Sii ve Sunni( TÜRK ve KÜRT Kardestir) Asagilik Amerika , Israil,ingiltere v.b.katildir

Ana sayfa
bunlari biliyor muydunuz?
hadis ilmi ve uydurmalar
Ümmet
Cihad hükmü
Dini Bilgiler ve Fetvalar
hadisler
islami konular
Dini Sohbetler1
Dini Sohbetler2
Olüm Ve Ahiret
dini sohbetler3
mezhep imamlari ve fikih
Iran Kultur Evi
Amerika ve Siyonistler
Iman ve Insan
kiyamet alametleri
MUCIZATI ISLAMIYYE
boykot israel
dini sorular ve cevaplar

İRAN   İSLAM   CUMHURİYETİ  ,  HİZBULLAH     VE      HAMAS BİR          HİSARDIR          MUHASARA         EDİLEMEZ....
 
 

 
 EY ALLAH'IM ÖMRÜMÜZÜ AFFINLA SONA ERDİR
 
AMELİMİZİ RAHMETİNİ ANMAYA YÖNELİK KIL
 
RIZADA ULAŞMAYA YOLLARINI BİZLER İÇİN KOLAYLAŞTIR
 
VE BÜTÜN HALLERİMİZDE AMELİMİZİ GÜZELLEŞTİR.

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler

İran Askeri Törenler
 isra haber

 
 
 
if you want  to join the islamic web sites click the upper
 

 

Detaylar Ürün Takip İletişim Projeler
Adınız soyadınız :
E-mail adresiniz :
Telefon numaranız:
İl ve İlçe :
Konu :
Mesajınız :
 

Lütfen okuyun!

Bizimle iletişime geçmeden önce "Detaylar" bölümündeki bilgileri inceleyiniz. Mesaj bölümünde size ulaşabileceğimiz "E-Mail" bölümünü doğru doldurunuz. Mesajınızda "Bulunduğunuz şehir", "İstediğiniz ürün miktarı" ve "telefon numarası" da eklerseniz seviniriz.

Diğer iletişim bilgileri

Bize ulaşabileceğiniz telefon numarası:
0534 946 69 91 (Safa Aldemir)
0554 711 75 65 (Nevzat Kılınç)
0532 517 71 65 (Murat Özer)
E-Mail adresimiz:
intifadaproject@hotmail.com

Anasayfa | Hakkımızda | Referanslar | Destek | E-Mail Grubu
Copyright © İntifada Project
designed by IntifadaProject
   http://www.gazzedestek.com/

 
          http://www.radyo7.com.tr/

 
 

Herkes Bu Fotoğrafları Konuşuyor
 
 
Alttaki fotoğrafa bakarak bunların Lübnan, İran ya da Irak’ta çekildiğini sanmayın. Bu fotoğraflar Nijerya’da bundan bir sene önce çekildi...

24/06/2008

Alttaki fotoğrafa bakarak bunların Lübnan, İran ya da Irak’ta çekildiğini sanmayın. Bu fotoğraflar Nijerya’da bundan bir sene önce çekildi. Bu resimler bir anlamda Sahra Afrika’sındaki Hizbullah ve İslam devrimin yükselişinin de göstergesi sayılıyor.

Bu resimlerin ilginç de bir hikayesi var. Middle East Times tarafından basılana kadar (ki onlar da nereden geldiğini bilmiyorlardı) bu resimler sürgündeki Lübnanlılar arasındaki e-postalarda gizli kaldı. Ta ki, France24’ün Nijerya uzmanı Hasan Souley gözlemcisinin bundan bir yıl kadar önce 30 Ağustos’ta Nijerya’nın Zaria şehrinde Mehdi’nin ölümünün anılma törenlerinde çekildiklerini söylene kadar.

Fransa’nın Poitiers Üniversitesi’nde Nijer ve Nijerya’daki İslami uyanış üzerine araştırmalar yapan Souley, bu tür törenlerin 80’lerdeki dikta rejimlerinin yasaklarının kalktığı ve demokrasinin tesis edildiği 1992’den beri yapıldığını söylüyor.

Silahsız hareket

Souley’e göre, Nijerya’daki Şii hareketin en ilginç yönü İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullah’ından alınan sembolizmin uğradığı değişim. Souley’in tespiti ise şöyle:

“İnsanların ellerinde Hasan Nasrallah’ın ya da Hameney’in resimlerine taşıdığına bakarak, Nijerya Şiileriyle Orta Doğu’yla ilintili olduğunu söylenemez. Ben buradakine, “Tropik Şiilik” adını veriyorum. Çünkü buradaki insanlar silahsız. Nijerya hükümeti asla buna izin vermez. Hükümet sadece, “Müslüman Kardeşler”e özel üniforma (muhtemelen Çin malı) giymelerine ve istedikleri bayrak, sembol ya da posterleri taşımalarına izin verir.”

Sayıları 2 milyona yaklaşan Nijerya’ya özgü bu Şii hareketi tamamıyla silahsız ve sadece yardımlarla ayakta kalıyor. “Ülke dışından yardım almalarının imkansız zira hükümet para transferini sıkı kontrol ediyor” diyen Souley’e göre, Lübnan etkisi de yok derece az çünkü “ülke dışında yaşayan Lübnanlıların ekserisi Hıristiyan”.

Sahra Afrika’sında ideolojinin arkasında, diktatörlük sırasında hapishanelerde yatan ve İran’da uzun zaman geçiren Şeyh Zakzaki bulunuyor.

Haber Merkezi / TIMETURK

 

Nijerya'daki Hizbullah yanlısı İslami hareketin lideri Şeyh Muallim Zekzeki


 
Bazı Alevi dernekleri siyonizmin uşağı
Kamuoyunda tartışma konusu olan ve bazı Alevi örgütlerinin tepki gösterdiği Bilkent Otel’deki Alevi iftarını...
15 Ocak 2008 / 08:00
Kamuoyunda tartışma konusu olan ve bazı Alevi örgütlerinin tepki gösterdiği Bilkent Otel’deki Alevi iftarını Vakit’e değerlendiren Karacaahmet Dergâhı Başkanı ve Alevi Dedesi Muharrem Ercan, iftara, hükümete tepki için değil, organizasyon lüks bir mekânda yapıldığı için katılmadıklarını açıkladı.

Karacaahmet Dergâhı Dedesi Ercan, iftarın Alevilere hayırlı uğurlu olmasını temenni ederken, “Biz güzel oluşumlardan yanayız. Bu Başbakan da Cumhurbaşkanı da hepimizin.” diyerek hükümetin Alevi açılımına sıcak baktıklarını ifade etti.
AYRIŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR SİYONİST
Alevi Dedesi Muharrem Ercan, özellikle hükümetin Alevi açılımlarının bazı kesimleri rahatsız ettiğine dikkat çekerek, “Şimdi birlik ve beraberlik zamanı” dedi. Türkiye’de Alevi-Sünni ayrımının siyonizmin bir filmi olduğunu belirten Ercan, “Allah bir, Kur’an bir, Muhammed Mustafa bir. Var mı ayrı olan bir şey? Aleviliğe İslâm dışı diyenleri asla kabul etmiyoruz, bunu iddia edenler siyonizmin esiri olanlardır” dedi.
MİSYONERLER ALEVİLERİ İSLÂM DIŞI GÖSTERİYOR
Alevilerin Türkiye’de yıllardır bazı çevrelerin arka bahçesi olarak görüldüğünü ifade eden Ercan, misyonerlerin Alevileri İslâm dışı göstererek asimile ettiğini söyledi. Özellikle İstanbul’da mahalle aralarında bile misyonerlerin faaliyet gösterdiğini belirten Ercan şöyle devam etti: “Mahalle aralarında bile misyonerler çocuklarımızı Müslümanlıktan soğutmak için faaliyetler gösteriyor. Siyonizmin uşağı olan misyonerler Alevi-Sünni demeden Müslüman evlatlarını Hıristiyanlaştırmak için uğraşıyorlar. Bunu yaparken de özellikle Aleviliği İslâm’ın dışında göstererek Alevileri sapkınlığa teşvik ediyorlar. Benim tanıdığım birçok Alevi, misyonerlerin tuzağına düşerek Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçti. Misyonerler, Alevilik İslâm dışıdır söylemleri ve Alisiz Alevilik fikri ile bizim toplumumuzu İslâmiyet’ten uzaklaştırıyor. Şimdi bunların karşısında durma zamandır.”

vakit

 
"Şii-Sunni İhtilafı İthal Malıdır"
İran cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad öz İslam'ın gerçek ve mantığının Amerika'da tanıtılmasının zaruri olduğuna vurgu yaparak...
24 Aralık 2007 / 15:18

İran cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad öz İslam'ın gerçek ve mantığının Amerika'da tanıtılmasının zaruri olduğuna vurgu yaparak Şii Sünni ihtilaflarının ithal konular olduğunu, çünkü İslam'ın tek bir hakikati söz konusu olduğunu ve içinde tek bir Allah, tek bir Kuran'ı Kerim ve tek bir peygamber bulunduğunu söyledi.

Amerikalı Müslümanlardan bir heyetle görüşen İran cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Mina vakfesi sırasında yaptığı açıklamada müstekbir cephenin sürekli kendi sorunlarını İslam dünyasının içine taşıdığını kaydetti.
Ahmedinejad açıklamasını şöyle sürdürdü: Amerika muktedir, sorumlu bir Irak ve sonuçta birlik içinde bir İslam dünyası istemiyor. Dünya istikbarı İslam dünyasının çeşitli bölümlerini işgal ederek oraların anayasalarını mezhepler ve etnik yapılar arasındaki ihtilaflar üzerine yazdırıyor. Bunun örneğini Bosna ve Lübnan'da gördük ve şimdi de Irak ve Sudan'da aynı senaryolar uygulanmaya çalışılıyor.
İslam düşmanlarının varlığının siyonizmle bütünleştiğini vurgulayan cumhurbaşkanı Ahmedinejad, siyonizmin İslam düşmanlarının ortak noktası olduğunu ve Siyonistlerin hesabının Yahudilerden ayrı tutulması gerektiğini kaydetti.

İslam dünyasının bu gün çok önemli bir görevi bulunduğunu hatırlatan cumhurbaşkanı Ahmedinejad günümüzde Marksizm'in yenilgiye uğradığını ve liberal demokrasinin hatta Avrupa kıtasının göbeğinde sonuna yaklaştığını ve bu gün artık sadece öz İslam'ın beşeriyetin ihtiyaçlarını karşıladığını vurguladı.
Görüşmede Amerikalı Müslümanları temsil eden heyet de bu ülkedeki Müslümanların durumundan bir rapor sunarak İslam dininin dünya barışı ve adaletin sağlanması üzerindeki etkisine vurgu yaptı.

 
 İSLAM DİNİNE YÜCE KUR'ANA VE S.A.V. EFENDİMİZE KARŞI YÜRÜTÜLEN SALDIRILARI ŞİDDETLE VE LANETLE KINIYORUZ...

 

"İran'la Birlikte Amerika'yı Yeneceğiz!"

03 Temmuz 2007
Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ülkesiyle İran’a arasında gelişen ilişkilere değinerek “dayanışmamızla ABD emperyalizmini yeneceğiz” dedi.   

İran’da Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la ve İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei ile görüşen Chavez, çeşitli temel atma törenlerine katıldı. İran’la Venezüella arasında ortak petrol şirketi kurulmasını da öngören çeşitli anlaşmaların imzalandığı ziyarette iki ülke devlet başkanları ortak bir basın toplantısı düzenledi.

İrna haber ajansının bildirdiğine göre İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad dünyanın birçok bölgesinde özellikle Latin Amerika ülkelerinde anti-emperyalist dalganın çok güçlü olduğunu, dünya emperyalistlerinin temellerinin sarsıldığını ve direnişli zafere ulaşılacağını söyledi.

Ahmedinejad Tahran’da Venezüella Cumhurbaşkanı Hugo Chavez ile görüşmesinde İran’ın bağımsız ülkelerle ilişkililerini geliştirmek istediğine değinerek, İran ve Venezüella arasında gelişen işbirliğinin bağımsız Latin Amerika ülkeleriyle de ilişkilerin gelişmesine zemin hazırlayacağını belirtti.

Ahmedinejad bağımsız özgürlükçü ülkelerin işbirliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesinin zorunlu olduğuna değinerek, Latin Amerika ülkelerinin önemli potansiyellere sahip olduğunu, kurulacak ortak ticaret şirketi, sanayi ve ticaret fuarları, ortak yatırım fonu gibi girişimlerle Latin Amerika ülkeleri ve diğer ülkelerle işbirliğinin geliştirilebileceğini vurguladı.

Chavez de bu görüşmede Latin Amerika ülkelerindeki son durumu anlatarak, İran ve Venezüella gibi bağımsız ülkelerin işbirliğinin emperyalizmin kırılması ve halkların kurtuluşu için önemli rol oynadığını söyledi. Chavez bağımsız Latin Amerika ülkelerinin birbirleriyle işbirliğine değinerek, Latin Amerika ülkelerinin İran’ın çeşitli alanlarda elde ettiği deneyimlerden gelişme ve ilerleme yolunda yararlanabileceğini belirtti.

Fars haber ajansının bildirdiğine göre ise İran’a 6 yıl içerisinde 8 ziyarette bulunduğunu belirten Chavez, bunun sayının iki ülke arasındaki derin ilişkiler düşünüldüğünde az olduğunu söyledi. İran İslam Devrimi’nin kaynağını İslam Peygamberi’nden ve İran’ın köklü kültüründen aldığını belirten Chavez, İran’ın zenginliklerin sahip olduğu maddi servetin çok ötesinde olduğunu ifade etti.

İran’ın köklü bir tarihe ve medeniyete sahip olduğunu, birçok bilim adamı, filozof ve sanatçı yetiştirdiğini belirten Hugo Chavez, “ABD emperyalizmi tüm bu zenginlikleri görmezden gelerek İran’da bir avuç vahşinin yaşadığı imajını vermeye çalışmaktadır; halbuki asıl vahşiler ve barbarlar Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atom bombaları atanlardır” dedi.

ABD’ye ve Batı’ya yönelik eleştirilerini günümüze ilişkin örneklerle de arttıran Chavez, “Barbarlar, Irak’a saldırıp Irak halkını bu duruma getirenlerdir. Barbarlar, mazlum Filistin halkına savaş dayatanlardır.  Barbarlar, Amerika’ya gelip bizim kültürümüzü ve medeniyetimizi yok edenlerdir. Barbarlar Latin Amerika’daki binlerce yıllık İnka Maya ve Aztek kültürünü ve medeniyetini yok edenlerdir” dedi.

“Manevi bir ruh peşinde olanları İran’a davet ediyorum” diyen Chavez, İran’ın sahip olduğu manevi zenginlikle Avrupa ve Batı değerlerine karşı değerler yarattığını belirterek “bu ilerleme sermaye biriktirme politikasına karşıdır; çünkü İslam medeniyeti, bencil ve kapitalist Batı medeniyetinden farklıdır” dedi.

İran’la Venezüella arasındaki ilişkilerin tesadüfi olmadığını da belirten Chavez, “Güney Amerika’da yeni bir medeniyet şekillenmektedir. Biz de özümüze ve köklerimize dönüyoruz, biz önceki geleneksel değerlerimize dönme peşindeyiz. Bu ne Avrupa değerleridir ne de kuzey Amerika değerleridir. Bu, yoksulların özgürlüğü için çalışan antiemperyalist ve devrimci Hz. Mesih’e imandan neşet etmektedir. Devrimci Venezüella’nın gücü buradan gelmektedir.” dedi.

Konuşmasının sonunda İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a sarılan Chavez, “İşte bu dayanışmanın korkusundandır ki İran’a geldiğimde şeytan rahatsız olmaktadır, bizim ellerimizi birbirimize kenetlediğimizi gördüğünde şeytan kızmaktadır” dedi. 

yakındoğuhaber

 İRAN BİR HİSARDIR MUHASARA EDİLEMEZ. İSRAİL HARİTADAN SİLİNMELİDİR. AŞAGILIK AMERİKAYI AYAKLARIMIZIN ALTINA ALACAGIZ İNŞAALLAH

 
 
 
 
                                                 News from Lebanon
 

selam olsun hidayete  tabi olanlara   
 
       kürt sorununa tek çare islami bir usül ile çözüm bulunulabilir..  siyasal, sosyal ve ekonomik haklarla  ...  kürt sorunu var diye fikren ne pkk ya ne de derin devlete destek vermekten YÜCE  ALLAH  a  sıgınırız..   kavgayla ve çatışmalarla  çözüm olmaz.. hepimiz islam çatısı altında yaşamalıyız.. ırkın pek önemi yok.üstünlük takva ile olur.
 
   13- Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için siz halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Hiç şüphe yok Allah, bilendir, haber alandır.(hucurat süresi)
 
20-Sizi topraktan yaratmış bulunması, O'nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz.
21- Onda 'sükûn bulup-durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
22- Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı (farklı ve değişik) olması da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır.(rum süresi)
 
 

 

   
        www.ozgurcocukkulubu.com






                      http://www.yardimeli.org.tr

İNSAN ÖLÜNCE NELER OLUYOR OKUYUN DA GÖRÜN
     
Bedenin Ölümü (Dışarıdan Görünen Ölüm)
Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken, geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler.
Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için.
Peki öldükten sonra bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç?
Bir gün öleceksiniz. Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.
Böylece ölümü tatmaya başlayacaksınız.
Bu andan itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu "ben" dediğiniz ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle birlikte bedeninizi başka insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, "daha dün buradaydı", "dağ gibi adamdı" diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasilhaneye götürecekler. Görevli, kaskatı kesilmişolan bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikar hale gelecek. Morarmalar başlayacak.
Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa doğru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz yazılı... Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son işyapılacak. Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavaşyavaşkefeni örtecek. Biraz sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın hiçbir anlamı kalmamışolacak. Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık görüşemeyecek. Beden için var olan tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak.
Öldükten Sonra Ne Hale Geleceğinizi Hiç Düşündünüz mü?
Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı bir parçalanma sürecine girecek.
Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek bedene yayılacaklar.
Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek.
Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak.
Çürüme ilerledikçe kıllar, tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar.
Bu dışdeğişmeyle beraber, iç organlarda da (akciğer, kalp ve karaciğerde) çürüme başlayacak.
En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatacaklar ve bedenden tahammül edilmez derecede pis kokular yayılacak. (Ölü insan kokusu, dünyanın en iğrenç kokularındandır.)
Bu süre içinde kafadan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak.
Cilt ve yumuşak kısımlar tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak.
Beyin tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikler bağlantılarından ayrılacak ve iskelet dağılmaya başlayacak...
Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek.
"Ben" sandığınız bedeniniz böylelikle korkunç ve iğrenç bir şekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden söz ederken, topraktaki tüm kurtlar, böcekler ve bakteriler sizin etlerinizi kemirecekler.
Eğer bir kaza sonucunda ölür de, gömülmezseniz, o zaman çok daha feci bir manzara ortaya çıkacak. Bedeniniz, sıcak havada açıkta kalmışbir et gibi, kurtlanacak, birkaç gün içinde bir kurt yumağı haline dönüşecek. Kurtlar, son et parçasını da yiyene kadar iskeletin kıvrımları arasında dolaşacaklar.
Böylece "en güzel bir biçimde" yaratılmışolan insan hayatı, olabilecek en korkunç biçimde sona erecek.
Peki neden?
İnsan vücudunun öldükten sonra bu hale getirilmesi Allah'ın dilemesiyledir. Ve bunun çok büyük bir hikmeti vardır. İnsan, kendisinin aslında bedenden ibaret olmadığını, bedeninin yalnızca kendisine giydirilmişgeçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. İnsan, sadece bedenden ibaret olamayacağını, bedenin ötesinde onu bir araç olarak kullanan ruhun var olduğunu anlamalıdır.
Allah kendini "et ve kemikten" ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanışolduğunu kavratmak için böyle ibret verici bir son hazırlamıştır.
İnsan, bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmışgibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden toprağın altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir.
DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ
Hiç düşündünüz mü?
Neden insan sık sık temizlenmek zorundadır? Neden temizliğine, bakımına dikkat etmezse, vücudu, ağzı kokar, cildi ve saçı yağlanır? Neden terler ve bu terin kokusu son derece kötüdür?
İnsanın aksine, çicekler son derece güzel kokulara sahiptirler. Gül ya da karanfil, pis çamurlu bir toprakta yetişmelerine rağmen binlerce yıldır son derece güzel kokarlar. Ama insan, biraz dikkat etmediğinde kötü kokmaya başlar ve bunu ancak iyi bir bakımla engelleyebilir.
Neden böyle olduğunu, insanın neden bu şekilde bir eksiklikle yaratıldığını hiç düşündünüz mü? Allah'ın neden çiçekleri güzel kokulu yaparken, insan bedeninin bu şekilde acizliklerle dolu olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
İnsan yalnızca bu saydığımız özelliklerle kalmaz; yorulur, acıkır, susar, canı acır, midesi bulanır, hastalanır…
İnsanlara bunlar doğal şeylermişgibi gelir, ama bu bir aldanıştır. İnsan hiçbir zaman kötü kokmayabilir, hiçbir zaman başağrısı çekmeyebilir, hiçbir zaman hasta olmayabilirdi. Tüm bu zorluklar, "tesadüfen" oluşmuşdeğil, özel olarak yaratılmışlardır. Allah, insanı belirli bir amaç, belirli bir hikmet doğrultusunda bu şekilde yaratmıştır.
Bu amaçlardan biri; insanın aciz bir varlık, bir "kul" olduğunu anlamasıdır. Eksiksiz, mükemmel olmak Allah'ın vasfıdır, O'nun kulu olan insan ise sonsuz derecede ek******, zayıftır ve dolayısıyla O'na sonsuz derecede muhtaçtır. Allah bir ayette, konuyu çok hikmetli bir biçimde açıklar:
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a göre güç değildir. (Fatır Suresi, 15-17)
İnsanın sahip olduğu kusur ve eksikliklerin başka bir amacı ise, bu yurdun geçiciliğini hatırlatmasıdır. Çünkü söz konusu kusur ve eksiklikler, bu dünyadaki bedene mahsusturlar. Ahirette, cennet ehli yeni bir bedenle, eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yaratılacaktır. Bu dünyadaki zayıf, eksik, kusurlu beden, müminin gerçek bedeni değildir, geçici bir süre içinde kaldığı bir kalıptır.
Bundan dolayıdır ki, dünyada kusursuz bir güzellik elde edilemez. Fiziksel yönden en güzel, en çekici, en kusursuz olduğunu sandığımız bir insan da, diğer tüm insanlar gibi fiziksel ihtiyaçlarını gidermekte, terlemekte, kimi zaman ağzı kokmakta, kimi zaman yüzünde sivilce çıkmaktadır. Temiz kalabilmek için sürekli yıkanmak ve bakım yapmak zorundadır. Kimi insanın yüzü güzeldir, ama fiziği o kadar düzgün değildir. Bunun tersi de mümkündür. Kimisinin gözü güzel, fakat burnu eğri olabilir. Bu özelliklerin sonsuz varyasyonlarını sayabiliriz. Dışgörünüşolarak gerçekten kusursuz gibi görünen bir kimsede de hiç umulmadık bir hastalık, rahatsızlık ya da kusur bulunabilir.
Herşeyden önemlisi, en mükemmel görünen insan bile mutlaka yaşlanır ve ölür. Beklenmedik bir anda bir kazayla paramparça olabilir. Dünyadaki beden gibi, dünyanın bizzat kendisi de eksik, kusurlu, yetersiz ve geçicidir. Bütün çiçekler mutlaka solar, en güzel yiyecekler çürür, bozulur, kokuşur. Tüm bunlar bu dünyaya mahsus eksik ve kusurlardır. Bizlere tanınan kısa dünya hayatı da, taşıdığımız beden de Allah'ın çok kısa bir süre için verdiği geçici emanetlerdir. Sonsuz bir yaşantı ve mükemmel bir yaratılışise yalnızca ahirete mahsustur. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir. (Şura Suresi, 36)
Bir başka ayette, dünyanın gerçek mahiyeti şöyle anlatılır:
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanışolan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
Kısaca bu dünyada Allah sonsuz kudret ve bilgisinin bir göstergesi olarak birçok güzellik, sanat ve harikalık ile çok çeşitli kusur ve eksiklikleri de aynı anda yaratmaktadır. Mükemmellik ve kalıcılık bu dünyanın kanununa aykırıdır. Gelişen teknoloji de dahil olmak üzere, insan aklının düşünebileceği hiçbir şey Allah'ın bu kanununu değiştiremeyecektir. Böylece insanlar bir yandan ahireti özleyip ona kavuşmak için çabalamalı ve Allah'a gereken şükür ve takdiri göstermelidirler. Bir yandan da bunların gerçek yerinin bu geçici dünya değil, eksik ve kusurlardan arındırılmışve müminler için hazırlanmışebedi cennet hayatı olduğunu anlamalıdırlar. Kuran'da, bu gerçek çok açık bir biçimde bildirilir:
Hayır, siz dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (A'la Suresi, 16-17)
Bir başka ayette ise, "gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur" (Ankebut Suresi, 64) denir. "Asıl hayat"ımız olan ahiret ile geçici bir yurt olan dünya arasında, perde kadar ince bir sınır vardır. Ölüm, işte bu perdeyi kaldırır. Ölümle birlikte bu dünya ve bedenle olan ilişki kesilecek, yepyeni bir yaratılışla sonsuz hayata başlangıç yapılacaktır.
Ölümle birlikte başlayacak olan hayat gerçek hayattır. Eksiklik, kusur, geçicilik dünyaya ait kanunlardır. Gerçek kanunlar; kusursuzluk, ölümsüzlük, mükemmellik üzerine kuruludur. Bir başka deyişle, normal olan, bir çiçeğin hiç solmaması, bir insanın hiç kirlenmemesi, hiç yaşlanmaması, bir meyvenin hiç çürümemesidir. Asıl kanunlar, insanın her istediğinin anında gerçekleşmesini, insanın hiçbir acı ve hastalık yaşamamasını, hiçbir zaman üşümemesini, ya da terlememesini gerektirir. Ancak asıl kanunlar, asıl hayatta; geçici kanunlar da geçici olan bu dünya hayatındadır.
Asıl kanunların yurdu, yani ahiret ise çok yakındır. Allah dilediği an insanın buradaki yaş***** son verip, onu ahirete geçirebilir. Bu geçiş, bir göz açıp-kapaması kadar çabuk gerçekleşecektir. Rüyadan uyanmak gibi... Ölümle birlikte sona erecek olan dünyanın, ahirete göre ne denli kısa olduğu Kuran'da şöyle anlatılır:
Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," "Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 112-115)
Ölümle birlikte rüya sona ermişve gerçek yaşam başlamıştır. Yeryüzünde "bir gün ya da bir günün birazı kadar", hatta "bir göz çarpması" kadar kalmışolan insan, yaptıklarının hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkar. Eğer dünyada iken ölümü aklında tutmuş, Allah'a kavuşacağının bilincinde olmuşise, kurtulmayı umacaktır. Kuran'da "kitabı sağ eline verilen" bu kurtulmuşların şöyle diyeceği haber verilir:
"... Alın kitabımı okuyun. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış(anlamış)tım." (Hakka Suresi, 19-20)

kürdüm ama kürtçü degilim.. kürtçü insan benim kardeşim olamaz.
sadece  müslüman kürt benim kardeşim...  türk  degilim fakat müslüman türk benim kardeşim.. ırk'ın önemi yok... kürt sorunu var fakat  ne sosyalizm(komunizm) ile çözülür ,nede laiklik ile nede öteki ideolojilerle çözülür.  ancak islam ile çözülür... tek çare kuran ve sünnet
 
  NE PKK NE DEHAP NE TALABANİ VE NEDE BARZANİ  ASLA! KÜRT HALKINI TEMSİL EDEMEZ.. ONLAR ANCAK KENDİLERİNİ TEMSİL EDEBİLİR..     :) ONLARA DESTEK VERENLERİ
 BİZİM SEROK(SERVER ) ,ÖNDER VEYA REHBER DİYE TARİF ETTİGİMİZ TEK ÖNDER HZ MUHAMMED TİR...
  GERİSİ YALANDIR...

  ISRAEL   İS  THE  NUCLEUS  OF  ALL  EVİLS.
 
         IT HAS NO RİGHTS TO EXİST.
 
                 İMAM KHOMEİNİ
 
 
           İSRAEL MUST BE WİPED  OFF
            FROM THE WORLDS MAP
 
          PRESİDENT AHMEDİNEJAD
                
   ALL THE  DİFFİCULTİES ARE DUE TO 
    CARELESSNESS OF  THE HEADS  OF
      THE  İSLAMİC  STATES
                    İMAM KHOMEİNİ(R.A.)
 
     İT İS DİSGUSTİNG  THAT CERTAİN
      İSLAMİC NATİONS WANT  TO ESTABLİSH
        GOOD RELATİONSHİP WİTH İSRAEL
             İMAM KHOMEİNİ
 
    ANYONE WHO SİGNS A TREATY
     WHİCH RECOGNİSES  THE ENTİTY
      OF İSRAEL  MEANS HE HAS SİGNED
        THE SURRENDER OF THE MUSLİM WORLD
                           PRESİDENT AHMEDİ NEJAD
 
          
    İMAM KHOMEİNİ'S (R.A)
    MESSAGE  TO ARAB PEOPLE
       be united and rely on islam
         so that they (israel) do not
           aspire to dominate you.

 
       

 

     http://www.kudusvakfi.nl/

İran Devlet Başkanına mesaj göndermek isteyenler aşagıdaki siteye girebilirler 3 dil birdendir.
          http://www.ahmadinejad.ir/ 
   
  farsça ilahi ve marş dinlemek istiyorsanız aşagıdaki adrese girin tşk..
               http://www.rozeh.com

YÜCE KUR'AN 'A ,İSLAM DİNİNE ve S.A.V   Efendimize yapılan her türlü alçak saldırıları ve hakaretleri  şiddetle ve lanetle
kınıyoruz. 
 
         

 

MAKALELER  
SİHİR, BÜYÜ, TILSIM GERÇEKLER VE EFSANELER

Ebubekir SİFİL

İnsan kendisine bahşedilen irade ve imkanları hangi yönde kullandığına bağlı olarak; yaratılmışların zirve noktasına çıkabilir, “eşref-i mahlukât” sıfatını kazanır. Ya da alçaldıkça alçalabilir, “esfel-i sâfilîn” aşağıların aşağısı olur. İnsan rahmanî kudrete de, şeytanî vesveseye de açıktır. Bu güçlerden hangisine meylederse, kişiliği ve eylemleri o doğrultuda şekillenir, çevresine de yine o doğrultuda tesir eder. Terbiye ve tezkiye edilmemiş nefsin toplumu etkileme, nüfuz ve şöhret elde etme, insanları kontrol altında tutma ve yönlendirme gibi eğilimleri vardır. Pek çok kişide tutkuya dönüşmüş bir eğilimdir bu. Böyle kişiler bu amaçlara ulaşmak için yerine göre kaba kuvvete ve her türlü hile ve yalana başvurmaktan çekinmezler. Bazen bununla da kalmazlar, “tabiat üstü güçler” den yardım alma veya alıyormuşçasına göz boyama yöntemlerini de kullanırlar. Yani büyüye, sihre başvururlar. Tarihin çok eski zamanlarından bu yana hep var olan, bilim ve teknolojinin kutsandığı çağımızda ise terk edilmek şöyle dursun, yeni görünümlerle yoğunlaşıp yaygınlaşan sihir ve büyü gerçekte var mıdır, etkisi nedir, nasıl korunulur? Sihir ve büyünün çağrışım alanına giren diğer konular ve bunların mahiyeti nedir? Sihir ve büyü kavramları söz konusu olduğunda, bunlarla ilişkili pek çok başka konu da akla gelir. Fal, kehanet, astroloji gibi halen moda olan konular sihir ve büyünün çağrışım alanı içinde yer almakla birlikte, biz bunları daha sonraki bir yazının konusunu teşkil etmek üzere şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Burada yalnızca sihir, büyü, tılsım ve nazar üzerinde duracak ve bunlardan korunma ve kurtulma yolları hakkında doğru bilgileri sunmaya çalışacağız. Tarihin kötü alışkanlığı İnsanın mahiyetini bilmediği şeylere belli bir kuşku ve tereddüt ile yaklaşması son derece tabiîdir. Güç yetiremediğimiz kişilerin tasallutuna maruz kalmak elbette kolay kabullenilecek bir durum değildir. Bir de tabiat üstü varlıklarla ilişkili olduğu söylenen, dolayısıyla baş edilmesi çok daha zor olan güçler söz konusu olursa, iş daha da endişe verici boyutlara tırmanmakta, zayıf tabiatlı insanlar böyle durumlarda kolaylıkla teslim alınabilmektedir. Yahudilik, Hıristiyanlık gibi semavî kökenli olduğu halde sonradan dejenere edilmiş dinlerde de, Hinduizm, Budizm, Şintoizm… gibi beşer mahsulü inanç sistemlerinde de, nihayet biricik Hak Din olan İslâm’da da büyü, sihir, tılsım gibi kavramlar önemli bir yer tutmuştur. Bilindiği gibi, Efendimiz s.a.v. Tevhid’i tebliğ etmeye başladığı zamanlarda putperest Mekke toplumunun ileri gelenleri tarafından “büyü/sihir yapmak” la itham edilmişti (Bkz. Sâd Suresi, 4; Zâriyât Suresi, 52). Bu durum, İslâm’dan önceki Arap toplumunda da büyünün/sihrin bilindiğini ve ona inanıldığını göstermektedir. Hatta Felak Suresi’nde Efendimiz s.a.v.’e hitaben, “düğümlere üfleyenlerin şerrinden” Allah’a sığınılmasının emir ve tavsiye buyurulması, o dönemde, iplere düğüm atarken birtakım şeyler söyleyerek düğümlere üflemek suretiyle sihir/büyü yapıldığını açık bir şekilde göstermektedir. Bunlar ve çağrışım alanlarında bulunan diğer kavramlar, toplumumuzda genellikle söylentiden ileri geçmeyen şeylere dayanıldığı ve haklarında sahih bilgi edinilemediği için halk tarafından çoğu zaman birbirinden ayırt edilememekte, hakikatine inanılması gerekenlerle, hiçbir hakikati olmayanlar birbirine karıştırılabilmektedir. Oysa bu konu, itikadî sahaya girdiği için son derece önemlidir ve itikadî sahanın hassasiyetinin farkında olan her mümin bu meseleler hakkında doğru bilgi edinmek durumundadır. Dolayısıyla bizim toplumumuzda da diğer toplumlarda da güncelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen bu kavramların tarifi ve hakikati doğru bir şekilde öğrenilmelidir. Büyü ve büyücülük Büyü, tabiat üstü gizli güçlerle ilişki kurularak yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı nesneler kullanılarak fayda veya zarar vermek yahut korunmak maksadıyla yapılan işler diye tarif edilir (TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/501). “Sebebi gizli olan, hakikatinin aksine tahayyül edilen, göz boyama ve aldatma tarzında yapılan şeyler” (Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, 3/205) diye tarif edilen “sihir” ile aynı anlamda kullanılsa da, büyü ve sihir kelimeleri, dilimizde farklı anlam sahalarına sahiptir. Mesela “büyücü” kelimesi, yukarıdaki tarife giren işlerle, tabiat ötesi güçlerle ilişki kurarak, yani büyü yaparak iştigal ettiğine inanılan kimseler hakkında kullanılırken, “sihirbaz” kelimesi daha ziyade el çabukluğu ile gözbağcılık yapan kimseler hakkında kullanılır. Büyücü, kullandığı materyaller üzerine birtakım şeyler yazmak, okumak ve onları belli tarzlarda kullanmak suretiyle diğer insanlara fayda veya zarar verirken, sihirbaz daha ziyade eğlence maksatlı olmak üzere şaşırtıcı gösteriler yapar. İslâm alimleri büyünün/sihrin birçok çeşidini zikretmiş, Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr’inde bunları 8 grupta toplamıştır (3/206 vd.). Bunları iki başlıkta toplayan Elmalılı şöyle der: “Bütün bu kısımlar, esaslı iki kısma raci olur. Birisi sırf yalan, uydurma ve kandırmadan ibaret olan söz veya fiil ile tesir icra eden sihir, diğeri az çok bir hakikati suiistimal ederek ortaya konan sihirdir. Sihrin bütün mahiyeti, hayali hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir bırakmaktan ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı sırf hayal ve vehmettirmek, diğer bir kısmı da bazı hakikat ile karışıktır. Binaenaleyh her sihrin tesirden büsbütün uzak olduğunu iddia etmemelidir.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/445) Büyü ve sihrin gerçekliği ve hükmü Kur’an ve Sünnet’e baktığımızda, büyünün/sihrin gerçek olduğunu görüyoruz. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Oysa Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, fakat o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi; “Biz ancak ve ancak imtihan için gönderildik; sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bilselerdi, uğruna kendilerini sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.” (Bakara, 102) Bu ayet üzerinde geniş bir şekilde duran müfessirlerin söyledikleri kısaca şudur: Ehl-i Kitap’tan bir taife (Yahudiler), Tevrat’ı bir kenara bırakarak Hz. Süleyman a.s.’ın hükümranlığı ve devleti aleyhine insan ve cin şeytanlarının yaptığı işlere ve okuduğu efsun ve efsane kitaplarına uydular. Bunlar, meydana gelmiş ve gelecek olaylar hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım malumatlar edinip, bire yüz yalan katarak kâhinler vasıtasıyla gizlice yayarlardı. Zaman içinde kâhinler, kendilerine haber verilen şeyleri tedvin edip kitap haline getirdiler. Etrafa yaydıkları azı gerçek çoğu yalan efsaneler ve uydurdukları tezvirat zaman içinde türlü siyasî ve sosyal entrikalara yol açmış, Hz. Süleyman a.s.’ın hükümranlığı geçici bir süre sarsıntıya uğramıştı. Ancak Hz. Süleyman a.s., Allah Tealâ’nın yardım ve lütfuyla bu insan ve cin şeytanlarına galip geldi ve onları buyruğu altına alarak çeşitli işlerde istihdam etti. Nihayet eceli gelip vefat edince sihir/büyü kitapları tekrar tedavüle kondu ve hatta Hz. Süleyman a.s.’ın da devleti sihir/büyü ile idare ettiği yalanını yaydılar. İşte bu insan ve cin şeytanları bir taraftan kendi elleriyle yazıp tedvin ettikleri sihirleri, diğer taraftan da (muhtemelen I. Sürgün döneminde, milattan önce 721 ve 586 yıllarında iki grup olarak sürgün edildikleri) Babil’de Harut ve Marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri de öğrenerek halka aktarıyor, böylece küfür işliyorlardı. Büyüyü melekler mi öğretti? Söz buraya gelmişken, öteden beri tartışma konusu yapılmış olan bir meseleye kısaca değinelim: Yukarıda mealini verdiğimiz ayete sathî bir nazarla bakanlar, sanki Harut ve Marut isimli meleklerin insanlara sihir/büyü öğrettikleri ve insanların da onlardan öğrendikleri büyüyle koca ile karısının arasını ayırdığını söylemişlerdir. Kur’an’ın ifadesinden anlaşılan odur ki, adı geçen iki meleğe indirilen şey bizzat sihir/büyü değildi. Söz konusu şeytanlar, o iki meleğe indirilen hakikatleri, küfür vesilesi olan sihir için öğrenmiş ve o yolda kullanmışlardır. Bir diğer ifadeyle, o iki melek insanlara bizzat sihir/büyü öğretmiş değildir. Onların yaptığı, sihir/büyü amacıyla kullanılmaya müsait bir ilmi öğretmek ve bunu yaparken de şu uyarıda bulunmaktır: “Bizim öğrettiğimiz bu bilgiler, hayır yolunda da şer yolunda da kullanılmaya elverişlidir. Sakın bu ilimleri suistimal ederek büyü/sihir yapıp da kâfir olmayın.” Hz. Musa a.s.’ın, asasını emr-i ilahî ile yere atmak suretiyle Firavun’un büyücülerinin büyü ile yılana dönüşen değnek ve iplerini birer birer yutması (A’raf, 115-117; Tâhâ, 66-70) da Firavun zamanında Mısır’da büyü yapıldığını göstermektedir. Hadis-i şeriflerde büyü Sünnet’te de büyü/sihir çokça zikredilmiştir. En önemlisi de, bizzat Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e bir Yahudi tarafından büyü/sihir yapılmış olmasıdır. (Buharî) Hicretin 7. senesinde Efendimiz s.a.v. Hudeybiye’den döndükten sonra Lebîd b. A’sem isimli bir yahudi tarafından kendisine büyü yapılmış, büyünün etkisiyle Efendimiz s.a.v., yapmadığı bazı şeyleri yaptığını zannetmiştir. Rivayetlere göre 6 ay sürdüğü anlaşılan büyünün etkisinden Allah’ın izniyle kurtulmuş, iki meleğin (bir rivayete göre Cebrail ve Mikâil a.s.’ın) bildirmesiyle büyüde kullanılan tarak ve saç telinin atıldığı kuyuyu bularak kapattırmıştır. Bu vesileyle belirtelim ki, bu büyü, vahyin tebliği ve dinî işlerin tedviri konusunda değil, tamamen dünyevî işlerde Efendimiz s.a.v.’i kısmen etkilemiştir. O’nun, bu büyünün tesiriyle peygamberlik görevine halel getirecek en küçük bir değişiklik yaşadığına dair hiçbir işaret yoktur. Kaldı ki Kur’an, O’nun peygamberlik görevini yerine getirirken devamlı surette koruma altında olduğunu bildirmiştir. (Maide, 67) Keza Efendimiz s.a.v’in pak eşlerinden Hz. Hafsa r.anha’ya bir cariyesi tarafından büyü yapıldığı, bu sebeple cariyenin ölüm cezasına çarptırıldığı rivayet edimiştir. (Muvatta) Sihir/büyünün hakikati sebebiyle Efendimiz s.a.v., “helâk edici” olarak nitelendirdiği 7 şeyden bizleri sakındırırken, bunlar arasında büyü/sihir yapmayı ve yaptırmayı da zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Helak edici yedi şeyden sakının.” Sahabe bu 7 şeyin neler olduğunu sorunca şöyle buyurmuştur: “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum esnasında savaştan kaçmak ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu kadınlara zina iftirası atmak...” (Buharî, Müslim, Ebu Davud) Büyü/sihir konusundaki hadislere daha fazla örnek zikretmek mümkün ise de, biz bu kadarla yetinelim. Tılsım nedir? Tılsım: Semavî birtakım güçlerin, arzî güçlerle birleşerek garip, olağandışı işler yapması şeklinde tarif edilir (et-Tânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-Fünûn, 2/927). Elmalılı Hamdi Yazır, tılsımın, Hz. İbrahim a.s’ın kavmi olan Keldanîler’in yaptığı sihir türü olduğunu söyler ve şöyle der: “Fikrimizce bu sihirde, tabiiyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş, birbiriyle ilişkili bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulandığı anlaşılmaktadır.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/443) Ayın akrep burcunda bulunduğu sırada mühre kazıtılan akrep figürünün, kişiyi akrep ısırmalarına karşı koruyacağı, arkasını üstü açık olduğu halde aya doğru dönen hayvanların, ay ışığının arkalarına vurması sebebiyle öleceği… gibi hususlar semavî kuvvetlerle arzî kuvvetlerin belli bir tarzda bir araya gelmesi sonucunda oluşan tılsımlara örnek olarak zikredilmiştir. (İbn Hazm, el-Fısal, 5/101-102; Âlûsî, Rûhu’l-Ma’ânî, 20/120) İbn Hazm tılsım hakkında müşahedeye dayalı enteresan bilgiler verir ve şunları söyler: “Tılsım, eşyanın tabiatını değiştirme ve gözbağcılık değildir. Tılsımlar, Allah Tealâ’nın terkib ettiği birtakım güçlerdir ki, soğuğun sıcak ile ve sıcağın soğuk ile giderilmesi gibi, Allah Tealâ bu tılsımlar vasıtasıyla başka bazı güçleri ortadan kaldırır. (…) Tılsımların def’i mümkün değildir.” Semavî güçlerle arzî güçler arasındaki denge ve ilişki doğru biçimde kurulduğu zaman, tılsım garip hadiselerin oluşmasına yol açabilir. “Mıknatısın demiri, kehribarın saman çöpünü çekmesi ve sirkenin ittiği taş böyledir. Bu taş, içinde sirke bulunan kaba sarkıtıldığı zaman kaba girmez, dışına kaçar. Keza yağmur çeken taş da buna örnektir ki, bu taş Türkler arasında iyi bilinir.” (el-Îcî, el-Mevâkıf, 3/368) Tılsımın gerçekliği Tılsımın varlıklar üzerinde gerçek bir etkisi olabileceği, ulemanın bu konudaki beyanlarının ortaya koyduğu bir sonuçtur. Bağdat’a giriş kapılarından “Tılsım Kapısı” üzerindeki yılan figürü sebebiyle Bağdat’ta hiç kimsenin yılan sokması sebebiyle ölmediği, yılanın soktuğu kimselerin hiç acı hissetmediği veya çok az hissettiği, buna mukabil Bağdat dışında yılan sokması sebebiyle ölümlerin meydana gelmesi, Âlûsî’nin bizzat müşahede ettiği bir hadise olarak yukarıda adı geçen tefsirinde zikredilmektedir. Keza İbn Hazm de -yine yukarıda mezkûr eserinde- tılsımın hakikati hakkında şunları söylemektedir: “Biz tılsımların etkilerini açık olarak bugüne kadar görüyoruz. Çekirgenin girmediği ve havanın hiç soğumadığı köylerin mevcudiyeti, Sarakosta (Saragossa)’ya zorla sokulmadıkça yılan girmemesi ve daha birçok olay buna örnektir ki, bunu sadece inatçı kimseler inkâr eder. Tılsım konusunu iyi bilenlerden artık kimse kalmamıştır; geride kalan ise onların yaptıklarının eser ve izlerinden ibarettir…” (el-Fısal, 5/101-102) Tılsımla gerçek anlamda ilgilenenlerin söylediklerine tefsirinin pek çok yerinde değinen Allame Âlûsî de şöyle der: “Tılsım ilmiyle uğraşanların söylediklerinin doğru olması mümkündür. İşin gerçek durumunu ise Allah Tealâ bilir.” (Âlûsî, a.g.e., aynı yer.) Şu halde tılsımın bir hakikati olduğunu, ancak günümüzde bu konuyu gerçek mahiyetiyle bilen ve uygulayan kimse bulunmadığını söylemek mümkündür. Bu itibarla birtakım eşyaların insanlara uğurlu geldiği, kötülük ve zararları def ettiği şeklinde halk arasında dolaşan inanç ve söylentilere itibar etmemek gerekir. Nazar değmesi nedir? Nazar, bir kimsenin, başka birisine, onun bir eşyasına, hayvanına, malına… hasetle karışık beğenerek bakmasıdır (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10/200). Bu bakışın etkisi ile o kimsenin şahsına, malına veya eşyasına büyük zarar gelebilir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “İnkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. ‘O mutlaka delidir’ diyorlardı. Oysa Kur’an, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.” (Kalem, 51-52) İbn Abbas r.a, Mücahid ve daha başkaları bu ayetin, nazarın mevcudiyetine ve Allah Tealâ’nın dilemesiyle tesirinin gerçek olduğuna delil teşkil ettiğini söylemişlerdir. (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 4/525) Efendimiz s.a.v.’den de nazarın hak olduğunu ifade eden birçok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: “Nazar haktır. Eğer kaderi geçecek bir şey olsaydı, nazar onu geçerdi.” (Müslim, Tirmizî) Bir diğer rivayette de şöyle buyurulmuştur: “Nazar, Allah’ın izniyle kişiyi dağa çıkaracak ve oradan indirecek derecede etkiler.” (Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya’lâ) Sahabe’den Sehl b. Huneyf r.a. yıkanmak için elbisesinin üstünü çıkarmıştı. Âmir b. Rebî’a r.a. da ona bakıyordu. Sehl, cildi güzel, bembeyaz bir kimseydi. Âmir, “Hiç güneş görmeyen ciltler bile bugün gördüğüm gibi değildir.” dedi. Bunun üzerine Sehl hastalandı. Sehl’in rahatsızlandığı Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e haber verildi ve “Sehl başını bile kaldıramıyor.” dendi. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v., “Suçladığınız birisi var mı?” diye sordu. Orada bulunanlar, “Âmir b. Rebî’a” diye cevap verdiler. Efendimiz s.a.v. Âmir r.a.’ı çağırıp kendisine kızdı ve şöyle buyurdu: “Sizden biriniz kardeşini neden (nazarla) öldürüyor? Ona ‘mâşallah’ deseydin ya! Haydi şimdi kardeşin için yıkan.” buyurdu. Âmir de yüzünü, ellerini, dirseklerini, dizlerini, ayak topuklarını ve böğürlerini bir kap içinde yıkadı. Sonra bu su Sehl r.a.’ın üzerine döküldü. Sehl r.a. anında iyileşti. (Muvatta) Mucize ile Sihir/Büyü Farkı 1-Mucize Allah Tealâ’nın, peygamber olarak görevlendirdiği insanlar eliyle gerçekleştirdiği olağan üstü olaylara denir; çalışarak, öğrenerek, okuyarak ve pratik yaparak mucize gösterilemez. Sihir/büyü ise bilenlerden öğrenmek ve çalışmak suretiyle herkesin ulaşabileceği bir iştir. 2- Mucize tamamen gerçektir; meydana gelmesinde herhangi bir sahtelik, göz bağcılık veya aldatma yoktur. Doğrudan doğruya peygamber tarafından ve vasıtasız olarak izhar edilir. Sihir/büyü ise genellikle gözbağcılığa ve el çabukluğuna dayanır. Gerçek payı bulunanlarda ise cinlerden ve sair varlıklardan yardım alınır. 3- Sihir/büyü, özel bazı vakitlerde ve özel birtakım eşya kullanılarak yapılır; yani belli şartları vardır. Mucize ise böyle değildir. Allah Tealâ’nın dilediği her zaman peygamberler eliyle izhar olunur. 4- Büyü/sihir yenilenmediği zaman bir süre sonra etkisini kaybeder. Mucize ise, kendisinden beklenen maksadı hasıl ettiği sürece devamlıdır. 5- Mucize, kevnî olaylara bile müdahale edip onları değiştirecek çapta meydana gelebildiği halde (ayın ikiye ayrılması, denizin yarılması… gibi), sihir/büyü, sınırlı bir sahada cüz’î bir etkiye sahiptir. Sihir, Büyü ve Tılsımın Hümu Sihir, büyü, tılsım… gibi işlerle uğraşmak dinimizin kesin olarak yasakladığı, haram kıldığı şeylerdir ve kişiyi küfre kadar götürür. Bununla birlikte, alimler yapmak için değil, fakat yapılmış olanı bozmak ve şerrinden korunmak için sihir/büyü öğrenmenin haram olmadığına hükmetmiştir. (Elmalılı, a.g.e., 1/447) NE YAPMALI? Her ne kadar kendimiz uğraşmasak da -Allah korusun- sihir/büyüye maruz kalabilir veya başkasının nazarının hedefi olabiliriz. Böyle bir durumda yapılması gerekenleri de kısaca özetleyelim: Sihirden korunmanın yolu Sihir/büyü, tılsım, nazar vb. şeylere karşı takınılacak tavır, öncelikle her şeyin Allah Tealâ’nın iznine ve dilemesine bağlı olduğunu bilmektir. Dolayısıyla öncelikle Allah Tealâ’ya güçlü bir iman ve teslimiyetle bağlanmak gerekir. “Allah’ın izni olmadıkça onlar (büyücüler) kimseye bir zarar veremezler.” (Bakara, 102) ayeti dikkatimizi bu noktaya çekmektedir. Efendimiz s.a.v., hayvanının terkisine bindirdiği Abdullah b. Abbâs r.a.’a hitaben, “Ey çocuk! Sana, Allah’ın seni faydalandıracağı kelimeler öğreteyim mi?” demişti. İbn Abbâs r.a., “Evet, ey Allah’ın Resulü..” diye cevap verince şöyle buyurdu: “Allah’ın emir ve nehiylerini (onlara riayet etmek suretiyle) muhafaza et ki Allah da seni muhafaza etsin. Allah’ın emir ve nehiylerini muhafaza et ki, O’nu(yardımını) her zaman önünde bulasın. Genişlik zamanında O’nu an ki, darlık zamanında da O seni ansın (ve sana yardım etsin). İstediğinde Allah’tan iste; sığındığında Allah’a sığın. Olacak şeyler konusunda kalem kurumuş, hüküm kesinleşmiştir. Şayet mahlukatın tamamı sana bir menfaat sağlamak için bir araya toplansalar ve fakat Allah onu senin hakkında yazmamış ise, onu yapmaya muktedir olamazlar. Ve şayet sana bir zarar vermek için toplansalar, ancak Allah onu senin hakkında takdir etmemişse, onu yapmaya da güç yetiremezler. Bil ki, zorlandığın şeye sabretmende çok hayır vardır. Zafer sabırla, ferahlık da sıkıntıyla birliktedir. Güçlükle beraber kolaylık vardır.” (Ahmed b. Hanbel, 1/307) Bunun arkasından, dua ve zikri terk etmemek gelir. Efendimiz s.a.v.’den nakledilen uzun bir hadisin bir bölümü şöyledir: “Sizin yapacağınız şey, Allah’ı zikretmektir. Böyle bir kimse, düşmanın hızla takip ettiği, sonunda muhkem bir kaleye rastlayıp kendisini düşmandan koruduğu kimse gibidir. Kendini şeytandan ancak Allah’ı zikretmek suretiyle koruyan kul da böyledir.” (Ahmed b. Hanbel, Tirmizî) Çokça Kur’an okumak, ibadetleri aksatmadan yapmak ve devamlı abdestli bulunmaya özen göstermek de kişiyi sihir/büyü gibi zararlı şeylerin etkisinden koruyan hususlardandır. Yapıldıktan sonra ise büyü/sihirin etkisini ortadan kaldırmanın en sahih yolu, çokça Kur’an okumak ve Allah Tealâ’yı zikretmektir. Bunun yanında Efendimiz s.a.v.’in öğrettiği dualar vardır ki, onları da ezberleyip okumak son derece faydalıdır. Bir de ihlâs ve takva sahibi kimselerden sihir/büyü konusunda bilgi ve tecrübesi bulunanlara müracaat etmekte fayda vardır. Bu noktada çok dikkatli olmak gerekir. İnsanların zaaflarından istifade etmek için bu işi bir meslek haline getirmiş olup aslında sihir/büyü ile hiç alakası olmayan dolandırıcı tiplerin tuzağına düşmemeye dikkat etmelidir. Nazardan nasıl korunulur? Nazardan korunmanın ve meydana gelmeden önce nazarı engellemenin yolu, bir kardeşimizde hoşumuza giden bir şey gördüğümüzde “Bârekellâhu fîhi.” (Allah ona bereket versin), “Allâhümme bârik aleyhi.” (Allahım, ona bereket ihsan eyle) veya “Mâşallah.” (Allah’ın dilediği olur) demektir. Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki: “Sizden biriniz kardeşinde, kendisinde veya malında hoşuna giden bir şey gördüğü zaman ona bereket dileyerek dua etsin. Zira nazar haktır.” (Ahmed b. Hanbel, 3/447) İbn Hacer şöyle der: “Bir şeyi beğenen kimsenin, hemen beğendiği şey için bereket dilemesi gerekir. Onun böyle yapması bir rukye (dua) olur.” (Fethu’l-Bârî, 10/205) Bereket dilemek, yukarıda geçen ifadelerden birisini söylemek demektir. Nazar meydana geldikten sonra yapılacak şey ise, yukarıda geçen Sehl r.a. olayında olduğu gibi, nazarı değen kişinin abdest alması ve o suyu, kendisine nazar değen kişinin üzerine dökmesidir. Nitekim Efendimiz s.a.v.’in yukarıdaki uygulamasını teyit eder tarzda Hz. Aişe r.anha validemizin şöyle dediği nakledilmiştir: “Başkasına nazarı değen kimseye abdest alması emredilir, o da abdest alırdı. Sonra o suyla, kendisine nazar değen kişi yıkanırdı.” (Ebu Davud) Eğer bir kimseye kimin nazarının değdiği bilinmiyorsa, zikir ve meşru rukyeyle Allah Tealâ’ya sığınmaktan, Kur’an okumaktan ve dua etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Bilhassa Fatiha, Felâk, Nas ve İhlâs sureleri ile Ayetelkürsî’yi okumak tavsiye edilmiştir. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Rukye ancak nazar ve (yılan, akrep vb.) sokma(sı) sebebiyle yapılır.” (Buharî, Müslim). Burada geçen rukye, Kur’an okumaktan ibarettir. Halk arasında çocukları nazardan korumak maksadıyla “nazar boncuğu” takmak oldukça yaygın bir adettir. Ne var ki nazar boncuğu göz değmesine bir fayda sağlamadığı gibi, dinimizce de yasaklanmış şeylerdendir. Aynı şekilde içinde Kur’an ayetlerinden başka bir şey bulunan muskalar takmak da dinimizce hoş karşılanmamış, yasaklanmış uygulamalardandır. Bununla birlikte okuma yazması olmayan ve ezberinde Kur’an ayetleri bulunmayan kimseler için, üzerinde Kur’an ayetleri ve Efendimiz s.a.v.’den rivayet edilmiş dualar bulunan bir kâğıdı (muska), hürmetine halel getirmemeye dikkat ederek taşımakta da bir sakınca yoktur. Bu da bir anlamda rukye olarak kabul edilebilir. Bu yazıda ele aldığımız konu, fizikötesi alanla, yani gaybla ilgili olduğundan, fal, kehanet, astroloji, burçlar… gibi bu konuyla ilişkili olan bazı hususlara değinmedik. Zira bunlar da ayrı bir yazının konusunu teşkil edecek kadar öneme ve ayrıntılara sahiptir.

 

 
 
 
 
 
 

İslam'ın Mukaddesatına Hakarete Tepkiler Büyüyor

24.09.2009, 23:19:52

İslam'ın Mukaddesatına Hakarete Tepkiler Büyüyor Taraf gazetesi yazarı Servan Nişanyan'ın İslam inançlarına ağır bir şekilde hakaret etmesine tepkiler giderek artıyor.

Taraf gazetesi yazarlarından Servan Nişanyan’ın 21-22 Eylül tarihli “Sansür” ve “Feriştah” başlıklı yazılarında Müslümanlara meydan okuyarak İslam’ın mukaddes değerlerine alçakça saldırmasına tepkiler giderek artıyor.

Servan Nişanyan “Sansür” başlıklı haince yazısında son zanlarda giderek yaygınlaşan İslamfobiaya bir örnek olarak İslam’ın mukaddesatına ağır hakaretlerde bulunmuştu.

“…Ama bir de ne görelim? Bu sefer başka şeyler sansüre tabi olmuş. Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar. Neymiş? Allah diye biri varmış, canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış. Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir. Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış! Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde…”

Servan Nişanyan’ın böylesi küstahça ifadeler kullanmasına tepki olarak, konuyu dosya halinde ele alan İslami Gündem adlı internet sitesi, konu ile ilgili Taraf gazetesi yazarlarından Cihan Aktaş ile Roni Margulies’in görüşlerine başvurdu.

Cihan Aktaş yazıyı “saygısızca” değerlendirirken Roni Margulies ise İslam’ın mukaddes değerlerine yapılan küstühça hakaretlerin İslam düşmanlığı yapmak anlamına gelediğini “ifade özgürlüğü” kapsamında olduğunu belirtiyor.

Taraf gazetesi yazarı Nişanyan’ın İslam akidesini ağır bir şekilde tahkir eden bu küstahlığın üzerine gitmeye devam edeceklerini belirten İslami Gündem yönetmeni Cihad Kayaduman, bu küstahça yazıyı İslami camianın yazarlarına da ilettiklerini, ancak kendilerinden henüz bir cevap almadıklarını belirtti.

İLGİLİ YAZI

Bu Küstahça Hakarete Sessiz Kalamayız, Kalmayacağız

VELFECR


ASKERİ OLİGARŞİNİN KİRLİ YÜZÜ

11/3/2008 ·

EVET …

HATTA 3 KERE …

EVET EVET EVET (!!!)

 

OLİGARŞİ ASKERİ DÜZENİNİZ ORTAYA ÇIKTI !!!

 

ASKER EMREDİYORUM ! BU ÜLKENİN İPLERİNİ BIRAK !!!

 

20. Yüzyılda ülkemizi yöneten asker hala yönetimden çekilmiş değil (!) Hala iplerimiz maalesef onların elinde !

 

Diğer milletler AY’a çıkarken BİZİM ASKERLER maalesef elimizdeki demokrasiyi alarak YAYA KALMAMIZA vesile olmuşlardı. 61.lerde OYAKı (Ordu Yardımlaşma Kurumu) kurarak TİCARETE ATILMIŞLAR ve o gün bugündür TİCARETTE söz sahibi olur hale gelmişlerdir. Namı diyar OYAK HOLDİNG acaba kimin parası ile kuruldu?

 

Hiç kimse alınmasın TAKLİTÇİ ASKERİ OLİGARŞİ, bir bakıyorsunuz OYAK + AXA ile birleşmiş. :-) AXA bir Fransız firması. Bu firma ile bu bağ nasıl oluştu? Neyse AXA OYAK firmasının Fransa – Asker ilişkisi beni HİÇ ŞAŞIRTMADI. Bugün, özellikle 2000 yılından itibaren askerlik yapan herkes bilir ki ASKERE BAŞLAYAN HERKES kendini sigortalatırdı. Bu mecburi hale getirilmiştir. Hangi firmaya ? :-) Tabii ki AXA OYAK !!!

 

Subay, ast subay ve uzman erbaşlar hariç 500.000 kişinin üzerinde er ve erbaş var. Biz o zaman 10.000.000 TL vermiştik. 7 paket LM sigarasına eşdeğerdi. Yani bugün 20 YTL topluyor olmaları lazım. 500.000 x 20 ytl = 10.000.000 YTL yapar. Yıllık kazançları 10 milyon YTL.

 

Bu holding batar mı? BATMAAAAZZZ :-)

 

8 Yılda 80 milyon YTL yapar. Bu sadece işin sigorta kısmı. Sevgili okurlar ASKERLİK YAPANLAR bilir. Yok şunu alacaksınız, yok bu olacak, vay efendim böle olmalı, bundan olmazsa olmaz gibi emirlerle türlü malzeme aldırırlar. O kışlanın içine girmek isteyen üreticiler ve esnaflar kim bilir Kışla’daki komutana NE KADAR PARA TOSLUYORLARDIR bir Allah bilir, birde onlar (!)

 

Bu işten de ortalama yıllık 1 MİLYAR YTL kalır diye düşünüyorum. Çünkü yiyeceğinden, içeceğine, giyeceğinden, arabadaki lastiğin değişimine yani A’dan Z’ye kadar dünya masraf var. Birde bunların FATURALARINI KABARTIRSANIZ cebe giren para daha da artar. 

 

Evet arkadaşlar ASKER “Askerlik düşmesin diyor” ve ekliyorlar “Bir asker minimum 15 ayda eğitimini tamamlayabilir.” Öyle diyorlar… Neden? Daha önceleri 2 yıldı. Babam 2 yıl yapmış. Sonra askerlik 18 aya düştü. Şimdilerde 15 ay. Peki askerde ne öğretiliyor? Evet askerde savaş sanatı öğretiliyor ve her askere bir branş gösteriliyor ama neden 15 ay? Şimdi ortalama 3 ay acemilik dönemi 3 ay usta birliği olmak üzere 6 ayda bu askeri terhis etmek gerekir. BU ÜLKENİN KAYBEDECEK 1 GÜNE DAHİ TAHAMMÜLÜ OLMAMALIDIR. Arkadaşlar bakın bu kişiler NEDEN ASKERLİĞİ UZUN TUTUYORLAR işte yanıtı:

 

ASKERLİĞİ UZUN TUTUYORLAR ÇÜNKÜ

 

1. Devlet, Askeri kontrol edemiyor. Devleti kuran asker.

2. Devlet asker olduğuna göre sonuna kadar açılmış keseyi bırakmak istemiyor.

3. Savunmaya 16.4 milyar YTL ayrılıyor paranın azalmaması için DAHA UZUN SÜRE ASKERLİK YAPILMASI gerekir.

4. Bütün ülke genelini rahatlıkla kontrol edebilmek için emriniz altında binlerce kişilik bir güç olmalıdır.

5. Devlet YILLIK BÜTÇEYİ TUTTURABİLME TELAŞI ile uğraşırken Ergenekon, PKK, DHKP-C ve diğer ürettikleri terör örgütlerini sözde kontrol etmeye çalışıyorlar. Yani 1960’lı yıllara uzanan Ergenekon ile FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİ yaptırdılar. PKK’yı 5 MİLYON KÜRT vatandaşımızı bölgeden uzaklaştırmak için kurdular. Gibi…

6. Hatta Irak’a dahi girerler ve SONRA ABİLERİ ABD “ÇIK” dediklerinde HEMEN çıkarlar. Maksat yeşillik olsun. Biz Türkiye’yiz… Biz Güçlüyüz… Biz girdik… Biz çıktık hikayeleri ile birçok UCUZ SENARYO üreterek gündemde kalırlar. Biz olmazsak HALİNİZ NİCE OLUR gibi BİLİNÇALTIMIZI ŞEKİLLENDİRMEye çalışırlar.

 

Sayın okurlar bakınız 1961’li yıllarda kurulan bu holding Milyarlarca YTL.lik dev bir holdingtir.

220.000 civarında emekli olmuş yada olmamış askerin bir oluşumudur.

Kar paylaşımı rütbeye göre esas alınmakta.

OYAK’ın 40’tan fazla şirketi car. 20.000 civarında çalışanı bulunmaktadır.

OYAK FİNANS, ÇİMENTO, OTOMATİV, GIDA, KİMYA ve HİZMET gruplarından oluşur.

2003 net karı 661,4 milyon YTL. O yıl Sabancı Holding 814 milyon YTL kar etmiştir.

Kazancınız %39,2’sini ortaklarına dağıtmıştır. %60,8’i yatırım için kullanılıyor.

2003 yılı çimento üretiminde OYAK Çimento Türkiye’nin en büyük üreticisi olmuştur.

Mardin Çimento, Elazığ Çimento, Adana Çimento, Bolu Çimento, Ünye Çimento ve Oysa çimento olmak üzere 6 çimento fabrikası bu şirketin dahilindedir.

OYAK-RENAULT binek otomobil üretimi ve ihracatındaki liderliğini 2003 yılında da sürdürmüş, yaklaşık 1.02 Milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek 1 MİLYAR DOLAR SINIRINI GEÇEN İLK ÜRETİCİ olmuştur. Ayrıca en fazla araç ithal eden şirket ünvanını almıştır.

OYAK’IN SAHİP OLDUĞU DİĞER FİRMALAR, Kimya endüstrisinde Dünya Gazetesinin en başarılı 3. şirket olarak seçtiği Hektaş, 2003 yılında yılın gıda markası olarak seçilen “Tukaş”, Atakent yatırımlarında imzası olan OYAK Konut ve adı OYAK Bank olarak değiştirilen Türk Boston Bank.(şimdilerde satıldı)

OYAK Holding’in şirketlerinden Omsan Lojistik’in Almanya, Fransa, Bulgaristan, Romanya ve Azerbaycan’da şirketleri var.

 

YETEEEEERRRR !!!

 

3 KERE

YETER !!! YETER !!! YETER!!!

 

BİTSİN ARTIK BU SÖMÜRÜ DÜZENİ!

 

Kızıldere Katliamı

Kahramanmaraş Cinayetleri

Başbağlar Katliamı

Madımak Oteli Katliamı

16 Mart Katliamı (1978)

Abdi İpekçi Cinayeti

Gaffar Okan’ın öldürülmesi

Org. Eşref Bitlis'e ait Helikopterin Düşmesi

Turgut Özal'ın Zehirlenmesi

Uğur Mumcu Cinayeti

Ahmet Taner Kışlalı Cinayeti

Üzeyir Garih Cinayeti

Necip Hablemitoğlu Cinayeti - 2001

Hizbullah Olayları ve Cinayetler -2005-2006

HSBC Bankasının Bombalanması

Diyarbakırın Bombalanması - 12 Eylül 2006

Bursa'daki Kürt işyerlerinin Kurşunlanması

Malatya'daki Kitabevi Cinayeti

Ümraniyede ele geçirilen bombalar

Şemdinli'de Umut Kitabevinin Bombalanması

Danıştay Saldırısı

Trabzon Mc Donalds bombalanması

Hrant Dink Cinayeti

Cumhuriyet Gazatesinin Bombalanması

Trabzon'daki Rahip Santaro'nun öldürülmesi

Fethullah Gülen'e Suikast Girişimi

Atabeyler Operasyonu

Diyabakır'ın Bombalanması - 3 Ocak 2008

 

Bütün olaylarda Askerin parmağı var. Yukarıda kendi yandaşları diye lanse ettikleri birçok KİŞİYİ KULLANDILAR SONRADA HARCADILAR. Bu insanlar işte bu kadar VİJDANSIZ.

 

PKK ve DTP ile direk olmasa da muhakkak öyle ya da böyle bağlantıları var. 30 sene PKK’yı bitirmedin de şimdi neden bitiriyorsun?

 

Çünkü, Kuzey Irak bölgesel yönetimi ile ticaret yapacaklar PKK’yı aradan çıkarmak gerek. PKK’nın misyonu bitti. Bitmesi gerekti. Sen git MİT aracılığı ile APO’ya milyonlarca dolar ver dağa çıkart. (PKK’yı neden kurdular yukarıda söylemiştim. Yani anlayacağınız bir taşla kuş katliamı.) Eline de bütün kirli işlerin listesini ver. Eroin, dilencilik, değnekçilik, kadın ticareti, organ mafyacılığı vb. gibi. Sonrada 30 yıl sonra ortadan kaldır. Bakınız DTP kapanacak ve milletvekililer de tutuklanacaklar az kaldı. :-) Sonra satın aldığın FOX TV’de probagandanı yap! KENDİN ÇAL KENDİN OYNA.

 

Bakın ASKERLİK YAPAN BİLİR. Bugün PAŞALARA kimse karışamıyor. Yani ÜLKEYİ SATSALAR kimsenin haberi olmaz. Ordu evleri 7 yıldızlı otelleri aratmayacak konforda ve subay – astsubay burada neredeyse bedava denilecek fiyatlarda faydalanıyor. Paşalardan ücret alınmıyor. İstedikleri kadar yiyor istedikleri kadar içiyorlar. Onlara her şey serbest. AFEDERSİNİZ AMA KİMİN VERGİSİYLE BUNLARI YAPIYORSUNUZ?

 

Muhakkak bakmanız ve okumanız gereken bazı link ve haberler:

 

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=40688

 

http://yenisafak.com.tr/yorum/?t=09.07.2007&c=12&i=51484

 

http://haberler.canim.net/62098_oyakbank-a-muht%C4%B1ra:-140-bin--askerin-bilgisi-bizde-kalacak.html

 

http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=604&uniq_id=1204750049

 

http://turkish.rizgari.com/modules.php?name=News&file=article&sid=184

 

http://www.nuveforum.net/18-tartisma-platformu/12105-batik-adami-generallerin-tam-listesi/ (Bu site çok ilginç)

 

Sayın Okurlar ONURLU ve KUTSAL meslek olan ASKERLİK bu gibi ÇAKALLARIN ELİNDE MAALESEF.

 

BİTMEDİ DEVAM !!!

 

Orgeneral Semih Sancar (Akbank YK),

Org. Muhittin Fisünoğlu (Sümerbank),

Org. Teoman Koman (İnterbank),

Oramiral Vural Beyazıt (Etibank),

12 Eylül'ün Orgenerallerinden Turgut Sunalp (Netaş ve Garanti Bankası Yön. Kur. Üyesi);

Org. Adnan Ersöz (İşbankası Yönetim Kurulu Üyesi);

12 Mart'ın ünlü darbecilerinden Org. Faik Türün (Umumi Mağazalar Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Süreyya Yüksel (Yaşar Holding Danışmanı);

Org. İbrahim Şenocak (Etibank Yönetim Kurulu Başkanı);

Org. İsmail Hakkı Akansel (PETKİM Danışma Kurulu Üyesi);

Org. Vecihi Akın (AKSİGORTA Yönetim Kurulu Üyesi);

Org. Doğan Özgöçmen (Yapı Kredi Bankası Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Suat Aktulga (LASSA);

Org. Şeref Akıncı (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi);

Org. Kemalettin Eken (Şekerbank Turizm Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Sabri Deliç (Profilo Holding Başkan Yardımcısı);

Oramiral Bülent Ulusu (AKSA Yönetim Kurulu Üyesi); TİKKO gerillası oğlu Cemil Oka'yı ihbar ederek öldürten Org. Nazif Oka (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi);

Org. Halil Sözer (Borusan Yönetim Kur. Üyesi);

Korg. Fevzi Aysun (Derborsa Yönetim Kur. Üyesi);

Korg. Hikmet Kesim (Türk/ABD Havacılık San. (TAİ) Yön.K.Ü.);

Korg. Tevfik Alpaslan (Altay şirketler Grubu);

Tümg. Cemil Mete (Minex Savunma Sanayi Yön. Kur. Üyesi);

Tümg. Hayri Sözen (Borusan Danışmanı);

Tümg. Servet Bilgi (Bekoteknik Yönetim Kur. Üyesi);

Tuğg. Tanju Erdem (Yaşar Holding Danışmanı);

Tuğg. Fikri Topsever (AKSA Personel Müdürü);

Tuğg. Sezer Bilgili (Pamukbank Denetçisi);

Tuğg. Şahap Ar (Alarko Holding Yönetim Kur. Üyesi);

Tuğg. Sıtkı Sunday (Otomarsan Başkan Vekili);

Tuğg. Orhan Köker (Profilo Holding Müşaviri);

Tuğg. Yılmaz Oral (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi);

Tuğg. Kamuran Gümüşsoy (GİMA Yönetim Kur. Üyesi.)

 

Sayın okurlar, eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) başkanlığını yapıyor. Ülker’e ‘yeşil sermaye’ etiketi vuran ve askeri garnizonlarda satışını yasaklayan Genelkurmay’ın istihbarat biriminin başında bulunan, emekli Koramiral Turhan Özer, 2005 yılı sonunda Ülker’in 10 kişilik İstişare Konseyi’ne getirildi. Tümgeneral Armağan Kuloğlu, PKK koordinatörü olarak atanan Orgeneral Edip Başer ve Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) yönetiminde, Kıdemli Kurmay Albay Atilla Sandıklı Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Genel Müdürlüğü görevinde, Tuğgeneral Süleyman Canpolat Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yönetim Kurulu’nda, Tuğgeneral Nejat Eslen ise Global Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü’nde bulunuyor. Think tank kuruluşlarında adına sıkça rastlanan askerler, siyasete de heves ediyor.

 

Yurtbank, Egebank, Sümerbank, Esbank, Yaşarbank, İnterbank, Bankkapital, Etibank, Türk Ticaret Bankası, Bank Ekspres ve Es Bank gibi şirketlerin yönetim kurulu üyesi olup banka sahipleriyle anlaşarak FONA DEVREDENLER yine ONURSUZ VE ŞEREFSİZ PAŞALARDIR.

 

BU ÜLKE İÇ SORUNLARINI NASIL AŞAR?

 

Bütün görevlerde yetkiler azaltılacak !

 

Cumhurbaşkanının Yetkisi azaltılacak!

YÖK Başkanı ve Rektörlerin yetkileri azaltılacak!

Anayasa Mahkemesinin yetkisi azaltılacak ve TBMM’ye müdahale edemeyecek!

Askerin Yetkisi azaltılacak! (Dokunulmazlığı kaldırılmalı ve devlete karışamaz hale getirilmelidir!)

Atanmışlar hükümetin işine karışmayacak! Karışan görevden alınacak!

 

Yani kısaca TBMM, Olağanüstü Kararlar alabilen tek yer olmalıdır.

 

Sayın Okurlar, bugün size ÜLKEMİZİN GERÇEK SORUNUNU gösterdim.

 

Bir gerçekler var.

İki suni gerçekler var.

Üç suni gerçeklerin gölgesi var.

 

Yetmişli yıllardan bugüne işlenen cinayetler ve faillerinin bulunamaması, yönetilen ülkemiz ve refah düzeyimizin düşük olması SUNİ GERÇEKLERİN GÖLGESİNİ gösteriyor.

 

Televizyona yansıtılan haberler, PKK gibi naylon terör örgütleri ve Ordumuzun kahramanlıkları SUNİ GERÇEKLERİ gösteriyor.

 

Bugün size aktarmaya çalıştığım MAKALEM ise GERÇEKLERİ GÖSTERİYOR.

 

Selam ve Dua ile…

 

 

Muhammed Mustafa İslamoğlu – 11 Mart 2008 Salı

Web :  http://stratejiksiyaset.blogcu.com

E-Mail :  osmancelebi81@mynet.com

 

İran Kendi Silahlarıyla Show Yapıyor (Video)
İran kendi üretimiyle elde ettiği silahlarla özellikle son aylarda düşmana göz dağı verircesine tatbikatlar ve silah tanıtımları yapıyor.
07 Ağustos 2007 / 11:00

İran kendi üretimiyle elde ettiği silahlarla özellikle son aylarda düşmana göz dağı verircesine tatbikatlar ve silah tanıtımları yapıyor.

İran ordusu tarafından çekilen tatbikat klibinde fono yerleştirilen metal müziği ile ABD'nin silah tanıtımı kliplerine de gönderme yapılmasıda ihmal edilmemiş. Çünkü ABD silah tanıtım kliplerinde bu tarz müziği kullanarak yakarım yıkarım psikolojisini enjekte ediyor. Ancak klibin editörü bu kilple "zor yakar yıkarsın" mesajını çoktan vermiş bile.

İşte o klip...

Tevhid Haber

 
Spiritual Journey - by Yusuf Islam The Basics of Islam Talks and Articles by Yusuf Audio streaming and Video Album releases by Yusuf Islam

Fasting

The Messenger of God (may peace be upon him) said:
'God the Exalted and Majestic said: Every act of the son of Adam is for him, except fasting. It is (exclusively) meant for Me and I (alone) will eward it. Fasting is a shield. When any one of you is fasting on a day, he should neither indulge in obscene language, nor raise the voice; or if anyone reviles him or tries to quarrel with him he should say: I am a person fasting. By Him, in Whose Hand is the life of Muhammad, the breath of the observer of fast is sweeter to Allah on the Day of judgment than the fragrance of musk. The one who fasts has two (occasions) of joy, one when he breaks the fast he is glad with the breaking of (the fast) and one when he meets his Lord he is glad with his fast.'

What is fasting and Ramadan?

Sahih Muslim Book 006, Number 2566.

View the sayings of the Prophet archive >>

"Never go to bed thinking about what to complain about tomorrow"
Unknown

Thoughts archive >>

 


Avoiding Darkness
The pressure of social conformity is hard to escape with the confines of the city, and human beings find it easier to go with the current rather than move against it...
Read the full talk

Chinese Whiskers

Over the years, since becoming a Muslim, I have been accused of saying and doing things I have neither said nor done. Stories spread from person to person, whether intentionally or not, the result is that some people are led into thinking I am connected to causes I don’t believe in or subscribe to. Read all FAQ's

Celebrating the Prophet (pbuh)
In a World where people are surrounded by darkness, ignorance and fear, it is a sign of hope to be celebrating Islam’s message of peace and light, and the last great Messenger, born and chosen to deliver them to all mankind.
Read the full talk

Yusuf Islam: The Journey

The Journey from Cat Stevens to Yusuf Islam, in search for the centre of the Universe...
Start the Journey

Music: A Question of Faith or Da'wah?
Exploring the foundations and opinions of using music in light of the tranditional Islamic teachings. This is the most recent paper written by Yusuf Islam about this topic. Download PDF



 

Yusuf awarded Peace Prize
In a wonderful start to 2007 Yusuf has learned he will be awarded the Mediterranean Prize for Peace for his continued work to increase peace around the world.

Mountain of Light assigns a percentage of its sales proceeds to “Small Kindness”, the humanitarian relief charity headed by Yusuf Islam. By buying and not copying our products you are helping orphans and families and supporting the various educational projects the charity runs.
 
 


Ramadan Moon (Free single download!)

Download album version

Download voice-only version


An Other Cup

Details
Buy this Album
Visit Website

The Life of The Last Prophet - New Special Edition digibook

Details
Buy this Album


Footsteps in the Light (compilation album)



Details
Buy this Album
Visit Website


Cat Stevens Gold

includes Indian Ocean (unedited version)

Details
Buy this Album


Indian Ocean
(Single)


Details
Buy this Single


Night of
Remembrance



Details
Buy this Album
Visit Website


I Look, I See



Details
Buy this Album
Visit Website

A is for Allah



Details
Buy this Album

Prayers of The Last Prophet



Details
Buy this Album








 

  www.smallkindness.org www.yusufislam.com www.belovedmusika.com www.jamalrecords.com
© 1994 - 2007 Mountain of Light Productions | Jamal Store | Home | Contact

Diyalog Tuzağına Düşmeyelim
Diyalogcuların İslâm inancını temelden dinamitleyen bir cümleleri de şöyle: “ ‘Benim dinim son dindir’ inancından vazgeçilmelidir.”
08 Aralık 2007 / 13:41

YAPILAN VE SÖYLENENLERİN İSLÂM İNANCI AÇISINDAN
İRDELENMESİ
On dört asırdan beri İslâm toplumlarını İslâm alimleri yönlendirmişlerdir. İslâm alimlerinin dayandığı esaslar ise sadece Kur’an ve hadisler olmuştur. Bu bakımdan bazı inceliklere dikkat etmek mecburiyeti vardır. ‘Müslümanım’ dediği halde diyalogculuk yapanlara yüce dinimizin itikatla, inançla alâkalı bazı temel esaslarını hatırlatmak gerekmektedir. Bazı âyet ve hadis mealleriyle, İslâm alimlerinin ifadelerini yorumsuz alıyoruz.
“Allah indinde hak din ancak İslâm’dır.” (Ali İmran Suresi – 19)
“Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa Suresi – 80)
“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olurlar.” (Ali İmran Suresi – 28)
“Allah Resulü’ne biri geldi ve:
‘Ey Allah’ın elçisi! Hıristiyanlardan Allah’a ve Resulü’ne inanarak İncil’e sadık biri veya aynı şekilde Allah’a ve Resulü’ne inanarak Tevrat’a bağlı biri, sonradan sana tabi olmazsa, bu kişiler hakkında ne buyurursunuz?’ dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurdu:
‘Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu ümmetten biri veya Yahûdi ve Hıristiyan bir kişi beni dinlemez ve getirdiğimi kabul etmeden ölürse, kesinlikle Cehennemlik olur.’ ” (İmam-ı Ahmed bin Hanbel – Müsned)
“İmanın temeli mü’mini sevmek ve kâfiri sevmemektir.” (İmam-ı Ahmed bin Hanbel – Müsned)
“Cennete sadece Müslüman olanlar girer.” (Buharî)
“Bana iman etmeyen Yahûdi ve Hıristiyan mutlaka Cehenneme girecektir.” (Hakim)
İmam Rabbani (ks.)’nin bu husustaki beyanları da şöyledir:
“Doğru imanın alameti, kâfirleri sevmeyip onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti olan şeyleri yapmamaktır. Çünkü İslâm ile küfür birbirinin aksidir. Bunlardan birisine kıymet vermek diğerine hakaret ve kötülemek olur.
Allahü Teâlâ kâfirlerin kendi düşmanı ve Peygamberinin düşmanı olduklarını bildiriyor. Bir kimse kendini Müslüman zanneder. Kelime-i Tevhidi söyleyip ‘inanıyorum’ der. Namaz kılar ve ibadet eder. Halbuki bilmez ki böyle Allah’ın dostlarını sevmemek, Allah’ın düşmanlarını ‘şu iyilikleri de var’ diye sevmek gibi çirkin hareketleri onun imanını temelinden götürür. Allahü Teâlâ’nın düşmanlarını sevmek insanı Allah’tan uzaklaştırır. Onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça sevgiliye dost olunmaz.”
Buraya bu husustaki âyet ve hadislerin sadece az bir kısmı alınabilmiştir. Bu bilgiler; Diyalog’un İslâm’ın temel inancı karşısındaki konumunu apaçık ortaya koymaktadır.
Bu bakımdan başta Diyalog anlayışının, imam-ı ibn-i teymiyye ,mustafa islamoglu, imam-ı humeyni ,İmam-ı Azam, İmam Şâfi, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Malik, İmam Maturidî, İmam Eş’arî, İmam Gazalî, İmam Rabbânî, İmam Birgivî, Ebu-s Suud Efendi, Mevlânâ Celâleddin gibi alimlerin eserlerinin röntgeninden geçirilmesi zarureti vardır. İsmi zikredilen bu zatlar nevzuhur kişiler olmayıp birer ilim abidesidirler. Bunlar ilim dünyamızı, kafalarımızı, gönüllerimizi aydınlatan; yollarını takip etmekten şeref duyduğumuz büyüklerimizdir. Onların röntgeni vasıtasıyla gönüllerdeki arızalar görülmeli ve giderilmelidir.

DİYALOĞA KAPILANLARA BAZI HATIRLATMALAR
Ortadoğu’nun kan gölü haline geldiği zamanı yaşıyoruz. Mezheblerin ve meşreblerin mensupları el birliği edip ABD ve İsrail firmalarının ürettiği malları almasalar, o malları boykot etseler onlar açısından büyük bir çöküş meydana gelirdi. Ayrıca o mallara verilen paralar Müslümanlara atılan kurşun olmazdı. O zaman da Ortadoğu kendi sahipleri tarafından idare edilirdi. Acaba sözüm ona diyalogcular bunu niye düşünmezler?
Diyalogculara ve onları takip edenlere bazı hususların hatırlatılması gerekmektedir.
Ortadoğu’nun kan gölü haline geldiği zamanı yaşıyoruz. Mezheblerin ve meşreblerin mensupları el birliği edip ABD ve İsrail firmalarının ürettiği malları almasalar, o malları boykot etseler onlar açısından büyük bir çöküş meydana gelirdi. Ayrıca o mallara verilen paralar Müslümanlara atılan kurşun olmazdı. O zaman da Ortadoğu kendi sahipleri tarafından idare edilirdi. Acaba sözüm ona diyalogcular bunu niye düşünmezler? Yoksa ABD dolarları veya İngiliz sterlinleri başka türlü düşünememe psikolojisi mi meydana getiriyor?
Ülkemizde ve diğer pilot bölgelerde misyoner ve diyalogcular bu çalışmaları yaparken Batı toplumu içinde içten içe bazı hadiseler olmaktadır. Yukarıda kısaca temas ettiğimiz iğrençlikler karşısında Batı’da başta papazlar olmak üzere pek çok kimsenin Müslüman olduğu görülmektedir. Bu; akıl, mantık, ilim, vicdanın gösterdiği yoldur. Akıl, mantık, ilim ve vicdanın dalalete, kölelik psikolojisine, ihanete ve paraya tapınmaya karşı zaferidir. Yusuf İslam adını alan Cat Stavens, Raci Garaudy adını alan Roger Garaudy, Maurice Bucaille bu asil kalplilerin ve sistemli düşünenlerin ilk akla gelen şahane örnekleridir. Dünyada zaman zaman film festivalleri yapılmaktadır. Bu festivallerde en iyi oyuncu, yapımcı, senarist gibi sanatkârlara mükâfatlar verilmektedir.
Son festivallerden birinde cinsî sapıklık alanında en iyi oyunu sergileyenlere mükâfatlar verildi. Halbuki ikiyüzlülük alanında rol yapan öyle kimseler vardır ki bunlar pek çok Hollywood yıldızını sollayacak kabiliyete sahiptirler.

 
 
 

'İslamsız Kürtler ve İslamsız Türkler'

'İslamsız Kürtler ve İslamsız Türkler' 13 Kasım 2007 17:14

'..DTP'li Hasip Kaplan, DTP'nin laiklik konusunda bir sigorta olduğunu ve kendilerinin olmadığında Güneydoğu'da şeriatin öne çıkacağını öne sürdü...'



Tezgah altında pişirilen politik zehir: “İslamsız Kürtler ve İslamsız Türkler”

FikritakipCom'dan Akif Çarkçı'nın Analizi

DTP çizgisindeki siyasilerin ve aydınların din konusundaki resmi yaklaşımı neyse, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi ideolojisine Jakoben bir üslupla sahip çıkan kalabalığın din konusunda geliştirdiği tez de odur. Tuhaflığı şüphe götürmeyen bu fikri birliktelik nereye kadar devam eder bilinmez, ancak, hem DTP’nin hem de resmi tezi kendi emellerine göre kullanan güruhun ülkenin başına ne belalar saracağı ortadadır. Bu topraklarda İslam paydasında birleşerek yüz yıllarca kardeşçe yaşamış iki toplumun arasına nifak tohumları ekmenin diğer adı bu fikri birlikteliği devam ettirmektir.
 
Büyük bir musibetle sonuçlanması kaçınılmaz olan din karşıtı bu görüşten ya resmi tezi jakoben bir üslupla dayatanlar vazgeçecekler ya da DTP bölge gerçeğinden haberdar bir siyaset güderek Kürtlerin Müslümanlığı üzerinden kendisine siyasetin merkezinde meşruiyet sağlamaktan vazgeçecektir. DTP’nin meşruiyet kaynağı, dini değerleri hafife alarak siyasetin merkezinde kendine alan açmak değil, terörist örgütle bağını tamamıyla koparmak, sonra da gerçek insan hak ve özgürlükleri paydasında ülkenin diğer sağduyulu kesimleri ile barışmaktır. Kürt ya da Güneydoğu sorununun çözümüne barışçıl, hakkaniyetli katkı sağlamak isteyen DTP’nin ilk atacağı adım bu olmalıdır. Ancak DTP bilerek ve isteyerek sanki başka bir arayışın içerisindeymişçesine dini ve toplumsal değerleri karşısına alarak kendi üzerindeki şaibeleri savmak istiyor. Bu şaibelerin neler olduğu ise gün gibi ortada.
 
Hatırlanacağı üzere silahlı kuvvetlerin yetkili ağızlarından geçmiş zamanda sadır ve vaki olan Türkiye’deki iki ana tehlikeden birisi irtica, diğeri ise bölücü Kürt terörüydü. Şimdi aynı ağızdan terör örgütünün meclisteki siyasi ayağı olarak nitelenen DTP bu iki tehlikeden birisi olan “kendisini” (silahlı kuvvetlerin görüşüne göre) irticadan ayırarak tek gerçek iç tehlikenin irtica olduğu konseptini güçlendirmeye çalışıyor. Hem de resmi söylemle ağız birliği yaparak. Şimdi bu paragraf üzerinde düşünün ve acı gerçeği siz yakalayın.
 
Vakit Gazetesi'nin haberine göre bir dönem Abdullah Öcalan'ın avukatlığını yapan DTP milletvekili Hasip Kaplan, DTP'nin laiklik konusunda bir sigorta olduğunu ve kendilerinin olmadığında Güneydoğu'da şeriatin öne çıkacağını öne sürdü. Üstüne üstlük Kaplan, DTP'nin kapatılması ve etkisizleştirilmesi durumunda bölgede dindarlığın hakim olacağını da söylemekten çekinmedi.
 
Öcalan'ın laiklik konusundaki görüşlerinin belli olduğunu da ifade eden Kaplan bu görüşlerin Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesiyle ve cari uygulamalarıyla örtüştüğünü belirterek hem laikliğin hem de sosyal devletin teminatı olduğunu da söyledi.
 
Kaplan başörtüsünün serbest bırakılmasına karşı olduklarını da belirterek şunları söylüyor: "21. yüzyılda bunlarla mı uğraşacağız? Bunların dayanağı istismardır. Bakın anayasa hazırlıyorlar, bunu da serbest bırakmak isteyecekler. Türban simge olarak kullanılmamalıdır. Başörtülü savcı, avukat olmaz. Başörtülü hakim olamaz.”
 
Ezelden beri sağduyulu aydınların, namuslu, Türkiye gerçeğinden haberdar bilim adamlarının Kürt sorununun çözümünde İslam faktörünü önemli bir çimento olarak görmelerine karşılık İslamsız bir toplum hayali ile yanıp tutuşan ve aslında küresel güçlerin makro planlarına bilerek ya da bilmeyerek alet olan, payandalık eden, etnik kimliği ne olursa olsun her kendini bilmez sözde aydın ve siyasetçiler Türkiye’yi bir bataklığın içine doğru sürüklüyorlar.
 
Eğer bugün son günlerde yaşanan müessif terör olaylarının etnik bir çatışmaya dönüştürülme ihtimali varsa bu ihtimali körükleyecek en kötü tavır, profan ve değerden arındırılmış toplum üretmeye dayalı politika gütmektir. Halkların kardeşliği gibi görünürde masum ancak özde sorunlu bir yaklaşımı benimseyen Marksist ideoloji ne yazık ki sosyolojik gerçeklikten uzak durarak iki ayrı etnik kökene mensup toplumun biribine düşürülmesi sürecine bilinçli ya da bilinçsiz olarak katkı sağlıyor.
 
Oysa İslam, “ancak mü’minler kardeştir” düsturunu insanlığa hediye ederek, gerçek kardeşliğin etnik mensubiyette olmadığını, inanç birliğinin kardeşliğin temeli olduğunu vaaz ediyor.
 
İslam kardeşliğinin tesis edilmesinden korkan dış ve iç mihraklar bölgede oynanan kirli oyunlarının bozulmaması için İslamsız Kürtleri ve İslamsız Türkleri kullanarak hem bir etnik çatışmanın hem de sonu parçalanmaya gidecek çözümsüz bir sorunu iyice pekiştirmenin temellerini atıyorlar maalesef. İşte oyun budur. Bu oyuna gelmemesi beklenen, bu ülkenin vazgeçilmez iki gerçeği Türkler ve Kürtler ancak İslam ortak paydasında birleşebilirler. Dil ayrı, örf ayrı, etnisite ayrı. Sadece din ve inanç bir. Bu sosyolojik gerçeği artık görmek ve kabul etmek lazım.
 
“Kart- kurt” tezinden sonra “Kürt kökenli vatandaş” söylemine evrilen ulusalcı cephe siyasetçi ve aydınları Kürt’e Kürt, Türk’e Türk diyebilmenin dayanılmaz hafifliğini yaşamadıkça, DTP, dini politikasına alet etmekten vazgeçmedikçe, Kürt sorunu ile terör sorunu birbirinden ayrı tutulup bölgede siyasi ve ekonomik tedbirler alınmadıkça, herşeyden önemlisi İslam kardeşliği vurgusu sorunun çözümü için yegane anahtar olarak görülmedikçe bölgedeki sıkıntılar sona ermeyecektir.
 
ABD’nin ve ekseninde duran emperyalist güçlerin kirli emellerinin depreştiği bölgede İslamsız bir Kürt toplumu ve İslamsız bir Türk toplumu oluşturarak iki toplumun kardeşlik bağlarını çözmek oyununa gelinmesi demek Irak’tan sonra Türkiyenin parçalanması, gücünün azaltılması demektir. Bu acı sonuç ayan beyan ortada durmaktır. İslami duyarlılıkları azaltılmış iki toplumun etnik gerekçelerle birbirine nasıl kolay düşürebileceğini hayal etmek bile kötü. Kuzey Irak’ta fiilen kurulan Kürt devleti de eğer İslamsız, İsrail’e entegre bir Kürt toplumu özlemi içerisindeler ise vay bölge insanlarının haline vay!
 
Din karşıtlığını esas edinmiş zevata ise söyleyecek sözümüz şudur: Bu ağır vebalin altından nasıl kalkacağınızı şimdiden düşünseniz iyi olur değil mi beyler!
 

http://www.haber5.com/haber.php?haber_id=299091

"Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın ve anın Allah'ın size verdiği nîmeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nîmetiyle kardeş oldunuz. İçinde ateş dolu bir çukurun tam kenarındaydınız, sizi kurtardı oradan. Allah, doğru yolu bulursunuz diye delillerini böyle açıklar işte." ali imran 103
Bu ülkenin/coğrafyanın bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı... İnananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak, ölmek, Türk’ü, Arap’ı, Laz’ı, Çerkez’i, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya yani iradeye. Altı yüz yıl beraber ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşûm bir salgın, maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihine hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz.
 
      Eleştiri, soru ve önerileriniz icin e mail lerinizi bekleriz.
  e mail  ve   MSN  Adresim:         rpiskin@hotmail.com  

http://www.muslumangenc.com/

animation1.gif

  baş örtüsüne karşı duyarlı olmak zorundayız tüm ümmet olarak

irade her güçlügü yener

Yabancıların müslüman olmalarına sebepler

Bir çok diplomat, devlet, ilim ve fen, hatta din adamlarının müslüman oluşları, İslâmiyetin büyüklüğüne hayran kaldıklarındandır. Misyonerler, milyarlar harcayarak Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar. Hâlbuki propagandasız birçok yabancı, İslâmı seçmiştir. Bu sebeplerin birkaçı şöyle:

1- İslâmda tek ilah vardır. Hıristiyanlıktaki üç tanrı inancı, ilim sahiplerince saçma görülmüştür.

2- İslâm, sadece ahiret saadetini değil, dünyada da mutlu yaşamanın yollarını bildirmiştir.

3- İslâmda, her çocuk günahsız doğar. Hıristiyanlıkta ise, günahkâr doğar. Bu da, akla, ilme, aykırıdır.

4- İslâmda, ibâdetlerin mabette yapılma şartı yoktur. Her yerde ibâdet edilebilir. Hıristiyanlar, kilisede putu, papazı aracı yaparak ibâdet eder.

5- İslâmda günahları yalnız Allah affeder. Hıristiyanlıkta, güya papazın, günahları affetme ve dinden çıkarma yani aforoz etme gibi yetkisi vardır.

6- Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi aşağı görür. İslâmda ise ırk, renk ve dil ayrımı yoktur.

7- İslâmda bütün peygamberler beşer, yani insandır. Ancak seçilmiş, günahsız insandır. Hiç kimse, diğerlerinin günahını çekmez. Hıristiyanlıkta, Hz. İsa Oğul tanrıdır, günahkârların affolması için çarmıhta ölmüştür. Bu da akla ve ilme aykırıdır.

8- İslâmda hurafe yoktur. Diğer dinlerde ateşe, güneşe, taşa, heykele tapılır.

9- İslâmda, "Dinde zorlama yoktur" düsturu vardır. Hiç kimse dine girmeye zorlanmaz. Hıristiyanların dine sokmak için yaptıkları işkenceler ve mezheb kavgaları meşhurdur.

10- İslâm, iç temizliği yanında, dış temizliğe de çok önem verir. Meşhur Versay Sarayında yıllarca bir hela yoktu. Bu, Hıristiyanların ne kadar pis olduğunu göstermeye kâfidir.

11- İslâm, sömürüyü reddeder. Bunun için kapitalizmi, komünizmi kabul etmez. İslâm hariç, hiç bir dinin ekonomi sistemi yoktur. Bugün Hıristiyan ülkelerde kapitalizm hakimdir.

12- Müslümanların geri kalışları sebebi, dinlerinin icablarına uymamalarındandır. Hıristiyanların maddi refaha kavuşmaları ise, dinlerinden uzak kalmalarındandır. Müslümanlıkta cahil olan dinden çıkar, Hıristiyanlıkta ise, âlim olan Hıristiyanlığı bırakır.

13- İslâmda, alkol, uyuşturucu ve kumar haramdır. Zinanın cezası ise, ağır olduğu için, fuhuş yaygınlaşamaz. Hıristiyan Batı, fuhuş bataklığı içindedir.

14-İslâm, en yeni ve en son dindir. Kur'an-ı kerim, günümüze kadar hiç bozulmadan, bir kelimesi bile değişmeden gelmiştir. Hâlbuki İncillerin birbirini tutmadığını herkes bilir.

15-İslâm, kadınlara çok kıymet vermiş, onlara en büyük hakları tanımış, (Cennet anaların ayağı altındadır) buyurmuştur. Hiçbir din kadına bu değeri vermemiştir.

16-İslâm dini bir milletin değil, bütün insanlığındır. Allahü teâlâ, (Rabbülâlemin)dir, yani bütün âlemlerin Rabbidir.

Niçin Müslüman oldum?

(Atlas Okyanusu ile Akdenizin birbirine karışmadığını gördüm ve ilmen de tesbit edilmiştir. Bunun 1400 sene önce Kur'an-ı kerimde bildirildiğini duyunca, müslümanlığın hak din olduğuna inanıp müslüman oldum.) Kaptan Kusto (Fransız)

Kur'an-ı kerim, Allahın adı ile başlıyor, Allahın birliğini bildiriyordu. Hayretim arttı. Tevhid dini olan müslümanlığı seçtim. Cat Stevens (İngiliz)

İslâm, çağları ardında sürükliyen bir dindir. Müslüman olmakla, çağlarüstü dini seçmiş oldum. Roger Garaudy (Fransız)

Anarşinin ancak İslâm ahlâkına sahip olmakla önleneceğine inandım. İçkiyi bıraktım, tesettüre girdim ve namaza başladım. Tına Gfanzıl (Alman)

İslâmda, ırk, renk ve dil farkı gözetilmediğini, herkesin eşit olduğunu, namaz kılarken de rütbe ayrımı yapılmadığını gördüm. Müslüman oldum. Thomas Clayton (Amerikalı)

İslâm, en iyi şeyleri ihtiva eder. Hiç bir dinde kardeşlik, İslâmdaki gibi değildir. Dr. Rolf Freiherr (Avusturyalı)

İslâm, sevgi, doğruluk, temizlik ve güzel ahlâkı emrettiği için müslüman oldum. A.Uemura (Japon)

İslâmı akla da uygun bulup müslüman oldum. Cecilla Cannolly (Avusturyalı)

İlim Çinde de olsa alın sözünü okudum. İslâmın ilme verdiği önemi görünce müslüman oldum. Mr. Board (Amerikalı)

İslâm, israf ve cimriliği yasaklayan, maddi- manevî her hususta en güzel kaideleri olan dindir. Albay Ronald Rockwell (Amerikalı)

İslâm dünya ve ahiret mutluluğunu gösterdiği için müslüman oldum. B.Karai (Zengibar)

Putlara değil de, bir Allaha ibâdet etmeyi, doğruluğu, emanete riayeti, insanların haklarını gözetmeyi emreden İslâmiyeti kabul ettim. Necaşi (Habeş İmparatoru)

Tufeyl bin Amr, usta bir şairdi. Onun gibi şiirden anlıyan pek azdı. Kur'an-ı kerimi okuyunca, onun şiir ve beşeri bir söz değil, ilahi bir kelam olduğunu hemen anlayıp müslüman oldu.

 

GÜZEL BİR DUA 


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!
hz.Muhammed'in iznindeyiz
Alemlerin Rabbi olan Allah'a  hamd ederiz.

Efendimiz, Rehberimiz, Resulümüz, Serverimiz olan Muhammed Mustafa (sav)'ya selat ve selam olsun.

Ya Rabbi!... Hakkın batıl, batılın da hak görüldüğü, hak ile batılın birbirine karıştığı, insanların hak diye batıla rağbet edip, batıl diye hakka tepki göstererek dışladığı bu zor ve sisli dönemde bize yardım et. Hakkı bize ve herkese göster.

Ya Rabbi!... Nefsin istek ve temennilerinin sonu olmadığını, insan onun peşinden bir adım yürüdü mü birkaç adım daha atmak zorunda kaldığını, hevasına bir yoldaşlık etti mi, pek çok temennisine de yoldaşlık etmeye mecbur olduğunu, nefsin isteklerine bir kapı araladık mı pek çok kapı daha aralayacağımızı nefse bir sefer itaat etmekle pek çok fesada düşeceğimizi, ta ki Allah göstermesin hak dergahından kovuluncaya kadar bunun devam edeceğini bize idrak ettir ve bizi hevâsına uyanlardan eyleme.

Ya Rabbi!... İç alemde zafer kazanılmadan meydan savaşında zafer kazanılamayacağını, eğer iç alemimizde hakkı yüceltmemişsek dış alemde küfre üstünlük sağlayamayacağımızı bize idrak ettir. Hem iç alemde hem de dış alemde zaferler nasib et.

Ya Rabbi!... Va'desi gelip takdir ettiğin zaman ölümün kaçınılmaz olduğunu, savaşla barışla yada insanın bulunduğu yerin güvenli olup olmaması ile ilgili olmadığını, evde oturmanın ölümü erteleyemeyeceği gibi Senin yolunda mücadele etmenin de ölümü yaklaştırmayacağını bize idrak ettir.

Ya rabbi!... Bu dinin hakimiyetinin sıkıntı, korku, zorluk, zindan, hicret ve şehadetten geçtiğini, Allah'ın rızasına ve cennete böyle ulaşıldığını, ahirete inanmayan düşmanlarımız bile da'vaları için bu sıkıntılara katlanırlarken, bizim gevşekliğimizin ancak iman eksikliğinden kaynaklandığını bize idrak ettir. İmanımızı arttır, ayaklarımızı sabit tut ve bize kaldıramayacağımız ağır yük yükleme. Geçemeyeceğimiz imtihanlarla bizi imtihan etme. <******>

Ya Rabbi!... Bizi Mü'min kardeşlerimize karşı şefkatli merhametli ve tevazu sahibi; kafirlere karşı da şiddetli ve tavizsiz kıl.

Ya Rabbi!... Kardeşlerimizle bir bedenin uzuvları gibi olduğumuzu ve bedendeki bir uzvun rahatsızlanması ile diğerlerinin de rahatsızlandığını bize idrak ettir. Ve o bilinçle hareket etmeyi nasib et.

Ya Rabbi!... Başımıza gelen musibetlere üzüldüğümüz gibi kardeşlerimizin başına gelen musibetlere de üzülmeyi, kendimiz için sevindiğimiz her durumda kardeşimiz için de sevinmeyi nasib et.

Ya Rabbi!... Tüm insanlara ve kardeşlerimize karşı kalbimize sonsuz bir sevgi yerleştir. Ancak bu sevgi bizi adaletsizliğe ve sevdiğimizin hatasını görmemeye sevk etmesin.

Ya Rabbi! Bugün dünyanın dört bir yanında bölük pörçük olan Müslümanlara birlik beraberlik ve vahdeti nasip eyle. Zulme, küfre, ve emperyalistlere karşı Ümmeti yek vücut yaparak mücadele etmeyi nasip eyle.

Ya Rabbi!... Müslümanların topraklarını işgal ederek yer altı ve yerüstü kaynaklarını sömüren, bunun için her türlü mel'aneti işlemekten geri kalmayan zalimleri kahr-u perişan eyle.
Ya Rabbi!... Şüphesiz yerin ve göğün hazinelerinin sahibisin. Ğani, Rezzak olan ancak Sensin. Senin Resulünü ve ashabını davasından geri döndürmek için nasıl ekonomik boykot ve tecrit politikaları uygulandı ise bugünde Onun yolundan gidenlere aynı boykot ve tecrit politikaları uygulanmaktadır. Çocuk, kadın, yaşlı demeden taraftarların aç bırakılmaktadır. Resulünün üzerinden bu boykotu nasıl kaldırdın ve zalimlerin planının boşa çıkardın ise bugün de yardımını göndererek zalimlerin hile ve oyunlarını boşa çıkar. Ğani ve Rezzak sıfatınla bizleri rızıklandır.


''MEDENİYET DEDİĞİN AÇMAKSA BEDENİ,
ETRAFINIZA BİR BAKIN,HAYVANLAR SİZDEN DAHA MEDENİ''

M. AKİF ERSOY

 

EY ÜMMETİ MUHAMMED s.a.v UYAN!
Uyan da bak zulmün cellâdı, zalimin korkusu, mazlumun perdedarı sen misin? Ne oldu sana; ne oldu da bu kadar umarsız, bu kadar serseri, bu kadar duyarsız oldun... Sen zulümle savaşırken ortaya yüreğini koyardın, yüreğin mi yaralandı en orta yerinden yoksa duygularını mı bağladın? Tek dişi kalmış medeniyet canavarlarının arasında yutuldun mu? Çığ mı düştü üstüne? Sele mi kapıldın zulmün yamacında? Odağı cehennem olan bir kuyunun dibinde misin? Yasıyor musun biçare yoksa ölü müsün ölüleri bile utandıran halinle...

Sen nasıl
çıkacaksın YARADANIN huzuruna? Peygamber 'ümmetim ümmetim' diye fer yâd ederken sen bu ümmet katliamına seyirci mi kalacaksın? Destek olmayacak mısın kardeşine yoksa köstek olmak mı gelir isine? Sen ki söz verdin GALU BELA’DA, söz verdin MEVLA’YA. Uyan su gafletten. Taslar ağaçlar dile geldi, hepsi cihada gidiyor. Uyan! Sözünü tutma vaktidir su an. Yedi kat yerin dibindeki ölüler dirildi, şanlı ruhlar geldiler cihada, SEN YOKSUN! Melek’lerin gözünün yasini sil artik.
Evliyaların, şühedaların kemikleri sızlamasın...

ARTIK UYANMA ZAMANI GELMEDiMi EYYY MÜSLÜMANNNN!
Haydi, Ey Müslüman Kiralım Gaflet Zincirini. Vakit artik Uyanma zamanıdır. Dua
Mümin’in Silah’ıdır. Haydi, simdi Eller Dua’ya. Bir gece vakti
ÜMMET’İ MUHAMMED s.a.v için, Kendiniz için Dostlarımız ve Hastalarımız için
 
Dünya üç gündür; dün, bugün ve yarin. Dün geçti. Yarinin gelecegi belli degil. Öyle ise; bugünün kiymetini bil! Hasan-i Basrî Rahmetullahi aleyh

dogan medyasının yazdıklarına ve yayınladıklarına çok dikkat edin, zira bölünme, parçalanma ve yıkmaya dair bu ülkede ne varsa yılanın başı bunlardır. Uyanık olmalı, bize her “dayatılan” haber ve yorumu kabullenmemeliyiz. Biraz sorgulamalıyız yahu bu ne koyunluk, bu ne gaflet hali böyle?! Bazı bloglarda gördüm bu kabullenişleri de o yüzden diyorum hemen kabullenmeyin koyun gibi diye!! Ki bu Doğan medya kuruluşunun başındakilerin ne Türk’lüğü belli, ne müslümanlığı ne de Türk ve Türkiye severliği.

İşte o haber..

“Kurtlar Vadisi” dizisinin kahramanlarından Muro’nun meşhur repliği “nalet olsun içimdeki insan sevgisine” şeklinde. Doğan Medya Grubunun İsrail yanlısı yayınlarını görünce “lanet olsun içinizdeki Siyonizm sevgisine” demekten kendimizi alamıyoruz. İşte bize bu cümleyi söyleten gelişmeler;

dogan-medya-grubu-meymenetsiz-mason-aydin-dogan-siyonist-kopekler“Filistin’deki katliam” Doğan Medya Grubu gazete ve televizyonlarında farklı bir bakış açısıyla veriliyor. “Siyonist gözlük” takan ve soykırıma Tel-Aviv’den bakan bu kuruluşlar İsrail’i haklı çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Özellikle grubun “Amiral gemisi” Hürriyet ve “ağır abi” takılan Milliyet’e göre bu katliam “kahrolası” Hamas yüzünden gerçekleşmiş. Nitekim Hürriyet ilk büyük saldırıdan sonraki manşet haberinde kullandığı “İsrail savaş uçakları, iki günde 200 Katyuşa roketi atan HAMAS’ı dün yoğun hava saldırılarıyla yerle bir etti” ifadeleriyle, sanki İsrail’in HAMAS’ın saldırısı karşısında harekete geçtiği izlenimini vermeye çalıştı. *

İlk gün katliamı ufak bir haberle geçiştiren Milliyet’in manşeti ise izinsiz ağaç kesilmesini işleyen “Yasal katliam”dı. Öldürülen yüzlerce insanın ağaçlar kadar değeri yoktu. Bu kadarcık ayıpla yetinmeyen Milliyet dün de “tuhaf bir haber”le okuyucularının karşısına çıkma pişkinliğini gösterdi. Anlaşılan, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, İsrail’in Gazze saldırısının “soykırım” olduğunu belirtmesi Milliyet’i rahatsız etmişti. Gazete, vekilin İsrail’i kınayan açıklamasını ” vekilden tuhaf bir çıkış” başlığıyla verdi. Haberin spotu ise ” milletvekili Zeyid Aslan, 380 Filistinlinin ölümüne neden olan İsrail saldırıları için tuhaf bir çıkışta bulundu. Aslan, İsrail’in saldırılarını ’soykırım’ olarak niteleyerek, ‘Dün insanlığın karşısında uğradıkları zulümlerden dolayı merhamet dilenenler, bugünün barbarları olmuşlardır’ dedi” şeklindeydi. Oysa asıl tuhaf olan bu vekilin “anlamlı ve yerinde” açıklaması değil Milliyet’in “garip” haberiydi.

Bilindiği gibi, “Kurtlar Vadisi” dizisinin kahramanlarından Muro’nun meşhur repliği “nalet olsun içimdeki insan sevgisine” şeklinde. Doğan Medya Grubunun İsrail yanlısı bu yayınlarını görünce herhalde Aydın Doğan ve çalışanları için ise: “Lanet olsun içinizdeki Siyonizm sevgisine ve Müslüman nefretine” demekten kendini alamıyordur.

TEMBELLİGE VE MAZERETE SON

Halkımız arasında meşhur bir söz vardır. Derler ki: “İsteyen bir yol bulur, istemeyen de mazeret bulur.” Bu söz, günümüzdeki Müslümanların bir bölümüne şıp diye oturuyor. İnsanlar yapmaları gereken şeyleri “azgın nefis”in telkin ve teşvikleriyle yapmadıklarından dolayı kendilerini temize çıkarabilmek için mazeretler uyduruyorlar. Uydurdukları mazeretleriyle kendi sığınakları oluşturuyorlar. Halbuki bu tür davranış içerisine girenler ancak bilerek ya da bilmiyerek kendi kendilerini aldatıyorlar. “Günahları”nı, “tembellikleri”ni, “ihmalkârlıkları”nı, “vesveseleri”ni mazeret kılıfıyla örtmeye çalışanların “zerre miktarı hayır ve şerrin hesabının görülecegi” günde imtihanı kaybetmesinden endişe ediyoruz. Günümüzün tembellik ve mazeret içerisinde bocalanan bazı meselelere bakalım, Hangi konularda tembellik yapıyoruz ? * 1.) Allaha kulluk noktasındaki tembellik en tehlikeli olanıdır. Bilindigi gibi tembel insanlar zamanında yapacakları işi devamlı ertelerler. Namaz kılınması lâzım: Yarın kılarım derler yarınlar bir türlü gelmez. Ramazanda Oruç tutması gereklidir: Bin türlü mazeret hazırlar. Zengin sınıfında ise Zekat vermesi icabeder: Hep bir sonraki sene toptan veririm der ama miktar arttıkça ertelenen sene sayısı da artar. Bu ve buna benzer İtikat,İbadet,Muamelat, ve her türlü dini noktalarda Allaha kullugunu erteleyen Müslüman öyle bir zamana rastlarki; Ecelin ertelenmedigi vakit gelmiştir. Hayıflanmak, üzülmek, esef etmek te artık çare degildir. Aklımızı başımıza alalım ve her âmelimizi zamanında yapmaya ğayret edelim. Çünkü yaşadıgımız hayatın yedegi yok. Ahirette de kandırılacak, aldatılacak, mazeret dinliyecek birilerini bulamayacagız. 2.) Kitabımız Kur’ân’ı Kerime yeterli derecede vakıf olmaktan uzagız. Kuranı anlamıyoruz, İşin garip olan tarafı anlamaya da çalışmıyoruz. Hep birileri okusun, birileri anlatsın lâkin biz yüzünden dahi okuyamayalım. Eger böyleysek acınacak durumdayız demektir ve en kısa zamanda Kurana hizmet yönünde önce kendimiz kitabımıza sarılacagız, sonra eşimize ve çocuklarımıza Kuran sevgisini aşılıyacagız. Çevre çevre Kuran halkasını genişletecegiz. Kuranın hizmetçisi olacagız. Çünkü Peygamber efendimiz mealen buyuruyorki: ** sizin en hayırlılarınız Kuranı ögrenen ve ögretenlerinizdir.** Müslümanlar için çok önemli olan bu müjdeli habere sımsıkı sarılacagız. İnanıyoruzki; Kurtuluş sadece Kuranda ve İslamdadır... 3.) Müslümanlar Kur’ân’ın sınırlarını çizdiği helâl-haram hudutlarını kesinlikle ihlâl edemezler. Yalnız bu hudutları tayin etmek te İlim ile olur. Onun için Kitabımızı çok okuyacagız. Anlayana, kavrayana kadar ondan kopmayacagız. Zorda kaldıgımız her an ona sarılacagız, Edebimiz, âhlakımız, Yaşantımız, velhasıl her adım atışımız kitabımıza uygun olacak. Kuranı anlamaya götürücü bütün ilimlerden faydalanacagız. Tefsir, Hadis, Akait, Fıkıh, Kelâm, İnsanlık ve İslam tarihi gibi ilimleri okuyup ögrenmeye ğayret edecegiz. Bu yolda bütün imkanlarımızı harekete geçirecegiz. Kuran ögrenimi ve ögretimi ile geçen zamanımız bilelimki; Vakitlerin en güzeli olacaktır. Kitabımızı ögrenemezsek nasıl yaşayacagız ? Sahabe önce 10.Ayet ögreniyordu. Sonra ögrendiklerini yaşıyor, hayatına tatbik ediyordu, sonra bir 10. Ayet daha ögteniyor ezberliyor böyle böyle İlim – Âmel bütünlügünü yaşamada bizlere örnek oluyorlardı Allah (cc) onlardan razı olsun. *4.) İlim tahsili konusundaki vurdumduymazlığımız ne yazıkki günden güne artmaktadır. Bu konu daha iyi anlaşılır ümidiyle AMARAT tan misal verelim. Daha çok degil otuz kırk sene önce yüzlerce Kuran Hafızı vardı ve bu insanlar bildiklerini ilimleri ölçüsünde çevre köylerle, kentlerle paylaşıyorlardı. Yaşı 45-50. nin üzerinde olanlar çok iyi bilirler, gençlerde Ana-babalarından, büyüklerinden konuyu araştırabilirler. Peki ne olduda Kuran Hafızlıgından koptuk ? Neden şimdilerde İlim adamı yetiştiremiyoruz ? Ne olur artık dünyamızı mamur hâle getirmeyi, dünya malına canla başla sarılmayı birazcık erteleyelim birazda Dinimiz için ğayret sarf edelim. İnanıyoruzki; Dinimiz düzelirse hem dünyamız, hemde Ahiretimiz nurlanacaktır. Şükürler olsun çogumuzun hali vakti yerinde, imkanlarımız çok geniş. Alahın dinine sarılmayı ertelemeyelim. Artık tembellik ve mazeret zamanı geçti diyelim ve Dinimizi saglam kaynaklardan ögrenelim ve Hayırlı âmellerle hem dünyamızı hem Âhiretimizi kurtaralım... * 5.) Müslümanların İnsanlıga faydalı olacak faaliyetlere koşması zaruridir. Bu tür sosyal faaliyetlerden kişinin kaçması kendi kendinden kaçması, kendi kendisini aldatması demektir. Müslümanlar artık kendilerini ciddiye almalarının vaktinin geldigini hesap etmelidirler. Akıl baliğ yaşını idrak etmiş olanlardan itibaren kimse kendisini geri planda göremez. Yaşı ilerleyenler * Artık yeşeripte bostanmı olacagım * düşüncesiyle kendilerini bu hizmetin dışına çıkaramazlar. Bu din kadını, erkeği, yaşlısı , genci, Fakiri, zenginiyle yaşanmak için Rabbimiz tarafından Peygamber efendimiz (sav) aracılıgıyla bizlere ulaştırılmıştır. 1400. Küsur senelik geniş bir İlmi birikim bizlere kadar taşınmıştır. Bizlere sadece İhlasla,İslam dinine sarılmak kalıyor Tekrar ediyoruz Tembellige ve Mazerete geçit yok diyecegiz. Arif Nihat Asya ne diyor şiirinde: * Hâla ne diye oyunda oynaştasın. Fatihin İstanbulu fethettigi yaştasın.* Evet kendimizi ciddiye alalım. Biz ciddiye almazsak hiç kimse bizi adam yerine koymaz. Yaratılmışların en şereflisi oldugumuzu bilelim ve buna lâyık olalım... 6.) Şeytanın en büyük ugraşı bütün insanlıgı yoldan çıkartmak için çalışmak ve bu ugurda Kıyamete kadar ğayret göstermektir. Aman Şeytana ve şeytanın uşaklarına fırsat vermeyelim. Şeytan Haramları, günahları, Dinimizin çirkin buldugu bütün âmelleri allayıp pullayıp yandaşlarına güzel gösterecektir. Haramların kapısını sonuna kadar açacak Zinacıyı, içkiciyi, kumarcıyı, yalancıyı, iftiracıyı, hasta ve illetli beyinlilerin hepsini geçici olarak koruma altına alacak, onların dostu gibi görünecek, Vesvesesi ile muhatabını sapıklıga sürükleyincede zevk ten dört köşe olacak, İnananların kalbine şirk tohumlarını atmak için asker sayısını sürekli artıracak, İsyan bayragının Kıyamete kadar taşıyıcılıgını üstlenecektir. Aman şeytanın hilesine, desisesine, aldatmalarına kapılmayalım. Uyanık olalım. Kış uykusuna yatmış olanları da uyandırmaya ğayret edelim. Ömrümüzün geri kalan kısmını Allaha ve Peygamberine (sav) baglılıkla geçirelim. Unutmayalım: Şeytan bizim günahlardan tevbe etmemizi istemez. Şeytan bizim Hidayete, kurtuluşa kavuşmamızı istemez. Şeytan bizim Allaha sıgınmamızdan hoşnut olmaz. Şeytan bizim Namaz kılmamızı , SECDE etmemizi istemez. Müslümanlar günah işledikten sonra, Pişmanlık duyup tevbe kapısına yapışınca o kusur ve günahlarından kurtulacakken, Güzel niyetleriyle iblisi çatlatması gerekirken Hâla tembellik ve Mazeret hastalıgını gündemde tutarak hayatını sürdürüyorsa o insanın alçalışı ve düşüşü hızlanır Allah korusun * ESFELİ SAFİLİNE * Yani aşagıların aşagıların aşagısına yuvarlanır. İnsanlık şerefini ayaklar altına alır ve Hayvanlardan daha aşagı derecelere iner. Akıl nimetinin bize tanıdıgı güzellikle diyoruzki Allaha ve onun Rasülüne (sav) İtaat etmekle Şeytanı, lanetli iblisi çıldırtalım. Allahın gazabına ugramaktan korunalım. Samimiyetle ve sadakatla dinimize baglanalım, sarılalım. Mazeret kulpuna sarılıp oradan ayrılmamak bir hastalıktır. Peki, bu halden kurtulmanın çaresi nedir? Ne yapmalıyız ki, nefsimizin esiri olmaktan kurtulup kusurlarımızı kabul edip islah yolunda ciddi adımlar atmak gibi bir yola girebilelim? Hakkı hak bilip Hakkı kabul edecek, batılı batıl bilip, batıldan şiddetle kaçınacak bir şuur kazanabilelim? Bunun için ilk yapılacak şey samimi olmaktır. İkincisi, kişinin kusurunu anlaması ve bu kusurdan dolayı yaptıklarından pişman olmasıdır. Bunlar temizlenmenin rıza makamına ermenin ilk basamağıdır. Bundan sonra, bu noktaya gelen kula istiâze (şeytandan ve her türlü şerlerden Allah’a sığınmak) ve istiğfar (tevbe etmek) kapılarına ihlâsla ve bir daha şeytana dönmemek üzere yönelmek gerekir... Dahası var: Bundan böyle ibadette devamlı olmak, günahta ısrarcı olmamak, sıkıntı ve musibetlerde “sabır” ve “takva” elbisesine bürünmek icab eder... Artık nefsin elinden “mazeret uydurma” yetkisi alınmıştır. Bu yetkinin alınmasıyla insan necat ( Yani kurtuluş) yolunu bulmuş demektir. Niyetlerimiz samimi olsun. İyilikler içinde olmaya kesin tavırlarla yönelelim. Günahlarımız için mazeretler uydurmaya yeltenmeyelim. İmanda sebat edelim. İbadetlerimizde sadakatimizi gösterelim. Allah (CC) kendisine kullukta samimi olanları daima yüceltir. Şeytanın en önemli hedefi insanların doğru yoldan sapmalarını sağlamaktır. Bu amacını gerçekleştirmek için her türlü yöntemi deneyen şeytan, insanlara sağlarından, sollarından, önlerinden ve arkalarından yaklaşır. İrade kullanmayan bir kişi şeytanın çağrılarına kolaylıkla kapılıp, onun istediği şekilde hareket eder. Buna karşın Allah'a teslim olan iman sahipleri şiddetli Allah korkularından dolayı Rabbimizin razı olacağını tavırları göstermede irade gösterirler. Dinden uzak yaşayan toplumlar üzerinde şeytanın tembellik telkini çok şiddetlidir. Çünkü tembellik insanı İslam’ın getirdiği güzel ahlâktan uzaklaştırır. Eğer düşüncede ve iradede şiddetli bir tembellik varsa, o anda bu kişinin dinin gereklerini hakkıyla yaşaması mümkün olmaz. İnsanların çok büyük bir kısmı tembelliğin ne olduğunu tam olarak kavramazlar. Tembelliği daha çok, emekli olmuş, hiçbir işte çalışmayan insanların özelliği olarak düşünürler. Oysa tembellik sadece hiç hareket etmeyen, çalışmayı sevmeyen, dolayısıyla sürekli olarak yan gelip yatan bir insan modeli değildir. Şeytan bu tür bir tembellikle de insanları yönlendirmeye çalışmaktadır. Ama asıl önemli olan fikir tembelliği, yani düşünmemektir. Çünkü eğer insan iradesini hiç kullanmaz ve şeytanın bu etkisine kapılarak düşünmekten kaçarsa o zaman anlayıştan yoksun, apaçık olan gerçekleri göremeyen, düşünmesi gerekenler detaylıca anlatılsa bile bunları kavrayamayan bir insan haline gelmektedir. Kur’an’da bu anlayışsız insanlara ve özellikle çok sayıda olmalarına pek çok ayet ile dikkat çekilmiştir. *** Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler. (Bakara Suresi, 18) *** Dediler ki: ***"Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder. (Bakara Suresi,88)*** ***Peki, sana Rabbinden indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen (a'ma) gibi midir? Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler. (13 Suresi. 19)*** Allahım bizleri hakkı hak bilip hakka baglanan, Batılı batıl bilip batıldan kaçınan ve korunan kulların zümresine dahil eyle.

 Home  |  Support  |  Contact  |   Türkçe Set As Homepage Add To Favorites

TÜRKÇE KURAN-I KERİM ( DİYANET MEALİ )
TÜRKÇE KURAN-I KERİM ( E.HAMDİ YAZIR )
TÜRKÇE KURAN-I KERİM ( Y.NURİ ÖZTÜRK )
TÜRKÇE KURAN-I KERİM ( SUAT YILDIRIM )
TÜRKÇE KURAN-I KERİM ve TEFSİRİ ( MUHAMMED ESED )
KUR'AN TEFSİRİ - SEÇMELER ( BAYRAKTAR BAYRAKLI )
KURAN-I KERİM ( ARAPÇA - LATİN HARFLİ )
KURAN-I KERİM ( ARAPÇA )
EL SAGRADO CORAN ( SPANNISH )
DER HEILIGE KORAN ( GERMAN )
LE SAINT CORAN ( FRENCH )
IL SACRO CORANO ( ITALIAN )
QURAN ( RUSSIAN )
QURAN ( DUTCH )
QURAN ( FINNISH )
QURAN ( ENGLISH ) by A. YUSUF ALİ
QURAN ( ENGLISH ) by M.H. SHAKIR
QURAN ( ENGLISH ) & COMMENTARY by MUHAMMED ESED
QURAN ( AZERBAIJANI )
QURAN ( JAPANESE )
QURAN ( CHINESE )
QURAN ( KOREAN )
QURAN ( MALAY )
QURAN ( INDONESIAN )
QURAN ( BOSNIAN )
QURAN ( SWAHILI )
QURAN ( PORTUGAL )
QURAN ( POLISH )
QURAN ( ALBENIAN )
A VERSE

O you who believe! fasting is prescribed for you, as it was prescribed for those before you, so that you may guard (against evil).

The Cow - 183. Verse
SEARCH IN THE QURAN

Keyword :
Interpretation :
Sura Name :
OTHER LANGUAGES (PDF)

  • Uyghur
  • Persian
  • Greek
  • Thai
  • Phillipines
  • Hausa
  • Kazakh
  • (Download)
    (Download)
    (Download)
    (Download)
    (Download)
    (Download)
    (Download)
         

    © Copyright 1997 - 2007 TheHolyQuran.org is a subsidiary of Internet Holding A.S.
    http://www.theholyquran.org/

     

                                  http://www.furkanradyo.com/

      www.mucizeler.com               www.musluman.net

           
    Ben Kimim ?
    • Bu soru çok basit gibi görünse de, aslında bütün sırlar bu sorunun arkasında gizlidir. Eğer bir kimse, bu sorunun cevabını doğru olarak bilmiyorsa, boşuna yaşıyor demektir. Bir kimse, bu sorunun cevabını doğru olarak bilmeden ölüp gitmiş ise, boşuna bir hayat sürmüş demektir. Eğer bir de cevabı yanlış olarak biliyorsa,  o zaman durum daha da kötü demektir. Bu durumda denilebilir ki; şu dünyaya gelen bir kişinin beklide ilk yapacağı ve en önemli işi bu soruya doğru cevabı bulmaktır.

    •  
    • Bu soruyu basite almamak gerekir. Cenab-ı Hak dahi nefsi yarattığı zaman ona bu soruyu sormuş – Men ene, ve ma ente? Yani; Ben kimim ve sen nesin? demiş; nefis ‘Ben benim, sen de sensin’ diye cevap vermiştir. Ona çeşitli azaplar vermiş, hatta Cehenneme atmış ve sonra yine sormuş: Ben kimim ve sen nesin? Cevap yine aynı olmuş: ‘Ben benim, sen de sensin’ Bu defa nefsi aç bırakmış ve yine sormuş: - Men ene, ve ma ente? Nefis bu defa şöyle cevap vermiş: -Sen benim Rabbi Rahimimsin, ben senin aciz bir kulunum.

    •  
    • Demek nefis, benlik davasından kolay kolay vazgeçmez.

    •  
    • ‘Ben kimim?’ sorusu, peşinden başka soruları da getirir; sen kimsin?, bu insanlar kim?, bu hayvanlar neci, bu bitkiler ne?, bu dünya, bu ay, bu güneş, bu yıldızlar ve bu kâinat ne? Bu gelenler, bu dünyaya niçin geliyorlar? Gelenler çok durmayıp kısa bir hayattan sonra doymadan gidiyorlar, neden? Niye geliniyor, nereye gidiliyor? Ve hakeza… Bu ve buna benzer nice sorular… Bu sorulara doğru cevap ancak ‘ben kimim?’ sorusuna verilecek doğru cevap ile bulunabilir.

    •  
    • Her insanın hususi bir alemi vardır. İşte onun bu hususi aleminin şekli ‘Ben kimim?’ sorusuna verdiği cevaba göre olur. Bu sorunun doğru cevabı kısaca şudur:

    •  
    • Ben, bu kâinatı ve mahlukatı yoktan var eden ve her an onlarda tasarruf etmekte olan Allah’ın aciz bir kuluyum.

    •  
    • ‘Ben kimim?’ sorusunun kısaca cevabı budur. Böyle doğru cevabı bilir ve kabul edersen diğer sorularında doğru cevaplarını kolayca bulabilirsin. O zaman dersin ki; bu insanlarda benim gibi Allah’ın yarattığı aciz birer kuldur. Benim de, onlarında rızıklarını O veriyor. Beni de onları da eceli gelince O öldürecek ve hesaba çekmek üzere beni de onları da O diriltecek. Böylece hiç kimseyi ilah derecesinde gözünde büyütmezsin. Bütün hayvan ve bitkileri de Allah’ın yarattığını bilir ve O’nun eserleri olarak görürsün. Kâinata baktığın zaman, koca koca gezegen ve galaksileri, bu kâinatın sahibi olan Allah’ın emrinde hareket eden ve O’na boyun eğen haşmetli birer memur olarak görürsün. Bu durumda onlar sana dehşet vermezler. Deprem gibi hadiselerin de dizgininin Allah’ın elinde olduğunu bilir ve korkmazsın. Çünkü bilirsin ki; bu alemde O demeden zerre kıpırdayamaz. Peki hoşumuza gitmeyen bir şey olursa? O zaman dersin ki; madem O’nun izni ile olmuştur. ‘Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler’ der, tevekkül eder ve teslim olursun.

    •  
    • Her şeyi Allah’ın emrinde gördüğün için, firavun gibi başını kaldırmaz ve O’nun emir ve yasaklarına göre yaşamak, artık sana zor gelmez. Öyleya, ayların, güneşlerin kendisine itaat ettiği bir zata isyan etmek hangi akıl iledir? Zerre kadar aklı olan bunu yapar mı? Madem O’nun mülkündeyim, madem beni O yarattı, madem beni yaşatan ve rızkımı veren O, madem beni istediği zaman öldürüp, toprağa sokacak olan yine O; öyleyse, O’nun emrini dinlemeyip te kimin emrini dinleyeceğim? İşte, böylece insan, sadece Allah’a kulluk ederek, kimseden çekinmeden rahat bir hayat sürer.

    •  
    • Maalesef dünyada yaşayan insanların çoğu, bu ‘Ben kimim?’ sorusuna doğru cevap veremediklerinden bu rahattan mahrumdur. Kendilerinin ne olduğunu, niçin bu dünyaya geldiklerini, niçin yaşadıklarını ve nereye gittiklerini doğru olarak bilemediklerinden diğer insanları da, bu dünyayı da, bu olayları da doğru olarak değerlendiremezler. Dolayısıyla hayvan gibi yaşar, bazı süfli zevklerin peşinde ömürlerini tüketir ve bir şey anlamadan bu dünyadan göçer giderler. ‘Tuh onların akıllarına’ de.

    •  
    • Buradan anlaşılıyor ki ‘Ben kimim? sorusu, mutlaka doğru olarak cevaplanması gereken ve insanın hayatındaki en önemli ve en birinci sorudur. Çünkü, her şey bu soru ile bağlıdır. Bu sorunun cevabını doğru olarak bulup, ona göre yaşamayan, boşuna yaşamış demektir. Bu ise, basit bir şey değildir. Devletin en yüksek makamlarında olsa da, servetçe en zengin insanlardan olsa da , teknolojide ilerleyip göklerde uçsa da, netice değişmez.

    •  
    • Şimdi sen kendi nefsine bak. Eğer canın istediği gibi yaşıyorsan, istediğin gibi giyinip, istediğin gibi eğleniyorsan, istediğini yiyip istediğin yere gidiyorsan, istediğin zaman yatıp istediğin zaman kalkıyorsan, istediğin gibi alış veriş yapıp isteğin gibi davranıyorsan senin nefsin ‘ben benim’ diyen bir nefistir ve sahibini cehenneme götürür. Eğer sen, canın istediği gibi bir hayat değil de Cenab-ı Hakk’ın istediği gibi, O’nun emir ve yasaklarına göre bir hayat sürüyorsan, o zaman senin nefsin ‘Sen benim Rabbi Rahimimsin, ben senin aciz bir kulunum’ diyen bir nefistir ki, ne mutlu sana, seni kutlar ve tebrik ederim.
       

    Hikmetli Sözler

    • Haya imandan bir bölümdür  Hayası olmayanın imanı da olmaz
    • Kişinin namazdaki nasibi ,namazda olduğu kadardır (Hadis-i Şerif)
    • Cennete giden yol Allah (c.c)'ın emirlerine sımsıkı yapışmaktır   yolun başlangıcı ise namazdır
    • Namazı olmayanın dini de yoktur ( Hadis-i Şerif)
    • Müslümanın her şeyi muslumana has olmalıdır. yemesi,içmesi,giymesi hep Allah (c.c) tarafından belirtilmiştir.
    • Kafir ile musluman dış görünüşünden birbirlerinden ayırt edilmelidir..
    • Müslüman kadın ve erkek öyle giyinmelidirler ki kafirlere benzemesinler
    • Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık
      Anlaki yok Ulu Allahtan başkasına yakınlık (N.F.Kısakürek)
    • Namazın dindeki yeri başın vucuddaki yeri gibidir
    • Allah (c.c)'a isyan olan yerde kul'a itaat yoktur
    • Müslüman sadece söylediklerinden değil,Söylemesi gerekirken söylemediklerinden de sorumludur
    • İslamın hakimiyeti için ne kadar az gayret gösterirseniz.Bilesinizki o kadar çok aksine uşaklık yapıyorsunuz demektir
    • Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler elinden büyük iş gelmeyelerdir
    • Müslüman kimliğinden utanan değil o kimliğe layık olmadığı için kendinden utanan kimsedir
    • Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir ülkede düşünce adamı yetişmez
    • Dünyanın gidişatından ben müslümanım diyen herkes sorumludur
    • Müslüman sadece yaptıklarından değil,yapması gerekirken yapmadıklarından da sorumludur
    • Kötülüğün hakim olmaması için tek şart iyilerin gayret göstermeleridir
    • Hicretin en faziletlisi Allah (c.c)'ın sevmediği şeyleri terketmektir
    • Doğru söyleyip zincire vurulmak,yalan söyleyerek zincirden kurtulmaktan iyidir (Sadi)
    • En fazilet li amel,Nefsin istediğinin zıddını yapmaktır (Ebu Suleyman Daruni)
    • Davamız kuru bir dava değil,dunyaya islami hakim kılma davasıdır (Ertuğrul gazi)
    • Allah (c.c)'tan korkusu olmayanı,Allah herşeyden korkutur
    • Ameller niyete göredir
    • İnkarı gerekeni inkar etmedikçe,kabul edilmesi gerekeni kabul etmedikçe iman edilmiş olmaz
    • Gerçek hürriyet Hakk'a köleliktir (Hz. Ali R.a)
    • Amellerin en faziletlisi Allah (c.c) için sevmek ve buğzetmektir (Hadis-i Şerif)
    • Bir farzı vaktinde yapmak ,halis niyetle bin sene nafile ibadetten daha iyidir (İmamı Gazali)
    • Cihadın en faziletlisizalim sultanın yanında söylenen doğru sözdür (Hadis-i Şerif)
    • Adaletle hukmetmeyen amirlere iteat eden millet helak olmaktan kurtulamaz (Hadis-i Şerif)
    • Mü'minlerin tembelliği fasıkların hakimiyetini kazandırır
    • Kişinin sözü aklını ve faziletini gösterir (Hz. Ebubekir R.a)
    • Haksızlığa baş kaldırmayanlar onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar (Hz. Ali R.a)
    • Ne kadar bilirsen bil,söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır ( Mevlana K.s.)
    • Cihad etmeyen toplumun yüzü gülmeyecektir (Hz. Ebubekir R.a)
    • Kıyamet günün de nereye gitmek istiyorsanız ona göre hazırlık yapın ( Ömer bin Abdulaziz)
    • Irkçılık için mucadele eden ,Irkçılık için savaşan,Irkçılık uğrunda ölen bizden değildir (Hadis-i Şerif)
    • İlminden faydalanılan bir alim,yetmişbin abidden daha faziletlidir
    • Allah-u Teala insanların ısrarla birbirlerinden birşeyi istemelerini sevmez.Ama kendisinden birşeyin ısrarla istenmesini sever.
    • Üç şey dünya ve ahiret güzelliklerindendir
      1-Zülüm yapanı affetmek
      2-Dostluğunu kesenle dostluk kurmak
      3-Cahillik yapana yumuşak davranmak
    • Kula bela gelmez
         Hak yazmadıkça
            Hak bela yazmaz

              
      Kul azmadıkça
    • Üç dua vardırki kabul olunmamalarında şüphe yoktur:
      bunlar mazlumun misafirin duası ile anne-babanın evladına dualarıdır (Hadis-i Şerif)
    • Ahirette seni kurtarmıyacak bir eserin olmadığı taktirde fani dünya eserlerine kıymet verme ( Mesnevi Huriye)
    • Mü'minin zindanı kafirin cennetidir (Hadis-i Şerif)(Dünya kafirin,cennet Mü'minindir)
    • Cevahir varken pul neye yarar
      Aczini bilmeyen kul neye yarar
      Herkes bir yol tutturmuş gidiyor ama
      Mevlaya gitmeyen yol neye yarar
    • İçindeki bir zayıfın hakkı güçlüden serbestçe alınmayan bir millet hiçbir zaman kurtulamaz (Hadis-i Şerif)
    • Güzel ahlak hayırlı bir yoldaştır
      Akıl hayırlı bir arkadaştır
      Edep hayırlı bir mirastır
      Kendini beğenmekten daha büyük bir yalnızlık yoktur (Hz Ali R.a)
    • Kusursuz dost arayan dostsuz kalır (Mevlana K.s)
    • Sabır sevincin anahtarıdır (Hadis-i Şerif)
    • Kişinin yediğinin en iyisi kendi elleriyle kazandığıdır(Hadis-i Şerif)
    • övbe eden gunahı yapmamış gibidir (Hadis-i Şerif)
    • Hikmetin başı Allah (c.c) korkusudur (Hadis-i Şerif)
    • İbadet on kısımdır.dokuzu helal yemektir (Hadis-i Şerif)
    • Acele şeytanın işidir (Hadis-i Şerif)
    • Sizden biriniz öfkelendiği zaman,hemen su bulsun ve o suyla abdest alsın ki; yürekteki öfke ateşini söndürsün (Hadis-i Şerif)
    • Sokak ehli cehennem ehlidir ( Hadis-i Şerif)
    • Allah (c.c)'ın hayrı dilediği yerdedir (Hadis-i Şerif)
    • Bütün belalardan razı olanlardan ,Allah (c.c) ta razı olur (Hadis-i Şerif)
    • Her kim bir hastayı ziyaret ederse Allah (c.c) yolunda 700 gün oruç tutmuş sevabı alır (Hadis-i Şerif)
    • Hakk Teala kulunu sevince ona belalar gönderir.Bu belalara sabreden kullarını da sever (Hadis-i Şerif)
    • Bir din kardeşinin,bir ihtiyacını giderenin Allah-u Teala kıyamet günün de yetmiş ihtiyacını giderir (Hadis-i Şerif)
    • Salihler le sohbet etki, salihlerden olursun
      Zalimler le sohbet etme, zalimlerden olursun (Mevlana K.s)
    • Açlık ve susuzluğa karşı nefsinizle cihad eyleyin.Açlık ve susuzluğa dayananlara Allah (c.c) 
      Yolunda cihat etmiş gaziler gibi ecir verilir (Hadis-i Şerif)
    • Yüksek makamlara vasıl olmanın sebebleri acıktır (Hadis-i Şerif)
    • Üç haslet bir kimsede varsa munafıktır :
      1-Söz söylerse, yalan söyler
      2-Söz verirse, sözünde durmaz
      3-Emanet edilirse,hiyanet eder (Hadis-i Şerif)
    • Suç ve günahın başı dünya sevgisidir (Hadis-i Şerif)
    • Eline gecmeyecek şeyi aramak en büyük beladır (Abdulkadir Geylani k.s)
    • Doğrusu çok şaşılıcak şey,Diller ne güzel söyluyor kalplerde biliyor.Fakat amleler aykırı düşüyor (Hasan Basri)
    • Kötülüğü bilmeyen kişi onun tuzağına kolay düşer (Hz. Ömer R.a)
    • Şüheda gövdesi baksana dağlar taşlar
      O rükü olmasa dunya da eğilmez başlar
      Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor
      Bir hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor (M.A.Ersoy)
    • Başkalarından en fazla şüphe edenler en güvenilmez insanlardır (Thedguido)
    • Bildiğimizi zannetmemiz öğrenmemizin en büyük düşmanıdır ( Dr.C.Bernand)
    • Acılar sevgiyle tatlılaşır (Mevlana K.s)
    • Kanunlar örümcek ağına benzerler.Güçlü sinekler deler geçer,Küçük sinekler takılır. (Balzac)
    • Birinin Allah (c.c) yolunda mucahidler safında durması.Allah katında altmış sene (nafile)ibadetten daha faziletlidir (Hadis-i Şerif)
    • Suçsuz yere öldürülen kişinin Allah (c.c) katında altı mukafatı vardır;
      1-Kanın ilk damlasında günahları bağışlanır
      2-Kabir azabından kurtulur
      3-Cennetteki yerini görür
      4-Keranet(asalet) elbisesi giydirilir
      5-Büyük korku,yani kıyamet dehşet dolu sıkıntılardan emin olur
      6-Hurilerle evlendirilir
    • Boş kafalı insanlar la mutavazi insanı ayırmak kolaydır.Çünkü birincileri hep kendilerinden bahsederler (La Bruyer)
    • Ömür boyu zengim yaşamak isteyen,kalbine hırsı sokmasın (Ebu Abdullah bin Antaki k.s)
    • Amellerin en faziletlisi vaktinde kılınan namaz,ana-babaya iteat ve cihaddır (Hadis-i Şerif)
    • Ana-Babaya iyilik etmek ömrü artırır,yalan konuşmak rızkı eksiltir,dua kazaya mani olur (Hadis-i Şerif)
    • Cennete ilk çağrılanlar,bollukta da sıkıntılı anlarda da Allah (c.c)'a hamd edenlerdir (Hadis-i Şerif)
    • Elinle ettiğin hayrı...Dilinle etme zayi (Huseyin Kefevi)
    • Dört şey kişinin talihsizliğinden ve gafletindendir;
      1-Gözlerin ağlamaması
      2-Kalbin katılaşması
      3-Hayalperest ve aç gözlü olması (Hadis-i Şerif)
    • Hayat iman ve cihaddır (Bediuzzaman)
    • Ya onurlu ölüm,Ya nurlu zafer (Selahaddin Eyyubi)
      • Türlü türlü cefanın adını aşk koymuşlar. (Yunus Emre)
      • Demokrasimiz yasağı sever. (Receep Yazıcıoğlu)
      • Hakim ideoloji hakim sınıfın ideolojisidir.(C. Meriç)
      • Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesidir. (Beyazidi Bestami)
      • Zaman paraya benzer lüzumsuz yere sarfedilmedikçe daima yeter. (N. Kaplan)
      • Saatler bizimle alay eder .Ömrümüz saniye saniye biter. (H.İsmail)
      • İyi bir fikriniz mi var o halde bir şeyler yapın.
      • Her nefesde eyledik yüzbin günah bir günaha etmedik hiç bir gün ah. (Süleyman Çelebi)
      • Zaman gösterdi ki cennet ucuz değil cehennem dahi lüzumsuz değil. ( Bediüzzaman)
      • Devlerin yükünü karıncalar çekemez. (Fethullah Gülen)
      • Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır. (S. M. Power)
      • Beyazlar zencileri olimpiyattan olimpiyata severler.
      • Başkasından üstün olmamız önemli değildir önemli olan dünkü halimizden üstün olmamızdır. (Hint Atasözü)
      • Kaptanı usta olmayan gemiye her rüzgar kötüdür. (George Herbert)
      • Randevuya daima vaktinde gelmek ötekinin gecikmesini yüzüne vurma sanatıdır. (Livepool Echo)
      • Bir aptalı yanıldığına inandırmanın en iyi yolu onu kendi bildiğine bırakmaktır. (John Billings)
      • Babamızı cennetten çıkaranın peşine takılıp cehenneme gitmeyelim. (Ümit Şimşek)
      • Hayatta rövanş yoktur. (A. Hamdi Tanpınar)
      • Her söylediğin doğru olmalı fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. (Bediüzzaman)
      • Hiç bir zafere çiçekli yollardan gidilmez. (Lafontaine)
      • Koş koşabildiğin kadar kendini geçmek için girdiğin her yarışta. (S. Umran)
      • Hak yenilir ama hazmedilmez. (Atasözü)
      • Başkalarının bahtiyarlığına imrenme. Çok kimseler var ki senin hayatına gıpta ediyorlar. (Cami)
      • Hergün eşşek ölmez ki bir akçaya dokuz köfte olsun. (Atasözü)
      • Şöhret gençlik ve gurur mezar hepsini alır. (V. Hugo)
      • Doktorlar ile Azrail arasında bir fark vardır. Biri karşılıksız canını alır ötekisi hem canını alır hemde ücret.
      • Kefen moda dergilerine müracaat edilmeden biçilen elbise.
      • Uzak ya da yakın birbirine bağlanmış gizlice ölümsüz bir el tarafından tek bir çiçek bile yapamazsın. bir yıldızı oynatamadan (Francis Thompson)
      • Eğer kainat manasızsa neyin araştırması yapılıyor. (Prof. Dr. Abdüsselam)
      • Dünya ihtiyarladıkça Kuran gençleşiyor. (Bediüzzaman)
      • Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı taktirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme. (Bediüzzaman)
      • Doğrusu çok şaşılacak şey diller ne güzel söylüyor kalblerde biliyor fakat ameller aykırı düşüyor. (Hasan Basri)
      • Gençlik çabuk geçer derler maalesef ihtiyarlık da öyle. (C. Şahabettin)
      • Şimdi oku kabirde okuyamazsın. (Zübeyir Gündüzalp)
      • Bir kucak odun küçük bir ateşi söndürür büyük bir ateşi canlandırır. (C. Meriç)
      • Yerinde söz söyleyen özür dilemek zorunda kalmaz. (F. Sultan Mehmed)
      • O yüce not verici sıra sana geldiğinde kazanıp kazanmadığına değil nasıl oynadığına not verecektir. (Grontland Rice)
      • Olgun insan güzel söz söyleyen değil söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyendir. (Konfiçyus)
      • Nuh olmayı başaranlar için tufan bir kurtuluştur.
      • İlim aşağıdakileri yükseltir cahillikte yüksektekileri alçaltır. (Hz. Ali)
      • Eğer dünya görüşünüz tuvalet duvarında ise sizin işiniz sifona kalmıştır. (M. Güner)
      • Her kaidenin istisnası vardır ancak kuvvet kimde ise üstünlük ondadır. İstisnası yoktur. (Laedri)
      • Fırsat rüzgara benzer marifet onu geçerken tutmaktır. (Atasözü)
      • Hiç kimse başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır. (J. Keth Moorhend)
      • Girmeden Tefrika bir millete düşman giremez.
        Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. (M. Akif Ersoy)
      • Kişi kalbinde düşündüğü gibidir. (Hz. Davut A.s)
      • Dünyanın en yoksul insanı paradan başka hiç bir şeyi olmayan insandır. (Shoupenhaur)
      • Hoşlanmadığına sabretmedikçe hoşlandığını ele geçiremezsin. (Hz. İsa A.s)
      • Düşmanlarınızı affedin. Bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır. (J. F. Kennedy)
      • Mendilde değil gözyaşı kiprikte sıcaktır. ( A. Ö. Hacıtahiroğlu)
      • Ayarı bozuk olanın tartısına güvenilmez. (Hakim Sinani)
      • Mutluluk maddi sevinçlerden ibaret olsaydı çayıra kavuşan öküzleri mutlu saymamız gerekirdi. (Heraklies)
      • Menfaat sandelyeye benzer başında taşırsan seni küçültür ayağının altına alırsan yükseltir. (C. Şehabettin)
      • Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası dostunun yüz karası düşmanının maskarası. (M. Akif Ersoy)
      • Her şey kader ile takdir edilmiştir kısmetine razı ol ki rahat edesin. (Bediüzzaman)
      • Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız söyleyeyim annemdir. (Abraham Lincoln)
      • Ölümü düşünmek hesap defterini kapatmak değil hesabı doğru yapmaktır.
      • Belki de sarılacağın kefen dokunmuştur. Sen ise hala gülüp duruyorsun. (Abdullah B. Salebe)
      • Günah işlemeken vazgeçmek tevbe ile uğraşmaktan daha kolaydır. (Hz. Ömer R.A)
      • Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarfediyorsun. (Bediüzzaman)
      • İlgisini yitiren gençliğini de yitirir. (S. Bernhardt)
      • Boş kafa şeytanın çalışma odasıdır. (Eflatun)
      • Edebsizliğin başladığı yerde edebiyat biter. (M. Akif Ersoy)
      • Haksızlık önünde eğilmeyiniz çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali R.A.)
      • Pirincin içindeki siyah taşlardan değil asıl beyaz taşlardan kork. (A. Nihat Asya)
      • Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. (Bediüzzaman)
      • Adaletin kuvvetli, kuvvetlinin de adil olması gerekir. (Pascal)
      • O demde ki perdeler kalkar perdeler iner. Azraile hoş geldin diyebilmekte hüner. (N. Fazıl)
      • Kabre hazırlıksız giren denize kayıksız açılmış gibidir. (Hz. Ebubekir R.A.)
      • Hiç bekletilmemesi gereken birşey varsa o da ALLAH 'a kulluk borcumuzdur. (Andre Gide)
      • Ölüm son değildir daha mahkeme var. (Ambrose Bierce)
      • S A K I N   U N U T M A Y I N !

         

        TEK İLAH'IN "ALLAH" OLDUĞUNU...

        O, Allah'tır, kendisinden başka ilah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi, 70)

        • Yaşamımızdaki tek amacın Allah'a kulluk etmek olduğunu,

        • Doğudan batıya Allah'ın her yeri sarıp kuşattığını,

        • Bütün doğa olaylarının O'nun kontrolünde gerçekleştiğini, gökten yere her işi evirip-çevirenin Allah olduğunu,

        • Annemiz, babamız, okul ve iş arkadaşlarımızın kısacası tüm insanların Allah'ın kontrolünde olduğunu,

        • Gerçek dost ve yardımcının yalnızca Allah olduğunu,

        • Hiçbir şekilde ve hiçbir yolla mağlup edilmesinin mümkün olmadığını, daima galip geleceğini,

        • Karşımıza çıkan her türlü zorluğu giderecek olanın sadece O olduğunu,

        • Her olayın iç yüzünden, gizli yönlerinden her ayrıntısıyla haberdar olduğunu,

        • Herkesin hayatı boyunca tüm yaptıklarının hesabını -bütün ayrıntısıyla- bildiğini,

        • İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten olduğunu

        • Her konuda bütün incelikleri bildiğini, sezilmez yollardan ihlaslı kullarına çeşitli faydalar ulaştırdığını,

        • Kendisine sığınanları koruyan, rahatlık veren olduğunu,

        • Zorlukları hafifleten, kolaylaştıran olduğunu,

        • Başımıza gelen her türlü olayın O'nun bilgisi dahilinde gerçekleştiğini,

        • Sahip olduğumuz bütün nimetleri verenin O olduğunu,

        • Tüm mülkün (yatların, evlerin, arabaların, mobilyaların, giysilerin, mücevherlerin...) ve paranın gerçek sahibininin O olduğunu,

        • Tüm canlıların rızkını, dilediği kadar yalnızca Allah'ın verdiğini,

        • Dilediğine nimetlerini artıracağını,

        • Yaptığımız her türlü işi, sadece O'nun rızasını kazanmak için yapmamız gerektiğini,

        • O'nun rızasını arayarak yapılan işlere kat kat karşılığını vereceğini,

        • Bildiğimiz herşeyi O'nun öğrettiğini,

        • Bizi hidayete erdirenin O olduğunu, her birimizin mümin olmasını O'nun dilediğini,

        • Biz insanların sahip olduğu her türlü eksiklikten O'nun uzak olduğunu, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını,

        • Yeryüzündeki her varlığın, her konuda Allah'a muhtaç olduğunu,

        • Sonsuz vicdan sahibi olduğunu,

        • İçimizde gizlediğimiz ya da açığa vurduğumuz herşeyi en ince detaylarına kadar bildiğini,

        • Dinine yardım edene mutlaka yardım edeceğini,

        • Yaptığımız iş ve bulunduğumuz ortam ne olursa olsun, her nerede olursak olalım, Allah'ın bize şahit olduğunu,

        • Sonsuz adaletli olduğunu, zerre kadar bile olan herşeyin tastamam karşılığını vereceğini,

        • Allah'ın insanlara zulmetmeyeceğini,

        • Yarattığı herşeyi örnek edinmeksizin, yoktan ve 'OL' demesiyle var ettiğini,

        • Bizim bilemeyeceğimiz tüm bilgilerin sahibi olduğunu,

        • Allah'ın bizim için diledikleri dışında başımıza hiçbir şeyin gelemeyeceğini,

        • Bunları (Allah'ın bizim için dilediklerini) hiç kimsenin değiştiremeyeceğini, musibet ya da iyilik verdiğinde bunları kimsenin engelleyemeyeceğini,

        • Hem kendi nefsimizde, hem de çevremizde bize göstermekte olduğu ayetlerini görmeyi ve üzerlerinde düşünmeyi,

        • Göklerdeki ve yerdeki herşeyin, hiç büyüklük taslamadan Allah'ı tesbih ettiğini,

        • Yalnız Allah'ın övülmeye layık olduğunu,

        • Kesinlikle hiçbir şeyi unutmadığını,

        • Daima diri olduğunu, Allah'ı asla uyku ve uyuklamanın tutmadığını,

        • Yardımlarıyla müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuşturacağını,

        • Müminlerin her anında destekçi olduğunu,

        • Çok bağışlayan ve tevbeleri kabul eden olduğunu,

        • Allah'ın suçların cezasını hemen vermediğini, tevbe etme ve bağışlanma dilemek için süre tanıdığını,

        • Kullarına karşı çok merhametli olduğunu,

        • Mümin kulları için cenneti istediğini,

        • Müminlerin yaptıklarının karşılığını, hem dünyada hem de ahirette noksansız olarak kendi fazlından da artırarak vereceğini,

        • Sabredenlerin karşılığını, en güzeliyle vereceğini,

        • Canımızı bağışlayan, sağlığımızı veren olduğunu,

        • Hastalandığımızda bize şifa verdiğini,

        • Bizi gerçek imana ulaştırmak için sürekli uyarıp korkuttuğunu ve çeşitli vesilelerle kendisini hatırlattığını,

        • İmanı bize sevdirenin ve küfrü de çirkin gösterenin Rabbimiz olduğunu,

        • Dininden kim dönerse, onun yerine ondan çok daha hayırlısını getireceğini,

        • Müminlerin yaptıkları kötülükleri örttüğünü,

        • Kendisinden korkup sakınana, doğruyu yanlıştan ayırma anlayışını vereceğini,

        • Bize herkesten ve herşeyden daha yakın olduğunu,

        • Sonsuza kadar Rabbimizle dost olabilmek için dua etmeyi SAKIN UNUTMAYIN

    ŞEYTANIN VARLIĞINI...

    Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır. (Fatır Suresi, 6)

    • Şeytanın bizim en büyük düşmanımız olduğunu,

    • Her an, sabırla bütün insanları yanıltmak için beklediğini,

    • Nimetleri fark ettirmeyerek şükretmenizi engellemeye çalışacağını,

    • Özellikle ani olaylarda fırsat kollayıp her işte bir hayır olduğunu size unutturarak, tevekkülsüz davranmanızı istediğini,

    • Üzerinize bir ağırlık, öfke, boşvermişlik, dikkatsizlik, bencillik, kıskançlık, unutkanlık vermeye çalışacağını,

    • Tüm ibadetlerinizi, güzel ahlaklı olmanızı engellemek istediğini,

    • Gerçek müminler üzerinde hiçbir etkisinin olamayacağını,

    • Şeytandan geldiğini fark ettiğiniz en ufak bir vesvesede bile hemen Allah'a sığınmayı,

    • En çok kullandığı tuzaklardan birinin UNUTTURMA olduğunu,

    • Sizi Allah'ı anmaktan ve namazı kılmaktan da alıkoymak istediğini,

    • Hak olana karşı direnmenin ve kibirin Allah katından kovulmuş şeytanın vasfı olduğunu,

    • Sizi en olmadık kuruntulara düşürmeye çalışacağını,

    • Sizin Allah'a dua etmenizi, O'nu razı etmenizi, cennete gitmenizi asla ve asla istemediğini,

    • En büyük hedefinin, sizin de kendisi gibi sonsuz azaba mahkum olmanız olduğunu,

    • Hiçbir zorlayıcı gücünün de olmadığını, sadece insanları çağırdığını SAKIN HİÇ UNUTMAYIN.

     

    ALLAH'I ÇOK ZİKRETMEYİ...

    Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin (Ahzab Suresi, 41)

    • Rabbimizi her an zikretmeyi,

    • Her an, ayakta iken, yatarken, otururken düşünerek Allah'ın adını anmayı,

    • Üzerimizdeki sıkıntıların, işlerimizdeki karışıklıkların giderilip, üzerimize kalp ferahlığının gelmesinin sadece Allah'ın zikriyle olacağını,

    • Hiçbir şeyin (alış-verişin, ticaretin) Allah'ı zikretmemizi engelleyemeyeceğini,

    • Allah'ı zikretmenin yaptımız herşeyden daha büyük bir iş olduğunu,

    • Şeytanın Allah'ın zikrini unutturmaya çalıştığını ve bunu başarmak için her fırsatı değerlendireceğini,

    • Bir toplulukla karşı karşıya kaldığımızda bize kolaylık sağlayacak olanın Allah'ı zikretmek olduğunu SAKIN UNUTMAYIN.

     

    ÖLÜMÜN HER AN GELEBİLECEĞİNİ...

    Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)

    • Kendimiz dahil ailemizdeki herkesin, arkadaşlarımızın, tanıdığımız tüm insanların mutlaka öleceğinizi,

    • Ölüm zamanımızı takdir edenin Rabbimiz olduğunu,

    • Hepimiz için vakti belirlenmiş bir ecel olduğunu ve o an geldiğinde bunu hiçbir şekilde engelleyemeyeceğimizi,

    • Ölüm ile birlikte Rabbimize döndürüleceğimizi,

    • Öldükten sonra bedenimizin hiçbir kıymetinin olmayacağını,

    • Mezara, toprağın altına konulan bedenin kısa zamanda çürüyüp yok olacağını,

    • Ölüm anındaki pişmanlıkla edilen tevbenin kabul olunmayacağını, bu yüzden geç olmadan tevbe etmeyi,

    • Dünyadaki bütün acizliklerin bize ölümü hatırlatmak için verildiğini,

    • Ölümü düşünmenin insanı bütün hırslarından arındıracağını,

    • Allah'tan "Müslüman olarak ölmeyi" istemeyi UNUTMAYIN.

     

    YAŞADIĞIMIZ DÜNYANIN BİR GÜN

    YOK OLACAĞINI...

    Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır... (Muhammed Suresi, 36)

    • Dünya hayatının uzun gibi görünse de, gerçekte bir tanışma vakti kadar kısa olduğunu,

    • Dünyadaki "çekici süsler"in tümünün birer imtihan olduğunu,

    • Herkese, öğüt alabilecek olanın öğüt alıp kendini düzelteceği kadar bir süre tanındığını,

    • Kimin daha güzel davranacağının denenmesi için hayatın ve ölümün var edildiğini,

    • Dünya hayatının geçici ve ahirete kıyasla yararının çok az olduğunu,

    • Dünyadaki nimetlerin, cennetteki gerçek nimetlerin çok eksik bir kopyası olduğunu, ahireti hatırlatmak kastıyla özel olarak yaratıldığını,

    • Allah'ın dilemesiyle kıyamet günü bütün dünyanın tamamen yok olacağını,

    • Dünya hayatının yalnızca tutkulu bir oyalanma olduğunu, asıl yurdun ise ahiret olduğunu,

    • Dünya nimetlerinin övünme aracı olarak görülmemesi gerektiğini,

    • Gerçek müminlerin ahireti dünyaya asla hiçbir zaman değişmeyeceklerini UNUTMAYIN.

     

    KIYAMET GÜNÜNÜN HIZLA

    YAKLAŞTIĞINI..

    İnsanlar sana kıyamet saatini sorarlar; de ki:"Onun bilgisi yalnızca Allah katındadır." Ne bilirsin; belki kıyamet saati pek yakın da olabilir. (Ahzab Suresi,63)

    • Kıyamet saatine her an biraz daha yaklaştığımızı,

    • O gün şimdiye kadar hiç görülmemiş ve hiç duyulmamış olayların yaşanacağını,

    • Hiç kimse şuurunda değilken apansız gelivereceğini,

    • Hiçbir yere kaçışın olmayacağını,

    • O gün herkesin Allah'a hesap vereceğini, verilen her nimetten sorguya çekileceğini,

    • Bugüne kadar yaratılmış bütün insanların oldukları yerden doğrulup Rabbimize doğru süzülerek gideceklerini,

    • O gün yeryüzünün ve dağların yerlerinden oynatılıp kaldırılacağını ve tek bir çarpma ile parça parça olacağını,

    • Göğün yarılıp-çatlayacağını, sarkıp zaafa uğratılacağını,

    • Yıldızların örtülüp, silineceğini,

    • Dağların kökünden söküleceğini,

    • Dağların yürütülüp, bir serap haline geleceğini,

    • Darmadağın olup ufalanacağını, toz duman halinde dağılıp-savrulacağını,

    • Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağını,

    • Dağların etrafa uçuşmuş rengarenk yün gibi olacağını,

    • Yerlerinin bomboş ve çırılçıplak kalacağını,

    • Emzikli kadınların çocuklarını terk edeceği kadar korku verici bir gün olacağını,

    • Yapayalnız ve tek başımıza Rabbimizin huzuruna çıkacağımızı,

    • O gün Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkesin korkuya kapılacağını,

    • Suçlu günahkarların simalarından tanınıp, alınlarından ve ayaklarından yakalanacağını,

    • Allah'ın izin verdiklerinin dışında kimsenin konuşamayacağını,

    • İnanmayanların o gün bedbaht ve mutsuz olacaklarını,

    • O gün Allah'a karşı yalan söylemiş olanların yüzlerinin kapkara olacağını,

    • Rahman'a karşı bütün seslerin kısılacağını, hırıltıdan başka bir şeyin işitilmeyeceğini,

    • Hiçbir yakın dostun bir yakın dostu soramayacağını -annesi, babası, kardeşi de dahil olmak üzere,

    • O gün günahkarların birbirlerini suçlayacaklarını,

    • Herkesin yaptığı iyilikleri yakınında bulacağını, kötülükler ile arasında uzak bir mesafe olmasını isteyeceğini,

    • Kafir olanların yüzlerinden tanınacaklarını,

    • Alınlarından ve ayaklarından yakalanacaklarını,

    • Müminlerin yüzlerinin apaydınlık olacağını, güleryüzlü ve sevinç içinde olacaklarını,

    • Hesap günündeki son pişmanlığın fayda vermeyeceğini,

    • Asla, hiçbir şey için geri dönüşün olmayacağını,

    • Yalnızca samimi müminler için bir korku ve hüzün olmayacağını KESİNLİKLE UNUTMAYIN.

     

    CENNETE YALNIZCA SALİH

    MÜMİNLERİN GİRECEĞİNİ...

    İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklarıdır. (Bakara Suresi, 82)

    • Allah'ın müminler için özel olarak cenneti yarattığını,

    • Canlarını ve mallarını Allah yolunda satmış olanlara karşılık olarak cennetin verileceğini,

    • Cennet için sevinip müjdeleşmeyi,

    • Müminlerin cennette ebedi kalacaklarını,

    • Cennette meleklerin müminleri en güzel şekilde karşılayacaklarını,

    • Esenlik ve güvenlik içinde cennete girileceğini,

    • Tertemiz eşlerin var olduğunu,

    • Her nereye bakılırsa büyük bir nimet ve büyük bir mülk görüleceğini,

    • Müminlerin cennette ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde sohbet edeceklerini,

    • Orada devşirmesi kolay meyvelerin bulunduğunu,

    • Ne sıcak, ne soğuk, tam kararında gölgelikli bir yer olduğunu,

    • Özenle işlenmiş mücevher tahtlarda karşılıklı olarak oturulacağını,

    • Etraflarında altın tepsiler ve testilerle dolaşılacağını,

    • Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı herşeyin olduğunu,

    • Hiç kimsenin hiçbir şeyle zulme uğratılmayacağını,

    • Rabbimizin ödül olarak parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vereceğini,

    • Günaha girme korkusunun da olmayacağını,

    • Göğüslerde kinden yana ne varsa çekilip alınacağını,

    • Müminlerin cennette Rabbimize hamd ettiklerini,

    • Cennette bulunmanın Allah'ın lütfuyla olduğunu,

    • Cennette hiç yorgunluk dokunmadığını,

    • Müminlere cennette hiçbir korkunun olmadığını ve mahzun olmayacaklarını,

    • Allah'ın hüznü giderip yok ettiğini,

    • Cennette yepyeni bir inşa ile yeniden yaratılacağımızı,

    • Tüm nimetlerin de üzerinde O'nun rızası ve hoşnutluğunun olduğunu SAKIN UNUTMAYIN.

     

    CEHENNEMİN VARLIĞINI...

    "... Andolsun cehennemi, cinlerden ve insanlardan inkar edenlerin tamamıyla dolduracağım (Secde Suresi,13)

    • Allah'ın kendisine ortak koşanlara cenneti haram kıldığını, onların barınma yerinin cehennem olduğunu,

    • Cehennem ateşinin ebedi olduğunu,

    • Cehennemdekiler için ateşten elbiseler biçildiğini, giyimlerinin katrandan olduğunu,

    • Yüzlerini ateşin bürüdüğünü,

    • Başları üzerinden kaynar sular döküleceğini,

    • Alınlarının, böğürlerinin ve sırtlarının dağlanacağını,

    • Allah'ın ayetlerine karşı büyüklenenlerin asla (halat iğne deliğinden geçinceye kadar) cennete giremeyeceklerini,

    • Allah'a ibadet etmekten büyüklenenlerin cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerini,

    • Cehenneme kınanmış ve kovulmuş olarak girildiğini,

    • Cehennem ateşine küçültücü bir sürükleme ile sürüklenileceğini,

    • Cehenneme girecek olanların yaratılmışların en kötüleri olduğunu,

    • Oradaki azabın sürekli olduğunu,

    • Cehennemdekilerin, boyunlarındaki demir halkalar ve zincirlerle sürükleneceklerini,

    • Kaynar sudan ve irinden başka bir içeceklerinin olmadığını,

    • Yiyeceklerinin de irin ve kan karışımından, boğazı tıkayıp kalan bir yemek olduğunu,

    • Ayrıca darı dikeninden bir yiyeceğin de olduğunu, bunun ne doyurup semirten ne de açlıktan koruyan bir yiyecek olduğunu,

    • Günahkar olanların yemeği olan zakkum ağacının, pota gibi karınlarda kaynayıp duracağını,

    • Cehennemdekilerin uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurulacağını,

    • Demirden kamçıların olduğunu,

    • Kafirler için hazırlanmış cehennem ateşinin yakıtının insanlar ve taşlar olduğunu,

    • Cehennem ateşinin uğultusunun uzaktan işitilecek kadar şiddetli olduğunu,

    • Cehennem ateşinin korkunç bir homurtuyla kaynayıp feveran ettiğini,

    • Orada kemikleri çatırdatan inlemeler olduğunu,

    • Taşkınlık edip azanların son varış yerinin cehennem olduğunu,

    • İnkar edenlerin, elleri boyunlarına bağlı olarak cehennemin sıkışık bir yerine atılacaklarını,

    • Oradakilerin azap karşında yok olmayı, ölümle herşeyin bitmiş olmasını isteyeceklerini,

    • Ancak kişinin orada ne öleceğini ne dirileceğini,

    • Her yandan ölümün geleceğini ama ölünmeyeceğini,

    • Orada yardım istendiğinde katı bir su gibi yüzleri kavurup yakan bir su ile yardım edileceğini,

    • Cehennemin kapkara dumanlı ve gölgeli bir yer olduğunu,

    • Ne serin, ne ferahlatıcı, korkunç bunaltıcı bir yer olduğunu,

    • Cennettekilerle aralarında kapısı olan bir sur çekildiğini,

    • Bütün zamanlar boyunca bu surun içinde kalınacağını,

    • Azabın hafifletilmeyeceğini ve gözetilmeyeceklerini,

    • Azaptan çıkmak isteyeceklerini, ama oradan asla çıkamayacaklarını,

    • Onların üzerinde kapıları kilitlenmiş bir ateşin olduğunu,

    • Yakıcı azapla deriler yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için yerlerinin başka derilerle değiştirileceğini,

    • Gözlerin korkudan ve dehşetten düşük olacağını, yüzlerininse bir zilletle kaplanacağını,

    • Herkesin o gün günahlarını itiraf edeceğini,

    • Cehennem halkının, "Eğer dinlemiş ve akletmiş olsaydık şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık" diyeceklerini,

    • Ateşin üstünde durdurulduklarında, "Keşke dünyaya geri çevrilseydik de müminlerden olsaydık" diyeceklerini,

    • Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün; "Keşke Allah'a ve Resul'üne itaat etseydik" diyeceklerini,

    • O gün hiçbir yakın dost ve şefaatçinin olmadığını itiraf edeceklerini,

    • "Bizi buradan çıkar, salih ameller yapalım" diyerek çığlıklar atacaklarını,

    • Cennet halkından su ve rızık isteyeceklerini, fakat tüm bunların onlara haram kılındığını,

    • O gün birbirleriyle çekişeceklerini, birbirlerine lanet edeceklerini, birbirlerinin azapları için dua edeceklerini,

    • O gün bütün gücün yalnızca Allah'a ait olduğunu,

    • Kahredici bir pişmanlık ve çaresizlik içinde içlerinin yanacağını,

    • Allah'ın onlarla konuşmayacağını SAKIN AMA SAKIN UNUTMAYIN.

     

    HER ANIMIZDA KURAN AHLAKINA

    GÖRE HAREKET ETMEYİ...

    Elif, Lam,Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1)

    • Daima vicdanınızın sesini dinleyerek hareket etmeyi,

    • Kendiniz, anneniz, babanız, yakınlarınız aleyhinde de olsa daima adaletli olmayı,

    • Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmayı,

    • Müminlere karşı şefkatli ve merhametli olmayı,

    • Büyüklenmekten sakınmayı,

    • Emanet ehli olmayı,

    • Selama en güzel şekilde karşılık vermeyi,

    • Öfkenizi yenmeyi,

    • Bilmediğiniz konularda tartışmamayı,