Bizimle iletişime geçmeden önce "Detaylar" bölümündeki bilgileri inceleyiniz.
Mesaj bölümünde size ulaşabileceğimiz "E-Mail" bölümünü doğru doldurunuz. Mesajınızda "Bulunduğunuz
şehir", "İstediğiniz ürün miktarı" ve "telefon numarası" da eklerseniz seviniriz.
Alttaki fotoğrafa
bakarak bunların Lübnan, İran ya da Irak’ta çekildiğini sanmayın. Bu fotoğraflar Nijerya’da
bundan bir sene önce çekildi...
24/06/2008
Alttaki fotoğrafa bakarak bunların Lübnan, İran ya da Irak’ta
çekildiğini sanmayın. Bu fotoğraflar Nijerya’da bundan bir sene önce çekildi. Bu resimler bir anlamda
Sahra Afrika’sındaki Hizbullah ve İslam devrimin yükselişinin de göstergesi sayılıyor.
Bu resimlerin ilginç de bir hikayesi var. Middle East Times tarafından basılana
kadar (ki onlar da nereden geldiğini bilmiyorlardı) bu resimler sürgündeki Lübnanlılar arasındaki e-postalarda
gizli kaldı. Ta ki, France24’ün Nijerya uzmanı Hasan Souley gözlemcisinin bundan bir yıl kadar önce 30
Ağustos’ta Nijerya’nın Zaria şehrinde Mehdi’nin ölümünün anılma törenlerinde çekildiklerini
söylene kadar.
Fransa’nın Poitiers Üniversitesi’nde Nijer ve Nijerya’daki İslami
uyanış üzerine araştırmalar yapan Souley, bu tür törenlerin 80’lerdeki dikta rejimlerinin yasaklarının
kalktığı ve demokrasinin tesis edildiği 1992’den beri yapıldığını söylüyor.
Silahsız hareket
Souley’e göre, Nijerya’daki Şii hareketin en ilginç yönü İran
Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullah’ından alınan sembolizmin uğradığı değişim.
Souley’in tespiti ise şöyle:
“İnsanların ellerinde Hasan Nasrallah’ın ya da Hameney’in
resimlerine taşıdığına bakarak, Nijerya Şiileriyle Orta Doğu’yla ilintili olduğunu
söylenemez. Ben buradakine, “Tropik Şiilik” adını veriyorum. Çünkü buradaki insanlar silahsız.
Nijerya hükümeti asla buna izin vermez. Hükümet sadece, “Müslüman Kardeşler”e özel üniforma (muhtemelen Çin
malı) giymelerine ve istedikleri bayrak, sembol ya da posterleri taşımalarına izin verir.”
Sayıları 2 milyona yaklaşan Nijerya’ya özgü bu Şii hareketi
tamamıyla silahsız ve sadece yardımlarla ayakta kalıyor. “Ülke dışından yardım
almalarının imkansız zira hükümet para transferini sıkı kontrol ediyor” diyen Souley’e
göre, Lübnan etkisi de yok derece az çünkü “ülke dışında yaşayan Lübnanlıların ekserisi
Hıristiyan”.
Sahra Afrika’sında ideolojinin arkasında, diktatörlük sırasında
hapishanelerde yatan ve İran’da uzun zaman geçiren Şeyh Zakzaki bulunuyor.
Haber Merkezi / TIMETURK
Nijerya'daki Hizbullah yanlısı İslami hareketin lideri
Şeyh Muallim Zekzeki
Kamuoyunda tartışma konusu olan ve bazı Alevi örgütlerinin tepki gösterdiği Bilkent
Otel’deki Alevi iftarını...
15 Ocak 2008 / 08:00
Kamuoyunda tartışma konusu olan ve bazı Alevi örgütlerinin
tepki gösterdiği Bilkent Otel’deki Alevi iftarını Vakit’e değerlendiren Karacaahmet Dergâhı
Başkanı ve Alevi Dedesi Muharrem Ercan, iftara, hükümete tepki için değil, organizasyon lüks bir mekânda yapıldığı
için katılmadıklarını açıkladı.
Karacaahmet Dergâhı Dedesi Ercan, iftarın
Alevilere hayırlı uğurlu olmasını temenni ederken, “Biz güzel oluşumlardan yanayız.
Bu Başbakan da Cumhurbaşkanı da hepimizin.” diyerek hükümetin Alevi açılımına sıcak
baktıklarını ifade etti. AYRIŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR SİYONİST Alevi Dedesi Muharrem
Ercan, özellikle hükümetin Alevi açılımlarının bazı kesimleri rahatsız ettiğine dikkat
çekerek, “Şimdi birlik ve beraberlik zamanı” dedi. Türkiye’de Alevi-Sünni ayrımının
siyonizmin bir filmi olduğunu belirten Ercan, “Allah bir, Kur’an bir, Muhammed Mustafa bir. Var mı ayrı
olan bir şey? Aleviliğe İslâm dışı diyenleri asla kabul etmiyoruz, bunu iddia edenler siyonizmin
esiri olanlardır” dedi. MİSYONERLER ALEVİLERİ İSLÂM DIŞI GÖSTERİYOR Alevilerin
Türkiye’de yıllardır bazı çevrelerin arka bahçesi olarak görüldüğünü ifade eden Ercan, misyonerlerin
Alevileri İslâm dışı göstererek asimile ettiğini söyledi. Özellikle İstanbul’da mahalle
aralarında bile misyonerlerin faaliyet gösterdiğini belirten Ercan şöyle devam etti: “Mahalle aralarında
bile misyonerler çocuklarımızı Müslümanlıktan soğutmak için faaliyetler gösteriyor. Siyonizmin uşağı
olan misyonerler Alevi-Sünni demeden Müslüman evlatlarını Hıristiyanlaştırmak için uğraşıyorlar.
Bunu yaparken de özellikle Aleviliği İslâm’ın dışında göstererek Alevileri sapkınlığa
teşvik ediyorlar. Benim tanıdığım birçok Alevi, misyonerlerin tuzağına düşerek Müslümanlıktan
Hıristiyanlığa geçti. Misyonerler, Alevilik İslâm dışıdır söylemleri ve Alisiz Alevilik
fikri ile bizim toplumumuzu İslâmiyet’ten uzaklaştırıyor. Şimdi bunların karşısında
durma zamandır.”
vakit
"Şii-Sunni İhtilafı İthal Malıdır"
İran cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad öz İslam'ın gerçek ve mantığının
Amerika'da tanıtılmasının zaruri olduğuna vurgu yaparak...
24 Aralık 2007 / 15:18
İran cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad öz İslam'ın gerçek ve mantığının
Amerika'da tanıtılmasının zaruri olduğuna vurgu yaparak Şii Sünni ihtilaflarının ithal
konular olduğunu, çünkü İslam'ın tek bir hakikati söz konusu olduğunu ve içinde tek bir Allah, tek bir
Kuran'ı Kerim ve tek bir peygamber bulunduğunu söyledi.
Amerikalı Müslümanlardan bir heyetle görüşen İran cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Mina vakfesi sırasında
yaptığı açıklamada müstekbir cephenin sürekli kendi sorunlarını İslam dünyasının
içine taşıdığını kaydetti. Ahmedinejad açıklamasını şöyle sürdürdü:
Amerika muktedir, sorumlu bir Irak ve sonuçta birlik içinde bir İslam dünyası istemiyor. Dünya istikbarı İslam
dünyasının çeşitli bölümlerini işgal ederek oraların anayasalarını mezhepler ve etnik yapılar
arasındaki ihtilaflar üzerine yazdırıyor. Bunun örneğini Bosna ve Lübnan'da gördük ve şimdi de Irak
ve Sudan'da aynı senaryolar uygulanmaya çalışılıyor. İslam düşmanlarının
varlığının siyonizmle bütünleştiğini vurgulayan cumhurbaşkanı Ahmedinejad, siyonizmin
İslam düşmanlarının ortak noktası olduğunu ve Siyonistlerin hesabının Yahudilerden
ayrı tutulması gerektiğini kaydetti.
İslam dünyasının bu gün çok önemli bir görevi bulunduğunu hatırlatan cumhurbaşkanı Ahmedinejad
günümüzde Marksizm'in yenilgiye uğradığını ve liberal demokrasinin hatta Avrupa kıtasının
göbeğinde sonuna yaklaştığını ve bu gün artık sadece öz İslam'ın beşeriyetin
ihtiyaçlarını karşıladığını vurguladı. Görüşmede Amerikalı Müslümanları
temsil eden heyet de bu ülkedeki Müslümanların durumundan bir rapor sunarak İslam dininin dünya barışı
ve adaletin sağlanması üzerindeki etkisine vurgu yaptı.
İSLAM DİNİNE YÜCE KUR'ANA VE S.A.V. EFENDİMİZE KARŞI YÜRÜTÜLEN SALDIRILARI ŞİDDETLE
VE LANETLE KINIYORUZ...
"İran'la Birlikte Amerika'yı Yeneceğiz!"
03 Temmuz 2007 Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ülkesiyle İran’a
arasında gelişen ilişkilere değinerek “dayanışmamızla ABD emperyalizmini yeneceğiz”
dedi.
İran’da Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la ve İslam İnkılabı
Rehberi Ayetullah Hamenei ile görüşen Chavez, çeşitli temel atma törenlerine katıldı. İran’la
Venezüella arasında ortak petrol şirketi kurulmasını da öngören çeşitli anlaşmaların imzalandığı
ziyarette iki ülke devlet başkanları ortak bir basın toplantısı düzenledi.
İrna haber
ajansının bildirdiğine göre İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad dünyanın birçok bölgesinde
özellikle Latin Amerika ülkelerinde anti-emperyalist dalganın çok güçlü olduğunu, dünya emperyalistlerinin temellerinin
sarsıldığını ve direnişli zafere ulaşılacağını söyledi.
Ahmedinejad
Tahran’da Venezüella Cumhurbaşkanı Hugo Chavez ile görüşmesinde İran’ın bağımsız
ülkelerle ilişkililerini geliştirmek istediğine değinerek, İran ve Venezüella arasında gelişen
işbirliğinin bağımsız Latin Amerika ülkeleriyle de ilişkilerin gelişmesine zemin hazırlayacağını
belirtti.
Ahmedinejad bağımsız özgürlükçü ülkelerin işbirliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesinin
zorunlu olduğuna değinerek, Latin Amerika ülkelerinin önemli potansiyellere sahip olduğunu, kurulacak ortak
ticaret şirketi, sanayi ve ticaret fuarları, ortak yatırım fonu gibi girişimlerle Latin Amerika ülkeleri
ve diğer ülkelerle işbirliğinin geliştirilebileceğini vurguladı.
Chavez de bu görüşmede
Latin Amerika ülkelerindeki son durumu anlatarak, İran ve Venezüella gibi bağımsız ülkelerin işbirliğinin
emperyalizmin kırılması ve halkların kurtuluşu için önemli rol oynadığını söyledi.
Chavez bağımsız Latin Amerika ülkelerinin birbirleriyle işbirliğine değinerek, Latin Amerika
ülkelerinin İran’ın çeşitli alanlarda elde ettiği deneyimlerden gelişme ve ilerleme yolunda
yararlanabileceğini belirtti.
Fars haber ajansının bildirdiğine göre ise İran’a 6 yıl
içerisinde 8 ziyarette bulunduğunu belirten Chavez, bunun sayının iki ülke arasındaki derin ilişkiler
düşünüldüğünde az olduğunu söyledi. İran İslam Devrimi’nin kaynağını İslam
Peygamberi’nden ve İran’ın köklü kültüründen aldığını belirten Chavez, İran’ın
zenginliklerin sahip olduğu maddi servetin çok ötesinde olduğunu ifade etti.
İran’ın köklü
bir tarihe ve medeniyete sahip olduğunu, birçok bilim adamı, filozof ve sanatçı yetiştirdiğini belirten
Hugo Chavez, “ABD emperyalizmi tüm bu zenginlikleri görmezden gelerek İran’da bir avuç vahşinin yaşadığı
imajını vermeye çalışmaktadır; halbuki asıl vahşiler ve barbarlar Hiroşima’ya
ve Nagazaki’ye atom bombaları atanlardır” dedi.
ABD’ye ve Batı’ya yönelik eleştirilerini
günümüze ilişkin örneklerle de arttıran Chavez, “Barbarlar, Irak’a saldırıp Irak halkını
bu duruma getirenlerdir. Barbarlar, mazlum Filistin halkına savaş dayatanlardır. Barbarlar, Amerika’ya
gelip bizim kültürümüzü ve medeniyetimizi yok edenlerdir. Barbarlar Latin Amerika’daki binlerce yıllık İnka
Maya ve Aztek kültürünü ve medeniyetini yok edenlerdir” dedi.
“Manevi bir ruh peşinde olanları
İran’a davet ediyorum” diyen Chavez, İran’ın sahip olduğu manevi zenginlikle
Avrupa ve Batı değerlerine karşı değerler yarattığını belirterek “bu ilerleme
sermaye biriktirme politikasına karşıdır; çünkü İslam medeniyeti, bencil ve kapitalist Batı
medeniyetinden farklıdır” dedi.
İran’la Venezüella arasındaki ilişkilerin tesadüfi
olmadığını da belirten Chavez, “Güney Amerika’da yeni bir medeniyet şekillenmektedir.
Biz de özümüze ve köklerimize dönüyoruz, biz önceki geleneksel değerlerimize dönme peşindeyiz. Bu ne Avrupa değerleridir
ne de kuzey Amerika değerleridir. Bu, yoksulların özgürlüğü için çalışan antiemperyalist ve devrimci
Hz. Mesih’e imandan neşet etmektedir. Devrimci Venezüella’nın gücü buradan gelmektedir.”
dedi.
Konuşmasının sonunda İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a sarılan Chavez,
“İşte bu dayanışmanın korkusundandır ki İran’a geldiğimde şeytan
rahatsız olmaktadır, bizim ellerimizi birbirimize kenetlediğimizi gördüğünde şeytan kızmaktadır”
dedi.
yakındoğuhaber
İRAN BİR HİSARDIR MUHASARA EDİLEMEZ.
İSRAİL HARİTADAN SİLİNMELİDİR. AŞAGILIK AMERİKAYI AYAKLARIMIZIN ALTINA ALACAGIZ
İNŞAALLAH
kürt sorununa tek çare islami bir usül ile çözüm bulunulabilir.. siyasal,
sosyal ve ekonomik haklarla ... kürt sorunu var diye fikren ne pkk ya ne de derin devlete destek vermekten YÜCE
ALLAH a sıgınırız.. kavgayla ve çatışmalarla çözüm
olmaz.. hepimiz islam çatısı altında yaşamalıyız.. ırkın pek önemi yok.üstünlük takva
ile olur.
13- Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık
ve birbirinizle tanışmanız için siz halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç şüphesiz,
Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Hiç şüphe
yok Allah, bilendir, haber alandır.(hucurat süresi)
20-Sizi topraktan yaratmış bulunması, O'nun ayetlerindendir; sonra siz,
(yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz. 21- Onda 'sükûn bulup-durulmanız'
için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun
ayetlerindendir. Hiç şüphe yok bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır. 22-
Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı (farklı ve değişik) olması
da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır.(rum süresi)
Bedenin Ölümü (Dışarıdan Görünen
Ölüm) Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken,
geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride
bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler. Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları
da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için. Peki öldükten sonra
bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç? Bir gün öleceksiniz.
Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da
amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak. Böylece ölümü tatmaya
başlayacaksınız. Bu andan itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu "ben" dediğiniz
ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle birlikte bedeninizi başka
insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, "daha dün buradaydı", "dağ gibi adamdı"
diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi
gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasilhaneye götürecekler. Görevli, kaskatı kesilmişolan
bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikar hale gelecek. Morarmalar
başlayacak. Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir
örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa doğru ilerlerken, yolda hayat
devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa
gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen
yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz
yazılı... Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son işyapılacak.
Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını
açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar
dolacak. Topraklar yavaşyavaşkefeni örtecek. Biraz sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki
derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın
hiçbir anlamı kalmamışolacak. Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık
o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık görüşemeyecek. Beden için var olan
tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak. Öldükten Sonra Ne Hale Geleceğinizi
Hiç Düşündünüz mü? Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı
bir parçalanma sürecine girecek. Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek
bedene yayılacaklar. Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına
yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek. Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan
dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak. Çürüme ilerledikçe kıllar,
tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar. Bu dışdeğişmeyle beraber, iç
organlarda da (akciğer, kalp ve karaciğerde) çürüme başlayacak. En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek;
karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatacaklar ve bedenden tahammül edilmez derecede
pis kokular yayılacak. (Ölü insan kokusu, dünyanın en iğrenç kokularındandır.) Bu süre içinde
kafadan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak. Cilt ve yumuşak kısımlar tamamen dökülecek
ve iskelet gözükmeye başlayacak. Beyin tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikler bağlantılarından
ayrılacak ve iskelet dağılmaya başlayacak... Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yığını
haline gelene kadar böylece devam edecek. "Ben" sandığınız bedeniniz böylelikle korkunç ve iğrenç
bir şekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden söz ederken, topraktaki tüm kurtlar, böcekler ve bakteriler sizin etlerinizi
kemirecekler. Eğer bir kaza sonucunda ölür de, gömülmezseniz, o zaman çok daha feci bir manzara ortaya çıkacak.
Bedeniniz, sıcak havada açıkta kalmışbir et gibi, kurtlanacak, birkaç gün içinde bir kurt yumağı
haline dönüşecek. Kurtlar, son et parçasını da yiyene kadar iskeletin kıvrımları arasında
dolaşacaklar. Böylece "en güzel bir biçimde" yaratılmışolan insan hayatı, olabilecek en korkunç
biçimde sona erecek. Peki neden? İnsan vücudunun öldükten sonra bu hale getirilmesi Allah'ın dilemesiyledir.
Ve bunun çok büyük bir hikmeti vardır. İnsan, kendisinin aslında bedenden ibaret olmadığını,
bedeninin yalnızca kendisine giydirilmişgeçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı,
bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. İnsan, sadece bedenden ibaret olamayacağını,
bedenin ötesinde onu bir araç olarak kullanan ruhun var olduğunu anlamalıdır. Allah kendini "et ve kemikten"
ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanışolduğunu kavratmak için böyle ibret verici bir son hazırlamıştır. İnsan,
bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmışgibi sahiplendiği ve bütün
arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden toprağın
altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir. DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ Hiç
düşündünüz mü? Neden insan sık sık temizlenmek zorundadır? Neden temizliğine, bakımına
dikkat etmezse, vücudu, ağzı kokar, cildi ve saçı yağlanır? Neden terler ve bu terin kokusu son derece
kötüdür? İnsanın aksine, çicekler son derece güzel kokulara sahiptirler. Gül ya da karanfil, pis çamurlu bir
toprakta yetişmelerine rağmen binlerce yıldır son derece güzel kokarlar. Ama insan, biraz dikkat etmediğinde
kötü kokmaya başlar ve bunu ancak iyi bir bakımla engelleyebilir. Neden böyle olduğunu, insanın neden
bu şekilde bir eksiklikle yaratıldığını hiç düşündünüz mü? Allah'ın neden çiçekleri
güzel kokulu yaparken, insan bedeninin bu şekilde acizliklerle dolu olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi? İnsan
yalnızca bu saydığımız özelliklerle kalmaz; yorulur, acıkır, susar, canı acır,
midesi bulanır, hastalanır… İnsanlara bunlar doğal şeylermişgibi gelir, ama bu bir
aldanıştır. İnsan hiçbir zaman kötü kokmayabilir, hiçbir zaman başağrısı çekmeyebilir,
hiçbir zaman hasta olmayabilirdi. Tüm bu zorluklar, "tesadüfen" oluşmuşdeğil, özel olarak yaratılmışlardır.
Allah, insanı belirli bir amaç, belirli bir hikmet doğrultusunda bu şekilde yaratmıştır. Bu
amaçlardan biri; insanın aciz bir varlık, bir "kul" olduğunu anlamasıdır. Eksiksiz, mükemmel olmak
Allah'ın vasfıdır, O'nun kulu olan insan ise sonsuz derecede ek******, zayıftır ve dolayısıyla
O'na sonsuz derecede muhtaçtır. Allah bir ayette, konuyu çok hikmetli bir biçimde açıklar: Ey insanlar, siz Allah'a
(karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır,
Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a göre
güç değildir. (Fatır Suresi, 15-17) İnsanın sahip olduğu kusur ve eksikliklerin başka bir
amacı ise, bu yurdun geçiciliğini hatırlatmasıdır. Çünkü söz konusu kusur ve eksiklikler, bu dünyadaki
bedene mahsusturlar. Ahirette, cennet ehli yeni bir bedenle, eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yaratılacaktır.
Bu dünyadaki zayıf, eksik, kusurlu beden, müminin gerçek bedeni değildir, geçici bir süre içinde kaldığı
bir kalıptır. Bundan dolayıdır ki, dünyada kusursuz bir güzellik elde edilemez. Fiziksel yönden en
güzel, en çekici, en kusursuz olduğunu sandığımız bir insan da, diğer tüm insanlar gibi fiziksel
ihtiyaçlarını gidermekte, terlemekte, kimi zaman ağzı kokmakta, kimi zaman yüzünde sivilce çıkmaktadır.
Temiz kalabilmek için sürekli yıkanmak ve bakım yapmak zorundadır. Kimi insanın yüzü güzeldir, ama fiziği
o kadar düzgün değildir. Bunun tersi de mümkündür. Kimisinin gözü güzel, fakat burnu eğri olabilir. Bu özelliklerin
sonsuz varyasyonlarını sayabiliriz. Dışgörünüşolarak gerçekten kusursuz gibi görünen bir kimsede
de hiç umulmadık bir hastalık, rahatsızlık ya da kusur bulunabilir. Herşeyden önemlisi, en mükemmel
görünen insan bile mutlaka yaşlanır ve ölür. Beklenmedik bir anda bir kazayla paramparça olabilir. Dünyadaki beden
gibi, dünyanın bizzat kendisi de eksik, kusurlu, yetersiz ve geçicidir. Bütün çiçekler mutlaka solar, en güzel yiyecekler
çürür, bozulur, kokuşur. Tüm bunlar bu dünyaya mahsus eksik ve kusurlardır. Bizlere tanınan kısa dünya
hayatı da, taşıdığımız beden de Allah'ın çok kısa bir süre için verdiği
geçici emanetlerdir. Sonsuz bir yaşantı ve mükemmel bir yaratılışise yalnızca ahirete mahsustur.
Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur: Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa
süreli faydalanması)dır. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip
Rablerine tevekkül edenler içindir. (Şura Suresi, 36) Bir başka ayette, dünyanın gerçek mahiyeti şöyle
anlatılır: Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs,
kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın
ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir
mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanışolan bir metadan başka
bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20) Kısaca bu dünyada Allah sonsuz kudret ve bilgisinin bir göstergesi
olarak birçok güzellik, sanat ve harikalık ile çok çeşitli kusur ve eksiklikleri de aynı anda yaratmaktadır.
Mükemmellik ve kalıcılık bu dünyanın kanununa aykırıdır. Gelişen teknoloji de dahil
olmak üzere, insan aklının düşünebileceği hiçbir şey Allah'ın bu kanununu değiştiremeyecektir.
Böylece insanlar bir yandan ahireti özleyip ona kavuşmak için çabalamalı ve Allah'a gereken şükür ve takdiri
göstermelidirler. Bir yandan da bunların gerçek yerinin bu geçici dünya değil, eksik ve kusurlardan arındırılmışve
müminler için hazırlanmışebedi cennet hayatı olduğunu anlamalıdırlar. Kuran'da, bu gerçek
çok açık bir biçimde bildirilir: Hayır, siz dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha
hayırlı ve daha süreklidir. (A'la Suresi, 16-17) Bir başka ayette ise, "gerçekten ahiret yurdu ise, asıl
hayat odur" (Ankebut Suresi, 64) denir. "Asıl hayat"ımız olan ahiret ile geçici bir yurt olan dünya arasında,
perde kadar ince bir sınır vardır. Ölüm, işte bu perdeyi kaldırır. Ölümle birlikte bu dünya
ve bedenle olan ilişki kesilecek, yepyeni bir yaratılışla sonsuz hayata başlangıç yapılacaktır. Ölümle
birlikte başlayacak olan hayat gerçek hayattır. Eksiklik, kusur, geçicilik dünyaya ait kanunlardır. Gerçek
kanunlar; kusursuzluk, ölümsüzlük, mükemmellik üzerine kuruludur. Bir başka deyişle, normal olan, bir çiçeğin
hiç solmaması, bir insanın hiç kirlenmemesi, hiç yaşlanmaması, bir meyvenin hiç çürümemesidir. Asıl
kanunlar, insanın her istediğinin anında gerçekleşmesini, insanın hiçbir acı ve hastalık
yaşamamasını, hiçbir zaman üşümemesini, ya da terlememesini gerektirir. Ancak asıl kanunlar, asıl
hayatta; geçici kanunlar da geçici olan bu dünya hayatındadır. Asıl kanunların yurdu, yani ahiret ise
çok yakındır. Allah dilediği an insanın buradaki yaş***** son verip, onu ahirete geçirebilir. Bu
geçiş, bir göz açıp-kapaması kadar çabuk gerçekleşecektir. Rüyadan uyanmak gibi... Ölümle birlikte sona
erecek olan dünyanın, ahirete göre ne denli kısa olduğu Kuran'da şöyle anlatılır: Dedi ki:
"Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı
kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,"
"Bizim, sizi boşbir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi
mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 112-115) Ölümle birlikte rüya sona ermişve gerçek yaşam
başlamıştır. Yeryüzünde "bir gün ya da bir günün birazı kadar", hatta "bir göz çarpması" kadar
kalmışolan insan, yaptıklarının hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkar.
Eğer dünyada iken ölümü aklında tutmuş, Allah'a kavuşacağının bilincinde olmuşise,
kurtulmayı umacaktır. Kuran'da "kitabı sağ eline verilen" bu kurtulmuşların şöyle diyeceği
haber verilir: "... Alın kitabımı okuyun. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı
sanmış(anlamış)tım." (Hakka Suresi, 19-20)
kürdüm ama kürtçü degilim.. kürtçü insan benim kardeşim olamaz.
sadece müslüman kürt benim kardeşim... türk degilim fakat müslüman türk benim kardeşim..
ırk'ın önemi yok... kürt sorunu var fakat ne sosyalizm(komunizm) ile çözülür ,nede laiklik ile nede öteki
ideolojilerle çözülür. ancak islam ile çözülür... tek çare kuran ve sünnet
NE PKK NE DEHAP NE TALABANİ VE NEDE BARZANİ ASLA! KÜRT HALKINI TEMSİL EDEMEZ..
ONLAR ANCAK KENDİLERİNİ TEMSİL EDEBİLİR.. :) ONLARA DESTEK VERENLERİ
BİZİM SEROK(SERVER ) ,ÖNDER VEYA REHBER DİYE TARİF ETTİGİMİZ TEK ÖNDER HZ MUHAMMED
TİR...
İnsan kendisine bahşedilen irade ve imkanları hangi yönde kullandığına bağlı olarak;
yaratılmışların zirve noktasına çıkabilir, “eşref-i mahlukât” sıfatını
kazanır. Ya da alçaldıkça alçalabilir, “esfel-i sâfilîn” aşağıların aşağısı
olur. İnsan rahmanî kudrete de, şeytanî vesveseye de açıktır. Bu güçlerden hangisine meylederse, kişiliği
ve eylemleri o doğrultuda şekillenir, çevresine de yine o doğrultuda tesir eder. Terbiye ve tezkiye edilmemiş
nefsin toplumu etkileme, nüfuz ve şöhret elde etme, insanları kontrol altında tutma ve yönlendirme gibi eğilimleri
vardır. Pek çok kişide tutkuya dönüşmüş bir eğilimdir bu. Böyle kişiler bu amaçlara ulaşmak
için yerine göre kaba kuvvete ve her türlü hile ve yalana başvurmaktan çekinmezler. Bazen bununla da kalmazlar, “tabiat
üstü güçler” den yardım alma veya alıyormuşçasına göz boyama yöntemlerini de kullanırlar. Yani
büyüye, sihre başvururlar. Tarihin çok eski zamanlarından bu yana hep var olan, bilim ve teknolojinin kutsandığı
çağımızda ise terk edilmek şöyle dursun, yeni görünümlerle yoğunlaşıp yaygınlaşan
sihir ve büyü gerçekte var mıdır, etkisi nedir, nasıl korunulur? Sihir ve büyünün çağrışım
alanına giren diğer konular ve bunların mahiyeti nedir? Sihir ve büyü kavramları söz konusu olduğunda,
bunlarla ilişkili pek çok başka konu da akla gelir. Fal, kehanet, astroloji gibi halen moda olan konular sihir ve
büyünün çağrışım alanı içinde yer almakla birlikte, biz bunları daha sonraki bir yazının
konusunu teşkil etmek üzere şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Burada yalnızca sihir, büyü, tılsım
ve nazar üzerinde duracak ve bunlardan korunma ve kurtulma yolları hakkında doğru bilgileri sunmaya çalışacağız.
Tarihin kötü alışkanlığı İnsanın mahiyetini bilmediği şeylere belli bir kuşku
ve tereddüt ile yaklaşması son derece tabiîdir. Güç yetiremediğimiz kişilerin tasallutuna maruz kalmak
elbette kolay kabullenilecek bir durum değildir. Bir de tabiat üstü varlıklarla ilişkili olduğu söylenen,
dolayısıyla baş edilmesi çok daha zor olan güçler söz konusu olursa, iş daha da endişe verici boyutlara
tırmanmakta, zayıf tabiatlı insanlar böyle durumlarda kolaylıkla teslim alınabilmektedir. Yahudilik,
Hıristiyanlık gibi semavî kökenli olduğu halde sonradan dejenere edilmiş dinlerde de, Hinduizm, Budizm,
Şintoizm… gibi beşer mahsulü inanç sistemlerinde de, nihayet biricik Hak Din olan İslâm’da da büyü,
sihir, tılsım gibi kavramlar önemli bir yer tutmuştur. Bilindiği gibi, Efendimiz s.a.v. Tevhid’i
tebliğ etmeye başladığı zamanlarda putperest Mekke toplumunun ileri gelenleri tarafından “büyü/sihir
yapmak” la itham edilmişti (Bkz. Sâd Suresi, 4; Zâriyât Suresi, 52). Bu durum, İslâm’dan önceki Arap
toplumunda da büyünün/sihrin bilindiğini ve ona inanıldığını göstermektedir. Hatta Felak Suresi’nde
Efendimiz s.a.v.’e hitaben, “düğümlere üfleyenlerin şerrinden” Allah’a sığınılmasının
emir ve tavsiye buyurulması, o dönemde, iplere düğüm atarken birtakım şeyler söyleyerek düğümlere
üflemek suretiyle sihir/büyü yapıldığını açık bir şekilde göstermektedir. Bunlar ve çağrışım
alanlarında bulunan diğer kavramlar, toplumumuzda genellikle söylentiden ileri geçmeyen şeylere dayanıldığı
ve haklarında sahih bilgi edinilemediği için halk tarafından çoğu zaman birbirinden ayırt edilememekte,
hakikatine inanılması gerekenlerle, hiçbir hakikati olmayanlar birbirine karıştırılabilmektedir.
Oysa bu konu, itikadî sahaya girdiği için son derece önemlidir ve itikadî sahanın hassasiyetinin farkında olan
her mümin bu meseleler hakkında doğru bilgi edinmek durumundadır. Dolayısıyla bizim toplumumuzda
da diğer toplumlarda da güncelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen bu kavramların tarifi ve hakikati doğru
bir şekilde öğrenilmelidir. Büyü ve büyücülük Büyü, tabiat üstü gizli güçlerle ilişki kurularak yahut kendilerinde
gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı nesneler kullanılarak fayda veya zarar vermek yahut korunmak maksadıyla
yapılan işler diye tarif edilir (TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/501). “Sebebi gizli olan, hakikatinin aksine
tahayyül edilen, göz boyama ve aldatma tarzında yapılan şeyler” (Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr,
3/205) diye tarif edilen “sihir” ile aynı anlamda kullanılsa da, büyü ve sihir kelimeleri, dilimizde
farklı anlam sahalarına sahiptir. Mesela “büyücü” kelimesi, yukarıdaki tarife giren işlerle,
tabiat ötesi güçlerle ilişki kurarak, yani büyü yaparak iştigal ettiğine inanılan kimseler hakkında
kullanılırken, “sihirbaz” kelimesi daha ziyade el çabukluğu ile gözbağcılık yapan
kimseler hakkında kullanılır. Büyücü, kullandığı materyaller üzerine birtakım şeyler
yazmak, okumak ve onları belli tarzlarda kullanmak suretiyle diğer insanlara fayda veya zarar verirken, sihirbaz
daha ziyade eğlence maksatlı olmak üzere şaşırtıcı gösteriler yapar. İslâm alimleri
büyünün/sihrin birçok çeşidini zikretmiş, Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr’inde bunları 8
grupta toplamıştır (3/206 vd.). Bunları iki başlıkta toplayan Elmalılı şöyle
der: “Bütün bu kısımlar, esaslı iki kısma raci olur. Birisi sırf yalan, uydurma ve kandırmadan
ibaret olan söz veya fiil ile tesir icra eden sihir, diğeri az çok bir hakikati suiistimal ederek ortaya konan sihirdir.
Sihrin bütün mahiyeti, hayali hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir bırakmaktan
ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı sırf hayal ve vehmettirmek, diğer bir kısmı da bazı
hakikat ile karışıktır. Binaenaleyh her sihrin tesirden büsbütün uzak olduğunu iddia etmemelidir.”
(Hak Dini Kur’an Dili, 1/445) Büyü ve sihrin gerçekliği ve hükmü Kur’an ve Sünnet’e baktığımızda,
büyünün/sihrin gerçek olduğunu görüyoruz. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Süleyman mülküne dair şeytanların
uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Oysa Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, fakat o şeytanlar
kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen
şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi; “Biz ancak ve ancak imtihan için gönderildik; sakın sihir
yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile
karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni
olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak
bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi
olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bilselerdi, uğruna kendilerini sattıkları
şey ne çirkin bir şeydi.” (Bakara, 102) Bu ayet üzerinde geniş bir şekilde duran müfessirlerin söyledikleri
kısaca şudur: Ehl-i Kitap’tan bir taife (Yahudiler), Tevrat’ı bir kenara bırakarak Hz. Süleyman
a.s.’ın hükümranlığı ve devleti aleyhine insan ve cin şeytanlarının yaptığı
işlere ve okuduğu efsun ve efsane kitaplarına uydular. Bunlar, meydana gelmiş ve gelecek olaylar hakkında
kulak hırsızlığı ile birtakım malumatlar edinip, bire yüz yalan katarak kâhinler vasıtasıyla
gizlice yayarlardı. Zaman içinde kâhinler, kendilerine haber verilen şeyleri tedvin edip kitap haline getirdiler.
Etrafa yaydıkları azı gerçek çoğu yalan efsaneler ve uydurdukları tezvirat zaman içinde türlü siyasî
ve sosyal entrikalara yol açmış, Hz. Süleyman a.s.’ın hükümranlığı geçici bir süre sarsıntıya
uğramıştı. Ancak Hz. Süleyman a.s., Allah Tealâ’nın yardım ve lütfuyla bu insan ve cin
şeytanlarına galip geldi ve onları buyruğu altına alarak çeşitli işlerde istihdam etti.
Nihayet eceli gelip vefat edince sihir/büyü kitapları tekrar tedavüle kondu ve hatta Hz. Süleyman a.s.’ın
da devleti sihir/büyü ile idare ettiği yalanını yaydılar. İşte bu insan ve cin şeytanları
bir taraftan kendi elleriyle yazıp tedvin ettikleri sihirleri, diğer taraftan da (muhtemelen I. Sürgün döneminde,
milattan önce 721 ve 586 yıllarında iki grup olarak sürgün edildikleri) Babil’de Harut ve Marut isimli iki
meleğe indirilen şeyleri de öğrenerek halka aktarıyor, böylece küfür işliyorlardı. Büyüyü melekler
mi öğretti? Söz buraya gelmişken, öteden beri tartışma konusu yapılmış olan bir meseleye
kısaca değinelim: Yukarıda mealini verdiğimiz ayete sathî bir nazarla bakanlar, sanki Harut ve Marut isimli
meleklerin insanlara sihir/büyü öğrettikleri ve insanların da onlardan öğrendikleri büyüyle koca ile karısının
arasını ayırdığını söylemişlerdir. Kur’an’ın ifadesinden anlaşılan
odur ki, adı geçen iki meleğe indirilen şey bizzat sihir/büyü değildi. Söz konusu şeytanlar, o iki
meleğe indirilen hakikatleri, küfür vesilesi olan sihir için öğrenmiş ve o yolda kullanmışlardır.
Bir diğer ifadeyle, o iki melek insanlara bizzat sihir/büyü öğretmiş değildir. Onların yaptığı,
sihir/büyü amacıyla kullanılmaya müsait bir ilmi öğretmek ve bunu yaparken de şu uyarıda bulunmaktır:
“Bizim öğrettiğimiz bu bilgiler, hayır yolunda da şer yolunda da kullanılmaya elverişlidir.
Sakın bu ilimleri suistimal ederek büyü/sihir yapıp da kâfir olmayın.” Hz. Musa a.s.’ın, asasını
emr-i ilahî ile yere atmak suretiyle Firavun’un büyücülerinin büyü ile yılana dönüşen değnek ve iplerini
birer birer yutması (A’raf, 115-117; Tâhâ, 66-70) da Firavun zamanında Mısır’da büyü yapıldığını
göstermektedir. Hadis-i şeriflerde büyü Sünnet’te de büyü/sihir çokça zikredilmiştir. En önemlisi de, bizzat
Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e bir Yahudi tarafından büyü/sihir yapılmış olmasıdır.
(Buharî) Hicretin 7. senesinde Efendimiz s.a.v. Hudeybiye’den döndükten sonra Lebîd b. A’sem isimli bir yahudi
tarafından kendisine büyü yapılmış, büyünün etkisiyle Efendimiz s.a.v., yapmadığı bazı
şeyleri yaptığını zannetmiştir. Rivayetlere göre 6 ay sürdüğü anlaşılan büyünün
etkisinden Allah’ın izniyle kurtulmuş, iki meleğin (bir rivayete göre Cebrail ve Mikâil a.s.’ın)
bildirmesiyle büyüde kullanılan tarak ve saç telinin atıldığı kuyuyu bularak kapattırmıştır.
Bu vesileyle belirtelim ki, bu büyü, vahyin tebliği ve dinî işlerin tedviri konusunda değil, tamamen dünyevî
işlerde Efendimiz s.a.v.’i kısmen etkilemiştir. O’nun, bu büyünün tesiriyle peygamberlik görevine
halel getirecek en küçük bir değişiklik yaşadığına dair hiçbir işaret yoktur. Kaldı
ki Kur’an, O’nun peygamberlik görevini yerine getirirken devamlı surette koruma altında olduğunu
bildirmiştir. (Maide, 67) Keza Efendimiz s.a.v’in pak eşlerinden Hz. Hafsa r.anha’ya bir cariyesi tarafından
büyü yapıldığı, bu sebeple cariyenin ölüm cezasına çarptırıldığı rivayet
edimiştir. (Muvatta) Sihir/büyünün hakikati sebebiyle Efendimiz s.a.v., “helâk edici” olarak nitelendirdiği
7 şeyden bizleri sakındırırken, bunlar arasında büyü/sihir yapmayı ve yaptırmayı da
zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Helak edici yedi şeyden sakının.” Sahabe bu 7 şeyin
neler olduğunu sorunca şöyle buyurmuştur: “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın
haram kıldığı bir kimseyi haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum
esnasında savaştan kaçmak ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu kadınlara zina iftirası atmak...”
(Buharî, Müslim, Ebu Davud) Büyü/sihir konusundaki hadislere daha fazla örnek zikretmek mümkün ise de, biz bu kadarla yetinelim.
Tılsım nedir? Tılsım: Semavî birtakım güçlerin, arzî güçlerle birleşerek garip, olağandışı
işler yapması şeklinde tarif edilir (et-Tânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-Fünûn, 2/927). Elmalılı
Hamdi Yazır, tılsımın, Hz. İbrahim a.s’ın kavmi olan Keldanîler’in yaptığı
sihir türü olduğunu söyler ve şöyle der: “Fikrimizce bu sihirde, tabiiyat ile ruhiyatın eski zamanlarda
keşfedilmiş, birbiriyle ilişkili bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulandığı
anlaşılmaktadır.” (Hak Dini Kur’an Dili, 1/443) Ayın akrep burcunda bulunduğu sırada
mühre kazıtılan akrep figürünün, kişiyi akrep ısırmalarına karşı koruyacağı,
arkasını üstü açık olduğu halde aya doğru dönen hayvanların, ay ışığının
arkalarına vurması sebebiyle öleceği… gibi hususlar semavî kuvvetlerle arzî kuvvetlerin belli bir tarzda
bir araya gelmesi sonucunda oluşan tılsımlara örnek olarak zikredilmiştir. (İbn Hazm, el-Fısal,
5/101-102; Âlûsî, Rûhu’l-Ma’ânî, 20/120) İbn Hazm tılsım hakkında müşahedeye dayalı
enteresan bilgiler verir ve şunları söyler: “Tılsım, eşyanın tabiatını değiştirme
ve gözbağcılık değildir. Tılsımlar, Allah Tealâ’nın terkib ettiği birtakım
güçlerdir ki, soğuğun sıcak ile ve sıcağın soğuk ile giderilmesi gibi, Allah Tealâ bu tılsımlar
vasıtasıyla başka bazı güçleri ortadan kaldırır. (…) Tılsımların def’i
mümkün değildir.” Semavî güçlerle arzî güçler arasındaki denge ve ilişki doğru biçimde kurulduğu
zaman, tılsım garip hadiselerin oluşmasına yol açabilir. “Mıknatısın demiri, kehribarın
saman çöpünü çekmesi ve sirkenin ittiği taş böyledir. Bu taş, içinde sirke bulunan kaba sarkıtıldığı
zaman kaba girmez, dışına kaçar. Keza yağmur çeken taş da buna örnektir ki, bu taş Türkler arasında
iyi bilinir.” (el-Îcî, el-Mevâkıf, 3/368) Tılsımın gerçekliği Tılsımın varlıklar
üzerinde gerçek bir etkisi olabileceği, ulemanın bu konudaki beyanlarının ortaya koyduğu bir sonuçtur.
Bağdat’a giriş kapılarından “Tılsım Kapısı” üzerindeki yılan
figürü sebebiyle Bağdat’ta hiç kimsenin yılan sokması sebebiyle ölmediği, yılanın soktuğu
kimselerin hiç acı hissetmediği veya çok az hissettiği, buna mukabil Bağdat dışında yılan
sokması sebebiyle ölümlerin meydana gelmesi, Âlûsî’nin bizzat müşahede ettiği bir hadise olarak yukarıda
adı geçen tefsirinde zikredilmektedir. Keza İbn Hazm de -yine yukarıda mezkûr eserinde- tılsımın
hakikati hakkında şunları söylemektedir: “Biz tılsımların etkilerini açık olarak
bugüne kadar görüyoruz. Çekirgenin girmediği ve havanın hiç soğumadığı köylerin mevcudiyeti,
Sarakosta (Saragossa)’ya zorla sokulmadıkça yılan girmemesi ve daha birçok olay buna örnektir ki, bunu sadece
inatçı kimseler inkâr eder. Tılsım konusunu iyi bilenlerden artık kimse kalmamıştır; geride
kalan ise onların yaptıklarının eser ve izlerinden ibarettir…” (el-Fısal, 5/101-102)
Tılsımla gerçek anlamda ilgilenenlerin söylediklerine tefsirinin pek çok yerinde değinen Allame Âlûsî de şöyle
der: “Tılsım ilmiyle uğraşanların söylediklerinin doğru olması mümkündür. İşin
gerçek durumunu ise Allah Tealâ bilir.” (Âlûsî, a.g.e., aynı yer.) Şu halde tılsımın bir hakikati
olduğunu, ancak günümüzde bu konuyu gerçek mahiyetiyle bilen ve uygulayan kimse bulunmadığını söylemek
mümkündür. Bu itibarla birtakım eşyaların insanlara uğurlu geldiği, kötülük ve zararları def
ettiği şeklinde halk arasında dolaşan inanç ve söylentilere itibar etmemek gerekir. Nazar değmesi
nedir? Nazar, bir kimsenin, başka birisine, onun bir eşyasına, hayvanına, malına… hasetle karışık
beğenerek bakmasıdır (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10/200). Bu bakışın etkisi ile o kimsenin
şahsına, malına veya eşyasına büyük zarar gelebilir. Kur’an’da şöyle buyurulur:
“İnkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi.
‘O mutlaka delidir’ diyorlardı. Oysa Kur’an, alemler için bir öğütten başka bir şey
değildir.” (Kalem, 51-52) İbn Abbas r.a, Mücahid ve daha başkaları bu ayetin, nazarın mevcudiyetine
ve Allah Tealâ’nın dilemesiyle tesirinin gerçek olduğuna delil teşkil ettiğini söylemişlerdir.
(İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, 4/525) Efendimiz s.a.v.’den de nazarın hak olduğunu
ifade eden birçok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisi şöyledir: “Nazar haktır. Eğer kaderi geçecek
bir şey olsaydı, nazar onu geçerdi.” (Müslim, Tirmizî) Bir diğer rivayette de şöyle buyurulmuştur:
“Nazar, Allah’ın izniyle kişiyi dağa çıkaracak ve oradan indirecek derecede etkiler.”
(Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya’lâ) Sahabe’den Sehl b. Huneyf r.a. yıkanmak için elbisesinin üstünü çıkarmıştı.
Âmir b. Rebî’a r.a. da ona bakıyordu. Sehl, cildi güzel, bembeyaz bir kimseydi. Âmir, “Hiç güneş görmeyen
ciltler bile bugün gördüğüm gibi değildir.” dedi. Bunun üzerine Sehl hastalandı. Sehl’in rahatsızlandığı
Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e haber verildi ve “Sehl başını bile kaldıramıyor.”
dendi. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v., “Suçladığınız birisi var mı?” diye sordu. Orada
bulunanlar, “Âmir b. Rebî’a” diye cevap verdiler. Efendimiz s.a.v. Âmir r.a.’ı çağırıp
kendisine kızdı ve şöyle buyurdu: “Sizden biriniz kardeşini neden (nazarla) öldürüyor? Ona ‘mâşallah’
deseydin ya! Haydi şimdi kardeşin için yıkan.” buyurdu. Âmir de yüzünü, ellerini, dirseklerini, dizlerini,
ayak topuklarını ve böğürlerini bir kap içinde yıkadı. Sonra bu su Sehl r.a.’ın üzerine
döküldü. Sehl r.a. anında iyileşti. (Muvatta) Mucize ile Sihir/Büyü Farkı 1-Mucize Allah Tealâ’nın,
peygamber olarak görevlendirdiği insanlar eliyle gerçekleştirdiği olağan üstü olaylara denir; çalışarak,
öğrenerek, okuyarak ve pratik yaparak mucize gösterilemez. Sihir/büyü ise bilenlerden öğrenmek ve çalışmak
suretiyle herkesin ulaşabileceği bir iştir. 2- Mucize tamamen gerçektir; meydana gelmesinde herhangi bir sahtelik,
göz bağcılık veya aldatma yoktur. Doğrudan doğruya peygamber tarafından ve vasıtasız
olarak izhar edilir. Sihir/büyü ise genellikle gözbağcılığa ve el çabukluğuna dayanır. Gerçek
payı bulunanlarda ise cinlerden ve sair varlıklardan yardım alınır. 3- Sihir/büyü, özel bazı
vakitlerde ve özel birtakım eşya kullanılarak yapılır; yani belli şartları vardır.
Mucize ise böyle değildir. Allah Tealâ’nın dilediği her zaman peygamberler eliyle izhar olunur. 4- Büyü/sihir
yenilenmediği zaman bir süre sonra etkisini kaybeder. Mucize ise, kendisinden beklenen maksadı hasıl ettiği
sürece devamlıdır. 5- Mucize, kevnî olaylara bile müdahale edip onları değiştirecek çapta meydana
gelebildiği halde (ayın ikiye ayrılması, denizin yarılması… gibi), sihir/büyü, sınırlı
bir sahada cüz’î bir etkiye sahiptir. Sihir, Büyü ve Tılsımın Hümu Sihir, büyü, tılsım…
gibi işlerle uğraşmak dinimizin kesin olarak yasakladığı, haram kıldığı
şeylerdir ve kişiyi küfre kadar götürür. Bununla birlikte, alimler yapmak için değil, fakat yapılmış
olanı bozmak ve şerrinden korunmak için sihir/büyü öğrenmenin haram olmadığına hükmetmiştir.
(Elmalılı, a.g.e., 1/447) NE YAPMALI? Her ne kadar kendimiz uğraşmasak da -Allah korusun- sihir/büyüye
maruz kalabilir veya başkasının nazarının hedefi olabiliriz. Böyle bir durumda yapılması
gerekenleri de kısaca özetleyelim: Sihirden korunmanın yolu Sihir/büyü, tılsım, nazar vb. şeylere
karşı takınılacak tavır, öncelikle her şeyin Allah Tealâ’nın iznine ve dilemesine
bağlı olduğunu bilmektir. Dolayısıyla öncelikle Allah Tealâ’ya güçlü bir iman ve teslimiyetle
bağlanmak gerekir. “Allah’ın izni olmadıkça onlar (büyücüler) kimseye bir zarar veremezler.”
(Bakara, 102) ayeti dikkatimizi bu noktaya çekmektedir. Efendimiz s.a.v., hayvanının terkisine bindirdiği Abdullah
b. Abbâs r.a.’a hitaben, “Ey çocuk! Sana, Allah’ın seni faydalandıracağı kelimeler öğreteyim
mi?” demişti. İbn Abbâs r.a., “Evet, ey Allah’ın Resulü..” diye cevap verince şöyle
buyurdu: “Allah’ın emir ve nehiylerini (onlara riayet etmek suretiyle) muhafaza et ki Allah da seni muhafaza
etsin. Allah’ın emir ve nehiylerini muhafaza et ki, O’nu(yardımını) her zaman önünde bulasın.
Genişlik zamanında O’nu an ki, darlık zamanında da O seni ansın (ve sana yardım etsin).
İstediğinde Allah’tan iste; sığındığında Allah’a sığın.
Olacak şeyler konusunda kalem kurumuş, hüküm kesinleşmiştir. Şayet mahlukatın tamamı sana
bir menfaat sağlamak için bir araya toplansalar ve fakat Allah onu senin hakkında yazmamış ise, onu yapmaya
muktedir olamazlar. Ve şayet sana bir zarar vermek için toplansalar, ancak Allah onu senin hakkında takdir etmemişse,
onu yapmaya da güç yetiremezler. Bil ki, zorlandığın şeye sabretmende çok hayır vardır. Zafer
sabırla, ferahlık da sıkıntıyla birliktedir. Güçlükle beraber kolaylık vardır.” (Ahmed
b. Hanbel, 1/307) Bunun arkasından, dua ve zikri terk etmemek gelir. Efendimiz s.a.v.’den nakledilen uzun bir hadisin
bir bölümü şöyledir: “Sizin yapacağınız şey, Allah’ı zikretmektir. Böyle bir kimse,
düşmanın hızla takip ettiği, sonunda muhkem bir kaleye rastlayıp kendisini düşmandan koruduğu
kimse gibidir. Kendini şeytandan ancak Allah’ı zikretmek suretiyle koruyan kul da böyledir.” (Ahmed
b. Hanbel, Tirmizî) Çokça Kur’an okumak, ibadetleri aksatmadan yapmak ve devamlı abdestli bulunmaya özen göstermek
de kişiyi sihir/büyü gibi zararlı şeylerin etkisinden koruyan hususlardandır. Yapıldıktan sonra
ise büyü/sihirin etkisini ortadan kaldırmanın en sahih yolu, çokça Kur’an okumak ve Allah Tealâ’yı
zikretmektir. Bunun yanında Efendimiz s.a.v.’in öğrettiği dualar vardır ki, onları da ezberleyip
okumak son derece faydalıdır. Bir de ihlâs ve takva sahibi kimselerden sihir/büyü konusunda bilgi ve tecrübesi bulunanlara
müracaat etmekte fayda vardır. Bu noktada çok dikkatli olmak gerekir. İnsanların zaaflarından istifade
etmek için bu işi bir meslek haline getirmiş olup aslında sihir/büyü ile hiç alakası olmayan dolandırıcı
tiplerin tuzağına düşmemeye dikkat etmelidir. Nazardan nasıl korunulur? Nazardan korunmanın ve meydana
gelmeden önce nazarı engellemenin yolu, bir kardeşimizde hoşumuza giden bir şey gördüğümüzde “Bârekellâhu
fîhi.” (Allah ona bereket versin), “Allâhümme bârik aleyhi.” (Allahım, ona bereket ihsan eyle) veya
“Mâşallah.” (Allah’ın dilediği olur) demektir. Efendimiz s.a.v. buyurmuştur ki: “Sizden
biriniz kardeşinde, kendisinde veya malında hoşuna giden bir şey gördüğü zaman ona bereket dileyerek
dua etsin. Zira nazar haktır.” (Ahmed b. Hanbel, 3/447) İbn Hacer şöyle der: “Bir şeyi beğenen
kimsenin, hemen beğendiği şey için bereket dilemesi gerekir. Onun böyle yapması bir rukye (dua) olur.”
(Fethu’l-Bârî, 10/205) Bereket dilemek, yukarıda geçen ifadelerden birisini söylemek demektir. Nazar meydana geldikten
sonra yapılacak şey ise, yukarıda geçen Sehl r.a. olayında olduğu gibi, nazarı değen kişinin
abdest alması ve o suyu, kendisine nazar değen kişinin üzerine dökmesidir. Nitekim Efendimiz s.a.v.’in
yukarıdaki uygulamasını teyit eder tarzda Hz. Aişe r.anha validemizin şöyle dediği nakledilmiştir:
“Başkasına nazarı değen kimseye abdest alması emredilir, o da abdest alırdı. Sonra
o suyla, kendisine nazar değen kişi yıkanırdı.” (Ebu Davud) Eğer bir kimseye kimin nazarının
değdiği bilinmiyorsa, zikir ve meşru rukyeyle Allah Tealâ’ya sığınmaktan, Kur’an
okumaktan ve dua etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Bilhassa Fatiha, Felâk, Nas ve İhlâs sureleri
ile Ayetelkürsî’yi okumak tavsiye edilmiştir. Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur: “Rukye ancak
nazar ve (yılan, akrep vb.) sokma(sı) sebebiyle yapılır.” (Buharî, Müslim). Burada geçen rukye,
Kur’an okumaktan ibarettir. Halk arasında çocukları nazardan korumak maksadıyla “nazar boncuğu”
takmak oldukça yaygın bir adettir. Ne var ki nazar boncuğu göz değmesine bir fayda sağlamadığı
gibi, dinimizce de yasaklanmış şeylerdendir. Aynı şekilde içinde Kur’an ayetlerinden başka
bir şey bulunan muskalar takmak da dinimizce hoş karşılanmamış, yasaklanmış uygulamalardandır.
Bununla birlikte okuma yazması olmayan ve ezberinde Kur’an ayetleri bulunmayan kimseler için, üzerinde Kur’an
ayetleri ve Efendimiz s.a.v.’den rivayet edilmiş dualar bulunan bir kâğıdı (muska), hürmetine halel
getirmemeye dikkat ederek taşımakta da bir sakınca yoktur. Bu da bir anlamda rukye olarak kabul edilebilir.
Bu yazıda ele aldığımız konu, fizikötesi alanla, yani gaybla ilgili olduğundan, fal, kehanet,
astroloji, burçlar… gibi bu konuyla ilişkili olan bazı hususlara değinmedik. Zira bunlar da ayrı
bir yazının konusunu teşkil edecek kadar öneme ve ayrıntılara sahiptir.
Taraf gazetesi yazarı Servan Nişanyan'ın İslam inançlarına ağır bir şekilde
hakaret etmesine tepkiler giderek artıyor.
Taraf gazetesi yazarlarından Servan
Nişanyan’ın 21-22 Eylül tarihli “Sansür” ve “Feriştah”
başlıklı yazılarında Müslümanlara meydan okuyarak İslam’ın mukaddes değerlerine
alçakça saldırmasına tepkiler giderek artıyor.
Servan Nişanyan “Sansür” başlıklı
haince yazısında son zanlarda giderek yaygınlaşan İslamfobiaya bir örnek olarak İslam’ın
mukaddesatına ağır hakaretlerde bulunmuştu.
“…Ama bir de ne görelim? Bu sefer
başka şeyler sansüre tabi olmuş. Orduya, devlete, Yüce Manitu’ya istediğini söyle serbest, ama iş
İlkçağ Arap mitolojisini sorgulamaya geldi mi orada dur diyorlar. Neymiş? Allah diye biri varmış,
canı sıkıldıkça kitap yazarmış ama artık yazmamaya karar vermiş, pırpır
kanatlı ulaklarla birtakım hazretlere mesaj iletirmiş, o hazretlere dil uzatan maazallah çarpılırmış.
Bu hikâyelere istemesen inanma diyorlar, tamam, ama inanmadığını açık açık söylemen caiz değildir.
Nedenmiş? Müslümanlar alınırmış! Doğanın boşluk kabul etmemesi gibi, bu toprakların
havası mıdır, suyu mudur, özgürlük kabul etmiyor herhalde…”
Servan Nişanyan’ın
böylesi küstahça ifadeler kullanmasına tepki olarak, konuyu dosya halinde ele alan İslami Gündem adlı internet sitesi, konu ile ilgili Taraf gazetesi yazarlarından Cihan Aktaş ile Roni Margulies’in
görüşlerine başvurdu.
Cihan Aktaş yazıyı “saygısızca” değerlendirirken Roni Margulies ise İslam’ın mukaddes değerlerine yapılan küstühça hakaretlerin
İslam düşmanlığı yapmak anlamına gelediğini “ifade özgürlüğü” kapsamında olduğunu belirtiyor.
Taraf gazetesi yazarı Nişanyan’ın İslam akidesini
ağır bir şekilde tahkir eden bu küstahlığın üzerine gitmeye devam edeceklerini belirten İslami
Gündem yönetmeni Cihad Kayaduman, bu küstahça yazıyı İslami camianın yazarlarına da ilettiklerini,
ancak kendilerinden henüz bir cevap almadıklarını belirtti.
Dünya düzeninde yaşayan insanların her birinin bir rolü vardır. Zengin, fakir, güçlü, güçsüz, siyah, beyaz,
müslüman, gayrimüslim ve diğer herkes kendilerine verilen rolü oynuyor. Peki senaryoları kim yazıyor?
20. Yüzyılda ülkemizi yöneten asker
hala yönetimden çekilmiş değil (!) Hala iplerimiz maalesef onların elinde !
Diğer milletler AY’a çıkarken
BİZİM ASKERLER maalesef elimizdeki demokrasiyi alarak YAYA KALMAMIZA vesile olmuşlardı. 61.lerde OYAKı
(Ordu Yardımlaşma Kurumu) kurarak TİCARETE ATILMIŞLAR ve o gün bugündür TİCARETTE söz sahibi olur
hale gelmişlerdir. Namı diyar OYAK HOLDİNG acaba kimin parası ile kuruldu?
Hiç kimse alınmasın TAKLİTÇİ
ASKERİ OLİGARŞİ, bir bakıyorsunuz OYAK + AXA ile birleşmiş. :-) AXA bir Fransız firması.
Bu firma ile bu bağ nasıl oluştu? Neyse AXA OYAK firmasının Fransa – Asker ilişkisi beni
HİÇ ŞAŞIRTMADI. Bugün, özellikle 2000 yılından itibaren askerlik yapan herkes bilir ki ASKERE BAŞLAYAN
HERKES kendini sigortalatırdı. Bu mecburi hale getirilmiştir. Hangi firmaya ? :-) Tabii ki AXA OYAK !!!
Subay, ast subay ve uzman erbaşlar
hariç 500.000 kişinin üzerinde er ve erbaş var. Biz o zaman 10.000.000 TL vermiştik. 7 paket LM sigarasına
eşdeğerdi. Yani bugün 20 YTL topluyor olmaları lazım. 500.000 x 20 ytl = 10.000.000 YTL yapar. Yıllık
kazançları 10 milyon YTL.
Bu holding batar mı? BATMAAAAZZZ :-)
8 Yılda 80 milyon YTL yapar. Bu sadece
işin sigorta kısmı. Sevgili okurlar ASKERLİK YAPANLAR bilir. Yok şunu alacaksınız, yok
bu olacak, vay efendim böle olmalı, bundan olmazsa olmaz gibi emirlerle türlü malzeme aldırırlar. O kışlanın
içine girmek isteyen üreticiler ve esnaflar kim bilir Kışla’daki komutana NE KADAR PARA TOSLUYORLARDIR bir
Allah bilir, birde onlar (!)
Bu işten de ortalama yıllık
1 MİLYAR YTL kalır diye düşünüyorum. Çünkü yiyeceğinden, içeceğine, giyeceğinden, arabadaki
lastiğin değişimine yani A’dan Z’ye kadar dünya masraf var. Birde bunların FATURALARINI KABARTIRSANIZ
cebe giren para daha da artar.
Evet arkadaşlar ASKER “Askerlik
düşmesin diyor” ve ekliyorlar “Bir asker minimum 15 ayda eğitimini tamamlayabilir.” Öyle diyorlar…
Neden? Daha önceleri 2 yıldı. Babam 2 yıl yapmış. Sonra askerlik 18 aya düştü. Şimdilerde
15 ay. Peki askerde ne öğretiliyor? Evet askerde savaş sanatı öğretiliyor ve her askere bir branş
gösteriliyor ama neden 15 ay? Şimdi ortalama 3 ay acemilik dönemi 3 ay usta birliği olmak üzere 6 ayda bu askeri
terhis etmek gerekir. BU ÜLKENİN KAYBEDECEK 1 GÜNE DAHİ TAHAMMÜLÜ OLMAMALIDIR. Arkadaşlar bakın bu kişiler
NEDEN ASKERLİĞİ UZUN TUTUYORLAR işte yanıtı:
ASKERLİĞİ UZUN TUTUYORLAR
ÇÜNKÜ
1. Devlet, Askeri kontrol edemiyor. Devleti
kuran asker.
2. Devlet asker olduğuna göre sonuna
kadar açılmış keseyi bırakmak istemiyor.
3. Savunmaya 16.4 milyar YTL ayrılıyor
paranın azalmaması için DAHA UZUN SÜRE ASKERLİK YAPILMASI gerekir.
4. Bütün ülke genelini rahatlıkla kontrol
edebilmek için emriniz altında binlerce kişilik bir güç olmalıdır.
5. Devlet YILLIK BÜTÇEYİ TUTTURABİLME
TELAŞI ile uğraşırken Ergenekon, PKK, DHKP-C ve diğer ürettikleri terör örgütlerini sözde kontrol
etmeye çalışıyorlar. Yani 1960’lı yıllara uzanan Ergenekon ile FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİ
yaptırdılar. PKK’yı 5 MİLYON KÜRT vatandaşımızı bölgeden uzaklaştırmak
için kurdular. Gibi…
6. Hatta Irak’a dahi girerler ve SONRA
ABİLERİ ABD “ÇIK” dediklerinde HEMEN çıkarlar. Maksat yeşillik olsun. Biz Türkiye’yiz…
Biz Güçlüyüz… Biz girdik… Biz çıktık hikayeleri ile birçok UCUZ SENARYO üreterek gündemde kalırlar.
Biz olmazsak HALİNİZ NİCE OLUR gibi BİLİNÇALTIMIZI ŞEKİLLENDİRMEye çalışırlar.
Sayın okurlar bakınız 1961’li
yıllarda kurulan bu holding Milyarlarca YTL.lik dev bir holdingtir.
220.000 civarında emekli olmuş
yada olmamış askerin bir oluşumudur.
Kar paylaşımı rütbeye göre
esas alınmakta.
OYAK’ın 40’tan fazla şirketi
car. 20.000 civarında çalışanı bulunmaktadır.
OYAK FİNANS, ÇİMENTO, OTOMATİV,
GIDA, KİMYA ve HİZMET gruplarından oluşur.
2003 net karı 661,4 milyon YTL. O yıl
Sabancı Holding 814 milyon YTL kar etmiştir.
Kazancınız %39,2’sini ortaklarına
dağıtmıştır. %60,8’i yatırım için kullanılıyor.
2003 yılı çimento üretiminde OYAK
Çimento Türkiye’nin en büyük üreticisi olmuştur.
Mardin Çimento, Elazığ Çimento,
Adana Çimento, Bolu Çimento, Ünye Çimento ve Oysa çimento olmak üzere 6 çimento fabrikası bu şirketin dahilindedir.
OYAK-RENAULT binek otomobil üretimi ve ihracatındaki
liderliğini 2003 yılında da sürdürmüş, yaklaşık 1.02 Milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek
1 MİLYAR DOLAR SINIRINI GEÇEN İLK ÜRETİCİ olmuştur. Ayrıca en fazla araç ithal eden şirket
ünvanını almıştır.
OYAK’IN SAHİP OLDUĞU DİĞER
FİRMALAR, Kimya endüstrisinde Dünya Gazetesinin en başarılı 3. şirket olarak seçtiği Hektaş,
2003 yılında yılın gıda markası olarak seçilen “Tukaş”, Atakent yatırımlarında
imzası olan OYAK Konut ve adı OYAK Bank olarak değiştirilen Türk Boston Bank.(şimdilerde satıldı)
OYAK Holding’in şirketlerinden
Omsan Lojistik’in Almanya, Fransa, Bulgaristan, Romanya ve Azerbaycan’da şirketleri var.
YETEEEEERRRR !!!
3 KERE
YETER !!! YETER !!! YETER!!!
BİTSİN ARTIK BU SÖMÜRÜ DÜZENİ!
Kızıldere Katliamı
Kahramanmaraş Cinayetleri
Başbağlar Katliamı
Madımak Oteli Katliamı
16 Mart Katliamı (1978)
Abdi İpekçi Cinayeti
Gaffar Okan’ın öldürülmesi
Org. Eşref Bitlis'e ait Helikopterin
Düşmesi
Turgut Özal'ın Zehirlenmesi
Uğur Mumcu Cinayeti
Ahmet Taner Kışlalı Cinayeti
Üzeyir Garih Cinayeti
Necip Hablemitoğlu Cinayeti - 2001
Hizbullah Olayları ve Cinayetler -2005-2006
HSBC Bankasının Bombalanması
Diyarbakırın Bombalanması
- 12 Eylül 2006
Bursa'daki Kürt işyerlerinin Kurşunlanması
Malatya'daki Kitabevi Cinayeti
Ümraniyede ele geçirilen bombalar
Şemdinli'de Umut Kitabevinin Bombalanması
Danıştay Saldırısı
Trabzon Mc Donalds bombalanması
Hrant Dink Cinayeti
Cumhuriyet Gazatesinin Bombalanması
Trabzon'daki Rahip Santaro'nun öldürülmesi
Fethullah Gülen'e Suikast Girişimi
Atabeyler Operasyonu
Diyabakır'ın Bombalanması
- 3 Ocak 2008
Bütün olaylarda Askerin parmağı
var. Yukarıda kendi yandaşları diye lanse ettikleri birçok KİŞİYİ KULLANDILAR SONRADA HARCADILAR.
Bu insanlar işte bu kadar VİJDANSIZ.
PKK ve DTP ile direk olmasa da muhakkak
öyle ya da böyle bağlantıları var. 30 sene PKK’yı bitirmedin de şimdi neden bitiriyorsun?
Çünkü, Kuzey Irak bölgesel yönetimi ile
ticaret yapacaklar PKK’yı aradan çıkarmak gerek. PKK’nın misyonu bitti. Bitmesi gerekti. Sen git
MİT aracılığı ile APO’ya milyonlarca dolar ver dağa çıkart. (PKK’yı neden
kurdular yukarıda söylemiştim. Yani anlayacağınız bir taşla kuş katliamı.) Eline de
bütün kirli işlerin listesini ver. Eroin, dilencilik, değnekçilik, kadın ticareti, organ mafyacılığı
vb. gibi. Sonrada 30 yıl sonra ortadan kaldır. Bakınız DTP kapanacak ve milletvekililer de tutuklanacaklar
az kaldı. :-) Sonra satın aldığın FOX TV’de probagandanı yap! KENDİN ÇAL KENDİN
OYNA.
Bakın ASKERLİK YAPAN BİLİR.
Bugün PAŞALARA kimse karışamıyor. Yani ÜLKEYİ SATSALAR kimsenin haberi olmaz. Ordu evleri 7 yıldızlı
otelleri aratmayacak konforda ve subay – astsubay burada neredeyse bedava denilecek fiyatlarda faydalanıyor. Paşalardan
ücret alınmıyor. İstedikleri kadar yiyor istedikleri kadar içiyorlar. Onlara her şey serbest. AFEDERSİNİZ
AMA KİMİN VERGİSİYLE BUNLARI YAPIYORSUNUZ?
Muhakkak bakmanız ve okumanız
gereken bazı link ve haberler:
Org.
Adnan Ersöz (İşbankası Yönetim Kurulu Üyesi);
12
Mart'ın ünlü darbecilerinden Org. Faik Türün (Umumi Mağazalar Yönetim Kur. Üyesi);
Org.
Süreyya Yüksel (Yaşar Holding Danışmanı);
Org.
İbrahim Şenocak (Etibank Yönetim Kurulu Başkanı);
Org.
İsmail Hakkı Akansel (PETKİM Danışma Kurulu Üyesi);
Org.
Vecihi Akın (AKSİGORTA Yönetim Kurulu Üyesi);
Org.
Doğan Özgöçmen (Yapı Kredi Bankası Yönetim Kur. Üyesi);
Org.
Suat Aktulga (LASSA);
Org.
Şeref Akıncı (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi);
Org.
Kemalettin Eken (Şekerbank Turizm Yönetim Kur. Üyesi);
Org.
Sabri Deliç (Profilo Holding Başkan Yardımcısı);
Oramiral
Bülent Ulusu (AKSA Yönetim Kurulu Üyesi); TİKKO gerillası oğlu Cemil Oka'yı ihbar ederek öldürten Org.
Nazif Oka (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi);
Tümg.
Cemil Mete (Minex Savunma Sanayi Yön. Kur. Üyesi);
Tümg.
Hayri Sözen (Borusan Danışmanı);
Tümg.
Servet Bilgi (Bekoteknik Yönetim Kur. Üyesi);
Tuğg.
Tanju Erdem (Yaşar Holding Danışmanı);
Tuğg.
Fikri Topsever (AKSA Personel Müdürü);
Tuğg.
Sezer Bilgili (Pamukbank Denetçisi);
Tuğg.
Şahap Ar (Alarko Holding Yönetim Kur. Üyesi);
Tuğg.
Sıtkı Sunday (Otomarsan Başkan Vekili);
Tuğg.
Orhan Köker (Profilo Holding Müşaviri);
Tuğg.
Yılmaz Oral (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi);
Tuğg.
Kamuran Gümüşsoy (GİMA Yönetim Kur. Üyesi.)
Sayın
okurlar, eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) başkanlığını
yapıyor. Ülker’e ‘yeşil sermaye’ etiketi vuran ve askeri garnizonlarda satışını
yasaklayan Genelkurmay’ın istihbarat biriminin başında bulunan, emekli Koramiral Turhan Özer, 2005 yılı
sonunda Ülker’in 10 kişilik İstişare Konseyi’ne getirildi. Tümgeneral Armağan Kuloğlu,
PKK koordinatörü olarak atanan Orgeneral Edip Başer ve Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar
Merkezi’nin (ASAM) yönetiminde, Kıdemli Kurmay Albay Atilla Sandıklı Türkasya Stratejik Araştırmalar
Merkezi (TASAM) Genel Müdürlüğü görevinde, Tuğgeneral Süleyman Canpolat Dışişleri Bakanlığı
Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yönetim Kurulu’nda, Tuğgeneral Nejat Eslen ise Global Stratejik
Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü’nde bulunuyor. Think tank kuruluşlarında adına sıkça
rastlanan askerler, siyasete de heves ediyor.
Yurtbank, Egebank,
Sümerbank, Esbank, Yaşarbank, İnterbank, Bankkapital, Etibank, Türk Ticaret Bankası, Bank Ekspres ve Es Bank
gibi şirketlerin yönetim kurulu üyesi olup banka sahipleriyle anlaşarak FONA DEVREDENLER yine ONURSUZ VE ŞEREFSİZ
PAŞALARDIR.
BU ÜLKE İÇ SORUNLARINI NASIL AŞAR?
Bütün görevlerde yetkiler azaltılacak
!
Cumhurbaşkanının Yetkisi
azaltılacak!
YÖK Başkanı ve Rektörlerin yetkileri
azaltılacak!
Anayasa Mahkemesinin yetkisi azaltılacak
ve TBMM’ye müdahale edemeyecek!
Askerin Yetkisi azaltılacak! (Dokunulmazlığı
kaldırılmalı ve devlete karışamaz hale getirilmelidir!)
Atanmışlar hükümetin işine
karışmayacak! Karışan görevden alınacak!
Yani kısaca TBMM, Olağanüstü Kararlar
alabilen tek yer olmalıdır.
Sayın Okurlar, bugün size ÜLKEMİZİN
GERÇEK SORUNUNU gösterdim.
Bir gerçekler var.
İki suni gerçekler var.
Üç suni gerçeklerin gölgesi var.
Yetmişli yıllardan bugüne işlenen
cinayetler ve faillerinin bulunamaması, yönetilen ülkemiz ve refah düzeyimizin düşük olması SUNİ GERÇEKLERİN
GÖLGESİNİ gösteriyor.
Televizyona yansıtılan haberler,
PKK gibi naylon terör örgütleri ve Ordumuzun kahramanlıkları SUNİ GERÇEKLERİ gösteriyor.
Bugün size aktarmaya çalıştığım
MAKALEM ise GERÇEKLERİ GÖSTERİYOR.
İran kendi üretimiyle elde ettiği silahlarla özellikle son aylarda düşmana göz dağı
verircesine tatbikatlar ve silah tanıtımları yapıyor.
07 Ağustos 2007 / 11:00
İran kendi üretimiyle elde ettiği silahlarla özellikle son aylarda düşmana göz dağı verircesine
tatbikatlar ve silah tanıtımları yapıyor.
İran ordusu tarafından çekilen tatbikat klibinde
fono yerleştirilen metal müziği ile ABD'nin silah tanıtımı kliplerine de gönderme yapılmasıda
ihmal edilmemiş. Çünkü ABD silah tanıtım kliplerinde bu tarz müziği kullanarak yakarım yıkarım
psikolojisini enjekte ediyor. Ancak klibin editörü bu kilple "zor yakar yıkarsın" mesajını çoktan vermiş
bile.
The Messenger of God (may peace be upon him) said: 'God
the Exalted and Majestic said: Every act of the son of Adam is for him, except fasting. It is (exclusively) meant for Me and I (alone) will eward it. Fasting is a shield. When any one of you is fasting on a day,
he should neither indulge in obscene language, nor raise the voice; or if anyone reviles him or tries to quarrel with him
he should say: I am a person fasting. By Him, in Whose Hand is the life of Muhammad, the breath of the observer of fast is
sweeter to Allah on the Day of judgment than the fragrance of musk. The one who fasts has two (occasions) of joy, one when
he breaks the fast he is glad with the breaking of (the fast) and one when he meets his Lord he is glad with his fast.'
Avoiding Darkness The pressure of social conformity
is hard to escape with the confines of the city, and human beings find it easier to go with the current rather than move against
it... Read the full talk
Chinese Whiskers Over the years, since becoming a
Muslim, I have been accused of saying and doing things I have neither said nor done. Stories spread from person to person,
whether intentionally or not, the result is that some people are led into thinking I am connected to causes I don’t
believe in or subscribe to.Read all FAQ's
Celebrating the Prophet (pbuh) In a World where people are surrounded by darkness,
ignorance and fear, it is a sign of hope to be celebrating Islam’s message of peace and light, and the last great Messenger,
born and chosen to deliver them to all mankind. Read the full talk
Yusuf Islam: The Journey The Journey from Cat Stevens to Yusuf Islam,
in search for the centre of the Universe... Start the Journey
Music: A Question of Faith or Da'wah? Exploring the foundations
and opinions of using music in light of the tranditional Islamic teachings. This is the most recent paper written by Yusuf
Islam about this topic. Download PDF
Yusuf awarded Peace Prize In a wonderful
start to 2007 Yusuf has learned he will be awarded the Mediterranean Prize for Peace for his continued work to increase peace
around the world.
The Life of the Last Prophet Special Edition Digibook The influence of Muhammad's prophethood is visible in everything that the world now contains: beliefs and patterns of
thought, culture and civilization, morals and modes of living, knowledge and learning.... read more
Mountain of Light assigns a percentage of its sales proceeds to “Small Kindness”,
the humanitarian relief charity headed by Yusuf Islam. By buying and not copying our products you are helping orphans and
families and supporting the various educational projects the charity runs.
Diyalogcuların İslâm inancını temelden dinamitleyen bir cümleleri de şöyle:
“ ‘Benim dinim son dindir’ inancından vazgeçilmelidir.”
08 Aralık 2007 / 13:41
Diyalogcuların İslâm inancını temelden dinamitleyen bir cümleleri de şöyle: “
‘Benim dinim son dindir’ inancından vazgeçilmelidir.” PAPALIĞA göre, Hıristiyanlaştırmada
en büyük engel; Müslümanların, Muhammed aleyhisselamın son Peygamber olduğu, O’na inanmayıp yolunda
gitmeyenlerin sonsuz olarak Cehennemde kalacağı, inancıdır.
Bu inancı yıkmak için bazı
fikirler ileri sürmektedirler. Meselâ şu ifadeler onlara bir örnektir: “Kur’an-ı Kerim’in
bazı ayetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihî sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı
Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir.
Bugünkü İncillere ve Tevrat’a inanan Yahûdi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili ayetler,
hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahûdi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını
bağlar.” (Mehmet Oruç – Diyalog Tuzağı) Nitekim, ülkemiz Dinler Arası Diyaloğun önde
gelen temsilcisi Fethullah Gülen, bu konu ile ilgili ayetleri yorumlarken; Yahûdi ve Hıristıyanlarla ilgili Kur’an-ı
Kerim’de geçen ayetleri, bilinen mânâlarının dışında çok farklı bir düzeyde ele alıyor.
‘Ayetlerde geçen düşmanlığın o günün Yahûdi ve Hıristiyanlarını içine aldığını,
Kur’an’ın kullandığı aynı üslubun, bugünün Yahûdi ve Hıristiyanlarını
içine alacak diye bir şart, bir mecburiyet olmadığını, âyetlerin kesin, fakat bugünkü Yahûdi ve Hıristiyanları
içine aldığının kesin olmadığını’ ifade etmektedir. (Fethullah Gülen - Hoşgörü
ve Diyalog İklimi) Şu ifadeler de Fethullah Gülen’e aittir: “Kur’an-ı Kerim, Kitap
Ehline çağrıda bulunurken ‘Ey Kitap Ehli, aramızda müşterek olan kelimeye gelin.’ Nedir o
kelime? ‘Allah’tan başkasına kulluk yapmayalım.’ Allah’a kul olan başkasına
kul olmaktan kurtulur. İşte gelin sizinle bu mevzu üzerinde birleşip bütünleşelim. Kur’an devamla
‘Allah’ı bırakıp da bazılarımız bazılarımızı Rab edinmesin.’
diyor. Dikkat edin bu mesajda ‘Muhammedür Resulullah’ yok.” (Fethullah Gülen - Hoşgörü ve Diyalog İklimi)
“Yahûdileri ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan âyetler ya Hz. Muhammed döneminde yaşayan
ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahûdi ve Hıristiyanlar hakkındadır.” (Fethullah
Gülen – Küresel Barışa Doğru) “Herkes Kelime-i Tevhid’i esas alarak çevresine bakışını
yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hattâ Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü, yani, ‘Muhammed Allah’ın
Resulüdür’ kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet
bakışıyla bakmalıdır.” (Fethullah Gülen - Fasıldan Fasıla) “Gülen, Kur’an-ı
Kerim’de Hıristiyanlarla, Yahûdilerle ve müşriklerle ilgili geçen sert ifadelerin uç noktayı temsil ettiğini,
Yahûdi ve Hıristiyanlarla diyalog kurup dostluk tesis edilebileceğini, ‘Kur’an’ın onları
dost edinmemek konusundaki nehyinin (yasağının) hususi şartlarda olduğunu, bunu umumileştirmenin
Kur’an’ın ruhuna aykırı olacağını’ Üstad said-i nursi ‘Münazarat’
kitabında bildirdiğini ifade etmektedir.” (Mehmet Oruç – Diyalog Tuzağı) Bu düşünceleri
teyid eden şu ifadeler de Ahmet Şahin’den: “Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim
olan Kelime-i Tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal
mertebesidir…….Ehl-i Kitap ile Âmentü’de ittifak halindeyiz.” (Ahmet Şahin Zaman 17.4.2000) Diyalogcuların
İslâm inancını temelden dinamitleyen bir cümleleri de şöyle: “ ‘Benim dinim son dindir.’
inancından vaz geçilmelidir.” Şu cümleler diyalogcuların önde gelenlerinin ifadelerindendir: “80’li
yıllarda başlattığımız ‘Dinler Arası Diyalog’ projesinde hayli mesafe aldık.
Bu konuda en büyük desteği bize Diyanet verdi……. Sivil kuruluşlardan ise destek Gazeteciler Yazarlar
Vakfı’ndan geldi. Vakfın onursal başkanı Fethullah Gülen Hoca bize büyük destek verdi. Bütün bunların
üstünde Diyalog konusunun Türkiye’deki mimarı Prof. Dr. Mehmet Aydın’dır.”
YAPILAN VE SÖYLENENLERİN İSLÂM İNANCI AÇISINDAN İRDELENMESİ On dört asırdan beri
İslâm toplumlarını İslâm alimleri yönlendirmişlerdir. İslâm alimlerinin dayandığı
esaslar ise sadece Kur’an ve hadisler olmuştur. Bu bakımdan bazı inceliklere dikkat etmek mecburiyeti
vardır. ‘Müslümanım’ dediği halde diyalogculuk yapanlara yüce dinimizin itikatla, inançla alâkalı
bazı temel esaslarını hatırlatmak gerekmektedir. Bazı âyet ve hadis mealleriyle, İslâm alimlerinin
ifadelerini yorumsuz alıyoruz. “Allah indinde hak din ancak İslâm’dır.” (Ali İmran
Suresi – 19) “Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa Suresi – 80) “Mü’minler,
mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu
bırakmış olurlar.” (Ali İmran Suresi – 28) “Allah Resulü’ne biri geldi ve:
‘Ey Allah’ın elçisi! Hıristiyanlardan Allah’a ve Resulü’ne inanarak İncil’e
sadık biri veya aynı şekilde Allah’a ve Resulü’ne inanarak Tevrat’a bağlı biri,
sonradan sana tabi olmazsa, bu kişiler hakkında ne buyurursunuz?’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sas)
şöyle buyurdu: ‘Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu ümmetten biri veya Yahûdi ve
Hıristiyan bir kişi beni dinlemez ve getirdiğimi kabul etmeden ölürse, kesinlikle Cehennemlik olur.’
” (İmam-ı Ahmed bin Hanbel – Müsned) “İmanın temeli mü’mini sevmek ve kâfiri
sevmemektir.” (İmam-ı Ahmed bin Hanbel – Müsned) “Cennete sadece Müslüman olanlar girer.”
(Buharî) “Bana iman etmeyen Yahûdi ve Hıristiyan mutlaka Cehenneme girecektir.” (Hakim) İmam
Rabbani (ks.)’nin bu husustaki beyanları da şöyledir: “Doğru imanın alameti, kâfirleri
sevmeyip onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti olan şeyleri yapmamaktır. Çünkü İslâm ile küfür birbirinin
aksidir. Bunlardan birisine kıymet vermek diğerine hakaret ve kötülemek olur. Allahü Teâlâ kâfirlerin kendi
düşmanı ve Peygamberinin düşmanı olduklarını bildiriyor. Bir kimse kendini Müslüman zanneder.
Kelime-i Tevhidi söyleyip ‘inanıyorum’ der. Namaz kılar ve ibadet eder. Halbuki bilmez ki böyle Allah’ın
dostlarını sevmemek, Allah’ın düşmanlarını ‘şu iyilikleri de var’ diye
sevmek gibi çirkin hareketleri onun imanını temelinden götürür. Allahü Teâlâ’nın düşmanlarını
sevmek insanı Allah’tan uzaklaştırır. Onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça sevgiliye
dost olunmaz.” Buraya bu husustaki âyet ve hadislerin sadece az bir kısmı alınabilmiştir. Bu
bilgiler; Diyalog’un İslâm’ın temel inancı karşısındaki konumunu apaçık ortaya
koymaktadır. Bu bakımdan başta Diyalog anlayışının, imam-ı ibn-i teymiyye ,mustafa
islamoglu, imam-ı humeyni ,İmam-ı Azam, İmam Şâfi, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam Malik, İmam
Maturidî, İmam Eş’arî, İmam Gazalî, İmam Rabbânî, İmam Birgivî, Ebu-s Suud Efendi, Mevlânâ
Celâleddin gibi alimlerin eserlerinin röntgeninden geçirilmesi zarureti vardır. İsmi zikredilen bu zatlar nevzuhur
kişiler olmayıp birer ilim abidesidirler. Bunlar ilim dünyamızı, kafalarımızı, gönüllerimizi
aydınlatan; yollarını takip etmekten şeref duyduğumuz büyüklerimizdir. Onların röntgeni vasıtasıyla
gönüllerdeki arızalar görülmeli ve giderilmelidir.
DİYALOĞA KAPILANLARA BAZI HATIRLATMALAR Ortadoğu’nun kan gölü haline geldiği
zamanı yaşıyoruz. Mezheblerin ve meşreblerin mensupları el birliği edip ABD ve İsrail firmalarının
ürettiği malları almasalar, o malları boykot etseler onlar açısından büyük bir çöküş meydana
gelirdi. Ayrıca o mallara verilen paralar Müslümanlara atılan kurşun olmazdı. O zaman da Ortadoğu
kendi sahipleri tarafından idare edilirdi. Acaba sözüm ona diyalogcular bunu niye düşünmezler? Diyalogculara
ve onları takip edenlere bazı hususların hatırlatılması gerekmektedir. Ortadoğu’nun
kan gölü haline geldiği zamanı yaşıyoruz. Mezheblerin ve meşreblerin mensupları el birliği
edip ABD ve İsrail firmalarının ürettiği malları almasalar, o malları boykot etseler onlar açısından
büyük bir çöküş meydana gelirdi. Ayrıca o mallara verilen paralar Müslümanlara atılan kurşun olmazdı.
O zaman da Ortadoğu kendi sahipleri tarafından idare edilirdi. Acaba sözüm ona diyalogcular bunu niye düşünmezler?
Yoksa ABD dolarları veya İngiliz sterlinleri başka türlü düşünememe psikolojisi mi meydana getiriyor?
Ülkemizde ve diğer pilot bölgelerde misyoner ve diyalogcular bu çalışmaları yaparken Batı toplumu
içinde içten içe bazı hadiseler olmaktadır. Yukarıda kısaca temas ettiğimiz iğrençlikler karşısında
Batı’da başta papazlar olmak üzere pek çok kimsenin Müslüman olduğu görülmektedir. Bu; akıl, mantık,
ilim, vicdanın gösterdiği yoldur. Akıl, mantık, ilim ve vicdanın dalalete, kölelik psikolojisine,
ihanete ve paraya tapınmaya karşı zaferidir. Yusuf İslam adını alan Cat Stavens, Raci Garaudy
adını alan Roger Garaudy, Maurice Bucaille bu asil kalplilerin ve sistemli düşünenlerin ilk akla gelen şahane
örnekleridir. Dünyada zaman zaman film festivalleri yapılmaktadır. Bu festivallerde en iyi oyuncu, yapımcı,
senarist gibi sanatkârlara mükâfatlar verilmektedir. Son festivallerden birinde cinsî sapıklık alanında
en iyi oyunu sergileyenlere mükâfatlar verildi. Halbuki ikiyüzlülük alanında rol yapan öyle kimseler vardır ki bunlar
pek çok Hollywood yıldızını sollayacak kabiliyete sahiptirler.
'..DTP'li Hasip Kaplan, DTP'nin laiklik konusunda bir sigorta olduğunu ve kendilerinin olmadığında
Güneydoğu'da şeriatin öne çıkacağını öne sürdü...'
Tezgah altında pişirilen politik zehir: “İslamsız Kürtler ve İslamsız
Türkler”
FikritakipCom'dan Akif Çarkçı'nın Analizi
DTP çizgisindeki siyasilerin ve aydınların din konusundaki resmi yaklaşımı neyse, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin resmi ideolojisine Jakoben bir üslupla sahip çıkan kalabalığın din konusunda geliştirdiği
tez de odur. Tuhaflığı şüphe götürmeyen bu fikri birliktelik nereye kadar devam eder bilinmez, ancak,
hem DTP’nin hem de resmi tezi kendi emellerine göre kullanan güruhun ülkenin başına ne belalar saracağı
ortadadır. Bu topraklarda İslam paydasında birleşerek yüz yıllarca kardeşçe yaşamış
iki toplumun arasına nifak tohumları ekmenin diğer adı bu fikri birlikteliği devam ettirmektir.
Büyük
bir musibetle sonuçlanması kaçınılmaz olan din karşıtı bu görüşten ya resmi tezi jakoben
bir üslupla dayatanlar vazgeçecekler ya da DTP bölge gerçeğinden haberdar bir siyaset güderek Kürtlerin Müslümanlığı
üzerinden kendisine siyasetin merkezinde meşruiyet sağlamaktan vazgeçecektir. DTP’nin meşruiyet kaynağı,
dini değerleri hafife alarak siyasetin merkezinde kendine alan açmak değil, terörist örgütle bağını
tamamıyla koparmak, sonra da gerçek insan hak ve özgürlükleri paydasında ülkenin diğer sağduyulu kesimleri
ile barışmaktır. Kürt ya da Güneydoğu sorununun çözümüne barışçıl, hakkaniyetli katkı
sağlamak isteyen DTP’nin ilk atacağı adım bu olmalıdır. Ancak DTP bilerek ve isteyerek
sanki başka bir arayışın içerisindeymişçesine dini ve toplumsal değerleri karşısına
alarak kendi üzerindeki şaibeleri savmak istiyor. Bu şaibelerin neler olduğu ise gün gibi ortada.
Hatırlanacağı
üzere silahlı kuvvetlerin yetkili ağızlarından geçmiş zamanda sadır ve vaki olan Türkiye’deki
iki ana tehlikeden birisi irtica, diğeri ise bölücü Kürt terörüydü. Şimdi aynı ağızdan terör örgütünün
meclisteki siyasi ayağı olarak nitelenen DTP bu iki tehlikeden birisi olan “kendisini” (silahlı
kuvvetlerin görüşüne göre) irticadan ayırarak tek gerçek iç tehlikenin irtica olduğu konseptini güçlendirmeye
çalışıyor. Hem de resmi söylemle ağız birliği yaparak. Şimdi bu paragraf üzerinde düşünün
ve acı gerçeği siz yakalayın.
Vakit Gazetesi'nin haberine göre bir dönem Abdullah Öcalan'ın
avukatlığını yapan DTP milletvekili Hasip Kaplan, DTP'nin laiklik konusunda bir sigorta olduğunu
ve kendilerinin olmadığında Güneydoğu'da şeriatin öne çıkacağını öne sürdü. Üstüne
üstlük Kaplan, DTP'nin kapatılması ve etkisizleştirilmesi durumunda bölgede dindarlığın hakim
olacağını da söylemekten çekinmedi.
Öcalan'ın laiklik konusundaki görüşlerinin belli
olduğunu da ifade eden Kaplan bu görüşlerin Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesiyle ve cari uygulamalarıyla
örtüştüğünü belirterek hem laikliğin hem de sosyal devletin teminatı olduğunu da söyledi.
Kaplan
başörtüsünün serbest bırakılmasına karşı olduklarını da belirterek şunları
söylüyor: "21. yüzyılda bunlarla mı uğraşacağız? Bunların dayanağı istismardır.
Bakın anayasa hazırlıyorlar, bunu da serbest bırakmak isteyecekler. Türban simge olarak kullanılmamalıdır.
Başörtülü savcı, avukat olmaz. Başörtülü hakim olamaz.”
Ezelden beri sağduyulu aydınların,
namuslu, Türkiye gerçeğinden haberdar bilim adamlarının Kürt sorununun çözümünde İslam faktörünü önemli
bir çimento olarak görmelerine karşılık İslamsız bir toplum hayali ile yanıp tutuşan ve
aslında küresel güçlerin makro planlarına bilerek ya da bilmeyerek alet olan, payandalık eden, etnik kimliği
ne olursa olsun her kendini bilmez sözde aydın ve siyasetçiler Türkiye’yi bir bataklığın içine doğru
sürüklüyorlar.
Eğer bugün son günlerde yaşanan müessif terör olaylarının etnik bir çatışmaya
dönüştürülme ihtimali varsa bu ihtimali körükleyecek en kötü tavır, profan ve değerden arındırılmış
toplum üretmeye dayalı politika gütmektir. Halkların kardeşliği gibi görünürde masum ancak özde sorunlu
bir yaklaşımı benimseyen Marksist ideoloji ne yazık ki sosyolojik gerçeklikten uzak durarak iki ayrı
etnik kökene mensup toplumun biribine düşürülmesi sürecine bilinçli ya da bilinçsiz olarak katkı sağlıyor.
Oysa
İslam, “ancak mü’minler kardeştir” düsturunu insanlığa hediye ederek, gerçek kardeşliğin
etnik mensubiyette olmadığını, inanç birliğinin kardeşliğin temeli olduğunu vaaz ediyor.
İslam kardeşliğinin tesis edilmesinden korkan dış ve iç mihraklar bölgede oynanan kirli
oyunlarının bozulmaması için İslamsız Kürtleri ve İslamsız Türkleri kullanarak hem bir
etnik çatışmanın hem de sonu parçalanmaya gidecek çözümsüz bir sorunu iyice pekiştirmenin temellerini
atıyorlar maalesef. İşte oyun budur. Bu oyuna gelmemesi beklenen, bu ülkenin vazgeçilmez iki gerçeği Türkler
ve Kürtler ancak İslam ortak paydasında birleşebilirler. Dil ayrı, örf ayrı, etnisite ayrı.
Sadece din ve inanç bir. Bu sosyolojik gerçeği artık görmek ve kabul etmek lazım.
“Kart-
kurt” tezinden sonra “Kürt kökenli vatandaş” söylemine evrilen ulusalcı cephe siyasetçi ve aydınları
Kürt’e Kürt, Türk’e Türk diyebilmenin dayanılmaz hafifliğini yaşamadıkça, DTP, dini politikasına
alet etmekten vazgeçmedikçe, Kürt sorunu ile terör sorunu birbirinden ayrı tutulup bölgede siyasi ve ekonomik tedbirler
alınmadıkça, herşeyden önemlisi İslam kardeşliği vurgusu sorunun çözümü için yegane anahtar
olarak görülmedikçe bölgedeki sıkıntılar sona ermeyecektir.
ABD’nin ve ekseninde duran
emperyalist güçlerin kirli emellerinin depreştiği bölgede İslamsız bir Kürt toplumu ve İslamsız
bir Türk toplumu oluşturarak iki toplumun kardeşlik bağlarını çözmek oyununa gelinmesi demek Irak’tan
sonra Türkiyenin parçalanması, gücünün azaltılması demektir. Bu acı sonuç ayan beyan ortada durmaktır.
İslami duyarlılıkları azaltılmış iki toplumun etnik gerekçelerle birbirine nasıl kolay
düşürebileceğini hayal etmek bile kötü. Kuzey Irak’ta fiilen kurulan Kürt devleti de eğer İslamsız,
İsrail’e entegre bir Kürt toplumu özlemi içerisindeler ise vay bölge insanlarının haline vay!
Din
karşıtlığını esas edinmiş zevata ise söyleyecek sözümüz şudur: Bu ağır vebalin
altından nasıl kalkacağınızı şimdiden düşünseniz iyi olur değil mi beyler!
"Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın,
bölük bölük olmayın ve anın Allah'ın size verdiği nîmeti, anın o zamanı ki düşmandınız
birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nîmetiyle kardeş oldunuz. İçinde ateş dolu bir çukurun
tam kenarındaydınız, sizi kurtardı oradan. Allah, doğru yolu bulursunuz diye delillerini böyle açıklar
işte." ali imran 103
Bu ülkenin/coğrafyanın bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek
insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla.
Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı... İnananlar kardeştir. Aynı
şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak, ölmek, Türk’ü, Arap’ı, Laz’ı, Çerkez’i,
Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya yani iradeye. Altı yüz yıl beraber
ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşûm bir salgın,
maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihine hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametin
ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz.
Eleştiri, soru ve önerileriniz icin e mail lerinizi
bekleriz.
baş örtüsüne karşı duyarlı olmak zorundayız tüm ümmet olarak
irade her güçlügü yener
Yabancıların müslüman olmalarına sebepler
Bir çok diplomat, devlet, ilim ve fen, hatta din adamlarının
müslüman oluşları, İslâmiyetin büyüklüğüne hayran kaldıklarındandır. Misyonerler, milyarlar
harcayarak Hıristiyanlık propagandası yapıyorlar. Hâlbuki propagandasız birçok yabancı, İslâmı
seçmiştir. Bu sebeplerin birkaçı şöyle:
1-
İslâmda tek ilah vardır. Hıristiyanlıktaki üç tanrı inancı, ilim sahiplerince saçma görülmüştür.
2-
İslâm, sadece ahiret saadetini değil, dünyada da mutlu yaşamanın yollarını bildirmiştir.
3-
İslâmda, her çocuk günahsız doğar. Hıristiyanlıkta ise, günahkâr doğar. Bu da, akla, ilme, aykırıdır.
4-
İslâmda, ibâdetlerin mabette yapılma şartı yoktur. Her yerde ibâdet edilebilir. Hıristiyanlar, kilisede
putu, papazı aracı yaparak ibâdet eder.
5-
İslâmda günahları yalnız Allah affeder. Hıristiyanlıkta, güya papazın, günahları affetme
ve dinden çıkarma yani aforoz etme gibi yetkisi vardır.
6-
Yahudi kendini asil bilir. Hıristiyan, zenciyi aşağı görür. İslâmda ise ırk, renk ve dil ayrımı
yoktur.
7-
İslâmda bütün peygamberler beşer, yani insandır. Ancak seçilmiş, günahsız insandır. Hiç kimse,
diğerlerinin günahını çekmez. Hıristiyanlıkta, Hz. İsa Oğul tanrıdır, günahkârların
affolması için çarmıhta ölmüştür. Bu da akla ve ilme aykırıdır.
8-
İslâmda hurafe yoktur. Diğer dinlerde ateşe, güneşe, taşa, heykele tapılır.
9-
İslâmda, "Dinde zorlama yoktur" düsturu vardır. Hiç kimse dine girmeye
zorlanmaz. Hıristiyanların dine sokmak için yaptıkları işkenceler ve mezheb kavgaları meşhurdur.
10-
İslâm, iç temizliği yanında, dış temizliğe de çok önem verir. Meşhur Versay Sarayında
yıllarca bir hela yoktu. Bu, Hıristiyanların ne kadar pis olduğunu göstermeye kâfidir.
11-
İslâm, sömürüyü reddeder. Bunun için kapitalizmi, komünizmi kabul etmez. İslâm hariç, hiç bir dinin ekonomi sistemi
yoktur. Bugün Hıristiyan ülkelerde kapitalizm hakimdir.
12-
Müslümanların geri kalışları sebebi, dinlerinin icablarına uymamalarındandır. Hıristiyanların
maddi refaha kavuşmaları ise, dinlerinden uzak kalmalarındandır. Müslümanlıkta cahil olan dinden
çıkar, Hıristiyanlıkta ise, âlim olan Hıristiyanlığı bırakır.
13-
İslâmda, alkol, uyuşturucu ve kumar haramdır. Zinanın cezası ise, ağır olduğu için,
fuhuş yaygınlaşamaz. Hıristiyan Batı, fuhuş bataklığı içindedir.
14-İslâm,
en yeni ve en son dindir. Kur'an-ı kerim, günümüze kadar hiç bozulmadan, bir kelimesi bile değişmeden gelmiştir.
Hâlbuki İncillerin birbirini tutmadığını herkes bilir.
15-İslâm,
kadınlara çok kıymet vermiş, onlara en büyük hakları tanımış, (Cennet anaların ayağı altındadır) buyurmuştur. Hiçbir din kadına bu değeri
vermemiştir.
16-İslâm
dini bir milletin değil, bütün insanlığındır. Allahü teâlâ, (Rabbülâlemin)dir, yani bütün âlemlerin
Rabbidir.
Niçin Müslüman oldum?
(Atlas Okyanusu ile Akdenizin birbirine karışmadığını
gördüm ve ilmen de tesbit edilmiştir. Bunun 1400 sene önce Kur'an-ı kerimde bildirildiğini duyunca, müslümanlığın
hak din olduğuna inanıp müslüman oldum.) Kaptan
Kusto (Fransız)
Kur'an-ı kerim, Allahın adı ile başlıyor,
Allahın birliğini bildiriyordu. Hayretim arttı. Tevhid dini olan müslümanlığı seçtim. Cat Stevens (İngiliz)
İslâm, çağları ardında sürükliyen bir dindir.
Müslüman olmakla, çağlarüstü dini seçmiş oldum. Roger Garaudy (Fransız)
Anarşinin ancak İslâm ahlâkına sahip olmakla
önleneceğine inandım. İçkiyi bıraktım, tesettüre girdim ve namaza başladım. Tına Gfanzıl (Alman)
İslâmda, ırk, renk ve dil farkı gözetilmediğini,
herkesin eşit olduğunu, namaz kılarken de rütbe ayrımı yapılmadığını gördüm.
Müslüman oldum. Thomas Clayton(Amerikalı)
İslâm, en iyi şeyleri ihtiva eder. Hiç bir dinde kardeşlik,
İslâmdaki gibi değildir. Dr. Rolf Freiherr (Avusturyalı)
İslâm, sevgi, doğruluk, temizlik ve güzel ahlâkı emrettiği
için müslüman oldum. A.Uemura (Japon)
İslâmı akla da uygun bulup müslüman oldum. Cecilla Cannolly (Avusturyalı)
İlim Çinde de olsa alın sözünü okudum. İslâmın
ilme verdiği önemi görünce müslüman oldum. Mr. Board
(Amerikalı)
İslâm, israf ve cimriliği yasaklayan, maddi- manevî
her hususta en güzel kaideleri olan dindir. Albay Ronald Rockwell
(Amerikalı)
İslâm dünya ve ahiret mutluluğunu gösterdiği
için müslüman oldum. B.Karai (Zengibar)
Putlara değil de, bir Allaha ibâdet etmeyi, doğruluğu,
emanete riayeti, insanların haklarını gözetmeyi emreden İslâmiyeti kabul ettim. Necaşi (Habeş İmparatoru)
Tufeyl bin Amr, usta bir şairdi. Onun gibi şiirden anlıyan pek azdı.
Kur'an-ı kerimi okuyunca, onun şiir ve beşeri bir söz değil, ilahi bir kelam olduğunu hemen anlayıp
müslüman oldu.
Rahman
ve Rahim olan Allah'ın adıyla! hz.Muhammed'in iznindeyiz Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd ederiz.
Efendimiz, Rehberimiz, Resulümüz, Serverimiz olan Muhammed Mustafa (sav)'ya selat ve selam olsun.
Ya Rabbi!...
Hakkın batıl, batılın da hak görüldüğü, hak ile batılın birbirine karıştığı,
insanların hak diye batıla rağbet edip, batıl diye hakka tepki göstererek dışladığı
bu zor ve sisli dönemde bize yardım et. Hakkı bize ve herkese göster.
Ya Rabbi!... Nefsin istek ve temennilerinin
sonu olmadığını, insan onun peşinden bir adım yürüdü mü birkaç adım daha atmak zorunda
kaldığını, hevasına bir yoldaşlık etti mi, pek çok temennisine de yoldaşlık etmeye
mecbur olduğunu, nefsin isteklerine bir kapı araladık mı pek çok kapı daha aralayacağımızı
nefse bir sefer itaat etmekle pek çok fesada düşeceğimizi, ta ki Allah göstermesin hak dergahından kovuluncaya
kadar bunun devam edeceğini bize idrak ettir ve bizi hevâsına uyanlardan eyleme.
Ya Rabbi!... İç alemde
zafer kazanılmadan meydan savaşında zafer kazanılamayacağını, eğer iç alemimizde hakkı
yüceltmemişsek dış alemde küfre üstünlük sağlayamayacağımızı bize idrak ettir. Hem
iç alemde hem de dış alemde zaferler nasib et.
Ya Rabbi!... Va'desi gelip takdir ettiğin zaman ölümün
kaçınılmaz olduğunu, savaşla barışla yada insanın bulunduğu yerin güvenli olup olmaması
ile ilgili olmadığını, evde oturmanın ölümü erteleyemeyeceği gibi Senin yolunda mücadele etmenin
de ölümü yaklaştırmayacağını bize idrak ettir.
Ya rabbi!... Bu dinin hakimiyetinin sıkıntı,
korku, zorluk, zindan, hicret ve şehadetten geçtiğini, Allah'ın rızasına ve cennete böyle ulaşıldığını,
ahirete inanmayan düşmanlarımız bile da'vaları için bu sıkıntılara katlanırlarken,
bizim gevşekliğimizin ancak iman eksikliğinden kaynaklandığını bize idrak ettir. İmanımızı
arttır, ayaklarımızı sabit tut ve bize kaldıramayacağımız ağır yük yükleme.
Geçemeyeceğimiz imtihanlarla bizi imtihan etme. <******>******>
Ya Rabbi!... Bizi Mü'min kardeşlerimize karşı şefkatli merhametli ve tevazu sahibi;
kafirlere karşı da şiddetli ve tavizsiz kıl.
Ya Rabbi!... Kardeşlerimizle bir bedenin uzuvları
gibi olduğumuzu ve bedendeki bir uzvun rahatsızlanması ile diğerlerinin de rahatsızlandığını
bize idrak ettir. Ve o bilinçle hareket etmeyi nasib et.
Ya Rabbi!... Başımıza gelen musibetlere üzüldüğümüz
gibi kardeşlerimizin başına gelen musibetlere de üzülmeyi, kendimiz için sevindiğimiz her durumda kardeşimiz
için de sevinmeyi nasib et.
Ya Rabbi!... Tüm insanlara ve kardeşlerimize karşı kalbimize sonsuz bir
sevgi yerleştir. Ancak bu sevgi bizi adaletsizliğe ve sevdiğimizin hatasını görmemeye sevk etmesin.
Ya Rabbi! Bugün dünyanın dört bir yanında bölük pörçük olan Müslümanlara birlik beraberlik ve vahdeti nasip
eyle. Zulme, küfre, ve emperyalistlere karşı Ümmeti yek vücut yaparak mücadele etmeyi nasip eyle.
Ya Rabbi!...
Müslümanların topraklarını işgal ederek yer altı ve yerüstü kaynaklarını sömüren, bunun
için her türlü mel'aneti işlemekten geri kalmayan zalimleri kahr-u perişan eyle. Ya Rabbi!... Şüphesiz
yerin ve göğün hazinelerinin sahibisin. Ğani, Rezzak olan ancak Sensin. Senin Resulünü ve ashabını davasından
geri döndürmek için nasıl ekonomik boykot ve tecrit politikaları uygulandı ise bugünde Onun yolundan gidenlere
aynı boykot ve tecrit politikaları uygulanmaktadır. Çocuk, kadın, yaşlı demeden taraftarların
aç bırakılmaktadır. Resulünün üzerinden bu boykotu nasıl kaldırdın ve zalimlerin planının
boşa çıkardın ise bugün de yardımını göndererek zalimlerin hile ve oyunlarını boşa
çıkar. Ğani ve Rezzak sıfatınla bizleri rızıklandır.
''MEDENİYET DEDİĞİN AÇMAKSA BEDENİ, ETRAFINIZA
BİR BAKIN,HAYVANLAR SİZDEN DAHA MEDENİ''
M. AKİF ERSOY
EY
ÜMMETİ MUHAMMED s.a.v UYAN! Uyan da bak zulmün cellâdı, zalimin korkusu, mazlumun perdedarı sen misin?
Ne oldu sana; ne oldu da bu kadar umarsız, bu kadar serseri, bu kadar duyarsız oldun... Sen zulümle savaşırken
ortaya yüreğini koyardın, yüreğin mi yaralandı en orta yerinden yoksa duygularını mı bağladın?
Tek dişi kalmış medeniyet canavarlarının arasında yutuldun mu? Çığ mı düştü
üstüne? Sele mi kapıldın zulmün yamacında? Odağı cehennem olan bir kuyunun dibinde misin? Yasıyor
musun biçare yoksa ölü müsün ölüleri bile utandıran halinle...
Sen nasıl çıkacaksın YARADANIN huzuruna? Peygamber 'ümmetim ümmetim' diye fer yâd ederken sen bu ümmet
katliamına seyirci mi kalacaksın? Destek olmayacak mısın kardeşine yoksa köstek olmak mı gelir
isine? Sen ki söz verdin GALU BELA’DA, söz verdin MEVLA’YA. Uyan su gafletten. Taslar ağaçlar dile geldi,
hepsi cihada gidiyor. Uyan! Sözünü tutma vaktidir su an. Yedi kat yerin dibindeki ölüler dirildi, şanlı ruhlar geldiler
cihada, SEN YOKSUN! Melek’lerin gözünün yasini sil artik. Evliyaların, şühedaların kemikleri sızlamasın...
ARTIK UYANMA ZAMANI GELMEDiMi EYYY MÜSLÜMANNNN! Haydi, Ey Müslüman Kiralım Gaflet Zincirini. Vakit artik
Uyanma zamanıdır. Dua Mümin’in Silah’ıdır. Haydi, simdi Eller Dua’ya. Bir gece vakti
ÜMMET’İ MUHAMMED s.a.v için, Kendiniz için Dostlarımız ve Hastalarımız için
Dünya üç gündür; dün, bugün ve yarin. Dün geçti. Yarinin gelecegi belli degil. Öyle ise; bugünün kiymetini bil! Hasan-i
Basrî Rahmetullahi aleyh
dogan medyasının yazdıklarına ve yayınladıklarına çok dikkat edin, zira bölünme,
parçalanma ve yıkmaya dair bu ülkede ne varsa yılanın başı bunlardır. Uyanık olmalı,
bize her “dayatılan” haber ve yorumu kabullenmemeliyiz. Biraz sorgulamalıyız yahu bu ne koyunluk,
bu ne gaflet hali böyle?! Bazı bloglarda gördüm bu kabullenişleri de o yüzden diyorum hemen kabullenmeyin
koyun gibi diye!! Ki bu Doğan medya kuruluşunun başındakilerin ne Türk’lüğü belli,
ne müslümanlığı ne de Türk ve Türkiye severliği.
İşte o haber..
“Kurtlar Vadisi” dizisinin kahramanlarından Muro’nun meşhur repliği “nalet olsun
içimdeki insan sevgisine” şeklinde. Doğan Medya Grubunun İsrail yanlısı yayınlarını
görünce “lanet olsun içinizdeki Siyonizm sevgisine” demekten kendimizi alamıyoruz. İşte bize bu
cümleyi söyleten gelişmeler;
“Filistin’deki katliam” Doğan Medya Grubu gazete ve televizyonlarında farklı bir bakış
açısıyla veriliyor. “Siyonist gözlük” takan ve soykırıma Tel-Aviv’den bakan bu kuruluşlar
İsrail’i haklı çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Özellikle grubun “Amiral gemisi”
Hürriyet ve “ağır abi” takılan Milliyet’e göre bu katliam “kahrolası” Hamas
yüzünden gerçekleşmiş. Nitekim Hürriyet ilk büyük saldırıdan sonraki manşet haberinde kullandığı
“İsrail savaş uçakları, iki günde 200 Katyuşa roketi atan HAMAS’ı dün yoğun
hava saldırılarıyla yerle bir etti” ifadeleriyle, sanki İsrail’in HAMAS’ın saldırısı
karşısında harekete geçtiği izlenimini vermeye çalıştı. *
İlk gün katliamı ufak bir haberle geçiştiren Milliyet’in manşeti ise izinsiz ağaç
kesilmesini işleyen “Yasal katliam”dı. Öldürülen yüzlerce insanın ağaçlar kadar değeri
yoktu. Bu kadarcık ayıpla yetinmeyen Milliyet dün de “tuhaf bir haber”le okuyucularının
karşısına çıkma pişkinliğini gösterdi. Anlaşılan, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın,
İsrail’in Gazze saldırısının “soykırım” olduğunu belirtmesi Milliyet’i
rahatsız etmişti. Gazete, vekilin İsrail’i kınayan açıklamasını ”
vekilden tuhaf bir çıkış”başlığıyla verdi. Haberin spotu
ise ” milletvekili Zeyid Aslan, 380 Filistinlinin ölümüne neden olan İsrail saldırıları için tuhaf
bir çıkışta bulundu. Aslan, İsrail’in saldırılarını ’soykırım’
olarak niteleyerek, ‘Dün insanlığın karşısında uğradıkları zulümlerden
dolayı merhamet dilenenler, bugünün barbarları olmuşlardır’ dedi” şeklindeydi. Oysa asıl
tuhaf olan bu vekilin “anlamlı ve yerinde” açıklaması değil Milliyet’in “garip”
haberiydi.
Bilindiği gibi, “Kurtlar Vadisi” dizisinin kahramanlarından Muro’nun meşhur repliği
“nalet olsun içimdeki insan sevgisine” şeklinde. Doğan Medya Grubunun İsrail yanlısı
bu yayınlarını görünce herhalde Aydın Doğan ve çalışanları için ise: “Lanet
olsun içinizdeki Siyonizm sevgisine ve Müslüman nefretine” demekten kendini alamıyordur.
TEMBELLİGE VE MAZERETE SON
Halkımız arasında meşhur bir söz vardır. Derler ki: “İsteyen bir yol bulur, istemeyen
de mazeret bulur.” Bu söz, günümüzdeki Müslümanların bir bölümüne şıp diye oturuyor. İnsanlar yapmaları
gereken şeyleri “azgın nefis”in telkin ve teşvikleriyle yapmadıklarından dolayı
kendilerini temize çıkarabilmek için mazeretler uyduruyorlar. Uydurdukları mazeretleriyle kendi sığınakları
oluşturuyorlar. Halbuki bu tür davranış içerisine girenler ancak bilerek ya da bilmiyerek kendi kendilerini
aldatıyorlar. “Günahları”nı, “tembellikleri”ni, “ihmalkârlıkları”nı,
“vesveseleri”ni mazeret kılıfıyla örtmeye çalışanların “zerre miktarı
hayır ve şerrin hesabının görülecegi” günde imtihanı kaybetmesinden endişe ediyoruz. Günümüzün
tembellik ve mazeret içerisinde bocalanan bazı meselelere bakalım, Hangi konularda tembellik yapıyoruz ? *
1.) Allaha kulluk noktasındaki tembellik en tehlikeli olanıdır. Bilindigi gibi tembel insanlar zamanında
yapacakları işi devamlı ertelerler. Namaz kılınması lâzım: Yarın kılarım
derler yarınlar bir türlü gelmez. Ramazanda Oruç tutması gereklidir: Bin türlü mazeret hazırlar. Zengin sınıfında
ise Zekat vermesi icabeder: Hep bir sonraki sene toptan veririm der ama miktar arttıkça ertelenen sene sayısı
da artar. Bu ve buna benzer İtikat,İbadet,Muamelat, ve her türlü dini noktalarda Allaha kullugunu erteleyen Müslüman
öyle bir zamana rastlarki; Ecelin ertelenmedigi vakit gelmiştir. Hayıflanmak, üzülmek, esef etmek te artık
çare degildir. Aklımızı başımıza alalım ve her âmelimizi zamanında yapmaya ğayret
edelim. Çünkü yaşadıgımız hayatın yedegi yok. Ahirette de kandırılacak, aldatılacak,
mazeret dinliyecek birilerini bulamayacagız. 2.) Kitabımız Kur’ân’ı Kerime yeterli derecede
vakıf olmaktan uzagız. Kuranı anlamıyoruz, İşin garip olan tarafı anlamaya da çalışmıyoruz.
Hep birileri okusun, birileri anlatsın lâkin biz yüzünden dahi okuyamayalım. Eger böyleysek acınacak durumdayız
demektir ve en kısa zamanda Kurana hizmet yönünde önce kendimiz kitabımıza sarılacagız, sonra eşimize
ve çocuklarımıza Kuran sevgisini aşılıyacagız. Çevre çevre Kuran halkasını genişletecegiz.
Kuranın hizmetçisi olacagız. Çünkü Peygamber efendimiz mealen buyuruyorki: ** sizin en hayırlılarınız
Kuranı ögrenen ve ögretenlerinizdir.** Müslümanlar için çok önemli olan bu müjdeli habere sımsıkı sarılacagız.
İnanıyoruzki; Kurtuluş sadece Kuranda ve İslamdadır... 3.) Müslümanlar Kur’ân’ın
sınırlarını çizdiği helâl-haram hudutlarını kesinlikle ihlâl edemezler. Yalnız bu
hudutları tayin etmek te İlim ile olur. Onun için Kitabımızı çok okuyacagız. Anlayana, kavrayana
kadar ondan kopmayacagız. Zorda kaldıgımız her an ona sarılacagız, Edebimiz, âhlakımız,
Yaşantımız, velhasıl her adım atışımız kitabımıza uygun olacak. Kuranı
anlamaya götürücü bütün ilimlerden faydalanacagız. Tefsir, Hadis, Akait, Fıkıh, Kelâm, İnsanlık ve
İslam tarihi gibi ilimleri okuyup ögrenmeye ğayret edecegiz. Bu yolda bütün imkanlarımızı harekete
geçirecegiz. Kuran ögrenimi ve ögretimi ile geçen zamanımız bilelimki; Vakitlerin en güzeli olacaktır. Kitabımızı
ögrenemezsek nasıl yaşayacagız ? Sahabe önce 10.Ayet ögreniyordu. Sonra ögrendiklerini yaşıyor, hayatına
tatbik ediyordu, sonra bir 10. Ayet daha ögteniyor ezberliyor böyle böyle İlim – Âmel bütünlügünü yaşamada
bizlere örnek oluyorlardı Allah (cc) onlardan razı olsun. *4.) İlim tahsili konusundaki vurdumduymazlığımız
ne yazıkki günden güne artmaktadır. Bu konu daha iyi anlaşılır ümidiyle AMARAT tan misal verelim.
Daha çok degil otuz kırk sene önce yüzlerce Kuran Hafızı vardı ve bu insanlar bildiklerini ilimleri ölçüsünde
çevre köylerle, kentlerle paylaşıyorlardı. Yaşı 45-50. nin üzerinde olanlar çok iyi bilirler, gençlerde
Ana-babalarından, büyüklerinden konuyu araştırabilirler. Peki ne olduda Kuran Hafızlıgından
koptuk ? Neden şimdilerde İlim adamı yetiştiremiyoruz ? Ne olur artık dünyamızı mamur hâle
getirmeyi, dünya malına canla başla sarılmayı birazcık erteleyelim birazda Dinimiz için ğayret
sarf edelim. İnanıyoruzki; Dinimiz düzelirse hem dünyamız, hemde Ahiretimiz nurlanacaktır. Şükürler
olsun çogumuzun hali vakti yerinde, imkanlarımız çok geniş. Alahın dinine sarılmayı ertelemeyelim.
Artık tembellik ve mazeret zamanı geçti diyelim ve Dinimizi saglam kaynaklardan ögrenelim ve Hayırlı âmellerle
hem dünyamızı hem Âhiretimizi kurtaralım... * 5.) Müslümanların İnsanlıga faydalı olacak
faaliyetlere koşması zaruridir. Bu tür sosyal faaliyetlerden kişinin kaçması kendi kendinden kaçması,
kendi kendisini aldatması demektir. Müslümanlar artık kendilerini ciddiye almalarının vaktinin geldigini
hesap etmelidirler. Akıl baliğ yaşını idrak etmiş olanlardan itibaren kimse kendisini geri planda
göremez. Yaşı ilerleyenler * Artık yeşeripte bostanmı olacagım * düşüncesiyle kendilerini
bu hizmetin dışına çıkaramazlar. Bu din kadını, erkeği, yaşlısı , genci,
Fakiri, zenginiyle yaşanmak için Rabbimiz tarafından Peygamber efendimiz (sav) aracılıgıyla bizlere
ulaştırılmıştır. 1400. Küsur senelik geniş bir İlmi birikim bizlere kadar taşınmıştır.
Bizlere sadece İhlasla,İslam dinine sarılmak kalıyor Tekrar ediyoruz Tembellige ve Mazerete geçit yok
diyecegiz. Arif Nihat Asya ne diyor şiirinde: * Hâla ne diye oyunda oynaştasın. Fatihin İstanbulu fethettigi
yaştasın.* Evet kendimizi ciddiye alalım. Biz ciddiye almazsak hiç kimse bizi adam yerine koymaz. Yaratılmışların
en şereflisi oldugumuzu bilelim ve buna lâyık olalım... 6.) Şeytanın en büyük ugraşı bütün
insanlıgı yoldan çıkartmak için çalışmak ve bu ugurda Kıyamete kadar ğayret göstermektir.
Aman Şeytana ve şeytanın uşaklarına fırsat vermeyelim. Şeytan Haramları, günahları,
Dinimizin çirkin buldugu bütün âmelleri allayıp pullayıp yandaşlarına güzel gösterecektir. Haramların
kapısını sonuna kadar açacak Zinacıyı, içkiciyi, kumarcıyı, yalancıyı, iftiracıyı,
hasta ve illetli beyinlilerin hepsini geçici olarak koruma altına alacak, onların dostu gibi görünecek, Vesvesesi
ile muhatabını sapıklıga sürükleyincede zevk ten dört köşe olacak, İnananların kalbine
şirk tohumlarını atmak için asker sayısını sürekli artıracak, İsyan bayragının
Kıyamete kadar taşıyıcılıgını üstlenecektir. Aman şeytanın hilesine, desisesine,
aldatmalarına kapılmayalım. Uyanık olalım. Kış uykusuna yatmış olanları
da uyandırmaya ğayret edelim. Ömrümüzün geri kalan kısmını Allaha ve Peygamberine (sav) baglılıkla
geçirelim. Unutmayalım: Şeytan bizim günahlardan tevbe etmemizi istemez. Şeytan bizim Hidayete, kurtuluşa
kavuşmamızı istemez. Şeytan bizim Allaha sıgınmamızdan hoşnut olmaz. Şeytan bizim
Namaz kılmamızı , SECDE etmemizi istemez. Müslümanlar günah işledikten sonra, Pişmanlık duyup
tevbe kapısına yapışınca o kusur ve günahlarından kurtulacakken, Güzel niyetleriyle iblisi çatlatması
gerekirken Hâla tembellik ve Mazeret hastalıgını gündemde tutarak hayatını sürdürüyorsa o insanın
alçalışı ve düşüşü hızlanır Allah korusun * ESFELİ SAFİLİNE * Yani aşagıların
aşagıların aşagısına yuvarlanır. İnsanlık şerefini ayaklar altına alır
ve Hayvanlardan daha aşagı derecelere iner. Akıl nimetinin bize tanıdıgı güzellikle diyoruzki
Allaha ve onun Rasülüne (sav) İtaat etmekle Şeytanı, lanetli iblisi çıldırtalım. Allahın
gazabına ugramaktan korunalım. Samimiyetle ve sadakatla dinimize baglanalım, sarılalım. Mazeret kulpuna
sarılıp oradan ayrılmamak bir hastalıktır. Peki, bu halden kurtulmanın çaresi nedir? Ne yapmalıyız
ki, nefsimizin esiri olmaktan kurtulup kusurlarımızı kabul edip islah yolunda ciddi adımlar atmak gibi
bir yola girebilelim? Hakkı hak bilip Hakkı kabul edecek, batılı batıl bilip, batıldan şiddetle
kaçınacak bir şuur kazanabilelim? Bunun için ilk yapılacak şey samimi olmaktır. İkincisi, kişinin
kusurunu anlaması ve bu kusurdan dolayı yaptıklarından pişman olmasıdır. Bunlar temizlenmenin
rıza makamına ermenin ilk basamağıdır. Bundan sonra, bu noktaya gelen kula istiâze (şeytandan
ve her türlü şerlerden Allah’a sığınmak) ve istiğfar (tevbe etmek) kapılarına ihlâsla
ve bir daha şeytana dönmemek üzere yönelmek gerekir... Dahası var: Bundan böyle ibadette devamlı olmak, günahta
ısrarcı olmamak, sıkıntı ve musibetlerde “sabır” ve “takva” elbisesine
bürünmek icab eder... Artık nefsin elinden “mazeret uydurma” yetkisi alınmıştır. Bu yetkinin
alınmasıyla insan necat ( Yani kurtuluş) yolunu bulmuş demektir. Niyetlerimiz samimi olsun. İyilikler
içinde olmaya kesin tavırlarla yönelelim. Günahlarımız için mazeretler uydurmaya yeltenmeyelim. İmanda
sebat edelim. İbadetlerimizde sadakatimizi gösterelim. Allah (CC) kendisine kullukta samimi olanları daima yüceltir.
Şeytanın en önemli hedefi insanların doğru yoldan sapmalarını sağlamaktır. Bu amacını
gerçekleştirmek için her türlü yöntemi deneyen şeytan, insanlara sağlarından, sollarından, önlerinden
ve arkalarından yaklaşır. İrade kullanmayan bir kişi şeytanın çağrılarına
kolaylıkla kapılıp, onun istediği şekilde hareket eder. Buna karşın Allah'a teslim olan
iman sahipleri şiddetli Allah korkularından dolayı Rabbimizin razı olacağını tavırları
göstermede irade gösterirler. Dinden uzak yaşayan toplumlar üzerinde şeytanın tembellik telkini çok şiddetlidir.
Çünkü tembellik insanı İslam’ın getirdiği güzel ahlâktan uzaklaştırır. Eğer
düşüncede ve iradede şiddetli bir tembellik varsa, o anda bu kişinin dinin gereklerini hakkıyla yaşaması
mümkün olmaz. İnsanların çok büyük bir kısmı tembelliğin ne olduğunu tam olarak kavramazlar.
Tembelliği daha çok, emekli olmuş, hiçbir işte çalışmayan insanların özelliği olarak düşünürler.
Oysa tembellik sadece hiç hareket etmeyen, çalışmayı sevmeyen, dolayısıyla sürekli olarak yan gelip
yatan bir insan modeli değildir. Şeytan bu tür bir tembellikle de insanları yönlendirmeye çalışmaktadır.
Ama asıl önemli olan fikir tembelliği, yani düşünmemektir. Çünkü eğer insan iradesini hiç kullanmaz ve
şeytanın bu etkisine kapılarak düşünmekten kaçarsa o zaman anlayıştan yoksun, apaçık olan
gerçekleri göremeyen, düşünmesi gerekenler detaylıca anlatılsa bile bunları kavrayamayan bir insan haline
gelmektedir. Kur’an’da bu anlayışsız insanlara ve özellikle çok sayıda olmalarına pek
çok ayet ile dikkat çekilmiştir. *** Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.
(Bakara Suresi, 18) *** Dediler ki: ***"Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları
lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder. (Bakara Suresi,88)*** ***Peki, sana Rabbinden indirilenin gerçekten
hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen (a'ma) gibi midir? Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler.
(13 Suresi. 19)*** Allahım bizleri hakkı hak bilip hakka baglanan, Batılı batıl bilip batıldan
kaçınan ve korunan kulların zümresine dahil eyle.
Bu soru çok basit gibi görünse de, aslında
bütün sırlar bu sorunun arkasında gizlidir. Eğer bir kimse, bu sorunun cevabını doğru olarak
bilmiyorsa, boşuna yaşıyor demektir. Bir kimse, bu sorunun cevabını doğru olarak bilmeden ölüp
gitmiş ise, boşuna bir hayat sürmüş demektir. Eğer bir de cevabı yanlış olarak biliyorsa,o zaman durum daha da kötü demektir. Bu durumda denilebilir ki; şu dünyaya gelen
bir kişinin beklide ilk yapacağı ve en önemli işi bu soruya doğru cevabı bulmaktır.
Bu soruyu basite almamak gerekir. Cenab-ı Hak dahi
nefsi yarattığı zaman ona bu soruyu sormuş – Men ene, ve ma ente? Yani; Ben kimim ve sen nesin?
demiş; nefis ‘Ben benim, sen de sensin’ diye cevap vermiştir. Ona çeşitli azaplar vermiş,
hatta Cehenneme atmış ve sonra yine sormuş: Ben kimim ve sen nesin? Cevap yine aynı olmuş: ‘Ben
benim, sen de sensin’ Bu defa nefsi aç bırakmış ve yine sormuş: - Men ene, ve ma ente? Nefis bu
defa şöyle cevap vermiş: -Sen benim Rabbi Rahimimsin, ben senin aciz bir kulunum.
Demek nefis, benlik davasından kolay kolay vazgeçmez.
‘Ben kimim?’ sorusu, peşinden başka
soruları da getirir; sen kimsin?, bu insanlar kim?, bu hayvanlar neci, bu bitkiler ne?, bu dünya, bu ay, bu güneş,
bu yıldızlar ve bu kâinat ne? Bu gelenler, bu dünyaya niçin geliyorlar? Gelenler çok durmayıp kısa bir
hayattan sonra doymadan gidiyorlar, neden? Niye geliniyor, nereye gidiliyor? Ve hakeza… Bu ve buna benzer nice sorular…
Bu sorulara doğru cevap ancak ‘ben kimim?’ sorusuna verilecek doğru cevap ile bulunabilir.
Her insanın hususi bir alemi vardır. İşte
onun bu hususi aleminin şekli ‘Ben kimim?’ sorusuna verdiği cevaba göre olur. Bu sorunun doğru
cevabı kısaca şudur:
Ben, bu kâinatı ve mahlukatı yoktan var eden ve
her an onlarda tasarruf etmekte olan Allah’ın aciz bir kuluyum.
‘Ben kimim?’ sorusunun kısaca cevabı
budur. Böyle doğru cevabı bilir ve kabul edersen diğer sorularında doğru cevaplarını kolayca
bulabilirsin. O zaman dersin ki; bu insanlarda benim gibi Allah’ın yarattığı aciz birer kuldur.
Benim de, onlarında rızıklarını O veriyor. Beni de onları da eceli gelince O öldürecek ve hesaba
çekmek üzere beni de onları da O diriltecek. Böylece hiç kimseyi ilah derecesinde gözünde büyütmezsin. Bütün hayvan ve
bitkileri de Allah’ın yarattığını bilir ve O’nun eserleri olarak görürsün. Kâinata baktığın
zaman, koca koca gezegen ve galaksileri, bu kâinatın sahibi olan Allah’ın emrinde hareket eden ve O’na
boyun eğen haşmetli birer memur olarak görürsün. Bu durumda onlar sana dehşet vermezler. Deprem gibi hadiselerin
de dizgininin Allah’ın elinde olduğunu bilir ve korkmazsın. Çünkü bilirsin ki; bu alemde O demeden zerre
kıpırdayamaz. Peki hoşumuza gitmeyen bir şey olursa? O zaman dersin ki; madem O’nun izni ile olmuştur.
‘Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler’ der, tevekkül eder ve teslim olursun.
Her şeyi Allah’ın emrinde gördüğün
için, firavun gibi başını kaldırmaz ve O’nun emir ve yasaklarına göre yaşamak, artık
sana zor gelmez. Öyleya, ayların, güneşlerin kendisine itaat ettiği bir zata isyan etmek hangi akıl iledir?
Zerre kadar aklı olan bunu yapar mı? Madem O’nun mülkündeyim, madem beni O yarattı, madem beni yaşatan
ve rızkımı veren O, madem beni istediği zaman öldürüp, toprağa sokacak olan yine O; öyleyse, O’nun
emrini dinlemeyip te kimin emrini dinleyeceğim? İşte, böylece insan, sadece Allah’a kulluk ederek, kimseden
çekinmeden rahat bir hayat sürer.
Maalesef dünyada yaşayan insanların çoğu,
bu ‘Ben kimim?’ sorusuna doğru cevap veremediklerinden bu rahattan mahrumdur. Kendilerinin ne olduğunu,
niçin bu dünyaya geldiklerini, niçin yaşadıklarını ve nereye gittiklerini doğru olarak bilemediklerinden
diğer insanları da, bu dünyayı da, bu olayları da doğru olarak değerlendiremezler. Dolayısıyla
hayvan gibi yaşar, bazı süfli zevklerin peşinde ömürlerini tüketir ve bir şey anlamadan bu dünyadan göçer
giderler. ‘Tuh onların akıllarına’ de.
Buradan anlaşılıyor ki ‘Ben kimim?
sorusu, mutlaka doğru olarak cevaplanması gereken ve insanın hayatındaki en önemli ve en birinci sorudur.
Çünkü, her şey bu soru ile bağlıdır. Bu sorunun cevabını doğru olarak bulup, ona göre yaşamayan,
boşuna yaşamış demektir. Bu ise, basit bir şey değildir. Devletin en yüksek makamlarında
olsa da, servetçe en zengin insanlardan olsa da , teknolojide ilerleyip göklerde uçsa da, netice değişmez.
Şimdi sen kendi nefsine bak. Eğer canın istediği gibi yaşıyorsan, istediğin gibi
giyinip, istediğin gibi eğleniyorsan, istediğini yiyip istediğin yere gidiyorsan, istediğin zaman
yatıp istediğin zaman kalkıyorsan, istediğin gibi alış veriş yapıp isteğin gibi
davranıyorsan senin nefsin ‘ben benim’ diyen bir nefistir ve sahibini cehenneme götürür. Eğer sen, canın
istediği gibi bir hayat değil de Cenab-ı Hakk’ın istediği gibi, O’nun emir ve yasaklarına
göre bir hayat sürüyorsan, o zaman senin nefsin ‘Sen benim Rabbi Rahimimsin, ben senin aciz bir kulunum’ diyen
bir nefistir ki, ne mutlu sana, seni kutlar ve tebrik ederim.
Hikmetli Sözler
Haya imandan bir bölümdür Hayası olmayanın
imanı da olmaz
Kişinin namazdaki nasibi ,namazda olduğu kadardır
(Hadis-i Şerif)
Cennete giden yol Allah (c.c)'ın emirlerine sımsıkı
yapışmaktır yolun başlangıcı ise namazdır
Namazı olmayanın dini de yoktur ( Hadis-i Şerif)
Müslümanın her şeyi muslumana has olmalıdır.
yemesi,içmesi,giymesi hep Allah (c.c) tarafından belirtilmiştir.
Kafir ile musluman dış görünüşünden birbirlerinden
ayırt edilmelidir..
Müslüman kadın ve erkek öyle giyinmelidirler ki
kafirlere benzemesinler
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık Anlaki
yok Ulu Allahtan başkasına yakınlık (N.F.Kısakürek)
Namazın dindeki yeri başın vucuddaki yeri
gibidir
Allah (c.c)'a isyan olan yerde kul'a itaat yoktur
Müslüman sadece söylediklerinden değil,Söylemesi
gerekirken söylemediklerinden de sorumludur
İslamın hakimiyeti için ne kadar az gayret
gösterirseniz.Bilesinizki o kadar çok aksine uşaklık yapıyorsunuz demektir
Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler
elinden büyük iş gelmeyelerdir
Müslüman kimliğinden utanan değil o kimliğe
layık olmadığı için kendinden utanan kimsedir
Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı
bir ülkede düşünce adamı yetişmez
Dünyanın gidişatından ben müslümanım
diyen herkes sorumludur
Müslüman sadece yaptıklarından değil,yapması
gerekirken yapmadıklarından da sorumludur
Kötülüğün hakim olmaması için tek şart
iyilerin gayret göstermeleridir
Hicretin en faziletlisi Allah (c.c)'ın sevmediği
şeyleri terketmektir
Doğru söyleyip zincire vurulmak,yalan söyleyerek zincirden
kurtulmaktan iyidir (Sadi)
En fazilet li amel,Nefsin istediğinin zıddını
yapmaktır (Ebu Suleyman Daruni)
Davamız kuru bir dava değil,dunyaya islami hakim
kılma davasıdır (Ertuğrul gazi)
Allah (c.c)'tan korkusu olmayanı,Allah herşeyden
korkutur
Ameller niyete göredir
İnkarı gerekeni inkar etmedikçe,kabul edilmesi gerekeni
kabul etmedikçe iman edilmiş olmaz
Gerçek hürriyet Hakk'a köleliktir (Hz. Ali R.a)
Amellerin en faziletlisi Allah (c.c) için sevmek ve buğzetmektir
(Hadis-i Şerif)
Bir farzı vaktinde yapmak ,halis niyetle bin sene nafile
ibadetten daha iyidir (İmamı Gazali)
Cihadın en faziletlisizalim sultanın yanında
söylenen doğru sözdür (Hadis-i Şerif)
Cevahir varken pul neye yarar Aczini bilmeyen kul
neye yarar Herkes bir yol tutturmuş gidiyor ama Mevlaya gitmeyen yol neye yarar
İçindeki bir zayıfın hakkı güçlüden
serbestçe alınmayan bir millet hiçbir zaman kurtulamaz (Hadis-i Şerif)
Güzel ahlak hayırlı bir yoldaştır Akıl
hayırlı bir arkadaştır Edep hayırlı bir mirastır Kendini beğenmekten daha büyük
bir yalnızlık yoktur (Hz Ali R.a)
Kusursuz dost arayan dostsuz kalır (Mevlana K.s)
Sabır sevincin anahtarıdır (Hadis-i Şerif)
Kişinin yediğinin en iyisi kendi elleriyle
kazandığıdır(Hadis-i Şerif)
övbe eden gunahı yapmamış gibidir (Hadis-i
Şerif)
Hikmetin başı Allah (c.c) korkusudur (Hadis-i Şerif)
İbadet on kısımdır.dokuzu helal yemektir
(Hadis-i Şerif)
Acele şeytanın işidir (Hadis-i Şerif)
Sizden biriniz öfkelendiği zaman,hemen su bulsun ve o
suyla abdest alsın ki; yürekteki öfke ateşini söndürsün (Hadis-i Şerif)
Sokak ehli cehennem ehlidir ( Hadis-i Şerif)
Allah (c.c)'ın hayrı dilediği yerdedir
(Hadis-i Şerif)
Bütün belalardan razı olanlardan ,Allah (c.c) ta
razı olur (Hadis-i Şerif)
Her kim bir hastayı ziyaret ederse Allah (c.c) yolunda
700 gün oruç tutmuş sevabı alır (Hadis-i Şerif)
Hakk Teala kulunu sevince ona belalar gönderir.Bu belalara
sabreden kullarını da sever (Hadis-i Şerif)
Bir din kardeşinin,bir ihtiyacını giderenin
Allah-u Teala kıyamet günün de yetmiş ihtiyacını giderir (Hadis-i Şerif)
Salihler le sohbet etki, salihlerden olursun Zalimler
le sohbet etme, zalimlerden olursun (Mevlana K.s)
Açlık ve susuzluğa karşı nefsinizle
cihad eyleyin.Açlık ve susuzluğa dayananlara Allah (c.c) Yolunda cihat etmiş gaziler gibi ecir verilir
(Hadis-i Şerif)
Yüksek makamlara vasıl olmanın sebebleri acıktır
(Hadis-i Şerif)
Üç haslet bir kimsede varsa munafıktır : 1-Söz
söylerse, yalan söyler 2-Söz verirse, sözünde durmaz 3-Emanet edilirse,hiyanet eder (Hadis-i Şerif)
Suç ve günahın başı dünya sevgisidir (Hadis-i
Şerif)
Eline gecmeyecek şeyi aramak en büyük beladır
(Abdulkadir Geylani k.s)
Doğrusu çok şaşılıcak şey,Diller
ne güzel söyluyor kalplerde biliyor.Fakat amleler aykırı düşüyor (Hasan Basri)
Kötülüğü bilmeyen kişi onun tuzağına
kolay düşer (Hz. Ömer R.a)
Şüheda gövdesi baksana dağlar taşlar O rükü
olmasa dunya da eğilmez başlar Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor Bir
hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor (M.A.Ersoy)
Başkalarından en fazla şüphe edenler en güvenilmez insanlardır
(Thedguido)
Bildiğimizi zannetmemiz öğrenmemizin en büyük düşmanıdır
( Dr.C.Bernand)
Acılar sevgiyle tatlılaşır (Mevlana K.s)
Kanunlar örümcek ağına benzerler.Güçlü sinekler deler geçer,Küçük
sinekler takılır. (Balzac)
Birinin Allah (c.c) yolunda mucahidler safında durması.Allah katında
altmış sene (nafile)ibadetten daha faziletlidir (Hadis-i Şerif)
Suçsuz yere öldürülen kişinin Allah (c.c) katında altı mukafatı
vardır; 1-Kanın ilk damlasında günahları bağışlanır 2-Kabir azabından kurtulur 3-Cennetteki
yerini görür 4-Keranet(asalet) elbisesi giydirilir 5-Büyük korku,yani kıyamet dehşet dolu sıkıntılardan
emin olur 6-Hurilerle evlendirilir
Boş kafalı insanlar la mutavazi insanı ayırmak kolaydır.Çünkü
birincileri hep kendilerinden bahsederler (La Bruyer)
Ömür boyu zengim yaşamak isteyen,kalbine hırsı sokmasın
(Ebu Abdullah bin Antaki k.s)
Amellerin en faziletlisi vaktinde kılınan namaz,ana-babaya iteat
ve cihaddır (Hadis-i Şerif)
Ana-Babaya iyilik etmek ömrü artırır,yalan konuşmak rızkı
eksiltir,dua kazaya mani olur (Hadis-i Şerif)
Cennete ilk çağrılanlar,bollukta da sıkıntılı
anlarda da Allah (c.c)'a hamd edenlerdir (Hadis-i Şerif)
Elinle ettiğin hayrı...Dilinle etme zayi (Huseyin Kefevi)
Dört şey kişinin talihsizliğinden ve gafletindendir; 1-Gözlerin
ağlamaması 2-Kalbin katılaşması 3-Hayalperest ve aç gözlü olması (Hadis-i Şerif)
Hayat iman ve cihaddır (Bediuzzaman)
Ya onurlu ölüm,Ya nurlu zafer (Selahaddin Eyyubi)
Türlü türlü cefanın adını aşk koymuşlar. (Yunus Emre)
Demokrasimiz yasağı sever. (Receep Yazıcıoğlu)
Hakim ideoloji hakim sınıfın ideolojisidir.(C. Meriç)
Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesidir. (Beyazidi Bestami)
Zaman paraya benzer lüzumsuz yere sarfedilmedikçe daima yeter. (N. Kaplan)
Saatler bizimle alay eder .Ömrümüz saniye saniye biter. (H.İsmail)
İyi bir fikriniz mi var o halde bir şeyler yapın.
Her nefesde eyledik yüzbin günah bir günaha etmedik hiç bir gün ah. (Süleyman
Çelebi)
Zaman gösterdi ki cennet ucuz değil cehennem dahi lüzumsuz değil. ( Bediüzzaman)
• Çok bağışlayan ve tevbeleri kabul eden olduğunu,
• Allah'ın suçların cezasını hemen vermediğini, tevbe etme ve bağışlanma
dilemek için süre tanıdığını,
• Kullarına karşı çok merhametli olduğunu,
• Mümin kulları için cenneti istediğini,
• Müminlerin yaptıklarının karşılığını, hem dünyada hem de ahirette
noksansız olarak kendi fazlından da artırarak vereceğini,
• Sabredenlerin karşılığını, en güzeliyle vereceğini,
• Canımızı bağışlayan, sağlığımızı veren olduğunu,
• Hastalandığımızda bize şifa verdiğini,
• Bizi gerçek imana ulaştırmak için sürekli uyarıp korkuttuğunu ve çeşitli vesilelerle
kendisini hatırlattığını,
• İmanı bize sevdirenin ve küfrü de çirkin gösterenin Rabbimiz olduğunu,
• Dininden kim dönerse, onun yerine ondan çok daha hayırlısını getireceğini,
• Müminlerin yaptıkları kötülükleri örttüğünü,
• Kendisinden korkup sakınana, doğruyu yanlıştan ayırma anlayışını
vereceğini,
• Bize herkesten ve herşeyden daha yakın olduğunu,
• Sonsuza kadar Rabbimizle dost olabilmek için dua etmeyi SAKIN UNUTMAYIN
ŞEYTANIN VARLIĞINI...
Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O,
kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır. (Fatır Suresi,
6)
• Şeytanın bizim en büyük düşmanımız olduğunu,
• Her an, sabırla bütün insanları yanıltmak için beklediğini,
• Nimetleri fark ettirmeyerek şükretmenizi engellemeye çalışacağını,
• Özellikle ani olaylarda fırsat kollayıp her işte bir hayır olduğunu size unutturarak,
tevekkülsüz davranmanızı istediğini,
• Üzerinize bir ağırlık, öfke, boşvermişlik, dikkatsizlik, bencillik, kıskançlık,
unutkanlık vermeye çalışacağını,
• Tüm ibadetlerinizi, güzel ahlaklı olmanızı engellemek istediğini,
• Gerçek müminler üzerinde hiçbir etkisinin olamayacağını,
• Şeytandan geldiğini fark ettiğiniz en ufak bir vesvesede bile hemen Allah'a sığınmayı,
• En çok kullandığı tuzaklardan birinin UNUTTURMA olduğunu,
• Sizi Allah'ı anmaktan ve namazı kılmaktan da alıkoymak istediğini,
• Hak olana karşı direnmenin ve kibirin Allah katından kovulmuş şeytanın vasfı
olduğunu,
• Sizi en olmadık kuruntulara düşürmeye çalışacağını,
• Sizin Allah'a dua etmenizi, O'nu razı etmenizi, cennete gitmenizi asla ve asla istemediğini,
• En büyük hedefinin, sizin de kendisi gibi sonsuz azaba mahkum olmanız olduğunu,
• Hiçbir zorlayıcı gücünün de olmadığını, sadece insanları çağırdığını
SAKIN HİÇ UNUTMAYIN.
ALLAH'I ÇOK ZİKRETMEYİ...
Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin (Ahzab Suresi, 41)
• Rabbimizi her an zikretmeyi,
• Her an, ayakta iken, yatarken, otururken düşünerek Allah'ın adını anmayı,
• Üzerimizdeki sıkıntıların, işlerimizdeki karışıklıkların
giderilip, üzerimize kalp ferahlığının gelmesinin sadece Allah'ın zikriyle olacağını,
• Hiçbir şeyin (alış-verişin, ticaretin) Allah'ı zikretmemizi engelleyemeyeceğini,
• Allah'ı zikretmenin yaptımız herşeyden daha büyük bir iş olduğunu,
• Şeytanın Allah'ın zikrini unutturmaya çalıştığını ve bunu başarmak
için her fırsatı değerlendireceğini,
• Bir toplulukla karşı karşıya kaldığımızda bize kolaylık sağlayacak
olanın Allah'ı zikretmek olduğunu SAKIN UNUTMAYIN.
ÖLÜMÜN HER AN GELEBİLECEĞİNİ...
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve
siz bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)
• Kendimiz dahil ailemizdeki herkesin, arkadaşlarımızın, tanıdığımız
tüm insanların mutlaka öleceğinizi,
• Ölüm zamanımızı takdir edenin Rabbimiz olduğunu,
• Hepimiz için vakti belirlenmiş bir ecel olduğunu ve o an geldiğinde bunu hiçbir şekilde
engelleyemeyeceğimizi,
• Ölüm ile birlikte Rabbimize döndürüleceğimizi,
• Öldükten sonra bedenimizin hiçbir kıymetinin olmayacağını,
• Mezara, toprağın altına konulan bedenin kısa zamanda çürüyüp yok olacağını,
• Ölüm anındaki pişmanlıkla edilen tevbenin kabul olunmayacağını, bu yüzden geç
olmadan tevbe etmeyi,
• Dünyadaki bütün acizliklerin bize ölümü hatırlatmak için verildiğini,
• Ölümü düşünmenin insanı bütün hırslarından arındıracağını,
• Allah'tan "Müslüman olarak ölmeyi" istemeyi UNUTMAYIN.
YAŞADIĞIMIZ DÜNYANIN BİR GÜN
YOK OLACAĞINI...
Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır... (Muhammed Suresi, 36)
• Dünya hayatının uzun gibi görünse de, gerçekte bir tanışma vakti kadar kısa olduğunu,
• Dünyadaki "çekici süsler"in tümünün birer imtihan olduğunu,
• Herkese, öğüt alabilecek olanın öğüt alıp kendini düzelteceği kadar bir süre tanındığını,
• Kimin daha güzel davranacağının denenmesi için hayatın ve ölümün var edildiğini,
•
Dünya hayatının geçici ve ahirete kıyasla yararının çok az olduğunu,
• Dünyadaki nimetlerin, cennetteki gerçek nimetlerin çok eksik bir kopyası olduğunu, ahireti hatırlatmak
kastıyla özel olarak yaratıldığını,
• Allah'ın dilemesiyle kıyamet günü bütün dünyanın tamamen yok olacağını,
• Dünya hayatının yalnızca tutkulu bir oyalanma olduğunu, asıl yurdun ise ahiret olduğunu,
• Dünya nimetlerinin övünme aracı olarak görülmemesi gerektiğini,
• Gerçek müminlerin ahireti dünyaya asla hiçbir zaman değişmeyeceklerini UNUTMAYIN.
KIYAMET GÜNÜNÜN HIZLA
YAKLAŞTIĞINI..
İnsanlar sana kıyamet saatini sorarlar; de ki:"Onun bilgisi yalnızca Allah katındadır."
Ne bilirsin; belki kıyamet saati pek yakın da olabilir. (Ahzab Suresi,63)
• Kıyamet saatine her an biraz daha yaklaştığımızı,
• O gün şimdiye kadar hiç görülmemiş ve hiç duyulmamış olayların yaşanacağını,
• Hiç kimse şuurunda değilken apansız gelivereceğini,
• Hiçbir yere kaçışın olmayacağını,
• O gün herkesin Allah'a hesap vereceğini, verilen her nimetten sorguya çekileceğini,
• Bugüne kadar yaratılmış bütün insanların oldukları yerden doğrulup Rabbimize
doğru süzülerek gideceklerini,
• O gün yeryüzünün ve dağların yerlerinden oynatılıp kaldırılacağını
ve tek bir çarpma ile parça parça olacağını,
• O gün hiçbir yakın dost ve şefaatçinin olmadığını
itiraf edeceklerini,
• "Bizi buradan çıkar, salih ameller yapalım" diyerek çığlıklar atacaklarını,
• Cennet halkından su ve rızık isteyeceklerini, fakat tüm bunların onlara haram kılındığını,
• O gün birbirleriyle çekişeceklerini, birbirlerine lanet edeceklerini, birbirlerinin azapları için
dua edeceklerini,
• O gün bütün gücün yalnızca Allah'a ait olduğunu,
• Kahredici bir pişmanlık ve çaresizlik içinde içlerinin yanacağını,
• Allah'ın onlarla konuşmayacağını SAKIN AMA SAKIN UNUTMAYIN.
HER ANIMIZDA KURAN AHLAKINA
GÖRE HAREKET ETMEYİ...
Elif, Lam,Ra. Bu bir Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye
layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim Suresi, 1)
• Daima vicdanınızın sesini dinleyerek hareket etmeyi,
• Kendiniz, anneniz, babanız, yakınlarınız aleyhinde de olsa daima adaletli olmayı,