bütün cenneti gölgeleyen kutsal ağaç |
| TUĞÇE |
Kadın sultanın başındaki tuğ |
| TULU |
Gökcisimlerinin doğuşu |
| TUTKU |
Aşırı özlem , gönül verilen |
| TUTYA |
Göze çekilen sürme. |
| TÜLİN |
Ayın çevresinde oluşan hale |
| TÜMAY |
Dolunay |
| TÜRKUVAZ |
Türk rengi de denilen mavi renkte değerli bir taş |
| TÜRKÜ |
Halk şiirinde kendisine özgü ezgisiyle söylenen uyaklı nazım biçimi |
| TÜVANA |
Dinç , canlı |
| UMAY |
Çocukları ve hayvan yavrularını koruduğuna inanılan tanrıça |
| ÜLGEN |
Bir iyilik Tanrısının adı.Yüce |
| ÜLGER |
Şeftalideki ince tüy. |
| ÜLKER |
Yedi yıldızdan oluşan takım yıldızı |
| ÜLKÜ-M |
Uğrunda özveride bulunmaktan çekinilmeyen yüce dilek |
| ÜRÜN |
Doğadan elde edilen yararlı şeyler. |
| ÜVERCİNKA |
Güvercin kanadı. |
| ÜZÜM |
Asmanın salkım
durumundaki meyve. |
| VENÜS |
Bir gezegen adı |
| VERDA |
Gül |
| VERDİNAZ |
Nazların gülü |
| VİLDAN |
Yeni doğmuş çocuk |
| VUSLAT |
Sevgiliye kavuşma |
| YAĞMUR |
Havadaki buharın su damlaları halinde yere düşmesi |
| YANKI |
Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses |
| YAPRAK |
Bitkilerin çeşitli biçimdeki yeşil bölümü |
| YAR |
Dost , sevgili |
| YAREN |
Arkadaş , yakın |
| YASEMİN |
Çiçekleri güzel kokulu süs bitkisi |
| YAZGI |
Önceden belirlenmişlik,gerçekleşmesi mutlak olan |
| YAZGÜLÜ |
Baharın ilk günlerinde çocuğa verilen ad |
| YELDA |
Uzun ve kara olan şey |
| YELİZ |
Rüzgarın hızı.Güzel,havadar |
| YENİAY |
Yeni-ay |
| YEŞER |
Yetişip yeşil renk almak |
| YEŞİM |
Yeşil ve pembe renkli değerli bir taş |
| YILDIZ |
Gökyüzündeki ışıklı gök cisimlerinden her biri |
| YONCA |
Uğur getirdiğine inanılan süs bitkisi |
| YOSUN |
Suların yüzeyinde ya da dibinde yetişen çiçeksiz bitki |
| YÖRÜK |
Göçebe yaşayan Oğuz Türkleri |
| YURDAGÜL |
Yurda-gül |
| YURDANUR |
Yurda-nur |
| ZEREN |
Kavrayışı güçlü ,zeki. |
| ZERRİN |
Altın gibi sarı,parlak. |
| ZEYNEP |
Değerli taşlar,mücevherler. |
| ZEYNO |
Zeynep. |
| ZUHAL |
Satürn gezegeni |
| ZUHAL |
Zeynep. |
| ZÜLAL |
İçimi güzel su |
| ZÜLAL |
Şakaklardan sarkan saç lülesi |
| ZÜLEYHA |
Su perisi. |
| ZÜLEYHA |
İçimi güzel su |
| ZÜLÜF |
Şakaklardan sarkan saç lülesi |
| ZÜLÜF |
Yurda-nur |
| ZÜMRA |
Zeki bilgili kadın. |
| ZÜMRA |
Parlak ve yeşil renkli değerli bir taş. |
| ZÜMRÜT |
Parlak ve yeşil renkli değerli bir taş. |
| ZÜMRÜT |
Su perisi. |
|
Satürn gezegeni |
Son yıllarda farklı olmak tutkusu bebek isimlerine de yansıdı. Yeni doğan
bebeklerine isim arayışında olan aileler, kimsenin sahip olmadıkları farklı adları tercih
ediyor.
Son zamanlarda piyasaya çıkan bebek isimlerini konu alan kitaplar, dergiler ve internet siteleri, yeni
bebek sahibi olan ailelerin farklı isim arayışlarını da gözönüne alarak, değişik anlamları
olan gelen isimlere yer veriyor.
Ebeveynler, yeni doğan bebeklerine artık Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma gibi dede ve anneannelerinin
isimleri yerine iki anlamlı kelimenin birleşmesinden oluşan Canel, Akay veya İngilizce Delfin, Jerfi,
Arapça Laçin, ya da Yağmur, Keyhan, Uzay gibi cansız varlık adlarını veriyor.
Ada,
Ahsen, Bilhan, Cevher, Cihan, Deniz, Derman, Destan, Doğa, Doruk, Evren, Eylem, Ilgın, İlter, İnal, Kamuran,
Kayra, Meftun, Nisan, Nüzhet, Ogan, Omay, Ömür, Önay, Özgü, Saygın, Sezgi, Tan, Ural, Uytun, Ümür, Vurgun gibi yeni isimlerin
diğer bir özelliği ise "unisex" olarak, yani hem kız hem de erkekler tarafından kullanılması
şeklinde göze çarpıyor.
İHA muhabirinin bebek isimlerini konu alan çeşitli yayınlardan derlediği son moda isimler ve anlamları
şöyle:
Erkek isimleri:
Abay: Sezgi, anlayış, Acun: Dünya, Ahsen: En güzel, Andaç: hatıra, Armağan: Hediye, Asutay:
Hırçın tay, Aytunç: Güzel, sağlam, Baran: Yağmur mevsimi, Bars: Yırtıcı hayvan, Bayhan:
Zengin ve güçlü, Berke: Cengiz Han'ın torununun adı, Canel: Dostluk eli, Çelen: Akıllı, Darcan: Sıkıntılı,
Ener: En yiğit, Erem: Kavuşmak için çaba gösteren, Girgin: Kolay yakınlık kuran, Güçhan: Çetin, güçlü
han, Güntan: Güneşin doğuşundan az önceki zaman, İşcan: Çalışkan, Jerfi: Derinlik, Keyhan:
Dünya, Laçin: Bir cins şahin, sapr, yalçın, Merih: Dokuz gezegenden biri Mars, Oflaz: Eksiksiz, tam, Pamir: Herşeye
gücü yeten, Pars: Yırtıcı hayvan, Pozan: Cana yakın, Renan: Kızıl kan, Ruşen: Aydınlık,
Saner: Ünlü, Sazak: Kuvvetli ve soğuk rüzgar, Serter: Sert erkek, Songur: Şahin, ağır, hantal, Tan: Şafak
Vakti, Uçkan: Allah'ın kulu, Utku: Zafer kazanmak, Ulaç: Cennette ölümsüzlüğe kavuşan, Utkan: Din uğruna
çalışan, Uzay: Sonsuz boşluk, Ülker: Boğa burvunda yedi yıldızdan biri, Ünkan: Tanınmış
soydan gelen, Ünverdi: Tanınan, Varol: Var olmakla ilgili, Yıldıray: ayla ilgili, Zirve: Doruk, Zorlu: Tuttuğunu
koparan."
Kız isimleri:
Akay: Dolunay, Alara: Kırmızı süs, Alçin: Küçük bir kuş, Asena: Dişi bir kurt, Asya:
Bir kıta, Aygen: Gönül Dostu, Ayşan: Şanlı, Azra: El değmemiş, Balca: Bal gibi, Belin: Şaşkınlık,
Bike: Hanım, Bilun: Yarımay, Çağla: Badem, Çilay: Ayın üzerindeki açık renkli lekeler, Dalan: Zarif,
Delfin: Yunus Balığı, Derin: Yüzeyi tabanına uzak olan, Durul: Suyun durulması, Ela: Sarıya
çalar kestane rengi,en kahraman, Evşen: Hafif, Fidan: Ağaçların genç ve yeni yetişeni, Gazal: Güzel, iri
göz, Gökşin: Gök gibi mavi gözlü, Güliz: Güzel iz bırakan, Harika: Eşyanın tabiatı dışında,
doğa üstü, garip şey, Hazer: Deniz, büyük su, Ildır: Parıltı, parlayış, Işıtan:
Aydınlatan, ışık veren, İlgi: İlişki, yakınlık kurma, İlkyaz: Bahar sonu,
yaz başlangıcı, Karmen: Parlak kırmızı, Kayra: Büyük birinden gelen iyilik, Karmen: Parlak kırmızı,
Kumru: Güvercinden küçük boz renkli kuş, Melda: İnce ve taze vücutlu, Miray: Yılın ilk aylarında
doğan, Nisa: Kadın, Perçem: Mızrak gibi şeylerin üzerine konulan püskül, Püren: Sarı kırmız
brenkli bir tür ot, Rüya: Düş, Sanay: Ay gibi güzel, Semin: Değerli, pahalı, Serra: Rahatlık kolaylık,
Serva: Masal, Sezal: Sezgili, Sonat: 3-4 bölümlü müzik eseri, Su: Rengi ve kokusu olmayan sıvı, Şiir: Edebi
anltım biçimi, Şelale: Büyük çağlyan, Taçnur: Mutluluk, Tamay: Sabırlı, Tennur: Yüksek ulu, Tutku:
İhtiras, Umay: Üzerinden geçtiği kişilere mutluluk verdiği inanılan kuş, Umur: görgü, deneyim,
Uzel: Usta, becerikli, Ülfer: Irmak, büyük su, Ünseli: Ünü sellere benzeyen, Vicdan: İyiyi kötüden ayırmaya yarayan
şuur, ahlak, Vuslat: Kavuşma, yetişme, Yağmur: Yeryüzüne düşün sıvı yağış,
Yeliz: Rüzgar ve izi, Zeren: Anlayışlı, zeki.
|
En uzun sure ucan tavuk 13 saniye havada kalmistir.
El
tirnaklari ayak tirnaklarina oranla 4 kat daha hizli uzarlar.
Yilda ortalama 10 milyon kez goz kirpariz.
Yarasalar
bir magaraya girdiklerinde once sola donerler.
Sogan dograrken sakiz cignemek goz yasarmasini onler.
Ortalama
bir insan gunde 13 kez guler.
Kalbimiz gunde ortalama 100.000 kez carpar.
Thomas Edison karanliktan korkardi.
Dunyanin en eski sakizi bundan 9000 yil oncesine aittir.
Beyaz Saray'da 13092 adet catal, bicak, kasik vardir.
Ortalama bir insan, yilda 1460'in uzerinde ruya gorur.
Bir insan, omuru boyunca ortalama 35000 kurabiye yer.
Timsahlarin dilleri damaklarindadir.
Muz veya yesil elma koklamak zayiflamaya yardim eder.
Aslan kukremesi
5 mil oteden bile duyulabilir.
Bir fare, susuzluga bir deveden daha fazla dayanabilir.
Bogalar renk korudur.
Kirpiler suda batmaz.
New York'ta her gun ortalama 36.000.000 telefon gorusmesi yapilmaktadir.
Sibirya'da
insanlar sutu, donmus cubuklar seklinde alirlar.
Las Vegas'taki kumarhanelerin hic birisinde saat yoktur.
Italyan
bayragini Napoleon Bonaparte tasarlamistir.
Italya'nin Siena kentinde, ismi Mary olanlarin fahiselik yapmasi yasaktir.
Uzay yolculugunda tasinacak her extra kilo icin gerekli olan yakit miktari 530 kg dir.
Istokozlarin kani mavi
renktedir.
Timsahlar daha derine batabilmek icin tas yutarlar.
Kalinligi ve buyuklugu ne olursa olsun hicbir
kagit parcasi 7 kereden fazla katlanamaz
Suudi Arabistan'da bir kadin kocasina kahve yapmazsa bu bosanma nedenidir.
Bir köpekbaligi 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kani hissedebilir.
Insan midesi, 2 haftada
bir iç zarini yenilemekzorundadir; aksi halde kendi kendini sindirir.
Bir bardak taze sampanyanin içine bir kuru üzüm
atarsaniz, üzüm asansör gibi bardagin altindan üstüne, üstünden altina sürekli dolasir.
Eger agzimiza attigimiz bir
seye tükürügümüz degmezse, onun tadini anlayamayiz.
Erkek peygamber devesi, disinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.
George Washington, evinin bahçesinde marijuana yetistirirdi.
Zürafa, kulagini 53 santim uzunlugundaki
dili ile temizler.
Lübnan'da disi bir hayvanla cinsel iliskiye girmek serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktir.
McDonalds'in
karinin yüzde 40'i çocuk menüsü satisindan gelir.
Her insanin dilinin izi de parmak izi gibi farklidir.
Einstein,
9 yasina kadar düzgün konusamamistir. Ailesi onun özürlü oldugunu düsünmüstür.
Tarihi film Ben Hur'da çekim ekibinin
fark etmedigi kirmizi bir otomobil görünür.
Her gün dogan çocuklarin ortalama 12'si yanlis anne babaya verilmektedir.
Kagit para sanildigi gibi kagittan degil pamuktan yapilir.
1950'den önce kenevir, agaç kabugu ve marijuana
yapragi kullanilarak yapilirdi.
Çikolatanin köpekleri öldürdügü dogrudur. Onlarin kalbine ve sinir sistemine zarar
verir.
Yarim kilo kadar çikolata küçük bir köpegi öldürebilir.
Birçok ruj çesidi balik pulu içerir.
Katil
balinalar köpekbaliklarinin midesine alttan torpil gibi vurarak onlari öldürür.
Donald Duck çizgi filmleri Finlandiya'da
yasaklanmistir. Nedeni kahramanlarin don giymemesidir.
Ketçap 1830'lu yillarda ilaç olarak satilirdi.
Insan
kalbi, kani pompaladiginda yarattigi basinc ile kani 10 metre uzaga firlatabilir.
Bir domuzun orgazmi 30 dakika surer.
Basinizi surekli olarak bir duvara vurarak saatte 150 kalori harciyabilirsiniz.
Bir karinca agirliginin 50
kati agirligi kaldirabilir, 30 kati agirligi cekebilir ve zehirlendiginde her zaman sag tarafina dogru duser.
Bir
hamambocegi 9 gun basi koparilmis olarak, acliktan olene kadar yasayabilir.
Bazi arslanlar gunde 50 defa ciftlesebilirler.
Sicrayamayan (ziplayamayan) tek hayvan fildir.
Devekusunun gozu beyninden daha buyuktur.
Deniz yildizinin
beyni yoktur.
Kutup ayilari solaktir.
Zevk icin sevisen yaratiklar sadece insanlar ve yunuslardir.
Ayı
inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
Degerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur,
sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.
Bukalemunların
dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında
Shangai ve deniz kıyısındaki diğer Cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak.
Bu sellerde
76 milyon kişi evsiz kalacak.
Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır.
Kereviz
yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladir.
Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.
Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarinin büyüklüğüne eşittir.
Hipopotamlar
insandan daha hızlı koşarlar.
Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe
palamudu üretemezler.
İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmaginki, en hızlı
uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.
Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.
Güney
Kore başkenti Seul, Kore dilinde "başkent" anlamına gelmektedir.
Kanada, Kızılderili dilinde
"buyuk koy" anlamina gelmektedir.
İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikayesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur.
ABD'de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin ücte biri ya hapiste ya da gözaltinda tutulmaktadır.
Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tiraş olmak için harcar.
Gecen 3500 yılın, sadece
230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma
rekoru 440 saattir.
Bir kurbaga kendi uzunlugunun 350 kati kadar oteye sicrayabilir. Bu bizim bir futbol sahasinin
bir ucundan bir ucuna atlayabilmemiz gibi bisey..
Unutmayin ki, biri sizi kizdirdiginda yuzunuzu asmak icin vucudunuzdan
42 kasinizi kullanirsiniz.. ( Kasim kasim kasilasin emi... )
Kamplumbağalar kıçlarından nefes alabilirler!
|
| |
|
İnsan saçı, üç kilo ağırlik kaldırabilecek
esnekliktedir.
Gunumuzde, evlenenlerin yuzde ellisi bosanmaktadir.
Beethoven beste yapmadan once kafasini
soguk suya sokardi.
Her 25 kişiden biri astim hastasidir.
Dunyadaki hayvanlarin yuzde sekseni alti ayaklidir.
Kaptan Cook, Antarktika haric butun kitalara ayak basan ilk insandir.
Gun işigindan daha fazla yararlanmak
icin saat uygulamasini Benjamin Franklin başlatmıştır.
Bir okyanusun en derin yerinde, demir
bir topun dibe cokmesi bir saatten uzun surer.
Bugune kadar olculmuş en buyuk buz dagi, 200 mil uzunlugunda ve
60 mil genişligindedir ve Belcika'dan daha buyuk bir yuzolcumune sahiptir.
Bugune kadar kaydedilmiş en buyuk
dalga, 1971 yilinda Japonya'nin Ishigaki Adasi'nda 85 metre yuksekligine ulaşmiştir.
Acik bir gecede, ciplak
gozle iki bin ayri yildizi gormek mumkundur.
Sahra colundeki Tidikelt kasabasina on yil boyunca hic yagmur yagmamiştir.
Mumyalarin ayak parmaklari tek tek sarilarak mumyalanmistir.
Yataktan duserek olme olasiligi iki milyonda birdir.
Kita isimlerinin hepsi ayni harfle baslayip ayni harfle biter.
Herhangi bir okyanusun en uzak oldugu nokta
Çin'dir.
Kis aylarinda, Moskova'daki buz pateni pistleri 250 binmetrekarelik bir alani kaplar.
Rusya'da dogudan
batiya dogru seyahat edilirse, yedi saat kusagi gecilir.
Norvec'in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gunduz gunesli
gecer.
Sadece disi sivrisinekler isirir.
Dunyada her dakika iki tane dusuk siddette deprem olmaktadir.
Hindistan'daki
yillik dogum sayisi, Avustralya'nin toplam nufusundan fazladir.
Rusya'nin dortte biri ormanlarla kaplidir.
Tarih
boyunca yeryuzunde bulunan altinin 200 kat daha fazlasi okyanuslarda bulunmaktadir.
Kopeklerin ter bezleri ayaklarindadir.
Larry Hagman (JR.) Dallas dizisinin setinde hic kimsenin sigara icmesine izin vermezdi.
Yilanlar duyamaz.
Zürafalar yüzemez.
Karincalar uyumaz.
Kirpiler suda batmaz.
Sineklerin 5 gözü vardir.
Zürefalarin
ses telleri yoktur.
Fareler kusamaz.
Develerin üç tane kasi vardir.
Bir sinegin hizi saatte 8 km dir.
Kelebekler ayaklari ile tat alirlar.
Kangurular geriye dogru yürüyemez.
Kediler seker tadini ayirt
edemezler.
Atlar bir ay kadar ayakta kalabilirler.
Timsahlar dillerini disari çikaramazlar.
Baykus,
mavi rengi görebilen tek kustur.
2600 kadar degisik cins kurbaga vardir.
Yetiskin bir ayi, bir at kadar hizli
kosabilir.
Deniz kobrasi dünyanin en zehirli yilanidir.
Bir yilda gozumuzu tam 4.200.000.000 kez kirpiyoruz,
Turkiye'de Mehmet adinda 1 milyon 229 kisi var.
Peru'da hic umumi tuvalet yoktur.
Elektrikli sandalye
bir disci tarafindan icat edilmistir.
Amerikan hava yollari, ucuslarda yolculara sundugu kahvaltilarda her tepsiden
bir zeytini kaldirarak 1987 yilinda 40 bin dolar kar etmistir.
Ingiltere'de butun kugular kralicenin malidir.
Yunuslar bir gozleri acik uyurlar.
Bir insan, yasami boyunca iki yuzme havuzunu dolduracak kadar tukuruk
salgilar.
Karadul örümceği, bir günde 20 eşini yer.
Beş gözü olan arılar, her yıl
yılandan fazla insan öldürüyor.
Uçan balıklar 90 metreye kadar yükselebiliyor.
Güvelerin mideleri
yoktur.
Dünyanın en büyük yumurtası köpekbalığınınkidir.
Köstebek bir gecede
90 metrelik tünel kazabilir.
Bedenine oranla en büyük beyin karıncalardadır.
Bir bukalemunun dili,
bedeninin iki katı uzunluğundadır.
Kalkan balıkları yavruyken dişidir ancak 5 yaşına
geldiklerinde birçoğu erkeğe dönüşür.
Bir salyangozun diş sayısı 25 bini bulabilir.
Çita, saatte 70 kilometre hıza iki saniyede çıkar.
Salyangozlar yemek yemeden üç yıl uyur.
Hindiler yağmurda başlarını havaya kaldırır.
Tarantula örümcekleri 2.5 yıl
aç kalabilir.
Bir farenin spermi, filin sperminden uzundur.
Balinalar geri geri yüzemezler.
Dünyadaki
tüm karıncaların ağırlığı, tüm insanların ağırlığının
10 katıdır.
Kaburgasız doğan develerde 3 çift gözkapağı var.
Sivrisinek kovucu
spreyler sinekleri kovmuyor. Sizi gizliyor. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuz
anlamamalarını sağlıyor.
Taze kakao, içinde bulunan sıvı kan plazması yerine kullanılabiliyor.
Maymunlar her yıl uçak kazalarından daha fazla insanın ölmesine neden oluyor.
Uyurken
TV izlerken olduğundan daha fazla kalori harcarsınız!!
Dişçiler diş fırçalarının
tuvaletten en az iki metre uzakta tutulmasını tavsiye ediyorlar. Sıçrama nedeniyle havaya karışan
partiküllerden fırçanızın korunması için!
Kupa papazı, bıyıksız olan tek papazdır!
Boeing 747'nin kanatları uçakla uçmayı ilk başaran Wright Kardeşlerin uçtuğu mesafeden daha
uzundur.
Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir!
Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar!
Evinizdeki
toz parçacıklarının büyük çoğunluğu ölmüş deri dokusudur.
Marlboro şirketinin ilk
sahibi akciğer kanserinden öldü!
Barbie'nin tam adı Barbara Millicent Roberts'dir.
Michael Jordan,
bir yılda Malezya'daki Nike fabrikasında çalışan tüm işçilerin toplam gelirinden daha fazla gelir
kazanmaktadır.
Marilyn Monroe'nun altı adet ayak parmağı vardı!
Walt Disney'in kendisi
fareden korkardı!
İnci sirkeye konulursa erir!
İnekler merdiven çıkabilir, ama inemezler!
Ördeklerin vak sesi yankı yapmaz, nedenini de kimse bilmez!
8 yil 7 ay 6 gun boyunca ciglik atmakla olusacak
ses enerjisiyle, bir bardak nescafelik su isitilabilir.
6 yil 9 ay boyunca "PIRT" yapildiginda cikacak gazla, bir
atom bombasi uretilebilir. |
| |
BUNLARI BILIYOR MUYDUNUZ?
* Tavuklar yilda ortalama 227 kez yumurtlar.
* En kucuk at turu yaklasik 75 cm' dir. Bu at turu fallabelladir.
* Bir ari kendinden 300 kat agir nesneleri kaldirabilir.
* Eskiden mamutlarin dislerinin uzunlugu 4 metreyi geciyormus.
* Bir agackakan gagasini agaca bir saniyede kac defa vuruyor dersiniz?
* Bir agackakan gagasini agaca 20-22 kez vurabilir.
* Sekreter kusu adiyla anilan bir kus vardir dogada. Bu kusun bacaklari o kadar
narin ve incedir ki kus birden bir seyden korkarsa bacaklari kirilabilir.
* Yeni dogmus bir mavi balina ortalama 1800 kilodur.
* O kucuk balarilarinin bize biraz bal yapabilmek icin cektigi zahmeti biliyor
musunuz? Bir kasik bal yapabilmek icin ciceklere 4000 kere gidip geliyorlar.
* Yeni dogan bir kanguru o kadar kucuktur ki. Yaklasik yuzuk parmagimiz kadar.
* Genelde hepimizin beyazligina , guzelligine bayildigimiz kugular aslinda gorundukleri
kadar uslu degiller. Bir kanat darbesiyle bir insanin kolunu kirabilirler.
* Baliklar ve surungenler dis dollenme yaparlar. Dis dollenme de mesela bir balikbir
defa da binlerce hatta milyonlarca yumurta birakabilirler. Yalniz cevre sartlari yuzunden bunlardan o kadar azi hayata gozlerini
acabilir ki . Mesela morina adiyla bilinen bir balik bir kerede 4-4.5 milyon yumurta birakir . Yaklasik 3-4 tanesi yumurtadan
cikip suyla tanisir.
* Aslan gunde ortalama 19 saat uyur .
* Ilk hayvanat bahcesi bundan binlerce yil once Cin'de acildi.
* Insanin tek tel saci 85-90 gr agirligi kopmadan tasir.
* Kanimizin vucudumuzu dolasmasi yalnizca 22-23 saniye suruyor.
* Dunyanin en gurultulu kusu "Aglayan turna kusudur". Bagrislarini kilometrelerce
oteden duyabilirsiniz.
* Denizatini erkeginin dogum yaptigini biliyor muydunuz?
* Hic dusundunuz mu neden agaclar meyve olusturuyor. Sadece bizim icin mi acaba?
Evet bu da var ama asil amaclari yavrulari olan tohumlarini korumak.
* Deniz hiyari tehlikede oldugunu hissettigi anda beyaz ve yapiskan bir madde
salgilar .
* Hem yararli hem de zararli kelebeklerin oldugunu biliyor musunuz?
* Guve zararli, ipek bocegi ise yararli kelebektir .
(Ozlem GOKCE Hacettepe Universitesi
Biyoloji Bolumu Ogrencisi)
|
 |
| BiLMEDiKLERiMiZ |
 |
|
 |
|
· Kapilariniz veya cekmeceleriniz bir müddet sonra itsenizde
ceksenizde kapanmalari zorlasir. Kapinizin, cekmecenizin sürten kismina vazelin sürün.
· Bas agrisi için: Kahve
cekirdegine limon suyu sIkIn yavas yavas yiyin(birkaç tane) Mantar kapakli siseleri yatik vaziyette saklamalisiniz.
·
Buz dondururken: Suyu kaynatin, soguyunca buz kaliplarina koyup dondurun. Buzlar daha canli kristal gibi görünür. Kaynamis
suda oksijen azalir. Buda buzun mat görünmesini saglar.
· Dislerinizi dogal temizleyin: Cilegi ezin dis fircanizin
üzerine koyun dis etlerinize kompres yapin. Sonra dislerinizi fircalayin.
· Kücük yaniklar icin: Temiz bir sünger
hafifce islatin buzdolabinizin derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmis yerin üzerine hafif hafif kompres yapin.
· Agiz
kokusu için: Kahve çekirdegi çigneyin.
· Ari sivrisinek sokmalarina karsi: Kesme sekeri hafif islatin sokan
kismin üzerine hafifçe bastirin zehiri alir ve kasinmayi sismeyi önler.
· Gözlük camlari: Gliserin ile silerseniz
bugulanmadigini göreceksiniz. · Gülleriniz boynunu bükerse: Ilk önce sicak sonra soguk suya batirin.
· Saksi
cicekleri icin: Sigara küllerini saksiniza koyarsaniz yapraklardaki kurt böcek vs. yokedersiniz.
· Elinize uhu
yapistirici bulasirsa: Asetonla silin. · Boya kokusunu gidermek icin: ki büyük bas sogani soyun ikiye bölün suyun
icine atin bunuda kokulu odaya koyun.
|
Şeker hakkında bilmediklerimizİ.Ö. 3000'lerde Hindistan'da, şeker kamışından
şeker elde edildiği; Yunanlılar ve Romalıların şekere "Hint tuzu"ve "Asya balı" gibi adlar
taktıktan bilinir. Haçlı seferleri sonunda Avrupa şekerle tanışır ve 8. yüz yılda önce
İspanya'da sonra Güney Fransa 'da şekerkamışından şeker üretimi gerçekleştirilir. Ama şeker
tüketimi ancak 19. yüzyılda büyük boyutlara ulaşır. Şeker, ilkçağlarda daha çok ilaç olarak kullanılmasına
karşın, son yüz yılda insanoğlunun belli başlı enerji kaynaklarından biri olmuştur.
Şeker nasıl elde edilir? Bitkiler havadan aldıktarı karbondioksit ve kökleriyle emdikleri sudan
kendileri için gerekli olan şekeri yaparlar. Bu şeker, yeni dokuların ya da tohumların yapımında
kullanılana kadar bitkinin içinde depolanır. Bazı meyvalarda früktoz; bazı meyva, sebze ve tahıllarda
glikoz şekerpancarı ve şeker kamışında sofra şekeri sakkaroz şeklinde sentezlenir.
Daha sonra işlenerek kullanıma sunulur.
Şekerin çeşitleri Şekerin toz şeker, pudra şekeri, ham şeker, küb şeker ve esmer
şeker gibi birçok çeşidi üretilmektedir. Bu şekerler, üretimleri sırasında geçirdikleri farklı
işlemler sonucu değişik biçim ve tatlar elde eder. Örneğin çay şekeri olan sakkaroz, şekerpancarı
ve şeker kamışından elde edilir. Şekerpancarından şeker elde etmek için, pancann önce suyu
çıkarılır. Filtrelerden geçirilerek yabancı maddeleri ayrılan pancar suyu, buharlaştırılarak
şeker kristalleri oluşturulur. Buharlaşma sırasında devamlı karıştırılırsa,
küçük kristallerden oluşan pudra şekeri elde edilir. Şeker kamışından şeker elde etmek
için, toplanan şeker kamıştarı, yaprakları kesildikten sonra işlenir. Kamışlar yıkandıktan
sonra küçük parçalar halinde kıyılır. Sonra ağır merdaneler arasında ezilirken üstüne su püskürtülür;
püskürtülen su şekerin çözünmesine yardımcı olur. Çözelti haline getirilen ham şeker, kimyasal maddelerle
işlemden geçirilip filtre edilir. Şekerler içinde en tatlısı früktozdur. Ondan sonra sırası
ile sakkaroz, glikoz, maltoz ve laktoz gelir. Şeker, vücudumuza ısı ve enerji sağlamanın yanı
sıra yağların oluşmasına da yardımcı olur.
Sağlıktaki rolü Gereğinden f azla yenen şeker, yağ olarak dokularda depolanıp şişmanlığa
neden olur. Şekerde vitamin, mineral ve protein bulunmaz. Dişler için zararlı olan şekerin arıtılmış
şekli, içinde hiçbir vitamin ya da besleyici madde bulunmayan arı karbonhidrattır. Mutfaklarda reçel, marmelat,
tatlı yapımında kullanıldığı gibi, sade olarak sıcak içeceklere de katılır.
Bisküvi gibi fabrikasyon ürünlerin de ana maddesini şeker oluşturur.
ŞEKER FESTİVALİ Dünyanın hemen her yerinde üretimi yapılan şekerin hem tadı hem
de görüntüsüyle sayısız çeşidi vardır.
İşte bunların belli başlıları:
Pudra şekeri Tozşeker, yeterince ince olması için iyice ezilir ve tanelerin birbirine yapışmaması
için içine % 3 oranında mısır nişastası eklenir.
Reçel şekeri kere, doğal meyva İeri (960.4 -l oranında), sitrik asit (%0.6 0.9 oranında) ve
lartrik asit ilave edilerek, reçellerin şekerlenmemesi amacıyla üretilir.
Esmer şeker Şeker kamışı ya da şeker pancarının ikinci şurubundan
tamamen doğal olarak elde edilir. Kokusu, ilk şuruptan elde edilen sarı renkteki şekerden daha kuvvetlidir.
Esmer şeker kamışı şekeri İşlenmemiş kristalize esmer şeker doğrudan
şeker pancarının suyundan üretilir. Bu şeker genellikle, egzotik mutfaklarda kullanılır.
İnce toz şeker Beyaz toz şekerin ezilmesi veya elekten geçirilmesi yoluyla elde edilir. Kolayca eriyen
bu şeker, tatlılar ve süt ürünlerinden başka, meyvalann tatlandınlması için de kullanılır.
Beyaz kırık şeker Sıcak şeker konsantresinin keten ya da pamuk iplikleri üzerinde yaraş
yavaş kristalize edilmesi ile elde edilir, işlem ne kadar yavaş olursa parçalar da o kadar büyük olur.
Esmer kırık şeker Beyaz kırık şekerin kristalize olma yöntemi kullanılır, ama
sıcak şurup konsantresi, daha önce karamelleştirilerek esmer renk elde edilir.
Beyaz kesme şeker Parisli bir aharatçı olan Eugene Prançoise tarafından 1854 tarihinde bulunan bu şeker
knstalize olmuş toz şekerin kalıplar içerisinde preslenip kuru l u l m ası ile elde edilir.
Küb şeker Esmer ya da beyaz olabilirler. Önce kalıplanıp ardından kırılırlar
ve böylece düzgün olmayan şekiller oluştururlar. Şekerkamışı veya şeker pancarından
elde edilebilirler.
Esmer kesme şeker Beyaz kesme şeker gibi üretilir ve sıcak içeceklerin tatlandırılmasında
kullanılırlar.
Toz şeker Havasız ortamda, şurubun kristalleşerek şekere dönüşmesi sağlanır.
Kalitesi kristallerin saflık derecesine göre sınıflandırılır.
Sarı şeker Esmer şeker gibi, aynı yöntemle üretilir. Ancak ilk şurup kullanıldığı
için açık bir renk elde edilir. |
|
Köstebek 1 saatte 45 metre uzunluğunda bir tünel kazabilir, atlar 1
ay ayakta kalabilir. Leopar saatte 100 kilometre koşar, kargaların ömrü 120 yıldır. İşte hayvanların
şaşırtıcı özellikleri
Bölgesel Çevre Merkezi'nin (REC) ilginç bilgilere de yer verdiği
adresinde, hayvanların şaşırtıcı yetenekleriyle ilgili olarak da bir dosya yayımlandı.
İşte o enteresan bilgilerden bazıları: Bir filin hortumunda 50 bin adet kas var. Fil, bununla bir
ağaç kütüğünü kaldırabilirken, yere düşmüş bezelye tanesini de alabiliyor. Atlar bir ay kadar ayakta
durabiliyor. Bir köstebek, bir saat içinde, 45 metre uzunluğunda bir tünel kazabiliyor. Kutup ayılarının
daha az enerji harcayarak, vücut ısılarını korumak için geliştirdikleri yöntem ilginç. Buzulların
sevimli hayvanları, arka ayaklarını ön ayaklarının izine basarak yürüyorlar. Dünyanın en hızlı
koşan hayvanı leopar, "benim" diyen atletlere taş çıkarıyor. Leoparların hızı, saatte
100 kilometreyi buluyor.
Gözleri çok keskin Gündüzleri görme engelli olan yarasalar, zifiri karanlıkta
0.6 milimetre çapında bir teli bile ayırt edebiliyor. Sinek kuşlarının kalbi, dakikada 615
kez çarpıyor. İnsanların kalbi ise dakikada 60-80 kez çarpıyor. Kargaların, ortalama yaşam süresi
120 yıl. Buna göre, kargalar dile gelse, tarihçilerin danışmanları hazırdı. Dünyada en derine
dalabilen kuş türü, imparator penguenler. Yiyecek aradıkları sırada, 255 metre derine dalabilen penguenler,
yaklaşık 18 dakika nefessiz kalabiliyorlar. Erkek penguenler, feministlerce ödüle layık görülecek türden. Zira
onlar, kuluçkaya yattıkları 4 ay boyunca ağızlarına bir şey koymuyorlar.
Mühendis
gibiler Dünya halter şampiyonları, karıncaların yanında boynu bükük kalıyor. Kendi ağırlığının
50 katı ağırlığı kaldırabilen karıncalar, minik bedenlerinden hiç de beklenmeyen performans
gösteriyorlar. Akrepler, radyasyona karşı oldukça direnç gösteriyor. İnsan vücudunun radyasyona direnci 600
rads dolayında iken akreplerinki, 150 bin rads'a kadar çıkabiliyor. Büyüklükleri karıncalar kadar olan termitler,
toprak üzerinde yüksekliği 8 metreyi bulan yuvalar yaparak, mühendislik yeteneklerini konuşturuyorlar.
Orkinoslar
jet gibi Yetişkin bir orkinos, saatte yaklaşık 90 kilometre hız yapabiliyor. Su altında en fazla
1 saat kalabilen balinalar, normalde 90 metreye dalabilirken, korktuklarında 360 metre derine inebiliyor. En fazla sayıda
yumurta bırakan balık ise okyanus güneş balığı. Bu balıklar, bir seferde 30 milyon kadar
yumurta bırakabiliyor
|
Reptiller boynuzumsu ve kabuğumsu derileriyle tanınırlar. Timsahlar,
kaplumbağalar, kertenkeleler ve yılanlar bu gruptaki hayvanlardır.
Kaplumbağalarda deri yapısı
kabuk şeklinde gelişmiştir, çoğunda dermis primer olarak kemiktir. Bu yapı kaburga ve vertebrayla
devam eder. Kabuk ağırlığı total vücut ağırlığının yarısı
kadardır. Kaplumbağalarda akciğerler çok kompartmanlı ve keselidir, bronşial yapı yoktur. Burun
çekme ve öksürme yetenekleri yoktur.
Reptillerin çoğu ektotermal poikiloterm (vücut sıcaklığı
çevre ısısına göre değişen) özelliğe sahip olduğundan çevre ısısına bağımlıdırlar.
Bakteriyel ajanlarla enfekte olduklarında ılık yerlere giderler. Çevre ısısı tropikal tür reptiller
için 27-28 derece, ılıman bölge türleri için 20-35 derecedir. Semiakuatik kaplumbağa türleri daha düşük
ısı aralığını tercih ederler. Çoğu güneşlenerek ısınmak ister, direk güneş
ışığı bulunmadığında ısı kaynakları, 45 cm uzaklıktan kullanılabilir.
Ayrıca havalandırmanın da bulunması yararlı olur.
Semiakuatik türler
içine gömülebilecekleri miktarda suya ihtiyaç duyarlar. Bu türlerin çoğunda beslenme, üreme ve sosyal ilişkiler
su içinde olur. Kullanılan suyun filtrasyonu ve havalandırılması yapılarak, toksik organik atıkların
ve patojenik organizmaların birikmesi önlenmiş olur. Kaplumbağaların yaşadıkların ortamın
nemi % 35 'den az olursa deride kuruma ve soyulma, % 75 'den fazla olursa mantar ve bakteriyel hastalıklar meydana gelir.
Altlık olarak kaplumbağalarda, tavşan yemi olarak hazırlanmış olan alfa alfa peleti kullanılabilir.
Timsah ve su kaplumbağaları için barınaklarında çimentodan yapılmış beslenme, dinlenme
ve güneşlenme yerleri bulunmalıdır. su kaplumbağalarının küçük taş parçalarını
yutabilecekleri unutulmamalıdır. Bulaşmayı önlemek için kafes temizliğinde kullanılan malzemeler
quartener ammonium solüsyonu ile dezenfekte edilmelidir. Barınaktaki tüm malzemeler 3 ayda bir yenilenmelidir.
Cinsiyetleri nasıl anlaşılır?
Kaplumbağalar kabuklarından tutulur.
Erkek kaplumbağanın kuyruğu dişiden daha uzundur, iris erkekte kırmızı, dişide kahverengidir.
Semiakuatik türlerde erkeğin pençeleri daha küçük ve uzundur çiftleşme sırasında erkek kaplumbağanın
dişiyi tutmasında ve çoğu kez çiftleşme öncesi kur davranışlarında da bu uzun tırnaklar
önem taşır, erkelerde arka bacaklarda mahmuz vardır. Kabuğun şekli erkeklerde konkav, dişilerde
yassıdır.Kaplumbağalarda dişiyle erkeği ayırt etmenin bir diğer yolu da, “plastron”
adı verilen alt kabuğun yapısıdır. Dişilerde biraz daha düz yapılı olan plastron,
erkeklerde hafif içbükey yapıdadır. Bu da, yine çiftleşme sırasında dişinin üst kabuğuna
uyum için gelişmiş bir özelliktir.
Kırmızı Yanak
Su Kaplumbağası
Kuzey Amerika Orta Batı kesimlerindeki bataklıklarda oldukça yaygın
olarak bulunur. Ilık ve bol yeşilli suları severler. Bu kaplumbağaların en büyük özelliği yanaklarının
iki yanındaki kırmızı-oranj lekelerdir, bu lekeler olgunlaştıkça kaybolur. Cinsiyetler kolayca
ayırt edilebilir. Dişiler erkeklere göre daha uzun ve ağırdır. Boyları doğal ortamlarında
yaşarlarsa, 16-25cm arasında değişebilir. Erkeğin kabuğu daha içeriye dönük, dişinin ise
daha düzdür ve erkeğin tırnakları dişiye oranla çok daha uzundur. Yavru kaplumbağalar için 60 cm
akvaryum ideal ölçüdür. Sabit ısı 26,5 derecede tutulmalı, ideal akvaryum boyu ilerisi de düşünülerek
100x40x40 cm edinilmesi tercih sebebi olmalıdır. UV lamba sürekli güneş ışığı görmeyen
kaplumbağalar için önem taşır.
Kurutulmuş karides ve balık parçaları, kurt kuruları
ve ufalanmış et parçacıkları, ufak toprak solucanları, kıvırcık salata parçaları
ve küçük balıklar verilebilir. Ömürleri 20-25 yıl kadardır, olası sağlık problemleri gözlerde
enfeksiyon ve kabuk yumuşamasıdır. Sularına vitamin, kabuklarına zaman zaman yumuşak bir fırçalama
yapılmalıdır.
KARA KAPLUMBAĞASI
Gözleri oldukça keskin,koku
almaları gelişmiş ve duymaları bir hayli zayıftır. Boyları, 3-5 cm 1 metreye kadar farklılık
gösterir. 7-180 yıl arasında yaşam süreçleri olan çeşitleri vardır. Beslenmesi %90 bitkisel olup
su kaplumbağalarında olduğu gibi ağızlarında diş yoktur ve tek korunma yöntemleri kabuklarının
içine sığınmaktır.
Dağlık, ormanlık hatta çöl ortamlarında dahi yaşayabilecek
yapıda değişiklik gösterirler. Tırnakları düzenli olarak kesilmeli, kabukları güneş ışığı
görmeyen yerlerde UV lamba kullanılmalıdır. Bahçede serbest olarak dolaşan kara kaplumbağalarında
yoğun olarak kene bulunması takibinin sıklıkla yapılmasını gerektirir.
BESLENME(Her İki Tür İçinde)
Tatlı su kaplumbağalarının
obur yaratıklar olduğu unutulmamalı. Önlerine ne kadar yiyecek konulursa konulsun hepsini bitirmek isteyeceklerdir.En
iyisi, yiyeceklerini azar azar vermek. Sevdikleri kurutulmuş karideslerden günde 4-5 tane yiyebilirler. Su kaplumbağaları
için hazırlanmış pelet yemler de var. Tüm hayvanlarda olduğu gibi kaplumbağaları da tek tip
besinle yaşatmaya çalışmak hata olur. Zaman zaman küçük parçalar halinde çiğ et, taze midye içi, solucan
parçaları, küçük balıklar verebilirsiniz. Tabii aşırıya kaçmamak kaydıyla. Artan yemleri hemen
toplarsanız, kaplumbağaların suyu daha geç kirlenecektir.Çabuk büyümelerini istiyorsanız yediklerikadar
yesinler yiyemediklerini toplayın.Su kaplumbağalar üzerlerine (kalsiyum ve vitamin eklenmiş) tatlı su
balıklarını çok severler, özellikle taze alabalık en sevdikleri yiyeceklerden biridir.Unkurduna da bayılırlar.
kurtçuklar aslında iştahı kapalı olan veya yavru kaplumbağalar için daha çok iştah açıcı
olarak kullanılır.Kaplumbağalar için özel olarak hazırlanmış minik çubuk şeklindeki yemler
bağırsakları için çok uygundur. (değişik markalar var, en iyisinden alınız çünkü türkiye
burası ve içinde ne olduğunu bilemiyoruz...) vitamin ekli yemlerden hafta 3-5 tane verilmesi uygundur.
kaplumbağa
çeşitlerine göre beslenme farkılığı göstermekle birlikte bütün kaplumbağalar için dana yüreği
pek yararlı değildir çünkü vücuttan sindirim sırasında değerli kalsiyum alır götürür, hatta
tavuk ciğeri özellikle zararlıdır!
deniz balığı mümkün olduğu kadar az
verilmelidir çünkü içlerindeki tuz oranı zaman içinde böbreklerine zarar verir ve et hem kara hem tatlı su kaplumbağaları
için yine zamanla zararlıdır, kalsiyumun harcanmasına sebep olur, bunun yanında doğal yiyecekleri
de değildir.
hayvanın sürekli yeşillik yemek istemesi de normal değildir. yememe veya
bir anda farklı beslenme şekli bir sorunun göstergesi olabilir.
tüm kücük balıklar ile de beslenme
sağlanabilir. akvaryumun içine çabuk çoğalan küçük balıklar bırakılabilir. böylece kaplumbağa
hem arada bir onları yer hem de avlanır.
kaplumbağalara bir saat içerisinde tüketebilecekleri
kadar yem verilmelidir. yemekdikleri suda kalır. bunların temizlenmesi önemlidir.
hazır yemlerin
tek başına verilmesi doğru değildir.
forumda çiğ et ve tavuk eti ile ilgili çok başlık
ve soru gelmektedir, bu sorulara tam bir cevap vermek anlamında:
azı karar fazlası zarar prensibi itibariyle
hareket ediniz. cüssesine göre ne kadar yiyecebileceğini anlayabilirsiniz.
genç kaplumbağalar etçil ağırlıklı
bir beslenme tercih ederler, yaşlandıkça sebze ağırlıklı yemleri sevmeye başlayacaktır.
unutmayınız ki kaplumbağalar sağlıklı yaşayabilmek için bizlerin verdikleri yiyeceklere
muhtaçtırlar. beslenmelerinin aksatılması veya dengesiz olması ileride hastalıklara ve ölümlere yol
açabilir.
Peynir vermemenizi öneririm...
Daha detaylı bilgi isterseniz:
Yavrular
hergün günlük olarak beslenirken,erişkin kaplumbağalar 2-3 günde bir beslenmelidir. Kırmızı yanaklı
kaplumbağaların beslenmesinede dikkat edilmelidir.Eğer yanlış bir beslenme uygulanıyorsa her
türlü hastalığa açık bir duruma gelebilir.Bu yüzden aşağıda bir rasyon örneği veriyorum.
Kırmızı yanaklı kaplumbağa rasyonu :
% 25 dana eti (yağsız
ve kemiksiz)
% 25 hazır kaplumbağa yemi
% 50 meyva-sebze-ot ( havuç,çilek,elma,yonca,marul vb)
Not: burada verilecek besinler ufak parçalara bölünerek verilmelidir
Ayrıca alacağınız
toz vitaminleri bu küçük parçaların üzerine serperek vermeniz uygun olacaktır.
Ayrıca kırmızı
yanaklı kaplumbağalarda yaşa göre beslenme tipi değişmektedir.Burada genç kırmızı
yanaklı kaplumbağalar hem et hemde ot yeme özelliğinde yani hepçil bir beslenme karekterindedirler.Yetişkin
kaplumbağalarda bu et yeme davranışı azalarak,daha çok otçul bir beslenme özelliği gösterirler ama
tam olarak et yemeyi bırakmazlar.yani kaplumbağalarda yaş ilerledikçe verilen et miktarı azaltılırken,ot
miktarı arttırılmalıdır.
Reptillerin çoğu ektothermal poiklotherm (vücut sıcaklığı
çevre ısısına göre değişen) özelliğe sahip olduklarından, çevre ısısına
bağımlıdırlar. Bakteriyel ajanlarla enfekte olduklarında ılık yerlere giderler. Semiakuatik
kaplumbağa türleri 20 - 30 dereceleri tercih ederler. Direk güneş ışığı alamayanlarda ısı
kaynakları (infrared lambaları) kullanılır. Isı kaynakları da canlıdan 45 cm uzakta bulunmalıdır.
Ayrıca havalandırmanın da bulunması yararlı olur.Aşırı ısı farklılıkları
oluşmasından kaçınmak gerekir.Ortamın nemi % 35' den az olursa deride kurumalar ve soyulmalar, nem u'
den fazla olursa da mantar ve bakteriyel hastalıklar meydana gelir. Kaplumbağalar için, tavşan yemi olarak
hazırlanmış olan alfa alfa peleti, kum veya ağaç yaprakları altlık olarak kullanılabilir.
Su kaplumbağaları içinse, barınaklarında çimentodan yapılmış beslenme ve güneşlenme,
dinlenme alanları olmalıdır.Akvaryumlar bu yönden çok elverişlidir. Kaçma ihtimali de olmaz böylece.
Barınaklarının
temizliği ise, 3 ayda bir yapılabilir. Kaplumbağalar klorlanmış suyu tolare edebiliirler yalnız
geçici göz irkiltisi meydana gelebilir. Tatlı su kaplumbağaları esas olarak hayvansal gıda tüketirler.
Pelet hazır gıdaları bulunmakta, bunların yanında brokoli, yeşil fasülye, lahana, havuç eklenebilir.
Özellikle A vitamini eksikliği kaplumbağalarda, sorunlara neden olmaktadır.
Tatlı su kaplumbağaları
esas olarak hayvansal gıda tüketirler. Bazen bitkisel gıda da yerler. Ticari, hazır gıdalar % 30- 50 protein
içerirler. Omnivor olan türler (Hem etcil, hem otcul), proteinin yanında meyve ve sebze de yerler. Örnek bir diyet olarak
;
Su : 272 gr
Jelatin : 34 gr
Mısır Yağı : 11 gr
Ispanak : 23 gr
Pişmiş
tatlı Patates : 23 gr
Vitamin-mineral : 5 gr
Kaplumbağa Peleti : 50 gr
Yukarıda verdiğim
karışımda, G protein, %1.5 kalsiyum ve kalan miktarda, fosfor A D E C vitaminleri bulunuyor. Bu karışımı
sağlamak, oldukça zor olduğundan, hazır kaplumbağa yemleri kullanmalısınız. Bu hazır
yemlerin üzerinde, günlük, verilebilecek miktarlar yazılıdır. Bunun dışında, ayrı olarak,
günlük olarak, brokoli, havuç, yeşil fasülye, lahana vb. verilebilir. Sürekli yiyorlar dememeli, bu besinleri az miktarlarda
vermelisiniz. Yani miktarı kendiniz ayarlamalısınız. Hazır mamalarda bile, belirlenen bir miktar
yoktur. Ancak, özellikle, yaz aylarında, verdiğiniz mama miktarı düşük olmalıdır.
Kısaca:
Hazır mamalarda, normal günlük miktar, günde 2 öğün olarak, kaplumbağalarınızın
1 dk. süre içinde tüketebileceği mama kadar olmalıdır. 1 dk. içinde tükettikleri mama miktarını belirleyerek,
günde 2 kez, bu miktarda mama vermelisiniz. Yaz aylarında ise, günde 1 kez vermelisiniz. Yaz aylarında, tek öğün
beslemeye dikkat ediniz.
Akvaryumda, kalsiyum ve mineral içeren taşların bulunması yararlı olur.
Suyun sıcaklığı, yaklaşık 23 derece ve dışarınınki de 25-26 derece olmalıdır.
Tabiki kış aylarında bu şart sağlanamayacağı için, sıcak odalarda ve ısıtıcı
kullanarak, hayvanı doğal ortamından ayırmamaya çalışmalısınız.
Önemli bilgiler
* Genç kaplumbağaların beslenmelerinde yüzde 40 protein, yüzde
60 bitki dengesi kurulmalı. Yetişkinler ağırlıklı olarak
* İdeal akvaryumlar için
suyun yüksekliği kapluşun bağa uzunluğunun 1.5, 2 katı, akvaryumun uzunluğu yine bağa uzunluğunun
4-5 katı olmalıdır.
*Kaplumbağalar sadece bakımları yetersiz geldiğinde değil,
strese girdiklerinde veya korktuklarında da hastalanabiliyorlar.
*Kaplumbağalar için ideal su sıcaklığı
23 ila 30 derece arasında olmalıdır. Genç veya hasta kaplumbağalarda suyun sıcaklığı
yüksek tutulmalıdır.
*Hasta kaplumbağalarınızı mutlaka veterinere götürün.
*Kaplumbağanızı
yeni aldıysanız bırakın ilk zamanlar yaşam alanını keşfetsin. elinize aldığınızda
havada tutmayın, bir elinizle alt bağasına destek verin. havada "yüzmeyi" sevmiyorlar çünkü ve strese giriyorlar.
Öneriler
1) Haşlanmış yumurtanın kabuğunu bir gün kadar
suda bekletin. Elde ettiğiniz bu suyu kaplumbağaların suyunun içine koyun ve onlara da ara öğün olarak
haşlanmış yumurta akı verin. Kabuğu için gerekli kalsiyum ve proteini böylece temin edebilirsiniz.
Kabuk yumuşamasına da iyi geliyor, deneyimlerimle sabittir.(Kabuklu su formülünü bitkilerinize de uygulayabilirsiniz).
2) Cinsiyetini belirlemek için kabuğunun altındaki yuvarlaklara bakın. Yuvarlaklar küçük ve
seyrekse dişi, büyük ve yoğunsa erkektir. Ayrıca erkek kaplumbağalar daha güzel olur.
3)
Fesleğene bayılırlar. Bir küçük saksı fesleğen hem evinize renk katar hem de ara ara kaplumbağalarınızı
besleyebilirsiniz.
4) Kaplumbağalarda bulunan bir çeşit bakteri insan sağlığını
ciddi şekilde etkiler. Suyuna, kabına ve kaplumbağanıza dokunduktan sonra, ellerinizi bol sabunlu suyla
mutlaka yıkayın!
5) Yuvalarına mercan koymayın. Kabuklarını zedeler.
6)
Kaplumbağalarınızı güneşlendirirken yuvalarının bir kısmı gölge de olmalı
ki istedikleri zaman orada serinleyebilsinler.
KAPLUMBAĞALARIN
DUYULARI
KOKU ALMA
Kaplumbağaların koku alma organları iyi gelişmiştir.
Yiyeceklerin kokusunu iyi alırlar, su kaplumbağaları su içinde yiyeceklerinin kokularını alırlar
ve yiyecekleri çok kolay bulurlar, ayrıca erkekler dişilerini koku ile tanırlar.
GÖRME
Gözleri çok keskindir. Göz kapakları hareketlidir. Üçüncü göz kapağı mevcuttur.Uzaktaki
gıdaları iyi görürler. Özellikle sarı rengi iyi algılarlar.
İŞİTME
Zaman zaman zor işitirler. Kulak kepçeleri yoktur. Deri kulaklarını örter. Kulak zarı
hemen derinin altındadır.
|
|
|
Arılar hakkında bilmediklerimiz |
|
Bunları biliyor musunuz?
- Bal arılarının, 450 gr bal üretebilmek için 2 milyon çiçeğe konmaları gerekiyor.
- Bir kovan arı yarım kiloluk bal için 88 km kadar uçar.
- Bir işçi arı hayatı boyunca 1/12 çay kaşığı bal yapabiliyor.
- Bir bal arısı yaklaşık olarak saatte 24 km hızla uçabilir.
- Bir arının dünyanın etrafında dolaşabilmesi için 2 yemek kaşığı bala ihtiyacı
vardır.
- Her bir bal peteğinin 6 yüzü vardır.
- Bir bal arısının 4 kanatı vardır.
- Bir bal arısı bir seferlik polen toplama gezisinde 50-100 çiçeği ziyaret eder.
- Arılar birbirleriyle dans ederek iletişim kuruyorlar. Bir bal arası dans ederek diğer bir bal arısına
nektarın ve polenin nerde olduğunu işaret ediyor. Dans yönü ve uzaklığı anlatmaya yardımcı
oluyor.
- Arının yarım kilo bal yapabilmesi için 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konması gerekir.
- 1 kilo bal yapabilmek için 40 bin adet arının 6 milyon adet çiçeği dolaşması gerekir.
- Arılar mavi rengi ayırt edebilirken, kırmızı rengi, koyu gri ve siyah olarak algılarlar.
- Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100 bin
km kanat çırpıyorlar.
- Araştırmalara göre bir koloninin 1 kilo bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için 8 kilo bal
tüketmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmesi için kat ettiği yol yaklaşık olarak 6 kez dünya çevresinin dönülmesine
eşittir.
- Bal arıları dakikada 11400 kez kanat çırpar bu da vızıltı sesinin nedenidir
|
İsviçre denize kıyısı olmadığı halde, dünyada deniz ticaret filosu olan tek ülke. -
Monaco Prensliği'nin ulusal orkestrası, ordusundan daha geniş bir kadroya sahip. - Panama'da güzel olanlara
yüzde 20 oranında indirim yapılır. - Herkes ABD'liler gibi yaşasaydı, tüketim düzeyini sürdürebilmek
için 4 dünyaya ihtiyaç duyulurdu. - Bir yılan üç gün uyuyabilir. - Dünyada her yıl ortama olarak 2 milyon
kadın sünnet ediliyor. - Köpekbalıkları hasta olmaz. - İngiliz süpermarketleri, müşterileri
hakkında İngiliz Hükümeti'nden daha fazla bilgiye sahip. - Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi bulunuyor. -
Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gider. - Dünyadaki uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar (576
milyar YTL) civarında
Albert Einstein, İsrail Cumhurbaşkanlığı teklifini reddetmişti. Mazereti ilginçti, Einstein
insani problemlerle uğraşamayacağını, aklının ermediğini söylemişti. Einstein´in
ölümünden birkaç dakika evvel söylediği son sözleri anlaşılamadı, çünkü Almanca konuşmuştu ama
başucunda sadece bir hemşire vardı ve o da Almanca bilmiyordu.
1698-1758 yılları arasında
yaşayan Fransız matematikçi Pierre Bouguer, ışığın şiddetini ölçen ilk bilim adamıydı
pardon çocuğuydu çünkü Paris´deki Hidrografik Okulu´nda profesör olduğunda daha 15 yaşındaydı. On
yaşındayken okulundaki hocalara matematik öğretiyordu.
Mars gezegeninin uydularını bulan
Asaph Hall, bir marangozdu ve ilk öğrenim görmemişti. 1857 yılında astronomi ile ilgilenmeye başladı
ve Harvard Koleji Gözlemevi´nde haftada 3 Dolar´la yardımcı asistan olarak işe başladı. Sadece 6
yıl sonra profesör oldu, 14 yıl sonra da keşiflerini yaptı.
500 yıl önce yazılan Leonardo
da Vinci´nin özel notları ancak bir ayna karşısında okunabildi çünkü yazıları ters yazmıştı.
Ressam ve heykelci olarak bilinen Leonardo da Vinci´nin buluşları salt yaşadığı çağa göre
değil, günümüz için de inanılmazdır. Büyük usta, paraşütü, can yeleğini, su pompasını,
yüzme paletini, greyder, pedallı bot, atsız pedallı araba, zincir dişlisi, buharlı silah, su türbünü,
öğütme makinesi, şarapnel, makineli tüfek, uçak, helikopter, denizaltı başta olmak üzere sayısız
buluşu tasarlamış, planlarını çizmiş ve bir çoğunu da yapmıştı.
Jean
François Champillion 1801´de, Rosette Taşı´nı okuyarak hiyeroglifleri çözümlemişti. Champillion 11 yaşında,
Latince, Eski Yunanca ve İbranice´yi okuyup yazabiliyordu. 13 yaşına geldiğinde, Arapça, Surca, Kaldece
ve Koptça´yı öğrenmişti. Champillion´un belleği İnanılmazdı.
MEĞER VÜCUDUMUZ HAKKINDA NELER BİLMİYORMUŞUZ!!!
* Vücudumuzda bulunan yağla 7 iri
sabun kalıbı yapabiliriz.
*O kadar çok karbon taşırız ki bunları bîr araya toplayıp
kullanmak mümkün olsa; 9000 adet kurşun kalem yapabiliriz.2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz, 250 gramdan fazla sürfürümüz,
bir kaşık dolusu muz mağnezyummuş, 5 cm boyunda bir çivi yapacak kadar demirimiz vardır.
*Vücudumuzda
25 milyar oksijen alıcı kırmızı kan yuvarlakları bulunmaktadır. Bunları bir yüzey
üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alanı kaplar.
*Bebekken 270'den fazla kemiğimiz varken, büyüdükçe
bunların bazısı birbiriyle kaynaşarak sonunda sadece 206 kemikle kalırız.
*Kalbimiz
normal olarak dakikada 70-72 kere atar. Bu atışa göre, 70 yaşındaki insanın kalbi 2500 milyon kere
atmış ve bu süre içindede 167561600000 kilo kan, damarlarımıza pompalamıştır
*Normal
bir vücut ısısı ile, insanın dayanabileceği en sıcak suyun ısısı 110°Cdir.
*Normal
bir insan vücudunda bulunan elektrik, 25 Wattlık bir lambayı dakikalarca yakabilir.
*Esmerlerde 120 bin,
sarışınlarda ise 140 bin adet saç teli vardır. Her geçen gün başımızdan 25.000 arasında
saç teli kopar ve yerine yine aynı sayıda yenileri çıkar.
*Tek bir dakika içerisinde 1025 cm küplük
havayı içimize çeker, 4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.
*Yapılan araştırmalara
göre 6 dakika su altında kalabilir, 20 dakika nefesimizi tutabilir, sıfırın altında 103 derecelik
bir soğuğa karşı koyabiliriz. 30 gün aç 110 saat da uykusuzluğa dayanabiliriz.
*Tırnaklarımız
bir yılda 3,75 metre kadar uzar.
*İnsan doğduktan bir kaç gün sonraya kadar, hiç birşey duymayacak
kadar sağırdır.
En büyük deniz memelisi ve balığıBir balinanın uzunluğu yaklaşık olarak 15 m.'dir.
Büyük beyaz köpekbalığının uzunluğu ise 12 m.'dir. En büyük nehir balığı Güney
Amerika nehir sularında görülen Arapaima balığı, 2 m. uzunluğunda ve 111 kg. ağırlığındadır.
En
küçük balık Filipinler'de yaşayan bir kaya balığı 1 cm. boyundadır.
En uzun yaşayan
balık Karadeniz'de yaşayan Mersinmorina'ların 120 yıl kadar yaşadığı görülmüştür.
Bu balıkların ağırlıkları bir tondan fazladır.
En az yaşayan balık Afrika
ve Güney Amerika nehirlerinde en fazla bir yıl yaşayan 26 cins balık vardır. Yağmurlu mevsim sonunda
nehirler kuruduğu zaman ölürler. Ölmeden önce, kuraklığa dayanıklı yumurtalarını yumurtlarlar.
Yağmurlu mevsim başladığı zaman yumurtalardan yavrular çıkar. Bu balıklar bir yıldan
daha az yaşarlar.
En hızlı balık Yelken balığının saatte 68 mil (109 km.)
hızla yüzdüğü bilinmektedir.
En zehirli balık Hint Okyanusu'nda ve Büyük Okyanus'ta yaşayan
taşbalıkları en zehirli balıklardır. Son derece acı veren zehirleri altı saat içinde ölüme
sebep olur. Fakat bütün sokmalar öldürücü değildir.
Elektrikli yılanbalığında kaç volt elektrik
vardır? Elektrikli yılanbalığında 550 voltluk elektrik vardır.
En yükseğe sıçrayan
balık Bir Tarpo'nun 5 m. yükseğe sıçradığı ve 9 m.'lik yay yaptığı bilinmektedir.
En
süslü balık En süslü balık hindi balığıdır.
En çirkin balık En çirkin balığın
taşbalığı olduğu söylenir.
En büyük balık sürüsüRinga balığı sürüsünde
300 milyon balık bulunur.
En uzun isimli balığın adı nedir?Çütre balığı Hawai'de humuhumunukunuku-apuaa
adıyla tanınır.
Balık yağmuru nedir? Kasırga ve hortumlarla denizden taşınan
balıklar, gökyüzünden yağmur gibi yağarlar. Bu duruma, balık yağmuru denir. 1806'da Almanya'nın
Essen kentinde büyük bir dolu tanesi bulundu. Dolunun içinde 4 cm. uzunluğunda bir sazan vardı. 2.7 kg. ağırlığında
bir başka balık gökten, Hindistan'daki Jelapur'a düştü.
Kılıçbalığını
tanıyor musunuz? Bir kılıçbalığı kılıcının; bakır zırhı
10 cm.'lik levhayı, 30 cm.'lik beyaz meşe kerestesini, 65 cm.'lik sert meşeyi delip geçtiği bilinmektedir.
Oltayla
tutulan en büyük balık 1959'da Güney Avustralya açıklarında 1.208 kg. ağırlığında
bir büyük beyaz köpekbalığı yakalandı.
Köpekbalıklarında kaç tane solungaç bulunur? Her
ne kadar köpekbalıklarında beş tane solungaç yarığı varsa da bazılarında altı
solungaç yarığı bulunur. Yedi solungaç yarıklı köpekbalıkları da vardır.
Solungaç
nedir? Balıkların solunum organıdır. Solungaçlardaki ince deri tabakasının altında kan
damarları bulunur. Kan çevresindeki sudan oksijen alır, artık olan karbondioksiti dışarı verir.
Balıklar
suda nasıl haraket eder? Sandıkbalığı ve denizaltıların dışında bütün
balıklar vücutlarını ve kuyruklarını sallayarak yüzerler. Balığın bu haraketi, yılanın
karadaki haraketine benzer. Onun için buna yılankavi haraket denir. Yılan, yerde haraket ederken vücudunun farklı
kısımlarını yer üzerindeki ufak çıkıntılara bastırarak vücudunu öne iter. Balıklar
da vücudunu kıvırırken suyu bastırır ve böylece kendini öne götürür. Kaynak=bilgi-merkezi.net
|