Sii ve Sunni( TÜRK ve KÜRT Kardestir) Asagilik Amerika , Israil,ingiltere v.b.katildir

bunlari biliyor muydunuz?

Ana sayfa
bunlari biliyor muydunuz?
hadis ilmi ve uydurmalar
Ümmet
Cihad hükmü
Dini Bilgiler ve Fetvalar
hadisler
islami konular
Dini Sohbetler1
Dini Sohbetler2
Olüm Ve Ahiret
dini sohbetler3
mezhep imamlari ve fikih
Iran Kultur Evi
Amerika ve Siyonistler
Iman ve Insan
kiyamet alametleri
MUCIZATI ISLAMIYYE
boykot israel
dini sorular ve cevaplar

 
 

Neden banyo yapınca derimiz buruşur?


Elimizin iç tarafındaki ve ayaklarımızın altıntaki deri, vucudumuzun öbür kısmlarını kaplayan deriden daha kalındır.Bu deri uzun süre suda kaldığında süngerleşir.Parmağın ucundaki tırnak, parmağın o yöne doğru şişmesini engeller, bu yüzden parmak buruşur.
 

Çekirgeler hakkında bilmedikleriniz


Çekirgeler çok gürültücü böceklerdir . Yakın akrabaları cırcırböcekleriyle birlikte tür sayıları 1O bini aşar . Renkleri genellikle yeşil ya da kahverengimsidir . Çekirgelerin üç çift bacağı vardır . Arka bacakları sıçramaya çok elverişlidir. Bazıları bir kerede 1 metre sıçrayabilir . Çoğu arka bacaklarını kanatlarına sürterek ses çıkarır . Cırcırböcekleri ise ses çıkarmak için kanatlarını birbirine sürter . Genellikle erkeklerin çıkardığı bu sesler dişilerin dikkatini çekmeye yarar . Göçmen çekirgeler bazen büyük sürüler oluşturur ve tarım ürünlerine zarar verir

 

Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir?


Eğerköşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.

Padişah Gömleklerinin Gizemi

Osmanlı sultanlarının ayet, hadis ve sembollerle süslü her biri üç-dört yılda dokunan ‘tılsımlı gömlekler’inin sırrı hâlâ çözülemiyor. Uzmanlar, gömleklere işlenen şifrelerin Osmanlı tarihine ışık tutacağına inanıyor. Osmanlı padişahlarının savaşta galip gelmek, nazardan korunmak ve şifa bulmak için giyindikleri tılsımlı gömleklerin üzerindeki harf ve rakamların işaret ettiği anlam şimdilik bir sır.

Üstelik çözülemeyen yalnızca şifreler değil, kumaşların nasıl olup da 8 bin çözgü ipiyle dokunduğu da anlaşılabilmiş değil.

Gömleklerin şifresini ve dokuma tekniğinde kullanılan formülü bulmak ise merak tatmininden daha öte bir anlam taşıyor. Amaç, ‘altın oran’ı Türk tekstilinin hizmetinde kullanmak.Tılsımlı sultan gömlekleri, ayet ve duaları tespit eden bir alim, işe başlamak için ‘eşref saati’ni hesaplayan müneccim ve sonunda gömleği bezeyen nakkaşların ortak ürünü. Kumaşlar çoğunlukla o zamanki adıyla Tonguzlu olan Denizli’den getiriliyor saraya. Denizli’nin kaliteli pamuğundan dokunan bezler, iç giyimi olarak tasarlanan tılsımlı gömlekler için bire bir. Hattatların kağıdı terbiye etmek için kullandığı aharlama yöntemiyle yazıya elverişli hale getirilen kumaşlar nakkaşlar atölyesinde işlenmiş. Bir gömlek üzerinde 3-4 yıl uğraşan hattatlar için meçhul kahramanlar yakıştırması yerinde olur; çünkü gömleklerin pek azında kimin tarafından yapıldığı yazılı.

1978 yılından bu yana Topkapı Sarayı Müzesi’nde Osmanlı tekstili ve padişah giysileri üzerine çalışan Doç. Dr. Hülya Tezcan, tılsımlı gömlekleri grafik sanatının zirvesi olarak tanımlıyor. Gömleklerin üzerine celi, sülüs, kufi yazıyla işlenen ayetler ve dualar kare, yıldız gibi geometrik şekillerin ya da Kadem-i Saadet, Süleyman Mührü, Zülfikâr, lale gibi anlamlı motiflerin içine yazılmış. 15-20. yüzyıl arasında hazırlanan padişah giysilerini içeren saray koleksiyonunda Peygamber Efendimizin nübüvvet mührü, Hilye-i Şerif ve O’nun için yazılan Kaside-i Bürde’yle bezenmiş dört gömlek yer alıyor. Ancak diğer gömlekler üzerinde de yine Peygamberimize ait Kadem-i Saadet ve Nalın-ı Saadet motifleri kullanılmış.

Tılsımlı gömlekler üzerinde sıkça yer alan iki motif ise Hz. Ali’nin ucu çatallı kılıcı ‘Zülfikâr’ ve çoğunlukla Musevi inancıyla bağdaştırılan Süleyman Mührü. Hülya Tezcan, gömleklerde Süleyman Mührü’nün saltanatın ebediyetini temsilen kullanıldığını ve Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali isimlerinin çoğunlukla bir arada anıldığını tespit etmiş. Koleksiyonun en eski tarihli gömleği Şehzade Cem’e ait. Üzerinde 1477-1480 yılları arasında yapıldığına dair bir not bulunan gömlek ihtimal ki, 18 Temmuz 1482’de Anamur açıklarında şövalyelerin gemisine binerek Rodos’a hareket eden Cem Sultan’ın üzerindeydi. Talihsiz şehzade, saltanat yarışından galip çıkması için giydiği tılsımlı gömleğe rağmen Rodos’ta esir alındı. Cem’in gömleği şimdi Topkapı Sarayı koleksiyonunda. Ancak Viyana kuşatmasında bozguna uğrayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gömleğinin hâlâ Viyana’da bir manastırda olduğu tahmin ediliyor.

Hülya Tezcan, Osmanlı tarihinin tılsımlı gömlekler üzerinden okunabileceğini söylüyor. Nitekim 2. Selim’e Hürrem Sultan tarafından diktirilen gömlek yalnızca Selim ve Bayezıd arasındaki taht mücadelesini değil, Rüstem Paşa’nın entrikalarıyla boğdurulan Şehzade Mustafa’nın hazin sonunu da anlatır. Sultan 3. Murat’a ait gömlekte ise Konya Mevlevihanesi’ni kuran Şeyh Sinaneddin Dede’nin padişahlarla kurduğu iletişimi görmek mümkün. Sinaneddin Dede sadece gömleği yapan kişi değil, doğu seferine çıkarken elini öpüp hatırını soran Yavuz Sultan Selim’e; “Seferden zaferle döneceksin; benim senden tek isteğim dergâha yardım etmendir.” diyen ilginç bir kişilik.

Yavuz hakikaten savaştan zaferle dönüyor ve Konya Mevlevihanesi’ni yapmaya başlıyor. Yavuz’dan sonra Kanuni ve 2. Selim dönemlerini de gören Şeyh Sınaneddin Dede’nin ömrünün son demlerinde 3. Murat’a hediye ettiği tılsımlı gömlek saraya bir teşekkür babında. Yine aynı sultana ait gömleklerden biri ‘Oğlum, aslanım.’ diye başlayan kitabesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Oğluna pek düşkün olan Nur Banu Sultan’ın hazırlattığı gömleğin amacı gözü Safiye Sultan’dan başkasını görmeyen 3. Murat’ın başka evlilikler yapması. Nur Banu Sultan tahtı vârissiz bırakmamak için girdiği bu gömlekli mücadeleden zaferle çıkıyor ve 3. Murat ardında 19 erkek 20 küsur kız çocuğu bırakarak bu dünyadan ayrılıyor. Ancak erkek çocukların sonraki taht kavgalarında öldürülmesi Nur Banu Sultan’ın çalışmalarının boşa gittiği şeklinde yorumlanabilir.

Allahım sevgimi kulun Mustafa’nın gönlüne ver!

Tılsımlı gömlekler sadece padişahlar ve şehzadeler için yapılmamış. Saray çevresine yakın paşalardan özellikle makam hırsı olanlar da kendileri için gömlek hazırlatmışlar. Onlardan biri Moralı Hasan Paşa, gömleğinin üzerine şöyle yazdırmış: “Allahım senden sevgimi, muhabbetimi kulun Mustafa’nın gönlüne vermeni dilerim. Nasıl vahyini sevgilin Muhammed’in kalbine ilham etmişsen ruhumla Sultan Mustafa’nın ruhunu uzlaştır.” Gömleğin yakasındaki küçük karelerde ise “Ey herşeyi kolaylaştıran Allahım, Hasan Paşa’nın muradını da kolaylaştır.” yazıyor. Hasan Paşa’nın muradı nedir, sadrazam olmak.

Hülya Tezcan bu gömlekten hareketle yaptığı araştırmada, paşanın çok hırslı bir adam olduğu ve sadrazam olabilmek için padişahları canından bezdirdiği bilgisine ulaşmış. Moralı Hasan Paşa sonunda muradına ulaşıp sadrazam olabilmiş. Saltanat kavgalarının uzağındaki halk da tılsımlı gömleklerden payına düşeni almış. Dönemin tarikat dergahlarında, sarılıktan, akrep sokmasından korunmaya yönelik hazırlanan gömlekler arasında kadınları eşlerine şirin gösteren gömlekler de var. İç gömleklerden günümüze ulaşanlar, üzerlerindeki leke hatta yaka kirleriyle duruyor; çünkü bu gömleklerin yıkanması mümkün değil.

Bir de hiç kullanılmadan kaldırılan gömlekler var koleksiyonda. Tezcan, “Sarayda her şeyin bol bol yedeği vardır. Elimizde yüzlerce giyilmemiş bebek elbisesi var.” diyor. İpeğin nadir kullanıldığı bu alanda tılsımlı takke ve takma yakalar da var. Takma yakayla ilgili bir açıklamaya rastlamayan Hülya Tezcan, kendince bir çıkarımda bulunuyor: “Yaka, sultanların törenlerde giydiği kaftanın yaka kesimine benziyor. Üzerindeki iplik izlerine bakılırsa kötülüklerden korunma niyetiyle kaftanın içine monte edildiği söylenebilir.”

Gömlekler şimdi koruma altında; sergilenmek için özel izinle saraydan çıkarılabiliyorlar; ancak kimi zaman hiç hesapta olmayan çok daha özel istekler olabiliyor. Tezcan, Osmanlı Hanedanı’ndan ismini açıklamadığı bir kadının şifa bulmak için tılsımlı gömleklerden birini giyerek bir müddet beklediğini ve sonra teşekkür ederek ayrıldığını söylüyor. Hülya Tezcan yaklaşık 30 yıldır gömlekler arasında yaşasa da tılsımlarını çözmeye hiç çalışmamış. “Bir şifre var, bu açık; ama o rakamları ve harfleri çözmek uzmanlık gerektirir. Kaldı ki, giysilerin üzerindeki gubarî hatla yazılan Arapça metinler bile daha okunmadı. Gömleklerin hem dokuması hem de deseni itibariyle gerçek bir sanat eseri olduğunu kabul etmeliyiz. Dokuma üzerine çalışanlar da 8 bin çözgü teliyle dokunan Gülistanî Kemha tekniğini henüz çözemediler.” Hülya Tezcan’ın hazırladığı Padişah Giysileri kitabı önümüzdeki günlerde Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanacak.

Şifreyi çözmek Türk tekstiline yeni bir açılım getirecek

Türkiye’de tılsımlı gömlekler üzerindeki şifreyi çözmeye çalışan tek isim Mehlika Orakçıoğlu. Bilinen tek isim demek daha doğru; çünkü gömleklere ulaşma hususunda Hülya Tezcan’la bağlantıya geçmiş başka biri yok. 1998’den bu yana “Türk Tekstilindeki Kültürel Etkiler” başlıklı doktora tezi üzerinde çalışan Orakçıoğlu, şu günlerde 2. Selim’in gömleğini inceliyor. Şimdilik gömleğin ön yüzündeki küçük karelere yerleştirilen rakamlarla Fetih Sûresi’nin kodlandığını keşfetmiş. Tezini Londra’daki bir üniversite’de hazırlayan Mehlika Hanım, İngiliz danışmanlarının kendisini bu alana yönlendirdiğini ve asıl niyetlerinin gömlekler üzerindeki kodlama sistemini çözerek günümüz tekstiline yeni bir açılım kazandırmak olduğunu söylüyor: “Bu konu, dışarıda daha çok ilgi topluyor. Harvard Üniversitesi bütün imkanlarını ücretsiz olarak seferber etti mesela. Sonunda neye ulaşacağımı bilmiyorum. Kodlama sistemini günümüze uyarlamayı başaramasam bile bu tez bitirilmeyi hak ediyor. Fakat çözebilirsem yeni tekstil tasarımları oluşturmak zor olmayacaktır.”

Osmanlı tekstilini incelerken siyaset, ekonomi ve tarihten yararlanmak gerektiğini söyleyen Orakçıoğlu, tılsımlı gömlekler üzerinde dörde yakın formül kullanıldığını tespit etmiş. Uzun yazılar yerine rakamlar ve harfler tercih etmek sınırlı zemini verimli kullanmayı sağlıyor. Ancak altta, gündelik hayatta pratik olma felsefesi yatıyor. Nitekim Osmanlı döneminde tüccarların uzun cümleler yerine kelimelerin sayısal değerleriyle anlaştığı biliniyor. Gömlekler üzerindeki geometrik desenler ve kodlanan rakamlar bir matematik dehasına da işaret ediyor. Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın Türk İslam Kültürü’nde Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme (Ötüken Yayınları) adlı kitabından faydalanan Orakçıoğlu, Mimar Sinan’ın da eserlerinde ebced hesabı kullandığını hatırlatıyor.

Mehlika Orakçıoğlu sadece bir gömlek üzerinde çalışıyor. İncelenmeyi bekleyen onlarca tılsımlı gömlek olduğu hesaba katılırsa gömleklerin dilinin çözülmesinin hayli vakit alacağı söylenebilir. Fakat onun halihazırda çözdüğü bir figür var. Yavuz Sultan Selim’in kaftanı üzerindeki desenleri inceleyerek ‘ellerini gökyüzüne açmış yakaran insan figürü’ne ulaşan Orakçıoğlu, yurtdışında bu kaftan üzerine üç konferans vermiş. Sanatkârın desenler arasına ustaca gizlediği figür, kutsal hazineleri İstanbul’a taşıyan ve ilk Osmanlı Halifesi unvanını alan Yavuz’un İslamî esasların koruyucusu olduğunu simgeliyor. Mehlika Hanım’a göre, görsel bir illüzyon halinde kimi zaman açıkça görünüp kimi zaman da desenler arasında yiten figürü doğrudan Yavuz Selim’e atfetmek de mümkün. Çünkü taç kullanan tek Osmanlı Padişahı Yavuz.

Damarlarımız neden mavidir?

Yaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.

Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.

Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.

Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.

Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.

Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.

Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.

Deniz neden mavidir?

Su renksiz ve saydam ve bir sıvıdır. Ancak beyaz renkteki bir küvete veya havuza doldurulan suyun aldığı renkten de görüldüğü gibi, kalın tabakalar halinde yeşil-mavi bir renk alır.

Denizin mavi renginin sebebi, gökyüzünün renginin mavi olmasıyla aynıdır ama sanıldığı gibi gökyüzünün maviliğini yansıttığı için deniz mavi renkte görülmez. Aslında atmosferde mevcut, azot, oksijen, karbondioksit gibi bütün gazlar deniz suyunda da bol miktarda bulunurlar.

Deniz suyunun rengi su moleküllerinin ışığı emiş ve yansıtış özelliklerine bağlıdır. Beyaz ışık dediğimiz güneş ışığında bütün renkler vardır. Deniz suyu molekülleri aynen atmosferde olduğu gibi, bu ışığın dağılımındaki kırmızı tarafındakileri emerler, mor tarafındakileri yansıtırlar. Deniz de bu nedenle mavi renkte görünür.

Ne var ki denizin rengi her yerde aynı değildir. Çeşitli yerlerde parlak mavi, koyu mavi, yeşil, turkuvaz hatta kırmızımsı renkler alır. Bu farklılıkları suyun sıcaklığı, derinliği, içinde yaşayan canlılar, dip tabiatı, tuz oranı gibi etkenler yaratırlar. Burada güneş ışığının atmosferde, bulutlarda tutulan miktarı da önemlidir.

Güneş ışığının neredeyse yarısı suyun bir metre derinliğinde soğurulmuş olur. On bir metreye varıldığında ise sadece onda birinin bu derinliğe ulaşabildiği görülür. 500 metreden sonra sadece fosforlu organizmaların biraz aydınlattıkları, mutlak karanlık hüküm sürer. Bu nedenle denizin renginde derinlik de önemli bir faktördür.

Karadaki yaşam gibi denizdeki yaşam da yeşil bitkilerin fotosentez yapabilmelerine bağlıdır. Bu enerjiyi güneş ışığı sağlar, dolayısıyla güneş ışığı denizdeki bitkilerin dağılımında belirleyici rol oynar.

Karaların kenarlarında yer alan az eğilimli kıta.sahanlığı bir bakıma karaların uzantısıdır. Bu bölge kara kökenli bitkilerin yığılma alanıdır. Bu bitkiler su içinde bile olsalar klorofil üretirler. Klorofil de en çok kırmızı ve maviyi emerken yeşil rengi yansıtır. Bu nedenle denizde derin yerler daha koyu mavi iken kıyıya yaklaştıkça renk biraz yeşile dönüşür.

Deniz suyunun rengi ve berraklığı ısıdan da etkilenir. Genel kanının aksine sıcak sularda hayat daha azdır. Soğuk sularda yaşam için önemli olan oksijen ve karbondioksit gazları daha fazladır. Su molekülleri de soğuk suda daha yavaş hareket ettiklerinden bu gazların suyun içinde çözülmüş olarak daha rahat kalmalarını sağlarlar.

Çürüyen bitkilerle birlikte deniz altındaki gıda zincirini oluşturan fotoplankton denilen su altı bitkileri ve zooplankton denilen küçük canlıların bol miktarda bulunması sonucu soğuk suların daha karanlık ve kasvetli görünümü oluşur.

Sıcak tropik sularda ise mercan kayalıkları sayılmazsa mikroskobik canlılar hemen hiç yoktur. Su daha saf ve temizdir. Bunun için de daha berrak ve mavi görünür. Tropik suların kıyılarının cam göbeği rengi ise dipteki kum tabakasının sarı renginin, sıcak suların berrak mavi rengiyle karışması sonucu oluşur.

Deniz suyu ortalama olarak bir litresinde 35 gram tuz içerir. Kutup bölgeleri ve kapalı denizlerdeki ırmak ağızlarının yakınları bir yana bırakılırsa bu oran dünya genelinde büyük bir farklılık göstermez. Buna rağmen güneş ışığına bağlı olarak buharlaşma nedeniyle sıcak denizler biraz daha tuzludurlar. Ancak bu denizlerin daha mavi görünmelerinin ana sebebi tuz oranı değil sıcak olmalarıdır.

Kızıl rengi, Kızıl denizde kırmızı renkli yosunlar, Amerika’nın batı kıyılarında ise tek hücreli organizmalar yaratırlar. Denizlerin renklerinde deniz kirliliği de önemli bir etkendir.

Zemzem suyu hakkında bilinmeyenler

1-)Avrupa`da labaratuarlarda yapilan arastirmaya gore Zemzem suyu diger sulara gore cok daha az kükürt tasimaktadir.

2-) Yine ayni arastirmaya gore diger sulara gore cok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barindirmaktadir.

3-) Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi su anki teknolojiye gore bile bilinemiyor.

Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklikta.Bu sartlarda suyunu denizden veya baska bir kuyudan almasi imkansiz.

Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor,bunu kimse bilmiyor.

4-) Açligini gidermek için içen kisinin açligini, susuzlugunu gidermek için içenin susuzlugunu giderir.

5-) Sadece 1,5 metre derinligindeki ufacik bir kuyudan cikan su,hac mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini gostermemektedir.

6-) Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en icilebilir ve saglikli sulardan biri.

7-) Amerika`da yapilan test sonuclarina gore Dunya`da icinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

Ayrıca zemzem hiçbir zaman belden aşağı inmez ve anladığını üzere idrar yoluyla atılmaz yani sadece ter ile vücuttan atılır bunların hepsi bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır.

Gözler neden farklı renktedir?

İnsanların gözlerinin sadece iris denilen orta tabakası renklidir. İrisin ortasında göz bebeği vardır ve ışık bu açıklıktan içeri girerek gözün arkasına geçer. Saydam tabakanın arkasında yer alan iris, kaslar sayesinde, gelen ışık miktarına göre göz bebeğinin boyutlarını değiştirir.

İrisin renkli olmasının sebebi içindeki pigmentlerdir. İris renksiz olsaydı gözümüze gelen ışık içerden tekrar dışarı yansıyarak görüşümüzü bozardı. Renkli olması nedeniyle bu yansımayı önler veya en aza indirir. Gözün renginin görme fonksiyonuyla alakası yoktur. Yansımayı önleme görevi için mavi olmuş, kahverengi olmuş fark etmez.

İrise rengini veren ‘melanin’ denilen bir pigmenttir. Pigmentlerin iris hücrelerinde dağılışları gözün rengini belirler. Eğer bir gözde bunların sayısı çoksa gözün rengi kahverengi, azsa mavi olur. Yeşil gözleri koyu bir zemin üzerindeki yağlı pigmentlerin sarımtırak noktalan oluştururlar. Yeşil göz hayranları için bu renge yağın sebep olduğunu öğrenmek şaşırtıcı olmalı.

Koyu renk saçlı ve derili insanların vücutları daha çok melanin ürettikleri için gözleri de genellikle kahverengidir. Açık tenlilerin gözleri ise melanin azlığından mavi veya yeşil olur. Ancak unutulmamalı ki göz renginde kalıtım ve genler çok önemli rol oynarlar. Koyu renkli bir insan yedi göbek gerideki mavi gözlü bir büyüğünün göz rengini alabilir.

Göz renginin göze giren ve retinaya ulaşan ışık miktarı ile bir ilgisi olmadığı gibi görüş kapasitesi üzerinde de etkisi yoktur. Melanin eksikliği olan ve ‘albino’ diye adlandırılan beyaz saçlı, kirpikli hastaların gözleri ışığa çok hassastırlar. Buradan melaninin gözde ışığa karşı bir koruma işlevi yürüttüğü de anlaşılıyor.

Doğdukları zaman bebeklerin gözleri mavi veya laciverttir. Bunun sebebi vücutlarının henüz yeterli pigment üretmeye başlamamış olması ve irisin moleküler yapısı nedeniyle sadece mavi rengi yansıtmasıdır. Bu durum birkaç ay içinde değişir, melanin üretimi ile beraber bebekler ömür boyu sahip olacakları göz rengine kavuşurlar.

Bazı insanların göz renkleri ortada bir sebep yokken değişebilir. Bilimsel olarak göz renkleri maviden kahverengiye 15 dereceye ayrılır. Araştırmacılara göre Kafkasya kökenli yetişkinlerin yüzde 10-15′inin göz renklerinde sonradan değişim görülüyormuş ama 15 derecelik skalada 3 dereceyi geçmediği için çok belirgin bir renk farkı oluşmuyormuş.

İki gözün farklı renklerde olması, kedi ve köpeklerin bazı türlerinde yaygınken insanlarda çok nadir görülür. Genellikle genetik kökenlidir ve görüş kapasitesini etkilemez. Tarihte Büyük İskender’in gözlerinin de farklı renklerde olduğu rivayet edilir. Aynı renkteki gözlerden birinin sonradan farklı renge dönüşmesi ise çok ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

Sualtında Nefes Almak

Nefes alıp vermemizin amacı vücudumuzun oksijen ihtiyacını karşılamaktır. Oksijen vücudumuzun yakıtının yani gıdaların ve yiyeceklerin yakılmasında kullanılır. Nefes alırken ciğerlere alınan havada oksijen miktarı yüzde 21, dışarı verilende ise yüzde 16′dır.
Bilindiği gibi suyun formülü H2O’dur. Suda bulunan iki elementten biri hidrojen diğeri oksijendir. O halde havadaki oksijeni alabiliyoruz da sudakini niçin alamıyoruz? Balıklar bunu nasıl beceriyorlar?

Elementlerin ilginç bir kimyasal özellikleri vardır. İki veya daha fazla element bir araya gelip kimyasal bir reaksiyona girdiklerinde, ortaya, onu meydana getiren elementlere benzemeyen yeni bileşimler çıkar. Aynı elementlerin değişik kombinasyonlarla meydana getirdikleri değişik bileşenlerin birbirleri ile alakaları yoktur, her yönden çok farklıdırlar.

Örneğin, karbon, hidrojen ve oksijenin birleşmelerini ele alalım. 6 karbon, 12 hidrojen ve 6 oksijen birleşince ortaya çıkan glikozun, 2 karbon, 4 hidrojen ve 2 oksijenin birleşmesinden oluşan sirke ile yakından uzaktan bir benzerliği yoktur.

Aynı şekilde hidrojen ve oksijenden oluşmuş su da farklı özellikler taşır ve içindeki oksijen artık bizim ciğerlerimizde kullanabileceğimiz şekilde değildir. Zaten balıklar da suyun yapısındaki oksijeni kullanmazlar. Onların suyun altında soludukları oksijen, suda çözülmüş, gaz halindeki oksijendir. Bu oksijenin sudaki çözülmüş şekli, bira, soda ve kola gibi içeceklerin içindeki, kapağı açınca kabarcıklar halinde dışarı çıkan karbondioksite benzer.

Balıklar sudaki çözülmüş oksijeni solungaçları vasıtasıyla alırlar. Aslında bu iş balıklar için kolay değildir ama soğukkanlı hayvanlar olduklarından oksijen ihtiyaçları da pek fazla değildir. Balina gibi sıcakkanlı hayvanlar ise oksijeni insanlar gibi havadan alırlar çünkü onlar için solungaçlar yoluyla sudan oksijeni yeterli miktarda temin edebilmek imkansızdır.

Suyun içindeki oksijen miktarı az olduğundan ciğerlerimizin yüzey alanları yeterli oksijeni alacak kadar geniş değillerdir. Yoksa ciğerler sıvıların içindeki oksijeni alabilecek özelliktedirler. Örneğin, içinde zengin miktarda çözülmüş oksijen bulunan flora karbon adlı sıvının içindeki oksijeni rahatlıkla alabilirler.

Sonuç olarak su, oksijenden meydana gelmiş olsa bile 2 adet hidrojenle yaptığı bağlantıdan dolayı içinden oksijeni çıkartıp almak ve solumak mümkün değildir. Balıklar gibi yapıp içinde çözülmüş halde bulunan oksijeni almaya kalkınca da bunun miktarı vücudumuzun ihtiyacını karşılamıyor. Yani asıl sorun ciğerlerimizde değil suyun kendisinde.

Gökkuşağı Neden Yuvarlaktır?

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında AristOteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı turuncu sarı yeşil mavi lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrışır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş biz ve yağmur damlaları muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır. Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.

Cam neden saydamdır?

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Tarihte kayıtlı ilginç ölüm çeşitleri

Atilla :
Attila’nın ordusu MÖ 450 ye kadar Moğolistan’dan Rus İmparatorluğunun sınırlarına kadar Asya’nın tamamını fethetmişti. Gerdek gecesi burun kanamasından ölmüştü.
MÖ 453′te genç bir kızla evlenmişti. Savaş meydanlarındaki ünlü şiddetinin tersine, şölenlerde az yiyip içmeyi adet edinmişti. Düğün gecesi bu âdetini bırakarak tıka-basa yedi ve kafayı buluncaya kadar içti. Gecenin bir saatinde burnu kanamaya başladı, ancak bunu fark edemeyecek kadar sarhoştu. Kendi kanıyla boğuldu ve ertesi sabah ölü bulundu.

Tycho Brahe:
16. yüzyılda yasamış Danimarkalı bir astronomdur. Onun araştırmaları Newton’un genel çekim kanununun yolunu açtı. Vaktinde tuvalete gidemediği için ölmüştü.
16. yüzyılda yemek bitmeden ziyafet sofrasından ayrılmak hakaret kabul edilirdi. Brahe çok içmesiyle bilinen bir adamdı, ama o gece şölene gelmeden tuvalete gitmeyi unutmuştu. Üstelik yemekte de içkiyi fazla kaçırdı. İzin isteyemeyecek kadar da kibardı. Sonunda mesanesi patladı ve 11 gün acı çektikten sonra öldü.

Horace Wells:
1840′larda anestezi kullanımının öncülüğünü yaptı. İntihar etmek için anestezi kullanmıştı.
Anestezi araştırmaları sırasında çeşitli gazlarla deneyler yaparken, kloroform bağımlısı olmuştu. 1848 de iki kadına sülfürik asit sıkmaktan tutuklandı. Hapisteyken yazdığı bir mektupta, sorunlarının sebebi olarak saldırıdan önce fazla miktarda aldığı kloroformu suçladı. 4 gün sonra hücresinde ölü bulundu. Kendisini kloroformla uyuşturmuş ve bir usturayla kalçalarını kesmişti.

Francis Bacon:
16. yüzyılın en etkili beyinlerinden biriydi. Devlet adamı, felsefeci, yazar ve bilim adamı olmasının yani sıra, Shakspeare’in bazı oyunlarını onun yazdığı bile söylenir. Bir pilici karla doldurmaya çalışırken ölmüştü.
1625 yılının bir öğle sonrası, Bacon kar fırtınasını seyrederken, etleri korumak için karin tuz gibi kullanılabileceği fikrine kapıldı. Bu denemek için komsu köyden bir piliç satın aldı, onu kesti ve dışarıda karin altında donması için karla doldurmaya çalıştı. Piliç asla donmadı, ama Bacon dondu.

Jerome Irving Rodale:
Organik gıda hareketinin kurucusu, Organik Çiftçilik ve Bahçecilik dergisinin yayıncısı ve büyük bir yayın şirketi olan Rodalı Gazeteciliklin kurucusu. Organik gıdaların yararları hakkında kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında ölmüştü.
1971 yılında Dick Cavett Show’a çikip ta, “kafayı bulmuş bir şoförünün kullandığı bir araba çarpmazsa, 100 yasıma kadar yasarım,” dediğinde sadece 72 yasındaydı. Sohbetin bir yerinde koltuğa yığılıp kaldı. Ölüm sebebi kalp kriziydi. Bu program hiç yayınlanmadı.

Aeschylus: MÖ 500′lerde yasamış bir oyun yazarıdır. Birçok tarihçi onu Yunan tragedyasının babası sayar. Kafasına bir kaplumbağanın düşmesi sonucu ölmüştü.
Efsaneye göre kartallar kaplumbağaları yakalar ve kabuklarını kırmak için kayalara düşürürdü. Kartalın biri Aeschylus’un kel kafasını kaya sanmış ve yakaladığı kaplumbağayı onu basına bırakmıştı.

Jim Fixx:
Çok satılan Koşu Kitabi’ni yazarıydı. Bu kitap, 1970lerde jogging modası başlatmıştı. Jogging yaparken, kalp krizi geçirdi ve öldü.
Bir gün evinden çıkmış ve jogginge başlamıştı. Kısa bir süre koşmuştu ki, ağır bir koroneri başladı. Daha sonra yapılan otopside, koroner arterlerinden birinin %99, diğerinin %80 ve üçüncünün de %80 tıkanmış olduğu ortaya çıktı. Ölümünden önceki haftalarda 3 kriz daha geçirmişti.

Lully:
16. yüzyılın favori bestecilerindendi, Fransa kralı için de besteler yapmıştı.
Bir defasında müzisyenlere prova yaptırırken, hızlı bir tempo gelmiş ve çubuğunu elinden düşürmüş, çubuk ayağına çarpmıştı. Enfeksiyon sonucu öldü

  

Sonbahar da yapraklar niçin sararır?

Her yıl sonbahar mevsimi ile birlikte ağaçlar, dinlenme dönemlerine girerler.

Yaprakları tek tek sarı renge bürünüp, kıvrılır, sonra da dökülür. Bundan sonra ağaç, artık bir sonraki ilkbahara dek çok az bir gelişim gösterir.

Bu, belki biraz hüzünlüdür ama, yaprakların önce sarı, sonra kahverengi ve kırmızı renge dönüşmeleri çok ilginç bir görünüm ortaya koyar.

Bu olayın açıklanması çok kolaydır. Yaşayan birer organizma olarak bitkiler, yaprakların sağladığı organik maddelerden yararlanarak beslenmek zorundadırlar.

Aynı zamanda, tıpkı hayvanlar gibi, kullanmadıkları maddeleri dışarıya atarlar. Hayvanların bu maddeleri hemen dışarı atabilmelerine karşın bitkiler, bu maddeleri sonbahara dek bünyelerinde bulunan bezlerde saklarlar.

Yaprak dökme zamanı geldiğinde, ağaç, yapraklarda bulunan tüm yararlı maddeleri özümler ve geriye kalan işe yaramaz maddeleri yaprakları ile birlikte döker, işte yaprağa sırası ile sarı, kahverengi ve kırmızı rengi veren de budur.

Vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor? Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur. Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar.

Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba? Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır. Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.

 Ormanlarla ilgili ilginç bilgiler

Tüm avrupa’da 12 bin tür bitki var.
Türkiye’de ise 9000.

Dünyada her yıl 16 milyon hektar orman alanı yanmaktadır.
(82 nijerya kadar)

Son 30 yılda dünya orman örtüsünün beşte biri yok oldu.

Yetişmiş bir ağaç günde 17 kişinin oksijen ihtiyacını karşılıyor ve 22.5 kilogram karbondioksiti yok ediyor.

Dünyadaki kağıt tüketiminin yarısı geri kazanılsa,
Her yıl 8 milyon hektar orman alanı korunabilir.

Dünyamız dakikada 21 hektar orman alanı kaybediyor.

Son 30 yılda dünya orman örtüsünün beşte biri yok oldu.

Her yıl doğaya 7 ağaç borcumuz var!
Çünkü;
Bir yıl içinde, kullandığımız kağıt- kartonlar ve ayrıca yaşamsal ihtiyaçlarımız için 7 adet ağacı tüketiyoruz.

Bir avrupalı yılda ortalama olarak 300 kg. Kağıt ve kağıt ürünleri tüketmektedir.

Dünyada her yıl kağıt tüketiminin yarısı geri kazanılsa,
Türkiye büyüklüğünde bir ormanlık alan yok olmaktan kurtarılmış olur

Yirmi yaş dişi neden geç çıkar?

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.

Suyun altında niçin bulanık görürüz?

Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Anlaşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır. Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.

Işık, havadan suya veya bir prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayar lanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.

Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kınlamaz, görüntü retinada tam odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.

Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olarak kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.

Yıldırımlar nasıl oluşur?

Yıldırım Nedir?
Havanın iyi bir iletken olmaması bünyesinde yüksek gerilimli bulutları oluşturur. Fiziki sebeplerden ötürü, bulutun yüklenmesi sırasında yere yakın olan kısmi negatif değerle şarj olmuştur (%85 ihtimal). Bu sırada yer de bulut boyunca pozitif yüklenir. Bazı koşullarda bunun tersi yüklenme de olabilmektedir (%15 ihtimal). Fırtınanın artmasıyla buluttaki negatif yük oranı ve buna bağlı olarak da yerdeki pozitif yük ayrışması hızlanarak devam eder. Bulutla yer arasındaki potansiyel fark arttıkça aradaki havanın da delinmesi kolaylaşır ve belli bir değerden sonra havanın delinmesiyle oluşan iletken kanal boyunca buluttan toprağa veya topraktan buluta deşarj baslar. Bulutla bulut arasında olan deşarja simsek ve bulut – toprak deşarjına ise yıldırım denir.

Yıldırımın Oluşumu:
Yıldırımın oluşması için öncelikle yıldırım bulutunun oluşması ve sonrasında bu bulutun elektriksel olarak yüklenmesi gerekmektedir. Günümüzde yıldırım bulutunun oluşumu rahatlıkla açıklanabilse de bu bulutun elektriksel olarak nasıl yüklendiği konusunda kesin bilgiler yoktur. Ancak bu durum bazı teoriler ile açıklanabilmektedir.
Yıldırım boşalmasının çıkış noktası, atmosferde yüksek miktarda nem bulunması ve sıcak hava akımları yardımıyla yüklü bulutların oluşmasıdır. Hava akımları, yere yakın hava tabakalarının iyice ısınması ile oluşur. Çok büyük yüksekliklerden aşağı inen soğuk hava ile bu hava tabakası yer değiştirir. Nem ise yüksek sıcaklıkta buharlaşma ile meydana gelir. Hava, yukarı çıkışı sırasında soğur ve belirli bir yükseklikte su buharına doyacağı bir sıcaklığa erişir. Daha fazla yükselmesi kondenzasyona sebep olur ve bulut oluşur. Yıldırım bulutunun oluşumunda üç asama söz konusudur.
Gençlik
Olgunluk
Yaşlılık
Gençlik aşamasında aşağıdan yukarı doğru ve kenarlardan ortaya doğru hava akımları artar. Bu durum yaklaşık 10 - 15 dakika sürer. Olgunluk aşamasında yağmurlar oluşur. Sıfıra yakın sıcaklık derecelerinde iyice azalan bulut kaldırma kuvveti şiddetli yağmurlara sebep olur. Bu sırada yukarıdan aşağıya hareket eden soğuk rüzgarlar görülür. Bunlar yere ulaştıklarında kısa süreli, şiddetli fırtınalara sebep olurlar. Bu asama yaklaşık 15 – 30 dakika sürer. Yaşlılık aşamasında ise hava akımları artık son bulmuştur. Yaklaşık 30 dakika sürer.
Yıldırım bulutlarında elektrik yüklerinin nasıl oluştuğu henüz net bir şekilde bilinmemektedir. Tarih boyunca bu konuda çeşitli teorilerle bulutların yüklenmesi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu teorilerden biri Simpson ve Lomonosow’ un teorisidir. Bu iki araştırmacıya göre bulutlardaki yükler hava akimi yardımıyla oluşmaktadır. Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirmesi sonucunda oluşan hava akimi bulutlardaki su damlacıklarını harekete geçirir. Hareket halindeki su damlacıkları, birbirleriyle sürtünmesiyle, yüklü hale geçerler. Bulutlardaki hava akımları su damlacıklarının dağılmasına ve tekrar birleşmesine sebep olurlar. Yapılan laboratuar çalışmalarında dağılan su damlacıklarından küçük damlacıkların negatif, büyük damlacıkların ise pozitif olarak yüklendiği gözlenmiştir. Bu bilgilere göre büyük su damlacıkları yani pozitif yüklü damlacıklar bulutun alt kademelerinde ve rüzgar hızının büyük olduğu bölümlerde olmalılar. Küçük, negatif yüklü, su damlacıkları ise rüzgar tarafından itilmeli ve bulutun daha yukarı kısımlarında dağılmalılar. Yıldırım bulutundaki yüklerin bu şekilde meydana geldiği kabul edilecek olursa bulutun alt kısımları pozitif yüklü olacağından yıldırım deşarjı da pozitif kutsiyette olacaktır. Yapılan gözlemler pozitif kutsiyetteki yıldırım deşarjlarının %5-20 civarında olduğunu, deşarjların yaklaşık %80- 95′ inin negatif kutsiyette olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Simpson ve Lomonosow’ un teorileri yıldırım bulutlarındaki elektrik yüklerinin meydana gelişini tam olarak açıklayamamaktadır. Bu konuda ikinci bir teori de Elster ve Geitel tarafından ortaya konulmuştur. Onlara göre bulutların yüklenmesi tesirle elektriklenme ile açıklanmaktadır

Dünya yüzeyindeki elektrik yükü –5×105 C kabul edilirse bu yükün içinde bulunan su damlacıkları alt uçları pozitif ve üst uçları negatif olmak üzere kutuplanırlar. Yerçekimi etkisiyle aşağıya doğru düsen büyük su damlacıkları havanın oldukça yavaş hareket eden iyonlarına yaklaşırlar ve bu sırada su damlacığının pozitif alt ucu havanın negatif iyonunu absorbe ederken pozitif iyonu da iter. Böylece ağır su damlacıkları negatif elektrikli parçacıklar haline gelir. Ayni şekilde kutuplanan küçük su damlacıkları yukarıya doğru hareket ederken havanın pozitif iyonlarını absorbe ederler ve negatif iyonları iterler. Böylece hafif su damlacıkları da pozitif elektrikli parçacıklar haline gelirler. Bu teoriye göre bulutun alt kısımlarında negatif yükler bulunmaktadır. Teori negatif kutsiyetteki yıldırım deşarjlarını açıklayabilmektedir gibi gözükse de aslında eksik yanları mevcuttur. Bir yıldırım bulutunun su damlacıklarından çok buz kristalleri ve kar parçacıklarından oluştuğu düşünülürse, bu buz kristalleri ve kar parçacıklarının dünyanın elektrik alanı ile kutuplanma olasılıkları oldukça düşüktür. Bu konu üzerine üçüncü bir teori de J. I. Frenkel tarafından ortaya atılmıştır. Frenkel’ e göre havada her iki işaretli iyonlar var olduğundan, dünyanın negatif elektrik yükleri kaçmaya ve iyonosferin pozitif elektrik yükleri ile birleşmeye yatkındır. Dolayısıyla dünyanın azalan elektrik yükünü sürekli olarak takviye edecek bir olayın olması gerekmektedir. Dünyanın elektrik yükünün sabit kalmasında en önemli rolü negatif yıldırım deşarjları sağlayacaktır. Bu teoriye göre her iki işaretli iyonlardan oluşan hava ile küçük su damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelen bir ortam göz önüne alınır ve havanın negatif iyonlarının daha küçük su damlacıklarına veya buz kristallerine konduğu var sayılır. Buna göre bulut, negatif elektrikli su damlacıkları ve pozitif iyonlu havadan oluşur. (negatif iyonlar su damlacıkları tarafından yutulmuştur).
Bir yıldırım boşalmasının oluşabilmesi için elektrik alan şiddetinin 2500kV/m değerine ulaşması gerekmektedir. Buluttaki elektrik alan şiddeti değeri yeterince arttığında bulut – bulut veya bulut – yeryüzü deşarjı görülür. Eğer yeryüzündeki alan çeşitli sebeplerden ötürü (yüksek kuleler, gökdelenler, v.b.) bozulmuşsa bu takdirde de yeryüzü bulut deşarjı görülebilmektedir. Bulut yeryüzü deşarjı, bulutun pozitif veya negatif yüklü bölgelerinden aşağıya veya yeryüzündeki pozitif veya negatif yüklü sivri uçlarından yukarıya başlayabildiği için, dört çeşitte olabilir .

Yukarıya Çıkan Yıldırım Bu tip yıldırımlar genelde yerin pozitif yüklü sivri bölgelerinden, bulutun negatif yüklü bölgesine başlayan ön boşalmalar seklinde görülür. Deşarjlar genelde düzgün araziler üz erindeki çok yüksek yapılardan (GSM kuleleri), veya yeryüzünün yüksek dağlık kesimlerinden başlarlar. Bu yüksek kesimlerin sivri uçlarından buluta doğru ön boşalmalar baslar. Bu sırada 1 ila 10kA arasında değişen akımlar görülür. Deşarj tam olgunlaştığında akim değeri 10kA’ i bulur.

Aşağıya İnen Yıldırım Bir bulutun alt kısmındaki enerji yeterli seviyeye geldiği zaman toprağa doğru bir elektron demeti harekete geçer. Birinci demet 10 ile 50 metrelik mesafeyi 50 000 – 60 000 km/sn arasındaki hızla kat eder. 30 ile 100 mikron saniye süren bir aradan sonra ikinci bir deşarj birinci deşarjın yolunu izler ve birinciden 30 ile 50 metre arası daha ileri gider. Daha sonra üçüncü deşarj ardından dördüncü deşarj meydana gelir. Her bir deşarj öncekinden 30 ile 50 metre ileri giderek şimşeğin ucunun yeryüzüne yaklaşmasını sağlar. Ön boşalma yere yaklaştıkça elektrik alanı havanın delinme dayanımı üzerine çıkacak kadar artar. Böylece yeryüzünün sivri bir noktasından bir boşalma yukarıya doğru ilerleyerek ön boşalma ile birleşir. Yaklaşık 50.000km/sn’ lik bir hızla aşağıdan yukarıya doğru iyonizasyonlu ve kanalda depo edilen yükü toprağa boşaltır. Bu deşarj esnasında 200 000 ampere kadar çıkan akim 100 milyon voltluk bir gerilim ile toprağa akar.

Uyurken beynimizde neler oluyor?

Eğer bir insanın başına ‘elektroensephalograf’ (ezberlemeniz gerekmez!) adını taşıyan bir cihaz bağlarsanız, o insanın yaydığı beyin dalgalarını kaydedebilirsiniz. Uyanık ve hareketsiz durumdaki bir insanın beyni, saniyede 10 kez salınım yapan ‘alfa’ dalgaları yayar. Hareketli bir insanın beyni ise, şahmını iki kez fazla olan ‘beta’ dalgalan yayar. Uyku sırasında ise beyin, salınımları çok daha az olan iki tür dalgayı, ‘teta’ ve ‘delta’ dalgalarını yayar. ‘Teta’ dalgalarının sa-lınımı saniyede 3.5 ila 7 arasında olup, ‘delta’ dalgalarmınki saniyede 3.5′tan azdır.

İnsanın uykusu derinleştikçe, beyin dalgaları da yavaşlar. İnsanda en derin ve uyandırılmasmın en zor olduğu uyku zamanında, beyin artık ‘delta’ dalgaları yaymaya başlamıştır. Şimdi geldik işin en ilginç yönüne. İnsan gece uykudayken çeşitli zamanlarda beklenmeyen şeyler oluşur. İngilizce’deki ‘Hızlı Göz Hareketleri’ kelimelerinin baş harflerinden alınarak ‘REM’ uykusu da denilen ve insanların çoğunluğunda bir gecede 3-5 kez görülen bu safhada, beyin dalgaları uyanık bir insa-nınki kadar hızlanır.

Bir insanı veya bir köpeği REM uykuları sırasında seyrederseniz, gözlerinin öne ve arkaya hızla titrediğini görürsünüz. REM uykusu safhasında köpeklerin çoğunda, insanların ise bir kısmında, kollarda, bacaklarda ve yüz kaslarında seğirmeler de görülebilir. Rüya REM uykusu safhasında olur. Bu safhadaki bir insanı uyandırırsanız, rüyasını çok canlı olarak hatırlar ve anlatabilir. REM safhası dışındaki uykularda insanlar genellikle rüya görmezler. Geceleri iyi bir uyku çekebilmek için, hem REM, hem de bunun dışındaki safhaların birlikte yaşanması gereklidir. REM kısmı uyku süresinin yüzde 25 kadarını kapsamalıdır. Normal uykudaki bir REM veya rüya bölümü 5 ila 30 dakika sürer.

Garip yasaklar

- Arabasının altında birinin bulunduğunu gören sürücününotomobilini çalıştırması yasaktır. (Danimarka)
- Otomobilinin karşısına at arabası çıkan sürücü, otosunukenara çekmek zorundadır. (Danimarka)
- Demiryolunda öpüşmek yasaktır. (Fransa)
- Domuzlara “Napolyon” isminin verilmesi yasaktır.(Fransa)
- Yağmur yağarken çimler sulanamaz. (Kanada)
- Koleje gitmek için entelektüel biri olmak zorundasınız.(Çin)
- Kapılar ve pencereler pembe renkte olmak zorundadır.(Kanada-Kanata)
- Ağaca tırmanmak yasaktır. (Kanada-Oshawa)
- Bank Street’te pazar günleri dondurma yemek yasaktır.(Kanada-Ottowa)
- Yong Caddesi’nde ölü atları pazar günü sürüklemekyasaklanmıştır. (Kanada-Toronto)
- Kadınların toplu taşım araçlarında çikolata yemesiyasaktır. (İngiltere)
- Tropikal balık satıcıları hariç Kadınların halka açıkyerde üstsüz gezmesi yasaktır. (İngiltere-Liverpool)
- Etek giyen erkekler tutuklanır. (İtalya)
- Pazar günleri balık avlamak yasaktır. (İskoçya)
- İnek sahiplerinin sarhoş olması yasaktır. (İskoçya)
- Kapınızı çalıp sizden “klozetinizi isteyen birini” içerialmak zorundasınız. (İskoçya)
- Pazar günü çamaşır asmak yasaktır. (İsviçre)
- Çocukların sigara satın alması yasak, içmesi serbesttir.(Avustralya)
- Patikada sağ elinin üzerinde amuda kalkarak yürümekyasaktır. (Avustralya)
- Pazar günleri pembe pantolon giymek yasaktır.(Avustralya-Victoria)
- Araba kullandığınız zaman gömlek giymek zorundasınız.(Tayland)
- İç çamaşırsız gezmek yasaktır. (Tayland)
- Metroda sakız çiğneyen tutuklanır. (Singapur)
- Kuaförde saç kurutucusunun altında uyuyan kadın ve salonsahibi para cezasına çarptırılır. (ABD-Florida)
- Hollywood Bulvarı’nda 2 binden fazla koyun varsa arabakullanmak yasaktır. (ABD-Hollywood)
- Sanık sandalyesinde ağlamak yasaktır. (ABD-Los Angeles)
- U dönüşü yapmak yasaktır. (ABD-Teksas)
Evde içki içmek yasaktır. (ABD-Indiana)
- Birisinin arkasından konuşmak ve dedikodu yapmakillegaldir. (ABD-Indiana)
- Berberlerin çocukların kulağını kesmesi yasaktır.(ABD-Indiana)
- Polisler, ikaz etmek amacıyla köpekleri ısırabilir.(ABD-Ohio)
- Birine yılan atmak yasaktır. (ABD-Ohio)
- Eşeklerin banyo küvetinde uyuması yasaktır.(ABD-Arizona)
- Çorbayı höpürdeterek içmek yasaktır. (ABD-New Jersey)
- Ayakkabıyla uyumak yasaktır. (ABD-Oklahoma)
- Lolipop yemek yasaktır. (ABD-Washington)
- Buzdolabının kapısı açıkken önünde uyumakyasaklanmıştır. (ABD-Pennsylvania)
- Banyoda şarkı söylemek yasaktır. (ABD-Pennsylvania)
- Ana caddede traş olmak yasaktır. (ABD-Mississippi)

Aylar ve anlamları

Olay, Sezar döneminde geçiyor.

Julius Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes’e emir veriyor.
o zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor.

Sosigenes de çözüyor :
HER YIL 365 GÜN ÇEKECEK.
HER YILDAN 6 SAAT ARTACAK.
ARTAN SAATLER 4 YILDA BİR TAKVİME EKLENECEK VE O YIL 365 + 24 SAAT = 366 GÜN OLACAK.

366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diğer 6 ay 31 gün çekecek.
Peki 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak ?
Yüce Sezar emir veriyor :
365 GÜN ÇEKEN YILLARDA EN SON AYDAN 1 GÜN DÜŞÜLSÜN.

O zamanlar yılbaşı, Mart ayında. yani Şubat, yılın son ayı. (September=7, October=8, November=9, December=10 da buradan geliyor)
Böylece Şubat ayı, 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.

Yüce Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine kendi ismini vermiş : JULIUS, yani JULY.

Sonradan imparator olan Augustus, Sezar’dan aşağı kalmamış ve sonraki
aya kendi ismini vermiş : AUGUSTUS, yani AUGUST.

Ancak Julius Sezar’ın ayı 31 günken Augustus’un ayı 30 gün olur mu ?
O da emir vermiş : YILIN SON AYINDAN 1 GÜN DAHA ALIN, BENİM AYIMI DA 31 GÜN YAPIN.

Zavallı Şubat’tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos’a eklenmiş. O gün bu gündür Şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,

Sezar’ın ayı Temmuz ve Augustus’un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün çeker oluvermiş.

Aylar ve anlamları

Olay, Sezar döneminde geçiyor.

Julius Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes’e emir veriyor.
o zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor.

Sosigenes de çözüyor :
HER YIL 365 GÜN ÇEKECEK.
HER YILDAN 6 SAAT ARTACAK.
ARTAN SAATLER 4 YILDA BİR TAKVİME EKLENECEK VE O YIL 365 + 24 SAAT = 366 GÜN OLACAK.

366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diğer 6 ay 31 gün çekecek.
Peki 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olacak ?
Yüce Sezar emir veriyor :
365 GÜN ÇEKEN YILLARDA EN SON AYDAN 1 GÜN DÜŞÜLSÜN.

O zamanlar yılbaşı, Mart ayında. yani Şubat, yılın son ayı. (September=7, October=8, November=9, December=10 da buradan geliyor)
Böylece Şubat ayı, 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.

Yüce Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine kendi ismini vermiş : JULIUS, yani JULY.

Sonradan imparator olan Augustus, Sezar’dan aşağı kalmamış ve sonraki
aya kendi ismini vermiş : AUGUSTUS, yani AUGUST.

Ancak Julius Sezar’ın ayı 31 günken Augustus’un ayı 30 gün olur mu ?
O da emir vermiş : YILIN SON AYINDAN 1 GÜN DAHA ALIN, BENİM AYIMI DA 31 GÜN YAPIN.

Zavallı Şubat’tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos’a eklenmiş. O gün bu gündür Şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,

Sezar’ın ayı Temmuz ve Augustus’un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün çeker oluvermiş.

Çağlayan nedir ?


Çağlayan yüksek bir yerden daha alçak bir yere düşen akarsudur .Genellikle bir ırmak ya da çayın sert kayaçlı bir yöreden daha yumuşak kayaçlı bir yöreye geçtiği kesimlerde oluşur. Yumuşak kayaçların daha hızlı aşınması dik bir uçurumun oluşmasına yol açar. Böylece sular bu uçurumdan aşağıya dökülür. Buzul hareketlerinin ırmak yataklarını akan sulardan daha derin biçimde oymasıyla ortaya çıkmış çağlayanlar da vardır. Çağlayanlar elektrik üretmeye yarar .Güzel manzaralarıyla da çok çekici yerlerdir . Ömeğin Antalya'daki Manavgat Çağlayanı ilin görülmeye değer yerlerindendir

Yakamoz nedir ?


"Genellikle yanlış bilinen ""Yakamoz"" ayışığının suya, denize vuran yansıması değildir. Yakamoz bir canlıdır, latince ismi Noctiluca Milliaris olan bu canlı, bir biçimde ateş böceğinin denizde yaşayan versiyonudur. Luminisens maddesini vücudunda barındıran bu canlıya dokunulduğunda bir ışık saçar. Bu canlı bir planktondur, yani milimetrik boyutlarda bir canlıdır. Bunlardan milyonlarcası bir araya geldiğinde geceleri bir kayık geçerken, veya bir balık sürüsü geçtiğinde bu canlılara çarparak ışık çıkartmalarına neden olurlar.
O yüzden balıkçı sandallarında yüksek bir direk ve bu direğin ucunda oturulacak bir yer vardır. Gırgır motorlarının köprülerinin çok katlı ve en üst kattan bile kumanda edilebiliyor olmalarının bir sebebi de budur. Balıkçılardan biri buraya oturarak ay olmayan geceleri balıkların yakamoz yaparak geçtikleri yolları görüp dümenciyi oraya yönlendirirler veya doğrudan kendileri tekneye (gemiye) kumanda eder. O yüzden Lüfer avlarken Lüks ışığı kullanılır, ışık balık gelsin diye değil misinanın değdiği, yakamozların çıkardığı ışıktan Lüfer korkmasın diye Lüks ışığı ile yakamoz ışığını öldürmek için kullanılır.
Kelimeleri harcarken yanlışlara düşmeyelim. Esasında Yakamoz (eğer göreniniz varsa bilir) olağan üstü bir şeydir, Yakamoz olduğunda denizde uzun floresan lambalar yanıyormuş gibi olur. Ama bunun için ay ışığı olmaması gerekir. Ay ışığında (daha baskın olduğu için) göremezsiniz. O kadar muhteşemdir ki, o anda tüm romantizm biter sanki uzaylılar gelmiş gibi denize yönelirsiniz. Birde Yakamozlu ve Ay ışıksız gecelerde denize girince pırıl pırıl uzaylı gibi olursunuz. Özellikle gece dalışlarında (scuba) dalış sonrası su yüzeyine çıkınca yakamozlar binlerce yıldız halinde parmaklarınızın arasından büyüleyici biçimde geçerler
Başta insan olmak üzere bütün omurgalılar ağız, akciğerler ve ses tellerini kullanarak ses çıkarır. İnsanın sesi konuşmasına, şarkı söylemesine, mırıldanmasına, bağırmasına olanak verir. İnsan sesinin oluşması için önce akciğerlerden gelen hava soluk borusuna dolar ve buradan dışarı çıkar. Soluk borusunun üst bölümünde gırtlak yer alır. Gırtlakta ses telleri bulunur. Sert lifleri andıran ses telleri tıpkı bir kemanın telleri gibi iş görür. Akciğerlerden gelen havayla titreşir ve insan sesinin çıkmasını sağlarlar. İnsanlar gırtlak kasları, ağız, dudak ve dişlerinin yardımıyla bu sesleri sözcüklere dönüştürürler

KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI

Ahsen: Daha güzel, en güzel.

Aişe: Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören.

Amine: Gönlü emin, kalbinde korku olmayan Peygamberimiz’in annesinin adı (Emine)

Asude: Rahatlamış, keder ve sıkıntıdan uzak.

Asuman: Gök, sema.

Ayşegül: Gül renkli, canlı ve güzel.

Ayşen: Ay gibi parlak, neşeli, sevimli.

Ayşenur: Nurlu, ışıltılı hayat.

Banu: Kadın, hanımefendi, prenses.

Bedia: Örneksiz yaratan ve örneksiz yaratılmış, güzel, eşsiz.

Bengisu: Ebedilik, ölümsüzlük veren su.

Betül: Bakire, namuslu kadın.

Beyza: Ak, bembeyaz, lekesiz.

Binnur: Nurla özdeşleşmiş.

Büşra: Müjde, sevinçli haber.

Canan: Sevgili, sevilen kadın, yar.

Didem: Gözüm

Dilan: Gönül dostu.

Dilara: Gönül alan, gönül kapan, gönlü dinlendiren.

Dilşad: Gönlü hoş, sevilmiş.

Eda: Naz, cilve.

Emel: Ümit, hülya.

Emine: Güvenilir, inanılır kadın.

Fatma, Fatıma: Sütten kesilmiş.

Feride: Eşşiz, benzeri olmayan, kibirli gururlu.

Feyza: Bolluk, çokluk.

Füsun: Büyü, sihir, şaşırtıcı güzelliğe sahip.

Gülbanu: Gülhanım. Gül gibi güzel kadın.

Gülcan: Gül gibi güzel canlı.

Gülizar: Gül yanaklı.

Gülperi: Gizli gül.

Gülşah: Güllerin şahı.

Günnur: Güneş ışığının aydınlığı.

Handan: Güleryüzlü.

Hatice: Vakitsiz erken doğan kız çocuğu.

Hülya: Hayal, kuruntu, vehim.

Hümeyra: Pembelik.

Jale: Sabah çiceklerin üzerinde görülen su damlacığı, kırağı.

Jülide: Karmakarışık, dağınık.

Kübra: Büyük olan.

Latife: Yumuşak, hoş, mülayim.

Leyla: Çok karanlık gece.

Macide: Şan ve şeref sahibi.

Mehlika: Ay yüzlü güzel.

Mehpare: Ay parçası, çok güzel.

Melda: Genç körpe ve nazik.

Meryem: İbadete düşkün insan.

Mihriban: Şefkatli, merhametli, muhabbetli.

Muazzez: İzzet ve şeref sahibi.

Mukadder: Takdir olunmuş ve kıymeti bilinmiş.

Mukaddes: Kutsal, temiz.

Müberra: Temize çıkmış, arınmış, müstesna.

Mücella: Parlatılmış, parlak.

Müjgan: Kirpikler

Münire: Nurlandıran, ışık veren.

Müzeyyen: Süslenmiş.

Nadide: Görülmemiş, çok değerli.

Nadiye: Seslenen.

Nâlân: İnleyen, feryad eden.

Nazan: Nazlı.

Nazife: Temiz, pak.

Necla: Çocuk, evlat.

Nermin: Yumuşak.

Nigar: Sevgili

Nihal: Sevgili, düzgün fidan.

Nihan: Gizli, saklı, bulunmayan.

Nuran: Nurlu, runa ait.

Nuray: Işık saçan ay.

Nurbanu: Nur yüzlü hanım, gelin, prenses.

Nurcan: Canlı, neşeli, hayat dolu.

Nurefşan: Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan.

Nurgül: Gülün en parlak olanı.

Nuriye: Işıklı.

Nurten: Teni ışık gibi beyaz olan.

Rahime: Hafif sesli, latif konuşan kadın.

Rüveyda: Hoş, ince, nazik.

Saadet: Mutluluk.

Sabâhat: Güzellik, letafet.

Sabiha: Güzel, latif, şirin.

Saime: Oruç tutan kimse, oruçlu.

Saliha: Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi kadın.

Semra: Esmer.

Sena: Övgü ile ilgili, şimşek parıltısı.

Serpil: İyi geliş, büyü, güzellik.

Seval: Severek al, hep sev.

Süeda: Uğurlu insanlar.

Süheyla: Yumuşak iyi huylu kadın.

Süreyya: Ülker yıldızı.

Süveyda: Kalpteki gizli günah.

Şahika: Zirve, doruk.

Şebnem: Çiğ, kırağı.

Şemsinur: Nurun güneşi.

Şermin: Utangaç, mahçup.

Şevval: Arap takviminin 10. ayı.

Şeyda: Aşk çılgını, aşık.

Şule: Ateş alevi.

Şükriye: İyilik bilme.

Tuba: Kökü yukarıda, dalları aşağıda cennet ağacı.

Türkan: Benzerlerinin arasında nitelikleriyle ayrılan.

Vildan: Yeni doğmuş çocuklar, cennet çocukları.

Zehra: Çok beyaz ve parlak yüzlü. Peygamberimiz’in kızı Hz. Fatıma’nın lakabı.

Zerrin: Altından mamul, parlak.

Zeynep, Zeyneb: Değerli taşlar, mücevherler.

Zübeyde: Öz, asıl, cevher.


ERKEK İSİMLERİ VE ANLAMLARI

Abdullah: Allah’ın kulu.

Abdurrahim: Rahim’in (Allah’ın sıfatlarındandır) kulu.

Abdurrahman: Rahmanın kulu.

Abdülhamid: Bütün varlığın diliyle övülmüş Allah’ın kulu.

Abdülkadir: Her şeye gücü yeten Allah’ın kulu.

Ahmet: En çok övülmüş, methedilmiş, beğenilmiş.

Akif: Bir şeyde sebat eden.

Ali: Yüce, ulu.

Alparslan: Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi.

Alperen: Yiğit, bahadır.

Arif: Meşhur, çok tanınmış, irfan sahibi.

Asım: Günahtan, haramdan çekinen.

Avni: Yardımla ilgili, yardıma ait.

Aytekin: Ay şehzadesi.

Aziz: Muhterem, sayın.

Bahadır: Savaşlarda yılmazlığıyla üstünlük kazanan kişi.

Bahattin, Bahaddin: Dinin değeri, değerlisi.

Bârân: Yağmur.

Baykal: Yaban kısrağı, deniz, derya.

Behçet: Güleryüzlülük.

Behzat: Doğuştan iyi.

Beşir: Müjdeci.

Bülent: Yüksek, yüce, uzun.

Cafer: Küçük akarsu, çay, sütü bol deve.

Cahit: Çalışan, gayret eden, çabalayan.

Celal: Ululuk.

Celil: Çok büyük ve ulu.

Cemil: Güzel.

Cevdet: İyilik, kusursuzluk.

Cihan: Alem, kainat.

Cüneyt: Küçük asker, askercik.

Emin: Korkusuz kimse, emniyette olan.

Emre: Aşık, müptela.

Erdem: Fazilet, maharet.

Erdinç: Duru, güçlü erkek.

Erdoğan: Yiğit doğan.

Ergun: Sert başlı, oynak ve hızlı giden at.

Ergün: Yumuşak, uysal kimse.

Erhan: İyi adaletli hükümdar.

Ertan: Dericilerin yaprağıyla deri boyadıkları bir nevi ağaç.

Ertuğrul: Dürüst, doğru, yiğit.

Ertunga: Yiğit, hakan.

Esat: Oldukça mutlu, çok hayırlı.

Eyüp, Eyyüp: Sabırlı, günahlarına tevbe eden.

Fahrettin: Dinin övdüğü.

Fahri: Övünmeye mensup.

Faruk: Doğruyu yanlıştan ayıran. Hz. Ömer’in lakabı.

Fatih: Fetheden, İslam’a açan.

Fazıl: Fazilet sahibi.

Ferhat: Sevinç, neşe.

Fethi: Fethe mensup.

Fevzi: Galip gelen.

Fuad: Kalp, yürek, gönül.

Furkan: Hakkı batıldan ayırma.

Gökhan: Uranüs gezegeni.

Gültekin: Genç delikanlı, nazik.

Gürhan: Hanlar hanı.

Gürkan: Genç, taze.

Habib: Sevgili.

Hakkı: Doğrulu ve insaf sahibi.

Halid: Sonsuz, daim.

Halis: Hilesiz, katkısız.

Hamdi: Şükreden, şükredici.

Hamdullah: Allah’ın övgüsü.

Hamza: Heybetli, azametli anlamında, aslan.

Hasan: Güzellik, iyilik sahibi.

Hilmi: Yumuşak huylu, sakin tabiatlı.

İbrahim: İnananların babası.

İhsan: İyilik etem.

İlyas: Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi.

İsa: Dört büyük peygamberden biri.

İsmail: Hz. İbrahim’in oğlu.

Kâmil: Tam, noksansız.

Kâzım: Öfkesini yenen kimse.

Kemal: Olgunluk.

Kerem: Asalet.

Kerim: Kerem sahibi.

Lütfi: Hoşluk, güzellik.

Mahmut: Hamd olunmuş, övülmüye değer.

Mansur: Yardım olunmuş.

Mehmet: Muhammed isminin Türkçede Peygambere saygı dolayısıyla aldığı biçim.

Memduh: Övülmüş.

Metin: Metanetli, sağlam, özü sözü doğru.

Mirkelam: Güzel, nazik konuşan kimse.

Muammer: Yaşayan.

Muaz: Korunan, izzet sahibi.

Muhammed: Tekrar tekrar övülmüş. Peygamberimiz’in isimlerindendir.

Muharrem: Haram kılınmış.

Muhsin: İyilikte bağışta bulunan.

Mustafa: Temizlenmiş, seçilmiş, güzide.

Mükremin: İkram olunmuş.

Naci: Kurtulan, selamete kavuşan.

Nail: Muradına eren.

Naim: Bollukta yaşayan.

Necati: Kurtulmaya mensup.

Necdet: Korkusuz olmak, yiğitlik.

Necip: Soyu sopu temiz.

Necmeddin: Dinin yıldızı.

Nihat: Huy, yaratılış.

Nuri: Nurlu.

Nurullah: Allah’ın nuru.

Oğuz: Mübarek, saf, iyi yaratılışlı.

Orhan: Şehrin yöneticisi, hakimi.

Recai: Allah’a yalvaran.

Recep: Gösterişli, heybetli.

Rıdvan: Rıza, razı olma.

Rıfat: Yükseklik, yücelik.

Rıfkı: Yumuşaklık.

Rıza: Hoşnutluk.

Ruşen: Aydın, parlak.

Rüstem: Yiğit, kahraman.

Sacid: Secde eden.

Said: Mübarek, kutlu, uğurlu.

Sedat: Doğru ve haklı.

Sezâi: Uygun, yaraşan.

Sıtkı: İç yürek temizliği.

Süleyman: Huzur, sükun.

Şükrü: Şükretme.

Tahsin: Güzel bulma, beğenme.

Târık: Sabah yıldızı.

Tuncer: Tunç gibi güçlü kimse.

Turan: Eski İranlılara göre Türk ülkesi.

Turhan: Soylu seçkin kimse.

KIZ İSMİ ANLAMI
ADA Her tarafı sularla çevrili kara parçası
AFET Ortalığı birbirine katacak kadar güzel kadın
AĞIT Edebiyatta bir şiir türü
AHENK Uyum
AHU Ceylan , karaca
AJLAN Hızlı,çabuk,telaşlı
AKARSU Akan su
AKASYA Güzel kokulu bir süs bitkisi
AKSU Anadolu'da değişikm boylarda bir çok akarsuyun adı.
ALBA Sevgililerin ayrılışını konu alan bir Fransız şarkı türü
ALEV Yanan cisimlerin türlü biçimde uzanan dili
ALGIN Birine gönül vermiş ,vurgun,tutkun
ALPİKE Kahraman kraliçe.
ALTIN Yüksek değerli bir maden
ARYA Operada sanatçının orkestra eşliğinde söylediği uzun şarkı
ARZU Herhangi bir şey için duyulan aşırı istek
ASENA Güzel,alımlı kadın.
ASLI Kerem ile Aslı öyküsündeki kadın kahraman.
ASU Azgın huysuz(at)
ASUMAN Gökyüzü.
ASYA Dünyanın en büyük kıtası
ATLAS Mitolojide dünyayı sırtında taşıdığına inanılan Tanrı
AYBİKE Ay gibi güzel  kız.
AYBİRGEN Ayveren
AYÇA Yay biçimindeki ay
AYÇİÇEK Günçiçek
AYDA Dere kıyılarında yetişen bir bitki.
AYDAN Güzelliğini aydan almış,ay gibi parlak ve güzel.
AYEVİ Ay çevresinde oluşan ışık çemberi
AYKIZ Ay-kız
AYLA Kimi yıldızların dolayındaki ışık çemberi
AYLİN Ayla.
AYSAR Ayın evrelerine göre huyu değişen kimse.
AYSIN Sen aysın ,ay kadar güzel sin.
AYSU Ay-su
AYŞE Rahat ve huzur içinde yaşayan.
AYŞEGÜL Ayşe-gül
AYŞENUR Ayşe-nur
BADE Aşk , kutsal sevgi
BAĞLAN Büyük bir kuş türü
BAHAR Bir mevsim ve bu mevsimde ağaçlarda açan çiçek
BAKLAN Büyük bir kuş türü
BALA Yavru çocuk
BALKIN Pırıldayan,parlak
BALKIZ Bal kadar tatlı kız
BANU Prenses.HAnımefendi
BAŞAK Arpa çavdar gibi ekinlerin tanelerini taşıyan baş
BEGÜM Hindistan'da prenslerin annelerine verilen ad
BELDE Memleket,şehir,kasaba
BELEN Bel
BELEN İki tepe arasındaki alçak kısım
BELGİN Kesin ve eksiksiz belirlenen
BELİZ İşaret,iz
BENAN Parmak uçları
BENEK Namuslu kadın,
BENGİ Sonu olmayan , sonsuz
BENİZ Yüz
BERGÜZAR Anılmak için verilen şey , andaç
BERİA Olgunluk ve güzelliğiyle üstün olan sevgili
BERİL Zümrüt
BERNA Genç,körpe,delikanlı
BERRAK Duru
BERRAN Keskin,kesici
BESİSU Bitkilerin damarlarında dolaşan besleyici su
BESTE Bir müzik parçasını oluşturan ezgilerin tümü
BESTENİGAR Türk müziğinde bileşik bir makam
BETÜL Namuslu kadın,Hz Meryem ve Hz Fatma`nın lakapları.
BEYZA Çok beyaz,lekesiz
BİKE Evlenmemiş,çocuğu olmamış kadın.
BİLGE Çok bilgili ve bilgisini yararlı kullanan kişi
BİLGÜN Bil-gün
BİLHAN Çok bilgili
BİLLUR Pek duru , pürüzsüz
BİRİCİK Tek ,birtane
BUĞDAY Buğdaygillerden öğütülerek un yapılan bitki
BUKET Çiçek demeti
BURCU Güzel koku
BURÇAK Bir bitki
BURÇİN Dişi ördek
BUSE Öpücük
BÜKÜM Bükme eylemi
BÜŞRA Müjde,sevinçli haber.
CANA "Can"ın - e hali
CANAN Gönülden sevilmiş , yar
CANDAN İçten , gönülden
CANFEZA Müzikte bileşik bir makam
CANKIZ Sevilen,sevimli ,şirin kız
CANOVA Can-ova
CANSU  Yaşam veren su
CEMRE Bahardan az önce bir hafta arayla su,hava ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi
CEREN Ceylan
CEVZA İkizler burcu
CEYDA Uzun boyunlu ve güzel
CEYLAN Gözlerinin güzelliğiyle ünlü,ince bacaklı,hızlı koşan,zarif bir hayvan
ÇAĞLA Kayısı,erik gibi yemişlerin olgunlaşmamış hali
ÇAKIL Su yataklarında sürtünmeyle yuvarlaklaşmış küçük taşlar.
ÇİÇEK Bir bitkinin değişik renklerle bezenmiş kokulu bölümü
ÇİĞDEM Akdeniz çevresinde yetişen çok renkli kır bitkisi
ÇIĞLIK İnce ve keskin bağırış
ÇİLEK Yabani olarak çayırlarda yetişen meyveli bitki.
ÇİLER Şarkılar söyleyen ,şakıyan.
ÇİM Süs amacıyla ekilen ve yetiştirilen küçük bitkiler
ÇİMEN Kendiliğinden yetişmiş çim
ÇİSE-M Hafif  yağan yağmur-um.
ÇİSİL İnce ince yağan yağmur
ÇOLPAN Çoban yıldızı
DAMLA Yuvarlak biçimde,çok küçük miktarda su vb. sıvı
DEFNE Yaprakları güzel kokulu,yaz kış yeşil olan bir bitki
DEMET Çiçek bağlamı , deste
DEMRE Noel Baba'nın doğduğu sanılan tarihi yer
DENİZ Yeryüzünün çoğunu örten engin su
DERYA Büyük deniz
DESEN Çiçek,çizgi gibi süs şekilleri
DESTEGÜL Mevlevi dervişlerinin giydiği ince kumaştan yelek
DEVİN Hareket ,kımıldanış
DİCLE Bir nehir adı
DİDEM Gözüm gibi sevdiğim,sevgilim
DİLARA Gönül alan ,gönül okşayan.
DİLAY Gönlü aydınlatan ay
DİLEK İstek ,rica
DİLEM Gönül ilacı
DİLNİŞİN Gönülde yer tutan,hoş,güzel
DİLRÜBA Gönlü şen,dertsiz
DİLSU Dil-su
DİLŞAH Gönül şahı,sevgili
DOLUNAY Ayın tam yuvarlak olduğu an
DUYGU Kişi,olay ve nesnelerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenim
EBRU Hareli boyama yöntemi
ECE Kraliçe
ECMEL Çok güzel
EDA Tavır,davranış
EGE Türkiye'nin batısında yer alan deniz
ELÇİN Deste,tutan
ELİF Arap alfabesinin ilk harfi
ELVAN Renkler,çeşitler
ESEN Sağlıklı,salim
ESİN Sabah rüzgarı
ESNA Yüksek,yüce
ESRA En çabuk,çok çabuk
ETİ Hitit
EVİN Bİr şeyin içindeki öz
EYLÜL Sonbaharda bir ay adı
EZGİ Melodi
FERAH Aydınlık , iç açıcı
FERAY Ayışığı,ayın parlaklığı
FERDA Gelecek zaman,yarın
FEYZA Bolluk,çokluk
FİDAN Yeni yetişen ağaç
FİGEN Yaralayan,kıran
FİRUZE Açık mavi renkte,değerli bir süs taşı
FULYA Güzel kokulu bir çiçek
FUNDA Kurak yerlerde yetişen bir ağaçcık
FÜRUZAN Parlayan,parlak
FÜSUN Büyü
GAMZE Gülerken yanaklarda beliren çukur
GAYE Amaç , erek
GECE Gün batımından ağarmasına kadar geçen süre
GELİNCİK Yazın kırlarda yetişen,parlak kırmızı renkli bir çiçek
GERÇEK Yakıştırma veya yalanı olmayan
GİZEM Sır
GONCA Tam açılmamış çiçek
GÖKÇE Gök mavisi,güzel
GÖKSU  Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların adı
GÖLGE-N Güneş ışınlarından koruyan (senin) karartın
GÖZDE Çok sevilen,beğenilen nitelikte
GÖZEN İlgi çekici,samimi
GÜHER Cevher
GÜLBAHAR Ebru yapmakta kullanılan koyu kırmızı toprak rengi
GÜLÇİN Gül toplayan
GÜLFEM Gül ağızlı
GÜLGÜN Gül renkli
GÜLİSTAN Gül bahçesi
GÜLİZ Gül-iz
GÜLİZAR Alaturka müzikte bir bileşik bir makam
GÜLRİZ Gül saçan
GÜLŞAH * "Baraka" ile "Gülşah" öyküsünün kadın kahramanı
GÜL-ÜM Bana ait olan gül
GÜLÜMSE Tebessüm et
GÜNÇİÇEK Ayçiçek
GÜVERCİN Barışı temsil eden kuş
GÜZ Sonbahar
GÜZEL Hoşa giden,hayranlık uyandıran
GÜZİN Seçilmiş,seçkin
HANDAN Güleç,sevinçli
HARİKA Sıradanlığın üstündeki nitelikleriyle insanda hayranlık uyandıran
HASLET Doğuştan gelen güzel huy
HAYAL Varmış,olmuş gibi zihinde canlandırılan imge.
HAZAL Kuruyup dökülen ağaç yaprakları
HAZAN Sonbahar
HAZAR Barış
HAZİRAN Yaz aylarından biri.
HECE Bir solukta çıkarılan ses öbeği
HEVES Bir şeye duyulan istek
HİLAL Ayın yay biçimindeki görünüşü
HOŞSEDA Hoşa giden ses
HÜLYA İnsanın kurduğu tatlı düş
HÜMA Efsanelerde geçen,yere konmayıp sürekli gökte kaldığına inanılan cennet kuşu
HÜMEYRA Kızıllık,pembelik
HÜNER İnce ve şaşırtıcı ustalık
HÜRREM Sevinçli,güleryüzlü
HÜSNA Pek çok güzel
HÜSÜN Güzellik
İDİL İçten ve saf aşk.
İLAYDA Su perisi.
ILGAZ Atın dört nala koşması
ILGIM Serap
ILGIN Süs bitkisi
İLGÜN Ulus,halk.
İLKBAHAR Yılın ılık mevsimi.
İLKE Temel alınan düşünce , kural
İLKYAZ İlkbahar
İLSU İl-su
İLTER Yurdu koruyan ,yurtsever.
İMGE Gerçekleşmesi çok zor olan düş
İMREN Görünen şeyi edinme isteği.
İNCİ Süslemede kullanılan ,istiridyede yetişmiş değerli madde
İNCİLAY Parlama,ışıldama
İPAR Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen çiçek.
İPEK İpekböceği kozasından elde edilen ince ,parlak kumaş
IRAZ-CA * Rıza gösteren,boyun eğen
İREM Bahçeleriyle ünlü masal kenti
İRİS Mitolojide Tanrıların elçisi
IRMAK Akarsuların en büyüğü
IŞIK Aydınlatmada kullanılan fiziksel enerji
IŞIL Kımıltılı ışık
IŞILAY Ay ışığı
IŞIN Bir kaynaktan belli bir doğrultuya giden ışık çizgisi
ITIR Güzel koku
İYEM Güzellik
İZEL El izi
İZEM Ululuk.
İZGİ Güzel ,adaletli.
İZ-İM Önceden bulunduğum yerde bıraktığım belirti
KAMELYA Bir süs bitkisi
KARDELEN Kar kalkmadan çiçek açan süs bitkisi
KELEBEK Gövdesi ve kanatları çok renkli ve zarif olan böcek
KİMYA Üstün nitelikler taşıyan
KÖSEM Sürünün önünden giden,yol gösteren koç
KUĞU Beyaz tüylü bir su kuşu
KUMRU Sevgilisine düşkünlüğüyle bilinen bir kuş
KUMSAL Kumla örtülü deniz kıyısı
KUTAY Kutlu,uğurlu ay
KUTSAL Güçlü bir dinsel saygı uyandıran kimse
LAL Parlak ,koyu kırmızı renkte olan
LALE Çan biçiminde bir çiçek
LERZAN Titreyen,titrek
LEYLA Saçları gece gibi simsiyah olan kadın.Çok karanlık gece
LEYLİFER Gece ışığı
LİLA Açık eflatun
MANOLYA Bir süs bitkisi
MARAL Dişi geyik
MAVİSU Deniz
MEHTAP Ayışığı
MEHVEŞ Ay gibi güzel kadın
MELDA Çok genç,körpe
MELİKE Kadın hükümdar
MELİS Bal,tatlı şey,sevgili
MELİSA Oğul otu
MELODİ Ezgi
MENEKŞE Mor beyaz renkli,kokulu,yürek biçiminde bir çiçek
MENEVİŞ Hare
MERAL Dişi geyik
MERCAN Tropik ve ılık denizlerde yaşayan,kırmızı kalker iskeletli bir canlı
MERİH Mars gezegeni
MERVE Mekke'de hacıların 7 kez gidip geldikleri dağın adı
MEVSİM Yılın dört farklı ikliminden biri
MİMOZA Bir süs bitkisi
MİNE İnce ve parlak nakış
MÜGE İnci çiçeği

NAĞME Ezgi
NAZ İsteksiz gibi görünen,çekingen davranış
NAZLI-M İşvelim,edalım
NEHİR Irmak
NERGİS Bir süs bitkisi
NESLİŞAH Soyu şah olan
NESRİN Yaban gülü
NEŞE-M Gönül açıklığım,sevincim
NEVAL Talih
NEVBAHAR İlkbahar,ilkyaz
NEVESER Türk Müziğinde,Dede Efendi'nin bulduğu bileşik bir makam
NEVGECE Yeni yeni oluşan gece
NEVGÜL Yeni açmış gül
NEVRA Beyaz çiçek
NEYİR Işıklı,aydınlık,parlak
NİGAR Resim kadar güzel sevgili
NİHAL İnce ve düzgün vücutlu sevgili
NİHAN Saklanmış,gizli olan
NİL Afrika'da bir nehir
NİLÜFER Durgun sularda yetişen,değişik renkli ve uzun ömürlü su bitkisi
NİSAN İlkbaharın ilk ayı
NURGÜL Nur-gül
NURGÜN Nur-gün
NURSELİ Nur-seli
NÜKET Nükte,zarif,güzel sözler
NÜKHET Güzel koku
NÜKTE İnce anlamlı , düşündürücü şaka söz
OYA Yazma çevresine iğne ile örülen bir çeşit tentene
OYLUM Bir cismin uzayda doldurduğu boşluk.
ÖDÜL Armağan
ÖRGÜN Türlü ve düzenli parçalardan oluşan
ÖVGÜ Bir şey veya kimsenin iyi niteliklerini,değerini belirtme
ÖYKÜ Kısa hikaye
ÖZEN Büyük hassasiyet göstermek
ÖZGE Yabancı
ÖZLEM Bir daha görmek veya kavuşmak arzusu
PAMİRA Orta Asya'da bir yayla
PAPATYA Baharda çiçek açan bir kır bitkisi
PELİN Hekimlikte kullanılan bir bitki
PERA Beyoğlu semtinin eski adı
PERÇEM Kakül
PERİ Güzel ve alımlı
PERRAN Uçan,uçucu
PETEK Arıların bal topladıkları balmumu yuvacıkları
PINAR Büyük su kaynağı
PIRIL Parlak ışık
PIRILTI Pırıldayan şeyin çıkardığı ışık
PITIRCIK Pek hafif gürültücük
PİYALE Şarap kadehi
RANA Güzel,göze hoş görünen
RENAN Çok ses çıkaran,çınlayan
RENGİN Boyalı,renkli
REZZAN Ağırbaşlı,onurlu
RUHSAR Yüz,çehre
RÜÇHAN Üstünlük
RÜYA Düş
SABA Gündoğusundan esen hafif rüzgar
SABAH Günün ağarmasıyla başlayan ilk saatler
SADBERK Yüz yapraklı,katmerli
SAHİL Deniz kıyısı
SAHRA Kır,ova,çöl
SALKIM Bir çoğu tek bir sap üzerinde topluca bulunan yemiş
SANEM Put
SAYGIN Sayılan,sevilen
SAYIL Her zaman saygı gör
SEBİL Karşılıksız dağıtılan içme suyu ve bu amaçlı taş yapı
SEBLA Uzun kirpikli göz
SEÇİL Benzerlerinden üstün olup 'en iyi' diye ayrılmak
SEÇKİN Benzerler arasında nitelikleriyle göze çarpan,elit
SEDA Ses
SEDEF Deniz hayvanlarının iç yüzeyinde oluşan beyaz,parlak madde
SEDEN Uyanık,tetikte,gözü açık olmak
SEHER Tan ağartısı
SEL Taşkın su
SELDA Bir söğüt cinsi
SELEN Haber,müjde
SELİN Gür akan su
SELİNTİ Ufak sel
SELİS Akıcı söz
SELMİN Barış ve sevgi duygusuyla dolu olan
SELVİ İnce uzun ağaç
SEMA Gökyüzü
SEMİRAMİS Babil'in Asma Bahçeleri'ni kurduran Asur kraliçesi
SENA Övme
SEREN Gemi direği
SERENAT Geceleyin sevgilinin penceresinin önünde verilen küçük konser
SERRA Rahatlık,kolaylık
SERTAP İnatçı,ayak direyen
SERVİ İnce ve uzun boylu
SES Kulağın duyabildiği titreşimler
SEVDEM Sevginin en son demi
SEVEN Bir başkasına sevgi duyan
SEVGİLİ Kendisine aşk duygusuyla bağlı olunan kişi
SEVİ Aşk
SEVİL Her zaman sevilen biri ol
SEVİNÇ İstenilen şeyin olmasıyla duyulan coşku
SEYYAL Akıcı,akışkan
SEZEN Hisseden,sezgili
SEZGİ Sezme yeteneği
SİBEL Henüz yere düşmemiş yağmur damlası
SILA Gurbettekinin özlemini çektiği yerler
SİM Gümüş gibi parlak ve beyaz
SİMA Yüz , çehre
SİMGE Anlamı olan harf,bitki gibi işaretler
SİMİN Gümüşten,gümüşe benzeyen
SİMYA Bir şeyi başka şeye dönüştüren düşsel güç
SİNE-M Yüreğim,çok sevdiğim
SİREN Uyarı işareti veren canavar düdüğü
SİRET Bir kimsenin ahlakı,kişiliği
SIRMA Sarı ve güzel saç
SONYAZ Sonbahar
SU Canlıların yaşaması için en gerekli olan şey
SUMRU Bir şeyin yüksek yeri,tepesi
SUNA Boylu , poslu , yakışıklı
SÜLÜN Boylu , poslu , yürüyüşü güzel
SÜNDÜS Çözgüsünde altın,gümüş teller bulunan eski ipekli bir kumaş türü
SÜSEN Nisan-Haziran dönemlerinde açan güzel kokulu bir çiçek
ŞAHBANU Hükümdar eşi
ŞAHİKA Dağ doruğu.
ŞAN Şöhret.
ŞANS Talih , fırsat
ŞAYESTE Yaraşan ,yakışan.
ŞEBBOY Güzel kokulu bir süs bitkisi
ŞEBNEM Bitkilerin üzerinde toplanan  su damlacıkları.
ŞEHNAZ Alaturka müzikte bir makam adı
ŞEHRAZAT Kendi kendine yaşayan,özgür.
ŞELALE Büyük çağlayan.
ŞERMİN Utangaç,mahçup.
ŞEVVAL Hicri takvime göre yılın onuncu ayı.
ŞEYDA Sevda nedeniyle aklını yitirmiş ,çılgın
ŞİİR İmgelere,duygulara seslenen söz sanatı
ŞİMAL Kuzey
ŞİRİN Sevimli,cana yuakın
ŞÖLEN Kutlama niteliğindeki yemekli toplantı
ŞÖLEN-DE Bir olayı kutlamak amsacıyla yapılan yemekli toplantı.
ŞULE Ateş alevi.
TAMAR Damar
TANGO Özel ritimli,çift kişilik ağır bir dans
TANYELİ Sabah olurken çıkan hafif rüzgar
TİLBE Gezginci ozan
TILSIM Esrarlı ve olağanüstü güç taşıdığına inanılan nesne
TOMRİS M.Ö. 6 yy da yaşamış bir kraliçenin adı
TÖREN Anma , kutlama , karşılama , evlenme vb. için yapılan toplantı
TUĞBA Dalları bütün cenneti gölgeleyen kutsal ağaç
TUĞÇE Kadın sultanın başındaki tuğ
TULU Gökcisimlerinin doğuşu
TUTKU Aşırı özlem , gönül verilen
TUTYA Göze çekilen sürme.
TÜLİN Ayın çevresinde oluşan hale
TÜMAY Dolunay
TÜRKUVAZ Türk rengi de denilen mavi renkte değerli bir taş
TÜRKÜ Halk şiirinde kendisine özgü ezgisiyle söylenen uyaklı nazım biçimi
TÜVANA Dinç , canlı
UMAY Çocukları ve hayvan yavrularını koruduğuna inanılan tanrıça
ÜLGEN Bir  iyilik Tanrısının adı.Yüce
ÜLGER Şeftalideki ince tüy.
ÜLKER Yedi yıldızdan oluşan takım yıldızı
ÜLKÜ-M Uğrunda özveride bulunmaktan çekinilmeyen yüce dilek
ÜRÜN Doğadan elde edilen yararlı şeyler.
ÜVERCİNKA Güvercin kanadı.
ÜZÜM Asmanın      salkım durumundaki meyve.
VENÜS Bir gezegen adı
VERDA Gül
VERDİNAZ Nazların gülü
VİLDAN Yeni doğmuş çocuk
VUSLAT Sevgiliye kavuşma
YAĞMUR Havadaki buharın su damlaları halinde yere düşmesi
YANKI Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses
YAPRAK Bitkilerin çeşitli biçimdeki yeşil bölümü
YAR Dost , sevgili
YAREN Arkadaş , yakın
YASEMİN Çiçekleri güzel kokulu süs bitkisi
YAZGI Önceden belirlenmişlik,gerçekleşmesi mutlak olan
YAZGÜLÜ Baharın ilk günlerinde çocuğa verilen ad
YELDA Uzun ve kara olan şey
YELİZ Rüzgarın hızı.Güzel,havadar
YENİAY Yeni-ay
YEŞER Yetişip yeşil renk almak
YEŞİM Yeşil ve pembe renkli değerli bir taş
YILDIZ Gökyüzündeki ışıklı gök cisimlerinden her biri
YONCA Uğur getirdiğine inanılan süs bitkisi
YOSUN Suların yüzeyinde ya da dibinde yetişen çiçeksiz bitki
YÖRÜK Göçebe yaşayan Oğuz Türkleri
YURDAGÜL Yurda-gül
YURDANUR Yurda-nur
ZEREN Kavrayışı güçlü ,zeki.
ZERRİN Altın gibi sarı,parlak.
ZEYNEP Değerli taşlar,mücevherler.
ZEYNO Zeynep.
ZUHAL Satürn gezegeni
ZUHAL Zeynep.
ZÜLAL İçimi güzel su
ZÜLAL Şakaklardan sarkan saç lülesi
ZÜLEYHA Su  perisi.
ZÜLEYHA İçimi güzel su
ZÜLÜF Şakaklardan sarkan saç lülesi
ZÜLÜF Yurda-nur
ZÜMRA Zeki bilgili kadın.
ZÜMRA Parlak ve yeşil renkli değerli bir taş.
ZÜMRÜT Parlak ve yeşil renkli değerli bir taş.
ZÜMRÜT Su  perisi.
Satürn gezegeni

 

Son yıllarda farklı olmak tutkusu bebek isimlerine de yansıdı. Yeni doğan bebeklerine isim arayışında olan aileler, kimsenin sahip olmadıkları farklı adları tercih ediyor. 

Son zamanlarda piyasaya çıkan bebek isimlerini konu alan kitaplar, dergiler ve internet siteleri, yeni bebek sahibi olan ailelerin farklı isim arayışlarını da gözönüne alarak, değişik anlamları olan gelen isimlere yer veriyor.

Ebeveynler, yeni doğan bebeklerine artık Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma gibi dede ve anneannelerinin isimleri yerine iki anlamlı kelimenin birleşmesinden oluşan Canel, Akay veya İngilizce Delfin, Jerfi, Arapça Laçin, ya da Yağmur, Keyhan, Uzay gibi cansız varlık adlarını veriyor. 

Ada, Ahsen, Bilhan, Cevher, Cihan, Deniz, Derman, Destan, Doğa, Doruk, Evren, Eylem, Ilgın, İlter, İnal, Kamuran, Kayra, Meftun, Nisan, Nüzhet, Ogan, Omay, Ömür, Önay, Özgü, Saygın, Sezgi, Tan, Ural, Uytun, Ümür, Vurgun gibi yeni isimlerin diğer bir özelliği ise "unisex" olarak, yani hem kız hem de erkekler tarafından kullanılması şeklinde göze çarpıyor.

İHA muhabirinin bebek isimlerini konu alan çeşitli yayınlardan derlediği son moda isimler ve anlamları şöyle:

Erkek isimleri:

Abay: Sezgi, anlayış, Acun: Dünya, Ahsen: En güzel, Andaç: hatıra, Armağan: Hediye, Asutay: Hırçın tay, Aytunç: Güzel, sağlam, Baran: Yağmur mevsimi, Bars: Yırtıcı hayvan, Bayhan: Zengin ve güçlü, Berke: Cengiz Han'ın torununun adı, Canel: Dostluk eli, Çelen: Akıllı, Darcan: Sıkıntılı, Ener: En yiğit, Erem: Kavuşmak için çaba gösteren, Girgin: Kolay yakınlık kuran, Güçhan: Çetin, güçlü han, Güntan: Güneşin doğuşundan az önceki zaman, İşcan: Çalışkan, Jerfi: Derinlik, Keyhan: Dünya, Laçin: Bir cins şahin, sapr, yalçın, Merih: Dokuz gezegenden biri Mars, Oflaz: Eksiksiz, tam, Pamir: Herşeye gücü yeten, Pars: Yırtıcı hayvan, Pozan: Cana yakın, Renan: Kızıl kan, Ruşen: Aydınlık, Saner: Ünlü, Sazak: Kuvvetli ve soğuk rüzgar, Serter: Sert erkek, Songur: Şahin, ağır, hantal, Tan: Şafak Vakti, Uçkan: Allah'ın kulu, Utku: Zafer kazanmak, Ulaç: Cennette ölümsüzlüğe kavuşan, Utkan: Din uğruna çalışan, Uzay: Sonsuz boşluk, Ülker: Boğa burvunda yedi yıldızdan biri, Ünkan: Tanınmış soydan gelen, Ünverdi: Tanınan, Varol: Var olmakla ilgili, Yıldıray: ayla ilgili, Zirve: Doruk, Zorlu: Tuttuğunu koparan."

Kız isimleri:

Akay: Dolunay, Alara: Kırmızı süs, Alçin: Küçük bir kuş, Asena: Dişi bir kurt, Asya: Bir kıta, Aygen: Gönül Dostu, Ayşan: Şanlı, Azra: El değmemiş, Balca: Bal gibi, Belin: Şaşkınlık, Bike: Hanım, Bilun: Yarımay, Çağla: Badem, Çilay: Ayın üzerindeki açık renkli lekeler, Dalan: Zarif, Delfin: Yunus Balığı, Derin: Yüzeyi tabanına uzak olan, Durul: Suyun durulması, Ela: Sarıya çalar kestane rengi,en kahraman, Evşen: Hafif, Fidan: Ağaçların genç ve yeni yetişeni, Gazal: Güzel, iri göz, Gökşin: Gök gibi mavi gözlü, Güliz: Güzel iz bırakan, Harika: Eşyanın tabiatı dışında, doğa üstü, garip şey, Hazer: Deniz, büyük su, Ildır: Parıltı, parlayış, Işıtan: Aydınlatan, ışık veren, İlgi: İlişki, yakınlık kurma, İlkyaz: Bahar sonu, yaz başlangıcı, Karmen: Parlak kırmızı, Kayra: Büyük birinden gelen iyilik, Karmen: Parlak kırmızı, Kumru: Güvercinden küçük boz renkli kuş, Melda: İnce ve taze vücutlu, Miray: Yılın ilk aylarında doğan, Nisa: Kadın, Perçem: Mızrak gibi şeylerin üzerine konulan püskül, Püren: Sarı kırmız brenkli bir tür ot, Rüya: Düş, Sanay: Ay gibi güzel, Semin: Değerli, pahalı, Serra: Rahatlık kolaylık, Serva: Masal, Sezal: Sezgili, Sonat: 3-4 bölümlü müzik eseri, Su: Rengi ve kokusu olmayan sıvı, Şiir: Edebi anltım biçimi, Şelale: Büyük çağlyan, Taçnur: Mutluluk, Tamay: Sabırlı, Tennur: Yüksek ulu, Tutku: İhtiras, Umay: Üzerinden geçtiği kişilere mutluluk verdiği inanılan kuş, Umur: görgü, deneyim, Uzel: Usta, becerikli, Ülfer: Irmak, büyük su, Ünseli: Ünü sellere benzeyen, Vicdan: İyiyi kötüden ayırmaya yarayan şuur, ahlak, Vuslat: Kavuşma, yetişme, Yağmur: Yeryüzüne düşün sıvı yağış, Yeliz: Rüzgar ve izi, Zeren: Anlayışlı, zeki. 

1,3 milyar insanın 100 soyadı var!
Gözümüz kaç megapiksel biliyormusunuz???
Yatarak Ayda 700 ytl Kazanacak İşçi Aranıyor
Yönetim çeşitleri / Tıp tarihi / Stalin
Acı vererek öldürme yöntemleri!!!!
Bunu görmeyenler paintte ustayım demesin!!!
Marlboro'nun kurtuluşu...
Bütün ilginç olaylar bir arada!!!!
Kurtuluş Savaşından güzel bi hikaye
Bayraklara bir de bu açıdan bakın!!!
Çalış çalış nereye kadar????
Hikaye:(Lütfen Geç Kalmayın)
Güzel bi hikaye:(HAKETMEK)
Dünyanın en şanssız insanı:))))
Türkiye ' nin diğer yüzü!!(Tamamını okuyun)
Dünya Hakkında Bilmediklerimiz!!!
Bunları biliyor muydunuz?(Türkiye de bilime verilen önem(!) )
Dünyadaki insanların hacimleri toplamı:)))
Görünmezliğe ilk adım!!!!
uçuş 19 daki büyük gizem??

En uzun sure ucan tavuk 13 saniye havada kalmistir.

El tirnaklari ayak tirnaklarina oranla 4 kat daha hizli uzarlar.

Yilda ortalama 10 milyon kez goz kirpariz.

Yarasalar bir magaraya girdiklerinde once sola donerler.

Sogan dograrken sakiz cignemek goz yasarmasini onler.

Ortalama bir insan gunde 13 kez guler.

Kalbimiz gunde ortalama 100.000 kez carpar.

Thomas Edison karanliktan korkardi.

Dunyanin en eski sakizi bundan 9000 yil oncesine aittir.

Beyaz Saray'da 13092 adet catal, bicak, kasik vardir.

Ortalama bir insan, yilda 1460'in uzerinde ruya gorur.

Bir insan, omuru boyunca ortalama 35000 kurabiye yer.

Timsahlarin dilleri damaklarindadir.

Muz veya yesil elma koklamak zayiflamaya yardim eder.

Aslan kukremesi 5 mil oteden bile duyulabilir.

Bir fare, susuzluga bir deveden daha fazla dayanabilir.

Bogalar renk korudur.

Kirpiler suda batmaz.

New York'ta her gun ortalama 36.000.000 telefon gorusmesi yapilmaktadir.

Sibirya'da insanlar sutu, donmus cubuklar seklinde alirlar.

Las Vegas'taki kumarhanelerin hic birisinde saat yoktur.

Italyan bayragini Napoleon Bonaparte tasarlamistir.

Italya'nin Siena kentinde, ismi Mary olanlarin fahiselik yapmasi yasaktir.

Uzay yolculugunda tasinacak her extra kilo icin gerekli olan yakit miktari 530 kg dir.

Istokozlarin kani mavi renktedir.

Timsahlar daha derine batabilmek icin tas yutarlar.

Kalinligi ve buyuklugu ne olursa olsun hicbir kagit parcasi 7 kereden fazla katlanamaz


Suudi Arabistan'da bir kadin kocasina kahve yapmazsa bu bosanma nedenidir.


Bir köpekbaligi 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kani hissedebilir.

Insan midesi, 2 haftada bir iç zarini yenilemekzorundadir; aksi halde kendi kendini sindirir.

Bir bardak taze sampanyanin içine bir kuru üzüm atarsaniz, üzüm asansör gibi bardagin altindan üstüne, üstünden altina sürekli dolasir.

Eger agzimiza attigimiz bir seye tükürügümüz degmezse, onun tadini anlayamayiz.

Erkek peygamber devesi, disinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.


George Washington, evinin bahçesinde marijuana yetistirirdi.

Zürafa, kulagini 53 santim uzunlugundaki dili ile temizler.

Lübnan'da disi bir hayvanla cinsel iliskiye girmek serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktir.

McDonalds'in karinin yüzde 40'i çocuk menüsü satisindan gelir.


Her insanin dilinin izi de parmak izi gibi farklidir.


Einstein, 9 yasina kadar düzgün konusamamistir. Ailesi onun özürlü oldugunu düsünmüstür.

Tarihi film Ben Hur'da çekim ekibinin fark etmedigi kirmizi bir otomobil görünür.


Her gün dogan çocuklarin ortalama 12'si yanlis anne babaya verilmektedir.


Kagit para sanildigi gibi kagittan degil pamuktan yapilir.


1950'den önce kenevir, agaç kabugu ve marijuana yapragi kullanilarak yapilirdi.

Çikolatanin köpekleri öldürdügü dogrudur. Onlarin kalbine ve sinir sistemine zarar verir.

Yarim kilo kadar çikolata küçük bir köpegi öldürebilir.


Birçok ruj çesidi balik pulu içerir.


Katil balinalar köpekbaliklarinin midesine alttan torpil gibi vurarak onlari öldürür.


Donald Duck çizgi filmleri Finlandiya'da yasaklanmistir. Nedeni kahramanlarin don giymemesidir.


Ketçap 1830'lu yillarda ilaç olarak satilirdi.

Insan kalbi, kani pompaladiginda yarattigi basinc ile kani 10 metre uzaga firlatabilir.

Bir domuzun orgazmi 30 dakika surer.

Basinizi surekli olarak bir duvara vurarak saatte 150 kalori harciyabilirsiniz.

Bir karinca agirliginin 50 kati agirligi kaldirabilir, 30 kati agirligi cekebilir ve zehirlendiginde her zaman sag tarafina dogru duser.

Bir hamambocegi 9 gun basi koparilmis olarak, acliktan olene kadar yasayabilir.

Bazi arslanlar gunde 50 defa ciftlesebilirler.

Sicrayamayan (ziplayamayan) tek hayvan fildir.

Devekusunun gozu beyninden daha buyuktur.

Deniz yildizinin beyni yoktur.

Kutup ayilari solaktir.

Zevk icin sevisen yaratiklar sadece insanlar ve yunuslardir.

Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

Degerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

Kedilerin beyninde 32 adet kas vardır.

Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.

Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer Cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak.

Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.

Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır.

Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladir.

Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır.

Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarinin büyüklüğüne eşittir.

Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar.

Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.

İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmaginki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir.

Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır.

Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde "başkent" anlamına gelmektedir.

Kanada, Kızılderili dilinde "buyuk koy" anlamina gelmektedir.

İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikayesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur.

ABD'de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin ücte biri ya hapiste ya da gözaltinda tutulmaktadır.

Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tiraş olmak için harcar.

Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.

Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir.

Bir kurbaga kendi uzunlugunun 350 kati kadar oteye sicrayabilir. Bu bizim bir futbol sahasinin bir ucundan bir ucuna atlayabilmemiz gibi bisey..

Unutmayin ki, biri sizi kizdirdiginda yuzunuzu asmak icin vucudunuzdan 42
kasinizi kullanirsiniz.. ( Kasim kasim kasilasin emi... )

Kamplumbağalar kıçlarından nefes alabilirler!

İnsan saçı, üç kilo ağırlik kaldırabilecek esnekliktedir.

Gunumuzde, evlenenlerin yuzde ellisi bosanmaktadir.

Beethoven beste yapmadan once kafasini soguk suya sokardi.

Her 25 kişiden biri astim hastasidir.

Dunyadaki hayvanlarin yuzde sekseni alti ayaklidir.

Kaptan Cook, Antarktika haric butun kitalara ayak basan ilk insandir.

Gun işigindan daha fazla yararlanmak icin saat uygulamasini Benjamin
Franklin başlatmıştır.

Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe cokmesi bir saatten uzun surer.

Bugune kadar olculmuş en buyuk buz dagi, 200 mil uzunlugunda ve 60 mil genişligindedir ve Belcika'dan daha buyuk bir yuzolcumune sahiptir.

Bugune kadar kaydedilmiş en buyuk dalga, 1971 yilinda Japonya'nin Ishigaki Adasi'nda 85 metre yuksekligine ulaşmiştir.

Acik bir gecede, ciplak gozle iki bin ayri yildizi gormek mumkundur.

Sahra colundeki Tidikelt kasabasina on yil boyunca hic yagmur yagmamiştir.
Mumyalarin ayak parmaklari tek tek sarilarak mumyalanmistir.

Yataktan duserek olme olasiligi iki milyonda birdir.

Kita isimlerinin hepsi ayni harfle baslayip ayni harfle biter.

Herhangi bir okyanusun en uzak oldugu nokta Çin'dir.

Kis aylarinda, Moskova'daki buz pateni pistleri 250 binmetrekarelik bir alani kaplar.

Rusya'da dogudan batiya dogru seyahat edilirse, yedi saat kusagi gecilir.

Norvec'in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gunduz gunesli gecer.

Sadece disi sivrisinekler isirir.

Dunyada her dakika iki tane dusuk siddette deprem olmaktadir.

Hindistan'daki yillik dogum sayisi, Avustralya'nin toplam nufusundan fazladir.

Rusya'nin dortte biri ormanlarla kaplidir.

Tarih boyunca yeryuzunde bulunan altinin 200 kat daha fazlasi okyanuslarda bulunmaktadir.

Kopeklerin ter bezleri ayaklarindadir.

Larry Hagman (JR.) Dallas dizisinin setinde hic kimsenin sigara icmesine izin vermezdi.

Yilanlar duyamaz.

Zürafalar yüzemez.

Karincalar uyumaz.

Kirpiler suda batmaz.

Sineklerin 5 gözü vardir.

Zürefalarin ses telleri yoktur.

Fareler kusamaz.

Develerin üç tane kasi vardir.

Bir sinegin hizi saatte 8 km dir.

Kelebekler ayaklari ile tat alirlar.

Kangurular geriye dogru yürüyemez.

Kediler seker tadini ayirt edemezler.

Atlar bir ay kadar ayakta kalabilirler.

Timsahlar dillerini disari çikaramazlar.

Baykus, mavi rengi görebilen tek kustur.

2600 kadar degisik cins kurbaga vardir.

Yetiskin bir ayi, bir at kadar hizli kosabilir.

Deniz kobrasi dünyanin en zehirli yilanidir.

Bir yilda gozumuzu tam 4.200.000.000 kez kirpiyoruz,


Turkiye'de Mehmet adinda 1 milyon 229 kisi var.

Peru'da hic umumi tuvalet yoktur.

Elektrikli sandalye bir disci tarafindan icat edilmistir.

Amerikan hava yollari, ucuslarda yolculara sundugu kahvaltilarda her tepsiden bir zeytini kaldirarak 1987 yilinda 40 bin dolar kar etmistir.


Ingiltere'de butun kugular kralicenin malidir.


Yunuslar bir gozleri acik uyurlar.


Bir insan, yasami boyunca iki yuzme havuzunu dolduracak kadar tukuruk
salgilar.

Karadul örümceği, bir günde 20 eşini yer.

Beş gözü olan arılar, her yıl yılandan fazla insan öldürüyor.

Uçan balıklar 90 metreye kadar yükselebiliyor.

Güvelerin mideleri yoktur.

Dünyanın en büyük yumurtası köpekbalığınınkidir.

Köstebek bir gecede 90 metrelik tünel kazabilir.

Bedenine oranla en büyük beyin karıncalardadır.

Bir bukalemunun dili, bedeninin iki katı uzunluğundadır.

Kalkan balıkları yavruyken dişidir ancak 5 yaşına geldiklerinde birçoğu erkeğe
dönüşür.

Bir salyangozun diş sayısı 25 bini bulabilir.

Çita, saatte 70 kilometre hıza iki saniyede çıkar.

Salyangozlar yemek yemeden üç yıl uyur.

Hindiler yağmurda başlarını havaya kaldırır.

Tarantula örümcekleri 2.5 yıl aç kalabilir.

Bir farenin spermi, filin sperminden uzundur.

Balinalar geri geri yüzemezler.

Dünyadaki tüm karıncaların ağırlığı, tüm insanların ağırlığının 10 katıdır.

Kaburgasız doğan develerde 3 çift gözkapağı var.

Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor. Sizi gizliyor. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuz anlamamalarını sağlıyor.

Taze kakao, içinde bulunan sıvı kan plazması yerine kullanılabiliyor.

Maymunlar her yıl uçak kazalarından daha fazla insanın ölmesine neden
oluyor.


Uyurken TV izlerken olduğundan daha fazla kalori harcarsınız!!

Dişçiler diş fırçalarının tuvaletten en az iki metre uzakta tutulmasını tavsiye ediyorlar. Sıçrama nedeniyle havaya karışan partiküllerden fırçanızın korunması için!

Kupa papazı, bıyıksız olan tek papazdır!

Boeing 747'nin kanatları uçakla uçmayı ilk başaran Wright Kardeşlerin uçtuğu mesafeden daha uzundur.

Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir!

Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar!

Evinizdeki toz parçacıklarının büyük çoğunluğu ölmüş deri dokusudur.

Marlboro şirketinin ilk sahibi akciğer kanserinden öldü!

Barbie'nin tam adı Barbara Millicent Roberts'dir.

Michael Jordan, bir yılda Malezya'daki Nike fabrikasında çalışan tüm işçilerin toplam gelirinden daha fazla gelir kazanmaktadır.

Marilyn Monroe'nun altı adet ayak parmağı vardı!

Walt Disney'in kendisi fareden korkardı!

İnci sirkeye konulursa erir!

İnekler merdiven çıkabilir, ama inemezler!

Ördeklerin vak sesi yankı yapmaz, nedenini de kimse bilmez!

8 yil 7 ay 6 gun boyunca ciglik atmakla olusacak ses enerjisiyle, bir bardak nescafelik su isitilabilir.

6 yil 9 ay boyunca "PIRT" yapildiginda cikacak gazla, bir atom bombasi uretilebilir.

BUNLARI BILIYOR MUYDUNUZ?


* Tavuklar yilda ortalama 227 kez yumurtlar.


* En kucuk at turu yaklasik 75 cm' dir. Bu at turu fallabelladir.


* Bir ari kendinden 300 kat agir nesneleri kaldirabilir.


* Eskiden mamutlarin dislerinin uzunlugu 4 metreyi geciyormus.


* Bir agackakan gagasini agaca bir saniyede kac defa vuruyor dersiniz?


* Bir agackakan gagasini agaca 20-22 kez vurabilir.


* Sekreter kusu adiyla anilan bir kus vardir dogada. Bu kusun bacaklari o kadar narin ve incedir ki kus birden bir seyden korkarsa bacaklari kirilabilir.


* Yeni dogmus bir mavi balina ortalama 1800 kilodur.


* O kucuk balarilarinin bize biraz bal yapabilmek icin cektigi zahmeti biliyor musunuz? Bir kasik bal yapabilmek icin ciceklere 4000 kere gidip geliyorlar.


* Yeni dogan bir kanguru o kadar kucuktur ki. Yaklasik yuzuk parmagimiz kadar.


* Genelde hepimizin beyazligina , guzelligine bayildigimiz kugular aslinda gorundukleri kadar uslu degiller. Bir kanat darbesiyle bir insanin kolunu kirabilirler.


* Baliklar ve surungenler dis dollenme yaparlar. Dis dollenme de mesela bir balikbir defa da binlerce hatta milyonlarca yumurta birakabilirler. Yalniz cevre sartlari yuzunden bunlardan o kadar azi hayata gozlerini acabilir ki . Mesela morina adiyla bilinen bir balik bir kerede 4-4.5 milyon yumurta birakir . Yaklasik 3-4 tanesi yumurtadan cikip suyla tanisir.


* Aslan gunde ortalama 19 saat uyur .


* Ilk hayvanat bahcesi bundan binlerce yil once Cin'de acildi.


* Insanin tek tel saci 85-90 gr agirligi kopmadan tasir.


* Kanimizin vucudumuzu dolasmasi yalnizca 22-23 saniye suruyor.


* Dunyanin en gurultulu kusu "Aglayan turna kusudur". Bagrislarini kilometrelerce oteden duyabilirsiniz.


* Denizatini erkeginin dogum yaptigini biliyor muydunuz?


* Hic dusundunuz mu neden agaclar meyve olusturuyor. Sadece bizim icin mi acaba? Evet bu da var ama asil amaclari yavrulari olan tohumlarini korumak.


* Deniz hiyari tehlikede oldugunu hissettigi anda beyaz ve yapiskan bir madde salgilar .


* Hem yararli hem de zararli kelebeklerin oldugunu biliyor musunuz?


* Guve zararli, ipek bocegi ise yararli kelebektir .



(Ozlem GOKCE Hacettepe Universitesi Biyoloji Bolumu Ogrencisi)

 

 
BiLMEDiKLERiMiZ

· Kapilariniz veya cekmeceleriniz bir müddet sonra itsenizde ceksenizde kapanmalari zorlasir.
Kapinizin, cekmecenizin sürten kismina vazelin sürün.

· Bas agrisi için:
Kahve cekirdegine limon suyu sIkIn yavas yavas yiyin(birkaç tane)
Mantar kapakli siseleri yatik vaziyette saklamalisiniz.

· Buz dondururken:
Suyu kaynatin, soguyunca buz kaliplarina koyup dondurun. Buzlar daha canli kristal gibi görünür. Kaynamis suda oksijen azalir. Buda buzun mat görünmesini saglar.

· Dislerinizi dogal temizleyin:
Cilegi ezin dis fircanizin üzerine koyun dis etlerinize kompres yapin. Sonra dislerinizi fircalayin.

· Kücük yaniklar icin:
Temiz bir sünger hafifce islatin buzdolabinizin derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmis yerin üzerine hafif hafif kompres yapin.

· Agiz kokusu için:
Kahve çekirdegi çigneyin.

· Ari sivrisinek sokmalarina karsi:
Kesme sekeri hafif islatin sokan kismin üzerine hafifçe bastirin zehiri alir ve kasinmayi sismeyi önler.

· Gözlük camlari:
Gliserin ile silerseniz bugulanmadigini göreceksiniz.
· Gülleriniz boynunu bükerse:
Ilk önce sicak sonra soguk suya batirin.

· Saksi cicekleri icin:
Sigara küllerini saksiniza koyarsaniz yapraklardaki kurt böcek vs. yokedersiniz.

· Elinize uhu yapistirici bulasirsa:
Asetonla silin.
· Boya kokusunu gidermek icin:
ki büyük bas sogani soyun ikiye bölün suyun icine atin bunuda kokulu odaya koyun.

Şeker hakkında bilmediklerimiz

İ.Ö. 3000'lerde Hindistan'da, şeker kamışından şeker elde edildiği; Yunanlılar ve Romalıların şekere "Hint tuzu"ve "Asya balı" gibi adlar taktıktan bilinir. Haçlı seferleri sonunda Avrupa şekerle tanışır ve 8. yüz yılda önce İspanya'da sonra Güney Fransa 'da şekerkamışından şeker üretimi gerçekleştirilir. Ama şeker tüketimi ancak 19. yüzyılda büyük boyutlara ulaşır. Şeker, ilkçağlarda daha çok ilaç olarak kullanılmasına karşın, son yüz yılda insanoğlunun belli başlı enerji kaynaklarından biri olmuştur.

Şeker nasıl elde edilir?
Bitkiler havadan aldıktarı karbondioksit ve kökleriyle emdikleri sudan kendileri için gerekli olan şekeri yaparlar. Bu şeker, yeni dokuların ya da tohumların yapımında kullanılana kadar bitkinin içinde depolanır. Bazı meyvalarda früktoz; bazı meyva, sebze ve tahıllarda glikoz şekerpancarı ve şeker kamışında sofra şekeri sakkaroz şeklinde sentezlenir. Daha sonra işlenerek kullanıma sunulur.

Şekerin çeşitleri
Şekerin toz şeker, pudra şekeri, ham şeker, küb şeker ve esmer şeker gibi birçok çeşidi üretilmektedir. Bu şekerler, üretimleri sırasında geçirdikleri farklı işlemler sonucu değişik biçim ve tatlar elde eder. Örneğin çay şekeri olan sakkaroz, şekerpancarı ve şeker kamışından elde edilir. Şekerpancarından şeker elde etmek için, pancann önce suyu çıkarılır. Filtrelerden geçirilerek yabancı maddeleri ayrılan pancar suyu, buharlaştırılarak şeker kristalleri oluşturulur. Buharlaşma sırasında devamlı karıştırılırsa, küçük kristallerden oluşan pudra şekeri elde edilir. Şeker kamışından şeker elde etmek için, toplanan şeker kamıştarı, yaprakları kesildikten sonra işlenir. Kamışlar yıkandıktan sonra küçük parçalar halinde kıyılır. Sonra ağır merdaneler arasında ezilirken üstüne su püskürtülür; püskürtülen su şekerin çözünmesine yardımcı olur. Çözelti haline getirilen ham şeker, kimyasal maddelerle işlemden geçirilip filtre edilir. Şekerler içinde en tatlısı früktozdur. Ondan sonra sırası ile sakkaroz, glikoz, maltoz ve laktoz gelir. Şeker, vücudumuza ısı ve enerji sağlamanın yanı sıra yağların oluşmasına da yardımcı olur.

Sağlıktaki rolü
Gereğinden f azla yenen şeker, yağ olarak dokularda depolanıp şişmanlığa neden olur. Şekerde vitamin, mineral ve protein bulunmaz. Dişler için zararlı olan şekerin arıtılmış şekli, içinde hiçbir vitamin ya da besleyici madde bulunmayan arı karbonhidrattır. Mutfaklarda reçel, marmelat, tatlı yapımında kullanıldığı gibi, sade olarak sıcak içeceklere de katılır. Bisküvi gibi fabrikasyon ürünlerin de ana maddesini şeker oluşturur.

ŞEKER FESTİVALİ
Dünyanın hemen her yerinde üretimi yapılan şekerin hem tadı hem de görüntüsüyle sayısız çeşidi vardır.

İşte bunların belli başlıları:

Pudra şekeri
Tozşeker, yeterince ince olması için iyice ezilir ve tanelerin birbirine yapışmaması için içine % 3 oranında mısır nişastası eklenir.

Reçel şekeri
kere, doğal meyva İeri (960.4 -l oranında), sitrik asit (%0.6 0.9 oranında) ve lartrik asit ilave edilerek, reçellerin şekerlenmemesi amacıyla üretilir.

Esmer şeker
Şeker kamışı ya da şeker pancarının ikinci
şurubundan tamamen doğal olarak elde
edilir. Kokusu, ilk şuruptan elde edilen sarı renkteki şekerden daha kuvvetlidir.

Esmer şeker kamışı şekeri
İşlenmemiş kristalize esmer şeker doğrudan şeker pancarının suyundan üretilir. Bu şeker genellikle, egzotik mutfaklarda kullanılır.

İnce toz şeker
Beyaz toz şekerin ezilmesi veya elekten geçirilmesi yoluyla elde edilir. Kolayca eriyen bu şeker, tatlılar ve süt ürünlerinden başka, meyvalann tatlandınlması için de kullanılır.

Beyaz kırık şeker
Sıcak şeker konsantresinin keten ya da
pamuk iplikleri üzerinde yaraş yavaş kristalize edilmesi ile elde edilir, işlem ne kadar yavaş olursa parçalar da o kadar büyük olur.

Esmer kırık şeker
Beyaz kırık şekerin kristalize olma yöntemi kullanılır, ama sıcak şurup konsantresi, daha önce karamelleştirilerek esmer renk elde edilir.

Beyaz kesme şeker
Parisli bir aharatçı olan Eugene Prançoise tarafından 1854 tarihinde bulunan bu şeker knstalize olmuş toz şekerin kalıplar içerisinde preslenip kuru l u l m ası ile elde edilir.

Küb şeker
Esmer ya da beyaz olabilirler. Önce kalıplanıp
ardından kırılırlar ve böylece düzgün olmayan
şekiller oluştururlar. Şekerkamışı veya şeker
pancarından elde edilebilirler.

Esmer kesme şeker
Beyaz kesme şeker gibi üretilir ve sıcak içeceklerin tatlandırılmasında kullanılırlar.

Toz şeker
Havasız ortamda, şurubun kristalleşerek şekere dönüşmesi sağlanır. Kalitesi kristallerin saflık derecesine göre sınıflandırılır.

Sarı şeker
Esmer şeker gibi, aynı yöntemle üretilir. Ancak ilk şurup kullanıldığı için açık bir renk elde edilir.

 

Köstebek 1 saatte 45 metre uzunluğunda bir tünel kazabilir, atlar 1 ay ayakta kalabilir. Leopar saatte 100 kilometre koşar, kargaların ömrü 120 yıldır. İşte hayvanların şaşırtıcı özellikleri


Bölgesel Çevre Merkezi'nin (REC) ilginç bilgilere de yer verdiği adresinde, hayvanların şaşırtıcı yetenekleriyle ilgili olarak da bir dosya yayımlandı. İşte o enteresan bilgilerden bazıları:
Bir filin hortumunda 50 bin adet kas var. Fil, bununla bir ağaç kütüğünü kaldırabilirken, yere düşmüş bezelye tanesini de alabiliyor. Atlar bir ay kadar ayakta durabiliyor. Bir köstebek, bir saat içinde, 45 metre uzunluğunda bir tünel kazabiliyor. Kutup ayılarının daha az enerji harcayarak, vücut ısılarını korumak için geliştirdikleri yöntem ilginç. Buzulların sevimli hayvanları, arka ayaklarını ön ayaklarının izine basarak yürüyorlar. Dünyanın en hızlı koşan hayvanı leopar, "benim" diyen atletlere taş çıkarıyor. Leoparların hızı, saatte 100 kilometreyi buluyor.


Gözleri çok keskin
Gündüzleri görme engelli olan yarasalar, zifiri karanlıkta 0.6 milimetre çapında bir teli bile ayırt edebiliyor.  Sinek kuşlarının kalbi, dakikada 615 kez çarpıyor. İnsanların kalbi ise dakikada 60-80 kez çarpıyor. Kargaların, ortalama yaşam süresi 120 yıl. Buna göre, kargalar dile gelse, tarihçilerin danışmanları hazırdı. Dünyada en derine dalabilen kuş türü, imparator penguenler. Yiyecek aradıkları sırada, 255 metre derine dalabilen penguenler, yaklaşık 18 dakika nefessiz kalabiliyorlar. Erkek penguenler, feministlerce ödüle layık görülecek türden. Zira onlar, kuluçkaya yattıkları 4 ay boyunca ağızlarına bir şey koymuyorlar.


Mühendis gibiler
Dünya halter şampiyonları, karıncaların yanında boynu bükük kalıyor. Kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilen karıncalar, minik bedenlerinden hiç de beklenmeyen performans gösteriyorlar. Akrepler, radyasyona karşı oldukça direnç gösteriyor. İnsan vücudunun radyasyona direnci 600 rads dolayında iken akreplerinki, 150 bin rads'a kadar çıkabiliyor. Büyüklükleri karıncalar kadar olan termitler, toprak üzerinde yüksekliği 8 metreyi bulan yuvalar yaparak, mühendislik yeteneklerini konuşturuyorlar.


Orkinoslar jet gibi
Yetişkin bir orkinos, saatte yaklaşık 90 kilometre hız yapabiliyor. Su altında en fazla 1 saat kalabilen balinalar, normalde 90 metreye dalabilirken, korktuklarında 360 metre derine inebiliyor. En fazla sayıda yumurta bırakan balık ise okyanus güneş balığı. Bu balıklar, bir seferde 30 milyon kadar yumurta bırakabiliyor
Reptiller boynuzumsu ve kabuğumsu derileriyle tanınırlar. Timsahlar, kaplumbağalar, kertenkeleler ve yılanlar bu gruptaki hayvanlardır.

Kaplumbağalarda deri yapısı kabuk şeklinde gelişmiştir, çoğunda dermis primer olarak kemiktir. Bu yapı kaburga ve vertebrayla devam eder. Kabuk ağırlığı total vücut ağırlığının yarısı kadardır. Kaplumbağalarda akciğerler çok kompartmanlı ve keselidir, bronşial yapı yoktur. Burun çekme ve öksürme yetenekleri yoktur.



Reptillerin çoğu ektotermal poikiloterm (vücut sıcaklığı çevre ısısına göre değişen) özelliğe sahip olduğundan çevre ısısına bağımlıdırlar. Bakteriyel ajanlarla enfekte olduklarında ılık yerlere giderler. Çevre ısısı tropikal tür reptiller için 27-28 derece, ılıman bölge türleri için 20-35 derecedir. Semiakuatik kaplumbağa türleri daha düşük ısı aralığını tercih ederler. Çoğu güneşlenerek ısınmak ister, direk güneş ışığı bulunmadığında ısı kaynakları, 45 cm uzaklıktan kullanılabilir. Ayrıca havalandırmanın da bulunması yararlı olur.







Semiakuatik türler içine gömülebilecekleri miktarda suya ihtiyaç duyarlar. Bu türlerin çoğunda beslenme, üreme ve sosyal ilişkiler su içinde olur. Kullanılan suyun filtrasyonu ve havalandırılması yapılarak, toksik organik atıkların ve patojenik organizmaların birikmesi önlenmiş olur. Kaplumbağaların yaşadıkların ortamın nemi % 35 'den az olursa deride kuruma ve soyulma, % 75 'den fazla olursa mantar ve bakteriyel hastalıklar meydana gelir. Altlık olarak kaplumbağalarda, tavşan yemi olarak hazırlanmış olan alfa alfa peleti kullanılabilir. Timsah ve su kaplumbağaları için barınaklarında çimentodan yapılmış beslenme, dinlenme ve güneşlenme yerleri bulunmalıdır. su kaplumbağalarının küçük taş parçalarını yutabilecekleri unutulmamalıdır. Bulaşmayı önlemek için kafes temizliğinde kullanılan malzemeler quartener ammonium solüsyonu ile dezenfekte edilmelidir. Barınaktaki tüm malzemeler 3 ayda bir yenilenmelidir.





Cinsiyetleri nasıl anlaşılır?

Kaplumbağalar kabuklarından tutulur. Erkek kaplumbağanın kuyruğu dişiden daha uzundur, iris erkekte kırmızı, dişide kahverengidir. Semiakuatik türlerde erkeğin pençeleri daha küçük ve uzundur çiftleşme sırasında erkek kaplumbağanın dişiyi tutmasında ve çoğu kez çiftleşme öncesi kur davranışlarında da bu uzun tırnaklar önem taşır, erkelerde arka bacaklarda mahmuz vardır. Kabuğun şekli erkeklerde konkav, dişilerde yassıdır.Kaplumbağalarda dişiyle erkeği ayırt etmenin bir diğer yolu da, “plastron” adı verilen alt kabuğun yapısıdır. Dişilerde biraz daha düz yapılı olan plastron, erkeklerde hafif içbükey yapıdadır. Bu da, yine çiftleşme sırasında dişinin üst kabuğuna uyum için gelişmiş bir özelliktir.






Kırmızı Yanak Su Kaplumbağası



Kuzey Amerika Orta Batı kesimlerindeki bataklıklarda oldukça yaygın olarak bulunur. Ilık ve bol yeşilli suları severler. Bu kaplumbağaların en büyük özelliği yanaklarının iki yanındaki kırmızı-oranj lekelerdir, bu lekeler olgunlaştıkça kaybolur. Cinsiyetler kolayca ayırt edilebilir. Dişiler erkeklere göre daha uzun ve ağırdır. Boyları doğal ortamlarında yaşarlarsa, 16-25cm arasında değişebilir. Erkeğin kabuğu daha içeriye dönük, dişinin ise daha düzdür ve erkeğin tırnakları dişiye oranla çok daha uzundur. Yavru kaplumbağalar için 60 cm akvaryum ideal ölçüdür. Sabit ısı 26,5 derecede tutulmalı, ideal akvaryum boyu ilerisi de düşünülerek 100x40x40 cm edinilmesi tercih sebebi olmalıdır. UV lamba sürekli güneş ışığı görmeyen kaplumbağalar için önem taşır.

Kurutulmuş karides ve balık parçaları, kurt kuruları ve ufalanmış et parçacıkları, ufak toprak solucanları, kıvırcık salata parçaları ve küçük balıklar verilebilir. Ömürleri 20-25 yıl kadardır, olası sağlık problemleri gözlerde enfeksiyon ve kabuk yumuşamasıdır. Sularına vitamin, kabuklarına zaman zaman yumuşak bir fırçalama yapılmalıdır.


KARA KAPLUMBAĞASI

Gözleri oldukça keskin,koku almaları gelişmiş ve duymaları bir hayli zayıftır. Boyları, 3-5 cm 1 metreye kadar farklılık gösterir. 7-180 yıl arasında yaşam süreçleri olan çeşitleri vardır. Beslenmesi %90 bitkisel olup su kaplumbağalarında olduğu gibi ağızlarında diş yoktur ve tek korunma yöntemleri kabuklarının içine sığınmaktır.

Dağlık, ormanlık hatta çöl ortamlarında dahi yaşayabilecek yapıda değişiklik gösterirler. Tırnakları düzenli olarak kesilmeli, kabukları güneş ışığı görmeyen yerlerde UV lamba kullanılmalıdır. Bahçede serbest olarak dolaşan kara kaplumbağalarında yoğun olarak kene bulunması takibinin sıklıkla yapılmasını gerektirir.



BESLENME(Her İki Tür İçinde)



Tatlı su kaplumbağalarının obur yaratıklar olduğu unutulmamalı. Önlerine ne kadar yiyecek konulursa konulsun hepsini bitirmek isteyeceklerdir.En iyisi, yiyeceklerini azar azar vermek. Sevdikleri kurutulmuş karideslerden günde 4-5 tane yiyebilirler. Su kaplumbağaları için hazırlanmış pelet yemler de var. Tüm hayvanlarda olduğu gibi kaplumbağaları da tek tip besinle yaşatmaya çalışmak hata olur. Zaman zaman küçük parçalar halinde çiğ et, taze midye içi, solucan parçaları, küçük balıklar verebilirsiniz. Tabii aşırıya kaçmamak kaydıyla. Artan yemleri hemen toplarsanız, kaplumbağaların suyu daha geç kirlenecektir.Çabuk büyümelerini istiyorsanız yediklerikadar yesinler yiyemediklerini toplayın.Su kaplumbağalar üzerlerine (kalsiyum ve vitamin eklenmiş) tatlı su balıklarını çok severler, özellikle taze alabalık en sevdikleri yiyeceklerden biridir.Unkurduna da bayılırlar. kurtçuklar aslında iştahı kapalı olan veya yavru kaplumbağalar için daha çok iştah açıcı olarak kullanılır.Kaplumbağalar için özel olarak hazırlanmış minik çubuk şeklindeki yemler bağırsakları için çok uygundur. (değişik markalar var, en iyisinden alınız çünkü türkiye burası ve içinde ne olduğunu bilemiyoruz...) vitamin ekli yemlerden hafta 3-5 tane verilmesi uygundur.



kaplumbağa çeşitlerine göre beslenme farkılığı göstermekle birlikte bütün kaplumbağalar için dana yüreği pek yararlı değildir çünkü vücuttan sindirim sırasında değerli kalsiyum alır götürür, hatta tavuk ciğeri özellikle zararlıdır!



deniz balığı mümkün olduğu kadar az verilmelidir çünkü içlerindeki tuz oranı zaman içinde böbreklerine zarar verir ve et hem kara hem tatlı su kaplumbağaları için yine zamanla zararlıdır, kalsiyumun harcanmasına sebep olur, bunun yanında doğal yiyecekleri de değildir.



hayvanın sürekli yeşillik yemek istemesi de normal değildir. yememe veya bir anda farklı beslenme şekli bir sorunun göstergesi olabilir.



tüm kücük balıklar ile de beslenme sağlanabilir. akvaryumun içine çabuk çoğalan küçük balıklar bırakılabilir. böylece kaplumbağa hem arada bir onları yer hem de avlanır.



kaplumbağalara bir saat içerisinde tüketebilecekleri kadar yem verilmelidir. yemekdikleri suda kalır. bunların temizlenmesi önemlidir.



hazır yemlerin tek başına verilmesi doğru değildir.

forumda çiğ et ve tavuk eti ile ilgili çok başlık ve soru gelmektedir, bu sorulara tam bir cevap vermek anlamında:

azı karar fazlası zarar prensibi itibariyle hareket ediniz. cüssesine göre ne kadar yiyecebileceğini anlayabilirsiniz.

genç kaplumbağalar etçil ağırlıklı bir beslenme tercih ederler, yaşlandıkça sebze ağırlıklı yemleri sevmeye başlayacaktır.

unutmayınız ki kaplumbağalar sağlıklı yaşayabilmek için bizlerin verdikleri yiyeceklere muhtaçtırlar. beslenmelerinin aksatılması veya dengesiz olması ileride hastalıklara ve ölümlere yol açabilir.

Peynir vermemenizi öneririm...

Daha detaylı bilgi isterseniz:

Yavrular hergün günlük olarak beslenirken,erişkin kaplumbağalar 2-3 günde bir beslenmelidir. Kırmızı yanaklı kaplumbağaların beslenmesinede dikkat edilmelidir.Eğer yanlış bir beslenme uygulanıyorsa her türlü hastalığa açık bir duruma gelebilir.Bu yüzden aşağıda bir rasyon örneği veriyorum.

Kırmızı yanaklı kaplumbağa rasyonu :

% 25 dana eti (yağsız ve kemiksiz)

% 25 hazır kaplumbağa yemi

% 50 meyva-sebze-ot ( havuç,çilek,elma,yonca,marul vb)

Not: burada verilecek besinler ufak parçalara bölünerek verilmelidir

Ayrıca alacağınız toz vitaminleri bu küçük parçaların üzerine serperek vermeniz uygun olacaktır.

Ayrıca kırmızı yanaklı kaplumbağalarda yaşa göre beslenme tipi değişmektedir.Burada genç kırmızı yanaklı kaplumbağalar hem et hemde ot yeme özelliğinde yani hepçil bir beslenme karekterindedirler.Yetişkin kaplumbağalarda bu et yeme davranışı azalarak,daha çok otçul bir beslenme özelliği gösterirler ama tam olarak et yemeyi bırakmazlar.yani kaplumbağalarda yaş ilerledikçe verilen et miktarı azaltılırken,ot miktarı arttırılmalıdır.

Reptillerin çoğu ektothermal poiklotherm (vücut sıcaklığı çevre ısısına göre değişen) özelliğe sahip olduklarından, çevre ısısına bağımlıdırlar. Bakteriyel ajanlarla enfekte olduklarında ılık yerlere giderler. Semiakuatik kaplumbağa türleri 20 - 30 dereceleri tercih ederler. Direk güneş ışığı alamayanlarda ısı kaynakları (infrared lambaları) kullanılır. Isı kaynakları da canlıdan 45 cm uzakta bulunmalıdır. Ayrıca havalandırmanın da bulunması yararlı olur.Aşırı ısı farklılıkları oluşmasından kaçınmak gerekir.Ortamın nemi % 35' den az olursa deride kurumalar ve soyulmalar, nem u' den fazla olursa da mantar ve bakteriyel hastalıklar meydana gelir. Kaplumbağalar için, tavşan yemi olarak hazırlanmış olan alfa alfa peleti, kum veya ağaç yaprakları altlık olarak kullanılabilir. Su kaplumbağaları içinse, barınaklarında çimentodan yapılmış beslenme ve güneşlenme, dinlenme alanları olmalıdır.Akvaryumlar bu yönden çok elverişlidir. Kaçma ihtimali de olmaz böylece.

Barınaklarının temizliği ise, 3 ayda bir yapılabilir. Kaplumbağalar klorlanmış suyu tolare edebiliirler yalnız geçici göz irkiltisi meydana gelebilir. Tatlı su kaplumbağaları esas olarak hayvansal gıda tüketirler. Pelet hazır gıdaları bulunmakta, bunların yanında brokoli, yeşil fasülye, lahana, havuç eklenebilir. Özellikle A vitamini eksikliği kaplumbağalarda, sorunlara neden olmaktadır.

Tatlı su kaplumbağaları esas olarak hayvansal gıda tüketirler. Bazen bitkisel gıda da yerler. Ticari, hazır gıdalar % 30- 50 protein içerirler. Omnivor olan türler (Hem etcil, hem otcul), proteinin yanında meyve ve sebze de yerler. Örnek bir diyet olarak ;

Su : 272 gr

Jelatin : 34 gr

Mısır Yağı : 11 gr

Ispanak : 23 gr

Pişmiş tatlı Patates : 23 gr

Vitamin-mineral : 5 gr

Kaplumbağa Peleti : 50 gr

Yukarıda verdiğim karışımda, G protein, %1.5 kalsiyum ve kalan miktarda, fosfor A D E C vitaminleri bulunuyor. Bu karışımı sağlamak, oldukça zor olduğundan, hazır kaplumbağa yemleri kullanmalısınız. Bu hazır yemlerin üzerinde, günlük, verilebilecek miktarlar yazılıdır. Bunun dışında, ayrı olarak, günlük olarak, brokoli, havuç, yeşil fasülye, lahana vb. verilebilir. Sürekli yiyorlar dememeli, bu besinleri az miktarlarda vermelisiniz. Yani miktarı kendiniz ayarlamalısınız. Hazır mamalarda bile, belirlenen bir miktar yoktur. Ancak, özellikle, yaz aylarında, verdiğiniz mama miktarı düşük olmalıdır.

Kısaca:

Hazır mamalarda, normal günlük miktar, günde 2 öğün olarak, kaplumbağalarınızın 1 dk. süre içinde tüketebileceği mama kadar olmalıdır. 1 dk. içinde tükettikleri mama miktarını belirleyerek, günde 2 kez, bu miktarda mama vermelisiniz. Yaz aylarında ise, günde 1 kez vermelisiniz. Yaz aylarında, tek öğün beslemeye dikkat ediniz.

Akvaryumda, kalsiyum ve mineral içeren taşların bulunması yararlı olur. Suyun sıcaklığı, yaklaşık 23 derece ve dışarınınki de 25-26 derece olmalıdır. Tabiki kış aylarında bu şart sağlanamayacağı için, sıcak odalarda ve ısıtıcı kullanarak, hayvanı doğal ortamından ayırmamaya çalışmalısınız.



Önemli bilgiler



* Genç kaplumbağaların beslenmelerinde yüzde 40 protein, yüzde 60 bitki dengesi kurulmalı. Yetişkinler ağırlıklı olarak

* İdeal akvaryumlar için suyun yüksekliği kapluşun bağa uzunluğunun 1.5, 2 katı, akvaryumun uzunluğu yine bağa uzunluğunun 4-5 katı olmalıdır.

*Kaplumbağalar sadece bakımları yetersiz geldiğinde değil, strese girdiklerinde veya korktuklarında da hastalanabiliyorlar.

*Kaplumbağalar için ideal su sıcaklığı 23 ila 30 derece arasında olmalıdır. Genç veya hasta kaplumbağalarda suyun sıcaklığı yüksek tutulmalıdır.

*Hasta kaplumbağalarınızı mutlaka veterinere götürün.

*Kaplumbağanızı yeni aldıysanız bırakın ilk zamanlar yaşam alanını keşfetsin. elinize aldığınızda havada tutmayın, bir elinizle alt bağasına destek verin. havada "yüzmeyi" sevmiyorlar çünkü ve strese giriyorlar.

Öneriler

1) Haşlanmış yumurtanın kabuğunu bir gün kadar suda bekletin. Elde ettiğiniz bu suyu kaplumbağaların suyunun içine koyun ve onlara da ara öğün olarak haşlanmış yumurta akı verin. Kabuğu için gerekli kalsiyum ve proteini böylece temin edebilirsiniz. Kabuk yumuşamasına da iyi geliyor, deneyimlerimle sabittir.(Kabuklu su formülünü bitkilerinize de uygulayabilirsiniz).



2) Cinsiyetini belirlemek için kabuğunun altındaki yuvarlaklara bakın. Yuvarlaklar küçük ve seyrekse dişi, büyük ve yoğunsa erkektir. Ayrıca erkek kaplumbağalar daha güzel olur.



3) Fesleğene bayılırlar. Bir küçük saksı fesleğen hem evinize renk katar hem de ara ara kaplumbağalarınızı besleyebilirsiniz.



4) Kaplumbağalarda bulunan bir çeşit bakteri insan sağlığını ciddi şekilde etkiler. Suyuna, kabına ve kaplumbağanıza dokunduktan sonra, ellerinizi bol sabunlu suyla mutlaka yıkayın!



5) Yuvalarına mercan koymayın. Kabuklarını zedeler.



6) Kaplumbağalarınızı güneşlendirirken yuvalarının bir kısmı gölge de olmalı ki istedikleri zaman orada serinleyebilsinler.



KAPLUMBAĞALARIN DUYULARI



KOKU ALMA




Kaplumbağaların koku alma organları iyi gelişmiştir. Yiyeceklerin kokusunu iyi alırlar, su kaplumbağaları su içinde yiyeceklerinin kokularını alırlar ve yiyecekleri çok kolay bulurlar, ayrıca erkekler dişilerini koku ile tanırlar.



GÖRME



Gözleri çok keskindir. Göz kapakları hareketlidir. Üçüncü göz kapağı mevcuttur.Uzaktaki gıdaları iyi görürler. Özellikle sarı rengi iyi algılarlar.



İŞİTME



Zaman zaman zor işitirler. Kulak kepçeleri yoktur. Deri kulaklarını örter. Kulak zarı hemen derinin altındadır.

Arılar hakkında bilmediklerimiz

Bunları biliyor musunuz?

  • Bal arılarının, 450 gr bal üretebilmek için 2 milyon çiçeğe konmaları gerekiyor.
  • Bir kovan arı yarım kiloluk bal için 88 km kadar uçar.

  • Bir işçi arı hayatı boyunca 1/12 çay kaşığı bal yapabiliyor.
  • Bir bal arısı yaklaşık olarak saatte 24 km hızla uçabilir.
  • Bir arının dünyanın etrafında dolaşabilmesi için 2 yemek kaşığı bala ihtiyacı vardır.
  • Her bir bal peteğinin 6 yüzü vardır.
  • Bir bal arısının 4 kanatı vardır.
  • Bir bal arısı bir seferlik polen toplama gezisinde 50-100 çiçeği ziyaret eder.

  • Arılar birbirleriyle dans ederek iletişim kuruyorlar. Bir bal arası dans ederek diğer bir bal arısına nektarın ve polenin nerde olduğunu işaret ediyor. Dans yönü ve uzaklığı anlatmaya yardımcı oluyor.

  • Arının yarım kilo bal yapabilmesi için 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konması gerekir.

  • 1 kilo bal yapabilmek için 40 bin adet arının 6 milyon adet çiçeği dolaşması gerekir.
  • Arılar mavi rengi ayırt edebilirken, kırmızı rengi, koyu gri ve siyah olarak algılarlar.
  • Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100 bin km kanat çırpıyorlar.
  • Araştırmalara göre bir koloninin 1 kilo bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için 8 kilo bal tüketmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmesi için kat ettiği yol yaklaşık olarak 6 kez dünya çevresinin dönülmesine eşittir.
  • Bal arıları dakikada 11400 kez kanat çırpar bu da vızıltı sesinin nedenidir

İsviçre denize kıyısı olmadığı halde, dünyada deniz ticaret filosu olan tek ülke.
- Monaco Prensliği'nin ulusal orkestrası, ordusundan daha geniş bir kadroya sahip.
- Panama'da güzel olanlara yüzde 20 oranında indirim yapılır.
- Herkes ABD'liler gibi yaşasaydı, tüketim düzeyini sürdürebilmek için 4 dünyaya ihtiyaç duyulurdu.
- Bir yılan üç gün uyuyabilir.
- Dünyada her yıl ortama olarak 2 milyon kadın sünnet ediliyor.
- Köpekbalıkları hasta olmaz.
- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında İngiliz Hükümeti'nden daha fazla bilgiye sahip.
- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi bulunuyor.
- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gider.
- Dünyadaki uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar (576 milyar YTL) civarında

Albert Einstein, İsrail Cumhurbaşkanlığı teklifini reddetmişti. Mazereti ilginçti, Einstein insani problemlerle uğraşamayacağını, aklının ermediğini söylemişti. Einstein´in ölümünden birkaç dakika evvel söylediği son sözleri anlaşılamadı, çünkü Almanca konuşmuştu ama başucunda sadece bir hemşire vardı ve o da Almanca bilmiyordu.

1698-1758 yılları arasında yaşayan Fransız matematikçi Pierre Bouguer, ışığın şiddetini ölçen ilk bilim adamıydı pardon çocuğuydu çünkü Paris´deki Hidrografik Okulu´nda profesör olduğunda daha 15 yaşındaydı. On yaşındayken okulundaki hocalara matematik öğretiyordu.

Mars gezegeninin uydularını bulan Asaph Hall, bir marangozdu ve ilk öğrenim görmemişti. 1857 yılında astronomi ile ilgilenmeye başladı ve Harvard Koleji Gözlemevi´nde haftada 3 Dolar´la yardımcı asistan olarak işe başladı. Sadece 6 yıl sonra profesör oldu, 14 yıl sonra da keşiflerini yaptı.

500 yıl önce yazılan Leonardo da Vinci´nin özel notları ancak bir ayna karşısında okunabildi çünkü yazıları ters yazmıştı. Ressam ve heykelci olarak bilinen Leonardo da Vinci´nin buluşları salt yaşadığı çağa göre değil, günümüz için de inanılmazdır. Büyük usta, paraşütü, can yeleğini, su pompasını, yüzme paletini, greyder, pedallı bot, atsız pedallı araba, zincir dişlisi, buharlı silah, su türbünü, öğütme makinesi, şarapnel, makineli tüfek, uçak, helikopter, denizaltı başta olmak üzere sayısız buluşu tasarlamış, planlarını çizmiş ve bir çoğunu da yapmıştı.


Jean François Champillion 1801´de, Rosette Taşı´nı okuyarak hiyeroglifleri çözümlemişti. Champillion 11 yaşında, Latince, Eski Yunanca ve İbranice´yi okuyup yazabiliyordu. 13 yaşına geldiğinde, Arapça, Surca, Kaldece ve Koptça´yı öğrenmişti. Champillion´un belleği İnanılmazdı.

MEĞER VÜCUDUMUZ HAKKINDA NELER BİLMİYORMUŞUZ!!!


* Vücudumuzda bulunan yağla 7 iri sabun kalıbı yapabiliriz.

*O kadar çok karbon taşırız ki bunları bîr araya toplayıp kullanmak mümkün olsa; 9000 adet kurşun kalem yapabiliriz.2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz, 250 gramdan fazla sürfürümüz, bir kaşık dolusu muz mağnezyummuş, 5 cm boyunda bir çivi yapacak kadar demirimiz vardır.

*Vücudumuzda 25 milyar oksijen alıcı kırmızı kan yuvarlakları bulunmaktadır. Bunları bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alanı kaplar.

*Bebekken 270'den fazla kemiğimiz varken, büyüdükçe bunların bazısı birbiriyle kaynaşarak sonunda sadece 206 kemikle kalırız.

*Kalbimiz normal olarak dakikada 70-72 kere atar. Bu atışa göre, 70 yaşındaki insanın kalbi 2500 milyon kere atmış ve bu süre içindede 167561600000 kilo kan, damarlarımıza pompalamıştır


*Normal bir vücut ısısı ile, insanın dayanabileceği en sıcak suyun ısısı 110°Cdir.

*Normal bir insan vücudunda bulunan elektrik, 25 Wattlık bir lambayı dakikalarca yakabilir.

*Esmerlerde 120 bin, sarışınlarda ise 140 bin adet saç teli vardır. Her geçen gün başımızdan 25.000 arasında saç teli kopar ve yerine yine aynı sayıda yenileri çıkar.

*Tek bir dakika içerisinde 1025 cm küplük havayı içimize çeker, 4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.

*Yapılan araştırmalara göre 6 dakika su altında kalabilir, 20 dakika nefesimizi tutabilir, sıfırın altında 103 derecelik bir soğuğa karşı koyabiliriz. 30 gün aç 110 saat da uykusuzluğa dayanabiliriz.

*Tırnaklarımız bir yılda 3,75 metre kadar uzar.

*İnsan doğduktan bir kaç gün sonraya kadar, hiç birşey duymayacak kadar sağırdır.
 
En büyük deniz memelisi ve balığıBir balinanın uzunluğu yaklaşık olarak 15 m.'dir. Büyük beyaz köpekbalığının uzunluğu ise 12 m.'dir.
En büyük nehir balığı
Güney Amerika nehir sularında görülen Arapaima balığı, 2 m. uzunluğunda ve 111 kg. ağırlığındadır.

En küçük balık
Filipinler'de yaşayan bir kaya balığı 1 cm. boyundadır.

En uzun yaşayan balık
Karadeniz'de yaşayan Mersinmorina'ların 120 yıl kadar yaşadığı görülmüştür. Bu balıkların ağırlıkları bir tondan fazladır.

En az yaşayan balık
Afrika ve Güney Amerika nehirlerinde en fazla bir yıl yaşayan 26 cins balık vardır. Yağmurlu mevsim sonunda nehirler kuruduğu zaman ölürler. Ölmeden önce, kuraklığa dayanıklı yumurtalarını yumurtlarlar. Yağmurlu mevsim başladığı zaman yumurtalardan yavrular çıkar. Bu balıklar bir yıldan daha az yaşarlar.

En hızlı balık
Yelken balığının saatte 68 mil (109 km.) hızla yüzdüğü bilinmektedir.

En zehirli balık
Hint Okyanusu'nda ve Büyük Okyanus'ta yaşayan taşbalıkları en zehirli balıklardır. Son derece acı veren zehirleri altı saat içinde ölüme sebep olur. Fakat bütün sokmalar öldürücü değildir.

Elektrikli yılanbalığında kaç volt elektrik vardır?
Elektrikli yılanbalığında 550 voltluk elektrik vardır.

En yükseğe sıçrayan balık
Bir Tarpo'nun 5 m. yükseğe sıçradığı ve 9 m.'lik yay yaptığı bilinmektedir.

En süslü balık
En süslü balık hindi balığıdır.

En çirkin balık
En çirkin balığın taşbalığı olduğu söylenir.

En büyük balık sürüsüRinga balığı sürüsünde 300 milyon balık bulunur.

En uzun isimli balığın adı nedir?Çütre balığı Hawai'de
humuhumunukunuku-apuaa adıyla tanınır.

Balık yağmuru nedir?
Kasırga ve hortumlarla denizden taşınan balıklar, gökyüzünden yağmur gibi yağarlar. Bu duruma, balık yağmuru denir. 1806'da Almanya'nın Essen kentinde büyük bir dolu tanesi bulundu. Dolunun içinde 4 cm. uzunluğunda bir sazan vardı. 2.7 kg. ağırlığında bir başka balık gökten, Hindistan'daki Jelapur'a düştü.

Kılıçbalığını tanıyor musunuz?
Bir kılıçbalığı kılıcının; bakır zırhı 10 cm.'lik levhayı, 30 cm.'lik beyaz meşe kerestesini, 65 cm.'lik sert meşeyi delip geçtiği bilinmektedir.

Oltayla tutulan en büyük balık
1959'da Güney Avustralya açıklarında 1.208 kg. ağırlığında bir büyük beyaz köpekbalığı yakalandı.

Köpekbalıklarında kaç tane solungaç bulunur?
Her ne kadar köpekbalıklarında beş tane solungaç yarığı varsa da bazılarında altı solungaç yarığı bulunur. Yedi solungaç yarıklı köpekbalıkları da vardır.

Solungaç nedir?
Balıkların solunum organıdır. Solungaçlardaki ince deri tabakasının altında kan damarları bulunur. Kan çevresindeki sudan oksijen alır, artık olan karbondioksiti dışarı verir.

Balıklar suda nasıl haraket eder?
Sandıkbalığı ve denizaltıların dışında bütün balıklar vücutlarını ve kuyruklarını sallayarak yüzerler. Balığın bu haraketi, yılanın karadaki haraketine benzer. Onun için buna yılankavi haraket denir. Yılan, yerde haraket ederken vücudunun farklı kısımlarını yer üzerindeki ufak çıkıntılara bastırarak vücudunu öne iter. Balıklar da vücudunu kıvırırken suyu bastırır ve böylece kendini öne götürür.
Kaynak=bilgi-merkezi.net

  • Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu
  • Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını
  • Dünyadaki fotokopi makinelerinde meydana gelen arızaların %23 ünün, makinenin üstüne oturup kendi popolarının fotokopisini çekmek isteyen insanlar sayesinde meydana geldiğini
  • Yaşamın boyunca uyku sırasında yaklaşık 70 böcek ve 10 örümcek yiyeceğini (Mmmmh!!:)
  • İdrarın zifiri karanlıkta parladığını
  • Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini
  • Hapşırmayı engellemeye calışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini
  • Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini
  • Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını
  • Dünya nüfusunun %50 sinin hiç telefonla konuşmadığını
  • Farelerin ve atların kusamadıklarını
  • 1 saat süreyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını
  • Çakmağın kibritten önce bulunduğunu
  • Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğu
  •  

    Bunları biliyor muydunuz?



    Tarihte en uzun iktidarda kalmış sülale Osmanlı olduğunu....Kargaların ortalama 120 yıl yaşadığını. Zürafaların ses tellerinin olmadığını... İşte merakla okuyacağınız birbirinden ilginç bilgiler.

     
    Bunları biliyor muydunuz?

    *Deve kuşlarının gözleri beyinlerinden büyüktür. *Timsahların ağızlarını açma güçleri kapama güçlerinden daha azdır. *Karınca deliklerinin girişi her zaman kuzeye bakar. *En zehirli hayvanın altın kurbağa olduğunu biliyor muydunuz? *Bir insanın damarları arka arkaya konulduğunda dünyanın çevresini 2 defa dönecek kadar uzunluktadır. *Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksa idi, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplar. *Nobel barış ödüllerinin kurucusu Alfred Nobel aslında dinamit yapımcısıydı. *Dünyanın en soğuk yeri güney kutbu olup sıcaklık -80 ve -90 civarındadır. *Tarihte en uzun iktidarda kalmış sülale Osmanlı sülalesidir: 623 yıl *1533 yılında Rusya’da hakimiyete gelmiş IV. İvan kendi yerinde gözü olduğu gerekçesiyle kendi öz oğlunu öldürmüştür. *Tarantulalar zehiri annesinden alır, annesi de ölürmüş. *Fransa Kralı XIV. Ludvig zamanında yapılan Versay sarayında tuvalet yoktu. *Noel Baba'nın kıyafetleri onu yıllar önce coca colanın yarattığı için kırmızıymış. *Kargalar ortalama 120 yıl yaşarlar. *Bir insanın 1’den 1 milyara kadar 12 senede sayabildiğini biliyor muydunuz? *Zürafaların ses telleri yoktur. *Yetişkin biri günde ortalama 25,000 kez nefes alır. *Bir bardak kolada yaklaşık 32 küp şeker bulunur. *Üzüm en çok şeker ihtiva eden bir meyvedir. 100 gram üzümde 16 gram şeker vardır. *Yaklaşık 1400 gram ağırlığındaki insan beyninin %90’ı sudur. *Beyin zarları arasında dolaşan koruyucu serebro-spinal sıvı günlük olarak yenilenir.(400-500 ml/gün) *Dünyada 5000 dil var, 854 Hindistan’da. *16 yaşında bir İngiliz ortalama 5000 kelime kullanır. *İngilizce’de en çok kullanılan harfler e,t,i,n,s,r dir. *Dünyada matbaa bulunuşundan itibaren II. Dünya Savaşı’na kadar basılan kelime sayısından daha fazlası şimdi bir günde basılıyor. *90’da en çok satan 10 çocuk kitabından 8 Ninja Turtles kitabı var. *Dakikada 10 damla su kaçıran musluk ayda 170 lt su israf yapar. 90’da Dünya nüfusunun % 8’lik kısmı başka bir ülkeyi ziyaret etmiş. *Bir dilim ekmek bir mil koşmaya yeter. *Ağır egzersizlerle oksijen tüketimi 8 katına çıkar. *Öğrendiklerimizin %83’ü görme, %11 işitme, %3.5 koklama, %1.5 dokunma ve %1’de tatma ile olur. *İngilizlerin % 40.2’si gözlük kullanıyor. Dünyadaki oran ise %6. *Bir Japon mahkum protesto olarak 132 saat ayakta desteksiz durmuş. *Yanlışlıkla polis tarafından 18 gün hücrede unutulan biri komalıkken çıkarılmış. *Bir İspanyol 200 saat şarkı söylemiş. *Dünyadaki tatlı su rezervlerinin üçte dördü Antartikada buz dağlarında. *Farelerin % 70 oranında kısılan beslenmeleri hayatlarını % 50 arttırıyor. *Günde 40.000 kişi açlıktan ölüyor. *Son 10 yılda 2 milyon çocuk savaşlarda öldü. 4.5 milyon ise yaralandı. *Gelişmiş ülkelerdeki çöplerdeki yiyecekler bütün açlıktan ölenlerin 15 katını besleyebilir. *İstanbul’un çöpteki ekmekleri ise Norveç’i doyurabilir.

      
    Amerikan Discover dergisi ölüm ile ilginç bilgiler yayınladı. İşte ölüm hakkındaki bu ilginç bilgiler.

    İlk ölüleri toprağa gömme işlemi, İspanya nın Atapuerca bölgesinde 350 bin yıl öncesine kadar dayanıyor.

    Bütün ölümlerin temelinde oksijen eksikliği yatar.

    Ölümün ilk üç gününde enzimler yemeğe başladığınız gibi sindirilmeye devam ediyor. Parçalanan hücreler bağırsaklarda yaşayan bakterilerin yemeği oluyor.

    ABD de gömülen cesetler, toprağa her yıl ortalama 3 milyon litre sıvı bırakıyor.

    Bİr İsveç şirketi, cesetleri çeşitli kimyasal maddelerle donduruyor. Ceset, bir tüpün içinde 6 ila 12 ay arasında ayrışıyor ve tamamen yok oluyor. Böylece çevreye zarar verilmediğini iddia eden şirket, buna ekolojik defin diyor.

    Hindİstan daki Zerdüştler, cesetleri akbabaların yemesi için açık alana atıyor.

    İngiliz Kraliçesi Victoria nın kocası Prens Albert, bornozu ve elinin alçısıyla gömülmek için ısrar etmişti.

    Madagaskar da aileler akrabalarının kemiklerini çıkarıp törenle köyün etrafında dolaştırıyor. Daha sonra da kemikler yeni bir kefene koyulup yeniden gömülüyor. Eski kefen, yeni evlenene veriliyor veya çocuğu olmayanların yataklarına seriliyor.

    19 uncu yüzyılda Mısır da demiryolu inşaatı yapan şirket, mumyaları lokomotiflere yakıt olarak kullandı. Böyle büyük tasaruf yaptılar.

    İngİlİz filozof Francis Bacon, tavuğu dondurmak istedi. Tavuğun içini karla dolduran Bacon, soğuktan hastalığa yakalandı. 1926 yılında da zatürreeden hayatını kaybetti.

    Embriyonik gelişim döneminde organların oluşumunda bazı hücreler intihar ediyor. Eğer bazı hücreler ölmeseydi, ördekler gibi taraklı ayaklarla doğardık.

    1907 yılında Massachussettsli bir doktor, özel bir ölüm döşeği tasarladı. Sonra da insan vücudunun ölüm anında 21 gram kaybettiğini rapor etti. Bu nedenle ruhun 21 gram tuttuğu varsayılıyor.

    ABD de insanların yüzde 80 i hastanede ölüyor.

    ABD nin New York kentinde cinayet kurbanından çok intihar eden insan var.

    İnsanlığın başlangıçından beri 100 milyar insanın öldüğü sanılıyor.
    __________________

     

    EreNeT.NeT İlginç Bilgiler

    1 Nisan şakasının kökeni nedir?


    1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce
    Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX
    Charles'in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine
    devam ettiler.1 Nisan'da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak
    nitelendirdiler.1 Nisan'a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz
    hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar
    sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin
    parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıl
    dı.

    İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar?

    Bu konuda iki ayrı açıklama vardır. 1) İnsanların beş duyusunu tatmin
    amacıyla şarap kadehini sofrada çın sesiye tokuşturmak. Şarabın rengi, görme; diliyle
    tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çın sesiyle işitme. Şarap bütün duyguları tatmin
    eder anlamını taşır. 2)Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip,ona
    zehirli içki sunması doğal sayılıyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için
    kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi.
    Sonra aynı anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için
    kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehe hafifçe vurur, çın sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirdi.

    Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler?

    Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde
    yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı.
    Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki
    elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken
    çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç
    sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar
    fildişinden ve kemikten yapılırdı.

    Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?

    Bu şarkı"Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika'lı iki kız kardeşe aittir.
    Orijinal adı " Good Morning to All" yani " hepinize günaydın"dır. Daha
    sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere
    aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.

    Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor?

    Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer
    veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır.
    Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.

    Mezara niçin çiçek konulur?

    İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının
    çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar
    mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme,
    kötü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan
    kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın
    yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenlerinde siyah
    giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayaletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.

    Satrançta şah niçin o kadar pasiftir?

    Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden
    bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri
    geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin
    Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından
    oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.

    İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur?

    Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk
    insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki
    kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.

    Akıl ile zeka arasında fark nedir?

    Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.

    Dolunay insan davranışlarını etkiler mi?

    İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi.  Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

    Niçin gözyaşı dökeriz?

    Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlearle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.

    Üç yaşından daha önce olanları niçin hatırlamıyoruz?

    Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anıveya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller.Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri,anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar.Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3-4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor.

    Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir?

    Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez.  İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.

    Develerin hörgüçlerinde ne var?

    Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.

    Çinlilerin gözleri niçin çekiktir?

    Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya'da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.

    Ateş böceği nasıl ışık saçıyor?

    Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bilimsel adı "Soğuk Işık"tır. Bu ışık olayı, moleküler seviyede kimyasal bir işlemdir. Bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir. Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden ışık elde etmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmektedir. Fakat onlar da tam olarak ışık vermeye yetmediği için böceğinışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerekmektedir

    Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker?

    Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.

    İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?

    Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.

    Bir hafta niçin 7 gündür?

    Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen
    beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti.  Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.

    Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?

    Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.

    İmdat çağrısı S.O.S 'in anlamı nedir?

    Çok kişi "Save our Ship" gemimizi kurtar; "Save our Soul" ruhumuzu kurtar; "Stop Other Signals" diğer sinyalleri sözcüklerinin kısaltılmışı sanır. Oysa hiçbiri değildir. Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir. İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi.

    Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?

    Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.

    Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir?

    Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca  hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.

    Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter?

    Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.

    Horozlar niçin sabahları erkenden öterler?

    Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok
    horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu
    da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler
    ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün
    doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır

    Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor?

    Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya
    karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden  etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.

    Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor?

    Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki
    genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.

    Kuşlar nasıl konuşabiliyor?

    Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinn dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla içiçe yaşarken diğer kuşların seslerini
    taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.

    Kediler balık ve sütü niçin severler?

    Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Evkedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır'da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedilerifare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileriile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır'da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.

    Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?

    Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üst üste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.

    Bir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir
    Arılar yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda.
    Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.
    Bir mayıs sineğinin ömrü sadece birkaç saattir.
    Kangurular geri geri yürüyemezler.
    Penguenler, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürür.
    Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur.
    Filler, zıplamayan tek memelidir.
    Bir inek, hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt üretir.
    Erkek penguenler kuluçkaya yattığı 4 ay boyunca hiçbir şey yemez.
    Dünyada yaşayan aşağı yukarı 1 milyon böcek türü var, her yıl aşağı yukarı 8 bin yeni tür keşfediliyor.
    Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için   insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gerekir.
    10 gramlık bir sümüklü böcek, 1 kilogramlık yükü çekebilir.
    Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.
    Son 4 bin yılda herhangi bir yeni hayvan evcilleştirilmedi.
    Dişi morina balığı yılda yaklaşık 4 milyon adet yumurtlar.
    Göç eden kuşlar (V) biçiminde sıralanarak uçar ve bu sayede harcadıkları enerjiden yüzde 23 tasarruf sağlar.
    Yılda 100 milyon köpekbalığı, sadece yüzgeçleri için öldürülüyor.
    Bir yıl içinde bir milyon balıkçıl kuş ve 100 bin deniz memelisi ve deniz kaplumbağası, plastiklere dolanıp havasızlıktan ölmekte.
    Hastalanmayan tek hayvan köpek balıklarıdır.
    Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksaydı, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplardı.
    İngiltere’deki bazı kuşlar evlerin kapısına bırakılan süt şişelerinin kapağını delerek beslenmeyi öğrenmiştir.
    Bir yıl içinde denizlerden avlanan balıkların ağırlığının üç katı kadar atık denizlere atılmaktadır.
    Bir litre motor yağı 530 bin litre içme suyunu kirletebiliyor.
    Yaban kazları 8 bin metre yüksekte uçabilir
    Her yıl tankerlerle taşınan petrolün binde biri denizlere sızıyor. Bu miktar 2 milyon 200 bin ton.
    Yunanistan'da sakin Türk kahvesi istemeyin. Türk kahvesinin adi bu ülkede Yunan kahvesidir.
    Nepal'de ayak üzerinden atlamayın. Kötülüğü simgeler.
    Sili'de lokantada ellerinizi karninizin üzerine koyun. Yoksa servis yapmazlar.
    Japonya'da üç kişinin resmini çekmeyin. Sansınızı kapatır.
    Moğolistan'da yslyk çalmayın. Kötü ruhları davet etmiş? olursunuz.
    Hindistan'da sokakta tuvaletini yapanlara tepki göstermeyin. Yasaldır.
    Kolombiya'da gece sakın kırmızı ışıkta durmayın. Soyulursunuz.
    Çin'de yere tükürmek serbesttir. Balgamın üzerine basmak yasaktır.
    ABD'de trafik polisi sizi durdurursa elleriniz direksiyon üzerinde put gibi bekleyin. Hareket ederseniz vurulabilirsiniz.
    Endonezya'da küçük çocukların basını okşamayın, yoksa zekaları gelişmez.
    Tibet'te çay bardağını iki elinizle avuçlamazsanız saygısızlık etmiş olursunuz.
    Japonya'da çatal, kasık yerine kullanılan Çubuklara tabağa çapraz koymak hakarettir.
    Bahama Adalarında çiçekli etek giymek koca arıyorum anlamına gelir.
    Bikini adalarında bikini giymek yasaktır.
    Çin'de sakin kadeh kaldırırken ''Çin Çin'' demeyin. Erkeklik organı anlamına gelir.
    ABD'de erkek erkeğe öpüşmeyin. Adiniz çıkar.
    Rusya'da erkek erkeğe dudaktan öpmek sevgi ve saygıyı gösterir.

              Devamı.                    1  2 3 4 5

    Makaleler

    Karıncaların inanılmaz bir yaşamı olduğunu biliyor musunuz?

    Bilim ve Ötesi


    Dünyanın minik efendileri

    "Karıncalar hakkında birşey biliyor musunuz?"

    "Bazen bahçede onları görüyorum."

    "Çok büyük siyah bir karınca gördüm."

    "Tatlı birşey bulduklarında çevresinde sürüler halinde toplanıyorlar."

    "Kanatlı karıncalar bazen erkek, bazen dişidirler."

    "Kızıl karıncalar, siyah karıncalar, sarı karıncalar, büyük ve küçük karıncalar vardır..."


    Karıncalar hakkında söylenebilecek şeyler bu gibi şeylerdir aslında bu böceğe benzeyen ama böcek olmayan yaratıklar hakkında çok az şey bilinmektedir. Karıncalar evlerimize geldiklerinde bıktırıcıdırlar, yiyeceklerimizi kirletirler, zarar verirler, kumaşları, derileri veya tahtaları yerler veya deler geçerler. Ahşap yapıları çürütüp, yuvalar yaparlar. Bazen karıncalar tarafından sokuluruz, canımız yanar ama saldırgan değildirler. Çeşitli isimlerle adlandırılırlar; firavun, hayalet, marangoz, ateş, çılgın, hırsız, kocakafa ve akrobat karıncalar gibi... Karıncalar öteki böceklerden ayrıdırlar, bellerinin inceliği, bir veya iki mafsallı olmaları onlara özgündür. Eklemli antenleri vardır, ikisi önde ve büyük olan ikisi da arkada ve küçük olan dört kanatlı türleri vardır. İnsanlar bazen onları termitlerle karıştırırlar oysa termitlerin belleri kalındır ve eşit boyda dört kanatları vardır. Karıncalar sosyal canlılardır, işçiler, kraliçeler ve erkekler olarak üç türe veya sınıfa ayrılırlar, en önemli yetenekleri koloniler kurabilmeleridir. İşçi karıncalar kısır dişilerdir nadiren kanatları vardır, bir işçi karınca hem inşaatçı, hem savunucu, hem de yeni doğmuş karıncaların, yumurtaların ve kraliçenin bakıcısıdır. Kraliçeler normalde kanatlıdırlar ama çiftleştikten sonra kanatlarını kaybederler, temel görevleri çiftleşmektir, bazı özel karınca türlerinde kraliçe işçi karıncaların ilk yumurtalarını yiyerek beslenir ve özel bir salgı çıkarır, bir kraliçe karınca uzun yıllar yaşar ve genellikle kendi kızı olan bir kraliçe ile yerini değiştirir, bazı türlerde birden fazla kraliçe olduğu da görülür.

    Cinsiyetsizler ve cinsiyet değiştirenler

    Erkek karınca genelde kanatlıdır ve ölünceye kadar kanatlarını koruyabilenleri görülür, tek özelliği çiftleşmek ve kısır dişiyi dölleyerek yumurtlar hale getirmektir, çiftleşmenin ardından erkek karınca ölür. Erkekler küçükken zengin yiyecek rezervlerinin toplandığı çok geniş koloniler oluştururlar ama erişkin hale geldikten sonra koloniyi terk ederler. Tüm karıncaların yaşamları yumurta, larva, pupa ve yetişkin aşamalarından oluşur. Yumurtalar mikroskopiktir, karınca yumurtadan çıktıktan sonra bacaksız larva halindedir, işçiler tarafından beslenir, işçi karınca larvayı önce sıvı yiyecekle besler, larva biraz büyüdükten sonra çiğneme, emme ve yutma yetenekleri kazanır. Pupa bir yetişkin gibidir ama daha yumuşak, renksiz ve hareketsizdir. Bazı türlerde Pupa, bir kozanın içinde yaşar, genelde altı haftayla iki ay arasında bir karınca gelişir.

    Kraliçenin ülkesi

    İki temel yöntemle yeni koloniler kurarlar, kanatlı olanları uçarak uygun buldukları yerde kümelenirler ama en çok görülen yöntem dişi ve erkek karıncaların çiftleşme uçuşu yapmak için yuvayı terk etmeleridir. Döllenmiş kraliçe bir çukur veya boşluk bulur ve yerleşerek işçi karıncaları yumurtlamaya başlar. İlk yumurtalar kraliçenin beslenmesi içindir ve zaman geçtikçe koloni ortaya çıkmaya başlar, hızla sayıları artar ve yuvayı genişletmeye başlarlar. Bazı kraliçeler Atta türünde olduğu gibi (Yaprak kesiciler) yumurtalarını yeme konusunda aşırıya kaçarlar ve bu yüzden çok irileşirler ama yeterince işçi karınca üredikten sonra artık kraliçenin sorunu kalmaz. İşçiler hızla yayılırlar, yiyecek toplamaya ve yumurtalara bakmaya başlarlar. Artık kraliçenin yapacağı tek iş yumurtalarını çoğaltmaktır. Normalde binlerce kanatlı kraliçenin çok azı hayatta kalır, çoğu kuşlar ve böcekler tarafından yenirler, bazıları ise yeterince yumurtlamayı başaramadığından açlıktan ölür. Oğul vermek birden fazla kraliçe olduğunda görülür, yani yeni bir koloninin kurulması için kraliçenin birden fazla olması gerekir. Bazı farklı karınca türlerinin koloniler halinde bölündükleri de görülür, örneğin firavun karıncaları, bazı ateş karınca türleri, hayalet karıncalar böyle davranırlar.

    Yiyecek alarmı

    Karıncalar hemen her tür yiyeceği yerler hatta alıştıkları ve aradıkları özel tatlar vardır, ateş karıncaları bitkilerin özsularını, şekeri, proteinleri, yağları, tohumları, bitkileri ve böcekleri yemeyi sever. Firavun karıncaları sadece şeker, protein, yağ ve böceklerle beslenirler. Marangoz karıncalar ise şeker ve böcek yerler. Karınca yiyeceğin yerini raslantısal aramayla bulur, görevli izci karınca yiyecek bulduğunda taşıyabilirse alıp götürür ama taşıyamayacağı kadar büyükse bir parçasını koparır ve yuvaya taşır. Yolda giderken rasladığı tüm işçileri kışkırtır, heyecanlandırır ve yiyeceğin kalanının olduğu yere hemen gitmeleri için haber verir. Bu olay inanılması güç, muhteşem bir iletişimdir ama yiyeceğin elde edilmesinin dışında neden heyecanlandıkları ve telaşa kapıldıkları bilinmemektedir. Bazı türler özel bir koku bırakırlar ve bu koku izi sayesinde ötekiler yiyeceğin yerini bulabilirler. Her karıncanın suya ihtiyacı vardır ve bunun için gerektiğinde çok uzaklara gider, işçiler midelerinde taşıyarak yuvaya su getirebilme yeteneklerine sahiptirler.

    Karınca ilk yardımı

    Karıncaların bir aile gibi yaşayan sosyal canlılar olduklarının en iyi kanıtı yuvaları yani kolonilerdir. Dünyanın birçok yerinde 4.500 karınca türü belirlenmiştir. Yağmur ormanlarında bilinmeyen türlere raslanmaktadır ama yağmur ormanlarının tahrip edilmeleri nedeniyle yeni türler belirlenememektedir. Yuvaları çoğu zaman toprağın altındadır ama ağaçlarda hatta evlerde bile kolonileşirler. Özel yiyecekler üretebilen insan dışında tek canlı türü onlardır, mantar yetiştiren Yaprakkesici karıncalar yaprakları keserler, parçaları yuvaya getirirler ve gübreleyerek mantar bahçeleri oluştururlar. Hasatçı karıncalar sık sık tarlaları dolayarak özellikle çim tohumlarını toplarlar. Özel işçiler bu tohumları çiğneyerek kırarlar ve ötekilerin yemesi için hazırlarlar. Bazı türler yaprak bitlerinin ifrazatı olan şekerli akışkan maddeyi yerler veya saklayıp korurlar. Balküpü karıncaları bitkiözü taşıyan dev konteynırlara benzerler. O kadar çok miktarda bitki özünü vücutlarına depolarlar ki, hareket edemezler. Kolonilerin orduları ve sürücü karıncalar milyonlarca işçiden farklıdırlar, görevleri ayrıdır. Koloni evresini çoğu zaman göç evresi izler. Tüm koloni kraliçeyi ve yeni doğmuşları koruyan iri asker karıncaların koruması altında yola çıkarlar, asker karıncalar yollarına çıkan herşeyi öldürürler, ordunun ve sürücülerin geçtikleri yörede yaşayan tek bir böcek kalmaz. Hatta uçamayan yavru kuşlar, kertenkeleler veya diğer küçük hayvanlar eğer kaçmazlarsa ölümden kurtulamazlar. Yürüyen koloni bazen geçici yuvalar kurar ama in ilginci bazı türlerin kurdukları örgütlerdir. Amazon karıncaları yeni yetme karıncaların bir kısmını ötekilerin olgunlaşmaları için köle gibi kullanırlar. Tüm karıncaların yaptığı "trophallaxis" yani birbirlerini besleme sistemi içerik olarak kimyasal uyarıcı işlevini görür, bitkin, yorgun ve aç karıncalar, ötekiler tarafından bu şekilde beslenirler. "Trophallaxis" eşi olmayan bir yardımlaşma sistemidir ve karıncaların bunu yapmaları için ikinci ve özel bir mideleri daha bulunur.

    Yuva ve koloninin yaşamı

    Coğrafi alışkanlıklar, büyümenin doğal koşulları ve sınırları, farklı istemler yuvanın yani koloninin yerini belirler çünkü koloninin yeri karıncanın yaşamındaki en önemli yerdir. İstemler birbirlerinden çok farklı yuva türlerini oluştururlar. Göze fazla çarpmayan bir yerin bulunması ilk istemdir, bunu koloni yaşamının doğal olarak genişleyebilmesi için uygunluk istemi izler. Yiyeceğin getirilebilmesi, yumurtaların, yavruların ve kraliçenin uygun iklim koşullarında korunmaları önemlidir. Yuva bu amaçlar için kendi içinde özgün yuvalar içerir, küçüklerin korunma alanları vardır. Bazen farklı tiplerde böcekler ve böcek larvaları kullanılarak yumurtaların ve yavruların üstleri örtülerek kamuflaj yapılır. İlk bakışta karmakarışık bir ortam görülür ama gerçekte sistem çalışmaktadır. İşçiler sürekli olarak yuvanın havasını ayarlarlar. Yumurtalar, larvalar ve pupalar yuvanın çeşitli yerlerine taşınarak gerektiği gibi havalandırılırlar. Hava kanalları havanın durumuna göre açılır ya da kapatılır. Isı arttığında yumurtalar ve yavrular yuvanın alt katlarına taşınırlar, soğuk havalarda güneşin ısısından yararlanmak için yuvanın tepesinde kubbeler inşa edilir. Askerler girişi korurlar ve yüklerini getiren işçileri kontrol ederler. İşçiler sorumluluklarını yerine getirdikten sonra tekrar çıkışa yönelirler, bazı işçiler yuvanın temizliğinden sorumludurlar, pupaların koza artıklarını, böcek kalıntılarını ve yaşlı karıncaların ölülerini dışarıya atarak yuvayı temiz tutarlar. Kubbeler ve labirentler tükürük benzeri bir salyanın toprağa karıştırılmasıyla yumuşatılırlar, bazı yuvaların tepesi ısının daha etkin olabilmesi için özellikle kubbe şeklinde inşa edilir. Bu tür bir kubbe güneşin radyasyonunu sabah ve akşam saatlerinde üç kez daha fazla emer, bu oran aynı boyuttaki düz alandan daha çoktur. Kışları avantaj tersine döner ve karıncalar bu kez yuvanın altlarına giderek birikmiş ısıyı kullanırlar. Toprak yuvalar çok büyük olabilirler, 100 metre derinliğinde, 8 m2 genişliğinde olanları görülür, 80 cm derinlikte bir metre çapında çember biçiminde bir kanal vardır, bu alanda gelen ve giden karıncalar bulunur. Daha derinlerde mantar yetiştirme alanları ve sonra da yavrular alırlar. Dikkat çeken bir diğer sistem yaşamsal önem taşıyan ve karbon dioksitle, amonyağın dışarı atıldığı hava kanallarıdır. Tahıl yiyen karıncalar toprak yuvalarını ikiye bölerler. Üst bölümde yaz aylarında tohumlar kurutulur ve kolayca kırılacak hale gelirler, alt bölüm ise daha rutubetlidir. Kızıl karıncalar ise kısmen yer üstünde, kısmen yer altında birleşik yuvalar kurarlar, yer üstündeki yuva dal parçaları, iğne çam yaprakları, ot parçaları ve yosunlardan yapılmıştır

    Milyarlık karınca orduları

    Bir diğer yuva yeri ağaçlardır; ağaç kabuklarının altları, kırık dalların içleri , çürümüş gövdeler toprak gereksinmeksizin koloni uçin uygundurlar. Ağaç karıncaları örneğin Caponotus Herculeanus adlı tür sağlıklı ağaçları sever ve aynen toprak altında olduğu gibi ağacın içini oyarak koridorlar oluşturur. İlginç olan ağacın ölmemesidir, radyoaktif iyonla beraber ağacın öz suyu karıncaları besler, 130 m2´lik bir alanı kaplayan 12 ağaçlık kolonilere raslanmıştır. Dorylus cinsi karınca ordularının kurdukları kolonilerin sayısı milyonlara ulaşır, çok büyük yiyecek stoklarına ihtiyaçları vardır ve yuvaları kalıcı değildir. Bu kadar büyük bir birikime yuvalar bile dayanamaz, bunun savaşçı karıncalar özellikle toplanma dönemlerinde açıkhava yuvaları kurarlar. Ortada kraliçe ve yumurtalar olmak üzere birbirlerine tırnaklarıya tutunan milyarlarca karınca bedenleriyle iletişim kurarak üstüste yığılarak dev kümeler oluştururlar. Yuvanın koridorları karınca bedenlerinden oluşur ve taşımacılık ve yumurtaların havalandırılması buralardan yapılır. Sabahın erken saatlerinde tüm koloni kaynaşmaya başlar, kraliçe işçiler tarafından taşınır, larvaların ve pupaların yiyecekleri asgariye indirilir, koloni yer değiştirmeye hazırlanmaktadır, kraliçenin bıraktığı sayısız yumurtanın larvalara dönüşmesiyle koloni yola çıkacaktır.

    Bal depoları

    Balköpüğü karıncaları normal işçilerden farklıdırlar, kursaklarını balla doldururlar, kursakları esnektir ve içlerini kıpırdayamayacak kadar doldururlar. Bu stokları ancak yeni doğmuş karıncalar kullanabilir, bal yabanarılarının safralarından toplanır. İşçilerin kursakları dolunca yuvaya dönerler veya getirilirler, önce onların karınları doyurulur ve kalan bal köpükleri özel depo odaların tavanlarına asılır, bu odaların tavanları özel olarak pürüzlü yapılır. Balköpüğü karıncalarının amacı nedir? Göründüğü kadarıyla safralardaki tatlı sıvı tercih edilen bir yiyecektir. Yabanarılarının üreme zamanları kısıtlıdır ve safraları geçicidir, bunun için elde edilen rezerv çok önemlidir. Bir yuvada binlerce işçinin oluşturduğu 600 bal köpüğü sayılmış ve 1000 köpüğün yaklaşık 400 gr. bal içerdiği hesaplanmıştır. Bir diğer neden bu tür karıncaların çölümsü yerlerde yaşamalarıdır, bitki özü bulmaları zordur ve bunun için bal stoklarına ihtiyaç duyarlar. Avustralya´daki ilkel yerliler Balköpüğü karıncalarının bal köpüklerini toplayarak alkol yapımında kullanırlar. Bilindiği gibi bal tıp alanında da kullanılır ve bunun için balsam yani pelesenk ağaçlarından yararlanılır.

    Hasatçılar

    Hasatçı karıncaları izlediğinizde işçilerin yuvanın girişine gelerek küçük toprak duvarlar inşa ettiklerini görürsünüz. Uzun sıralar halinde kırlara ve tarlalara gidip gelirler. Dönüşte her biri farklı tohumlar taşımaktadırlar, bazıları küçük, bazıları ise bir karıncadan çok büyüktür. Bazı çok iri karıncalar toprak kırıntılarını ve taş parçacıklarını da yuvaya getirirler. Buna karşın yuvadan çıkan karıncaların ise içi boş tohum kabuklarını taşıdıkları ve dışarda yakın bir yere götürüp bıraktıkları görülür. Bazen tohumları dışarda kesip parçalarlar, tohumlar çoğu zaman bitkilerden toplanır ama bazen öteki Hasatçı karıncalardan veya onların depolarından çalınırlar. Karınca tohumu ayıklar ve kabuğunu çıkarır sonra güneşte kurutur ve yuvanın derinliklerine götürür, tohumlar asla filizlenmezler çünkü karıncalar üzerlerine bir örtü yayarlar. Bu örtü karıncanın kendi oluşturduğu bir guddesel ifrazattır, tohum kolayca kırılabilir kahverengine döndüğünde örtüye gerek kalmaz. İçindeki nişastanın şekeri ayrıştırılır, içerdiği proetinler ve yağ karıncalar tarafından özel bir rejim yapılırmışcasına yenilir.

    Mantar üreten karıncalar

    En gelişmiş beslenme türlerinden birisi Mantar Üretici Karıncalarda görülür, bu tür doğal maddeleri yiyerek yaşamaz, kendi yetiştirdiklerini yer yani bir tür çiftçidir. Çalılara ve ağaçlara diziler halinde tırmanarak yapraklardan küçük dairesel parçalar keserler, bunları birbirlerine aktararak yuvalarına taşırlar, yuvada özel olarak hazırlanmış ve hatta yalanarak sterile edilmiş yerler vardır. Yapraklar çiğnenerek lapa haline getirilirler. Koridorlarda beyaz kabuklar görülür, içleri protein doludur ve çalışanların aç kalmamaları için hazır tutulurlar. Çok küçük boydaki işçi karıncalar lapa hazırlamayla görevlidirler, lapa besleyici özelliğini yitirdiğinde, küçük kahverengi parçalar halinde boş bir alana taşınır. Bu alan taze yaprak parçacıklarıyla tıkabasa doldurulmuştur. İşte mantar burada oluşur ve koloniden koloniye taşınır. Genç kraliçe düğün uçuşundan evvel bu mantardan küçük bir parça alır ve saklar ve yeni yuvası için ilk mekanı bulduğunda mantar parçasını tükürür ama parça çok hızlı büyüse de gübreye ihtiyacı vardır, o zaman kraliçe mantarın dış yüzünde küçücük yırtıklar açar ve oralara karnından çıkardığı sıvıyı minik damlacıklar halinde akıtır. İlk yavru doğana kadar kraliçe asla bu mantardan yemez ama yumurtalarının % 90´ını yer. Yeni yuvanın yedek besin deposunu bu mantar oluşturacaktır hatta yeni doğan ilk larva bile yine yumurtalarla beslenir.

    Amansız avcılar

    Böcekler, örümcekler ve tırtıllar karıncaların yiyecekleridirler. Onları canlı yakalarlar veya komaya sokarak saklarlar. Ölü kuşlar ve fareler de karıncaların avı olurlar, ormanlarda kızıl karıncalara Sağlık Polisi denmesi boşuna değildir. Ağaçların alt kesimlerinde ve yerde kızıl karıncalar zarar verici ve çürüyebilen hiçbirşey bırakmazlar. Ormanda yürürken gördüğünüz karınca dizileri başlarında her yönü kontrol eden avcıların bulunduğu sürülerdir. Avcıların birisi bir av gördüğünde hemen ona yönlenir ve yiyecek potansiyelini kontrol eder eğer av yararlıysa avcı derhal hücuma geçer ve aynı anda da yardım sinyallerini gerideki sürüye yollar. Av ne kadar direnirse dirensin alarm verilmiştir ve destek hemen gelir, av hemen ölmeli ve en kısa zamanda yuvaya taşınmalıdır eğer taşınamayacak kadar büyükse hemen orada parçalanmalıdır. Kazıl karıncaların av alanı yaklaşık bir hektardır ve bu alanın her santimini bilirler. Larvaların iyi yetişmesi için en enemli besin zengin proteinler içeren ettir. Bazen av içeri alınmaz, parçalanır, fazlalıklar atılır, işçiler tarafından yenir ve yuvaya dönülerek ötekilere trophallaxis yapılır. Karıncalar evrenin en büyük avcıları Sürücü ve Ordu karıncalarıdır, çevrelerindeki herşeyi yerler, aslında karıncalar dünyanın en iyi devriyeleri ve askerleridirler, tüm doğal ortamı kullanırlar her biri tam bir gerilladır. Kendi bedenlerinden köprüler yaparak, ırmakları aşarlar, dev örümcekleri, akrepleri yüzlercesinin canı pahasına kahramanca savaşarak öldürürler. Göç eden dev karınca orduları insanlar için de tehlikelidirler çünkü sayıları çok fazladır üstelik tek amaçları kraliçenin ve larvaların beslenmesi için çok sayıda değişik av alanları bulmaktır. Tüm bu yazılanlar doğanın en büyük harikası sayabileceğimiz karıncaları anlatmaya yeterli değildir, amaç araştırmaya yönelik ipuçlarını sunmaktı. Karıncaların iletişim sistemlerini çözmeye çalışan bilim adamları vardır ve bir gün insanlarla, insandışı tek sosyal amaçlı canlı olan, yardımlaşmayı bilen ve iletişim kurabilen karıncalar arasında bir ilişkinin kurulacağına inanmaktadırlar.

    Karıncalar hakkında * Bir karınca yuvasına günde 2.400 böcek taşır.

    * Dört satır okuduğunuzda dünyada 40 insan ve 700 milyon karınca doğmakta, 30 insan ve 500 milyon karınca ölmektedir.

    * Karınca boyu 0.01 ile 3 cm arasında değişen, ağırlığı 1 ile 150 miligram arasında, sperm hücrelerinin sayısına göre dilediği kadar yumurtlayan, herşeyi yiyen ve nüfusu milyarların çok ötesine varan bir böcek türüdür.

    * Karıncalar dünyamızın 150 milyon yıl önce doğan ilk bilinçli hakimleri ve ilk toplum kuranlarıdırlar.

    * Karıncanın aerodinamizmi mükemmeldir. Her eklem mekanik bir harikadır, Deri ve kabuk kısımları sanki bir bilgisayarın yardımıyla yerleştirilmiştir. Üçgen kafası havayı deler, uzun ve bükülebilen bacakları toprakta yürürken bedenin rahat bir şekilde yaylanmasını sağlar sanki spor bir otomobil gibidir. Pençeleriyle tavanda yürüyebilir, gözleriyle 180 derecelik bir çevreyi görür. Antenleriyle bizim göremediğimiz binlerce bilgiyi ve uç kısımlarını çekiç gibi kullanır. Karnı keseler ve boşluklarla doludur, oralarda gerekli maddeleri stok eder. Çeneleriyle keser, sıkıştırır ve yakalar. Bedenindeki muazzam boru sistemi kokusal haberlerin depolanmasını sağlar.

    * Arjantin karıncaları ilk kez 1866´da Buenos Aires´de görüldüler. 1891´de ABD´de, 1908´de Güney Afrika´da, 1910´da Şili´de, 1917´de Avustralya´da ve 1920´de Fransa´da ortaya çıktılar ve Fransa´nın güneyinde ortaya çıkar çıkmaz yöredeki tüm yerli karıncalara karşı savaş açarak onları yendiler. 1960´da İspanya´da, 1967´de Roma´da görüldüler, 1990 sonlarında ise kuzey Avrupa´ya doğru yayıldıkları belirlendi.

    * Karıncalar insanlardan daha kalabalıktırlar. Daha çok siteleri vardır ve çevreye daha uygun yuvalarda yaşarlar. Hiçbir insanın yaşayamayacağı kuru, buzul, sıcak veya nemli bölgelerde yaşarlar. Bizden yüz milyon önce de vardılar ve atom bombasına bile dayanıklı oldukları hatırlanırsa bizden yüz milyon yıl sonra da varolacaklar. Onların tarihinde bizler sadece üç milyon yıllık bir raslantıdan ibaretiz. Bir gün dünyadışı canlılar dünyamıza inerlerse şaşırmayacaklar ve kuşkusuz karıncalarla konuşmaya başlayacaklardır çünkü onlar dünyanın gerçek sahipleridirler.

    * Karıncaların bulunmadığı 1 km2´lik bir toprak parçası yoktur.

    Karınca çeşitleri

    Bilim ve Ötesi

    KARINCANIN BÜYÜK SIRRI!..

    İngiliz bilimadamları, kendi cinslerinden diğer hayvanlara bilinçli olarak eğitim veren tek türün karıncalar olduğunu keşfetti.
    18 Ocak 2006 Çarşamba 00:37

    İngiliz bilimadamları, kendi cinslerinden diğer hayvanlara bilinçli olarak eğitim veren tek türün karıncalar olduğunu keşfetti.


    Bristol Üniversitesi'nde iki yıldır süren araştırmalarda karıncaların, birbirlerine yiyecek toplama yollarını öğrettiği ispatlandı.


    Buna göre 'tandem koşusu' denen bir yöntemi kullanan karıncalar, daha önce bir yiyecek kaynağı bulan öğretmenlerini takip ediyor. Yiyeceğin yerini öğrenen karıncalar, lidersiz de bölgeyi bulabiliyor.


    Nature Dergisi'nde yayımlanan araştırmayı yürüten Prof. Nigel Franks şunları söylüyor: "Öğretmen yolu gösterirken peşindekilerle arasını açmıyor. Ara açılırsa bekliyor. 4 kat yavaş ilerliyor, ama yolu ezberletiyor."