|
Kiyâmet Alametleri
(Esrâtu's-Saa), âhir zamanda (zamanin
sonlari) ortaya çikarak Kiyâmet'in yaklastgini, kopmak üzere oldugunu gösteren belirtiler. Bu belirtiler genellikle Küçük
Alametler (Alâmât-i Sugra) ve Büyük Alametler (Alâmât-i Kübrâ) olmak üzere iki bölüm halinde incelenir. Âhir zaman olarak
tanimlanan Kiyâmet öncesi donemde dini duygu, düsünce ve davranislarin zayiflamasi, dini kurallara gereken önemin verilmemesi,
ibadetlerin terkedilmesi, ahlaksizligin çogalmasi biçiminde kendini gösteren Küçük Alametler'in baslicalari su sekilde siralanabilir: a)
Insanlarin bina yapmakta birbiriyle yarismalari (Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i Sarih Terc; 1/58).
b) Insanlarin ölümü
temenni etmeleri (Buharî, Fifen, 25; Müslim, Fiten, 53-54)
c) Câriyenin efendisini dogurmasi (Müslim, 0mân, 1).
d)
Hicaz'da bir atesin çikarak Busra'da (Sam yakilarinda bir yer) develerin ayaklarini aydinlatmasi (Buhârî, Fiten, 24; Müslim,
Fiten, 42).
e) Firat nehrinin sularinin çekilerek, nehir yatagindan altin çikmasi (Müslim, Filen, 29-31).
f)
Ikisi de hak iddiasinda bulunan iki büyük Islâm ordusunun birbiriyle savasmasi (Buhâri, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 17).
g)
Islâmî ilimlerin ortadan kalkmasi, cehaletin artmasi (Buhârî, Fiten, 4).
h) Depremlerin çogalmas1 (Buhârî, Fiten, 25).
ı)
Zamanin yaklasmasi, gece ile gündüzün esit olmasi (Buhârî, Fiten, 25).
i) Cinâyetlerin çogalmasi, fitnelerin zuhur
etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).
j) Yahudilerle Müslümanlarin savasmalari, Müslümanlarin Yahudileri öldürmesi
(Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 341; Müslim, Fiten, 79-82).
k) Zinanin açikça islenmesi, içki tüketiminin artmasi,
kadinlarin çogalip erkeklerin azalmasi (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).
l) Kahtân'dan bir kisinin çikarak, insanlari asâsi
ile sevketmesi Buhârî, Fiten, 23). Kiyâmetin büyük alâmetleri ise su hadis-i serifte toplu olarak zikredilir: Huzeyfetu'l-Gifari
(r.a)'den rivayet edilmistir: Biz bir gün kendi aramizda konusurken, Hazreti Peygamber yanimiza çikageldi. Bize "Ne konusuyorsunuz?"
dedi. Biz de "Kiyâmet gününden konusuyoruz" diye cevap verdik. Hazreti Peygamber" Süphesiz on alâmet görülmedikçe kiyamet
kopmayacaktir" dedi ve "Deccâl'i, dumani(duhan), Dâbbetü'l-arz'i, günesin batidan dogmasini, Isa (a.s.)'in yere inmesini,
Ye'cûc ve Me'cuc'u, doguda, batida ve Arap yarimadasinda olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen'den çikarak insanlari
Mahsere sürecek atesin vuku bulacagini söyledi" (Müslim, Fiten, 39). Kiyâmetin bu on büyük alameti baska hadislerce ya
da Islâm bilginlerince su sekilde açiklanir: 1. Deccal'in ortaya çikisi: Deccâl, kiyâmette zuhur edecek yalanci bir kisidir,
Islâm Dini'ni ve müslümanlari ifsad edip, kötülüge ve bozgunculuga sevketmek isteyecektir. Deccal'in sag gözünün kör oldugu,
iki gözünün arasinda "kâfir" yazdigi, çocugunun olmadigi, Medine'ye ve Mekke'ye giremeyecegi, ortaya çiktiktan sonra yeryüzünde
kirk gün kalacagi, bu süre içerisinde istidrac türünden bazi olaganüstü olaylar gösterecegi, daha sonra da yine kiyâmetin
büyük alametlerinden olan Hz. Isa'nin yeryüzüne inmesiyle onun tarafindan öldürülecegi sahih hadislerde belirtilmistir (Buhâri,
Fiten, 26; Müslim, Fiten, 37, 39, 40, 91, 101, 110, 112).
2. Duhan'in çikisi: Duman anlamina gelen duhan da kiyâmetin büyük alametlerinden biridir (Müslim,
Fiten, 39). Kiyâmetin vukuundan önce dünyayi bir duman bulutu kaplayarak, kirk gün ve kirk gece kalacak, mü'minler nezleye
tutulmus gibi, kâfirler ise sarhos gibi olacaklardir.
3. Dabbetü'l-arz'in çikisi: Kiyâmet'ten önce çikacagi bildirilen
bir yaratiktir. Kelime anlami "yer hayvani" demektir. Kur'an-i Kerim'de "Kendilerine söylenmis olan baslarina geldigi zaman,
yerden bir çesit hayvan (dâbbe) çikaririz ki o, onlara, insanlarin âyetlerimize kesin olarak inanmadiklarini söyler" (en-Neml,
27/82) buyurulmaktadir. Hz. Peygamber Dâbbetü'l-arz hakkinda "Çikacak olan kiyâmet alametlerinden ilki, günesin bati tarafindan
dogmasi ile, bir kusluk vakti insanlara karsi bir dâbbenin (hayvanin) zuhurudur. Bu iki alametten biri, arkadasindan evvel
olur. Akabinde digeri de onun izi üzerinde yakin olarak meydana gelir" (Müslim, Fiten, 118) buyurmustur.
4) Günesin
Batidan dogmasi: Günes batidan dogacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemis olanlarin imanlari kendilerine
bir yarar saglamayacaktir (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118).
5. Hazreti Isa (a.s)'in inmesi:
Ehl-i sünnet itikadina göre Kiyâmetin vukuundan önce Hazreti Isa yeryüzüne inecek, hristiyanlari Islâm'a davet edecek, Deccâl'i
öldürecek, Hazreti Peygamber (s.a.s)'in serîati ile hükmedecektir (Buhârî, Büyû, 102; Müslim, 0mân, 242-247).
6. Ye'cûc
ve Me'cûc'ün çikisi: Kiyâmetin vukuundan önce çikarak "yeryüzünde bozgunculuk yapacak" (el-Kehf, 18/94) olan asillari ve soylari
belirsiz iki insan toplulugudur (Muhammed Hamdi Yazir, Hak Dini Kur'an Dili, IV, 3288). Hz. ZülKarneyn'in önlerine yaptigi
seddin yikilarak (el-Enbiya, 21/96) açilmasi ile yeryüzüne dagilacaklar insanlara saldiracak, kentleri yakip-yikarak harabe
haline getireceklerdir. Bazi rivayetlerde bu seddin Çin seddi oldugu zikredilir (Muhammed Hamdi Yaz1r, a.g.e., IV, 3291, 3374;
Buhâri, Enbiyâ, 7; Müslim, Fiten, 1,2).
7.8.9. Doguda, Batida, Arap Yarimadasinda olmak üzere üç bölgede yer çöküntülerinin
meydana gelmesi de Kiyâmet'in büyük alametlerindendir (Müslim, Fiten, 39). 10. Yemen'den çikacak olan büyük bir atesin
insanlari önüne katarak sürmesi (Müslim, Fiten, 39).
Kıyamet Günü Yaklaşarak Gelmektedir
Ölüm gitgide yaklaşıyor. İster genç olun ister yaşlı,
geçen her gün, hatta her dakika ölüme biraz daha yaklaşıyorsunuz. Zamana karşı koyamıyor, ölümün
yaklaşmasınada engel olamıyorsunuz. Dünyadaki herşey gibi sizde yaşamınızı sona
erdirecek güne doğru ilerliyorsunuz.
Ancak dünyada ölümlü olan yalnız insan değildir. Diğer tüm
canlılar, yeryüzü, hatta tüm evrende ölümlüdür, yok olacakları bir gün belirlenmiştir. İşte o gün
"son gün"dür. O günden sonra dünya hayatı son bulacaktır. Yokoluş günü yalnızca dehşetin yaşandığı,
boyutları hiçbir insanın tasavvur edemeyeceği kadar korkunç, aynı zamanda görkemli bir "son gün" olacaktır.
Yeryüzündeki herşey yerle bir olacak, yıldızlar silinip dökülecek, güneş körelecektir. O vakte kadar dünya
üzerinde yaşamış olan tüm insanlar biraraya toplanacaklar ve bu güne şahit olacaklardır. Bu "son
gün" inkarcılar için zorlu bir gündür ve kuşkusuz bu günün sahibi alemlerin Rabbi olan Allah'tır…
Kıyamet
yaklaşarak gelmektedir ve hiçde uzak değildir. O gün dünya ile birlikte, dünyaya ait olan herşeyde yok olacaktır.
Hırslar, istekler, kızgınlıklar, beklentiler, şehvet, düşmanlık ve zevkler sona erecektir.
Geleceğe yönelik planların bir anlamı kalmayacaktır. Allah'a döndürüleceğini unutan herkes için,
o çok sevdiği, sonsuz hayata tercih ettiği dünyanın, tüm o aldatıcı zenginlikleri, güzellikleri ve
meşguliyetleriyle sona erdiği gün gelmiştir. İşte o gün, insanlar Allah'ın varlığına
kesin bir biçimde şahit olacak, unutmaya çalıştığı ölüm günü ile karşı karşıya
kalacaklardır. Artık Allah'ı ve ahiret yaşamını unutarak geçirdiği bu kısa ömür sona
ermiştir ve yeni bir başlangıç kendisini beklemektedir. Bu başlangıç, asla son bulmayacak ve asla
inkarcılara mutluluk getirmeyecektir. Bu sonsuz yaşamın ilk anından itibaren azap öylesine şiddetlidirki,
bunu yaşayanlar, azabın yerine "ölümü" ve "yokoluşu" isteyeceklerdir. Bu hayatın başlangıcı
kıyamet saatidir. Ve kuşkusuz kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir...
Dünya Hayatı Geçicidir ve Ölüm Kesin Bir
Gerçektir
Çocukluğunuzun
ilk günlerinden itibaren geleceğinize ilişkin belirli bir hedefe yönelir veya başkaları tarafından
yönlendirilirsiniz. Muhtemelen şunlarla karşılaşırsınız: Yaşınız ilerlediğinde
artık bir aileniz ve işiniz olmuştur. Daha çok para kazanmak ve daha rahat yaşamak için çaba gösterirsiniz,
çocuklarınızı yetiştirir, onların ileride sizden daha iyi bir hayat sürmelerini istersiniz. Haftada
bir aile toplantılarına katılır, tatil yapar, işe gider, geri kalan vaktinizide evde geçirirsiniz.
Birkaç aksaklık dışında yaşamınızdaki herşey muntazam devam eder, genelde çok olağanüstü
durumlarlada karşılaşmazsınız.
Yaşamınızdaki herşey sanki daha önceden
belirlenmiş gibidir, çevrenizdeki insanların yaşamlarıda birbirleriyle çok büyük benzerlikler gösterir.
Bu benzer senaryolara göre yaşamak için çalışmalı, ******zu devam ettirmek içinde aile kurmalısınız.
Bu düşünceye göre zaten "iyi bir aile ve iyi bir iş" dışında yaşamın başka ne amacı
olabilir ki! Bunlar sağlandıktan sonra mutlu bir yaşam hayal edersiniz. Böylece herşey tozpembe olacak
ve yaşamın geri kalan kısmını huzurlu geçireceksinizdir...
Oysa siz bunları düşünürken,
bedeninizde ve çevrenizde önemli birtakım değişiklikler olmaktadır. Vücudunuzda farklı işlevlere
sahip pek çok hücre görevini tamamlayıp ölmekte ve yaşınız ilerledikçe bunların yenilenmesi dahada
yavaşlamaktadır. Bedeniniz yaşlanmakta ve bu yönde sürekli belirtiler, hastalıklar, eksiklikler ortaya
çıkmaktadır. Zaman sürekli ilerlemekte ve geri dönüşün imkansızlığı gün geçtikçe dahada
açık bir şekilde kendini göstermektedir. Ve siz huzurlu ve rahat geçirmeyi planladığınız "geri
kalan ömrünüzde" gitgide ölüme doğru yaklaştığınızın farkındasınızdır.
İşte bu nedenle dünya hayatı size beklediğiniz rahatlığı ve huzuru gerçek anlamda asla
vermez... O ana kadar sizi pek çok açıdan tatmin ettiğini düşündüğünüz bu yaşamın bir sonu vardır.
İşte bu sonun ardından asıl gerçeklerle yüzyüze gelinecektir. O halde dünya hayatında hedeflediğiniz
hiçbir şey sizin gerçek amacınız olmamalı. Çünkü dünya hayatı yalnızca geçici bir imtihan
yeridir. Kimin güzel davranışlarda bulunduğunun sınandığı yerdir. Allah, bize bu önemli
gerçeği şöyle bildirmektedir:
O, amel (davranış ve eylem)
bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.
O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Yaşamın gerçek amacı "iyi bir aile ve iyi bir iş" değildir.
Herkesin tek bir yaratılış amacı vardır: Allah'a kul olmak. Dünyada elde edilmiş mal, eş,
çocuk, mevki, itibar gibi kazançların hepsi yaşam boyunca büyük bir tutkuyla bağlanılan değerlerdir.
Fakat ölümün ilk anından itibaren bu dünyevi kazançlar bir anda tüm değerlerini ve önemlerini yitirirler. Bu herkesin
bildiği ama düşünmekten kaçındığı bir gerçektir. Dolayısıyla asıl amaç bu olmamalıdır.
O zaman gerçek amacın ve kazancın ne olduğunu çok iyi düşünmek, kavramak gerekir. İşte yaratılmanın
asıl amacını Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Ben, cinleri ve insanları yalnızca
bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Ancak Allah'a kulluk görevinin tam olarak yerine getirilmesiyle ölümden sonra başlayacak olan
ahiret hayatı için güzel bir beklenti söz konusu olabilir. İnsanların büyük bir kesiminin sahip olduğu
çarpık bir beklenti vardır. Çoğu insan bu ihtimale inanarak kendini rahatlatmaya çalışır. Oysa
bu büyük bir yanılgıdır. Eğer bir insanın ahirete, ölümden sonraki yaşama yönelik bir beklentisi
yoksa, o zaman da geriye tek bir ihtimal kalır: Ölümle birlikte sonsuza dek yok olmak! Bu ihtimal ise diğerlerine
göre çok daha ürkütücüdür. Allah'a kulluk etmeyi reddeden insanlar bu olasılıktan korktukları ve unutmak istedikleri
için kendilerince çeşitli yöntemler geliştirirler. Bu yöntemler ise genelde hep aynıdır: Ölüm konuşulmaz,
tartışılmaz, hatırlatılmaz. Halbuki ölüm, yaşanılacağı kesin olan bir gerçektir,
ama sanki "yokmuş" gibi davranılır. Toplumun büyük bir kesiminin bu mantığa sahip olması insanda
bir rahatlamaya sebep olabilir. Oysa kendisi gibi diğer insanlar da aldanmaktadırlar. İnsanlar ölümü, kıyamet
gününü ve ahireti bilmekte ama düşünmemektedirler. Dünya hayatıyla tatmin bulmakta, daha doğrusu tatmin bulmayı
istemektedirler. Oysa Allah Kuran'da insanların kaçmakta oldukları ölüm gerçeğiyle mutlaka karşılaşacaklarını
bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulur:
De ki: "Elbette sizin kendisinden
kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı
da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.
(Cuma Suresi, 8)
Ölüm yalnızca
insanlara mahsus değildir. Geçici olan dünya hayatında, insan gibi "herşey" ölümlüdür. Allah bize, tüm kainatın,
içindeki canlılarla birlikte yok olacağı bir günün varlığını, yani "kıyamet gününü"
bildirmiştir. Kıyamet günü, imtihanın son bulduğu, nihai gündür. O günün gelişini, yeryüzündeki her
insan pek çok belirti ile anlayacak ve kainatın ölümüyle sonuçlanacak olaylar gerçekten de tüyler ürpertici olacaktır.
Ve en nihayet dünyadaki tüm insanlar, kıyametin gerçekleştiği gün, kendilerini bekleyen "yeniden dirilişi"
kavrayacaktır. Böyle bir günle karşılaşmayı ummayanlar, karşılarındaki bu apaçık
gerçeği reddedemeyecekler ve Allah'ın emrine "isteseler de istemeseler de" boyun eğeceklerdir. Allah, tüm evren
için büyük bir son hazırlamıştır. İnsanların çoğu her ne kadar inkar etmeye çalışsa
da, kıyamet saati belirlenmiş bir vakitte kendilerini beklemektedir.
Allah kıyamet anında gerçekleşecek
olaylarla ilgili olarak Kuran'da şöyle haber vermektedir:
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar
kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet
gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.(Enam Suresi,
12)
Kıyamet Günü Gerçekleşecek Olaylar
Kıyamet günü Kuran'da haber verildiği üzere,
"İnsanların, alemlerin
Rabbi için kalkacağı gündür." (Mutaffifin Suresi, 6).
O gün, canlılarla birlikte tüm evrenin yok olduğu dehşetli bir gündür. Bu yokoluş,
şimdiye kadar hiçbir yerde görülmemiş olaylar sonucunda gerçekleşecektir. O gün, insanların, hayvanların,
var olan herşeyin, kısaca kainatın ölüm günüdür. O gün, Allah'ın yüce kudretinin açıkça görüldüğü
ve insanların tümü tarafından idrak edildiği gündür. O gün, inkarcılar için dehşet, korku ve acı
dolu bir gündür. O gün, daha önce yaşanmamış bir pişmanlık, korku ve aşağılanmanın
hissedileceği gündür.
Kıyamet gününün özellikleri Kuran ayetlerinde çeşitli benzetmelerle ayrıntılı
olarak anlatılmıştır. Bu bölümde Kuran'da kıyamet günü gerçekleşecegi bildirilen olayların
genel tasviri yapılıp, Allah'ın ayetlerde bildirdiği olayların işaret ettiği manalarının
üzerinde durulacaktır. Elbette herşeyin en doğrusunu Allah bilir ve Allah'ın ilmi sonsuzdur. Biz ise her
konuda olduğu gibi kıyamet konusunda da yalnızca O'nun bize bildirdiği ve öğrettiği kadarını
anlatabiliriz.
Bu bölümde anlatılan olayların hepsinin kaynağı Kuran ayetleridir ve hepsinin gerçekleşeceği
kesindir. Tüm tasvirlerin gerçekleşme şeklini de Allah belirlemiştir. Fakat bu olaylar tahmin edilenden çok
daha farklı biçimlerde gerçekleşebilir. Bizim kesin olarak bildiğimiz şey Allah'ın vaat ettiği
olayların mutlaka yaşanacağı, insanların kıyamet gününde, daha önce hiç karşılaşmadıkları
muazzam bir manzara ile karşı karşıya kalacakları ve evrenin içinde barındırdığı
tüm canlılarla birlikte tamamen yok olacağıdır. İnsanların ise bütün bunların sebebini
öğrenme, bu felaketlerden kaçıp kurtulabilme ya da çözümler arama gibi bir ihtimalleri olmayacaktır. O gün
herkesin göreceği gerçek; Allah'ın ve ahiretin varlığıdır...
Dünya üzerinde var olan
düzenin çekici süsüne kanarak ona sımsıkı bağlananlar, Allah'ın varlığı ve birliği
gerçeğine karşı kördürler. Bütün bunların yaratıcısını, yaratılışını
ve bir sona doğru hızla ilerlediğini asla düşünmeden sadece aldandıkları bu görüntü ile sözde
mutlu olur, yetinirler. Oysa onları yanıltan bu kusursuz düzen, herşeyin sahibi olan Allah'ın eseridir.
Allah'ın yarattığı bu görkemli sistem, yine onun tek bir emriyle akıllara durgunluk verecek şekilde
son bulacaktır. İşte böyle bir gün ile kesin olarak karşılaşmayacakları zannında olanlar,
Sur'un sesiyle bu gafletten aniden uyanacaklardır. Ancak bu uyanış faydasızdır, çünkü artık
Allah ve ahiret adına birşeyler yapmak için çok geçtir.
Geç kalınmıştır, çünkü bazı
insanlar bir imtihana tabi oldukları dünya hayatını, ahiretin varlığını umursamadan boş
bir çaba uğruna harcamışlardır. Ahirete inanmayan insanların böyle bir anlayışa sahip olabilmelerinin
arkasında çok özel bir çaba yatmaktadır. Bu çabanın da mahiyeti ve karşılığı oldukça
büyüktür. Temelindeki sebep, dünyadaki bu sınırlı yaşamla tatmin bulmak, daha öncesini veya sonrasını
mümkün olduğunca düşünmemektir. Bu anlayış, dünya hayatının geçici zevklerine dalarak ne için
yaratıldığını unutmayı da beraberinde getirir. Dolayısıyla, insanların çoğu
niye yaşadıklarını, niçin yaratıldıklarını, Yaratanın kendilerinden neler istediğini
ve neden ölümün var olduğunu düşünmeden bir ömür geçirirler. Ölüm bildikleri birşeydir, ama ölüm gerçeğinin
kendilerine, üzerinde düşünmeleri gereken bu gibi soruları da getireceğinin farkındadırlar. Bunun
için mümkün olduğunca bu fikirden uzaklaşmaya bakarlar. Oysa insanın yaratılışının
ve dünya üzerindeki kısa yaşamının tek sebebi, yalnızca Allah'a kulluk etmektir. Ölümün yakınlığının,
dünya hayatının kısalığının, sahip olduğu ve olmadığı herşeyin
sadece imtihanın bir parçası olduğunun farkında olan insanlar, Kuran aracılığıyla
insanlara tarif edilmiş olan gerçeklerle de mutlaka karşılaşacaklarının farkındadırlar.
Dolayısıyla dünyadaki tek amacın "Allah için yaşamak" olduğunu kavrayabilmişlerdir. Bunu dünyada
kavramak insan için büyük bir kazançtır. Böylece aldatıcı bir dünyadan uzaklaşmakta, tek gerçeğe,
yani "ahirete" yönelmektedir.
Oysa insanların tümüne karşılaştıkları böyle bir günden
evvel bu gerçek hatırlatılmıştır. Allah insanları, hem ayetleriyle hem de elçileriyle "geri
dönüşü olmayan bir gün" gelmeden önce Kendisine yönelmeleri konusunda uyarmış, aksine bir tavır gösterenlere
ise ölüm geldikten sonra yardım edilmeyeceğini bildirmiştir. Kuran'da beklemediği bir anda azap ile karşılaşan
kişinin duyacağı pişmanlık ve kendisine hiçbir şekilde yardım edilmeyeceği gerçeği
şu şekilde açıklanmıştır:
Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve
O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken,
azab apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında
(kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle)
alay edenlerdendim." Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği, ya da azabı
gördüğü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım"
(diyeceği günden sakının). "Hayır, Benim ayetlerim sana gelmişti, fakat sen onları yalanladın,
büyüklüğe kapıldın ve kafirlerden oldun." Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin
kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok? (Zümer Suresi, 54-60)
Kıyamet Anında Yeryüzünün Durumu
Şiddetli Sarsıntılar Başlar
Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı, Yer, ağırlıklarını
dışa atıp-çıkardığı, Ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; O gün (yer), haberlerini
anlatacaktır. Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir. (Zelzele Suresi, 1-5)
Kıyamet günü her canlının
duyabileceği Sur'un sesini, kulakları patlatan bir gürültü izler ve yeryüzü daha önce eşi benzeri görülmemiş
bir sarsıntıya tutulur. Dev boyutlardaki dağlar, ağaçlar, gökdelenler, binalar kısaca yeryüzünün
her noktası aynı anda sarsılmaya başlar. Bundan önce hiç rastlanmamış bu sarsıntı
karşısında insanlar büyük bir paniğe ve korkuya kapılırlar. En korkunç olan ise bu sarsıntıdan
kaçacak ya da sığınıp kurtulabilecek hiçbir yerin olmamasıdır. Çünkü bu sarsıntı daha
önce insanların görmüş oldukları ve yalnızca belli bir bölge ya da şehirde meydana gelen, saniyelerle
hesap edilen depremlerin bir benzeri değildir. Bu kez yaşanan, hiçbir kaçışın olmadığı,
aynı anda dünyanın dört bir yanında başlayan ve dünyayı yerle bir edecek olan bir sarsıntıdır.
Dünyayı yerle bir edinceye kadar da son bulmayacaktır. (En doğrusunu Allah bilir). Kıyamet günü insanların
karşılaşacakları sarsıntıları Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
O sarsıntının sarsacağı
gün, Arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek. O gün yürekler (dehşet içinde) hoplayacak. Gözler
zillet içinde düşecek.(Nazi'at Suresi, 6-9)
Dünya üzerinde yaşanmış ve sonuçları insanları derinden etkilemiş sarsıntıları,
depremleri bir an için gözünüzün önüne getirin. Bu sarsıntıların tümü sadece saniyelerce sürmüş, ancak
buna rağmen ardında büyük enkazlar bırakmıştır. Yüzbinlerle ölçülen bir insan topluluğu
bu enkazın altında kalmış ve geride kalanlar, hiç beklemedikleri bir sefalet ve yoksullukla karşılaşmışlardır.
Evler, mallar, edinilen kazançlar, tasarruflar çok kısa bir sürede yerlebir olmuştur. Bu felaketler herkesin gözü
önünde gerçekleşmiştir ve bu saniyeler içinde hiçbir güç sarsıntıya karşı koyamamıştır.
Kıyamet günü karşılaşılacak olan sarsıntı ise ne şiddet, ne meydana gelen sonuç ne
de kapsam olarak daha önce dünyada yaşanan depremlere benzemeyecektir ve herşeyden önemlisi geride enkaz değil,
bir yaşam belirtisi dahi bırakmayacaktır...
Dünyadaki bir deprem her ne kadar şiddetli olursa olsun,
insanlar için çoğu zaman bir kurtuluş olasılığı vardır. İnsanlar bunu bildikleri için
sarsıntı başlar başlamaz kendilerini kurtarabilmek amacıyla birtakım tedbirler almaya, hızla
depreme karşı güvenlik içinde olabilecekleri bir yere saklanmaya çalışırlar. Oysa insanların
hepsi Sur'un üfürülüşü ile anlayacaklardır ki, bu sarsıntılar daha önce yaşadıklarının
bir benzeri değildir; hiçbir şekilde kaçıp kurtulma ihtimali yoktur.
Kuşkusuz insanlar, kıyamet
saatine dair herşey gibi, meydana gelecek ve kaçış imkanı olmayacak bu sarsıntılar için de Kuran'da
şöyle uyarılmışlardır:
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının,
çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir. (Hac Suresi, 1)
O anda artık yeryüzünde sahip olunan hiçbir şeyin değeri ve anlamı
kalmamıştır. İnsanları aldatan herşey; lüks evler, dev gökdelenler, beş yıldızlı
oteller, ömürleri boyunca hırsla paralar biriktirerek aldıkları ve üzerinde onca emek vererek yaptırdıkları
ve düzenledikleri evler, saraylar, köprüler, dünyanın en ünlü yapıları; yüzyıllarca her türlü doğa
olayına karşı yıkılmadan ayakta kalabilmiş olan piramitler, tarihi kaleler, şehirler adeta
deniz kenarına yapılmış kumdan kaleler gibi hızla çökeceklerdir. Umut bağlanan işyerleri,
lüks arabalar kısaca dünya hayatında insanın sahip olduğu, sahip olmakla övündüğü tüm maddi zenginlikler
bir anda yok olacaktır. İnsanların elde ettikleri şan, şöhret, itibar ve iktidarın hiçbir anlamı
veya önemi kalmayacaktır.
Kuran'da o gün yerin parça parça yıkılıp darmadağın olduğu
şöyle bildirilmiştir:
Hayır; yer, parça parça yıkılıp
darmadağın olduğu, Rabbin(in buyruğu) geldiği ve melekler dizi dizi durduğu zaman; o gün, cehennem
de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda? (Fecr Suresi,
21-23)
O gün insanların
bundan önce güvenle üzerinde gezindikleri yer ayaklarının altından kayar. Türlü bahanelerle Allah'ı inkar
için çaba göstermiş ve ne yapması gerektiğini bildiği halde ibadet etmekten kaçmış olan her
kişi, sonunda Allah'tan başka sığınılabilecek bir güç olmadığını çok iyi
anlar. Ama artık kendileri için ne geriye dönüş, ne yaptıklarını telafi imkanı vardır,
ne de yaşanan pişmanlık kişiye bir fayda getirecektir.
İnsanların o gün korku ve dehşetle
birlikte tattıkları en yoğun duygulardan birisi de çaresizliktir. Dünyada başına gelebilecek hemen
her türlü olası felaket için tedbirini ve önlemini alan, en ölümcül afet, en büyük deprem, en şiddetli kasırga,
en dehşetli nükleer savaş için bile korunmasını ve sığınağını hazırlayan
insanoğlu, öyle bir olayla karşı karşıya gelir ki, kaçıp sığınabileceği,
barınabileceği tek bir güvenli yer dahi bulamaz. Dünyada vazgeçilmez gördüğü, kendisine inkarı makul gösteren
zekası da, güç sahibi olduğuna inandığı kişiler de bu dehşetli sarsıntıya karşı
hiçbir çare üretemezler ve artık kendileri için kaçış yoktur.
Yeryüzü Allah'a boyun eğmiştir.
Bu durum Kuran ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:
Yer, düzlendiği, içinde olanları
dışa atıp boşaldığı, ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği
zaman. (İnşikak Suresi, 3-5)
Artık nihai gün gelmiştir. İnsanlara verilen süre dolmuş ve herşey son bulmuştur.
Bu günden kurtulabilecek hiçbir canlı yoktur. Tüm olaylar sona erdiğinde yeryüzünde tek bir tohum, tek bir bitki,
tek bir mikroorganizma hatta yeryüzünün kendisi de kalmayacaktır.
Ve kabirlerin içi 'deşilip dışa
atıldığı' zaman; (artık her) nefis önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip-öğrenmiştir.
(İnfitar Suresi, 4-5)
Yine
yeraltı suları, sarsıntının şiddetiyle kırılan yerin katmanlarından dışarı
fışkıracaktır. Tazyikli suyun etkisi ise oldukça şiddetlidir. Hem fışkırmanın
başladığı bölgede önemli hasarlar meydana gelecek hem de yaşamı olumsuz etkileyen bir su tabakası
yeryüzüne yayılacaktır.
|
| MESİH DECCAL NEREDE SAKLANIYOR? |
|
|
|
Son zamanlarda yeryüzünde artan şiddet, işkence,
anarşi, kargaşa, katliam, savaş, çatşma,
zulüm, devlet
ve örgüt terörleri Deccalin çıktığını
ve bunları yönettiğini gösteriyor. (Allah-u Alem, En Doğrusunu
Allah Bilir)
Ahir zamanın anlatıldığı
hadislerde, yeryüzünde kötülüğü organize edecek, insanları din ahlakından
uzaklaştıracak, kargaşa vebozgunculuğa
neden olacak Deccal'in çıkşı, kıyametin büyük alametlerinden biri olarak haber verilmektedir.
Hadislerde yer alan bilgilere göre, Hz. İsa'nın
yeniden yeryüzüne gelmesi, Hz. Mehdi'nin zuhuru, Deccal'in ortaya çıkması aynı dönem içinde olacaktır.
Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin beraber namaz kılacakları Peygamberimiz (sav) tarafından haber verilmiştir.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
İMAMLARI salih bir insan olan MEHDİ OLDUĞU
halde, BEYTÜ'L MAKDİS'E SIĞINIRLAR. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak
için öne geçtiği bir sırada, bir de bakarlar ki, MERYEM OĞLU İSA SABAH VAKTİNDE İNMİŞTİR.
Mehdi, Hz. İsa'yı öne geçirmek için arkaya çekilir. HZ. İSA ONUN OMUZLARINA ELİNİ KOYAR ve ona der
ki, "Geç öne namazı kıldır. Zira kamet senin için getirilmiştir... Namazı bitirip dönünce Hz. İsa,
"Mescid'in kapısını açınız" der. Kapı açılınca, arkasında hepsi taylasanlı
yetmişbin kişiyle birlikte DECCAL'İN BEKLEMEKTE OLDUĞU GÖRÜLÜR...1
Deccal, Yüzyılın
Başında Çıkacaktır
Hadislerde Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin, Mesih Deccal'in
fitnesine karşı birlikte bir fikri mücadele yürütecekleri de haber verilmiştir. Bu mücadelenin hangi dönemde
gerçekleşeceğine dair de hadislerde işaretler vardır. Peygamberimiz (sav), bir hadis-i şerifinde
Deccal'in yüzyılın başında çıkacağını bildirmiştir:
Dünya kurulduğundan beri her yüzün başında
önemli bir olay olmuştur. BİR YÜZÜN BAŞLARINDA DA DECCAL ÇIKAR ve Meryem oğlu İsa nüzul ederek (yeryüzüne
inerek) onu yok eder.2
Peygamberimiz (sav) bir başka hadisinde ise
şöyle bildirmektedir:
Bu ümmetin ömrü BİN SENEYİ GEÇECEK, fakat BİN
BEŞ YÜZ SENEYİ aşmayacaktır...3
Peygamber Efendimiz (sav), ümmetin ömrünün 1500 seneyi geçmeyeceğini
bildirdiğine göre, bu büyük olayların meydana gelişinin 2000'li yıllara işaret ediyor olması
muhtemeldir. ()
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, hicri 1327'de
Şam'daki Emevi Camii'nde ünlü hutbesinde, 1371'den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yaparken,
Hz. Mehdi'nin büyük fikri mücadelesinin 2000'li yıllarda gerçekleşeceğine dikkat çekmiştir:
Evet şimdi olmasa da 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki
marifet (hüner, sanat, ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi) ve medeniyetin mehasini (iyi ve faydalı yönlerini) o üç
kuvveti tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip (gerekli ihtiyacını karşılayıp)
o dokuz manileri mağlup edip (o dokuz engelleri yenip) dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını
(gerçekleri araştırma eğilimi) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz dşman taifesinin
(sınıfının) cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın
edecek.4
Said Nursi, sözünün son kısmında yer alan "yarım
asır sonra" ifadesiyle hicri 1421 yani 2001 yılında Hz. Mehdi'nin vesilesiyle, materyalist, Darwinist ve ateist
felsefelerin insanlar üzerindeki etkisinin yok olacağına işaret etmiştir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdinin çıkş tarihi hakkında
başka bir izahında ise, Hz. Mehdinin kendisinden sonra geleceğini bildirmiş ve "İstikbal-i dünyeviyede
(dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler."
(Sözler, 318) ifadesiyle çıkş tarihine bir defa daha işaret etmiştir. Bediüzzaman
başka bir izahında ise "acib şahıs" olarak nitelediği Hz. Mehdiye ortam hazırlamakta olduğunu
haber vermiştir:
"O ileride gelecek ACİB ŞAHSIN (şaşılan
ve hayret uyandıran şahsın) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı (önceden gelen
takipçisi) ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası,
162)
Deccal, Anarşi ve Terörü Teşvik Eder
Hadislerde Deccal'in tüm yeryüzünde fitne ve karşıklığa
neden olacağı bildirilmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde artan şiddet, işkence, anarşi, kargaşa,
katliam, savaş, çatşma, zulüm, devlet ve örgüt terörleri Deccalin çıktığını ve bunları
yönettiğini gösteriyor. Bir hadiste bu durum şöyle haber verilmiştir:
... (O sırada) FİTNELER, KARIŞIKLIKLAR, İHTİLALLER
çok olur da insanlar BİRBİRLERİNİ ÖLDÜRÜRLER. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü
belalar kaplar. şte öyle sıkıntılı bir zamanda ... MEL'UN (lanetlenmiş) DECCAL ... çıkar..5
Kuran'da da Allah, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp
düzeni bozan, kötülüğü örgütleyip düzenleyen, sürekli savaş çıkarmak isteyen insanların varlığını
bildirmiştir. Bir ayette şöyle buyrulur:
... Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş
alevlendirdilerse Allah onu söndürmştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalşırlar. Allah ise bozguncuları
sevmez. (Maide Suresi, 64)
Deccal, bu ahlakın önde gelen temsilcisidir. Daha çok
kan dökmek için şiddeti, terörü ve anarşiyi birer zulüm silahı olarak kullanır. Diğer hadislerde
de, ahir zamanda öldürmelerin artacağı, Deccal'in yönlendirmesiyle çıkan savaşların her yeri tahrip
edeceği şu şekilde bildirilmiştir:
"Zaman (kıyamet) yakınlaşır, amel eksilir,
insanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır, herc çok olur" buyurdu.
Sahabiler: Herc nedir? diye sordular.
Rasulullah: "ÖLDÜRMEK, ÖLDÜRMEK!" buyurdu.6
Hiçbir belde yoktur ki onu DECCAL ORDULARI ÇİĞNEMEYECEK
OLSUN.7
Günümüzde ülkeler arasında hiçbir haklı gerekçesi
olmadan yaşanan savaşlar, bir toplum içerisinde suni nedenlerle meydana gelen iç çatşmalar, masum ve sivil
insanları hedef alan terörist saldırılar, Deccal'in sebep olduğu bozgunculuğun örnekleridir.
Deccal'in Anarşi ve
Terörü Yaygınlaştırmak
İçin Uyguladığı Taktikler
Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde Deccal'in yeryüzünde
neden olacağı kargaşa ve bozulmaya dikkat çekmiştir. Üstad, Deccal'in anarşi ve terörü yaygınlaştırmak
ve bu yolla Yecüc ve Mecüc'e (Yecüc ve Mecüc, ahir zamanda ortaya çıkacağı bildirilen kıyamet alametlerindendir.)
zemin hazırlamak için başvuracağı taktikleri de açıklamştır. Bediüzzaman'ın konuyla
ilgili sözü şu şekildedir:
... Büyük Deccal, şeytanın iğvası (telkinleri)
ve hükmüyle şeriat-ı İseviyenin ahkamını (İseviliğin hükümlerini) kaldırıp Hıristiyanların
hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayatlarını) idare eden RABITALARI (birleştiren unsurları) BOZARAK
ANARŞİSTLİĞE ve YECÜC MECÜC'E ZEMİN HAZIR EDER... Şeriat-ı Muhammediye'nin (a.s.m.) (Peygamberimiz
(sav)'in getirdiği Kuran ahlakının gereklerini) ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini)
nefis ve şeytanın desiseleriyle (aldatmacalarıyla) kaldırmaya çalşarak hayat-ı beşeriyenin
(insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak, serkeş
(inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri
çözer; hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla)
bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek ile DEHŞETLİ BİR ANARŞİSTLİĞE
MEYDAN AÇAR...8
Deccal'in bu hedefine nasıl ulaştığını
ise Bediüzzaman şu şekilde anlatmaktadır:
1. İnsanların nefislerine uymalarını
sağlayarak
.. Şeriat-ı Muhammediye'nin (a.s.m.) (Peygamberimiz
(sav)'in getirdiği Kuran ahlakının gereklerini) ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini)
NEFİS VE ŞEYTANIN DESİSELERİYLE (aldatmacalarıyla) KALDIRMAYA ÇALIŞARAK...
Üstad'ın da işaret ettiği gibi Deccal, insanları
din ahlakını uygulamaktan uzaklaştıracaktır. İnsanlara vicdanlarına değil nefislerine
uymayı telkin edecektir.
2. İnsanların arasındaki hürmet ve
merhameti kaldırarak
... hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının)
maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak, serkeş (inatçı) ve sarhoş
ve sersem nefisleri başıboş bırakarak HÜRMET VE MERHAMET GİBİ NURANİ ZİNCİRLERİ
ÇÖZER...
Allah'ın insanlara emrettiği ahlakın gereği
olan fedakarlık, yardımseverlik, şefkat, merhamet, sevgi, tevazu; insanları maddi ve manevi olarak güçlendiren,
birarada tutan, toplum içinde düzeni ve dirliği sağlayan unsurlardır. Deccal, bu unsurları ortadan kaldıran
telkinler vererek düzeni bozar. Üstad da bu gerçeğe işaret etmiştir.
3. İnsanları baskı altında
tutarak
... hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında
birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek
ile DEHŞETLİ BİR ANARŞİSTLİĞE MEYDAN AÇAR...
Üstad bu sözleriyle, Deccal'in oluşturduğu nefsani
ortamda insanların sözde kendilerini özgür sandıklarına, oysa aslında büyük bir baskı ve kontrol
altında tutulduklarına dikkat çekmiştir. Deccal'in telkinini yaptığı sistemde, insanların
çoğunluğu nefislerine uyarak kendilerinin sözde modern ve özgür bir hayat yaşadıklarını sanırlar.
Zevkleri, eğlenceleri, sohbetleri, hatta giyimleri ve yemekleri dahi yönlendirildikleri yaşam modeline uygun olarak
aynı anlayşı temsil eder. Deccal'in amacı, bu yolla kitleleri cahil bırakmak; dşünmekten,
kavramaktan, değerlendirmekten yoksun hale getirmektir. Çünkü cahil kitleleri yönetmek son derece kolaydır. Bununla
birlikte, nefse dayalı bu sistemde insanları akıl ve vicdanları değil hırsları ve tutkuları
yönlendirir, bu nedenle de büyük bir karmaşa ortaya çıkar.
Deccal'in hedefine ulaşmak için başvurduğu
başka yöntemler de vardır. Hadislerde işaret edildiği gibi, bunlardan biri de Deccal'in peygamberliğini
ve sözde ilahlığını (Allah'ı tenzih ederiz) ilan ederek kitleleri etki altına almaya çalşmasıdır.
Deccal, Önce Peygamberliğini
Sonra Sözde İlahlığını İlan
Edecektir
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde şöyle
buyurmuştur:
(Deccal) Çıktığı zaman ... herkes ONU
SAHİCİ BİR MÜRŞİT SANIP peşine takılacak, sonra Küfeye gelince aynı şekilde çalşmalarını
sürdürecek, DERKEN PEYGAMBERLİK İDDİA EDECEK... Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar...
Daha sonra ULUHİYET (ilahlık) DAVASINDA bulunacak... Haşa Ben Allahım diyecek.... (Taberani bunu Sahabi
olan b. Mutemerden böyle rivayet etmiştir.)9
Deccal'in hadislerde bildirilen özelliklerinden biri de
kendini bir mürşit gibi hatta bir peygamber gibi tanıtmasıdır. Bu da Deccal'in kötülüğü organize
ederken insanları sözde Allah adına, sanki dini bir amaç güdüyormuş gibi görünerek yönlendireceğine işaret
etmektedir. () Deccal en sonunda da sözde ilahlığını ilan edecektir. (Allah'ı tenzih ederiz.)
Bir başka hadiste ise, Deccal'in bu sapkınlığı
şöyle haber verilir:
O (Deccal) önce: "BEN BİR PEYGAMBERİM", diyecektir.
Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: "BEN RABBİNİZİM", diyecektir.
Halbuki siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz...10
Hadislerde verilen bilgilerden de açıkça anlaşıldığı
gibi Deccal kendisini safha safha gösterecektir. (.) Asıl dşüncesi
kendisinin sözde ilah olduğudur. Ancak bunu ilk planda açıkça ifade etmesi durumunda planlarının zarar
görebileceğini dşündüğünden, yavaş yavaş telkinde bulunur. Bu nedenle önce yol gösterici olduğunu
iddia eder, sonra peygamber olduğunu, sonraysa sözde ilah olduğunu söyler.
Deccal şeytanın telkinleriyle hareket eder. Deccal'in
yardımcısı ve dostu şeytandır. Peygamber Efendimiz (sav), Deccal'in, şeytandan ve dostlarından
yardım alacağını bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği gibi, Deccal, şeytanın
da yardımı ve desteğiyle kendisinin sözde ilah olduğu yalanını insanlar arasında yayar:
... ŞEYTANLAR ONA: "NE İSTERSEN SÖYLE, YAPALIM!"
diyecekler. O da: Haydi gidin, insanlara benim onların Rabbi olduğumu söyleyin! deyip her birini bir tarafa salacak...11
(Allah'ı tenzih ederiz.)
Kuran'da ise şeytanın hakimiyeti altına girmiş
insanların durumu şöyle haber verilir:
Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse,
Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız', artık bu, onun bir yakın dostudur.
(Zuhruf Suresi, 36)
Deccal imansızlığının bir göstergesi
olarak, Allahtan korkacağına şiddetle şeytandan korkarak, onun emirlerini yerine getirir.
Ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, şiddeti ve terörü teşvik etmek, insanların kanını
dökmek, insanları kötülüğe yönlendirmek için ondan emir almaktadır.
Hadislerden anlaşıldığına göre,
Deccal'in gizlice faaliyet gösterdiği içinde bulunduğumuz bu dönem, kendisinin mürşit olduğunu öne sürdüğü
dönemdir. () Deccal'in mürşitlik iddiasında olması bazı imanı ve aklı zayıf kişileri
etkileyebilir. Oysa Deccal sözde İlahlık iddiasında olduğu için, Rabbimiz'e, peygamberlere,
din ahlakına dşman bir kişidir. (Allah'ı tenzih ederiz) Hz. Muhammed
(sav)e, Hz. Musa'ya, Hz. İsa'ya, Hz. Davud'a, Hz. Süleyman'a ve diğer tüm mübarek peygamberlere karşıdır.
Bediüzzaman da Deccal'in kutsal değerlere olan dşmanlığını bir hikmetli sözünde şöyle belirtmiştir:
Büyük Deccal'in ispirtizma nevinden teshir edici (hipnoz
edici) özellikleri bulunur... Sadece dünyayı maksad edinen bu münkir (inkarcı), mutlak inançsızlıktan
çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata (kutsal değerlere) hücum eder.12
Deccalin açıkça sözde ilahlığını
iddia ettiği döneme gelindiğindeyse, Hz. İsa, Allah'ın izniyle onu ve tüm hilelerini yerle bir edecektir.
Yalancı Mucizeleriyle
Çoğu İnsanı Aldatabilir
Hadislerde Deccal'in sözde ilahlığını
iddia ederken bazı aldatıcı yöntemler kullanarak, şeytanın da yardımıyla yalancı mucizeler
(istidrac) gerçekleştireceği bildirilmektedir:
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedeviye: "Söyle
bakayım! Eğer ben SENİN İÇİN ANANI VE BABANI DİRİLTİRSEM benim senin Rabbin olduğuma
şehadet eder misin?" diyecek. Bedevi de: "Evet," diyecek. Bunun üzerine İKİ ŞEYTAN ONUN BABASI VE ANASI
SURETLERİNDE ONA GÖRÜNECEKLER...13
Bunun üzerine Deccal, başındaki şekavet (haydutluk,
bedbahtlık) ehline:
"Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem,
benim uluhiyet (ilahlık) iddiası işinde şüphe eder misiniz?" diye sorar.14
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat
kılınarak O KİŞİYİ ÖLDÜRÜP TESTEREYLE BİÇECEK. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya
bölünmş olarak (ayrı ayrı yerlere) atılacaktır. Sonra Deccal (orada bulunanlara): "Şu (öldürdüğüm)
kuluma bakınız. ŞİMDİ BEN ONU DİRİLTECEĞİM..." diyecektir.15
Hadislerde verilen bilgilerde görüldüğü
gibi, Deccal yalancı mucizelerini, sözde ilahlık iddiasını insanlara kabul ettirebilmek için kullanacaktır.
() Zayıf akıllı insanlar bunları adeta birer "mucize" zannedebilirler. Oysa mucize, Allah'ın veli
kullarına lutfettiği bir nimettir. Deccal'in gösterdiği olağanüstü olaylar ise birer istidrac, yani Allah'ın
insanları denemek için yarattığı ve kafirlerde görülen yalancı mucizelerdir.
İslam alimleri Deccal'in bu yalancı mucizeleri
gerçekleştirirken, büyü, hipnotizma gibi yöntemler kullanabileceğine işaret etmişlerdir. Bediüzzaman Said
Nursi, Deccal'in bu yönünü şöyle açıklamştır:
Ve onların başına geçen en büyükleri, İSPİRTİZMA
VE MANYETİZMANIN HADİSATI NEV'İNDEN (hipnotizma ve cinlerle bağlantı şeklinde olaylarla) MÜTHİŞ
HARİKALARA MAZHAR (sahip) OLAN DECCAL ise, daha ileri gidip, cebbarane (zorla) suri (hakiki, ciddi ve samimi olmayan)
hükumetini bir nevi rububiyet (Rablik, sahiplik) tasavvur edip Uluhiyetini (İlahlığını Allah'ı
tenzih ederiz-) ilan eder...16
Üstad'ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma
ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir.
Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa'yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde,
Deccal'in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal'e aldanmasına neden olabilir.
( )
Deccal, Müslümanların, Ehl-i Kitabın
(Yahudi ve Hıristiyanların) En Büyük
Dşmanı Olacaktır
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Deccal'in insanları
belaya sürüklerken, iyilik yapıyormuş gibi görünebileceğine dikkat çekmiştir. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
Deccal kt vakit, beraberinde su ve ateş vardr. Ancak
halkn ATEŞ OLARAK GÖRDÜĞÜ TATLI SUDUR; halkn SU OLARAK GÖRDÜĞÜ İSE YAKICI ATEŞTİR. Sizden kim
o güne ererse, halkn ateş olarak gördüğüne dşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatl soğuk sudur.17
Hadiste yer alan bilgilere göre, Deccal'in insanları
iyi birşey yapıyorlarmş gibi telkinde bulunarak, "ateşe" yani kavga etmeye, çatşmaya, savaşmaya,
kan dökmeye yönlendirmesi muhtemeldir. () Bunu yaparken de, daha önceki hadislerde görüldüğü gibi, kendisini bir mürşit
hatta bir peygamber gibi göstererek insanları etkisi altına alacaktır. Hadislerin işaretlerine göre, bir
kısım Yahudi ve Hıristiyan da Deccal'in etkisi altına girecektir. Deccal Yahudilere, Yahudi toplumuna
fayda sağlayacakmş gibi görünerek, Hıristiyanlara da kendilerine fayda sağlayacakmş gibi görünerek
onları yönlendirecektir. Bu taktikle her iki tarafı da perişan etmeyi, her iki tarafı da büyük musibetlere
uğratmayı hedeflemektedir. Dolayısıyla Deccal, Yahudilerin ve Hıristiyanların da en büyük dşmanıdır.
Hadis-i şerifte bir kısım insanların
da, Deccal'in inkarcı olduğunu bildikleri halde sunacağı dünyevi menfaatlere aldanarak onun etkisi altında
kalacağı bildirilmiştir:
Bir kısım insanlar Deccal'le sohbet edecekler.
Ve diyecekler ki, "Biz onun KAFİR OLDUĞUNU BİLİYORUZ; yemeğinden yemek, ağacından FAYDALANMAK
İÇİN ONUNLA ARKADAŞLIK YAPIYORUZ." Allah'ın gazabı gelince, Deccal'le birlikte hepsine gelecektir.18
Kuran ahlakına ve Peygamberimiz (sav)'in sünnete uyan
salih müminler ise, Deccal'in tüm bu oyunlarına karşı bilinçlidirler ve imanlarının nuruyla Deccal'in
hilelerini fark eder, bunlara aldanmazlar. Mesih Deccal'in şiddetine ve kanlı terörüne karşı tüm insanları
uyarmak ve bilinçlendirmek vicdan sahipleri için bir görevdir.
Deccal'in Gizli Ordusu: Masonluk
Peygamberimiz (sav), Deccal'in gizlilik içinde hareket edeceğine
işaret etmiştir:
Deccal yola çıkıp ilk defa Dımşk şehrinin
doğuya bakan kapısının yanına gelecek... ARANACAK, FAKAT
YAKALANMAYACAK... Sonra Kisve nehrinin sularının yanında görülecek... ARANACAK, NE TARAFA GİTTİĞİ
BİLİNMEYECEK...19
Hadis-i şerifte, "Deccal'in aranacağının,
ancak bulunamayacağının" bildirilmiş olması, gizli olarak hareket edeceğine işaret etmektedir.
() Deccal, açık olarak ortaya çıkacağı dönem gelinceye kadar fazla dikkat çekmeden, insanları ajite
etmeden, yavaş ve derinden faaliyet gösterecektir. Bu dönem boyunca, Deccal ve taraftarları için gizlilik esas olacak,
bu amaçla gizli teşkilatların desteğini alacaktır. Bu gizliliğin bir gereği olarak Deccal, derin
devletler oluşturup onların başına geçecek, adeta "görünmez bir g" gibi hareket edecektir. Bu sayede sinsi
bir şekilde bozgunculuğu organize edecektir. () Bediüzzaman Said Nursi de Deccal'in masonluk gibi gizli teşkilatların
desteğini alacağına dikkat çekmiştir:
... DECCAL... MASONLARIN KOMİTELERİNİ ALDATIP
MÜZAHERETLERİNİ (korumasını, desteğini) kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir...20
Üstad'ın da belirttiği gibi Deccal, dünya masonluğunu
bir nevi gizli ordusu olarak kullanacaktır. Bu gizli teşkilatın toplantılarında, Deccal'in önderliğinde
Müslümanların aleyhinde gizli kararlar alınıp, uygulamaya konulacaktır. Nitekim, dünyanın farklı
kşelerinde Müslümanları hedef alan baskının, zorun ve saldırıların birbiriyle benzerliği
herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu, söz konusu eylemlerin tek merkezden yönlendirildiğinin önemli bir delilidir.
Bediüzzaman Said Nursi, Deccal'in İslam dünyasını
baskı altına alacağını, salih Müslümanlara zor ve çetin günler yaşatacağını sözlerinde
bildirmiştir:
... DECCAL GİBİ nifak (ikiyüzlülük) ve zındıka
(küfür) başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları (zarar veren müthiş şahısları)
... beşerin hırs ve şikakından (iki yüzlülüğünden) istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri
(insanları) herc-ü merc (darmadağın) eder ve koca ALEM-İ İSLAMI ESARET ALTINA
ALIR.21
Üstad'ın açıklamalarından anlaşıldığı
üzere, Deccal, iman etmeyenleri ve münafıkları Müslümanların aleyhinde birleştirecek ve onların önderliğini
yapacaktır. İnsanları haktan uzaklaştırmak için de, bu tür insanların hırslarından
ve iki yüzlülüklerinden faydalanacaktır. Bu yolla kargaşa ve fitnelere neden olacaktır.
Mucizatlı Bir Peygamber Olan
Hz. İsa, Tüm Ahir Zaman
Fitnelerini Yok Edecektir
Peygamber Efendimiz (sav), başta Mesih Deccal'in fitnesi
olmak üzere, tüm ahir zaman fitnelerinin Hz. İsa vesilesiyle yok edileceğini müjdelemiştir.
Hadislerde haber verildiği gibi, Hz. İsa yeniden
yeryüzüne dönecek, Beytü'l Makdis'te Deccal'le karşılacak ve Deccal, Hz. İsa'yı görünce "tuzun suda erimesi
gibi" yok olacaktır. Hz. İsa'nın "nefesi dahi" Deccal'in fitnesinin yok edilmesine yetecektir:
şte o sırada Allah'ın dşmanı olan
DECCAL MESİH, HZ. İSA'YI GÖRÜNCE TUZUN SUDA ERİMESİ GİBİ ERİR GİDER..22
... DECCAL ORTALIĞA FİTNE SAÇARKEN Cenabı
Hak, MESİH MERYEM OĞLU İSA'YI gönderir... NEFESİNİ İDRAK EDEN her kafir mutlaka yok olur. İsa
(a.s) Deccal ile Lüdd kapısında (Beytül Makdis'e (Mescid-i Aksa) yakın bir belde) karşılaşır
ve ONU YOK EDER.23
Bediüzzaman ise Deccal'in hile ve aldatmacalarının,
insanları etkisi altına alan yalanlarının, Hz. İsa vesilesiyle nasıl ortadan kaldırılacağını
şöyle açıklamaktadır:
Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidraci (yalancı
mucize) harikalarıyla kendini muhafaza eden (koruyan) ve herkesi teshir eden (büyüleyip etkisi altına alan) o dehşetli
Deccal'i yok edebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak HARİKA VE MUCİZATLI VE UMUMUN MAKBULÜ (kabul
ettiği) Bir ZAT OLABİLİR Kİ, o zat, en ziyade alakadar ve ekser (tüm) insanların peygamberi olan
Hz. İsa Aleyhisselam'dır.24
Üstad'ın da belirttiği gibi, Deccal birtakım
yalan mucizelerle insanları kandırdığı, şeytanların desteğiyle hareket ettiği
ve bazı olağanüstü işler yaptığı için, Deccal'in yenilmesi ancak Rabbimiz'in çeşitli mucizeler
bahşettiği kutlu peygamberi Hz. İsa vesilesiyle olacaktır. Hz. İsa'nın Deccal'in fitnesini yok
etmesi, Allah'ın izniyle, çok hızlı ve kolay olacaktır. ()
Hz. İsa vesilesiyle, Mesih Deccal'in ve tüm ahir zaman
fitnelerinin tam anlamıyla ortadan kaldırılmasıyla yeryüzü barş, adalet, huzur ve güvenle dolacaktır.
Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelmeyeceği yanılgısına kapılmş olanlar da hiç şüphesiz
bu durum karşısında büyük bir mahcubiyet yaşayacaklardır. Bu kimseler, Hz. İsa'nın gelişinin
ne kadar hikmetli olduğunu ve kilitlenmiş konuların bu vesileyle ne kadar kolay çözüldüğünü görerek hem
sevinecek hem de geçmişte söyledikleri nedeniyle pişmanlık duyacaklardır.
Allah, yazmştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim
ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)
BU BÖLGENİN ALTI DECCAL İÇİN Mİ
HAZIRLANIYOR ?
Hadislerde Hz. İsa'nın, Deccal'i Beytü'l Makdis
yakınlarında yok edeceği haber verilmektedir:
... Müteakiben Hz. İsa, DECCAL'İ ARAR ve nihayet
BEYTÜ'L MAKDİS'E (MESCİD-İ AKSA) YAKIN BİR YER olan Bab-ü Lüdd (Lüdd Kapısı) denilen mevkide
yetişerek, ONU YOK EDER.1
İsa (a.s) Deccal ile Lüdd kapısında (BEYTÜ'L
MAKDİS'E YAKIN BİR BELDE) karşılaşır ve onu yok eder.2
Bu hadislerde haber verildiği gibi, Hz. İsa'nın
Deccal'i araması, Deccal'in saklanacağının açık göstergesidir. () Yine bu hadislere göre, Deccal
Beytü'l Makdis yakınlarında bulunacaktır. Beytü'l Makdis, şu anki Mescid-i Aksa'nın da içinde olduğu
Harem-i Şerif'in bulunduğu kutsal alana verilen addır. Bu da Deccal'in faaliyet merkezinin Mescid-i Aksa ve
çevresinde olacağına işaret etmektedir. ()
Bir başka hadise göre Deccal, kayalık bir mevkiden
çıkacaktır. 3
Nitekim Kudüs'teki Harem-i Şerif bölgesinin altı
kayalık bir yapıdadır. Peygamberimiz (sav)'in üzerine basarak miraca yükseldiği, sonradan üzerine Kubbet-üs
Sahra'nın inşa edildiği kutsal kaya Hacer-i Muallak da burada bulunmaktadır. Hadiste bildirilen kayalık
bölgenin, Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa'nın bulunduğu Harem-i Şerif olması ve Deccal'in burada saklanıyor
olması muhtemeldir. ()
Arazinin kayalık olması, Mescid-i Aksa'nın
altında istenilen şekilde alanlar oluşturulmasını sağlamaktadır. Bilindiği gibi, Mescid-i
Aksa'nın altında 1990'ların ortasından itibaren sürekli kazı çalşmaları yapılmaktadır.
Mescid-i Aksa'nın bulunduğu alan, Yahudilerin de geçmişte Hz. Süleyman'ın mabedinin bulunduğunu öne
sürdükleri yerdir. Yahudilerin inancına göre, Hz. Süleyman'ın mabedi kıyametten önce Mesih geldiğinde
yeniden inşa edilecektir. Deccal'in, bazı Yahudilerin inançlarını suistimal edip Hz. Süleyman'ın
mabedini yeniden inşa edeceğini söyleyerek burada gizli bir mabed kurmuş olması kuvvetle muhtemeldir.
Ancak bu geçici bir durumdur.
Asıl hedefiyse, Mescid-i Aksa'yı yıkıp,
sonra da sözde kendi İlahlığını (Allah'ı tenzih ederiz) ilan etmektir. ()
1. Sahih-i Müslim, c. 4/2251-2255; İmam Şarani,
Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, sf. 491
2. Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör,
Pamuk Yayınları, İstanbul, s. 104
3. Sünen-i İbni Mace; İmam Şarani, Ölüm,
Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, sf. 493-494
DECCALDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ
İnsanları büyük bir fitneye sürükleyeceği
bildirilen Mesih Deccalden korunmak, elbette ancak halis iman sahiplerine nasip olacaktır. Her dönemde olması gerektiği
gibi bu dönemde de, Allaha gönülden bağlı Müslümanların birlik içinde olmaları ve Allahın emri olan
güzel ahlakı eksiksiz yaşamaları gerekmektedir. Yüce Allah bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirmektedir:
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin
arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi müminler
kardeştirler. Ancak müminlerin kardeşliği, beraberinde son derece özverili bir ruh halini gerektiren bir kardeşliktir.
Bu nedenle Müminler, birbirlerine son derece dşkün, kardeşinin nefsini her an ve her koşulda kendi nefsinin
önünde tutan bir yapıda olmalıdırlar.
Müminler birbirlerini Allah rızası için sevmeli,
birbirlerini koruyup gözetmelidirler. Elbette karşılarında Deccal gibi büyük bir fitne varken de, müminlerin,
birbirlerinin eksik yönlerini araştırmayıp, küçük ayrıntılar için muhalefet etmemeleri gerekir. Kuran
ahlakına uygun olan, birbirlerini kucaklamalarıdır. Müminlerin arasında kırgınlık olmaması,
eğer varsa tüm ayrılıkların giderilmesi ve bunların yerine sıcak ve candan bir ortamın
oluşturulması en güzel tavır olacaktır. Ayrıca diyaloglarda karşılıklı hüsn-ü
zan ve yardımlaşma olmalı, rekabetin ve üstünlük iddialarının doğuracağı ayrılıklar
ve her türlü olumsuzluk yok edilmelidir. Müminler birbirlerine alabildiğine sevgi göstermeli, muhalefeti bir kenara bırakıp
gerçek kardeşliğe ulaşmaya gayret etmelidirler. Ayrıca iman edenler kimseyi dşlamadan, her
insana onu kazanmak, iyiye, doğruya yöneltmek için yaklaşmalı; devletine, ordusuna ve tüm milletine sahip çıkmalıdırlar.
Müminler bu sayede, Deccal fitnesine karşı dimdik ayakta durabilecek bir yapı sergileyebilirler.
Müslümanlar, Yüce Rabbimizin emri olan güçlü bir dayanşmayı
gerçekleştirdiklerinde, dünyada meydana gelebilecek fitne ve bozgunculuğu da engellemiş olacaklardır.
Allah bu durumu Kuranda şöyle bildirmektedir:
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer
siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk
(fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
Önemli başka bir nokta ise; -içinde bulunduğumuz
devir olan- ahir zamanda, insanların Kuran ahlakını eksiksiz yaşamaları ve inançlarının
kuvvetlendirilmesidir. Kuranın mucizeleri ve iman hakikatlerinden mahrum olmuş bir birey veya toplum cahil olarak
adledilir. Allahın gücünü gerektiği gibi tanıyıp takdir edemeyen
bir insanda bu bilgilere sahip olmamanın önemli bir etkisi vardır. Dolayısıyla Kuran mucizeleri ve iman
hakikatlerine dair kitapların okunması, internet sitelerinin takip edilmesi ve filmlerin seyredilmesi, bu cehaletin
önünü kesecek, insanların güçlü bir imana kavuşmasına vesile olacaktır. Allah, Kendisinden ancak alim
olanların yani Kuran ahlakını yaşayan ve Allahın yaratş delillerini bilenlerin gerektiği
gibi korkacağını Kuranda şöyle bildirmiştir:
Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'.
Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, başlayandır. (Fatır Suresi, 28)
Müminler bunları titizlikle uyguladıklarında
ve insanları da Kuran ahlakını yaşamaya teşvik ettiklerinde, Deccalin tüm dünyayı saracak fitnesine
karşı en güvenli kalkan Allahın izniyle- oluşturulmuş olacaktır. Kuranda şu şekilde
buyrulmaktadır:
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden
ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i
İmran Suresi, 104)
KAYNAKLAR:
1. Ebu Rafi'den rivayet edilmiştir; İmam Şarani,
Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 495-496
2. Suyuti, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 90
3. el Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayıncılık,
İstanbul, 2002, s. 299
4. Hutbe-i Şamiye, s. 25
5. İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve
Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 482
6. Buhari, Cilt 13 s. 6023
7. Sahih-i Müslim, Cilt 8, s. 500
8. Şualar, s. 592
9. Medineli Allame Muhammed B. Resul El- Hüseyni El Berzenci,
Kıyamet Alametleri, s. 212
10. Sünen-i İbni Mace, 4077
11. Medineli Allame Muhammed B. Resul El- Hüseyni El Berzenci,
Kıyamet Alametleri, s. 212-213
12. Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen, s. 74-75
13. Sünen-i İbni Mace, 4077
14. Sahih-i Buhari, Cilt 15, s. 6981
15. Sünen-i İbni Mace, 4077
16. Mektubat, s. 55
17. Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935);
Ebû Dâvud, Melâhim 14, (4315)
18. Nuaym b. Hammad; el Berzenci, Kıyamet Alametleri,
Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 231
19. Sahabi b. Mutemer'den rivayet edilmiştir; el Berzenci,
Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 213
20. Şualar, s. 469
21. Hizmet Rehberi, s.86
22. Sahih-i Müslim, c. 4/2221; İmam Şarani, Ölüm,
Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s.444
23. Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör,
s. 104
24. Şualar, s. 592
Peygamberimiz (sav)in hadislerine göre Deccal'in kayalık
bir mevkide saklanacağı anlaşılmaktadır. () Nitekim Kudüs'teki Harem-i Şerif bölgesinin altı
kayalık bir yapıdadır. Peygamberimiz (sav)'in üzerine basarak miraca yükseldiği, sonradan üzerine Kubbet-üs
Sahra'nın inşa
edildiği kutsal kaya
Hacer-i Muallak da burada bulunmaktadır. Hadiste
bildirilen kayalık bölgenin, Kubbet-üs
Sahra ve Mescid-i Aksa'nın bulunduğu Harem-i
Şerif olması ve Deccal'in burada saklanıyor olması muhtemeldir. ()
|
|